8 Şubat 2020 Cumartesi

İnsan Güvenliği Bağlamında Suriye’den Türkiye’ye 2010 Sonrası Göçler

İnsan Güvenliği Bağlamında Suriye’den Türkiye’ye 2010 Sonrası Göçler 


CANSU AKBAŞ DEMİREL


İnsan Güvenliği Bağlamında Suriye’den Türkiye’ye 2010 Sonrası Göçler 

 Arap Baharı, Suriye, göç, mülteci, insan güvenliği, Cansu AKBAŞ DEMİREL, 11 Eylül 2001 terör Saldırısı,

Cansu AKBAŞ DEMİREL* 
* Doktora Öğrencisi, Ege Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü. 


Özet 

   2010 yılının son çeyreğinden itibaren Ortadoğu’da meydana gelen protestolar, hükümetlerinin sert müdahaleleriyle birlikte silahlı çatışmalar halini almıştır. Suriye’deki çatışmalar pek çok insan hakları ihlalini beraberinde getirmiş; Filistinli mültecilerden sonra yakın dönemdeki en büyük mülteci krizlerinden birinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. 

   Bu çalışmada, Suriye’deki bu çatışmaların bir sonucu olarak göç ve etkileri, insan güvenliği kavramının sağladığı zeminde tartışılacak ve bu bağlamda Suriye’den Türkiye’ye gerçekleşen göç konusuna yer verilecektir. 

‘İnsan güvenliği’, uluslararası ilişkilerde devlet merkezli güvenlik yaklaşımlarına eleştirel bakış açısı sağlayan bir kavram olarak çalışmada kendine yer bulmakta dır. Bu haliyle kavram; İnsanı, güvenliğin merkezine almakta ve uluslararası örgütleri, sivil toplum örgütlerini ve silahlı grupları değerlendirmeye katarak; Güvenliği, Ekonomi, Sağlık, Gıda ve bireysel bakımdan farklı yönleri ile tartışarak, bütünlüklü bir bakış açısı sağlanması için gerekli zemini oluşturmaktadır. 

İnsan Güvenliği 

Güvenlik kavramı farklı şekillerde tanımlanabilmekte; realist teoride güvenlik için askeri öğelerin önemi vurgulanmakta ve devlet güvenliği ön planda tutulmakta dır. Bu çerçevede güvenliğin en temel haliyle, savaşın olmadığı durum şeklinde ifade edildiğini söylemek mümkündür.54 

Realizme eleştiri getiren yaklaşımların çoğunda ise insanın, güvenliğin ana referans noktası olması gerektiği ifade edilmektedir. Böylece geleneksel güvenlik anlayışında yer alan sınırlar ve ulusal kimliklerin yeniden sorgulanmasının da önü açılmaktadır. Güvenlik alanında çalışan önemli isimlerden Barry Buzan güvenliği sağlayan en önemli ve etkili aktörün egemen devlet olduğunu ifade etmektedir.55 1980’lerden itibaren ortak güvenlik anlayışının öğelerinden biri olarak insan güvenliği öne çıkmış ve bu durum beraberinde bir güvenlik  sağlayıcısı olarak devletin eleştirilmesi ve sorgulanmasını beraberinde getirmiştir.56 

R.B.J. Walker, devletlerin; elitler lehine, biz-öteki, dost-düşman, vatandaş-yabancı zıtlıklarını oluşturarak ve oluşturulan bu kavramlar arasına kesin çizgiler çekerek dünya güvenliğinin sağlanmasının önünde engeller oluşturduklarını ifade etmektedir. Tüm bu ‘karşıtlıklar’ ulusal güvenlik kavramının meşrulaştırılması için gereklidir57 ancak bireylerin güvenliğinin gerçekleştirilmesi bakımından aynı gereklilik ve uygunlukta değildir. 

‘İnsan güvenliği’ kavramını, eleştirel teori çerçevesinde açıklamak; eleştirel teorinin güvenlik anlayışının yalnız devlet güvenliğini değil ve fakat birey ve toplumsal grupların güvenliğini de kapsadığını ifade etmek gerekmektedir. 

Kronolojik olarak bakıldığında barış araştırmaları, üçüncü dünyacı güvenlik yaklaşımı, Kopenhag Okulu, eleştirel güvenlik çalışmaları insan güvenliği anlayışının temellerini oluşturmaktadır. Sınıriçi çatışma ve gerilimler; yeni tehditlerin uluslarüstü ve sınıraşan nitelikleri nedeniyle devletin vatandaşlarının güvenliğini tek başına sağlayamaz hale gelmesi; terör, salgın hastalıklar, iç savaş gibi tehditlerin dünya kamuoyunun etkisine açılmış olması güvenlikte odağın devletten insana kaymasında etkili olmuştur.58 

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Development Programme- UNDP) 1994 İnsani Kalkınma Raporu’nda insan güvenliği yedi başlık altında değerlendirilmiştir: Bu başlıklar iş güvenliği ve gelir eşitliğini içeren ekonomik güvenlik; asgari yiyeceğe erişimi konu alan gıda güvenliği; sağlık hizmetlerine erişimi konu alan sağlık güvenliği; temiz ve içilebilir suya erişim, küresel ısınmaya maruz kalan yerleşim yerlerinden güvenli alanlara ulaşabilme konularını içeren çevre güvenliği; hane içi şiddet dahil her türlü fiziksel şiddetten korunabilmeyi kapsayan bireysel/kişisel güvenlik; etnik kökene dayalı şiddetten korunabilmeyi ifade eden toplumsal güvenlik; evrensel insan haklarına uygun yaşam kalitesine ulaşabilmeyi konu alan siyasi güvenlik olarak ele alınmaktadır.59 

UNDP’nin yaklaşımı, insan güvenliğini göçmenlerin değil, sadece vatandaşların hakkı olarak gördüğü ve ayrımcı söylemler içerdiği yönünde eleştirilmektedir.60 Bu eleştiriye göre, insan güvenliğinden söz ederken, göçmen güvenliği gözardı edilmemelidir. Zira bireylerin güvenliğini devlet güvenliğinin arkasında atmak sorunlu bir yaklaşımdır. Yine bu görüşe göre, devlet ve insan güvenliğinin sağlanabilmesi için her ikisi de diğerine ihtiyaç duymaktadır; Aksi halde insan güvenliğini sağlayamayan devletlerin kendi meşruiyetlerinin de sorgulanması 
sorunu ortaya çıkacaktır.61 

İnsan Güvenliği Komisyonu’nca 2003’te hazırlanan raporda ise insan güvenliği, 
‘özgürlükleri ve insan olmanın gereklerini sağlayacak ve geliştirecek şekilde, insan hayatının öz değerlerinin korunması’62 olarak tanımlanmıştır. Tanım kendinden on yıl öncekine oranla daha kapsamlıdır. İnsan güvenliğinin sağlanabilmesinin önündeki engeller; doğrudan tehditler ve dolaylı tehditler olarak ayrılabilmektedir. Doğrudan tehditler vahşi biçimde ölümler ve 
sakatlanmalara yol açan şiddet, insanlık dışı muameleler, uyuşturucular, ayrımcılık ve baskı, uluslararası çatışmalar, yüksek derecede yok etme özelliğine sahip silahlar olarak ifade edilirken; dolaylı tehditler temel gereksinimlerden mahrum olmak, hastalıklar, doğa ve insanların neden olduğu afetler, nüfus değişimleri ve yerel, ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde çevresel bozulma olarak ifade edilmiştir.63 

‘İnsan güvenliği’ BM 1994 İnsani Kalkınma Raporu başlıklarından yola çıkarak ve fakat en geniş kapsamlı haliyle çalışmada ele alınacaktır. Tehditler ve insan güvenliğini oluşturan öğeler üzerinden bakıldığında; göçmenlerin, doğrudan ve dolaylı tehditler nedeniyle anılan güvenlik öğelerinin yokluğu veya yetersizliği sonucu bulundukları yerlerden ayrılarak başka ülkelere gitmek üzere yola çıktıkları ortadadır. 

Ek olarak devletlerin göçmenlere ilişkin tutarlı politikalar izlemediklerini de belirtmek gerekmektedir; aksine çeşitli faktörlerin etkisiyle, devletler her duruma özel çözümler üretmekte ve değişen şartlara göre değişken uygulamalar ortaya koyabilmektedirler. Yakın tarihe bakıldığında, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, ekonomiyi canlandırmak için gerekli iş gücünü sağlayan göçmenler bir tehlike olarak görülmemiş; aksine pek çok Avrupa ülkesinde memnuniyetle karşılanmışlardır. 1973 petrol krizi ile birlikte, kısıtlayıcı önlemler alınmaya 
başlanmıştır. 11 Eylül 2001 sonrasında ise güvenlik ve tehdit algısının daha üst düzeye çıkmış; devamında göçmenlere yönelik kısıtlayıcı politikalar da daha kararlı bir biçimde izlenmeye başlamıştır.64 

Son aşamada, göç edenler göç edecekleri ülkeye ulaşabilmekte veya yolculuk 
sırasında deniz kazaları, kara mayınları ya da hava koşulları ve pek çok zorlu yolculuk koşulları nedeniyle hayatlarını kaybetmektedirler. Ayrıca göçmenlerin ulaştıkları ülkelerden ayrıldıkları ülkelere sınır dışı edilmeleri veya insan ticareti mağduru olma ihtimalleri de bulunmaktadır.65 Bu şekilde, göç, insan güvenliğinin sağlanmasındaki yetersizliklerin bir sonucu olarak gerçekleşmekte ve aşırı kısıtlayıcı önlemler yüzünden, yine insan güvenliği ne yönelik bir tehdit haline gelmektedir.66 Dolayısıyla bu durum kendini tekrar eden, döngüsel bir ilişkiye işaret etmektedir. 

Göçe İlişkin Temel Kavramlar 

Göçe ilişkin temel kavramları açıklamak göçün neden gerçekleştiği ve çalışmaya konu olan Suriye’den göçü açıklamak bakımından yararlı olacaktır. 

Göçleri; coğrafi olarak iç göç ve dış/uluslararası göç şeklinde iki kategoriye ayırmak mümkündür. Bununla birlikte zorunlu veya gönüllü olması; geçiş sırasında bir resmi belgenin kullanılıp kullanılmaması veya göçün ekonomik temelli olup olmamasına bağlı olarak da göç hareketleri sınıflandırılabilir. 

Ülke içinde gerçekleşen göç hareketleri iç göç olarak adlandırılırken, bir ülkeden 
başka bir ülkeye gerçekleşen göçler dış göç olarak adlandırılmaktadır. Uluslararası göçler; devletlerin ekonomilerini, iç ve dış politikalarını, toplumsal yapılarını ve sosyal politikalarını etkilemeleri bakımından önem taşımaktadır.67 

Göç edenlerin geçiş sırasında pasaport, vize gibi resmi belgeler kullanmaları göçün düzenli göç olarak adlandırılmasına; kullanmamaları ise göçün düzensiz göç olarak adlandırılmasına neden olmaktadır. Göç eden kişiler en geniş hali ile göçmen olarak tanımlanabilmektedir ler. Kişilerin kendi iradeleri dışında devlet otoritesi ile veya farklı nedenlerle gönüllü olmadan yaşadıkları yerleri terk etmeleri durumu, zorunlu göç olarak ifade edilmektedir. Zorunlu göç bir ülkeden diğer ülkeye gerçekleşebileceği gibi, ülke içerisinde de gerçekleşebilir. Zorunlu göçün ülke içinde gerçekleştiği hallerde, göç eden kişiler ülke içinde yerinden edilmiş kişi (Internally Displaced Person- IDP) olarak adlandırılırken; zorunlu göç bir ülkeden diğerine gerçekleşmiş ise göç eden kişiler uluslararası hukuk gereği sığınmacı veya mülteci olarak adlandırılmaktadır lar 

Sığınmacı, ülkesinden başka bir ülkeye giden ve ulaştığı ülkede sığınma arayan kişiyi ifade etmek için kullanılmaktadır. Mülteci kavramı ise, sığınma başvurusu incelenmiş ve ulaştığı ülkede; ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle ülkesinde zulme uğramış veya uğrayacağına dair haklı korkusu olduğu kanaatini oluşturan ve böylece kendisine sığınma sağlanacak kişiyi ifade etmektedir. Kısaca, sığınma arayan kişinin, kendisine ilişkin değerlendirme devam ederken sığınmacı; değerlendirmenin olumlu olması halinde ise mülteci olarak adlandırıldığını belirtmek yanlış 
olmayacaktır. 

Bu süreçte en genel ifade ile göçmenlerin, ayrıldıkları ülke kaynak ülke, ulaşmak istedikleri nihai ülke hedef ülke ve hedef ülkeye ulaşma aşamasında geçtikleri ülkeler ise transit ülke olarak adlandırılmaktadır. 

Ortadoğu-2010 

‘Arap Baharı’ olarak da adlandırılan süreç 2010 yılında Tunus’taki gösterilerle 
başlamıştır. Bu gösterilerde tezgahına el konduğu için kendini yakan işportacı Tunuslu, simge haline gelmiş, bu olaydan sonra başlayan gösterileri Ocak 2011’de Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali’nin istifası izlemiştir. Olaylar devamında Mısır’ı etkilemiştir. Şubat 2011’de Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek istifa etmiş, yerine gelen Müslüman Kardeşler Örgütü’nden Muhammed Mursi’ye karşı da tepkiler devam etmiş ve Temmuz 2013’te Mısır ordusu yönetime el koymuştur. Libya da bu gösterilerin yaşandığı ülkelerden biridir. Muhalifler ve Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin güçleri arasındaki mücadele NATO’nun askeri müdahalesi ve Kaddafi’nin yönetimden uzaklaştırılması ile sonuçlanmıştır.68 

Mart 2011’de Yemen, Ürdün, Sudan, Suudi Arabistan ve Suriye’de de gösteriler 
başlamıştır. Suriye’deki gösteriler Beşar Esad yönetiminin sert müdahaleleri ve muhaliflerin güçlü askeri direnişi nedeniyle iç savaş halini almıştır ve yaklaşık dört yıldır devam etmektedir.69 

Gösterilerin ilk aylarında, bölgedeki otoriter rejimlerin yıkılarak Arap coğrafyasın da radikal bir dönüşüm yaşanacağı beklentisi70 dile getirilirken; ilerleyen dönemlerde, bu beklentilerin seyri değişmiş ve çatışmalar özellikle Suriye bakımından ilk akla gelen görüntü halini almıştır. Çatışmalar; sağlık hizmetlerine, gıdaya, eğitime erişimi engellemesi ve çalışma koşullarının kötüleşmesine ve hatta ortadan kalkmasına neden olması sebebiyle yaşamı 
olumsuz yönde etkilemektedir. Çatışmalarla eş zamanlı olarak bireysel silahlanma da artmakta, böylece insan hakları ihlalleri sürekli hale gelmektedir. 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine71 göre, bu 
durum 2011’in ilk aylarından itibaren Suriye’den resmi kayıtlara göre 3 milyondan fazla kişinin ayrılmasına neden olmuş; 6,5 milyon kişi ise ülke içinde yerinden edilmiştir. Göç hareketlerindeki genel eğilime uygun olarak göç edenlerin büyük çoğunluğunun Lübnan, Ürdün, Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelere gittikleri bilinmektedir. 

Lübnan'da, Suriye'den toplu göç eden mülteciler ülke nüfusunu yüzde 26 artırmış; Lübnan'ın ev sahipliği yaptığı mültecilerin sayısı, son üç yılda AB'ye sığınmak isteyen ve AB'nin yeniden yerleşim yeri sağladığı toplam Suriyelinin 715 katına ulaşmıştır.72 Yoğun göçe rağmen Lübnan, açık kapı politikasını istisnasız olarak uygulamıştır. Türkiye ve Ürdün ise sınırlarını kapatmamakla birlikte; güvenlik kaygıları nedeniyle göç edenlerin geçişlerini daha sınırlı tutmuştur. Ürdün, sınırlarını açık tuttuğunu ilan etse de girişleri kısıtlamış, bazı 
hallerde ülkeye girişe izin vermemiştir. Irak Merkezi Hükümeti de, acil vakalar ve aile birleşimi dışında girişleri kabul etmemektedir. Mart 2013’ten bu yana ülkeye girişleri fiilen sona erdirmiştir. Türkiye’nin de, Suriye sınırından girişleri azaltmaya çalıştığı, gelenlerin sınıra yakın kamplarda kalmalarına çaba gösterdiği bilinmektedir.73 

Göç etmek zorunda kalan kişilerin önemli bir kısmı Suriyeli olmakla birlikte, önceki yıllarda Suriye’ye yerleşen ve Suriye’de mülteci olarak bulunan Filistinliler de göç etmek zorunda kalmışlardır.74 Bu insanlar da çatışmalarla birlikte Lübnan, Ürdün ve Mısır’a göç etmek zorunda kalmıştır. Suriye’deki çatışmalar nedeniyle bölgede toplam 12 mülteci kampı ve 560.000 mülteci önemli şekilde etkilenmiştir. BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu UNRWA’nın tahminlerine göre hala Suriye’de bulunan 480.000 Filistinli mültecinin %95’i insani yardıma ihtiyaç duymaktadır. Diğer yandan UNWRA’nın imkanlarının 1/3’ü Suriye’deki çatışmalar nedeniyle kullanılamaz hale gelmiştir. 

Suriye’den Türkiye’ye Göç Edenler 

Ortadoğu’da günümüzdeki çatışmaların en önemli sonuçlarından biri Suriye’den 
zorunlu göçtür. BM verilerine 75 göre Mart 2015 itibarıyla 3,9 milyondan fazla kişi Suriye’den göç etmek zorunda kalmıştır. Bu kişilerden 1,1 milyon kadarı Lübnan’da, 1,7 milyon kadarı Türkiye’de, 600 bin kadarı Ürdün’de 200 bin kadarı Irak’ta yaşamaktadır. 

Genel olarak zorla yerinden edilen kişilerin göç etmeden önceki dönemde fiziksel ve psikolojik travmalar yaşadıkları; kadın ve çocukların canlı kalkan olarak kullanılmasına 76 kadar her türlü şiddete maruz kaldıkları bilinmekte; Suriye örneğinde kişilerin hayatlarını idame ettirmeleri için gereken çalışma koşullarının ortadan kalktığı, gelirlerinin olduğu hallerde dahi temel gıda ürünlerinin 77 ve ilaçların 78 temin edilemediği insan hakları örgütlerinin raporlarında yer almaktadır. 

Göç edenler, sığınma aramak üzere, çoğu kez hayati risk taşıyan koşullarda bir 
ülkeden diğerine geçmek zorunda kalmaktadırlar. Bu sırada yaşanan kazalar sırasında ölüm, kaybolma olaylarının da gerçekleşmesi nedeniyle ailelerin parçalanması söz konusu olmaktadır. Bu noktada devletlerin insani kriz hallerinde dahi pasaport ve vize gibi resmi geçiş belgeleri istemesi mültecilerin riskli yollara yönelmelerinin sebebidir. Ayrıca kimi zaman bu belgeler de yeterli olmamakta, sığınma arayan kişilerin ülkelere girişlerine izin verilmemekte veya bir şekilde giriş yapsalar dahi geldikleri ülkeye sınır dışı edilebilmektedirler.79 

Ayrıca, Suriye’den gelen ve Türkiye’den sığınma talep eden Filistinlilerin, Suriye 
vatandaşlarına sağlanan geçici korumadan yararlanabilecekleri ve vizeye gerek olmadığı ifade edilse de; UAÖ raporuna göre, bu durumun uygulamada karşılığı bulunmamakta, bu nedenle Suriye’den gelen Filistinliler, Türkiye’ye düzensiz yollardan giriş yapmak zorunda kalmaktadır.80 

Bir başka sorun da kaçakçılar, başka aracılar veya hane halkından kişilerin 
yönlendirmesiyle küçük ve genç kadınların para ve maddi çıkarlar karşılığı satılması; resmi olmayan ve hukuki korumadan yoksun yöntemlerle geçici olarak evlendirilebilmesi dir. Böylece kadın ve çocuklar insan ticaretinin bir parçası haline getirilmekte; şiddet ve cinsel sömürüye maruz kalmaktadırlar. 

Göç edenlerin pek çoğu bir sonraki ülkeye (transit veya hedef ülkeye) ulaştıklarında da yeni sorunlarla karşılaşmaktadırlar. 

Öncelikle kişilerin sahip oldukları statülerin ve dahil edildikleri sınıflandırmanın 
onların bireysel/kişisel güvenliklerini etkilediği söylenebilir. Zira göçmen, mülteci, kaçak, kaçak göçmen, misafir gibi farklı kavramların aynı grubu tanımlamak için kullanılması bu kişilerin toplum tarafından farklı algılanması ve bu nedenle kendilerine tepki duyulmasına neden olabilmektedir. Göç eden kişilerin gerekli inceleme yapılmaksızın suçlu olarak algılanmaları, iltica ve göç konusunda yeterli bilgi sahibi olmayan toplumlarda tepki oluşması ihtimalini artırmaktadır. Asıl olarak, Ekim 2014 tarihli Geçici Koruma Yönetmeliği 81 
uyarınca Türkiye’deki Suriyeliler geçici korumaya tabidirler, yani Türkiye’de bulunmalarının, eleştirilmekle birlikte 82, hukuki bir karşılığı bulunmaktadır. 

Bu konuda ORSAM’ın 2015 yılının başında yayımladığı raporda belirttiği noktalar 
dikkat çekicidir. Raporda; ‘yerel halk arasında Suriyelilerin asayişi bozduğu yönünde bir söylem oluş[tuğu]…ancak bunun karşılığının olmadığının görül[düğü]; buna rağmen ‘en ciddi güvenlik riski[nin] yerel halk arasında var olan tepkinin bir provokasyon neticesinde şiddet içeren kitlesel tepkiye dönüşmesi ihtimali olduğu’83 ifade edilmiştir. 

Göç edenlerin gittikleri ülkede yaşadıkları bir başka sorunsa geçiş yaparak geldikleri sınıra yakın bölgelerde yerleşmek zorunda kalmalarıdır. Türkiye’nin çatışmaların devam ettiği Suriye ile sınır komşusu olması bu durumu daha da sorunlu hale getirmektedir. 

Gelen Suriyelilerin 248 bin84 kadarı kamplarda barınmaktadır. Türkiye’deki 
kampların konumu, ‘bazı mülteci kampları ya tam sınırda, ya da sivilleri bölgenin kontrolü için sürekli rekabet eden gruplar arasındaki çatışmalara maruz bırakacak kadar sınıra yakın’85 oldukları nedeniyle eleştirilmektedir. Bu durum; göç edenlerin, çatışma ve savaş ortamından uzaklaşmak üzere geldikleri yeni yerlerde güvenlik tehdidini hissetmeye devam etmelerine neden olmaktadır. 

Bir başka açıdan, benzer saldırı tehdidini sınıra yakın yerleşim alanlarında yaşayan yerel nüfus da hissetmektedir.86 Bu bölgelerde yaşanan saldırılarda birçok Türkiye vatandaşı roket saldırıları ve serseri kurşunlar nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Özellikle 11 Mayıs 2013 tarihinde Hatay Reyhanlı’da gerçekleşen terör olayının87 ardından bu tehdit hissi yaygınlaşmış, sonrasında Suriyelilerin Türkiye’deki varlığı bu saldırının nedenlerinden biri olarak değerlendirilebilmiştir. 

Ekonomik güvenlik bakımından değerlendirdiğimizde; Türkiye’de özellikle 
Suriye’den yoğun göç alan sınır illerinde işgücü arzının talebe oranla çok daha fazla olmasının işgücü piyasasındaki ücretleri düşürdüğü görülmektedir. Ücretlerin düşüşündeki bir diğer etmen, bölgeye göç edenlerin çok büyük bir kesiminin çalışma izninin olmayışıdır. 

Böylece yasal olarak haklarını arayamayan 88 mülteciler, vatandaşlarla aynı işleri daha düşük ücretlere ve sosyal güvencelerden yoksun olarak yapmaktadır lar. Çocuk işçilerin ise, yetişkinlerden de daha düşük ücret aldıklarını; bu nedenle daha fazla tercih edildiklerini ve daha fazla sömürüye maruz kaldıklarını ifade etmek gerekmektedir. Güvencesiz çalışmayı daha düşük ücret; kimi zaman ücretlerin bir kısmının/tamamının ödenmemesi ve gerekçesiz işten çıkarma takip etmektedir. 

Bu durum iş güvenliği ve gelir eşitliği bakımından hem bölgede yaşayan vatandaşlar hem de göç edenler için ciddi bir sorun oluşturmaktadır.89 Uluslararası AF Örgütü raporlarında; ücretlerdeki ayrımcılığın gerek Suriyeliler gerek Türkiyeli işçiler bakımından en sık şikayet edilen konulardan biri olduğu ve bu durumun ‘mültecilerle yerel nüfus arasında gerilimlere neden ol[duğu]’ belirtilmektedir. Rapora göre; ‘Suriyeli mültecilerin aldığı ücret 

Akçakale’de Türkiyeli bir kişinin aldığı ücretin yüzde 80’i, Şanlıurfa’da yarısı ile yüzde 80’i arası, Hatay ve Kilis’te yarısı ve İstanbul’da ise neredeyse üçte biri kadar.’90 

Ek olarak, Suriye’den bazı yatırımcı ve küçük işletme sahiplerinin, sermaye ve işlerini Türkiye’ye taşıması olumlu bir durum olarak karşımıza çıkarken; konut ve işyerlerine olan talep nedeniyle kiralarda artış yaşandığı ve kiralık ev bulmanın giderek zorlaştığı da raporlarda yer verilen durumlardan biridir.91 

Asgari yiyeceğe erişim bakımından gıda güvenliğini değerlendirirken, göç edenlerin farklı ekonomik koşullarda yaşadıklarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bu noktada kendi birikimlerini yanında getirebilen kişilerin, bu birikimleri tükenmediği sürece yiyeceğe erişimde sorun yaşamadıkları söylenebilir. Diğer yandan göç edenler kamplarda veya kamp dışında yaşayabilmektedirler. Türkiye’deki kamplarda kalanlar bakımından BM  yardımları, AFAD’ın gıda kartı gibi destekleriyle asgari yiyeceğe erişimin mümkün olduğu raporlarda yer alsa da kampların dışında kalan ve ekonomik kaynakları yetersiz olanlar bakımından gıda güvenliğinin olduğu söylenemez.92 

Sağlık hizmetlerine erişim, sağlık güvenliği bakımından ele alındığında göç edenlerin durumunun gittikleri ülkelere göre farklılık gösterdiği ifade edilmelidir. Türkiye’de Suriye’den göç edenlere ilişkin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için özel bir genelge 93 olduğu ve temel sağlık hizmetlerinden belli ölçüde yararlanabildikleri görülürken, bu ölçüye dair uygulamanın ilden ile farklılaşabildiğini göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Ayrıca ‘kronik hastalıklar ya da sürekli tedaviyi gerektiren hastalıklar bu kapsamda değil[dir].94 

Yerel halk açısından ise; yoğun göç alan illerdeki yerel halkın, yerel hastanelerin 
kapasitesi nedeniyle sağlık hizmetlerinden göç öncesine oranla daha az yararlanabildiği görülmektedir. Bu durum hem yerel halkın hem de göç edenlerin sağlık güvenliğini doğrudan etkilemektedir. 

Ekonomik bakımdan yeterli imkanlara sahip olmayan Suriyelilerin gıda gibi temiz suya ve insan onuruna uygun yaşamalarını sağlayacak güvenli çevreye erişimlerinin de sorunlu olduğu bilinmektedir. Kötü yaşam koşulları haber ve belgesellere konu olduğu gibi, pek çok şehirde kolaylıkla gözlemlenebilecek şekilde park ve bahçelerde kendine yer bulmaya çalışan Suriyelilerin olduğu bilinmektedir. Bu aşamada, kamplarda yaşayanların çoğunun, güvenliğin inceleyeceğimiz boyutları bakımından kamp dışındakilere oranla daha iyi durumda olduğu; ancak gelenlerin %85’inin kamp dışında yaşadığı, dolayısıyla Türkiye’deki Suriyelilerin yaşadığı sorunların asıl önemli kısmıyla kamp dışındakilerin karşılaştığı ifade edilmektedir.95 Kampların kapasitelerinin dolması ise daha fazla sayıda kişinin kamplarda barındırılmasına engeldir. 

Toplumsal güvenlik bakımından yapılacak değerlendirme de olumlu olmamaktadır. 

Göç ettikleri pek çok yerde Suriyelilere karşı nefret söylemine varan haberler yapılmakta ve gelenlerin gitmesi yönünde gösteriler düzenlenmektedir. Suriyeli gençlerin üniversite öğrencisi olabilmesinden ev kiralamalarına, Suriyelilere yapılan yardımlardan verilen sağlık hizmetlerine ve çalışmalarına kadar her şey, medyada kendine büyük ölçüde olumsuz haberler ve köşe yazıları olarak yer bulmakta; böylece konu hakkında etraflıca bilgi sahibi olmayan büyük bir kesimin bu konuda olumsuz yargılar edinmesine neden olmaktadır. Benzer olumsuz tutum kendini siyasi güvenlik bağlamında da göstermektedir; Suriyelilerin Türkiye’deki varlıkları yerel gazetelerde ve sosyal medyada bölücülük, terör yandaşlığı gibi kavramlarla değerlendirilebilmektedir. 

BM kurumlarının uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarını dikkate alarak, Suriye’den göç etmek zorunda kalan kişilerin insan güvenliği için temel olan bireysel/kişisel, ekonomik güvenliklerinin; gıda, sağlık, çevre, toplumsal ve siyasi güvenliklerinin bulunduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. 

Sonuç 

Dolaylı ve doğrudan tehditler insan güvenliğini tehlikeye düşürdüğü ölçüde 
kendilerini güvende hissetmeyen bireyler göç etmekte; hem göç esnasında hem de sonrasında öncelikle kendileri ve devamında göç ettikleri yerlerde yaşayan halklar, yeni insan güvenliği sorunları ile karşılaşmaktadırlar. Böylece insan güvenliği ve göç olgusu döngüsel bir seyir izlemektedir. 

2010 sonrası Suriye’deki çatışmalar; Filistinli mülteciler meselesinden sonra, 
dünyadaki en büyük mülteci krizinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Suriye’nin durumu göz önünde bulundurulduğunda, Suriye’den göç edenlerin uzun süre ülkelerine dönemeyeceklerini öngörmek yanlış olmayacaktır. TC Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın raporuna göre, ‘Suriyeli sığınmacıların sadece yarıdan azı Suriye’ye döndükleri zaman barınacakları bir yerleri ve bir işlerinin olacağını düşünmektedir’96. Bu nedenle, Suriye’den göçün geçici bir durum olmadığını tespit etmek gerekmektedir. 

Göçmenlerin ulaştıkları ülkelerdeki kalış süreleri arttıkça karşılayan ülke halkından aldıkları tepki de artmaktadır. Tepki sadece süre ile değil, aynı zamanda göçmenlerin sayısının fazlalığı; göçmenler ve karşılayan ülke halkının etnik kökenlerinin, dinlerinin veya toplumsal yapılarının benzerliğinin olmaması veya az olması; varış ülkesindeki ekonomik koşulların kötülüğü; toplumsal ve/veya ekonomik bir krizin varlığı veya ihtimali; göçmenlerin ayrıldıkları ülke ile varış ülkesinin ilişkilerinin kötü olması gibi nedenlerle artabilmektedir. 

Ayrımcılık, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gelişmiş ülkeler için ayrı bir endişe kaynağı olmaya başlamıştır. 

Başlangıçta, ‘hoşgörülü olmak’ üzerinden söylem geliştiren birey / halk / devletlerin; süreç içerisinde ötekileştirme, ayrımcılık, ırkçılık, nefret söylemi ve hatta fiili saldırıda bulunabildikleri görülmektedir. Türkiye’ye Suriye’den gelenlerin kendi il ve ilçelerinden atılması için sosyal medyada kampanyalar yürüten Türkiye’deki bazı gruplar, bu değişimin hem coğrafi hem de tarihi olarak en yakın örneklerini oluşturmaktadırlar. 

Tam da bu nedenle gerek Suriye’den gelenler, gerek diğer göç etmek zorunda kalan gruplar, gerek de vatandaşlar bakımından, bu durumun insan güvenliğini oluşturan tüm alt başlıklar çerçevesinde değerlendirilmesi ve devamında uzun dönemli politikalar izlenmesi hayati önem taşımaktadır. Politikaların ve sosyal desteklerin sürdürülebilirliği kadar; zorunlu göç eden bu kişilerin devamlı olarak mağdur ve zayıf gösterilmelerinden vazgeçilmesi ve tüm bu insanlara, insan onuruna yaraşır yaşam koşullarını sağlayacakları imkanların oluşturulması 
da büyük önemdedir. 

Eğitim, sağlık, barınma, çalışma gibi önemli konularda Suriyelilere özel 
uygulamaların ötesinde Türkiye’de çok sayıda bulunan Afganlar, Iraklılar ve diğer göç etmek zorunda kalan gruplar için de düzenlemeler yapılmalı; tüm bu düzenlemeler yapılırken ise Türkiye kamuoyunun zorunlu göç konusundaki farkındalığı nın artırılması yönünde çalışmalar da gerçekleştirilmelidir. 

Asıl olarak meselenin bir kaynak paylaşımı sorunu olduğu düşünülürse, tüm insanları kapsayacak eşitlikçi bir zemin oluşturulmasının; düzensiz göçü önleme çabalarından çok daha etkili olacağının ve insan güvenliğini gerçek anlamda sağlamayı hedefleyen politikaların bu eşitlikçi anlayış üzerine oluşturulması gerekliliğinin altını çizmek gerekmektedir. 


Kaynaklar 

Amnesty International Briefing, ‘Turkey: National Authorities and The International Community Must Act in Partnership to Meet the Needs of Syrian Refugees’, Londra, 2013. 

Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Ağı (Euro-Mediterranean Human Rights Network), ‘Belirsizlik: Türkiye’deki Suriyeli Mültecilerin Durumunu En İyi Anlatan Kelime’, Ekim 2011. 

Barış ve Demokrasi Partisi, ‘Suriyeli Sığınmacılar Raporu’, 4 Temmuz 2011. 

BMMYK, ‘Suriyeliler artan güvensizlik ve kötüleşen şartlardan kaçarken, Suriyeli 
mültecilerin toplam sayısı 3 milyona erişti’, Basın Bildirisi, 29 Ağustos 2014, 
http://www.unhcr.org.tr/?content=581 (Erişim Tarihi 3 Ekim 2014). 

Çatır, Gül ‘Zorunlu Göç Tecrübesinin Devlet Politikalarındaki Yansıması: 
Bulgaristan’dan Türkiye’ye Kitlesel Göçün Analizi’, S.Gülfer Ihlamur-Öner ve N.Aslı Şirin Öner (der.), Küreselleşme Çağında Göç, İstanbul, İletişim Yayınları, 2012, s. 217-232. 

Duran, Burhanettin ve Nurullah Ardıç, ‘Arap Baharı’, Şaban Kardaş ve Ali Balcı 
(der.), Uluslararası İlişkilere Giriş, İstanbul, Küre Yayınları, 2014, s. 456-465. 

Erşen, Emre ‘Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Dünya Siyaseti’, Şaban Kardaş ve Ali Balcı (der.), Uluslararası İlişkilere Giriş, İstanbul, Küre Yayınları, 2014, s. 41-56. 

Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, ‘Göz Ardı Edilenler: İstanbul’da Yaşayan Suriyeli Sığınmacılar’, İstanbul, 13 Mart 2013. 

Grisgraber, Daryl, ‘Syrian Refugees: Reliance on Cams Creates Few Good Options’, Refugees International: Field Report, 5 Aralık 2012. 

Grisgraber, Daryl and Marc Hanson, ‘Aid Inside Syria: Too Little, But Not Too Late’, Refugees International: Field Report, 25 Nisan 2013. 

Kale, Başak ‘Nüfus Hareketleri ve Göç’, Şaban Kardaş ve Ali Balcı (der.), 
Uluslararası İlişkilere Giriş, İstanbul, Küre Yayınları, 2014. 

Kardaş, Tuncay ‘Güvenlik’, Şaban Kardaş ve Ali Balcı (der.), Uluslararası İlişkilere Giriş, İstanbul, Küre Yayınları, 2014, s. 226-234. 

Korucu, Serdar, ‘Suriye Yerle Bir Olduktan Sonra’, Hayata Destek Derneği, İstanbul, 2013. 

Köşer Akçapar, Şebnem ‘Uluslararası Göç Alanında Güvenlik Algılamaları ve Göçün İnsani Boyutu’, S.Gülfer Ihlamur-Öner ve N.Aslı Şirin Öner (der.), Küreselleşme Çağında Göç, İstanbul, İletişim Yayınları, 2012, s. 563-576. 

MAZLUMDER, ‘Türkiye’de Suriyeli Mülteciler-İstanbul Örneği Raporu’, İstanbul, Eylül 2013. 

MAZLUMDER, ‘Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu’, Ankara, Mayıs 2014. 

Orhan, Oytun ‘Reyhanlı Saldırısı ve Türkiye’nin Suriye İkilemi’, Ortadoğu Analiz, Cilt 5, Sayı 54, Haziran 2013, s. 10-16. 

Orhan, Oytun ve Sabiha Senyücel Gündoğar, Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri, TESEV & ORSAM, Ankara, Ocak 2015. 

Ovalı, A.Şevket ‘Ütopya ile Pratik Arasında: Uluslararası İlişkilerde İnsan Güvenliği Kavramsallaştırması’, Uluslararası İlişkiler, Cilt 3, Sayı 10, 2006, s. 3-50. 

Resmi Gazete, ‘Geçici Koruma Yönetmeliği’, 22 Ekim 2014, Sayı 29153, Karar Sayısı: 2014/6883, 
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/10/20141022-15-1.pdf. 

Sert, Deniz ‘Küresel Hareketlilik ve Göç’, Evren Balta (der.), Küresel Siyasete Giriş, İstanbul, İletişim Yayıncılık, 2014, s. 505-524. 

Suriye’den İstanbul’a Gelen Sığınmacılar İzleme Platformu, ‘Yok Sayılanlar; Kamp Dışında Yaşayan Suriye’den Gelen Sığınmacılar İstanbul Örneği’, Eylül 2013. 

TC Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, 59259163-
010.06.02/12816 Sayılı Suriyeli Misafirlerin Sağlık ve Diğer Hizmetler Hk. Genelge’, 2013/8, 9 Eylül 2013. 

TC Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, ‘Türkiye’deki Suriyeli 
Sığınmacılar:2013 Saha Araştırması Sonuçları’, https://www.afad.gov.tr/Dokuman/TR/60-
2013123015491-syrian-refugees-in-turkey-2013_baski_30.12.2013_tr.pdf (10 Şubat 2015). 

TC Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, ‘Suriye İnsani Yardım Raporu’, 10 Ekim 2014, 
https://www.afad.gov.tr/UserFiles/File/Suriye%20%C4%B0nsani%20Yard%C4%B1m%20Raporu/Suriye%20%C4%B0nsani%20Yard%C4%B1m%20Raporu_%2010%20ekim%20(yeni).pdf (Erişim Tarihi 11 
Ekim 2014). 

TC Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, ‘Barınma Merkezlerinde Son Durum’, 13 Mart 2015, 
https://www.afad.gov.tr/tr/IcerikDetay1.aspx?ID=16&IcerikID=848 (Erişim Tarihi 18.03.2015). 

Tickner, J.Ann. ‘Re-visioning Security’, Ken Booth ve Steve Smith (der.), 
International Relations Theory Today, Oxford, Blacwell Publishers, 1995, s.175-197. 

Uluslararası Af Örgütü, ‘Hayatta Kalma Mücadelesi: Türkiye’deki Suriye’den Gelen Mülteciler’, Kasım 2014, 
http://amnesty.org.tr/uploads/Docs/hayatta-kalma-mucadelesi-turkiye'deki-suriye'den-gelen-multeciler720.pdf (Erişim Tarihi 10 Mart 2015). 

Uluslararası Af Örgütü, ‘Dünya Suriye’nin Mülteci Krizi Karşısında Aciz Kalıyor’, Basın Açıklaması, 5 Aralık 2014, 
http://amnesty.org.tr/icerik/2/1460/dunya-suriye    (Erişim Tarihi 8 Aralık 2014). 

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK)&Brookings Enstitüsü, ‘Suriyeli Mülteciler Krizi ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirlik Raporu’, 
Kasım 2013. 

United Nations, ‘2014 Syria Regional Response Plan, http://www.unhcr.org/syriarrp6/ (Erişim Tarihi 11 Ekim 2014). 

UNHCR, ‘Syria Regional Refugee Response’, 18 Mart 2015, 
http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php (Erişim Tarihi 10 Mart 2015). 


UNRWA, ‘Syria Regional Crisis, Emergency Appeal - Regional Response 2015’, 
http://www.unrwa.org/sites/default/files/syria_regional_crisis_emergency_appeal_2015_english.pdf (Erişim Tarihi 10 Mart 2015). 


BU BÖLÜM DİPNOTLARI;


54 Tuncay Kardaş, ‘Güvenlik’, Şaban Kardaş ve Ali Balcı (der.), Uluslararası İlişkilere Giriş, İstanbul, Küre Yayınları, 2014, s. 228. 
55 J.Ann.Tickner, ‘Re-visioning Security’, Ken Booth ve Steve Smith (der.), International Relations Theory Today, Oxford, Blacwell Publishers, 1995, s. 185. 
56 Tickner, A.g.y., s.182. 
57 Tickner, A.g.y., s.188-189. 
58 A.Şevket Ovalı, ‘Ütopya ile Pratik Arasında: Uluslararası İlişkilerde İnsan Güvenliği Kavramsallaştırması’, Uluslararası İlişkiler, Cilt 3, 
    Sayı 10, 2006, s. 7-14. 
59 Şebnem Köşer Akçapar, ‘Uluslararası Göç Alanında Güvenlik Algılamaları ve Göçün İnsani Boyutu’, S.Gülfer Ihlamur-Öner ve 
N.Aslı Şirin Öner (der.), Küreselleşme Çağında Göç, İstanbul, İletişim Yayınları, 2012, s. 570-571. 
60 Şebnem Köşer Akçapar, ‘Uluslararası Göç Alanında Güvenlik Algılamaları ve Göçün İnsani Boyutu’, S.Gülfer Ihlamur-Öner ve N.Aslı Şirin Öner (der.), Küreselleşme Çağında Göç, İstanbul, İletişim Yayınları, 2012, s. 571 içinde İbrahim, M. (2005), ‘The Securitization of Migration: A Racial Discourse’, International Migration, 43(5): s. 169. 
61 Köşer Akçapar, A.g.y., s. 571-573. 
62 Ovalı, A.g.y., s. 19 içinde Human Security Now, Human Security commission Report, New York, 2003, s. 4. 
63 Ovalı, A.g.y., s. 21 içinde Kanti Bajpai, Human Security: Concept and Measurement, s. 40. 
64 Gül Çatır, ‘Zorunlu Göç Tecrübesinin Devlet Politikalarındaki Yansıması: Bulgaristan’dan Türkiye’ye Kitlesel Göçün Analizi’, 
    S.Gülfer Ihlamur-Öner ve N.Aslı Şirin Öner (der.), Küreselleşme Çağında Göç, İstanbul, İletişim Yayınları, 2012, s. 231. 
65 Bu aşamada insan ticareti ve insan kaçakçılığının birbirinden farklı durumları ifade ettiğini vurgulamak önem taşımaktadır.  İnsan kaçakçılığında göçmenler kendi iradeleri ile kaçakçılarla birlikte hareket etmekte iken; insan ticaretinde, ticarete konu  olan kişiler iradeleri dışında borç, tehdit vb. nedenlerle insan tacirlerinin iradeleri doğrultusunda hareket etmektedirler. 
66 Köşer Akçapar, A.g.y., s. 571. 
67 Başak Kale, ‘Nüfus Hareketleri ve Göç’, Şaban Kardaş ve Ali Balcı (der.), Uluslararası İlişkilere Giriş, İstanbul, Küre Yayınları, 2014, s. 402’de 
Bill Jordan ve Franck Düvell, Irregular Migration: The Dilemmas of Transnational Mobility, Cheltenham: Edward Elgar, 2003. 
68 Emre Erşen, ‘Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Dünya Siyaseti’, Şaban Kardaş ve Ali Balcı (der.), Uluslararası İlişkilere Giriş, İstanbul, Küre Yayınları, 2014, s. 55. 
69 Erşen, A.g.y., s. 55. 
70 Burhanettin Duran ve Nurullah Ardıç, ‘Arap Baharı’, Şaban Kardaş ve Ali Balcı (der.), Uluslararası İlişkilere Giriş, İstanbul, Küre Yayınları, 2014, s. 456. 
71 BMMYK, ‘Suriyeliler artan güvensizlik ve kötüleşen şartlardan kaçarken, Suriyeli mültecilerin toplam sayısı 3 milyona erişti’, Basın Bildirisi, 29 Ağustos 2014, http://www.unhcr.org.tr/?content=581 (Erişim Tarihi 3 Ekim 2014). 
72 Uluslararası Af Örgütü, ‘Dünya Suriye’nin Mülteci Krizi Karşısında Aciz Kalıyor’, Basın Açıklaması, 5 Aralık 2014, 
 http://amnesty.org.tr/icerik/2/1460/dunya-suriye (Erişim Tarihi 8 Aralık 2014). 
73 Türkiye’de Suriyeli Mülteciler-İstanbul Örneği Raporu, İstanbul, MAZLUMDER, Eylül 2013, s. 4-6. 
74 Suriye’den Türkiye’ye gelenlerin hem Suriyeliler hem Filistinliler olması; gelenlere ilişkin misafir, mülteci, sığınmacı gibi farklı kavramların kullanılması nedeniyle bu çalışmada ilgili kavramsal farklılığa sadece değinilmiş; ‘Türkiye’ye göç edenler’ gibi geniş bir ifade kullanılması tercih edilmiştir. 
75 UNHCR, Syria Regional Refugee Response, 18 Mart 2015, 
 http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php (Erişim Tarihi 10 Mart 2015). 
76 Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu, Ankara, MAZLUMDER, Mayıs 2014, s. 16-17. 
77 Serdar Korucu, Suriye Yerle Bir Olduktan Sonra, İstanbul, Hayata Destek Derneği, 2013, s. 21. 
78 UNRWA, Syria Regional Crisis, Emergency Appeal - Regional Response 2015 
 http://www.unrwa.org/sites/default/files/syria_regional_crisis_emergency_appeal_2015_english.pdf’te   hem artan ilaç ihtiyacı hem de iç üretimin durmasının ilaç teminini zorlaştırdığı ifade edilmektedir. 
79 Hayatta Kalma Mücadelesi: Türkiye’deki Suriye’den Gelen Mülteciler, Uluslararası Af Örgütü, Kasım 2014, 
 http://amnesty.org.tr/uploads/Docs/hayatta-kalma-mucadelesi-turkiye'deki-suriye'den-gelen-multeciler720.pdf 
(Erişim Tarihi 10 Mart 2015) raporunda Türkiye’ye giriş izni verilmeyen kişilerden bahsedilerek geçiş sırasında güvenlik güçleri tarafından vurularak iki gözünü de kaybeden 14 yaşındaki Ali Özdemir’in durumuna geniş yer verilmiştir. 
80 Uluslararası Af Örgütü, A.g.y., s. 12-13. 
81 Geçici Koruma Yönetmeliği, Resmi Gazete, 22 Ekim 2014, Sayı 29153, Karar Sayısı: 2014/6883, 
     http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/10/20141022-15-1.pdf. 
82 Eleştiriler, geçici koruma statüsünün kişiler bakımından sorun çözücü nitelikte olmayışı, ancak bir geçiş statüsü olarak kullanılması gerektiği anlayışından kaynaklanmakla birlikte, bununla ilgili tartışmaya bu çalışma çerçevesinde yer verilmeyecektir. 
83 Oytun Orhan ve Sabiha Senyücel Gündoğar, Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri, Ankara, TESEV & ORSAM, Ocak 2015, s. 8-9. 
84 TC Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, ‘Barınma Merkezlerinde Son Durum’, 13 Mart 2015, 
     https://www.afad.gov.tr/tr/IcerikDetay1.aspx?ID=16&IcerikID=848 (Erişim Tarihi 18 Mart 2015). 
85 Suriyeli Mülteciler Krizi ve Türkiye: Sonu Gelmeyen Misafirlik Raporu, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) & Brookings  Enstitüsü, Kasım 2013, s. 43. 
86 Orhan ve Senyücel Gündoğar, A.g.y., s. 9. 
87 Reyhanlı saldırısı hakkında detaylı bilgi için bkz. Oytun Orhan, ‘Reyhanlı Saldırısı ve Türkiye’nin Suriye İkilemi’, Ortadoğu Analiz, Cilt 5, Sayı 54, Haziran 2013, s. 10-16. 
88 MAZLUMDER, A.g.y., s. 40. 
89 MAZLUMDER, A.g.y., s. 41- 42. 
90 Uluslararası Af Örgütü, A.g.y., s. 25. 
91 Orhan ve Senyücel Gündoğar, A.g.y., s. 8. 
92 Uluslararası Af Örgütü, A.g.y., s. 25’te kişilerin belirli marketlerden kendi yiyeceklerini satın alabilmelerine olanak veren ve BM Dünya Gıda Programı tarafından uygulanan kupon programından yalnızca kamplarda kalan bireylerin yararlanabildiği ifade edilmektedir. 
93 09.09.2013 tarihli 59259163-010.06.02/12816 Sayılı Suriyeli Misafirlerin Sağlık ve Diğer Hizmetler Hk. Genelge, 2013/8, TC Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı. 
94 Uluslararası Af Örgütü, A.g.y., s. 33. 
95 Orhan ve Senyücel Gündoğar, A.g.y., s. 10. 
96 TC Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, ‘Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacılar:2013 Saha Araştırması Sonuçları’, 
https://www.afad.gov.tr/Dokuman/TR/60-2013123015491-syrian-refugees-in-turkey-2013_baski_30.12.2013_tr.pdf   (10 Şubat 2015), s. 54. 


***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder