3 Kasım 2017 Cuma

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ HAKKINDA, BÖLÜM 17

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ HAKKINDA, BÖLÜM 17


II. PKK TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN SİYASİ FAALİYETLER 

Legal görünümlü vakıf, dernek ve benzeri sivil toplum kuruluşlarında yürütülen faaliyetler. Mesela Kürt-Kav, Göç ve İnsana Yardım Vakfı, Tutuklu ve 
Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği gibi dernek ve vakıfların yapmış oldukları çalışmalar bu nevidendir. 

Barış grubu altında terörist grupların teslim olması. Ali Sapan ve 8 militanın Kuzey Irak'tan gelerek teslim olmaları buna örnek olarak verilebilir. 

Sözde barış için arabulucu arayışına girilmesi. 
Çeşitli görüşleri ve kesimleri içerisine alan blok çalışmaları. 
Kültürel ve sanatsal etkinlikler, toplantı ve gösteri yürüyüşleri. 2001 Yılında Diyarbakır'da yapılan ve Diyarbakır Belediyesinin düzenlediği Nevruz Kutlamaları. 

Cezaevi faaliyetleri. Türkiye'nin her yerinde PKK terör örgütünün cezaevlerini, yakın bir zamana kadar birer eğitim karargahı olarak kullandığı 
unutulmamalıdır. 
Kürtçe dil ve Eğitim kursları ile hedef kitleyi bilinçlendirmek. 
Çeşitli sportif, sosyal ve kültürel etkinliklerle kitleyi dinamik hale getirmek. 
Toplumun her kesimini kapsayacak dernek, vakıf, sendika, meslek odası gibi kuruluşlar oluşturmak. 
Genel Af, anadilde yayın, eğitim, barış, köye dönüş gibi talepleri toplu gösteri, basın açıklaması, faks çekilmesi, yürüyüş, vb. etkinlikleri halkın genel 
istekleri gibi göstermek. 

Toplu etkinliklerle halkı kitlesel eylemlere sevk etmek, şeklinde özetlemek mümkündür274. Esasında Kürt meselesinin siyasallaşma çabalarını Öcalan, 
Sümer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetini Doğru kitabında kendi açısından çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Öcalan, Ortadoğu kültür geleneği yeni uygarlık sentezi olabilecek mi? sorusuna cevap ararken öncelikle Ortadoğu'daki tarihi gelişimi kendi açısından izah etmeye çalışmış ve bir kısım kendince sonuçlara ulaşmıştır. Bu sonuçlar şöyle sıralanabilir. 

1. İdeolojik kimliğin yenilenmesi başta gelen tarihi görevdir. 
2. Ortadoğu'da yeniden doğuş ve aydınlanma ile iç içe yaşanması gereken temel olgu Avrupa uygarlık tezi veya demokratik uygarlık projesidir. 
3. Ortadoğu'da demokratik uygarlığın gelişimi üçüncü alan teorisi ve pratiği ile yakından bağlantılıdır. Bu durumun altında toplumun ve devletin 
geleneksel yapısı temel rol oynamaktadır. 
4. Ortadoğu uygarlık tarihinde Kürtlerin ve Kürdistan'ın da kendine özgü bir konumunun olduğu bilinmelidir275. 

Öcalan Ortadoğu kültür geleneği yeni uygarlık sentezi olabilecek mi? sorusuna cevap ararken bir tarihçi, bir sosyolog, bir felsefeci yani kısaca bilge bir 
kişi edasıyla soruna yaklaşmaya çalışmıştır. Oysa ki gerek almış olduğu eğitim ve gerekse yaşam ortamı sebebiyle cevap aradığı soru kendi bilgi birikiminin çok üzerindedir. Yapmış olduğu tespitler tamamen taraflı olup, ilmî esastan yoksundur. Esasında Ortadoğu'da yeni uygarlık sentezi incelenirken, bu 
uygarlığın merkezine Kürtleri yerleştirmiş olması ne kadar ilmîlikten uzak olduğuna açık bir kanıt teşkil eder. Zira Ortadoğu'da Kürtler veya kürt kavimleri 
hiçbir zaman tarihi belirlenmiş bir rol oynamamışlardır. Öcalan uzun süre savunduğu ve mücadelesini verdiği ve ideoloji haline getirdiği kürt milliyetçiliği 
fikrini kamufle ederek, demokratik cumhuriyet söylemi ile diğer etnik grupların bu duygularından vazgeçmesini aksine demokratik cumhuriyette kürtlerin etnik 
kimliklerini geliştirecek siyasi, sosyal ve kültürel hakların verilmesini talep etmektedir276. 

Gerçekte Öcalan 28 Eylül 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine verilen sunumdan oluşan Sümer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetini Doğru adlı kitabında, kendince kürt tarihinin gelişimini ortaya koymakta ve bundan sonra olabilecekler için de strateji çizmektedir. Öcalan'ın, sonuçta ulaştığı sonuç çok ilginçtir. "
...Bu kısa tanımlamalar, tarih ve güncellik itibariyle kürtlerin tek çarelerinin demokratikleşme olduğunu ortaya koymaktadır....277" 
Dolayısıyla bir kısım çevrelerin son dönemlerde "Demokratik Cumhuriyet" istemelerinin sebebi şimdi çok daha iyi anlaşılıyor. 

III- SON SİYASALLAŞMA SÜRECİNDE ÖCALAN’IN VERDİĞİ TALİMATLAR 

Abdullah Öcalan, 1993 yılından itibaren taktik bir araç olarak gündeme getirdiği sözde Kürt soruna barışçı çözüm önerilerini, yakalandığı andan itibaren stratejik düzeye yükseltmiştir. Abdullah Öcalan'ın bu yeni söylemleri, yakalanmadan önceki söylemleri ile biçim yönünden çelişki arz etmektedir. Nitekim Abdullah Öcalan'ın tutum ve davranışları en yakın arkadaşlarınca bile uzun bir süre yadırganmıştır. 

Yadırgamalara aldırmadan yeni üslubunu giderek daha net cümleler ile formüle eden Abdullah Öcalan, bu konuşmasını mahkeme safahatına da yansıtarak 
savunmalarını bu esaslar üzerine kurmuştur. Nitekim, mahkemeye verdiği yazılı savunma, bilahare örgüt tarafından “Kürt Sorununda Çözüm ve Çözümsüzlük ikilemi” veya “Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Bildirgesi” ismiyle kitap olarak yayınlatılmış ve 1975-76 döneminde yazılan “Kürdistan Devriminin Yolu” isimli kitapçıktan sonra örgütçe ikinci bir manifesto olarak kabul edilerek uyulmuştur. 

Abdullah Öcalan, yeni manifesto olarak ilan edilen “Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Bildirgesi” isimli kitapçıkta özetlediği yeni dönemin stratejisini örgüt elemanlarına benimsetmek ve yönlendirmek amacıyla yoğun bir haberleşme trafiği sürdürmüştür. 

Bu konuda Öcalan'ın avukatları aracılığıyla yaptığı en önemli açıklamalardan biri, 13 Temmuz 1999 tarihli örgüt kadrolarına gönderdiği bir mektup olmuştur. Mektupta, "Örgüt, en kısa zamanda bir Barış Konferansı düzenlemelidir. 

Bu konferansta, örgütün silahlı mücadeleye son vermesi kararlaştırılmalıdır. Türkiye'de- bulunan silahlı örgüt mensupları Kuzey Irak'a taşınmalıdır. Bu çalışmalar, l Eylül 1999'dan önce ve kamuoyuna doyurulmadan 
tamamlanmalıdır. Alınan kararlar, Dünya Barış Günü ve sözde ateşkesin yıldönümü münasebetiyle, l Eylül 1999 günü kamuoyuna açıklanmalıdır" gibi 
kamuoyunun ilgisini çekici ve desteğini sağlayıcı hususlara değinilmiştir. Kaldı ki, yapılan açıklamalar güvenlik birimlerince de dikkatle takip edilmesi gerekli 
mahiyette ve önemde görülmüştür. 

Ancak, bazı sorumlu örgüt kadroları, Abdullah Öcalan'ın son derece kurnazca kamufle ettiği planı anlayamadıklarından mektuptaki teklife şiddetle 
karşı çıkmış ve "Abdullah Öcalan'ın bu girişiminin, örgütü tasfiye etmek manasına geldiği”değerlendirmesini yapmıştır. Söz konusu kadrolarda, "bu 
yönlü girişimlerin devlet tarafından örgütün tasfiyesine yönelik olarak kendisine dayatıldığı" endişesi hakim olmuş, ancak daha sonra bu yönlü düşünenler örgüt 
içinde azınlık olarak kalmıştır. 

Örgüt kadrolarından bir kısmında beliren bu endişeler, avukatları aracılığıyla Abdullah Öcalan'a aktarılmış, o da, bu eleştiri sahiplerine sert 
tepki göstererek, "mevcut durum ve gelişmeleri anlayamadıkların? ifade etmek zorunda kalmıştır. Yine, "silahlı faaliyetlerin tasfiye edilmesi gibi bir durumun 
olmadığı, bu hususun yanlış anlaşılmaması gerektiği ve bazı güncel gelişmeleri doğru değerlendirmeleri” hususunda yeni talimatlar ilettiği belirlenmiştir. 

Nitekim PKK, 23-29 Temmuz 1999 tarihli Merkez Komite toplantısında adıyla bir toplantı gerçekleştirerek, Olağanüstü Kongreye gitmeyi ve bu 
kongrede, Öcalan’ın istekleri doğrultusunda “silahta mücadelenin yerine siyasal mücadeleyi esas almayı hedeflemiştir.” 

Toplantı sonunda, Abdullah Öcalan'ın görüşlerine dayandırılan bir bildiri ile, "Cepheden savaşım ve silahlı mücadelenin vazgeçilmez tek yöntem 
olma gerçeği aşıldı. Bazen silahlı mücadele yolu bir zorunluluk olarak kullanılsa da, geride bıraktığımız yüzyıl gerçeğinde olduğu gibi, ağırlıklı ve 
süreklilik gösteren özelliğini kaybetmiştir.”denilerek, Merkez Komitenin kararları özet halinde açıklanmıştır. 

 1 Ağustos 1999 tarih ve "Başkanlık Konseyine" başlıklı talimat Merkez Komitenin 13 Temmuz tarihli mektubunu onaylaması üzerine, hareket alanı 
genişleyen ve iyice rahatlayan Abdullah Öcalan, l Ağustos 1999 tarihinde daha kapsamlı bir talimat ile “Başkanlık Konseyine” hitap etmiştir. Bu talimatında 
“...PKK açısından, artık bir demokratik çözüm tarzı halinde somutlaşan Kürt sorunu ve tüm Türkiye'de demokrasi için artık şiddete ihtiyaç yoktur ve bu hatta bu fazlasıyla yürütülmüştür..” denildikten başka “PKK'nın mevcut koşullarda şiddet aracılığıyla daha fazla gelişine sağlayamayacağı, tersine daha da zorlanacağı anlaşılmıştır.” denilmiştir. 

Abdullah Öcalan, gerekçeleriyle birlikte hedefe ulaşmada takip edilecek yeni yol konusunda Başkanlık Konseyini talimatlandırdıktan sonra, 2 Ağustos 1999 tarihinde avukatları aracılığıyla, “Tüm Dünya ve Türkiye Kamuoyuna” başlıklı, "..PKK'yı l Eylül 1999'den itibaren silahlı mücadeleye son vermeye” çağırmıştır. 

Bundan sonra örgüt, "Kürt kültürel kimliğinin tanınması ve PKK'ya, Abdullah Öcalan'a özgürlük verilmesi halinde silahlı faaliyetlerden vazgeçilecektik” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. 

Kaldı ki, Abdullah. Öcalan da, çözüm için sıraladığı taleplerinin başına "Dil yasağı ve kültürel özgürlüğün önündeki engeller sorunun en özgün yanıdır” ifadesiyle kültürel kimliğin tanınmasını ilk adım olarak öngörmektedir. 

Sonuç olarak, Abdullah Öcalan'ın sözde çözüme ilişkin ileri sürdüğü hususları, örgütün takınması gereken tutum, örgüt dışı güçlerin örgütün öngördüğü çözümden yana yapacakları katkılar, örgüt güdümündeki kurulmuş ve kurulacak legal örgütlenmelerin yapmaları öngörülen faaliyetler ve devletten beklenen adımlar olarak dört ana başlık altında toplamak mümkündür 278. 

Abdullah Öcalan'ın sözde çözüme ilişkin ileri sürdüğü hususlar, yakalandıktan sonra avukatları ile başlamaya başladığı günden bugüne kadar tek tek ve ayrıntıları ile örgüt kadrolarına ve ilgili kesimlere gönderdiği kesintisiz mesajlarla iletilmiştir. Nitekim bu iletişimin halen devam etmesi ise, Türkiye’nin 
hukuka ve İnsan Haklarına yaklaşımını göstermesi açısından son derece önemlidir. Zira bugün hepimizce de malum olduğu üzere, PKK siyasallaşma 
faaliyetine geçişi hızlandırmış ve ilk olarak Kürtçe eğitim isteğiyle dilekçeler verilmeye başlanmıştır. Bunun ikinci safhası ise “Kimliğimi istiyorum” olacağı ve 
Nüfus Müdürlüklerine başvurarak yeni kimlik talebinde bulunacakları da artık herkesçe malumdur. Ancak bütün bu çalışmalara rağmen, bu tür faaliyetlerin, 
müracaatların çok sınırlı kalması hasebiyle, yeterince taraftar, bulduğu söylenemez279. 

 BU BÖLÜM DİPNOTLARI;

274 Abdullah Öcalan; Oligarşik Cumhuriyet Gerçeği Mem Yay. İstanbul. 2001 
275 Abdullah Öcalan; Sümer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetini Doğru, İstanbul.. 2001 
276 23.11.1999 tarihli Cumhuriyet Gazetesi 
277 Abdullah Öcalan; Sümer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetini Doğru, İstanbul. 2001, s.272 
278 Son siyasallaşma sürecinde Öcalan’ın verdiği talimatlar başlıklı kısım yazılırken, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Siyasallaşma Çabaları Kapsamında PKK Faaliyetleri” isimli eserden büyük ölçüde faydalanılmıştır.Bkz. Siyasallaşma Çabaları Kapsamında PKK Faaliyetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü İDB Yayınları, Nu.74. 
279 Türk televizyonları, güvenlik birimleri, hatta Medya TV’nin haberlerinde de sunulduğu üzere, bu amaçla verilen dilekçe sayısı örneğin bünyesinde yaklaşık 30 bin  öğrenci barındıran bir üniversitede 170 kişi olarak kalmıştır. 

18 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR;



 ***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder