14 Şubat 2020 Cuma

BÜTÜN BOYUTLARIYLA SURİYE KRİZİ VE TÜRKİYE, BÖLÜM 4

BÜTÜN BOYUTLARIYLA SURİYE KRİZİ VE TÜRKİYE, BÖLÜM 4




1971 yılında Sovyetler Birliği ile Suriye arasında imzalanan ikili anlaşma çerçevesinde Rusya, Suriye’nin Tartus limanında bir deniz üssü bulundurmaktadır. 
Rusya’nın Doğu Akdeniz bölgesinde tek deniz üssü olan Tartus üssünde 
Rus donanmasına ait nükleer silah taşıyan savaş gemileri konuşlandırılmakta, 
üs sayesinde Moskova Orta Doğu’daki askeri varlığını sürdürebilmektedir.

Rusya, bölgesel ve küresel güç hesaplarını Suriye üzerinden yürütmeye çalışmaktadır. 

Bu nedenle Rusya’ya Suriye vasıtasıyla bölge üzerindeki nüfuzunun 
devam ettirebilmesi için bir teminat verilmediği müddetçe Moskova Esed 
rejimini desteklemeye çalışacaktır. Rusya’nın Suriye’deki halk hareketini 
kendi toprak bütünlüğüyle de ilişkilendirdiği ifade edilebilir. Moskova, Esed 
rejiminin devrilmesi halinde Suriye’deki halk hareketinin kendi egemenliği 
altındaki Müslüman halklara emsal teşkil edebileceğini değerlendirmekte, 
benzer bir ayaklanmanın Kuzey Kafkasya’da ortaya çıkabileceği yönünde 
kaygı taşımaktadır. Çin de benzer kaygılara sahiptir.

<  Moskova, Esed rejiminin devrilmesi halinde Suriye’deki halk hareketinin kendi egemenliği altındaki Müslüman halklara emsal teşkil edebileceğini değerlendirmekte,benzer bir ayaklanmanın Kuzey Kafkasya’da ortaya çıkabileceği yönündekaygı taşımaktadır. Çin de benzer kaygılara sahiptir. >

Kremlin’in Arap ülkelerindeki değişim sürecinde ABD ve Batılı ülkelere karşı 
konumunu güçlendirmeye ve Batıdan bazı imtiyazlar elde etmeye çabaladığı 
değerlendirilebilir. Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne Aralık 2011’de kabul 
edilmesi ve Ağustos 2012’de örgüte üye olarak alınması Moskova’nın Suriye 
politikası ile ilişkilendirilebilir.

Kriz sürecinde Esed rejimi yanlısı tutumu Moskova’nınki kadar belirgin olmasa 
da Çin, BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya ile birlikte Esed rejimi aleyhindeki 
karar tasarılarını şimdiye kadar iki kez veto etmiş, Esed rejiminin varlığını 
sürdürmesine destek olmuştur.

Çin’in Suriye’ye müdahaleye imkân tanıyabilecek karar tasarılarını veto etmesinin altında çeşitli nedenler vardır. Pekin’in Suriye krizinde Rusya ile 
birlikte hareket ederek Batının karşısında yer alması ABD’nin Asya-Pasifik 
stratejisine duyduğu tepki ile ilgilidir. Obama yönetiminin, 2012 yılının Ocak 
ayında açıkladığı diplomatik, stratejik ve ekonomik yatırımlarda ABD’nin 
Asya-Pasifik bölgesine ağırlık verme hedefi Pekin’i rahatsız etmiştir. Çin’in 
veto tercihi Washington’ın Tayvan politikası da göz önünde bulundurularak 
değerlendirilmelidir. ABD’nin Tayvan’a silah satması Çin’i tedirgin etmektedir. 
Çin vetosunun altında yatan diğer bir nedenin de ABD’nin Tibet’le olan 
ilişkilerinden kaynaklandığı ifade edilebilir.

Bu nedenler hesaba katıldığında, Pekin’in Esed rejimini desteklemesi ve Esed 
rejimi aleyhinde Güvenlik Konseyi nezdinde başlatılan girişimleri engellemesinin 
büyük ölçüde ABD-Çin hattında temayüz eden siyasi, ekonomik ve askeri güç mücadelesinden ileri geldiği öne sürülebilir. Pekin, Pasifik stratejisine karşılık Rusya ile birlikte ABD’nin Orta Doğu’daki nüfuzunu dizginlemeye yönelik politika izlemekte, İran’dan ithal ettiği enerjide kesinti yaşanmamasını temin etmeye çalışmaktadır.

6. KRİZİN TÜRKİYE YE ETKİLERİ VE MUHTEMEL SENARYOLAR

6.1. Krizin Türkiye’ye Etkileri

Türkiye-Suriye sınırı 910 km’dir ve Türkiye’nin en uzun sınır hattına sahip 
komşusu Suriye’dir. İki ülke arasındaki sınır doğuda Dicle Nehri’nden batıda 
Akdeniz’e kadar uzanır. Türkiye’nin doğuda Şırnak’tan batıda Hatay’a kadar 
altı ilinin Suriye’ye sınırı vardır. İki ülke arasında ekonomik ve güvenlik 
alanlarında coğrafi yakınlıktan ileri gelen karşılıklı bağımlılık söz konusudur. 
Suriye Türkiye’nin Lübnan, Ürdün ve diğer Arap ülkelerine açılan kapısı konumundadır. 

İki ülkede sınıra yakın bölgelerde yaşayan vatandaşlar arasında 
akrabalık bağları vardır.

< Suriye, Irak’ın ardından sıranın kendisine gelebileceğini değerlendirmiş, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesine daha olumlu yaklaşmıştır. >

Türkiye-Suriye ilişkilerinin yakın geçmişine bakıldığında Hatay meselesi ve 
su sorununun öne çıktığı görülmektedir. 1990’lı yıllarda ise ikili ilişkilerdeki 
en önemli problem Hafız Esed rejiminin PKK terör örgütüne sağladığı destek 
olmuştur. Suriye terör örgütünün uzun süre Beka Vadisi’ndeki faaliyetlerine 
müsaade etmiş, örgüte himaye sağlamıştır. Şam yönetiminin örgüte sağladığı 
destek nedeniyle iki ülke savaşın eşiğine gelmiş, Ankara’nın gösterdiği tepki 
neticesinde 1998 yılında PKK terör örgütü lideri Öcalan, Suriye topraklarından 
çıkarılmıştır. Öcalan’ın sınır dışı edilmesiyle Türkiye-Suriye arasında 20 
Ekim 1998 tarihinde Adana Mutabakatı ve Güvenlik İşbirliği Antlaşması imzalanmış, ikili ilişkiler normalleşmeye başlamıştır.

Adana Mutabakatı’nın ardından Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 2000 
yılında Hafız Esed’in cenazesine katılması iki ülke arasındaki karşılıklı diplomatik 
ziyaretlere öncülük etmiştir. Bu dönemde cereyan eden uluslararası ve bölgesel gelişmeler Suriye’nin dış politika vizyonuna etki etmiş, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesi Şam’ın güvenlik kaygılarını artırmıştır. Suriye, Irak’ın ardından sıranın kendisine gelebileceğini değerlendirmiş, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesine daha olumlu yaklaşmıştır. ABD işgalinin ardından Irak’ın kuzeyindeki gelişmeler Türkiye ve Suriye’yi ortak tehditlerle karşı 
karşıya bırakmış, iki ülke Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda ortak politikalar 
geliştirmiştir. 2004 yılında gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaretlerin 
ardından iki ülke arasında serbest ticaret antlaşması imzalanmıştır.

Hariri suikastını takip eden süreçte Suriye uluslararası tecride maruz kalmış, 
Türkiye ise Şam yönetimiyle ilişkileri geliştirmeye devam etmiştir. 2005 senesinde ABD’nin tepkisine rağmen Cumhurbaşkanı Sezer ve 2007’de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Şam’ı ziyaret etmiştir. Türkiye bu dönemde bölgede kalıcı barış ve istikrarın tesisi amacıyla Suriye-İsrail arasında arabuluculuk girişimine başlamış, taraflar arasında doğrudan görüşmelere zemin hazırlamıştır. 

Ancak İsrail’in 2006 yılında Lübnan’ı işgali ve 2009’da Gazze’ye saldırması 
Türkiye’nin girişimlerini sonuçsuz bırakmıştır. Ankara, 2009’da Bağdat’taki 
bombalı saldırılar nedeniyle Suriye-Irak arasında ortaya çıkan gerilimi yatıştırmak maksadıyla da devreye girmiştir. Bağdat-Şam arasında mekik diplomasisi yürüten Türk yetkililer iki ülke arasında uzlaşmanın teminine çalışmıştır.

Türkiye ve Suriye kara kuvvetleri karşılıklı dostluk, işbirliği ve güveni pekiştir mek için 26 Nisan 2009 tarihinde Kilis’teki Yüksektepe Hudut Karakolu 
ile Suriye’nin Şamarin-Azez bölgesinde ortak bir tatbikat icra etmiştir.31 Şam 
yönetimi, Türkiye’nin 2009 yılında başlattığı Kürt açılımına destek vermiş, 
açılım kapsamında terör örgütü mensubu Suriyelilerin dağdan inmeleri halinde 
affedilebileceğini beyan etmiştir. İki ülke arasında yine 2009’da Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Anlaşması imzalanmış, Konsey’in ilk toplantısı aynı yıl içinde gerçekleştirilmiştir. İlk toplantıda dış politika, ekonomi, sulama, eğitim ve ulaşım alanlarında karşılıklı müzakereler yapılmış, bu kapsamda 50 protokol, proje ve mutabakat zaptı kararlaştırılmıştır.32 Ortak kabine 
toplantılarının ardından iki ülke karşılıklı vize uygulamasını da kaldırmıştır.

Siyasi açıdan ilerleme kaydeden Türkiye-Suriye ilişkileri iki ülke arasındaki 
ticaret hacminin istikrarlı bir şekilde büyümesini sağlamıştır. Özellikle Yüksek 
Düzeyli Stratejik İşbirliği Anlaşmasının etkisiyle ticari ilişkilerde belirgin 
bir artışın yakalandığı gözlemlenmiştir. 2010 yılında iki ülke arasındaki ticaret 
hacmi bir önceki yıla göre %30 artarak 2,5 milyar dolar düzeyine çıkmıştır.33 
Türkiye’nin Suriye sınırına yakın illerindeki ekonomi canlanmış, Türkiye’ye 
gelen Suriyeli turist sayısı ve Suriye’deki Türk yatırımcıların sayısı artmıştır. 
İkili ekonomik ilişkilerdeki gelişme, Orta Doğu’da istikrara katkı sağlayacak 
ekonomik bir entegrasyonun gerçekleşebileceği yönünde beklentiler ortaya 
çıkarmış, bölgede Türkiye, Suriye, Lübnan ve Ürdün’ü kapsayan bir serbest 
bölge oluşturulması gündeme gelmiştir.

Dolayısıyla Türkiye-Suriye ilişkileri uluslararası ve bölgesel şartların etkisiyle 
ve iki ülkedeki siyasi iktidarların tercihleriyle nispeten kısa bir süre içinde 
gelişme göstermiştir. ABD’nin Irak’ı işgaliyle güvenlik kaygıları artan ve 

Hariri suikastı sonrası gerek Batılı ülkeler gerekse Arap dünyası tarafından 
tecride maruz kalan Suriye, Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışmıştır. 
Beşşar Esed iktidarı, Batı ile ilişkilerinde ve ekonomik kalkınma hedefi 
bağlamında Türkiye’nin desteğinin değerli olduğunu fark etmiştir. Türkiye, 
ABD işgali sonrası Irak konusunda ve Orta Doğu’da barış ve istikrarın tesisi 
amacıyla Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesi yönünde irade göstermiştir. PKK/
KCK terör örgütünün lider kadrosunun ve militanlarının önemli bir bölümünün 
Suriyelilerden oluşması, bölgede İran’la devam eden rekabet ve Arap 
dünyasıyla artan ticari ilişkiler Suriye’yi Türkiye için önemli kılmıştır. Suriye 
Türkiye’nin Arap dünyasıyla gerçekleştirdiği ticarette geçiş ülkesi haline 
gelmiş, Ankara bu dönemde Şam yönetiminin de desteğini alarak bölgedeki 
konjonktüre PKK/KCK aleyhinde yön vermeye başlamıştır.

< Türkiye, ABD işgali sonrası Irak konusunda ve Orta Doğu’da barış ve istikrarın tesisimaksadıyla Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesi yönünde irade göstermiştir. >

Türkiye-Suriye ilişkilerinin oldukça iyi düzeyde olduğu böyle bir dönemde, 
Orta Doğu’da Arap uyanışı süreci baş göstermiştir. Türkiye, Arap ülkelerinde 
demokratik ve ekonomik hak ve hürriyet talepleri ile ortaya çıkan halk hareketlerine destek vermiştir. Türk dış politikasının halk hareketleri lehindeki 
duruşu Suriye krizinde ise problemli bir zeminle karşılaşmıştır. Suriye’deki 
muhalefet hareketinin Esed rejimine karşı netice alamaması, krizin iç savaş 
halini alarak bölgesel ve küresel bir anlaşmazlığa dönüşmesi Türkiye’yi güney 
sınırında ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakmıştır. Kriz, Türkiye’nin güvenliğini 
tehdit etmekte, Ankara’nın bölge ülkeleriyle olan ilişkilerini, Orta 
Doğu’daki siyasi ve ekonomik alanlarda tesis ettiği işbirliği süreçlerini olumsuz 
etkilemektedir.

Şam ile ilişkilerin gelişmeye başladığı 2000’li yıllardan itibaren Türk liderlerin 
Suriyeli muhataplarına demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi 
doğrultusunda reform tavsiye ettiği bilinmektedir. 2011 yılı başında Arap uyanışı süreci ortaya çıktığında ve Mart ayında Suriye’de halk kitleleri reform 
talebiyle gösteri yürüyüşleri düzenlemeye başlayınca, Türkiye reform çağrılarını 
kamuoyu önünde dile getirmeye başlamıştır. Ankara, Suriye’de sağlıklı 
bir reform süreci yürütülebilmesi için Esed iktidarıyla temasa geçmiş, Şam 
yönetimine kararlı bir şekilde reform telkininde bulunmuştur. Dışişleri Bakanı 
Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan Şam’ı ziyaret etmiş, Beşşar 
Esed’i reformlara teşvik etmiştir. Suriye’de kitlesel gösterilerin yaygınlaşma 
eğilimi gösterdiği 2011 yılının bahar aylarında Türkiye diplomatik temsilciler 
göndermeyi sürdürerek Esed rejimini demokratikleşme doğrultusunda reform 
yapması için cesaretlendirmeye devam etmiştir.

Ancak Türkiye’nin girişimleri Esed rejimi üzerinde etkili olmamış, Baas iktidarı 
ülkedeki halk hareketinin şiddet yoluyla bastırılması gerektiği yönündeki 
duruşunda ısrar etmiştir. Esed rejiminin ülkedeki Baas Partisinin iktidar 
tekeline son vermeye dönük somut bir adım atmaması, kitlesel halk gösterilerini 
silahlı kuvvet kullanarak bastırmaya yönelmesi ile Türkiye’nin tutumu 
değişmeye başlamıştır. Diplomatik girişimlerin ardından Esed rejiminin 
tutumunu ilk elden dinleyen ve rejimin ülkedeki halk hareketine bakışının 
değişmeyeceğini anlayan Türkiye, Şam yönetimiyle ilişkilerini askıya almıştır. 
Suriye’deki muhalefet hareketinin ülke geneline yayılması ve silahlı bir 
ayaklanmaya dönüşmesi neticesinde ise Türkiye açıkça Esed rejimi aleyhinde 
tavır geliştirmiştir.

Türkiye, Suriye’deki demokratikleşme sürecine dâhil olabilecekleri kanaatiyle 
muhalif unsurlarla da temas kurmuş, muhalefetin toplantılarına ev sahipliği 
yapmıştır. Türkiye, Esed iktidarına yönelik tutumunu Ağustos ayı içinde 
değiştirdikten sonra muhalefeti Baas rejimine alternatif olarak görmeye başlamış ve bu doğrultuda hareket etmiştir. Suriye muhalefeti, 31 Mayıs 2011 
tarihinde Antalya’da ve 23 Ağustos’ta İstanbul’da olmak üzere Türkiye’de ilk 
etapta düzenlediği iki toplantının ardından tek çatı altında birleşmeyi kararlaştırmıştır. 

Aynı dönemde (Temmuz 2011) Özgür Suriye Ordusu da kurulmuş, 
Suriye’deki kitlesel yürüyüşler silahlı ayaklanma halini almıştır. Suriyeli muhaliflerin devam eden Türkiye toplantıları neticesinde 2 Ekim 2011’de muhalefeti temsil edecek Suriye Ulusal Konseyi Burhan Galyon başkanlığında 
kurulmuştur. Türkiye böylece Suriye muhalefetinin tanınmasına ve tek çatı 
altında toplanmasına destek olmuş, muhalefeti Esed rejimine karşı desteklemeye başlamıştır. Ankara, Tunus’da Bin Ali iktidarının, Mısır’da Mübarek 
yönetiminin ve Libya’da Kaddafi rejiminin yıkıldığı bir dönemde Suriyeli 
muhalefetin de Esed rejimine karşı sonuç alabileceğini değerlendirmiş, Suriye 
krizi politikasını bu doğrultuda belirlemiştir.

Esed iktidarının silahlı kuvvete başvurması sonucunda iç çatışmaların başladığı 
Suriye’deki kriz, İran’ın ve Arap Birliği’nin müdahil olmasıyla bölgesel 
bir anlaşmazlık haline gelmiştir. Esed rejiminin Arap Birliği’nin hazırladığı 
çözüm planına riayet etmemesi üzerine Suriye’nin üyeliği askıya alınmıştır. 
Bu gelişmeyi müteakip, Türkiye de bu ülkeye karşı tek taraflı yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. Türkiye tek taraflı yaptırımlarla Arap Birliği ile birlikte 
hareket ederek Esed rejimi üzerindeki uluslararası baskıyı artırmaya çalışmıştır.

Türkiye’nin 30 Kasım 2011 tarihinde 9 madde halinde açıkladığı yaptırımlar kapsamında;

• Suriye’de halkıyla barışık bir yönetim kurulana kadar Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi mekanizmasının askıya alındığını,
• Baas iktidarında halka karşı şiddete başvuran kişilerin Türkiye’ye seyahatleri nin yasaklandığını ve Türkiye’deki mal varlıklarının dondurulacağını, Esed rejiminin kuvvetli destekçisi konumundaki bazı işadamlarına da benzer 
tedbirlerin getirileceğini,
• Suriye ordusuna her türlü askeri malzemenin satış ve tedarikinin durdurulacağını,
• Türkiye üzerinden Suriye’ye silah ve askeri malzeme transferinin önleneceğini,
• Suriye Merkez Bankası ile ilişkilerin durdurulacağını,
• Suriye hükümetinin Türkiye’deki finansal mal varlıklarının dondurulacağını,
• Suriye hükümeti ile kredi ilişkilerinin durdurulacağını,
• Suriye Ticaret Bankası ile işlemlerin durdurulacağını,
• Suriye’deki altyapı projelerinin finansmanı için imzalanan Eximbank kredi anlaşmasının askıya alındığını duyurmuştur.

2012 yılının Ocak-Şubat döneminde Arap Birliği tarafından BM’ye taşınan 
Suriye krizinin küresel bir anlaşmazlığa dönüştüğü anlaşılmış, Türkiye bu 
süreçte Beşşar Esed’in iktidarı terk etmesi gerektiği yönündeki yaklaşımını sürdürmüştür. 

Esed iktidarı da rejime bağlı güvenlik güçlerine karşı gerçekleştirilen 
eylemlerde Suudi Arabistan ve Katar’ın yanında Türkiye’yi de suçlamaya 
başlamıştır. Türkiye’nin muhalefet hareketiyle sürdürdüğü temaslara karşılık 
Esed rejiminin bu dönemde PKK/KCK terör örgütü lideriyle irtibat kurduğu 
ve Suriye’nin kuzeyinde PKK/KCK güdümündeki PYD’ye serbestlik tanıdığı 
yönündeki haberler basına yansımaya başlamıştır. 

Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-4 tipi savaş uçağı, 22 Haziran 2012 tarihinde 
Malatya’dan havalandıktan sonra Akdeniz üzerinde uluslararası hava 
sahasında Esed rejimine bağlı kuvvetler tarafından düşürülmüştür. Keşif amacıyla silahsız uçan uçağın uluslararası hava sahasında düşürülmesi ve iki Türk pilotun şehit olmasını müteakip Türkiye, Suriye’ye karşı “angajman” kurallarını değiştirmiş, Türk kara ve hava sahasına yaklaşan Suriyeli unsurların hedef alınacağını beyan etmiştir.

Bu dönemde Türkiye, krizin iç savaş halini almasıyla büyüyen sığınmacılar 
sorununa karşı Suriye’nin kuzeyinde bir tampon bölge kurulabileceği yönündeki 
kanaatini NATO’nun ve BM’nin gündemine taşımış, batılı müttefiklerinden 
bu konuda destek talep etmiştir. Tampon bölge önerisi Fransa tarafından 
desteklenirken, ABD öneriye temkinli yaklaşmış, Rusya ise böyle bir uygulamaya karşı çıkmıştır.

Suriye ordusuna ait topçu birliklerinden 3 Ekim 2012 tarihinde atılan top mermilerinin Türkiye sınırları içinde Akçakale’ye düşmesi neticesinde 5 Türk 
vatandaşı hayatını kaybetmiş ve 10 kişi yaralanmıştır. Uçak krizinden farklı 
olarak bu saldırılara misli ile mukabele edilmiş, atışın yapıldığı noktalardaki 
hedefler Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Şam’ın 
kaza olduğunu iddia ettiği ancak tekrar etmeye devam eden saldırıların ardından Türkiye, Suriye’ye karşı caydırıcı olmak maksadıyla Meclis’te hükümete bir yıl süre ile yurtdışına asker gönderme yetkisi veren tezkere kararını almıştır. 
Türkiye bu dönemde Suriye kaynaklı tehditlere karşı ayrıca NATO’dan 
savunma amaçlı Patriot füze sistemi talep etmiştir. Türkiye’nin talebinin kabul 
edilmesiyle gönderilen Patriot hava savunma sistemi Suriye sınırına konuşlandırılmıştır. 
Suriye krizi, sınırdaki yerleşim merkezlerine düşen top mermilerinin yanında 
Türkiye’de terör eylemlerine de yol açmaya başlamıştır. Daha önce sınır kapılarında meydana gelen bombalı saldırılardan sonra Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde düzenlenen iki ayrı bombalı saldırıda 51 kişi 
ölmüş, 146 kişi yaralanmıştır. Saldırıda 452 işyeri, 293 konut, 62 araç ve 11 
kamu binası patlamadan dolayı hasar görmüştür. 

Esed rejiminin, protesto yürüyüşü yapan Suriye vatandaşlarına ateş açmasıyla 
derinleşen ve muhalefetin silahlanmasıyla iç savaşa dönüşen kriz Türkiye’yi 
doğrudan etkilemektedir. Sığınmacılar sorunu, Esed rejiminin PKK/KCK terör 
örgütüne sağladığı himaye, Suriye’nin kuzeydoğusundaki ayrılıkçı eğilimler 
ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin kesintiye uğraması Suriye’deki 
krizin Türkiye’yi doğrudan etkilediğini göstermektedir. Türkiye-İran-Irak hattındaki gelişmeler de krizin dolaylı etkileri olarak değerlendirilebilir.

Suriye krizi Türkiye’nin güneyinde bir sığınmacı sorununu beraberinde getirmiştir. 

Çatışmadan kaçan Suriye vatandaşları komşu ülkeler Türkiye, Lübnan, 
Ürdün ve Irak’a sığınmaktadır. Hâlihazırda bu dört ülkeye giriş yapmış olan 
2 milyon civarında Suriyeli sığınmacı bulunmaktadır. Türkiye’ye giriş yapan 
sığınmacı sayısı ise Ankara’nın psikolojik sınır olarak tespit ettiği 100 bini 
aşmış ve katlanarak artmıştır. Türkiye hukuki ve ahlaki açıdan doğru olanı 
yaparak güney komşusundaki iç savaştan kaçan Suriyelileri kabul etmeye devam etmektedir. Ancak sığınmacılar meselesi Türkiye’de ciddi bir mali külfete 
yol açtığı gibi özellikle Suriye sınırına yakın illerde güvenlik sorununa 
dönüşebilmektedir. Suriye’deki çatışmaların uzaması halinde, sığınmacıların 
Türkiye’ye maliyeti önemli ölçüde artabilir ve sığınmacıların barındığı bölgelerin 
güvenliği problemli hale gelebilir.



Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacı sayısı Afet ve Acil Durum Yönetimi 
Başkanlığı’nın (AFAD) 22 Temmuz 2013 tarihli verilerine göre 500 bini aşmış 
durumdadır. Türkiye’deki sığınmacılar Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, 
Kahramanmaraş, Osmaniye ve Adıyaman’da yer alan çadırkent ve Konteyner Kentlerde barındırılmaktadır. Çadırkent ve konteynerkentler dışında Türkiye’deki çeşitli hastanelerde refakatçi, hasta ve yaralı olarak 100’lerce Suriye vatandaşı bulunduğu bilinmektedir.34

< Suriye sınırına yakın illerde güvenlik sorununa dönüşebilmektedir.
Suriye’deki çatışmaların uzaması halinde, sığınmacıların Türkiye’ye maliyeti önemli ölçüde artabilir ve sığınmacıların barındığı bölgelerin güvenliği problemli hale gelebilir.  >

Suriyeli sığınmacı sayısı resmi kaynaklarca 500 bini aşkın olarak tespit edilse 
de yapılan tahminlere göre Türkiye’de resmi ve gayri resmi olarak Esed rejiminden kaçan yaklaşık 600 bin civarında sığınmacı bulunmaktadır. Suriyeli 
sığınmacıların büyük bölümü çadırkent veya konteynerkent kurulan 7 ilde barındırılırken bir bölümü de Türkiye’nin çeşitli bölgelerine kendi imkânlarıyla 
yerleşmiştir. Bu durum muvacehesinde Türkiye, topraklarına daha fazla sığınmacı girişini önlemek için NATO’nun ve BM’nin gündemine taşıdığı tampon 
bölge talebini kararlılıkla dile getirmeye devam etmeli, Suriyelilere üçüncü 
ülkelerde mülteci statüsünün verilmesi için çaba sarf etmelidir.

Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacılar ülke ekonomisine ciddi bir yük oluşturmaktadır. 

Türkiye AFAD koordinasyonuyla sığınmacıların insani yardım ihtiyaçlarını karşılamakta, sığınmacılara barınma, yiyecek, sağlık, güvenlik, eğitim, haberleşme ve bankacılık hizmetleri sunmaktadır. Sığınmacı sayısındaki 
artış dikkate alındığında, Suriyeli sığınmacılar meselesinin Türkiye’ye 
getirdiği mali yükün giderek artacağı değerlendirilebilir. Çadırkentlerin bulunduğu sınır illerine Suriye’den kaçak yollarla sokulan ürünler ise yerli esnafı 
olumsuz etkilemektedir. Türkiye bu nedenle sığınmacıların barındırıldığı 
illerin sınırlarını daha sıkı denetlemelidir.

< Türkiye, Suriyeli sığınmacılar için kurulan kampları sıkı şekilde denetleyebilmeli,silahlı muhaliflerin kamplara giriş yapmasına izin verilmemelidir. >

Suriyeli sığınmacılar meselesi, Türkiye’de çadırkent ve konteynerkentlerin 
yer aldığı bölgelerde güvenlik riskleri doğurmuştur. Sığınmacıların kaldığı 
kamplardaki hadiseler bu risklere işaret etmektedir. 27 Ekim 2012 tarihinde 
Kahramanmaraş’ta Suriyelilerin kaldığı çadırkentte giyim yardımlarının kendilerine ulaştırılmadığını iddia eden sığınmacılar ile görevliler arasında çıkan 
tartışma 2’si polis 3 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanmıştır. Kamplar içinde 
adi suçlarla mücadele ve asayişin sağlanması Türkiye için önemli bir sorundur. 
Türkiye, Suriyeli sığınmacılar için kurulan kampları sıkı şekilde denetleyebilmeli, 
silahlı muhaliflerin kamplara giriş yapmasına izin verilmemelidir. 

Kamplara yerleşen Suriye vatandaşlarının kimlikleri daha sıkı denetlenmeli, 
Esed rejimine bağlı istihbarat görevlilerinin kamplara sızmasının önüne geçilmelidir.

Suriye’deki iç savaş PKK/KCK terör örgütüne ciddi bir dış destek doğurmuştur. 
Suriye’nin kuzeyindeki otorite boşluğu ve Esed rejiminin Türkiye’ye karşı örgüte destek vermeye yönelmesi PKK/KCK’ya bölgede hareket alanı sağlamıştır. Esed rejimi terör örgütünü ülkenin kuzey ve kuzeydoğusundaki Kürtlerin muhalefete katılmasını engellemek maksadıyla kullanmakta, bu doğrultuda örgüte silah ve mühimmat tedarik etmektedir. 

PKK/KCK da Esed rejiminin sağladığı himaye ile Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda PYD ile birlikte varlık göstermekte, militan kaynağını Suriyeli Kürtlerden temin etmeye çalışmaktadır. 

Orta Doğu’da dört parçalı konfederal bağımsız bir Kürdistan hedefleyen terör örgütü, PYD üzerinden bölgedeki ayrılıkçı eğilimi tahrik etmekte, Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda kendi güdümünde ilk etapta özerk bir yönetim tesis etmeye çalışmaktadır. Bu açıdan terör örgütünün Suriye’de PYD adı altındaki faaliyetlerinin Türkiye’nin toprak bütünlüğüne tehdit oluşturduğu değerlendirilmektedir.

Esed rejimi, PKK/KCK’yı destekleyerek ve ülkenin kuzeyinde terör örgütü 
güdümündeki Kürt oluşumuna müsaade ederek Suriye muhalefetine ev sahipliği 
yapan Türkiye’ye misillemede bulunmaya teşebbüs etmiştir. Beşşar Esed 
yönetiminin bölgedeki Kürt meselesini Türkiye’ye zarar verecek biçimde 
yönlendirdiği yönünde yayınlar yapılmaktadır. Esed rejimi, Suriye Kürtleri 
üzerinden Türk-Kürt veya Kürt-Kürt (Barzani-PKK&PYD) çatışması çıkarmak 
suretiyle Kürt sorununun bölgede farklı bir krize dönüşmesi doğrultusunda 
hareket edebilir. Nitekim Suriye Kürtlerindeki ayrılıkçı eğilim diğer taraftan Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’ni harekete geçirmiş, Barzani Suriye Kürt Ulusal Konseyi çatısı altında Suriye Kürtlerini birleştirmeye teşebbüs    etmiştir. Barzani’nin girişimi Ankara’yı harekete geçirmiş, 1Ağustos 2012 tarihinde Davutoğlu beraberindeki heyetle Erbil’i ziyaret ederek Barzani ile görüşmüş, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt oluşumunun olası sonuçlarını ve Türkiye’nin hassasiyetlerini bildirmiştir.35

< Esed rejimi, Suriye Kürtleri üzerinden Türk-Kürt veya Kürt-Kürt (Barzani- PKK&PYD) çatışması çıkarmak suretiyle Kürt sorununun bölgede farklı bir krize dönüşmesi doğrultusundahareket edebilir. >

Suriye’deki kriz iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri durma noktasına 
getirmiştir. 2009’da Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin tesisiyle birçok 
alanda işbirliğine giden, karşılıklı vizeleri kaldıran iki ülkenin 36 kriz öncesindeki ikili ticaret hacmi hızlı bir büyüme trendi yakalamıştı.37 Suriye’deki krizle birlikte Türkiye’nin bölgede başlattığı ekonomik bütünleşme süreci akim kalmış, iki ülke arasındaki ticari bağlar ciddi ölçüde zarar görmüştür. 

Türkiye’nin Arap dünyasına açılmasına imkân tanıyan Suriye’deki kara 
yolları kriz nedeniyle kapanmıştır. Suriye topraklarından geçen kara yollarının 
kapanması Türkiye’nin Arap dünyasıyla yürüttüğü ticarete zarar vermiştir.

Sığınmacılar meselesi, PKK/KCK terör örgütü sorunu ve Suriye’nin kuzeyindeki 
ayrılıkçı eğilimler, ikili ekonomik ilişkilerin asgari düzeye inmesi krizin 
Türkiye’yi doğrudan etkilediğini göstermektedir. Doğrudan etkilere ilave 
olarak Ankara’nın Tahran ve Bağdat’la olan ilişkilerindeki gelişmeler krizin 
Türkiye’yi dolaylı olarak da etkilediğine işaret etmektedir. Türkiye’nin Esed 
rejimine karşı muhalefet hareketini desteklemesi, bölgesel stratejisini Esed 
iktidarının ayakta kalmasına bağlayan İran’la ilişkileri olumsuz etkilemiştir. 
İranlı bazı üst düzey yetkililerin bu süreçte Türkiye’ye yönelik tehdit içerikli 
açıklamaları dikkat çekmiştir.

İran’ın, Suriye krizindeki tutumuna karşılık Türkiye’ye tepkisel bir duruş sergilediği ve PKK/KCK terör örgütünü tekrar desteklemeye başladığı yönünde 
haber ve yorumlar yayımlanmaktadır. İranlı istihbarat görevlilerinin Türkiye’deki 
askeri tesisler hakkında bilgi topladığı tespit edilmiş, bu bilgileri terör 
örgütüyle paylaştığına yönelik değerlendirmeler yapılmıştır. İran’ın sınır 
karakollarından bazılarını geçici olarak PKK/KCK’ya tahsis ettiği ve terör 
örgütü militanlarının İran sınırından Türkiye’ye girerek eylem yapmalarına 
imkân sağladığı basına yansımıştır. İran’ın etkisiyle Irak’taki Maliki iktidarının 
da aynı dönemde Tarık Haşimi’nin Türkiye’ye sığınmasını gerekçe göstererek 
Ankara karşıtı politikalar izlemeye başladığı gözlemlenmiştir. Maliki 
iktidarının Türkiye ile ilişkilere zarar verebilecek girişimlerde bulunduğu, 
Türkiye’nin PKK/KCK terör örgütüyle mücadelesini zorlaştırabilecek adımlar 
atabileceği değerlendirilmektedir.



Bölgesel bir güç olması ve coğrafi yakınlığından ötürü Türkiye’nin Suriye krizine 
ilgi göstermesi doğaldır. Bununla birlikte Orta Doğu sorunlarının çözüm 
sürecine müdahil olan aktörleri sorunun parçası haline getirme özelliği sürekli 
hatırda tutulmalıdır. Türkiye, Suriye’deki krizin Tunus, Mısır, Libya ve 
Yemen’de iktidarın değişmesi ile sonuçlanan süreçlerden farklı seyredebileceğini 
öngörememiş, krizde sorunun tarafı haline gelmeye başlamıştır. Ankara, 
iç dinamikleri bakımından iktidarı değişen Arap ülkelerinden belirgin ölçüde 
ayrılan Suriye’deki krizin bölgesel ve küresel bir anlaşmazlığa dönüşebileceğini 
değerlendirememiştir.

Türkiye-Suriye ilişkilerindeki kopuş, Türk dış politikasında tatbik edilmeye 
çalışılan “sıfır sorun” politikasının Orta Doğu gibi bir bölgede oldukça zor 
olduğunu göstermiştir. Nitekim Ankara’nın Esed rejimine karşı tavır alması 
neticesinde İran ve Irak’la ilişkilerde de problemler belirmeye başlamış, 
Türkiye’nin bölge ülkeleriyle sorunsuz ilişkiler hedefi çarpıcı biçimde sekteye 
uğramıştır.

< Türkiye-Suriye ilişkilerindeki kopuş, Türk dış politikasında tatbik edilmeye çalışılan“sıfır sorun” politikasının Orta Doğu gibi bir bölgede oldukça zor olduğunu göstermiştir. >

Türkiye, BM kararıyla Suriye sınırları içinde kurulacak tampon bölge fikrini 
desteklemeye devam etmelidir. Suriye’de kuzeyden 25 km derinlikte doğu-
batı doğrultusunda kurulacak bir tampon bölge, yerlerini terk etmek zorunda 
kalan vatandaşların ülke dışına çıkmadan güvenli bölgeye geçmesine imkân 
tanıyacak, Türkiye’nin sığınmacılar sorununa çözüm konusunda yardımcı olabilecektir. 

Esed rejiminin elindeki füze sistemleri ve kimyasal silahlar dikkate alınarak Türkiye’nin orta ve uzun menzilli hava savunma füze sistemlerindeki 
yetersizliğinin giderilmesi için Patriot füzelerinin NATO’dan talep edilerek 
Türkiye topraklarında konuşlandırılması isabetli bir hareket tarzıdır. Patriotlar 
sayesinde caydırıcılık sağlanabilir ve fiili bir saldırı durumunda vahim sonuçların 
ortaya çıkması engellenebilir. 

5 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder