14 Mart 2019 Perşembe

ORTA ASYA GÜVENLİK SORUNLARI VE NATO’YA YANSIMALARI, BÖLÜM 3

ORTA ASYA GÜVENLİK SORUNLARI VE NATO’YA YANSIMALARI,  BÖLÜM 3


3. BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTLERİ 

Bağımsızlığın ilk yıllarında Orta Asya’da işbirliğinin sağlanmasına yönelik 
oluşturulan ilk kurumsal yapı 8 Aralık 1991’de Rusya Federasyonu, Ukrayna ve 
Beyaz Rusya tarafından kurulmuş olan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) 
(Karaev, 2005; 49), 1994 Nisanında yürürlüğe giren ve bölge ülkelerinden 
Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan’ın dahil olduğu Kolektif 
Güvenlik Antlaşması ve sonrasında, 2002’de aralarındaki askeri işbirliğini 
arttırmak için örgütlenmeye giden Kolektif Güvenlik Antlaşması üyeleri, Kolektif 

Güvenlik Antlaşması Örgütü kurulmuştur (Nikitin, 2007; 35)42. Karşılıklı güven, 
işbirliği, silahsızlanma ve güvenlik gibi prensipleri ön plana çıkaran (Al-Qahtani, 
2006; 129) bölgede istikrarı sağlamaya yönelik olarak kurulan bir başka örgütse, bilindiği gibi Şanghay İşbirliği Örgütü’dür. NATO’nun Doğu Avrupa’ya 
genişlemesini Rusya tehdit algılarken, Çin de insan hakları konusundaki 
baskısından ve ABD’nin Tayvan’la olan ticaretinden dolayı rahatsız olduğundan, 
aralarında gelişen ilişkiler Eylül 1994 te yapıcı ortaklığa ve Nisan 1996 da stratejik ortaklığa dönüşmüştür (Çolakoğlu, 2004; 173-197). 1996’da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından imzalanan “Sınır Ülkeleri 
Arasında Askeri Güveni Arttırmaya Yönelik Antlaşma” ve 1997’de “Sınır 
Bölgelerinde Askeri Kuvvetleri Azaltma Antlaşması”na dayanan girişimlerle 
başlayan Şanghay İşbirliği Örgütü, 2001’de Özbekistan’ın katılımının ardından 
uluslararası bir örgüt niteliğini almıştır (Foreign Affairs Ministry of Peoples 
Republic of China, “Shanghai Cooperation Organization”, 

http://www.fmprc.gov.cn /eng/topics/sco/t57970.htm,   
(e.t. 04/04/2006). 2004’den itibaren Moğolistan, 2005’den itibaren İran, Hindistan, Pakistan ve 2007’de de Türkmenistan gözlemci üye olarak örgütün zirve toplantılarına kabul edilmiş (Norling ve Swanström, 2007; 429-444) oluşu ise örgütün bölgesel olarak etkin bir güç oluşunun işaretidir. 

2 Bu arada Özbekistan 2006’da Örgüte katılmıştır. 

Diğer bir örgüt ise Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan tarafından ilk 
faaliyetleri Orta Asya Ekonomik Birliği adı altında sürdürülen örgüt olup, 1998’de Tacikistan’ın katılımıyla beraber Orta Asya Ekonomik İşbirliği’ne dönüşmüştür. 2002’de ise Orta Asya İşbirliği Örgütü adını alan Örgüt, 2004’te Rusya’nın da katılımıyla yine Rusya’nın baskın konumda olduğu bir örgüt haline dönüşmüştür. Nisan 2005’te söz konusu örgüt, Rusya’nın önderliğinde olan Bağımsız Devletler Topluluğu ve Güneydoğu Asya’daki on ülkeden oluşan ve ekonomik birlik olan ASEAN ile işbirliği ilişkilerini tesis etmiştir. 

Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü, Avrasya Ekonomik Topluluğu, Orta 
Asya İşbirliği Örgütü gibi örgütlerin temel özelliği, Rusya’nın eski Sovyet nüfuz 
alanlarındaki istikrarsızlığı önlemek ve başka güçlerin bölgeye yönelik 
angajmanlarını sınırlamaya yönelik olmasıdır. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün 
temel özelliğiyse, Rusya’yla beraber diğer bölge güçlerinin de bu örgütlenmelerde rol oynamasıdır. Bu grubun bir diğer özelliğiyse bölgedeki Amerikan angajmanına tepki niteliğinde olması ve bu angajmanı dengelemeye yönelik politikalar izlemesidir (Ekrem, “Şanghay İşbirliği Örgütü Üzerinde Çin-ABD Sorunları”, 
http://www. turksam.org/tr/a946.html ,(e.t. 21.06.2007). 

Fakat zaman içerisinde Rusya bu fikrin aksini gösteren oluşumlar içinde bulunmaya başlamıştır. 1991’den itibaren Kuzey Atlantik İş birliği Konseyi (KAİK) çerçevesi içinde sürdürülen iş birliğine dayanarak, Rusya 1994 yılında Barış İçin Ortaklık’a katılmış ve NATO ile BİO’nun ötesinde “Daha Geniş ve Güçlendirilmiş Diyalog ve İş birliği” geliştirmeyi kabul etmiştir. 1995 Bosna Barış Anlaşması’nın askerî boyutlarının uygulanmasında NATO ile Rusya arasındaki iş birliği, güvenlik alanında aralarında gelişmekte olan iş birliğine önemli bir yeni boyut kazandırmıştır. Rusya birliklerinin NATO başkanlığındaki Uygulama Gücü 
(IFOR) ve daha sonra onun yerini alan İstikrar Gücü’nde (SFOR) İttifak ve diğer 
Ortak ülkelerin birliklerinin yanında ilk defa olarak yer almıştır (NATO Basın ve 
Enformasyon Bürosu., 2001; s:77-79). Ayrıca NATO Müttefikler ve Ortakların 
bakanları 30 Mayıs 1997’de Portekiz’de Avrupa-Avrupa-Atlantik Ortaklık 
Konseyini (AAOK) kurmuşlardır ve Rusya bu oluşumun içinde yer almıştır 
(Fritch, Paul.,“NATO-Rusya Ortaklığı: Göründüğünden Daha Fazlası”, 

http:// www.nato.int/docu/review/2007/issue2/turkish/analysis1.html, (e.t. 07.08.2007). 

Rusya görüş ayrılıklarına rağmen, NATO için Afganistan'a Rusya üzerinden silah 
hariç kargo transferi anlaşmasını yürürlüğe koyduğunu açıklamıştır. Böylece 
NATO'nun Rusya'yla birçok alanda işbirliği yapabildiğini göstermiştir (Diril, 
Yasemin., “NATO Zirvesi Amacına Ne Kadar Ulaştı?”, http://www. 
bilgesam.org/tr/index.php?Option=com_content&view=article&id=120:nato-
zirvesi-amacna-ne-kadar-ulat&catid=122:analizler-guvenlik&Itemid=147, (e.t. 
04.04.2008). 2002’de Rusya ile ilişkiler yeniden yapılandırılmış ve yeni NATO-
Rusya Konseyi (NRK) kurulmuştur. Her ne kadar 2003’ten sonra Moskova’nın 
dış politikası daha bağımsız ve iddialı olmaya başlamış ve NATO ile ilişkiler 
tatsızlaşmaya başlamışsa da, Rusya-NATO ilişkileri yine de yaşayabilmiş ve 
gelişmiştir. Moskova, NATO ile Barış İçin Ortaklık Kuvvetlerin Statüsü 
Anlaşması (SOFA) imzalamış, Almanya ve Fransa’ya toprakları üzerinden 
geçerek, Afganistan’a uzanan bir koridoru kullanma izni vermiştir. 2008 Bükreş 
zirvesinde bütün yukarıdaki sayılan ilişkilere rağmen, Rusya hiçbir zaman 
NATO’nun genişlemesinden ve sınırlarını doğuya doğru kaydırmasından 
memnun olmamış ve bu memnuniyetsizliğini açık açık dile getirmekten de 
çekinmemiştir. Putin genişleme sonucunda NATO’nun eski SSCB sınırlarına 
dayandığını, daha fazla genişlemenin artık Rusya’nın problemi haline geldiğini 
ifade etmiştir. Putin konuşmasında askeri-politik bir örgüt olan NATO’nun 
genişlemesi karşısında Rusya’nın kendi güvenliğini korumak için bazı tedbirler 
almak zorunda kalacağını da açıklamıştır. Putin, tek kutuplu dünya düzeni 
oluşturulmasına da karşı çıktıklarını ifade etmiştir (Özbay, 2008). Fakat Putin 
küresel stratejik ilişkilerin korunabilmesi için ABD ile yakın işbirliğine önem 
vermiş ve 11 Eylülden sonra ilişkiler çatışmadan ziyade işbirliğine kaymış ve 
güvenlik konularını ele almıştır (Duncan, 2003; 4). 

Şanghay İşbirliği Örgütü’nün küresel alanda belirleyici unsur olarak yerini 
alabilmesi için, sınır güvenlik anlaşmalarının ötesinde ekonomik, politik ve 
kültürel işbirliğini istenilen düzeylere taşıyarak İran, Hindistan ve Pakistan gibi 
Asya-içi denge unsurlarını da içine katarak, NATO’nun genişleme planlarına 
karşı bir Asya cephesi oluşturması gerekecektir (Celalifer, 2008). 

Örgütte, BM Güvenlik Konseyinin beş daimi üyesinden ikisi, yani Çin ve 
Rusya yer almaktadır. Dünyada stratejik nükleer silaha sahip olan ülkelerin (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore, İran) yarısı bu örgütte yer almaktadır; Örgüt dünyanın en büyük ordusuna sahiptir; Zengin yeraltı ve yer üstü kaynaklara, belli düzeyde teknolojiye ve nitelikli insan kaynağına sahip olmakla birlikte ekonomik özellikle enerji alanında birbirini tamamlayıcı ilişkilere sahiptir. Aynı zamanda dünyanın en büyük pazara sahip olduğu gibi, en büyük enerji üretim ülkesi ile dünyanın en çok enerji tüketim ülkeleri bulunmaktadır (Clawson, 2003; 127-146; EC (European Communities), 
Mantzos,L.,et.al., 2003; 24; Klare, 2005; 150-158; Umbach, Frank,“ Europe’s 
Energy NonPolicy”, Globale Energiesicherheit Analyses,Transatlantic 
Internationale Politik, No:4, Berlin, 2004, pp.52-60.S.54, 
http://en.internationalepolitik.de/archiv/2004/winter2004/europe---s-energy-non-policy.html ,(e.t.03.05.2007). 

4. ENERJİ SORUNSALI 

Orta Asya-Kafkasya enerji hattının işlerliğe kavuşturulup, Rus ve Çin 
etkisinin sınırlandırılmasını hedefleyen ABD, Özbekistan, Kırgızistan ve 
Kazakistan’la yaptığı askeri işbirliği anlaşmaları yapmıştır. Bu girişimlerin 
arzulanan düzeyde başarıya ulaşmadığı, Çin’in öncülüğünde hayata geçen ŞİÖ’ 
nün Orta Asya nezdinde yarattığı anlam kadar, Çin’in artan enerji talebi, Rusya 
ile olan ilişkilerini daha üst boyuta taşımakla kalmayıp, bir yandan geçmişten süre gelen, diğer yandan yeni ortaya çıkan sorunların çözülmesini de teşvik etmektedir (Ikegami, Masako, “NATO ve Japonya: Asya’da İstikrarın Güçlendirilmesi”, 
http://www.nato.int/docu/review/2007/issue2/turkish/art4.html, (e.t. 07.02.2007). 

Fakat Orta Asya ve Kafkasya’daki enerji ticaretinin gelişmesinde çeşitli 
engeller bulunmaktadır. Afganistan ve Pakistan’daki çatışma ortamı, bu bölgede 
yer alan ülkelerin birbirleriyle olan sorunları, yeni boru hatlarının inşasındaki 
rekabet (bu ülkelerin her biri aynı enerji pazarlarını hedefleyen rakiptirler aynı 
zamanda), bölgesel enerji kurumlarının eksikliği, enerji sektörüne yönelik 
politikaların birbiriyle uyumsuz olması, işbirliği alanını daraltan en önemli 
hususlardır. Orta Asya ve Kafkasya enerji ticaretinde Rusya’nın özel bir yeri 
olduğu açıktır. Rusya’nın Asya hedeflerinden en önemlisi kuzeydoğu Asya’da, 
Çin’de, Kore’de ve Japonya’da petrol ve doğal gaz pazarını artırarak temel 
tedarikçi olmaktır. 

Buradan hareketle Rusya, Orta Asya ve Kafkasya enerji kaynaklarını mümkün olduğu ölçüde kendi kontrolünde tutmak zorunluluğunda dır (Bilgin, Mert., “ Yeni Asya’nın Enerji Paradigmasında Orta Asya ve Kafkaslar: Rusya, AB, ABD, Çin, İran ve Türkiye arasındaki açmazlar ve stratejik açılımlar”, http://stratejikongoru.org/pdf/yeniasyaninenerjipa 
radigmasi.pdf., (e.t. 10/08/2010). ABD’nin önümüzdeki dönemde Orta Asya 
enerji kaynaklarının Afganistan üzerinden Güney Asya’ya; Güney Asya üzerinden de Hint Okyanusu’na çıkarılmasını öngören projeleri destekleyeceğini ima etmiştir. Türkmenistan doğalgazını Afganistan ve Pakistan üzerinden Hint 

Okyanusu’na taşıyacak olan Trans-Afgan Boru Hattı için 2006’da yapımına 
başlamış ve boru hattının yönünün değiştirilerek, Pakistan üzerinden Hindistan’a 
kadar uzatılması kararlaştırılmıştır. Boru hattının Hindistan’a kadar uzaması 
Hindistan’ı, Güney Asya ve Orta Asya enerji bütünleşmesi sürecine dahil 
etmektedir. ABD, bölgenin diğer bir önemli boru hattı projesi olan İran-Pakistan-
Hindistan Hattı’na karşı çıkarken Trans-Afgan Hattı’nı desteklemektedir. 
Böylelikle Afganistan’ın enerji ihtiyacını karşılayarak, Afganistan’a Orta ve 
Güney Asya arasında koridor misyonu yüklemektir. Diğer yandan Kazakistan’ın 
Çin’le, Pakistan’ın ve Hindistan’ın İran’la, Hindistan’ın Rusya ile Japonya’nın da 
İran’la geliştirdiği önemli enerji projeleri bulunmaktadır. Bu projelerin 
gerçeklenmesi durumunda ise Orta Asya enerji projesinin gerçeklenmesi zor 
görünmektedir (Veliev, Cavid.,“Büyük Orta Asya Projesi”, 
http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=522&sayfa=0, (e.t. 19/ 08 /2010). 

NATO’nun önemli bir kanadı olan AB’nin, Haziran 2007 tarihinde Orta 
Asya Strateji Belgesi’nde kabul ettiği gibi bölgeye yönelik giderek artan 
ilgisinden birisi söz konusu bölgenin ekonomik potansiyelidir (Şensoy, Süleyman, “Avrupa Birliği-Türkiye Orta Asyanin Çok Boyutlu Güvenliği” , 29.04.2008, 
http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/27/avrupa_birligi_turkiye_orta_asyanin_cok_ 
boyutlu_guvenligi (e.t. 19/08/2009). AB’nin, Orta Asya politikasındaki 
hareketlenmesinin en önemli nedenlerinden biri enerji arz güvenliği açısından 
bölgenin ciddi bir alternatif olarak ortaya çıkmasıdır. AB’nin bu politikaya 
yönelik hedeflerinin yer aldığı listenin başında Orta Asya cumhuriyetlerinden 
Avrupa pazarlarına sürdürülebilir ve güvenli bir enerji akışının sağlanması yer 
almaktadır. Bu çerçevede AB, enerji kaynaklarının işletilmesi için gerekli 
yatırımın sağlanmasını ve gelişmiş piyasalara enerji arzını kolaylaştıracak 
girişimlerde bulunmayı ve hükümetler bazında bu girişimleri desteklemeyi 
öncelikli hedefleri arasına koymuştur. AB özellikle enerji arzını coğrafi olarak 
çeşitlendirmek zorunda olduğu gerçeği ile yüz yüze kaldığından, Orta Asya 
ülkeleri ile daha yakın ilişkiler geliştirmeye başlamıştır. AB, dünyanın tek başına 
en büyük gaz tüketicilerinin başında gelmekte ve aynı zamanda giderek artan 
petrol ithalatı açısından da büyük bir enerji pazarı olmaktadır. ABD ise yavaş 
artan bir eğriyle gaz pazarında ve büyüyen petrol ithalatı nedeniyle bu sektörde 
büyük bir enerji pazarıdır. Tabii küresel rekabet içindeki Çin ve Hindistan bu 
enerji pazarlarıyla enerji kaynaklarına dönük bir yarışma içinde bulunmaktadırlar. 

Japonya ve Güney Kore ise rekabetin farklı bir boyutunda yer almaktadırlar 
(Demir, M. Faruk., “ Sıcak Kuşak Üzerinde Çözüm Arayışları: Nato Afganistan 
Enerji Güvenliği”, http: //www.mfarukdemir.com/yayin/enerji_guvenligi_icin_ 
isbirligi.pdf, (e.t. 21/09/ 2010). 

Petrol dışında bölgedeki diğer önemli bir kaynak ise uranyumdur. Gerek 
Rusya’nın gerekse Çin’in bu kaynağa olan ihtiyacı bölgede kontrolü sağlama 
isteğini çoğaltacaktır. Şimdilerde bilinen rezerv açısından 860.000 ton uranyuma sahip Kazakistan ve 150.000 ton rezerve sahip Özbekistan'ın yakın gelecekte yeni sahaların bulunması ve daha düşük kaliteli madenlerin ticari açıdan kullanılabilir hale gelmesi nedeniyle ciddi anlamda stratejik önem kazanacakları tahmin edilmektedir (Külebi, Ali.,“Orta Asya'nın Öteki Stratejik Zenginliği: Uranyum”, 
http://www.nukte.org/node/183, (e.t. 12/09/208).11 Eylül saldırıları sonrası 
ABD’nin serseri devletler (Roque States) olarak nitelendirdiği ülkelerin kitle imha silahlarına sahip olmasının bütün dünya ülkeleri için tehdit oluşturması (Sümer, 2008; 133) gerçeği ve bu silahlar için gerekli kaynakların bu bölgede olması ise ayrı ve başlı başına önemli bir sorun olarak belirmektedir. ABD’nin dünyada tek egemen devlet olabilmesi için potansiyel düşmanlarını ortadan kaldıracak ya da saf dışı bırakacak bir yapı oluşturmasının gerekliliği (Kissinger, 2000; 641) ve bu amaç uğruna NATO gibi askeri bir gücün Afganistan’da kullanılması beraberinde güvenlik konularını sıcak tutacaktır. 

4. CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder