30 Eylül 2018 Pazar

KURTULUŞTAN 12 EYLÜL E YAKIN TARİHİMİZE KISA BİR BAKIŞ BÖLÜM 6

KURTULUŞTAN 12 EYLÜL E YAKIN TARİHİMİZE KISA BİR BAKIŞ BÖLÜM 6



   Haziran 1970 Sabahı bütün fabrikalarda çalışmalar duruyordu. İşçiler ellerinde bayraklar, üstlerinde tulumlarıyla yolları doldurdular. 

Bütün yollar tutuldu. Trafik durdu. 200 kadar büyük fabrikadan 150 bin kadar iş bırakmış işçi yürüyordu. Ankara İstanbul trafiği kesilmişti. Haberleşme aksamıştı.
Gebze'den başlayan Kartal mıntıkasının işçilerini de alarak dev bir yürüyüş kolu oluşmuştu. Aynı anda İzmit'te de bütün fabrikalarda direniş başlamıştı.
Ankara'da da direniş hızla yayılıyordu. İzmir'de DİSK'e bağlı sendikaların işyerlerinde oturma grevleri yapılıyordu. İstanbul'da güvenlik güçlerinin "süngü tak" emriyle çıkan çatışmalarda 3 işçi ve 1 polis öldü, 100'ü aşkın kişi yaralandı. İkinci gün hükümet öğleden sonra alelacele toplanarak Adapazarı, İstanbul, İzmit, Zonguldak illerinde  sıkıyönetim ilan etti. 
    Sıkıyönetim üzerine İstanbul ve İzmit'te grev ve gösterilerin durdurulmasına karşın, işçiler protesto eylemlerini İzmir, Ankara, Adana ve Gaziantep gibi illerde
sürdürdüler. Bu illerdeki gösteriler, 1317 sayılı yasa 29 Haziran'da Senatoca kabul edilip 12 Ağustos'ta Resmi Gazetede yayımlanınca daha geniş boyutlara ulaştı. 
Bu arada Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ile Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri, yasanın Anayasaya aykırı olduğunu bir bildiriyle kamuoyuna duyuruyorlardı.

   1317 sayılı yasa TBMM'ce kabul edilmesine, Resmi Gazetede yayınlanmasına karşın, uygulama olanağı bulunamadı. Önce TİP, daha sonra CHP yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdular. Anayasa mahkemesi, 9 Şubat 1972'de 15-16 Haziran'a neden olan 1317 sayılı yasayı anayasaya aykırı bularak iptal etti.  (Ancak 15-16 Haziran olaylarından 29 yıl sonra 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası'nın 12. maddesine işkolunda 1/3 barajı olmasa da %10 barajı  getirilecekti [16].)

ABD ve Avrupa'da Ekonomik Kriz Baş gösteriyor

   12 Mart 1971 darbesi yalnızca yükselen işçi hareketlerinin ve öğrenci olaylarının önüne geçilmesi amacını mı taşıyordu? Yoksa kapıda bizleri bekleyen büyük bir ekonomik kriz anı gelip çattığında ülkeye hakimiyetin sağlanmasında, gerektiğinde kemer sıkma politikalarının uygulanmasında bir baskı unsuru oluşturmak mı hedefleniyordu? Belki her ikisi de doğru. Bunu anlamak için 1960'lı yılların sonunda Türkiye'de olduğu kadar dünyada da ardarda yaşanan ekonomik buhranlara çeviriyoruz gözlerimizi.
Haziran 1944 de, ABD'nin Bretton Woods adlı bir kasabasında toplanan batılı maliyeci ve iktisatçılar, 1930'lu yılların depresyon felaketini bir daha yaşamamak amacıyla, ulusal paralarının dolar karşısında sabit oranlarda değiştirilebilmesini kararlaştırmışlardı. Bu karar doğrultusunda, uluslararası ödemeleri düzenlemek amacıyla Uluslararası Para Fonu (IMF) kurulmuş, paritelerdeki herhangi bir değişikliğin ancak ödemelerdeki dengesizliği gidermek amacıyla ve önceden IMF'ye danışılması suretiyle gerçekleştirilmesi karara bağlanmıştı. Batı Blokuna dahil 25 ülkenin imzasıyla yürürlüğe giren Bretton Woods Antlaşması'na göre ve 1946 yılından itibaren, ABD dışındaki bütün ülkeler, IMF'ye karşı yükümlülüklerini dolar alıp satarak yerine getirdiler. ABD ise 1971'e kadar, 35 $/oz sabit rayiç üzerinden, Altın Alış veriş yükümlülüğünü yerine getirmişti.

   Ancak 1960'da ABD dışındaki dolar miktarı, ABD'nin altın ve döviz rezervlerini aştı. 1968'de ABD'nin rezervleri 15,7 milyar dolar değerinde iken, ülke dışındaki dolar miktarı 41,9 milyar doları bulmuştu. ABD artık dolar karşılığında altın ödeyemeyeceği kuşkusu içinde altına hücumu başlattı. Altın fiyatları yükseldi ve enflasyon sonucu zaten bozulmuş olan doların altın paritesi iyice düştü. 1968 altın krizi, ABD Başkanı Johnson tarafından getirilen ikili altın fiyatının kabulü ve hükumetlerin serbest piyasada altın satışını durdurmalarıyla geçici olarak çözüme bağlandı. Ancak 1967 ve sonrasında Vietnam Savaşı nedeniyle ABD'den dolar çıkışı arttı. 

Büyüyen dış ödemeler dengesi açığına ABD'nin 20. yüzyılda ilk kez verdiği dış ticaret açığı da eklenince özellikle Avrupa'da ellerinde büyük miktarda dolar bulunanlar onu sağlam paralarla değiştirme yoluna gittiler. Ülkeden ülkeye serseri mayın gibi dolaşan milyarlarca dolar, Avrupa ekonomileri üzerinde büyük bir baskı oluşturdu. 

   ABD Ekonomisinin gerilemesi, dünya sanayi üretimi ve dünya ihracatındaki payının düşüşü ile de somutlaştı. Dolar, 1971 başlarında Nixon tarafından devalüe edilmek zorunda kaldı. Bretton Woods anlaşması, Nixon'ın 1971 Ağustos'unda dolar - altın takasını iptal etmesi, ardından 1973'de sabit kambiyo sisteminiiptal etmesiyle birlikte tarihe karıştı. 1974'de zincirinden boşanan altın fiyatları, 1972 ve 1980 yılları arasındaki dokuz yıllık dönem içinde 70 $/oz dan 875 $/oz a kadar yükseldi.
Bu buhranın Türkiye'ye yansımaları ağır olacak, ülke bir başka darbeye, 12 Eylül'e doğru adeta koşar adımlarla gidecekti. Bu bakımdan 12 Mart 1971 sonrasında Türkiye'de peşpeşe alınan "ekonomik tedbirleri" bu genel perspektif içinde değerlendirmekte yarar var. 1960'ların son yıllarına gelindiğinde Türkiye'nin de ekonomik durumu hiç içaçıcı değildi. 9 Ağustos 1970'da devalüasyon oldu. Türk Lirası dışarıda %67 oranında değer kaybetti. Hükümet, gider vergilerini yüzde yüze kadar artırma yetkisi veren kanunu uygulamaya başladı ve ilk olarak şeker ile akaryakıta zam yaptı. (Bu kanun, 15 Haziran 1971'de Anayasa Mahkemesi tarafından, "Anayasa'nın 5, 61 ve 64. maddelerine aykırı olduğu" gerekçesiyle iptal edilecekti.) Devalüasyonla birlikte ithalat teminatı yüzde 50 oranında düşürüldü. 

   İthalattan alınan damga resmi yüzde 25'ten yüzde 10'a indirildi. Küçük esnaf ve sanayicilere verilecek kredilerin faizi yüzde 9'dan yüzde 10.5'a çıkarıldı.
Devalüasyondan sonra uluslararası kuruluşlar, 10 Ağustos 1970'de Türkiye'ye 3 yılda kullanılmak üzere 1 milyar dolarlık kredi açtı. Kredileri aralarında Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Avrupa Para Anlaşması'nın (EMA) da bulunduğu çeşitli kuruluşlar sağladı. Kredinin 100 milyonluk ilk bölümü 14 Ağustos'ta, 150 milyonluk ikinci bölümü de Eylül ayından itibaren açılacak ve 1970 yılı sonuna kadar 352 milyon dolar kullanabilecekti. 

   12 Kasım 1970'de İngiltere hükümetiyle Türkiye arasında 1 milyon sterlin tutarında kredi anlaşması imzalandı. Kredinin ödeme süresi 25 yıl, faiz oranı ise 
yüzde 2 olacak, kredi, İngiltere'den yapılacak mal ve hizmet ithalatının finansmanında kullanılacaktı. 23 Kasım 1970'de Avrupa Ekonomik Topluluğu (Ortak Pazar) ile Türkiye arasında geçiş döneminin başlamasını öngören katma protokol Brüksel'de törenle imzalandı. Katma protokolün yanı sıra yeni bir mali protokol ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'nun yetki alanına giren maddelerle ilgili bir anlaşma imzalandı. AET 1976'ya kadar Türkiye'ye 200 milyon dolar kredi verecekti. Katma protokol, işçilerin serbest dolaşımının Ankara Antlaşması'nın yürürlüğe girmesinden itibaren 12 - 22 yıl arasında Ortaklık Konseyi'nce tespit edilecek şartlara göre aşamalı olarak gerçekleşmesini öngörüyordu. (2005 yılında “şartların” halen olgunlaşmamış olduğunu görüyoruz.)

    1 Ocak 1971 günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, yılbaşı nedeniyle yayınladığı mesajda "Eylemler ve anarşik olaylar devletin temelini sarsacak hale geldi. Ordu, durumdan endişe ediyor" dedi. Aynı gün Türk-İş Genel Merkezi'ne yapılan bombalı saldırıyı kınamak için iki saat süreyle işi bırakma eylemine yurt genelinde bir milyonu aşkın işçi katıldı.

2 Şubat 1971'de Anayasa Mahkemesi siyasi partilere bütçeden mali yardım yapılmasını Anayasaya aykırı buldu ve bu yönde 2 Şubat 1970'de çıkarılan 1219 sayılı kanunun tüm maddelerini iptal etti. (Bu konu, 30 Haziran 1971'de yeniden hükme bağlandıysa da Anayasa Mahkemesi, bu kez farklı bir görüşle ilke olarak bu yasayı da iptal etmiştir. TBMM ile Anayasa Mahkemesi arasında bu geliş-gidişler 1980'lerde de devam etmiştir. Konu ile ilgili kapsamlı bir araştırma, Ömer Faruk Gençkaya tarafından yapılmıştır [17].) 

4 Şubat 1971'de toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşmaya varılamaması üzerine Petrol-İş Sendikası Mobil, BP ve Shell şirketleri işyerlerinde greve gitti. Grev bu şirketlerin Benzin, Mazot, Fuel-oil, Gaz, Motoryağı satışlarını durdurdu. Türkiye'nin akaryakıt ihtiyacının yüzde 69'unu bu üç şirket karşılıyordu. 5 Şubat 1971'de Bakanlar Kurulu, Petrol-İş grevini milli güvenliği zedeler nitelikte olduğu gerekçesiyle 30 gün süreyle erteledi.

    Aynı gün, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kurban Bayramı nedeniyle yayınladığı mesajda orduya yöneltilen suçlamalara değinerek 
"Silahlı Kuvvetler'in bunlara daha ne kadar mukavemet edeceğini kestirmek mümkün değildir" diyordu. Oysa ekonomide herşey yolundaydı sanki. 21 Şubat 1971'de İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Türk ekonomisiyle ilgili olarak yayınladığı raporda 9 Ağustos devalüasyonu ile geçen yıl alınan vergi ve iktisat tedbirlerini “çok olumlu bir adım” olarak karşıladığını açıkladı. 26 Şubat 1971'de yurtdışından getirilen otomobillerden alınan "İstikrar Fonu" kaldırıldı. Böylelikle Türkiye, sınırlarını “serbest piyasa ekonomisi”ne açmakta küçümsenmeyecek bir adım atıyordu. Türkiye'den Avrupa ülkeleri ve Avustralya'dan sonra Amerika'ya da işçi gönderilmesine başlanmıştı. 1 milyon 66 bin 38 işçinin yurtdışına gitmek için sıra beklediği açıklanıyordu.

   4 Mart 1971'de Ankara'da 4 Amerikalı asker, Türk Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) tarafından kaçırıldı. 4 gün sonra serbest bırakıldılar. 5 Mart 1971'de ODTÜ'de Amerikalı askerleri kaçıranların ODTÜ yurtlarında barındıkları gerekçesiyle yurtlar sarıldı, yaylım ateşi açıldı. Yurtların çatısından olayları izleyen bir öğrenci öldü, onlarca öğrenci yaralandı. ODTÜ'de aranan "eylemcilerden" hiçbiri bulunamamıştı. Olaylardan sonra ODTÜ Akademik Konseyi bir bildiri yayınlayarak olayların Türk gençliği ile Türk Silahlı
Kuvvetlerini karşı karşıya getirmek için tertiplendiğini açıklıyor, bunun üzerine 10 Mart 1971'de Mütevelli Heyeti, Akademik Konseyi lağvediyordu. Provokasyonlar  sürüyordu. Hatay - Kırıkhan'da bir Camiye bombalı saldırı yapıldı. Halk, protesto için sokaklara döküldü, güvenlik kuvvetleriyle çatıştı. Ölen ve yaralananlar oldu.

Öte yandan 10 Mart 1971'de Yargıtay Başsavcılığı, Erbakan ve arkadaşlarının kurduğu "Milli Nizam Partisi"nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştu. 
Anayasa Mahkemesi, Necmettin Erbakan'ın kurduğu ve Genel Başkanlığı'nı yaptığı 'Milli Nizam Partisi' hakkında, 'Laik devlet niteliğinin ve Atatürk devrimciliğinin korunması' prensiplerine aykırı olduğu gerekçesiyle 21 Mart 1971'de kapatılmasına karar verecekti.

Ancak bu Erbakan'ı asla yıldırmayacak, kapatılan Milli Nizam Partisi yerine hemen 1972'de kurduğu Milli Selamet Partisi, 1973 seçimlerinde meclise, oradan da kabineye girecek, ancak 12 Eylül 1980'de tüm partilerle birlikte o da kapatılacaktı. Erbakan'a siyasi yasak da gelelecekti ama ne gam. 1983'de kurulan Refah Partisi,  Erbakan'ın siyasi yasağının kalkmasını bekleyecek, 1996'da DYP-RP koalisyonunda Erbakan'ı Başbakanlığa taşıyacaktı. 1998'de RP de kapatılacak, ancak 1997'de kurulan Fazilet Partisi, kapatılan RP'lileri kucaklayacaktı. Ancak Fazilet Partisinin 2000'de kapatılması sonrasında aynı birlik ve beraberlik gösterilmeyecek, Erbakan ağırlıklı Saadet Partisi ile Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Adalet ve Kalkınma Partisi olmak üzere ayrışma olacaktı.


... ve 12 Mart 1971

^^ 12 Mart 1971'de Türk Silahlı Kuvvetleri ünlü "12 Mart Muhtırası"nı verdi:

<  1-Parlamento ve Hükümet süregelen tutum, görüş ve icraatı ile yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş. Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamu oyunda yitirmiş ve Anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
    2-Türk Milletinin sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri'nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ümitsizliği giderecek çarelerin partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut
anarşik durumu giderecek ve anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili
zaruri görülmektedir.
    3-Bu husus süratle tahakkuk ettirilmediği takdirde Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır.” > ^^

    Türk Silahlı Kuvvetleri adına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyicioğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur imzalı bu muhtıra, Cumhurbaşkanı'na, Cumhuriyet Senatosuna ve TBMM Başkanlığına  verildi.

  Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. CHP Lideri İnönü, Silahlı Kuvvetlerin muhtırası ve Demirel'in istifası üzerine, "Demokratik bir istifadır." dedi.
17 Mart 1971'de Genelkurmay Başkanlığı "Görülen lüzum üzerine", 5 general (dördü karacı, biri havacı) ve 10 albayı emekliye ayırdı. Bu kişilerin 11 Mart 1971 günü 46 subayla birlikte "Darbe" girişimi hazırlığı yaptıkları, bu nedenle emekliye sevkedildiği ileri sürülüyordu.

   19 Mart 1971'de CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim, Kabineyi kurmakla görevlendirildi. Topun, 1960 ihtilali ile DP'den alınıp CHP ağırlıklı kurucu meclise verildiği gibi 1971 darbesinde de kapatılan DP'nin yerine kurulan AP'den alınıp yine CHP'ye, veya CHP kökenlilere veriliyor olması, rastlantı mıdır?
26 Mart 1971'de Türkiye'nin 12. Başbakanı Nihat Erim, kabinesini açıkladı. Kabinede, 5 AP'li, 3 CHP'li, 1 MGP' li, 1 MBK üyesi (tabii senatör) ve Parlamento dışından 14 teknisyen görev aldı. 7 Nisan'da yapılan oylamada 46 red, 3 çekimser oya karşın 321 oyla güvenoyu aldı. 74 milletvekili oylamaya katılmadı.

    26 Nisan 1971'de Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulu'nun tavsiyesine uyarak, şiddet olaylarının artması nedeniyle 11 ilde sıkıyönetim ilan etti. 
    Ankara, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Sakarya, Zonguldak, Eskişehir, Adana, Hatay, Diyarbakır, Siirt'te ilan edilen sıkıyönetimin süresi 1 aydı. Sıkıyönetim ilan edilen kentlerde Türkiye nüfusunun %31'i yaşıyordu.

    28 Nisan 1971'de İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı "Akşam" ve "Cumhuriyet" gazetelerini onar gün süreyle, Ant dergisi süresiz olarak kapattı. Bu arada 6 dernek kapatıldı. 83 kişi gözaltına alındı. Mayıs 1971'de Sıkıyönetim mahkemelerinde duruşmalar başladı. Tüm yurtta arama ve taramalar aralıksız sürdürülüyordu. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, İstanbul'da arama yapılması için kentte cumartesi gece yarısından pazar günü saat 15.00'e kadar sokağa çıkma yasağı koyuyor, 25 bini aşkın polis ve asker aramalara katılıyordu.

Mayıs'ın ikinci haftasında TBMM'den hızla geçirilen yeni bir Sıkıyönetim Kanunu ile gözaltına alma süresi 30 güne çıkarıldı. Yasaya göre basımevleri kapatılabilecek, her türlü yayına sansür konabilecekti. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, yeni yasa çıkar çıkmaz 78 kişiyi tutuklamış, 91 kişiyi gözaltına almıştı. Sıkıyönetim Komutanlığınca uzun bir "yasak kitaplar" listesi yayınlanmıştı. 17 Mayıs 1971'de İsrail'in İstanbul Başkonsolosu Ephraim Elrom kaçırıldı. Kaçırıldıktan 6 gün sonra ölü bulundu. Kaçıranlar, cezaevindeki tutukluların serbest bırakılmasını istemişlerdi. O gün, 18 Mayıs sabahına kadar 19 ilde 427 kişi gözaltına alınmıştı. 

<  Nihat Erim, "Burası İsviçre değil. 12 Mart öncesine kadar Uygulanan Üniversite özerkliğine bizim coğrafyamız izin vermez" dedi. Bu demeç, Washington'un 
     "Türkiye eninde sonunda bir Ortadoğu ve İslam ülkesidir. Henüz demokratik çoğulcu düzen bu yapıya uygun değildir" görüşüyle tümüyle örtüşüyordu. Vedii Bilget, Girdap [18]  >

Gözaltına alınanlar arasında Başbakan Nihat Erim'in Anayasa konusunda danıştığı Bahri Savcı, Prof. Bülent Nuri Esen, Prof. Munci Kapani, Prof. Mümtaz Soysal, Prof. Tarık Zafer Tunaya, Prof. Muammer Aksoy, Prof. Uğur Alacakaptan gibi üniversite öğretim üyeleri de vardı. 

  İstanbul Sıkıyönetim Konutanı Faik Türün, "masum gençleri kışkırtıcı yayın" yaptıkları gerekçesiyle aranan 49 kişilik yazar, sendikacı, profesörler listesi yayınlıyordu. Tutuklamalar herkesi kaygılandırmıştı. 
Başbakan, " Ne yapabilirim, örfi idare [sıkıyönetim] tatbikatına biz karışamıyoruz" diyordu. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Türk Hukuk Kurumu'nu süresiz kapattığı sırada Başbakan, Fransız basınına "Türkiye'de aydınlara baskı yapılmıyor" şeklinde demeç veriyordu.

   7 Haziran 1971'de Başbakan Nihat Erim, radyodan bir konuşma yaptı:

   "Ordu durup dururken 12 Mart Muhtırasını vermedi. Memleket bir ortamın i ç ine götürülmüştü, sürüklenmişti ve bu ortamda çok tehlikeli bir hal almıştı. 
O kadar tehlikeli bir hal almıştı ki, bir sabah uyanacaktık, belki Endonezya'daki gibi komünist avına çıkmış kitleler görebilirdik. Böyle tahrikler, böyle kışkırtmalar vardı. Yahut aksi, bir gece bakacaktık ki, çok küçük bir azınlık fakat kararlı, silahlı, dinamitli, gayet iyi örgütlenmiş çok küçük bir azınlık, memlekette bir darbe yapmış. İşte bu ortamın karşısında buldum kendimi ve ordu bunu önlemek için 12 Mart Muhtırası'nı verdi.." (Demek ki bunları görmek için Başbakan olmak gerekiyormuş.) 1 Temmuz'da ABD Başkanı Nixon, Erim Hükümetinin çalışmalarından övgüyle sözediyor, aynı gün Cumhuriyet Gazatesi yazarı İlhan Selçuk ile yazı işleri Müdürü Oktay  Kurtböke birer yıl hapis cezasına çarptırılıyordu.

<  ABD, "Amerika Kıtası Amerikalılarındır" diyen içe kapalı Monroe doktrinini rafa kaldırmıştı. "Batı dünyası, ABD denetimindedir" görüşündeki yepyeni bir "Pax Americana" bakışı gündemdeydi artık.
Vedii Bilget [18]  >

    20 Temmuz 1971'de Anayasa Mahkemesi, Türkiye İşçi Partisi'nin temelli kapatılmasına karar verdi. Kapatma kararına gerekçe olarak TİP'in faaliyetlerinin Anayasa'nın 57. maddesiyle, Siyasi Partiler Kanunu'nun 89. maddesine aykırı oluşu gösterildi. TİP'in mallarına el konulurken, 41 yönetici beş yıl süreyle parti kuramayacaktı. Gerekçe, 29 Ekim 1970'de yapılan 4. Büyük Kongre'de alınan 6 sayılı karar idi. Bu karar ile Doğu'da bir Kürt halkı olduğu, "doğu sorunu"nun kapitalizmin eşitsiz gelişim yasasının sonucu olduğu vurgulanıyordu.

   6 Ağustos 1971'de Türkiye'de ilk kez doların karaborsa fiyatı, resmi kurdaki fiyatın altına düştü. Resmi kurda 15 lira olan dolar o gün karaborsada 14 lira 89 kuruştan işlem gördü.

Nixon, Dolar - Altın paritesindeki dengesizlik nedeniyle 15 Ağustos 1971'de doları devalüe edecek, kur düzenlemeleri sorunu çözmeyecek, paniğin artmasına neden olacaktı.

7 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder