29 Kasım 2019 Cuma

KÜRTLER, PKK ve ABDULLAH ÖCALAN.., BÖLÜM 5

KÜRTLER, PKK ve ABDULLAH ÖCALAN.., BÖLÜM 5




A. ÖCALAN'IN PROFESYONEL ÖRGÜT OLUŞTURMA ÇABALARI 

Gerçekte başta Apo olmak üzere, Ankara'da Apo'nun oluşturduğu ilk 15-20 kişilik grup,tamamen profesyonel örgütçülerden meydana geliyordu.Ancak hedefe ulaşmak için resmi ve profesyonel bir örgüte ihtiyaçvardı. Gerçi bu insanların birbirleriyle olan ilişkileri de resmiyet arz ediyordu ama Apo başka işler peşinde idi. Baştan sona kadar tüm örgütsel faaliyetlerde ve kararlarda TEK ŞEF zihniyetiyle hareket eden bu megaloman; yine gerektiğinde ardına sığınacağı, " Partinin emri, Partinin kararı..." türünden demagojilere ihtiyacı vardı. Öte yandan ilişkiler, faaliyetler ve kadro sayısı genişledikçe zaten bir teşkilat yapısı kaçınılmazdı. 
Ankara'dan yola çıkan ilk profesyonel grubun tamamı üniversite öğrencisiydi. Okullarını işlerini bırakıp, aileleriyle de ilişkilerini kısmen askıya alıp, kendilerini tamamen örgüt işlerine ve çalışmalarına vermişlerdi. Bu şahıslar sırasıyla; Abdullah ÖCALAN, Cemil BAYIK, Kesire YILDIRIM (ÖCALAN), Ali Haydar KAYTAN, Duran KALKAN, Abdurrahman POLAT, İsmet ÖZKAN, Mazlum DOĞAN, M.Hayri DURMUŞ, Haki KARER, Baki KARER, Kemal PİR, Mehmet KARASUNGUR, Şahin DÖNMEZ, Mehmet UZUN, A.Rıza ALTUN dur.48 

Bu kişilerin 1976'dan itibaren faaliyet yürütmüş oldukları Gaziantep, Malatya, Elazığ, Tunceli,Kars, Diyarbakır, Ş. Urfa ve Batman gibi yerlerdeki ikinci kuşak ise henüz tamamiyle okulları ve iş yerleriyle ilişkilerini koparmamış yani henüz yarı profesyonel gençlerdi. Resmi örgütün kurulmasıyla 
Apo, bunların azami enerjilerinden faydalanacaktı.Resmi örgütlenmeye gitmek için, ilk etapta bir örgüt programı ve tüzüğü oluşturmayı planlıyordu. 
Örgütün tüzüğü, doğal olarak kuruluş esaslarını dile getiriyordu ve fazla bir orijinalitesi yoktu. Komünist partilerin klasik tüzükleri aşağı yukarı kopya edilmişti.  

Programa göre kurulacak partinin mücadele stratejisi, araçları ve yöntemleri Marxist-Leninist felsefeye göre tesbit ediliyordu. Bu dünya görüşüne göre; Türkiye'yi sömürgeci, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri sömürge Kürdistan olarak nitelendiriliyordu. Sömürge Kürdistan'ın kurtuluşu için de kurulacak Marxist-Leninist partinin (Temel Araç) önderliğinde uzun süreli bir halk savaşı (Temel Strateji) verilmesi öngörülüyor, halk savaşı neticesinde de Birleşik Bağımsız Demokratik Kürdistan (Temel Hedef) kurulacağı söyleniyor, Kürdistan'daki devrim Milli Demokratik Devrim olacağından uzun süreli halk savaşının zarureti vurgulanıyordu.  
Dolayısıyla ilk etapta gerekli niteliklere sahip bir partinin kurulması kararlaştırılıyor, partinin kuruluşunda yer alacak kadroların şiddet temelinde geliştirilecek bir mücadele ortamın da olgunlaşmaları belirtilerek bu husus özellikle "İstikbal Vaadeden" herkesin kulağına fısıldanıyordu. Peşinden Abdullah ÖCALAN hızla "Devrimci Şiddet" dediği terörü başlatıyor,Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun çeşitli yerlerinde çeşitli kesimlere mensup insanlar birer ikişer kurşunlanıyor, eylemlerin savunmasız insanları hedef alması, devlet güvenlik kuvvetlerinin gerekli bilgiden yoksun oluşu ve daha bir yığın nedenden dolayı yapılan eylemlerin hepsi başarıyla sonuçlanıyor, eylemlerde hiçbir kayıp verilmiyordu. 
Bu durum hızla büyümesinin nedenlerinden biridir.49 PKK' NIN  KURULUŞU Grubun Ankara çıkışlı ilk öncüleriyle, bu öncülerin Doğu ve Güneydoğudaki 
çalışanlarının gözdeleri olan bazı elemanların katıldığı bir toplantı Diyarbakır ili Lice ilçesi Fis köyünde 27 KASIM 1978 tarihinde yapılır. Bu toplanma bilinen 
anlamda bir toplantı değildir. Yani partinin kuruluşu için hazır bulunanların çeşitli konulardaki görüşlerini dile getirdikleri bir kuruluş kongresi değildir. 
Tamamen Abdullah ÖCALAN'ın kafasında tasarlanan bir eğitim çalışması niteliğindedir. Zaten Abdullah ÖCALAN bu anlayışını hala sürdürmektedir. 
Bu güne kadar yapılan PKK'nın tüm kongre, konferans ve toplantılarının özü ve biçimi bu ilk toplantının hep kopyası olagelmiştir. Fis Köyündeki toplantı 
PKK tarafından örgütün 1. Kongresi olarak kabul edilmektedir. Bu kongrede 7 kişilik bir yürütme komitesi seçilir. Merkez Komite üyeleri ise resmen belirlenmez fakat, toplantıya katılan herkese "Siz merkez komitesi üyesi olabilirsiniz"denir. Bu da Apo'nun özendirme ve çalıştırma taktiklerinden birisidir. 
Bu toplantıda Apo kendisini kurulan partinin genel sekreteri olarak ilan eder.Alınan ilk karar toplantının gizli tutulmasıdır. Partinin kurulduğu kesinlikle gizli tutulacaktır ve partinin bölge komiteleri ilk etapta inşa edilmeye başlanacaktır. Bu amaçla toplantıya katılanlar partinin bölge komitelerini kurmak üzere bölgelere dağılırlar. Bölge komitelerinin kuruluşunda bütün ileri düzeydeki kadrolara görevler verilir ve herkesten derhal işiyle, okuluyla ve en önemlisi aileleriyle bağlarını koparmaları istenir.Bu anlayış giderek yaygınlaştırılır, ilişkide bulunan herkesten işini gücünü bırakıp örgüt faaliyetlerine katılması istenir. Aslında ilişki koparma temelinde bir tuzak dayatılmaktadır.Militanlardan istenen örgüt faaliyeti, propagandadan ziyade askeri eylem biçimleridir. Bir yandan kurulan partinin alt örgütlemeleri oluşturulurken, esas olarak da yoğun bir eylem programı hazırlanmaktadır.50  Eylem programlarında belirlenen hedefler şunlardır;
Devlet güvenlik kuvvetleri ve bunların istihbarat kaynakları,
- Türk Milliyetçisi örgütler ve bunların önde gelen liderleri,
- Doğu ve Güneydoğudaki nüfuzlu ve popüler kişiler,
- Güneydoğulu milletvekilleri,
- Belediye başkanları,
- Aşiretlerin ileri gelenleri, Sosyal şoven olarak isimlendirilen tüm sol örgütler ve özellikle;
- Halkın Kurtuluşu örgütü,
- Devrimci Halkın Birliği,
- Türkiye İşçi köylü Partisi,
- Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri,
- Özgürlük Yolu,
- Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları 

   Böylece Abdullah ÖCALAN, bir bütün olarak Türkiye'deki sağcısından solcusuna; Kürtçü sünden tarafsızına kadar herkese karşı savaş ilan etmiştir. 
Sonuçta yalnız ideolojik olarak değil aynı zamanda siyaset alanında da ve esas olarak da eylem alanında "Bizden olmayan düşmandır" mantığını adamlarına 
hakim kılmaya çalışmıştır. Diğer yandan aile, akrabalık ve dostluk ilişkilerini de çizmiş olduğu mücadele metodu önünde "Ciddi ve tepelenmesi gereken"bir 
engel olarak görüyordu. Daha da önemlisi insanın doğuşundan var olan; biyolojik ve sosyo-psikolojik bir gerçek olan ayrı kişilikleri de kabul etmiyordu. 
Tek tip bir model dayatılmıştı. Bu modele uymayanlar çeşitli bahanelerle aşağılanıyor, bunaltılıyor du. Bir çok militan farklı olan kişiliklerini sanki öyle olmaması gerekiyormuş gibi kamufle etmek ya da gözden kaçırmak içinher şeyi göze alıyorlardı. Kimisi de kendini suçlayıcı bir mektup bırakarak kayıplara karışıyor yani; kaçıyorlardı.51 27 KASIM 1978 tarihinde kurulan PKK, varlığını 1979 yılı TEMMUZ ayında Millet vekili Mehmet Celal BUCAK'a saldırarak ilan etti. 
M. Celal BUCAK saldırıdan yaralı olarak kurtuldu. Böylece PKK eylemleri Kırsal Kesim Eylemleri ve Şehir Eylemleri olmak üzere iki temel kola ayrılmış oldu. 

Kırsal kesimlerdeki eylemlerin temel esprisi; birbirine düşman olan iki aşiret, kabile ve aileden birine yanaşarak ve onların desteğiyle diğerine saldırmaktı. 

HİLVAN'da bir aşirete dayanılarak SÜLEYMAN-LAR'a; SİVEREK'te gene bir aşirete dayanılarak BUCAK'lara saldırılmıştır. 
Bu aşiret olaylarında yüzlerce insan hayatını kaybetmiştir. Çatışmalar kısa sürede öyle bir hal almıştır ki, taraflar birbirinin kedisini köpeğini öldürür duruma gelmişlerdir. Öte yandan MARDIN 'de bir kabilenin maddi olanaklarına dayanılarak KAHRAMAN 'lara saldırılar yapılmıştır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu hadiselerin perde arkası kamu oyuna yansıtılmamıştır. Eğer bir gün ilgili kesimler bu hadiseleri gün yüzüne çıkarırlarsa ibret verici olaylar göreceğimiz kuşkusuzdur.  

Abdullah ÖCALAN böyle bir taktiğe; bu kesimlerden kadro, savaşçı ve her türden eleman temin edebilmek için başvurmuştur. Bu arada her şeye rağmen oyuna 
gelmeyen kabile ve aileleri çatışma içine çekmek için bir takım provakatif eylemlere girişiliyordu, önceden yapılan plan gereği geceleri herhangi bir kabilenin evi taranıyor, birkaç gün sonra da gidip, "Size saldıran olmuş, sizi biz koruyacağız" denilerek oralara yerleşiliyor du. Yine bilindiği gibi 1979-1980 yıllarında PKK militanları ile BATMAN ili civarındaki RAMAN aşireti arasında çatışmalar oluyordu. PKK'lılar; civar köyleri daha aktif hale getirmek ve kullanabilmek için SU ÇEKEN köyünde bir aileye bombalı paket göndererek bu ailenin katledilmesine sebep oluyor, ardından da SUÇEKENköyünü RAMAN aşiretine karşı üs olarak kullanıyorlardı.52 Şehirlerde ise tamamen"...." üstlenilerek sendika, dernek vb. gibi açık hedef olabilecek yerlerde faaliyette bulunan diğer sağ-sol örgüt ve kuruluşlara karşı eylemler geliştiriliyordu.NİZİP ilçesi ve benzeri yerlerde küçük imalathane sahiplerine mafya yöntemleriyle "ya malınya canın" tazında bir üslup ile yaklaşılıyor işçi ücretleri üç-dört kat yükselttiriliyor, ardından daişçilere, "Aylıklarınızı biz yükselttik, fazla paraları bize aidat olarak ödeyeceksiniz" deniyordu.İşçilerin büyük bir kısmı bu yöntemle zoraki sempatizan durumuna getirilmişti. Otoritenin yokluğundan dolayı köyler, kabileler, aşiretler adeta koyun sürüsü gibi güdülüyor, silah zoruylaistedikleri her §ey yaptırılıyor, NİZİP'teki işçilere de aynı baskılar uygulanıyordu. Profesyonel,hayatta bir baltaya sap olamamış üç-beş serseri adeta NİZİP işçilerini, paralarını, evlerini ipotek altına almışlardı. Bu dönemdeki APOCU faaliyetin bu yönüyle de incelenmeye değer yönleri vardır. 
Araştırıldığında ibret verici belgeler ortaya çıkacaktır. Kendileri az ve bilinmeyen adamlar oldukları için hedef olmadıklarından istedikleri gibi gezip dolaşıyor ve 
istedikleri zamanda cinayet işleyebiliyorlardı. Bu halleriyle de savunmasız insanlarca beladan korunmak için sözü dinlenir kişiler oluyorlardı. Bir çok gerekçe ile sol örgütlere saldırıyor, solculukta kararlı olanların APOCU olmaları sağlanıyordu.Kuruluş yıllarındaki PKK anlatılırken o zamanlar AYDINLIK Gazetesi ve çevresi ile olan çatışmalar hemen akla gelmektedir. AYDINLIK Gazetesinin manşetlerinden PKK hiç inmiyordu. "PKK MİT'in organize ettiği bir örgüttür...", "Cani çeteler, PKKIı cellatlar...", "Kürt halkını birbirine düşürüyorlar..." gibi bir yığın başlık ve yorumlar yayınlanıyordu. PKK da Aydınlıkçılar; "İngiliz ajanı", "MİT ajanı","Kemalizmin çanak yalayıcısı" şeklinde hitap ediyordu. PKK bu kişilere yalnız sözle değil eylemle de saldırıyor; Yöneticilerini Öldürüyor, AYDINLIK Gazetesinin Doğu ve Güneydoğu'daki dağıtımını engelliyor, bulduklarını yakıyorlardı.Bugün Kürtçülük konusunda anlaşmazlıkları olmayan Abdullah ÖCALAN ve PDA'cılar neden o günlerde birbirlerinin can düşmanıydı?53 Kim kime teslim olmuş veya uyum sağlamıştır bu bilinmez! Bu çelişkinin mutlaka bir cevabı olmalıdır. APO olsun onlar olsun, geçmişten günümüze politikalarında bir sapma olmadığını yayınlarında ve konuşmalarında iftiharla yineliyorlar. Ancak geçmişten günümüze bu değişiklikliğin nedeni merak konusu dur. PKK örgütü kurulup örgütlenmesine rağmen o yıllarda bir-iki istisna dışında hiç bir yayın faaliyetinde bulunmadan, hiçbir dergi çıkarmadan ve geniş anlamıyla hiçbir kitleye propaganda çalışması yapmadan eylemleriyle kamuoyunun gündemine gelip oturmuştur. 
Türkiye'de bu tür işler kolaydı ve bir serseri iki el ateş ederse kahraman oluyordu. Örnek olarak; PKK'nın bir kaç militanı köyündeki evinde yemek başında oturan M. Celal BUCAK'a saldırdıktan sonra olay kamuoyunda geniş yankılar uyandırdı, oldukça büyük bir kesim bu saldırıyı ister istemez oturup tartıştı. 
M. Celal BUCAK milletvekiliydi ve hem de etkili bir aşiretin lideriydi. Dolayısıyla sade vatandaşlar, özellikle yöre halkı böylesi kudretli bir adama saldırabilir 
cesareti gösteren insanların olağanüstü kişiler olabileceklerini düşünmeye başladılar. Türkiye'de ve özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki insanları mızın düşünce yapısı üzülerek belirtelim ki böyledir.Onların toplumsal yaşamlarında M. Celal BUCAK gibileri erişilmesi mümkün olmayan insanlardır. PKK militanları da BUCAK eyleminin nedenini başta sempatizanlara olmak üzere yetişebildikleri tüm insanlara abartılı bir şekilde anlatmaya başladılar. Denildi ki; "...M. Celal BUCAK, TC. Sömürgecilerinin Kürdistan 'daki en büyük dayanaklarından birisidir. TC. Kürdistanda Celal BUCAK gibileri sayesinde ayakta duruyor, o bir baskı unsurudur. Halkımızın talebi, arzusu üzerine PKK ona saldırmış ve cezalandırmak istemiştir. 
Bundan sonra da Kürdistan da bu tür insanları kesinlikle yaşatmayacağız.." Eylem, PKK örgütünün olduğu her yerde günlerce, aylarca konuşuldu, 
propagandanın temel malzemesini teşkil etti. Böylesi eylemler sayesinde PKK çeşitli çevrelere gözdağı vererek, halka örgütün çok güçlü olduğu imajını veriyordu. 
O tarihlerdeki nüfusuyla 100-150 bin kişilik BATMAN'da en fazla 30 kadar kadrosu,100 civarında sempatizanı, bu kadrolar ile sempatizanların aile ve akrabaları vardı. 
Aile ve akrabaların örgüt mensubu çocuklarına sahip çıkmaları, koruma ve kollamaları, onları barındırmaları günün koşullarına göre anormal bir durum değildi.54 
Durum böyle olduğu halde PKK yöneticileri her yerde, "Batman bizim elimizde, şehir bizden sorulur" diyorlardı. 30 kişilik profesyonel eylemci kadro, sempatizanlar ve ailelerinin de desteğiyle sürekli terör estirerek, sıradan vatandaşı sindirerek baskı altına alıyor, vatandaşlar;" Apocular  BATMAN 'ı işgal etmiştir, onlara karşı gelen canından olur" düşüncesine sahip olmuşlardı. Bölgede Apocular ın etkin olduğu diğer şehirlerde de durum BATMAN'dan farklı değildi. Sadece kırsal kesimde durum biraz daha değişikti. Herhangi bir yöredeki silahlı PKK grubu dayandığı aşiret, kabile veya ailenin çocuklarını da yanma alarak, diğer aşiret, kabile veya aileye saldırıyor, saldın sonrası kendilerini barındıranların yanına gelerek yaptıkları eylemleri abartılı bir şekilde anlatıyor böylece o aşiret yada kabilenin tüm insanlarını etkilemeye çalışıyorlardı. Bu silahlı gruplar giderek yöre insanları üzerinde, ister istemez korku temelinde oluşan bir otorite haline gelmişlerdi. Özetlersek; ne kadar eylem, o kadar propaganda ve ajitasyon ve ne kadar eylem o kadar otorite... Bu dönemde PKK' nın üzerinde durmadığı yayın faaliyetinin istisnalarını ölen örgüt militanlarının afişleri, " Kürdistan Devriminin Yolu" isimli bir kitap ve 4-5 tane de özel broşür teşkil ediyordu. "BÜLTEN" isimli PKK faaliyetlerini içeren dergi de ara sıra yayınlanıyordu.Bildiriler hariç diğer yayınlar kadrolara yönelikti, bu kitap ve broşürlerin başkasının eline geçmesi istenmiyordu. Gerekçe olarak da "Diğer örgütler bizim fikirlerimizi çalmasınlar"deniyordu. Ama gerçek neden bu olamazdı. Bu gizlemenin altında yatan gerçeği yalnız Abdullah ÖCALAN biliyordu.

12 EYLÜL 1980  HAREKETİ  VE PKK'NIN TAVRI

1979 Yılında PKK diğer örgütler gibi henüz gelişme içinde idi. Gelişmenin yarattığı büyük sorunlardan dolayı bir dağınıklık yaşıyordu. 

Öyle ki Abdullah ÖCALAN meydana gelen gelişmelerin yükünü taşıyamıyordu. Çünkü örgütün bazı elemanları yakalanıyor, bazıları 55 çatışmalarda ölüyor, 
bazıları da varılan noktadaki durumun dehşetini görüp kaçıyordu. Bir kısmı da hayatları pamuk ipliğine bağlı olarak geri dönülmez bir yolda oldukları için
 A. ÖCALAN'ın bir dediğini iki etmiyorlardı. 1980 yılında APO'nun etrafındaki çember daralıyor; herkese, her kesime saldırdığı, her gün bir yerlerde cinayetler 
işlettiği için herkesi düşman edindiği için bin bir entrika ile etrafında oluşturduğu emniyet halkası giderek parçalandığı için çareyi yurt dışına kaçmakta buluyordu.   
Abdullah ÖCALAN yurt dışına çıkışını değişik tarihlerde, değişik kişilere, değişik biçimlerde anlatmıştır. Bütün konuşmalarını ses bandına kaydettirdiği ve sonradan 
kitap, broşür haline getirdiği için de bütün söyledikleri PKK yayınlarında mevcuttur. Apo yurt dışına ilk kaçtığı günlerde özetle şunları söylemektedir;"..
Mücadelemiz içeride boğulmak üzereydi. Elemanlarımız eğitimsizdi. Yurt dışına gittikten sonra ilk etapta 250 kişiyi yanıma istedim. Amacım bunları kış boyu LÜBNAN'da askeri eğitime tabi tutup 1989 y ılı NİSAN ayında yurt içine geri göndermekti. Böylece mücadelemiz eğitilmiş büyük bir güçle takviye edilmiş olacaktı. 

Çünkü esas mücadelemiz gerilla mücadelesi idi,gerillanın da temeli kırsal kesimdir. Ancak SİVEREK ve MARDİN dışındaki alanlarda şehirlere sıkışıp kaldık. 
SİVEREK ve MARDİN'deki mücadele ise aşiretler ve kabileler savaşına dönüştü. bu nedenle gerilla mücadelesini kırı temel alarak yürütecek ve buna uygun eğitim görmüş elemanlara ihtiyaç duyduğum için yurt dışına gittim " demektedir. Bir başka yerde ise bu konuyu şöyle anlatmaktadır; "Mücadelenin sevk ve idaresini yurtsever aile evlerinde yürütüyordum.Çoğu aileler çekiniyordu, rahatsız oluyordu. Her ay bir şehirde değişik yurtsever ailenin yanında kalıyordum. 

En son AĞUSTOS 1979 da URFA'da bir evde idim, çalışamıyordum. Bir yandan sıcaklar, bir yandan sinekler çekilecek gibi değildi. Yurt dışına çıkmaya karar verdim.
"Apo'nun yurt dışına çıkışı ile ilgili daha birçok çelişkili açıklamaları mevcuttur. Fakat, işin aslı biraz daha değişiktir; Abdullah ÖCALAN 'I56 yurt dışına çıkaran her kimse. O'na yurt dışında barınma yerleri temin eden ve bazı ilişkileri sağlayan herkimse, Apo'ya şöyle bir talimat vermiştir; "1980 MAYIS ya da HAZİRAN aylarında Türk Ordusu MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) ile işbirliği yaparak bir darbe gerçekleştirecektir.Darbeden sonra Türkiye'de bir iç savaş çıkacak, iç savaş koşullarında merkezi otorite gücünü kaybedecektir. Bir çok kentte ve bölgede darbeciler otorite kuramayacaktır. Doğu ve Güney doğu büyük oranda başı boş ve kontrolü zor bir sahaya dönecektir. Bu nedenle eğitilmiş bir askeri güce ihtiyaç vardır dolayısıyla çıkartabildiğin kadar adamı yurt dışına çıkart, yurt dışındaki eğitimleriyle biz ilgileniriz." 

Abdullah ÖCALAN o dönemde yakın çevresine bu durumu birkaçkez ima etmiştir. Bir olayı şöyle veya böyle anlatmak Apo'nun özelliğidir. Tüm davranışları ve 
konuşmaları sahtedir. Tıpkı devrimciliği gibi...1991 yılı bahar aylarından birinde ŞIRNAK ilinin .............. 

Köyünü silahlı çetesiyle ziyarete (!) giden PKK'lı Cemil BAYIK köylülerle sohbette şunları anlatıyor;" Benim başkan Apo ile aram çok iyidir, beni çok sever. 
Başlangıçta, şimdi partiden kaçan Kesire YILDIRIM 'a aşık olmuştu. Fakat Kesire o günlerde kendisine yüz vermiyor ve uzak duruyordu.Başkan üzüntüsünden 
kahrolmak üzereydi ve bir gün bana; "Cemil arkadaş, ne olur Kesirearkadaşla konuş ona aşık oldum karşılık vermiyor, bu şekilde devam ederse ben devrimciliği bırakıp Avrupa 'ya gideceğim " dedi. Ben de Kesire arkadaşı bulup konuştum. Kesire, "beni o taş yürekli, suratsız adama layık görüyorsanız yapacak bir şey yok" dedi ve ikna oldu. Fakat daha fazla başkanla geçinemedi ve şimdi Avrupa 'da olan Avukat Hüseyin YILDIRIM 'a kaçtı." Okurlara fazla bir açıklama yapmaya gerek yok sanırım...

Sonuç olarak geriye çekilme bu dönemde planlanmış, kararlaştırılmış ve Apo bunun uygulamasını üstlenmiştir. Ancak geriye çekilmede belirlenen sayıda kişi yurt dışına çıkarılamamış ilk etapta 60 civarında militan parça parça ülkeyi terk etmiştir. 1979 yılının KASIM ve ARALIK aylarında yurt dışına çıkan bu kişiler LÜBNAN'da SURİYE' nin kontrolündeki sahada 1980 yılı 57 NİSAN ayının başına kadar eğitim görmüşlerdir. Eğitim gören militanlar gruplar halinde Doğu ve Güney doğu 'nun 3 noktasında üslenmek üzere Türkiye'ye gönderilmişlerdir. 
Bu üç ana üst bölgesi ADIYAMAN, TUNCELİ ve SASON'dur. Gerilla gruplarının koordinatörlüğüne de Kemal PİR atanmıştır.Ancak, hesapların yanlış çıkması, 
MHP ortaklı bir darbe değil de, Silahlı Kuvvetlerin emir komuta zinciri içersin de yönetime el koyması, halkın bu hareketi kabullenmesi, kabul etmeyenlerin azınlıkta ve dağınık olması bir iç savaş ümidinde olanların beklentilerini boşa çıkarmıştır. Bunun üzerine yeni bir plan gündeme gelmiştir. Bilindiği üzere askeri yönetimler özellikle getirmiş oldukları kısıtlamalar nedeniyle geniş yığınlarca pek sempatik karşılanmazlar.Ancak Türkiye'deki örgüt ve eylem enflasyonunun karşısında yeni bir otorite gören halk, tercihini tereddütsüz olarak askeri yönetimden yana koymuştur. Hatta sıradan vatandaşları bir yana bırakın, 
12 EYLÜL öncesi PKK yatakçıları ve sempatizanları dahi askeri yönetimi desteklemişler dir. Birçok yerde yakalanmamak için eski sempatizanlarının kapısını çalanlar "Bari bir gece olsun barındırın" ricalarına karşılık "Geçti Bor 'un pazarı" cevabını almışlardır. Yeni plan süratle geri çekilmedir ve örgüt meydanın boş olmadığını anladığı için ne kurtarırsam kârdır mantığıyla kalan tüm gücünü yurt dışına çekmiştir.

6.CI  BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,


***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder