8 Şubat 2020 Cumartesi

Suriye Krizinde Bölgesel ve Küresel Aktörler BÖLÜM 4

Suriye Krizinde Bölgesel ve Küresel Aktörler  BÖLÜM 4



Fransa’nın Suriye Politikası 


Zeynep SONGÜLEN İNANÇ 

< Fransızlar her ne kadar özerklik taleplerini destekleseler ve bu itibarla zayıf federal birimler inşa etseler de 1925-1927 yılları arasında Fransa’ya karşı 
direnişte önemli rolü olan isyanlar yoğunlaşmıştır. SDE Analiz >

Osmanlı Devleti’nde on altıncı yüzyıldan itibaren merkezi yapının ve 
bölgesel otoritenin zayıflamasıyla Avrupalı devletler ve özellikle İngiltere ile 
Fransa, Suriye coğrafyasına ilgi göstermişlerdir. Ancak I. Dünya Savaşı’nın 
sonuna kadar Suriye, Osmanlı Devleti’nin yönetimi altında kalmıştır. 
1916’da gizlice bir araya gelen Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya Ortadoğu 
ve Arap topraklarının geleceğini belirleyen kararlar almışlardır. 

Sykes-Picot Antlaşması olarak bilinen bu antlaşmayla İngiltere ile Fransa, Suriye ve Lübnan’ın Fransız; Irak ve Ürdün’ün ise İngiliz nüfuzuna bırakılması 
konusunda uzlaşıya varmışlardır. Buna göre Lazkiye, Trablusşam, Beyrut 
ve Sur gibi liman şehirlerinde Fransızların yönetiminin kabul edilmesiyle 
Suriye’de kurulacak Fransız mandasına ilişkin önemli bir adım atılmıştır. 
1920’de düzenlenen San Remo Konferansı’nda Suriye Ulusal Kongresi 
tarafından seçilen Kral Faysal yönetimi (1918-1920) ve Suriye’nin bağımsızlığı 
tanınmamıştır. Konferans’ta Sykes-Picot Antlaşması’nda kararlaştırıldığı 
şekilde Arap toprakları bölünmüş ve Suriye ile Lübnan Fransız mandasına 
bırakılmıştır. 1920’den itibaren başlayan Fransız mandası döneminde 
benimsenen böl ve yönet anlayışına uygun olarak Suriye, dini ve bölgesel 
farklılıklar üzerinden siyasi olarak zayıf ve küçük özerk bölgelere ayrılmıştır. 
Böylelikle Fransızlar, Arap milliyetçiliğinin önüne geçmek ile İngilizlerin bu 
yöndeki kışkırtmalarından sakınmak ve Fransız mandasını güçlendirmek 
için altı ayrı siyasi birim kurmuşlardır. 

Buna göre Alevilerin idaresindeki Lazkiye, Dürzîlerin yoğun olduğu 
Cebel-i Dürzî, Sünni unsurlara dayanan Halep ve Şam devletleri ile 
Lübnan ve Hatay olarak bölünmüştür. Fransızlar her ne kadar özerklik 
taleplerini destekleseler ve bu itibarla zayıf federal birimler inşa etseler 
de 1925-1927 yılları arasında Fransa’ya karşı direnişte önemli rolü olan 
isyanlar yoğunlaşmıştır. Düzenin yeniden sağlanmasının ardından Fransız 
yönetimi, Milletler Cemiyeti tarafından talep edilen bir yükümlülük olarak 
“kendi kendini idare” yönünde adımlar atmış ve 1927’de “Vatan Kitlesi”nin 
kurulmasına izin vermiştir. Ayrıca Fransa, 1930’da Suriye’nin bağımsızlığını 
da Fransız mandası altında olmak koşuluyla tanımıştır. Vatan Kitlesi’nin 
önderliğinde devam eden bağımsızlık hareketleri, pek çok yerel yetkinin 
merkezi Suriye hükümetine devredilmesinde etkili olmuştur. Bunun 
üzerine Suriye’deki yerel hareketler, Fransa’dan Fransa-Suriye ilişkilerinin 
nihai hedefini düzenleyen bir antlaşma yapılmasını talep etmişlerdir. Bu 
antlaşmanın görüşmeleri devam ederken II. Dünya Savaşı’nın başlaması 
görüşmelerin sonuca ulaşmasını engellemiştir. Fransa’nın işgalinin ardından 
iktidara gelen Vichy hükümeti Suriye’ye yeni bir komiser atamışsa da Vichy 
kuvvetlerinin yenilgiye uğramasıyla Suriye, Özgür Fransa otoritelerinin 
yönetimine geçmiştir. 

< 1944’te Suriye hükümeti, 1920’den beri Fransızların kontrolünde olan gümrükler, sosyal işler, emtia vergileri, şirket imtiyazlarının kontrolü ve 
kabilelerin denetimi gibi 14 idari daireyi kendisine bağlamıştır. SDE Analiz  >

1944’te Suriye hükümeti, 1920’den beri Fransızların kontrolünde olan 
gümrükler, sosyal işler, emtia vergileri, şirket imtiyazlarının kontrolü ve 
kabilelerin denetimi gibi 14 idari daireyi kendisine bağlamıştır. Fransa ise 
sosyal ve kültürel işlerini, eğitim hizmetlerini ve güvenlikle ilgili “Levant 
Özel Kuvvetleri”nin sorumluluğunu üstlenmiştir. Fransa’nın itirazına rağmen 
Sovyetler Birliği, ABD ve İngiltere, Suriye ile Lübnan’ı egemen devletler 
olarak tanımışlar ve Fransa’ya Suriye’yi boşaltması yönünde telkinde 
bulunmuşlardır. 1945’te Suriye milli ordusunun kurulmasının ardından ittifak 
devletlerine savaş ilan edilmiştir. Takiben Suriye, kurucu üye sıfatıyla BM’ye 
kabul edilmiş ve Arap Ligi anlaşmasını imzalamıştır. Fransa ise kuvvetlerini 
çekmeden önce kültürel, ekonomik ve stratejik çıkarlarının korunmasını bir 
antlaşma ile garanti altına almıştır. II. Dünya Savaşı’nın ardından Fransa, 
Suriye’den çekilmiş ve Suriye, 1946’da Suriye Arap Cumhuriyeti adıyla 
BM’ye katılmıştır.2 

Fransa-Suriye ilişkileri, Fransız mandasının sona ermesinden sonra da yakın 
biçimde devam etmiştir. Fransa yalnızca Suriye sınırlarının belirlenmesinde 
söz sahibi olmamış; aynı zamanda devlet yönetiminin örgütlenmesinde ve 
toplumsal hayatın düzenlenmesinde doğrudan etkili olmuştur. Bu anlamda 
Fransa’nın Suriye’ye olan ilgisi azalmadan ve kimi dönemlerde siyasi 
ortama bağlı olarak artarak devam etmiştir. 1960’lı ve 1970’li yıllarda İsrail 
ile ilişkilerini mesafeli bir çerçevede yürüten Fransa, tüm Arap devletleriyle 
ve Suriye’yle işbirliğini geliştirmeye yönelmiştir. Bu dönemde Fransa’daki 
üçüncü dünyacı yaklaşımlar dış politikanın şekillenmesinde etkili olmuş 
ve sömürgecilik algısı oluşturmamak amacıyla kurumsal ve uzun vadeli 
bir strateji ortaya konulmamıştır. Ancak belirtmek gerekir ki Fransa’nın 
Suriye politikası her zaman Fransa’nın Lübnan’daki çıkarları doğrultusunda 
şekillenmiştir. 

1981’de seçilen François Mittérand döneminde Akdeniz’e ve oradan 
Ortadoğu’ya açılma hedefi belirlenmiştir. Bir başka deyişle Fransa’nın 
geçmişten getirdiği yakın bağlarının Akdeniz coğrafyasında yeniden tesis 
edilmesi amaçlanmıştır. Bu anlamda F. Mittérand, Müslüman Kardeşler’i 
destekliyor durumda olmamak için 1982 Hama katliamını sessizlikle 
karşılamıştır. 1983 yılında Lübnan’daki Fransız askerlerinin öldürülmesinde 
Suriye’nin parmağı olduğu düşünülse de 1984 yılında F. Mittérand, Suriye’ye 
bir gezi düzenlemiştir. Böylelikle Suriye yönteminin kullandığı yöntemler 
tasvip edilmese de Suriye devletine duyulan saygı ortaya konmuştur. Bu 
itibarla Fransa, Akdeniz’de etkinlik kazanmayı hedefleyen politikasını 
kesintiye uğramadan uygulamayı tercih etmiştir. 

< Suriye askerlerinin Lübnan’dan çekilmesini ve Lübnan’daki Suriye  müdahalesinin sona ermesini öngören 1559 Sayılı BM Kararı’nın kabul 
edilmesiyle Fransa-Suriye ilişkilerinde bir dönüm noktası yaşanmıştır. SDE Analiz  >

Fransa ile Suriye arasındaki yakınlık 1990’larda devam etmiş ve Hafız Esed’ın 
cenaze törenine katılan tek batılı cumhurbaşkanı Jacques Chirac olmuştur. 
Buna ek olarak Fransız basınında babasının yerine geçmeye hazırlanan 
Beşşar Esed’a J. Chirac’ın koçluk yaptığı yönünde yorumlara yer verilmiştir.3 
2004 yılında Lübnan’daki iktidar tercihleri konusunda ayrı düşen Fransa ile 
Suriye arasındaki ilişkiler, J. Chirac’ın önderliğindeki diplomatik girişimle 
son derece gergin bir döneme girmiştir. Suriye askerlerinin Lübnan’dan 
çekilmesini ve Lübnan’daki Suriye müdahalesinin sona ermesini öngören 
1559 Sayılı BM Kararı’nın kabul edilmesiyle Fransa-Suriye ilişkilerinde 
bir dönüm noktası yaşanmıştır. 2005 yılında eski Lübnan başbakanı ve J. 
Chirac’ın yakın arkadaşı Rafik Hariri’nin bir suikasta kurban gitmesinin 
ardından J. Chirac, Suriye’nin diplomatik olarak tecrit edilmesi yönünde 
her türlü çabayı sarf etmiş ve Hariri suikastıyla ilgili Uluslararası Adalet 
Divanı’na başvurmuştur. 

2007 yılında Nicolas Sarkozy’nin iktidara gelmesiyle birlikte Suriye ile 
ilişkiler yeniden düzenlenmeye başlamıştır. Bu anlamda N. Sarkozy, iktidara 
gelmesinin ardından Elysée Sarayı genel sekreteri Claude Guéant ile dış 
politika danışmanı Jean-David Levitte’yi Şam’a göndererek Lübnan’daki 
başkan seçimi sürecinde Suriye ile diyalog kurulması için girişimde 
bulunmuştur. Ancak Lübnan konusunda yaşanan anlaşmazlıklar ve fikir 
ayrılıkları Şam ile temasın kesilmesiyle son bulmuştur. 2008 yılında Lübnan 
konusunda uzlaşılan zemin, Fransa cumhurbaşkanının Suriye devlet 
başkanını Akdeniz için Birlik projesi kapsamında Paris’e davet etmesiyle 
sonuçlanmıştır. Fransız devleti, Suriye devlet başkanının insan hakları 
konusunda mükemmel örnek olmadığını ve fakat çaba gösterdiğini ifade 
etmiş ve bu çerçevede Suriye ile ilişkilerin geliştirileceğini ortaya koymuştur. 
Fransa’nın Suriye ile ilişkilerini geliştirmesinin en önemli göstergelerinden 
biri 2008 yılında düzenlenen 14 Temmuz kutlamaları olmuş ve Beşşar Esed 
kutlamaları Paris’te resmi tribünden izlemiştir. 2010 yılı dâhil olmak üzere 
Şam ile Paris arasında karşılıklı geziler düzenlenmiş ve siyasi yakınlaşma 
sağlanmıştır. 

< Fransa’nın Suriye politikası diplomatik unsurlara ve diyaloga dayanmaktadır. 
Her ne kadar ikili ilişkilerde ve bölgesel meselelere bakış açısında farklılıklar olsa da asgari bir münasebetin korunmasına ve iletişim kanallarının açık tutulmasına çalışılmıştır. SDE Analiz  >

J. Chirac’ın Suriye politikası ile N. Sarkozy’nin Suriye politikası önemli 
farklılıklar barındırmaktadır. J. Chirac’ın dış politikası ABD’ye mümkün 
ölçüde meydan okumaya dayanırken (2003 yılındaki Irak müdahalesine 
karşı çıkılması gibi) N. Sarkozy, ABD’nin uluslararası alandaki rolüne ve 
önemine (1966’da General de Gaulle döneminde terk edilen NATO’nun 
askeri kanadına 2009’da geri dönülmesi gibi) dikkat çekmektedir. İran ile 
ilgili olarak J. Chirac, nükleer tehdide inanmadığını dile getirmiş ve bu 
doğrultuda Suriye’yi nükleer konularla ilgili bir aktör olarak görmemiştir. 
N. Sarkozy ise Suriye’den İran’ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılması 
konusunda ikna edici olmasını beklemektedir. Ayrıca İsrail konusunda J. 
Chirac daha mesafeli bir politika izlerken N. Sarkozy Suriye ile İsrail arasında 
Şeba Çiftlikleri meselesiyle ilgili arabuluculuk yapabileceğini açıklamıştır. 
Bu bakış açısı farklılığı, J. Chirac’ın Lübnan merkezli bir Akdeniz politikasını 
desteklemesiyle; N. Sarkozy’nin ise Lübnan’ı unutmamakla birlikte daha 
pragmatik ve müdahaleci bir tavır benimsemesiyle açıklanmaktadır. 
Bu anlamda Suriye ile ilişkilerin geliştirilebilmesine uygun bir zemin 
yaratılmasına ve bu zeminin korunmasına önem verilmektedir. 

Fransa’nın Suriye politikası diplomatik unsurlara ve diyaloga dayanmaktadır. 
Her ne kadar ikili ilişkilerde ve bölgesel meselelere bakış açısında farklılıklar 
olsa da asgari bir münasebetin korunmasına ve iletişim kanallarının açık 
tutulmasına çalışılmıştır. Suriye’ye ilişkin bu politika tercihinin somut 
sonuçlar verdiği düşünülmemekle birlikte Fransa’nın bölgedeki ekonomik 
çıkarlarının gözetildiği hatırlanmalıdır. Suriye’nin Hizbullah, Hamas, 
Lübnan, İran ve İsrail’e karşı tavrının Fransa’nın beklentilerine paralel 
biçimde geliştiğini söylemek mümkün değildir.4 Bu itibarla Fransa’nın 
Suriye’ye yönelik politikasının ilk önceliğini ekonomik ve ticari ilişkilerin 
oluşturduğu görülmektedir. Ayrıca Fransa’nın, geçmişteki Fransız etkisi 
doğrultusunda Suriye ile ilişkilerinde kültürel, bilimsel ve teknolojik 
işbirliğine önem vermekte ve özellikle eğitim alanında pek çok işbirliği 
projesi hayata geçirilmektedir.5 

< Fransa’nın Suriye politikası çok taraflılığı savunan bir yaklaşıma işaret etmektedir. Fransa, Arap Ligi nezdindeki Suriye ile ilgili kararlarda etkin 
rol oynamaktadır. Buna ek olarak AB tarafından benimsenecek tavrın oluşmasına yoğun katkıda bulunmaktadır. SDE Analiz  >

Arap Baharı ve Suriye Krizi Karşısında Fransa 

Fransa, 2010 yılının sonlarında Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında 
başlayan Arap Baharı karşısında ilk başta hazırlıksız ve yetersiz kalmıştır. 
Tunus’ta ilk isyan dalgası başladığında Fransa, Tunus’a isyanın 
bastırılmasında kullanılmak üzere ek polisiye kuvvet gönderme teklifinde 
bulunmuş ve halkların yanında yer almak yerine mevcut rejimleri koruyan 
bir görüntü çizmiştir. Halk hareketlerinin bu ölçüde genişleyeceği ve 
uzun süreceği öngörülmediği için yönetimlerin desteklenmesi söz konusu 
olmuştur. Ancak Fransa hızlı biçimde tarihin akışına uyum sağlamış ve 
halkların taleplerinin yanında yer alan bir tavır sergilemiştir. Bunun 
göstergesi olarak Libya’ya müdahalede başı çekmiş ve uluslararası 
kamuoyuna geniş Ortadoğu bölgesindeki dönüşümde etkin rol alacağını 
göstermiştir. 15 Mart 2011’de Suriye’nin Dera kentinde başlayan hareketler 
karşısında ise Fransa, ABD ve Almanya ile koordinasyon halinde el altından 
desteklediği Suriye içerisindeki muhalifler tarafından rejimin devrilmesine 
destek vermektedir. 

Fransa’nın Suriye politikası çok taraflılığı savunan bir yaklaşıma işaret 
etmektedir. Fransa, Arap Ligi nezdindeki Suriye ile ilgili kararlarda 
etkin rol oynamaktadır. Buna ek olarak AB tarafından benimsenecek 
tavrın oluşmasına yoğun katkıda bulunmaktadır. Bu itibarla Suriye’deki 
Fransız büyükelçi geri çekilmiş ve ambargo düzenlemeleri uygulamaya 
konulmuştur. Fransa bu kurumsal tasarrufları desteklerken Suriye’deki 
muhaliflerin taleplerini ve beklentilerini esas almaktadır. BM çerçevesinde 
ortak bir politika geliştirilememesinin sonucunda Fransa, Suriye Halkı’nın 
Dostları Grubu’nun kurulmasına öncülük etmiştir. Ayrıca Fransa, Suriye 
Ulusal Konseyi’ni Suriye muhalefetinin meşru temsilcisi olarak tanıyan 
ilk ülke olmuştur. Ayrıca mevcut rejimin uluslararası meşruiyetinin sona 
ermesinin bir göstergesi olarak Özgür Suriye Ordusu’na eğitim desteği 
vermekte ve operasyonel kapasitesinin artmasına katkıda bulunmaktadır. 
Buradan hareketle Fransa’nın Suriye’deki muhaliflere silah sağladığı 
düşünülmektedir. Bu itibarla Fransa, Suriye ile yakından ilgilenmekte ve 
uluslararası arenada Suriye ile ilgili çok taraflılığı teşvik eden bir politika 
sürdürmektedir. Ayrıca sivillerin korunması ve sivil halka yardım edilmesi 
amacıyla Fransa, Suriye’ye insani koridor açılmasını savunmaktadır.6 

< Sarkozy’nin Başar Esed’ın geleceğinin Kaddafi’ninkine benzememesine vurgu yapması operasyon tercihiyle birlikte değerlendirilmektedir. Bu itibarla Fransa ’nın uygun koşullar ortaya çıktığında operasyon seçeneğine ilkesel olarak karşı çıkmayacağı görülmektedir. SDE Analiz >

Suriye’deki olaylar başladığında askeri bir operasyonun söz konusu olmadığı 
Fransız yetkililer tarafından çeşitli vesilelerle ifade edilmiştir.7 Bununla birlikte 
Suriye’deki olayların başlamasından beri geçen süre boyunca Fransa’da 
askeri operasyon seçenekleri gündeme getirilmiştir. Fransa uluslararası 
bir karar olmadan Suriye’ye dışarıdan müdahalede bulunulmasına karşı 
olduğunu tekrarlamaktadır. Ancak hem Suriye’nin kuzeyinde bir tampon 
bölge kurulması hem Özgür Suriye Ordusu’na destek verilmesi hem de 
Suriye’den kaçan askerlerin ve sivillerin korunması için sınırlı bir NATO 
operasyonu çerçevesinde Türkiye’nin de içerisinde olduğu bir operasyona 
Fransa’nın sıcak baktığı yönünde haberler basında yer almaktadır.8 
N. Sarkozy Suriye’ye operasyona sıcak bakılmadığını belirtirken ardından 
Başar Esed’ın geleceğinin Kaddafi’ninkine benzememesine vurgu yapması 
operasyon tercihiyle birlikte değerlendirilmektedir. Bu itibarla Fransa’nın 
uygun koşullar ortaya çıktığında operasyon seçeneğine ilkesel olarak karşı 
çıkmayacağı görülmektedir. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder