5 Mart 2019 Salı

CUMHURİYET DÖNEMİNDE BAKANLAR KURULU KARARI İLE YASAKLANAN YAYINLAR 1923-1945 BÖLÜM 2

CUMHURİYET DÖNEMİNDE BAKANLAR KURULU KARARI İLE YASAKLANAN YAYINLAR 1923-1945  BÖLÜM 2




   Türkiye'de hükümetlerin incelediğimiz dönemde Ermenilik, Rumluk  ve Kürtçülük yapan yayınlara karşı duyarlılığının bütün dönemi kapsadığını görüyoruz. Nitekim bu konuları kapsayan yayınlara ilişkin kararların yıllara göre dağılımı ise şöyledir: Rumluk ve Ermenilik, 1925'te 1, 1928'de 1, 1932'de 2, 1933'de 2, 1934'de 1, 1935'de 2, 1936'da 2, 1937'de 2 ve 1938'de ise 4'tür. Kürtçülük, 1925'te 1, 1928'de 1, 1931'de 1, 1932'de 1, 1934'de 1, 1936'da 2 ve 1937'de ise 2'dir.
   Mustafa Kemal Paşa'nın şahsına karşı yapılan yayınlarla ilgili olarak görülen, bu konu ile ilgili kararların daha çok 1930'lu yıllardan sonraki döneme ait olduğudur. Yıllara göre kararların dağılımı ise şöyledir: 1929'da 1, 1932'de 1, 1933'de 2, 1934'de 1, 1935'de1, 1936'da 3 ve 1937'de ise 1'dir.
   Yine 1934'ten sonra yasaklamalar ile ilgili kararlar arasında yer alan diğer bir konu ise Türkçülük ile ilgili yayınlardır. Bunlar; 1934'te 1, 1935'te 1 ve 1936'da ise 1'dir.
   Ülke aleyhine yayınlar ilişkin olarak getirilen yasaklamalar incelendiğinde, 1923-1925  yılları arsındaki üç yıllık sürede 10, 1926-1933 yılları arsındaki sekiz yıllık sürede 12, 1934-1938 arası beş yıllık sürede ise 28 kararın olduğunu görüyoruz. Burdan hareketle 1934 yılına geliceye kadar yıllara eşit olarak dağılan kararların 1934'ten sonra arttığını söylemek mümkündür.
   Yayın durdurma ve yasaklama ile ilgili en çarpıcı örnekleri ise sanırız 1930'lu yıllardan sonra Türkiye'nin dış politikası aleyhine ve komşu ülkeler ile olan ilişkilerine zarar verici yayınlara karşı göstermiş olduğu hassasiyettir. Konu ile ilgili olan kararların yıllara göre dağılımına bakıldığında; 1926'ta 1, 1931'de 1, 1933'te 1, 1934'te 2, 1935'te 4, 1936'da 3, 1937'de 6, 1938'de 8 olduğunu görüyoruz. Bu dağılımdan anlaşılan İkinci Dünya savaşına doğru giden dünya'da Türkiye komşu ülkeler ile olan ilişkilerine zarar verebilecek yayınlara karşı daha duyarlı olmuştur diyebiliriz.  Özellikle I.Dünya savaşı tecrübesini yaşamış cumhuriyet önderleri bu konudaki birikimlerini takip ettikleri politikalarla ortaya koymuşlardır.
   İncelediğimiz kararların yıllar itibarıyla dağılımına bakacak olursak: 1922-1930 yılları arası sekiz yıllık sürede karar sayısı 38 iken, 1930-1935 yılları arsı beş yıllık dönemde karar sayısı 61, 1935-1938 yılları arası üç yıllık dönem için ise 53'tür. Bu dağılımdan hareketle 1930 sonrası dönem önceki yılların yaklaşık üç katı fazla sayıda Bakanlar Kurulu Kararı ile yasaklamanın mevcut olduğunu görüyoruz. Sanırız bu fazlalığın temel gerekçesi İkinci dünya savaşı öncesi dünyanın içinde bulunduğu durum ve Türkiye'nin özellikle dış politika konusunda hassasiyeti ve buna uygun olarak davranışıdır diyebiliriz.
   İncelediğimiz döneme ilişkin olarak bakanlar kurulu kararları ile yasaklanan yayınların ulaşabildiğimiz eklerinin sayısı 41 iken kararname sayısı ise 144 adettir.
   Yasaklamaya konu olan yayınların incelenmesinde dikkat çekici bir diğer nokta ise yasaklanan yayınların çoğunluğunun ülke dışında Paris, Kahire, Suriye, Almanya vb. ülkelerde basılan yayınlar olmasıdır. Türkiye dışında basılan ve ülkeye girmesine ve satışına izin verilmeyen yayınlardan oldukça büyük bir bölümünün yine ülke dışında Türkçe ile yazıldığı görülmektedir ve bu tür yayınların sayısı hemen hemen ülke içerisinde çıkarılan yayınlara eşittir. Ülke içerisinde yasaklamaya konu olan yayınların yine büyük bir bölümünün İstanbul'da basıldığı görülmektedir. Türkiye'de yayınlanan esererin çok az bir kısmı yabancı bir dille basılmıştır.
   Şimdi yukarıda tasnif ettiğimiz ana başlıklar altında Bakanlar Kurulu Kararlarını özellikle kararların eklerinden elde edilen bilgilerden hareketle, yasaklamaya neden olan konuları vererek siyasi iktidarın iç ve dış politika konularındaki hassasiyetini vermeğe çalışacağız.
   Yukarıda mütareke sonrasında İstanbul basını içerisinde Anadolu'da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlatılan milli harekete karşı olumsuz tavır takınma yanında Anadolu'daki harekete sempati ile bakan ve onu destekleyen gazetelerin bulunduğundan söz etmiştik. Buna bağlı olarak olumsuz tavır sergileyen gazetelerin Anadolu'da dağıtımının Bakanlar Kurulu Kararı ile yasaklanması yanında olumlu tavır sergileyen gazetelerin Anadolu'ya girişlerine izin verildiğini görmekteyiz. Bu tür izin verilişine ilişkin alınmış iki tane kararı örnek olarak verebiliriz. Bunlar; İstanbul'da çıkan Güleryüz gazetesi[30], ile yine İstanbulda çıkarılan Tercüman-ı Hakikat gazetesidir[31].
   Bu açıklamadan sonra şimdi yukarıda yaptığımız tasnif gereği ortaya çıkan başlıklar doğrultusunda kararlara ilişkin açıklamalara geçebiliriz.
1-Komünist propaganda yapan yayınlara ilişkin kararlar.
   Anadolu'da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlayan milli hareket ülkenin içinde bulunduğu şartlar gereği yabancı bir ülkenin desteğine  ihtiyaç duyuyor ve Sovyet Rusya ile iyi ilişkiler içine girmek için çaba sarfediyordu. Rusya'da kurulan yeni yönetim ise Anadolu'daki harekete kendi çıkarları gereği destek verme eğiliminde idi ve onunla ilişki içerisine girme yolunda çabalar sarfetmekteydi. İşte başlangıçta karşılıklı çıkarlar ve beklentiler gereği kurulan bu yakınlaşma ve dostluk içerisinde Ankara, sovyetler'in komünist propaganda veya o türden hareketlere verdiği destekten duyduğu rahatsızlığı zamanı ve yeri geldiğinde dile getirmiştir[32].
   Bu bağlamda Bakanlar Kurulu Kararları kararları ile değişik tarihlerde yasaklanan yayınları örnek olarak vermek mümkündür. Bu konuda ilk karar, 19-6-1339 tarihli Bulgaristan'da çıkartılan Ziya adlı gazetenin komünizm propagandası yapması nedeniyle yurda girişinin ve satışının yasaklanmasıdır[33].
   Bu karardan bir ay sonra Rusya'da Türkçe olarak çıkarılan Yeni fikir, gazetesinin yurda girişi ile yine yurt içerisinde aynı maksat doğrultusunda yayın yapan İstiklal, gazetesininde dağıtımının yasaklandığını görüyoruz. Yasaklama kararında bu tür yayınların "Trabzon mıntıkasında efkarın tağlit ve teşvisine sebebiyet vermekte olduğu gibi, komünistlerin Şark'da komünistliği tesisi ve ihtilal çıkarması için geceli gündüzlü çalışmakta oldukları..." not edilmekteydi[34].
   1924 Yılı içerisinde yine hükümetin ülkede komünist faaliyetler konusunda hassas davrandığını görmekteyiz. İstanbul'da Bolşevik ihtilaline muhalefet ettikleri için göçmen olarak bulunan önemli miktardaki Beyaz Rusların ve Menşevik Gücülerin[35], Bolşevikler hesabına çalıştığı belirtilerek alınan bir kararda bu insanların yerleştirilmesi ve bundan sonra Türkiye'ye kabul edilmelerine ilişkin bir dizi kurallar getirildiğini görmekteyiz[36].
   Aynı konuda Kırım'da Rus Komünist Partisi'nin yayın organı olarak faaliyet gösteren Yeni Dünya gazetesinin İstanbul'a girişinin yasaklanması[37] ile Viyana'da yine aynı türden yayın yapan ve özellikle Türk aydınları ve okuyan kesime yönelik yayınları ile dikkatleri çeken Correspondans Enternasyonal gazetesinin yurda girişi yasaklanmıştır[38].
   Aynı hassasiyetin 1925 yılı içerisindede yine devam ettiğini konuya ilişkin Bakanlar Kurulu Kararlarında görülebilir. Bu yıl içerisinde Atina'da yayınlanan, Rizo Pastis gazetesi[39]nin yasaklama nedeni Rus sovyet Şimendiferciler Birliğinin Yunan Şimendiferciler Sendikasına verdiği desteğe ilişkindi. “...Kapitalist sermayenin taht-ı esaretinden kurtulmak için say ve gayretlerinizde bütün Rus ve Sovyet Şimendifercileri sizinle beraberdir. İhtilal safhasında bütün dünyanın şimendifercileride sizinle beraberdir...” denilmekteydi.[40]  İstanbulda Ermenice olarak çıkarılan Hahtanak[41] gazetesine ilişkin Kararın ekinde yer alan Hukuk Müşavirliği mütalasında; Ermeniler arasında Bolşevikliğe bir alaka uyandırması amacıyla gazetenin yayınlandığı belirtilerek yayınının durdurulması isteniyordu.[42] Aynı yıl 3 Haziran tarihli bir karar ile bu konuya verilen önem belirtililerek şöyle deniliyordu: Komünist faaliyetlerin ülkenin her yanında Ankara, İzmir ve Edirne'ye kadar eğitim kurumlarında yayılmaya çalıştığı ve sadece Askeri Tıbbiye talebeleri arasında değil ülkenin birçok kurum ve kurluşlarında yer edindiği bildirilerek alınacak tetbirler belirtiliyordu. Kararda, Askeri Tıbbiye’de bu tür faaliyetlerin yayılmasında Askeri doktor Fuat Sabit Bey’in etkin bir rolü olduğu belirtilerek, Fuat Sabit Bey’in okul ile ilişiğinin kesilmesi yanında Askeri Tıbbiye’den atılanların başka okullara alınmaması ve alınanların kayıtlarının silinmesi, kominist faaliyetlere karışanların Ankara İstiklal Mahkemesine sevki ve bu tür faaliyetlere karşı uyanık olunması istenmekteydi.[43]
   1931 Yılında ise tekrar bu konu ile ilgili olarak Türkiyede sol hareketler içerisinde yer almış önemli isimler arasında yer alan Doktor Şefik Hüsnü[44] ve Eczacı Vasıf tarafından Almanya'da basılmakta olan İnkılap Yolu adlı mecmuanın yurda girişinin yasaklandığını görüyoruz[45].
   Konumuz Türk solu veya Türkiye'deki komünist faaliyetler ve bunların tarihçesi üzerinde ayrıntılı olarak durmaya elverişli değıldir. Ama biz değişik tarihlerde Bakanlar Kurulu Kararları ile yurda girişi yasaklanan yayınlardan Türkiye'de yönetimin bu tür faaliyetlere karşı  tavır takındığını ve bu tür oluşumlara izin vermediğini sanırız söyleyebiliriz.

2-Rumluk-Ermenilik-Kürtçülük ve diğer bölücü yayınlarla ilgili kararlar.
  
   Yukarıda yıllara göre dağılımını verdiğimiz bölücü yayın faaliyetleri ile ilgili kararlarda Rumluk ve Ermenilik faaliyetlerinin oldukça çok olduğunu görüyoruz.
   Yunanistanla yapılan Mübadele antlaşması gereği Türkiye dışına çıkarılan Araboğlu Kostantin'in Türk hükümeti ve Türkiye'deki Rumlara karşı tavır aldığını görüyoruz. Özellikle İstanbul'daki Metropolitlerin Türk hükümeti ile müzakerelere girişmesini ve temaslarını tenkit edici yazılar içeren Imerisiyanea adlı gazetenin yayınının yasaklanmasına 29-3-1925 tarihinde karar verilmiştir[46].
   Bu tür bölücü yayın yapma konusunda Ermenilerin daha faal olduklarını bu konu ile ilgili yasaklanan yayınlardan çıkarmak mümkündür. Bu konuya ilişkin ilk yasaklama kararı, 11.11.1928 tarihinde Paris'te Ermeni Tşnak Komitesince yayınlanan Haraç adlı gazeteye ilişkindir[47]. Yurda girişi yasaklanan gazetede uydurma bir "Kürt İstiklal Komitesi" icat edilerek fotoğrafları ile birlikte yayınlanmıştı[48].
   Yine Ermeni Taşnak Komitesi tarafından Paris, Suriye, Atina, Kahire ve Kaliforniya'da çıkarılan HaraçAztakNororHusaper ve Mışak adlı gazeteler komitenin  amaçları doğrultusunda Türkiye'de Kürdistan ve Ermenistan davasına hizmet edici ve ülke içerisindeki Ermenileri kışkırtıcı yayınlarından dolayı ülkeye girişine izin verilmemesi karara bağlanıyordu[49]. İçişleri Bakanlığından Başbakanlığa yazılan yazıda; "Memleketimiz dahilinde de mühim teşkilatı olan bu komitenin bu gazeteleri okutmak suretiyle teşkilatlarına daha vasi kudret ve kuvvet vereceği ve diğer Ermenileri de kendilerine imaleye çalışacağı tabii bulunduğundan, bu gazetelerin serbestçe memleketimize girmelerinde pek ziyade mahzur görülmektedir" denilmekteydi[50].
   Aynı bağlamda Boston'da Ermenice olarak çıkarılan Hayrenik gazetesi[51], ile yine Paris'te Taşnak Komitesinin resmi yayın organı olarak çıkarılan Mardgoz gazetesi[52], Boston'da çıkarılan Baykar gazetesi[53], Mısır'da basılan Bugünkü Ermenistan adlı kitap[54], Ermenistan'da çıkarılan Ermeni ve Eserler mecmuası ile Emma ve Hayat Hasreti adlı kitaplar[55], Kahire'de Ermenice olarak çıkarılan Arev gazetesi[56], yasaklanıyordu. Arev gazetenin 15.8.1935 tarihli nüshasında çıkan "Muş Ovası Faciasının Yirminci Yıl Dönümü Münasebetiyle" başlıklı yazı; Türkiye'de vatandaşlar arasında yeniden ihtilaflara yol açacak nitelikte olduğu ve özellikle Ermeni vatandaşların bu tür zararlı yayınların telkinlerinden korunması isteniyordu[57].Anılan gazetelerden Mardgoz (Mardigos)’un 13.2.1933 tarihli nüshasında Ermeni İhtilâlinin haklılığı anlatılıyor ve Ermenilerin Kürtlerle işbirliği yapmamaları tarihi hata olarak not ediliyordu. Konu ile ilgili olarak kararın ekinde verilen tercümede: “Tarihi doğru yazmak için muhiti iyi tanımak icap eder. Mardigos bilâperva beyan ederki Ermeni ihtilali gayet tabii bir tazyikten doğmuş hakiki bir ihtilal idi. Ancak Ermeni milletinin yalnız kendi başına maceraya atılması doğru değildir. Kendisi ile hemdert olan akvam ile birleşip hareket etmesi lazımdı. Aksi olarak kendisinden çok güçlü olan ve (hasta adam) tabir olunan Osmanlı hükümetiyle çarpıştı halbuki hastanın onu tepelemeye, kan içinde boğmaya kafi derecede kuvveti vardı. Bu tetkikatımız onun içindir ki tarihin o devresini ezber edelim o muhitte yaşayan akvamı tanıyalım ve mücadelemizi menfaatlerimizi onlarla birleştirelim” deniliyordu[58].
   Aynı konuda yasaklanan diğer yayınlar ise şunlardı: İstanbul'da Ermenice olarak çıkarılan Aztarar gazetesi[59], Şikago'da basılan My Beloved Armenia adlı İngilizce kitap[60], Leipzig'de basılan ve Türk Kültür birliğini bozucu Der Brockhaus  adlı Atlas[61] ve bu konuda son olarak Beyrut'ta Ermenice olarak çıkan Zartonk gazetesinden[62]oluşan bu yayınların muhtevalarıyla Türkiye'nin iç ve dış politikalarına zarar verici ve Türkiye'nin bütünlüğünü bozucu özelliklede Türkiye'deki Ermeniler üzerinde olumsuz telkinlerde bulunarak onları kışkırtıcı bir tavır sergilemelerinden dolayı Bakanlar Kurulu Kararları ile yasaklanmıştır.
   Ermeniler dışında Türkiye'ye yönelik olarak yapılan bölücü yayınlardan bir diğeri ise ülkedeki Türk vatandaşlarından Kürtlere ilişkin olanıdır. Bu konuda Bakanlar Kurulu Kararı ile yurda girişine veya yayınlanmasına yasak getirilen yayınlar şunlardı: Şam'da gizli olarak basılan Gonca-i Bahar adlı Kürtçe kitap[63], Pariste yayınlanan Vazreydemi adlı Rusça gazete[64], bu gazete Pariste Monarşist Ruslarla Ermeni Taşnak Komitesi ve Kürt Cemiyeti arasında yukarda yapıldığına ilişkin haberlerin çıktığı kongre sonrasında yayınlanmaya başlamıştır. Yine aynı konuda; Suriye'de faaliyet gösteren "Hoybun Cemiyeti"[65]tarafından Kürtçülük emelini gerçekleştirmek üzere Kahire'de çıkarılan La Question Kurde adlı mecmua[66], aynı cemiyetin yayın organı olarak Sam'da çıkarılan Havar gazetesi[67], yine cemiyet tarafından çıkarılan, Türk Affi Umumisi Karşısında KürtlerTürkiye Reisicumhuru Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine MektupBir Ermeni Noktai Nazarına Göre Kürt Meselesi, ve bir bölümü resimli Arap dili üzerine yazılmış Elkaziyetülkürdiye adlı dört kitap[68], Kürt isyanından bahseden ve Saidi Kürdi tarafından Suriye'de doldurulan "Sodvva" markalı iki plak[69] ve son olarak şam'da basılan Kürdistanda Yirminci Asırda Türklerin Medeniyeti adlı kitabin yurda girişi  yasaklanmıştır[70].
   Bu konuda yasaklanan yayınların muhtevalarında ortak özellik, Türkiye'ye ve Türkiye'deki cumhuriyete karşı oluş ile yine Türkiye'de Türk vatandaşı olarak yaşayan Kürtleri Türkiye ve rejim aleyhine teşvik edici nitelikte oluşlarıdır.
   Yukarıda bahsedilen Ermenilik, Rumluk ve Kürtlük yolunda yayınlar dışında Doğu Karadeniz'de Lazlık cereyanı uyandırmak doğrultusunda Gürcistanda basılan Mçita Murutsi (Kırmızı Yıldız), adlı gazete[71], ile Suriye'de Latin harfleri ile hazırlanan Çerkes alfabesi'nin Türkiye'ye girişinin yasaklandığını görüyoruz[72]. Kırmızı Yıldız adlı gazetenin Lazlık cereyanı uyandırmak için Lazistan’ın kendi alfabesini kullanması ve Lazların siyaseti, iktisat’ı öğrenmeleri isteniyordu. Sarp’ta bu doğrultudaki çalışmalar anlatılıyordu.[73]
   Görüldüğü gibi Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışı ile verilen Milli Mücadele sonrası kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti, milli sınırları içerisinde ülke bütünlüğüne ve ülke içerisinde yaşayan vatandaşlarına yönelik, onları bölücü yayınlara karşı duyarlı olmuş ve gerekli tepkiyi ve kararlılığı göstermiştir.
3-Türkçü yayınlarla ilgili kararlar.
   Cumhuriyet ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu içerisinde II.Meşrutiyet Dönemine kadar pek gündeme gelmeyen Türk varlığı ve bilinci yükseltilmmeye çalışılmıştır. Bu tür politikalara sanırız özellikle imparatorluk yapısından kurtulup bir ulus devleti olmak için gereklilik vardı. Kültür ve eğitim ağırlıklı bu dönüşümü sağlamada Türk Ocakları ve onun yerine kurulan Halk Evleri yardımcı olmuşlardır. İşte Mustafa Kemal Paşa ve çevresinin bu yöndeki faaliyetleri yani milli tarih ve dil ile milli gururu ve kendine güveni geliştirme çabaları Türkçü hareketi yürütenler tarafından olumlu karşılanmıştır. Ama aynı zamanda Mustafa Kemal Paşa’nın bu tür çalışmaları Türkçüler tarafından yanlış anlaşılarak sürekli bir felsefenin ifadesi olarak da algılanmıştır.
     Türkiye kendisi dışında yani çevresinde meydana gelen değişimler ve kendi iç dinamiklerinin gerekleri doğrultusunda belirli bir tarihten sonra Türkçü doğrultuda yayınlara karşıda duyarlı olmuştur. Bu politika II.Dünya Savaşı sırasında Almanya ile ilişkilere bağlı olarak Türkçü yayınlara karşı bazan hoşgörülü bazan ise yasaklama ve tutuklamayı beraberinde getirmiştir. Bu konuda fazla olmamakla birlikte yasaklamaya ilişkin Bakanlar Kurulu Kararları mevcuttur. Bu konuda ilk karar, Ulusal Birlik adlı haftalık gazetenin üç yıl süre ile kapatılmasına ilişkindir[74]. İçişleri Bakanlığının ilgili gazeteyi kapatma kararı isteği ile ilgili yazısında, daha önce kapatılmış olan OrhunMilli Birlik ve Milli İnkılap mecmuaları ile aynı doğrultuda yayın yapan Ulusal Birlik gazetesinin özellikle Üniversite gençliğine yönelik iç siyaseti bozucu ve inkılap prensiplerine aykırı yayın yaptığı ve Nasyonal Sosyalizm propagandası ile Yahudi düşmanlığı yaptığı belirtilmekteydi[75].
   Bu tür yayınlarla ilgili dikkat çekici nokta sanırız yasaklama ile ilgili tarihlerdedir. Yani İtalya ve Almanya'daki yeni yönetimlerin etkisiyle iki savaş arası dünya'nın içinde bulunduğu şartlarla gereği Türkiye'deki hükümetler Türkçü yayınlara 1934'lü yıllardan sonra yasaklama getirmişlerdir.

3 CÜ  BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder