8 Şubat 2020 Cumartesi

Suriye Krizinde Bölgesel ve Küresel Aktörler BÖLÜM 6

Suriye Krizinde Bölgesel ve Küresel Aktörler  BÖLÜM 6



Suriye Krizi ve İslâm Dünyası 


Doç. Dr. Ahmet UYSAL 


< Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra bugün Ortadoğu diye 
adlandırılan bölgede yirmiden fazla ülke oluşmuştur. 
Bu ülkelerin sınırları sosyolojik sınırlara göre değil işgal edenlerin isteklerine göre çizilmiştir.  SDE Analiz >

Arap Baharı diye bilinen ve bütün Ortadoğu’yu ve dolayısıyla dünyayı 
etkileyen Arap isyanlarının Tunus ve Mısır gibi ülkelerden sonra Suriye’ye 
ulaşmasından bugüne bir yılı aşkın bir süre geçtiği halde halen soruna 
kalıcı bir çözüm bulunabilmiş değil. Suriye’deki Baas rejiminin yıkılması 
veya isyancıları ve rejimin uzlaşacağı bir çözüm bulunmasının gecikmesi 
Suriye rejiminin iç sosyal, kültürel ve siyasi yapısıyla ilgili olduğu kadar, dış 
dengelerle de yakından ilgilidir. Peki, bu sorun konusunda İslam dünyasının 
ve bu ülkelerin en önemli şemsiye kuruluşu olan ve başkanlığını Ekmeleddin 
İhsanoğlu’nun yaptığı İslam İşbirliği’nin Suriye Krizinde tavrı ve çözüm rolü 
ne olmalıdır? 

İslam Dünyası’nın genel problemi parçalanmışlık ve baskıcı yönetimlerdir. 
Dolayısıyla, genel olarak demokratik Arap devrimlerine ve özel olarak 
Suriye Krizine bakarken bu iki kriteri dikkate almak gerekmektedir. Osmanlı 
İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra bugün Ortadoğu diye 
adlandırılan bölgede yirmiden fazla ülke oluşmuştur. Bu ülkelerin sınırları 
sosyolojik sınırlara göre değil işgal edenlerin isteklerine göre çizilmiştir. 
Ortadoğu dışındaki Orta ve Güney Asya’daki İslam ülkelerinin sınırları 
Rus, İngiliz ve diğer batı ülkelerinin işgali ve bu işgale karşı mücadele ile 
şekillenmiştir. 

Parçalanmışİslam Dünyası’nda devlet yapıları rejim açısından krallıklar 
ve cumhuriyetler olarak tasnif edilebileceği gibi, demokrasiler ve otoriter 
rejimler olarak veya ulus-devletler ve teritoryal devletler olarak da ayrılabilir. 
İslam coğrafyasında bu parçalı yapı sömürü döneminde kurulmasına rağmen 
bağımsızlık döneminde de aşılamamıştır. Hem Ortadoğu’daki devletler hem 
de Orta Asya ülkeleri bu özellikleri taşımaktadır. Bu farklı ve parçalı yapı 
İslam ülkelerinin herhangi bir sorun karşısında ortak tutum geliştirmelerine 
engel olmaktadır. Parçalı yapı hem ülkeleri kendi iç sorunlarıyla meşgul 
etmekte hem de dış sorunlara yeterince eğilmelerini engellemektedir. 
Suriye Krizine İslam ülkelerinden net ve ortak bir tutum geliştirilememesinin 
nedeni budur. 

İslam Dünyası’nda otoriter rejimlerin yaygın olması da demokrasi talebiyle 
ortaya çıkan devrimlere halkları sıcak baksa bile yönetimlerin baskıcı olması, 
kendi halklarına örnek olmaması açısından tedirginlik yaratmaktadır. 
İkinci Dünya Savaşı sonrasında anti-emperyalist akımları başa getiren bu 
baskıcı yapılar genellikle meşruiyetini halk iradesinden değil sömürgeci 
güçlere karşı verilen bağımsızlık mücadelesinden almaktadırlar. Nasırizm, 
Baasçılık ve Kaddafi örnekleri bu durumu iyi yansıtır. Tunus’taki devrimden 
Kaddafi’nin çok rahatsız olması bu yüzden şaşırtıcı değildi. 

Suriye Krizi’nde, İslam ülkeleri arasında demokratik bir ülke olması 
dolayısıyla özgün bir yeri olan Türkiye’nin Suriye halkı için demokrasi 
talebiyle dış politika çıktılarını belirlemesi doğaldır. Aynı tutumu demokratik 
geçişte büyük bedel ödemiş Tunus hükümeti de sergilemiştir. Endonezya 
ve Filistin gibi demokrasi yolunda görece mesafe almışİslam ülkeleri de 
Suriye’deki demokrasi mücadelesine sempati ile bakmışlardır. Mısır’ın da 
halk olarak Suriye Devrimi’ne sempati ile yaklaşması normaldir. Ancak, 
henüz demokratik bir hükümet yerine Yüksek Askeri Konsey’in ve onun 
görevlendirdiği eski siyasetçilerin görev başında olması Suriye demokratik 
hareketine destek vermesine engel olmaktadır. Malezya’da bile demokrasi 
belli düzeye ulaşmış olsa da hükümet aleyhinde gösterilerin yapılması9 başka 
yerlerdeki demokratik gösterilerin desteklenmesine engel olmaktadır. 

< Suriye Krizi’nde, İslam ülkeleri arasında demokratik bir ülke olması dolayısıyla özgün bir yeri olan Türkiye’nin Suriye halkı için demokrasi talebiyle dış politika çıktılarını belirlemesi doğaldır. Aynı tutumu demokratik geçişte büyük bedel ödemiş Tunus hükümeti de sergilemiştir. SDE Analiz >

Suriye Krizi’ne destek olan Körfez’deki Arap ülkeleri demokratik kaygılarla 
değil daha çok stratejik gerekçelerle yaklaşmaktadırlar. Özellikle zengin 
Körfez ülkeleri İran tehdidinden büyük rahatsızlık duymaktadırlar. Bu tehdit 
algısında İran’ın ideolojik farklılığı, nükleer sevdası ve bölgedeki Şiileri 
tahrik etmesi önemli rol oynamaktadır. Ayrıca, Bahreyn hariç bu ülkeler 
büyük bir protesto dalgasıyla karşılaşmadıkları için bölgedeki hareketlilikten 
etkilenmeyecekleri düşüncesindedirler. Bu algı, Körfez ülkelerinin Suriye 
Devrimi’ne destek vermesini kolaylaştırmaktadır. 

Türkiye bir demokrasi olduğu için demokratik devrimleri kolay destekleyebildiği gibi İran da tam tersine demokrasiden uzaklaştıkça demokratik hareketleri desteklemesi zorlaşmaktadır. İran’ın Suriye rejimiyle ideolojik olmasa bile mezhepsel yakınlığı bulunmaktadır ve ulusal çıkarlar yüzünden Suriye’de demokrasiyi değil Baas rejimini desteklediği  bilinmektedir.  

< Arap Baharı konusunda en ilginç tavır Irak’tan gelmiştir. Şekil yönü daha ağır 
bassa da bir demokratik süreçle başa gelen Nuri el-Maliki, Mısır ve Tunus devrimlerine destek verirken, terör, istikrasızlık ve temel hizmetler konularında 
sorun yaşanan Irak’ta gösterilerin başlaması tedirginlik yaratmıştır. SDE Analiz  >

Irak, Suriye ve Lübnan hattındaki Şii etkisinin kaybolma 
tehlikesini de gördüğü için bu rejime destek vermektedir. İran’ın tavrını 
etkileyen diğer bir sebep ise protestoların ülkesine sıçramasından duyduğu 
endişedir. Özellikle son iki seçime hile karıştığı söylentileri ve sonrasında 
ortaya çıkan büyük protestolar olması bu tehlikeyi artırdığı için İran 
Suriye’deki krizin demokratik bir süreçle çözümlenmesi noktasında olumsuz 
tavır içerisindedir. Ancak Mısır’da İsrail yanlısı Mübarek’in düşmesi veya 
Şii nüfusun etkili olacağı Bahreyn’deki muhalif gösterilerde gözlemlendiği 
gibi İran, ulusal çıkarları ile uyumlu olduğunu düşündüğü protestoları 
desteklemekten de geri durmamaktadır. 

Arap Baharı konusunda en ilginç tavır Irak’tan gelmiştir. Şekil yönü daha 
ağır bassa da bir demokratik süreçle başa gelen Nuri el-Maliki, Mısır ve 
Tunus devrimlerine destek verirken, terör, istikrasızlık ve temel hizmetler 
konularında sorun yaşanan Irak’ta gösterilerin başlaması tedirginlik yaratmış 
ve demokrasi yanlısı tutum değişmeye başlamıştır. Irak’ın tutumunda son 
zamanlarda İran etkisinin giderek artması da etkili olmuştur. Özellikle, 
Suriye’de dış müdahale ile demokrasi gelmesine karşı çıkmaktadır. Hâlbuki 
Irak’a demokrasi gelmesi de ABD ve müttefiklerinin müdahalesiyle olmuş ve 
Saddam’ın Baas rejimi yıkılarak demokratik süreç başlamıştı. 

İKÖ ve Suriye 

Suriye Krizi’nde çözüm yolunda daha büyük rol oynaması gereken kuruluş 
İslam İşbirliği Örgütü’dür. Bırakın masum insanların düzenli ordu tarafından 
her gün öldürülmesini, İslam coğrafyasında yaşanan bu insanî kriz yalnızca 
kınamayla ve beyanatlarla geçiştirilmeyecek kadar ciddi bir sorundur. 
Ayrıca, Suriye Krizi çözülmediği için bir iç savaşa ve bölgesel çatışmaya 
dönüşme riski de taşımaktadır. 

Suriye Krizi’ne çözüm bulunma sürecinde etkili olması beklenen 
kurumlardan birisi de İslam İşbirliği Örgütü’dür. Suriye Krizi her açıdan 
İslam İşbirliği Örgütü’nün müdahale etmesi gereken bir sorundur. Ayrıca, 
İKÖ Başkanı’nın bir Türk bilim adamı olması ve doğal olarak Türkiye’nin 
önemsediği konuları belli düzeyde önemsemesi beklenen bir kurum olması 
dolayısıyla da hem İKÖ’nün daha fazla sorumluluk alması gerekir hem de 
sorunun çözümüne destek anlamında katkı sağlamalıdır. 

Suriye gibi diktatör rejimlerinin en büyük dayanağı uluslararası meşruiyettir. İslam Dünyası’nın şemsiye kuruluşu olması beklenen İslam İşbirliği Örgütü’nün İran gibi Suriye rejimine destek olan üyeleri de vardır. 

Ancak bu ülke kamuoylarının Suriye’de sivillere yapılan muameleye karşı 
tepkili olmasını beklemek zor değildir. Suriye’nin kınanmasına bazı 
İslam ülke yönetimleri destek olmasalar bile kamuoyu desteğiyle bu yapılabilir. 
Diğer bir ifade ile başkanlık düzeyinde Suriye’de sivillere yapılan baskı ve 
saldırıların kınanması mümkündür. Rusya, Çin ve İran desteğinden cesaret 
alan rejimin yalnızlaştırılması ancak meşruiyetini kaldıracak bir hareket tarzı 
benimsemekle olabilir. 

İKÖ, Esed rejiminin gitmesi yönünde tavır takınmak istemiyorsa en azından 
birbirine üstün gelmeleri zor olması dolayısıyla çok can kaybına yol açacağı 
anlaşılan taraflar arasında diyalog zemini geliştirebilir. Çok kan döktüğü 
için yenildiğinde intikamdan korkan ve bu yüzden eski politikalarına devam 
eden Esed rejimine güvenli çıkış için yol gösterebilir. Yine bir şemsiye 
kuruluş olarak İKÖ siyasi tutumdan uzak insani bir misyon benimseyebilir. 

Bu yöntem İKÖ etkisi olmadan Yemen’de denendi ve bir çıkış yolu bulunabildi. 
Suriye’de uluslararası güçlerin birbirini bloke etmeleri dolayısıyla bu rolü 
oynama fırsatı bulunmaktadır. 

İslam Konferansı Örgütü şu anda daha çok sığınmacılara mali yardım gibi 
küçük ölçekli yaraları sarma faaliyetleri yürütmektedir. Hâlbuki yaraları 
sarmak yerine savaşı durduracak çözümler aramak için daha aktif ve etkili 
politikalar üretmesi gerekmektedir. Soruna taraf olmuyorsa bile sorunun 
çözümü için daha fazla irade oluşmasında ilgili taraflara baskı ve çağrı 
yapılmasına engel olan bir durum yoktur. Esed rejimi daha yerinden 
kımıldamadan Libya Krizi’nden ölenlerin yarısına yakın insan Suriye’de 
hayatını kaybetmiştir. Ancak, dünya kamuoyu ve İslam Dünyası Libya’ya 
gösterdiği hassasiyeti Suriye Krizi’nden esirgemektedir. İKÖ’nün söyleminin 
ve çağrılarının çözüm yönünde iradenin güçlenmesinde ciddi bir katkısı 
olacaktır. 

İKÖ’nün her durumda Suriye’de daha büyük bir krize ve kriz sonrasına 
kendisini hazırlaması gerekir. Çünkü büyük çatışmalardan sonra rejim 
devrildiğinde iç savaş, katliamlar, intikam ve toplu cezalandırma olmasın 
diye rol üstlenmesi gerekli olacaktır. Ülkedeki demokratik sürece destek 
veren Suriye’nin Dostları Grubu’nu oluşturan ülkeler arasında pek çok 
Müslüman ülke olması gerçeğinin üzerine faaliyetlerini inşa edebilir. Ayrıca, 
diğer ülkelerle de yapılacak faaliyetleri koordine etme fırsatı doğacaktır. 
Böyle bir insani soruna neden karıştığını kimse sorgulayamayacaktır. Suriye 
Krizi, İslam Konferansı Örgütü’ne dünya çapında etkinliğini ve meşruiyetini 
artırmasına yardımcı olacak bir fırsat da sunmaktadır. 

< İKÖ’nün her durumda Suriye’de daha büyük bir krize ve kriz sonrasına kendisini hazırlaması gerekir. 
Çünkü büyük çatışmalardan sonra rejim devrildiğinde iç savaş, katliamlar, 
intikam ve toplu cezalandırma olmasın diye rol üstlenmesi gerekli olacaktır. 
SDE Analiz  >


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder