14 Kasım 2019 Perşembe

ORGENERAL ERGİN SAYGUN’UN 15 TEMMUZ 2019’DA ABD’DE YAPTIĞI KONUŞMA

ORGENERAL ERGİN SAYGUN’UN 15 TEMMUZ 2019’DA ABD’DE YAPTIĞI KONUŞMA.











Bugün Türk Milleti, Muvaffak olduğu her hayatî şeyin kahramanı olarak kendi ordusunu, ordusuna kumanda eden öz evlâtlarından kurulu subaylar topluluğunu, yüksek kumanda kurulunu görmektedir. (Gazi Mustafa Kemal Atatürk – 1931)
——————
Orgeneral Ergin Saygun devre arkadaşımdır. Türk ordusunun yetiştirdiği mümtaz generaller arasında bana göre ilk sırayı alır. 55 yıllık arkadaşlığım ve yakın dostluğuna dayanarak diyorum ki 15 Temmuz 2019’da ABD’de yaptığı bu konuşma ile “cumhuriyet Dönemİ TÜRKİYE-ABD ilişkilerini “tam bir vukufiyet ile ortaya koymuş ve ülkemize olan tarihi görevini hakkıyla yerine getirmiştir. Sanırım şimdi vicdanı daha rahattır.
Kendisini kutluyor ve alkışlıyorum.
Keşke bu konuşmayı sadece Amerikalılar değil tüm Türkiye ve de özellikle 17 yıldır bu ülkeyi yöneten Ak Parti yönetimi izleme imkanı bulsa idi.
Teşekkürler Ergin Paşam.. İyiki varsınız..

——————————————————————-
ORGENERAL ERGİN SAYGUN’UN 15 TEMMUZ 2019’DA ABD’DE YAPTIĞI KONUŞMA:
——————————————————————-
Günaydın bayanlar ve baylar
Böyle seçkin bir topluluğa hitap etmem için yapılan davet’e teşekkür ederim.
Herşeyden önce, şu anda hiçbir resmi bir görev veya ünvanı bulunmayan emekli bir asker olduğumu söylemeliyim. Size söyleyeceklerim, deneyimlerime, gözlemlerime ve açık kaynaklara dayanan kişisel düşüncelerimdir. Dürüst ve samimi olacağım;
Neden veya niçin sorularını pekçok defa duyacaksınız
Sunumumla ilgili ayrıntılara girmeden önce, bugünün önemi hakkında birkaç kelime söylemek isterim.
3 yıl önce bu gün Türkiye, hükümeti devirmek, ya da daha beteri, tüm sistemi değiştirmek ve ülkenin kontrolünü ele geçirmek için kanlı bir girişimle karşı karşıya kaldı. Bu kalkışma yaklaşık 20 yıldır ABD’de ikamet eden Fetullah Gülen tarafından organize edildi.
Parlamento’da dahil olmak üzere birçok hükümet binası bombalandı, diğerleri işgal edildi, üst düzey komutanlar rehin alındı ve, güvenlik görevlilerinin ve sivillerin ölü sayisi 250’nin üzerindeydi.
Gülen 1999 yılında tıbbi tedavi için ABD’ye göç etti.
Pennsylvania’daki yerleşkesinden, Türkiye’de ve dünya çapında okullar, üniversiteler, ticari kuruluşlar, finansal ve medya şirketlerinin küresel bir imparatorluğunu yönetmiştir.
(graham fuller,) Kabil’deki eski bir CIA istasyon şefi, ABD göçmenlik makamlarinin 2006’da onu sınırdışı etmeyi planladığı sırada Gülen’e bir referans oldu. Bir başka referans da (morton abramowitz) ABD’nin Ankara büyükelçisi idi. Başkaları da var. Örneğin, bir Pensylvania senatörü (bob casey).
Niçin?
Okullarının sayısı belli değil ama sadece ABD’de 150’den fazla okuldan bahsediliyor, 60-70’i sadece Teksas’ta olmak üzere.
Gülen’in hem demokrat hem de cumhuriyetçilerin seçim kampanyalarına katkıları bir süredir biliniyor, sadece Clinton vakfi’na 500.000 $ve 1.000.000$ vermiştir.
Bu okullarda öğretmenler h-1b geçici göçmen vizesi ile çalişirlar.
1999 vaazında, takipçilerine aşağıdaki tavsiyelerde bulundu:
“Tüm güç merkezlerine ulaşana kadar varlığınızı fark ettirmeden sistemin kılcal damarlarına girmelisiniz.”
Ve takipçileri tam olarak bunu yapti.
Soru; Fetullah Gülen’inABD’de neden böyle ayrıcalıklı bir statüye sahip olduğudur.
Neden; Türk hükümetinin iadesi için sayısız girişimleri ABD yönetimi tarafından reddedildi. Onu hangi amaçla kullanmak istiyorsunuz?
Fetullah Gülen’in ABD tarafından bir din adamı olarak gösterilmesi hatadır.
Bu konuya daha sonra farklı bir bağlamda geri döneceğim
Şimdi genel güvenlik sorunlarına değinmek istiyorum
Ortadoğu’dan başlayayım.,
Batı için, ama özellikle ABD için, orta doğu iki şey ifade eder. İsrail’in güvenliği ve enerji kaynaklarının güvenliği.
Ortadoğu’da ne olursa olsun bu iki pencereden görülmelidir.
İsrail’in güvenliği, varlığını devam ettirebileceği güvenli bir çevreyi gerektirmektedir.
Ortadoğu’da 25 ülke var ve sadece üçü arap değil. Türkiye İran ve israil’in kendisi. Bölgede israil dostu bir devlet yok. Günümüzde Suudi Arabistan İsrail ile flört ediyor gibi görünüyor ama bu tam olarak ihytiyacı karşılamıyor.
1978 CDmp david anlaşması güzel bir denemeydi, ancak gereksinimi karşılamadı.
2012 yılında Türkiye’de kürecik Malatya’ya yerleştirilen NATO füze sisteminin bir parçasi kılığında bir amerikan radar istasyonu, muhtemel İran füzelerine karşı İsrail için radar koruması sağlıyor,
Ama yine de bu yeterli değildir.
Ayrıca enerji kaynaklarini güvence altına alacak İsrail ile geleneksel bağları olan ABD uyumlu bir dost ihtiyacı karşılayacaktır.
Kürtlerden daha uygun başka kim var.
Batı’nin, özellikle de ABD’nin yıllardır bağımsız bir Kürt devleti için çaba göstermesinin nedeni budur.
Suriye krizlerinin başlıca nedeni budur. Kürtlerin Akdeniz’e ulaşması için bir koridor sağlamak. ABD’nin kuzey Suriye’deki teröristleri silahlandırmasının ve donatmasının nedeni budur. ABD’nin binlerce kamyon dolusu silah ve mühimmatı pkk’ya ypg/pyd adı altında sağlamasının nedeni budur. Bunun artık o bölge’de var olmayan DEASH ile mücadele için olduğunu iddia ediyor.
İsrail güvenliği için aynı derecede önemli olan düşmanlarını ortadan kaldırmaktır. Kim onlar?
Önce; İran. Ambargolar, ILSA, kotalar, ticaret yasağı vb. bu ülkeyi hapsetmek için.
ikincisi Irak’tı. İki operasyon ve Irak’ın sonu.
Sonra Mısır. Müslüman kardeşler seçilirlerse İsrail’e cihad ilan etme sözü verdiler, seçildiler ancak birdenbire bir askeri darbe ile devrildiler.
Bunları Suriye ve Lübnan takip edecek.
Ve en son Türkiye. Başkan Trump, ekonomimizi yok edeceğini açıkça söyledi. Ccatsa tehdidi, Rusya’dan s-400s satın alırsak f-35 uçakları verilmemesi.
ABD kongresi dişişleri komitesi’nde 28 temmuz 2010’da Türkiye’ye f-35 savaş uçaklari verilmemesi tartışıldı. Bu İsrael için bir tehdidin ortadan kaldırılması için önemli idi. Günümüzde israil basını, İsrail’e yönelik tehdidin önemli ölçüde azalacağını iddia ederek Türkiye’nin f-35 programından çıkarılması kararından dolayı bayram ediyor.
Yani asıl mesele İsrail’in güvenliği, f-35 vs s-400 değil
Şimdi enerji güvenliği hakkinda birkaç kelime
Körfez savaşı sırasında ABD, kuzeyden Türkiye üzerinden bir cephe açmak istedi. Türk parlamentosu’nda ABD talebi siyasi olarak kabul edildi, ancak teknik olarak reddedildi. Ancak leigh üniversitesi’nden henri barkey, ABD’nin kuzey cephesi arzusunun gerçek sebebini açikladi
“Amerikan bakış açısıyla bakarsanız, Saddam’ı iki taraftan sıkıştırmak istediğimiz için değil, Kuzey Irakta Türklerden ve Irak’taki Kürtlerden önce iki büyük şehiri ele geçmek istediğimiz için de Kuzey cephesini istedik. Musul ve Kerkük kürt ellerine düşmemeli idi. Bunlar petrol açısından zengin iki şehir, özellikle Kerkük. “
Enerji kaynaklarının güvenliği yeni bir şey değildir. 20.yüzyılın başına kadar gider.
1901’de İran ile 1961’de sona eren 60 yıllık bir dönemi kapsayacak şekilde bir anlaşma imzalamak için bölgeye ilk gelen İngilizler. Arti, para ve petrolün %12 belli bir miktar İran’a verilecek.
İngilizler ve Fransızlar, Almanya ile Osmanlı imparatorluğu arasında bir bağlantıyı önlemek istedi. Çanakkale ya da Gelibolu cephesinin açılmasının nedeni budur.
I. Dünya savaşı’ndan sonra Türkiye, Ruslara karşı Almanlarla birlikte savaşmak için galiçya’ya asker göndermiş, aynı zaman aralığında Osmanlı ordusu Azarbeycan’ı kurtarmak için kafkasya’da savaşırken, Almanlar Rusları desteklemişlerdir. Amaç o bölgedeki enerji kaynaklarından Türkleri uzak tutmak
Birinci dünya savaşı’ndan sonra, ortadoğuda sınırlar gertrude bell adli bir İngiliz bayan tarafından yeniden çizilirken sadece çok küçük bir yer, Habur kapısı Türklere bırakıldı.
Amaç gene aynıdır. Türkleri Ortadoğu’nun enerji kaynaklarından uzak tutmak.
Ve şimdi bugün. Doğu Akdeniz’de ABD ve AB, Türkiye’ye Doğu Akdeniz enerji kaynaklarindan uzak durmasını söylüyor,
Sonuç olarak, bölgemizdeki tüm sorunlar esas olarak İsrail’in güvenliği ve enerji kaynaklarının güvenliği nedeniyle.
Terorizm bir silah olarak kullanılır. Bu terör örgütleri Ortadoğu’nun ateşini tutmak için maşalardır. Ateşi onlar tutacak, onların elleri yanacak ki Batılı büyüklere bir zarar gelmesin.,
Hiçbir şey tesadüfen olmuyor. Ortadoğu’daki her hareket çok daha önce’den planlanmıştır.
Ortadoğu’da hiçbir ülke geleceği hakkında kendi karar alamaz. Kararlar hep başkaları tarafından alınır, Devletler kurulur, başındaki adamlar belirlenir. Her zaman böyle olmuştur ve bundan sonar da böyle olacaktır.
Ortadoğu batının arzularına göre şekillendirilmiş bir bölgedir:
Bölgenin yeniden tasarımı sırasinda Batı, Ortadoğu’da yüzyıllardır hakim olan karmaşık etnik ve dini bölünmelere kesinlikle dikkat etmemiştir. Hatta; güvenlik ihtiyaçları ve uygulamaları batılı güçler tarafından yaratılmıştır.
Arap baharı diye bir şey yoktur…
ABD Genelkurmay eski başkanı; Gen. Wesley Clark ‘ın 2 mart 2007 tarihli bir konferansta şunları söylemiştir
“ABD beş yıl içinde yedi ülkeyi ele geçirecektir. Bu ülkeler Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve İrandir. “
Yakın geçmişte ve bu gün yaşadıklarımız ve yukarıdan beri anlatmaya çalıştıklarımın önemli bir kısmının sebebi bu sözlerdedir.
Yanlış bilgilendirme, Saddamın kitle imha silahlarına sahip olduğu veya ABD büyükelçisi Saddam’a ABD’nin Irak’ın Kuveyt’e saldırmasına itiraz etmeyeceğine dair güvence vermesi gibi halkı ikna etmek için uluslararası konularda sık kullanılan bir araçtır.
Türkiye-ABD ilişkilerine biraz daha bakalim:
Her şeyden önce ABD Türk dış politikasının bağımsızlığından memnun değildir ve Türkiye’yi bölgedeki uzun vadeli ABD hedeflerine karşı kısa vadeli diş politika çıkarlarını geliştirmeye çalışmakla suçlamaktadır. Mısır, Suriye, terorizm gibi
Ve özellikle de İsrail.
Benzer şekilde, ABD Türkiye’yi bölgesel bir güç olarak görmek istememektedir. Her zaman bizim ile bölgesel girişimler arasında bir engel koymak için çalıştı. Balkan barış tugayı, Karadeniz güven arttırıcı önlemler toplantılari, Kafkas çalışma grubu vb. projelerde yaşadığımız gibi.
Neden?
ABD, Yunanlılar, Ermeniler, Kıbrıslı Rumlar ve tabii ki İsrail için bir sorumluluk hissediyor ve Türkiye’den onlara hiçbir zarar gelmeyeceğinden emin olmak istiyor.
Güvenlik ve güç dengesi tabiri caizse.
Niçin?
Muhtemelen güçlü Yahudi, Ermeni ve Yunan lobileri’nin baskıları sonucu.
Türkiye sadece ABD ile uyumlu bir politika izlerse bölgesel bir güç olabilir. Verilen mesaj bu.
Örneğin, askeri yardım için tehdit olsun veya olmasın Yunanistan ve Türkiye için saçma bir 7/10 oranı vardı. Yani Türkiyeye 10 verirse Yunanistan’a yedi. Daha sonra Almanya ve diğerleri de aynı yöntemi izledi.
Sonra bu silahları ve cephaneyi nasıl ve nerede kullandığımıza dair sınırlamalar geldi. Eski ve kullanım dışı kalmış malzemeler ve sistemler için bile, Türkiye’nin Güneydoğu’daki terör ile mücadele operasyonlarında kullanılmayacaklarına dair garantiler istendi. Özellikle Almanya askerlerin başındakı, miğferlere bile karşı çıktı.
ABD makamlarının, askeri teçhizat diye plastik kelepçe veya bilgisayar harp oyunu programlarını bile vermeyi reddettiğinde, mesele tam bir saçmalık haline geldi.
Şimdi ise f-35 s-400 krizleri. Tehditler, tehditler, tehditler…
ABD her zaman olduğu gibi NATO’yu devreye soktu. NATO’yu ve hatta NATO şapkaları giyen Amerikan Generallerini kullandı.
Bunu yap yoksa fena olur mantığı;
Türkiye’yi NATO dayanışmasını bozmakla suçluyorsunuz. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın ilk maddesi her türlü problemin barışçı yollarla çözüleceğini, tehdit ve şiddet kullanmaya başvurulmayacağını emreder. Türkiye’ye yaptığınız tehditler bu maddeye uyuyor mu? Aynı antlaşmanın ikinci maddesi ekonomik anlaşmazlıkların da görüşmelerle ve barışçı yoldan çözülmesini öngörür. Trump’ın ekonominizi perişan ederim tehdidini bu maddenin neresine koyacaksınız.
NATO dayanışmasını bozan birini arıyorsanız aynaya bakın.
Teknik konularda uzman değilim, ancak uzmanlar s-400 füzelerini NATO’nun hava savunma sistemine entegre etmenin mümkün olmadığını söylüyor
S-400, çevrımdışı modda mükemmel bir şekilde çalıştığı için, zaten entegre edilmelerine gerek de yok,
Kaldı ki şu anda 5 NATO ülkesinde Rus yapımı hava savunma füzeleri mevcut. Bunlar problem olmuyor da neden s-400ler için kıyametler kopuyor.
Uzmanlar ayrıca, s-400’ün ABD ve diğe NATO ülkeleri yapımı savunma ekipmanlarına karşı avantaj sağlayan önemli bir farkı olduğunu da belirtiyorlar.
ABD sattığı harp silah ve araçlarının kaynak kodlarını kullanıcı Ülkeye vermediği için gerekirse uçuş sırasında mesela bir f-16 uçağını kilitleyebilir. ABD ve Batı tarafından yapılan uçaksavar ve füze sistemlerinde de benzer kısıtlamalar mevcuttur.

Örneğin, 1991’de körfez savaşı sırasında Saddam Hüseyin’in Fransız yapımı hava savunma sistemlerinin tamamı harici bir sinyalle kapatıldı. Benzer vakalar Fransa’nın crotale hava savunma füze sistemine de uygulanmıştır. 2007 yılında kuzey Irak’taki bir hava harekati sırasında tüm Türk Hava Huvvetleri uçaklarına derhal bölgeyi terk etmeleri yolunda mesajlar gelmiştir.

Falkland harekatı sırasında Arjantinliler Kraliyet donanması gemilerini vurmak için Fransız füzeleri kullanıyorlardı. İngilizler Fransizlar’dan yardım istedi. Bu da Arjentin füze saldırılarının sonu oldu.

Kendi savunma sanayiniz Ülkenizin savunma ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitede değilse ihtiyaçlarınızı diğer Ülkelerden karşılamak zorunda kalırsınız. Ancak bazen bu durum silah sistemi almak istediğiniz ülkeye siyasi, ekonomik ve sosyal baskı için bir araç ve imkan sağlar. Bu baski Türkiye örneğin’de olduğu gibi taciz ve tehdit boyutuna ulaşabilir.
1964’te Türkiye, Kıbrıslı Türkleri Yunan teroristlerinin katliamlarından kurtarmak için Kıbrıs’a asker göndermeyi planlıyordu. ABD başkanı Johnson, Türkiye başbakanına tehdit ve ültimatom dolu bir mektup gönderdi. ABD silahları Kıbrıs’da kullanılamaz, yoksa fena olur mealinde…
Unutulmayan ve asla unutulmayacak büyük bir aşağılanma
55 yıl sonra neredeyse aynı tarihte, savunma bakanı Hulusi Akar’a gönderilen bir mektupta, ABD savunma bakani vekili Patrick m. Shanahan, ” Türkiye, s-400’ü teslim alırsa f-35’i almayacaktır,” demekte idi.

Bu tehditlerin diğer acı deneyimleri, yaşadığımız çeşitli ambargolarla tarih boyunca karşımıza çıkmıştır.

Silahlari her zaman başka yerlerden de temin edebilirsiniz, ancak kaybedilen güveni geri getirmek çok zor.
Pkk’li teröristleri destekleyen, NATO tatbikatında gemilerimizden birini vuran, ya da Kuzey Irak’taki ofisinizi basıp, Subaylarınızı ve Astsubay’larınızı kelepçeleyen, onlari guantanamo üssündeki teröristler gibi kafalarında çuvallarla bir kamyona yükleyen bir ülkeye nasıl güvenebilirsiniz?
Bütün bunlar bir emekli asker olarak bende unutulamayacak ve onarılamayacak yaralara yol açmaktadır.
ABD yönetiminde Türkiye ile ilişkilerin bozulmasının suçunu askere atmak gibi bir alışkanlık mevcuttur.
Bunu biraz açmama izin verin.
1998’de ABD’de bir akademik kurum’da düzenlenen bir seminerin nihai raporunda,
“Türk ordusu ABD politikalarına paralel hale getirilmelidir” ifadesi yer almakta idi.
Zamanın ABD Ankara büyükelçisi, “Türkiye’de demokrasi yoktur bunun sebebi de Genelkurmay başkanlığıdır” diye bir açıklama yaptı.
Öte yandan ABD savunma bakanı Wolfowitz, 2003’te ABD askerlerinin Kuzey Irak’a girmesine izin vermek için parlamentoda yapılan oylamada gerekli liderliği göstermediği için Genelkurmay Başkanlığını suçladı.
Hem demokrasi eksikliği için hem de Meclisteki oylamaya müdahale etmediği için askeri suçlamaktadır!!!

Washington’a bir telgrafta başka bir büyükelçi (2003/4/18) şunları önerdi;
“ABD-Türkiye ilişkisinde dinamizmin yeniden kazanılması, mevcut komuta katının emekliye sevkedilerek modern, ileriye dönük Subayların yeni bir kadronun gelişmesini gerektirecektir.”
Bunu, “mevcut komutanlardan kurtulun ve yeni bir subay kadrosu getirin ” olarak yorumluyorum”
ABD yetkilileri herhangi bir müdahaleyi reddetmesine rağmen, ben dahil, Türkiye’deki birçok kişi Balyoz davasının bununla başladığını düşünmektedir. Hizmette ve emekli yüksek rütbeli Generaller ve Amiraller önce hapse atıldı ve daha sonra hükümeti devirmek için bir darbe planlamakla suçlandı. Büyük çoğunluğu Gülen çetesinden oluşan mahkemeler tarafından uzun hapis cezaları aldılar. Ben de 18 yıl hapis cezasına çarptırıldım.
Gülenciler, rakip olarak gördükleri kişileri sahte deliller ve kirli adli numaralarla mağdur etmek ve hapse atılmalarını sağlamak konusunda uzun bir geçmişe sahiptir. Emniyet ve yargıdaki kilit mevkileri kontrol altına alarak yasal soruşturma kılığında, hedeflenen operasyonları ustalıkla monte ederler.
Ben ordu komutanı iken birisi bana “Bir Orgeneral tutuklanacak” dedi. “benmiyim” dedim. “hayır. Sen emekli olduktan 6 ay sonra tutuklanacaksın” dedi. Gerçekten de emekli olduktan sonra altı ayın dolmasına birkaç gün kala bir hastanede kalp rahatsızlığı nedeni ile tedavi görürken göz altına alındım.
Ancak Gülen’in Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak için orduyu zayıflatma çabaları durmadı. Daha önce de açıkladığım gibi 15 temmuz 2016’da Gülen taraftarları silahlı bir ayaklanmaya kalkıştı.
Türkiye-ABD ilişkileri hakkında birkaç kelime daha;
Türk ordusunu ABD politikalarına paralel hale getirmek için yapılanları, Henri Barkey’in “bu süreçte askeri çok sıkı bir kafese koyduk ” sözleri yeterince açıklamaktadır.
Soğuk savaş sırasında Türkiye NATO’nun Güney kanadının kalesi olarak kabul edilirdi.
Warşova pakti’nin çöküşüyle birlikte yeni bir dönem ve Yeni bir dünya düzeni şekillenmeye başladı. Sovyet tehdidine karşı önlem almak, önceliğini kaybetti. NATO yetkilileri, Avrupada büyük çaplı bir savaş olasılığının kalmadığını ve olabilecek bölgesel krizlerin yerel olarak ele alınacağını söyledi. NATO sadece siyasi destek sağlayacaktı.
Türkiye’nin güvenlik mülahazaları, ABD’nin bölgedeki ve ötesindeki tek taraflı stratejilerinden, olumsuz yönde çok fazla ve doğrudan etkilendi… Sadece Suriye, Irak ve İran’da değil, Afganistan ve Libya’da da,
NATO ve ABD’nin Türkiye’nin güvenlik kaygılarını tam olarak dikkate almadığına inanıyorum.
Şimdi Avrupa-Atlantik bloğundan zorla uzaklaştırılma çabalarını izlemekteyiz.
Kendi başımıza olduğumuzu ve yanlız bırakıldığımızı hissediyorum.
Amerika Birleşik Devletlerine karşı Türk toplumundaki güvensizlik duygusu gün geçtikçe daha fazla derinleşiyor. Koç Üniversite’sinin yaptığı yeni bir araştırma, toplumun %83.1’nin Türkiye için en büyük tehdidin ABD olduğuna inandığını gösteriyor. Bu aradangeçen yıl yaklaşık %60, 2015 yılında %35 idi. Bu üzücü ama şaşırtıcı değil. S-400 ultimatomları, İran’la ticarete ilişkin kısıtlamalar, Trump’ın “Suriye’deki Kürtlere saldırması durumunda Türkiye ekonomisini perişan ederim ” Tehdidi birçok kişi tarafından ABD’nin Türkiye’yi kolayca feda edeceğinin açık bir göstergesi olarak kabul edilmektedir…

Doğu Akdeniz’de, ABD ve AB, Yunan, Kıbrıs Rum, İsrail ve diğer çeşitli ülkeleri, Uluslararası hukukla Türkiye’nin meşru bir hakkı olan petrol ve gaz kaynaklarını kullanma haklarını kısıtlamakta, bu bölge için de tehditler savurmaktadır.
Şimdi Türkiye’ye karşı bir ABD saldırısı olasılığı hakkında konuşuluyor. ABD Türkiye’yi muhasım ilan etmiştir. Bu bize kendimizi savunma hakkı verir. ABD’ye karşı savunmamızı, kullanılmasına teknik olarak müdahale edebileceği ABD silahları ile mi yapalım yani. Olacak iş değil. Onun için başka kaynaklara yönelmemizden daha normal ne olabilir ki.
Peki şimdi ne olacak?
İki ülke arasındaki ilişkiler 1997-2000 döneminden daha kötüdür ve maalesef iyileşme belirtisi yoktur.
Her iki ülke de, politika ve uygulamalarda farklı çıkarlara, endişelere ve beklentilere sahiptir.
Bu normal;
Ama biz özgür dünyanın ortak değerlerini birlikte paylaştık ve savunduk…
Ordularımızın Kore, Balkanlar ve Afganistan’da yan yana savaştığını ve yarım asır’dan fazla bir süredir NATO’da birlikte çalıştıklarını unutmamalıyız.
Siyasetçiler Türkiye ile ABD arasında stratejik bir ortaklık olduğunu söylüyorlar. Ne yazık ki bu doğru değildir.
Biz müttefikiz ama aynı zamanda dost olmalıyız.
Karşılıklı saygı, anlayış ve iyi niyete dayalı bir dostluk.
Ancak bu tehdit ve ultimatomlar devam ettiği müddetçe iki ülke arasında bir dostluk tesisi mümkün olmayacaktır.
İkinci Cumhurbaşkanı’mız İsmet İnonu’nün sözleri ile bitireceğim…
“Yeni bir dünya düzeni kurulur ve Türkiye bu düzende yerini bulur.”
Bu yeni yer neresi yakın gelecekte göreceğiz
Konuşmamı dinleme sabrınıza ve nezaketinize hayranım.
Çok teşekkür ederim…

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder