29 Eylül 2018 Cumartesi

Yargıçlar AKP'lileşince...

Yargıçlar AKP'lileşince...


Ali TARTANOĞLU 
24 Mart 2010 

Şimdi başvezir, özellikle general, rektör, yazar tutuklamalarını açıklamak üzere «yargı herkese dokunacak» diyor ya... Biliyor ki birileri de «e sana da dokunsun o zaman» diyiveriyor, diyecek. Öyle ya, sen diyorsun «herkes» diye. Kendini ayırmıyorsun. 

1981 tarih 2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu...

GÖREV:

Madde 4 - (Değişik madde: 03/06/1983 - 2835/3 md.) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görevleri şunlardır :

2. Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin veya bir hakim veya savcının kadrosunun kaldırılması veya bir mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlamak.

3. Hakim ve savcıların; a) Mesleğe kabul etme, b) Atama ve nakletme, c) Geçici yetki verme, d) Her türlü yükselme ve birinci sınıfa ayırma, e) Kadro dağıtma, f) Meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, g) Disiplin cezası verme, h) Görevden uzaklaştırma, işlemlerini yapmak.


Anayasa...

III. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

Madde 159 – Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar. ...Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin veya bir hâkimin veya savcının kadrosunun kaldırılması veya bir mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar. Ayrıca Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir. Kurul kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

Demek ki neymiş: HSYK bu yetkilerini Anayasa'dan ve kendi özel yasasından alıyormuş!.. Bütün dünyada, bütün adam gibi demokrasi ve hukuk devletlerinde, bir yetki, kendi tersini de içinde barındırır; atayan azil de eder, yetkiyi veren, alır da. Erzurum'daki bir mahkemeyi kuran ve onun yetkilerini veren HSYK, o mahkemeyi kaldırır da, yetkilerini de alır. Hatta atayandan başkası azledemez; yetkiyi verenden başkası alamaz. Bakanın tek imzayla yapacağı bir atamayı cumhurbaşkanı yapamaz; yaparsa o atama geçersizdir.

Efendim «başlamış bir soruşturma» varmış... Anayasa ve HSYK Yasası, başlamış soruşturma, başlamamış soruşturma diye bir ayrım yapıyor mu?

Kaldı ki; Erzurum Savcısı, Erzincan savcısının elinden İsmailağa dosyasını adeta zorla, hatta neredeyse zorbalıkla alırken Erzincan savcısınınki başlamış soruşturma değil miydi? Hangi yetkiyi kullandı Erzurum Savcısı... Özel yetkili mahkemenin özel yetkili savcısı olma yetkisini. 2004 tarih 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Yasasının zırt pırt sözü edilen 250'inci maddesi ne diyor:

BAZI SUÇLARA İLİŞKİN MUHAKEME GÖREV VE YARGI ÇEVRESİNİN BELİRLENMESİ

Madde 250 - (1) Türk Ceza Kanununda yer alan;


a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu,

b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,

c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (TCK'nın Dördüncü Bölüm'ünde «Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar» (Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Düşmanla işbirliği yapmak, Devlete karşı savaşa tahrik, Temel millî yararlara karşı hareket, Yabancı devlet aleyhine asker toplama, Askerî tesisleri tahrip ve düşman askerî hareketleri yararına anlaşma, Düşman devlete maddî ve malî yardım); Beşinci Bölümü'nde, «Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar» [Anayasayı ihlâl, Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı, Yasama organına karşı suç (MADDE 311. - Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye...), Hükûmete karşı suç: (MADDE 312. - Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye...) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silâhlı isyan (MADDE 313.), Silâhlı örgüt, vb.)]; Altıncı Bölüm'ünde «Millî Savunmaya Karşı Suçlar» (Askerî komutanlıkların gasbı, Halkı askerlikten soğutma, Askerleri itaatsizliğe teşvik, vb.), Yedinci Bölümünde «Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk» ele alınıyor)

dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.

(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hâli dahil askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.

Yani bu mahkemeleri kuran da HSYK'dır, bir. İki: bu mahkemeler zorla, silah kullanılarak işlenen örgütlü suçlar ile devlete, hükümete karşı suçlar ve casusluk suçlarına, bakıyor. Peki İsmailağa silahlı örgüt mü? Öyleymiş!.. Nerden çıktı bu? Birisi Erzurum savcısına gönderdiği imzasız ihbar mektubunda böyle söylemiş; Osman Bey de hemen atlamış: «Silahlı örgütse benim alanıma girer; ver dosyayı bana» demiş. Adamlar adeta kendi kendilerini «biz silahlı örgütüz» diye ihbar ediyorlar. Danışıklı dövüş... Biliyorlar ki o zaman dosya Erzurum'a gidecek. E Erzurum'dakilerden «bizden», yani cemaatten... Pardon başvezirin istediği, bağımsız değil, ama «tarafsız» cinsinden yargı!.. Beyzadelerin müdahale etmeyin dedikleri yargı bu!.. Erzurum savcısı, uyduruk bir mektuba dayanarak Erzincan savcısının yetkisini gasp etmiş olmuyor; ama HSYK Erzurum'un yetkisini alınca gasp etmiş oluyor!.. İnandınız mı?..

1983 tarih ve : 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu... Madde 82...

«Hakim ve savcıların görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçları, sıfat ve görevleri gereğine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle, haklarında inceleme ve soruşturma yapılması Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır.»

Erzurum savcısı, Erzincan için soruşturma başlatırken Adalet Bakanlığı'ndan izin almış mı? Almadıysa, yukarıdaki maddeyi, yani kanunu ihlal etmiş oluyor; yani yetkisi yok. Vahim!.. Aldıysa, siyaset apaçık işin içinde demektir; daha da vahim.

«Madde 88 - Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında suç işlediği ileri sürülen hakim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez. Ancak, durum Adalet Bakanlığına derhal bildirilir.

Birinci fıkra hükümlerine aykırı hareket eden kolluk kuvvetleri amir ve memurları hakkında yetkili Cumhuriyet savcılığı tarafından genel hükümlere göre doğrudan doğruya soruşturma ve kovuşturma yapılır.»


Erzurum savcısı adliyedeki makam odasında darbe yaparken suçüstü mü yakalanmış?.. Ama adam yakalanmış, üzeri ve konutu aranmış, sorguya çekilmiş, hem de tutuklanmış; içerde! İkinci fıkradaki «kolluk kuvvetleri amir ve memurları» hakkında ise tık yok!..

Madde 90 - Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hakim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtay'ın görevli ceza dairesinde görülür.


BİRİNCİ SINIF HAKİM VE SAVCILAR HAKKINDA UYGULANACAK HÜKÜMLER:

Madde 98 - Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki birinci sınıf hakim ve savcılar, disiplin cezası, soruşturma ve kovuşturma bakımından Yargıtay üyeleri hakkındaki hükümlere tabidir. Ancak soruşturma yapılması Adalet Bakanının istemine bağlıdır.


1983 tarih ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu...

Madde 15... HUKUK VE CEZA GENEL KURULLARININ GÖREVLERİ:

3. Yargıtay Başkan ve üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ile yargılama görevi özel kanunlarınca Yargıtay Genel Kurullarına verilen kişilere ait davaları ilk mahkeme olarak görmek ve hükme bağlamak ve ilk mahkeme olarak özel dairelerce verilen hüküm ve kararların temyiz ve itiraz yoluyla incelenmesini yapmak...


Birtakım iktidar kulu kalem hainleri, bu maddelere bakıp ahkam kesiyor: «Efendim kanun soruşturma demiyor ki; kovuşturma diyor...» İyi de, böyle iktidar kulu kalem hainlerinin çıkacağını önceden bilen kanun koyucu her şeyi gayet güzel düzenlemiş. Hakimler Savcılar Kanununun 90 ve 98'inci maddeleriyle Yargıtay Kanununun 15'inci maddesinde «kovuşturmayı», HSK'nın 88'inci maddesinde de soruşturmayı düzenlemiş. Bu maddelerin toplamının özeti şu: Sadece birinci sınıfa yükselmiş olanlar değil, hiçbir hakim ve savcı, «Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında ... yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez» ; birinci sınıfa ayrılmış olanlar ise ancak Yargıtay'ın ilgili dairesince yargılanır, yani kovuşturulur. Bitti bu kadar!..

Hatta aynı hüküm Ceza Muhakemeleri Kanununun 250'inci maddesinde (f. 3.) de var: «Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler... saklıdır.»

Durmadan konuşan başvezir muavini diyor ki önce: «Erzincan savcısı, adi, kişisel suçtan tutuklandı.» Aynı adam bir gün sonra da «Erzincan savcısı Ergenekon'dan tutuklandı...» diyor. Evet, ikisini de aynı adam söylüyor!..

Cihaner gerçekten adi suçtan tutuklandıysa, bu tutuklamayı Erzurum savcısı isteyemez, Erzurum mahkemesi yapamaz. Çünkü bunlar CMK 250'ye göre özel yetkili. Yani, yukarıda aynen aktarıldığı üzere ancak silahlı örgüt suçlarına, devlete, hükümete karşı işlenen suçlara ve casusluk suçlarına bakar. Öyleyse yetki aşımı, yetki gaspı, en masum tabirle yetkisizlik, en başta Erzurum savcıları ve Erzurum Özel yetkili Mahkemesi için söz konusudur.

Ergenekon örgütüne üye olmak, birden bire adi, kişisel suç haline mi geldi?!!

Asıl söylemek istedikleri, söylemediklerinde saklı: Cihaner, İsmailağa soruşturması dursun diye tutuklanmıştır. Ama bunu söylemeleri mümkün değil. Kanunlarda da böyle bir suç yok. O zaman gelsin en kolayı: Ergenekon...

Bunlarla bitmiyor. Başvezir muavini, hiç üstüne vazife olmadığı, başka hukuki yolları olduğu halde, güya «meclisi daha iyi yönet» (asıl «hep benim milletvekillerim konuşsun, muhalefet hiç konuşup bizi eleştirmesin...» ) demek için Meclis başkanvekilinin odasını basıp dayılık yapıyor, hakaret ediyor; başkanvekili kürsüye çıkıp «bu, yürütmenin yasamaya baskısıdır; kınıyorum» diyince karşılık veriyor: «Hayır, yasamanın yürütmeye baskısıdır...»

Başkanvekili yasama demek. O anda oturumu yönetiyor. Başvezir muavini ise yürütme... Başkanvekili ne cesaret başkanlık kürsüsünden «bu, yürütmenin yasamaya baskısıdır; kınıyorum» der!..

Ama aynı hastalıklı kafa, «niye başkan vekilinin odasını bastın? Ne gerek vardı? Eleştirin varsa genel kurul salonunda milletvekili olarak da dile getirebilirdin» denince, kendisini «ben başkanvekilinin (o anda oturumu yönettiği için «Meclis Başkanı» nın) odasına başvezir muavini olarak, vezir olarak gitmedim ki; milletvekili olarak gittim» diye savunuyor.

O odaya «milletvekili» olarak dahi dayılanarak dalmasının akıl, etik, nezaket dışılığı bir yana...

Sen milletvekili yani yasama mısın, bakan yani yürütme misin? Canın isteyince milletvekili (yasama), canın isteyince bakan (yürütme) mı oluyorsun? Başkanvekilinin odasını milletvekili yani yasama olarak basıyor, başkanvekili yasama olarak seni kınayınca da birdenbire yürütme mi oluyorsun?

Başvezir, bir yandan yargı herkese dokunacak diyor; ama öte yandan da hoşuna gitmeyen bütün yargı kararları için «yargı yürütmeye baskı yapıyor» diyor.

Bu «herkes"in içinde, kerameti kendinden menkul Yürütme ("Recep» diye okunur(!) yok mu?.. Herkese dokunan, dokunabilen, dokunabilecek yargı, yürütmeye dokununca niye «baskı» oluyor? Kendini akıllı sanan recepgiller mi beni aptal sanıyor?!..

Halt etmişler!

Halt etmişler. Çünkü hem «yargı herkese dokunacak» diyip, hem de yargının kendilerine dokunmasını «yargı yürütmeye baskı yapıyor» diye dayatmanın, başvezir muavini arınçzade bülent paşanın tabiriyle «şeyini şey ettiğimin şeyi» demek olduğunu anlamayacağımızı sanmak kendilerini ne kadar akıllı kılar bilinmez ama, bizim, akıllılığı kendinden menkul olanlarca aptal sanılmamızdır ki bal gibi halt etmektir.

Yasamayı nasıl adam edecekler belli değil.

Düzeltiyorum: yasama kendi çoğunlukları sayesinde, doğal bir «adam edilmişlik» halinde. Muhalefetin karşısında 338 kişilik bir iktidar grubu mu var, yoksa tek başına Hürgeneral Führer Recep Sultan Abdülhamit Han mı var, başta muhalefet olmak üzere bilenler biliyor.

Fırsattan bilistifade, hemen yargı reformuna sarıldılar. Anayasayı değiştirerek Anayasa Mahkemesini, Yargıtay'ı, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunu adam edecekler. Açık açık söylüyorlar: Anayasa Mahkemesinin, HSYK'nın hakimlerini Meclis seçsin; Adalet bakanı ve müsteşarının kurulda başkan ve üye olmasında ne sakınca var!

Şimdi başvezir, özellikle general, rektör, yazar tutuklamalarını açıklamak üzere «yargı herkese dokunacak» diyor ya... Biliyor ki birileri de «e sana da dokunsun o zaman» diyiveriyor, diyecek. Öyle ya, sen diyorsun «herkes» diye. Kendini ayırmıyorsun.

Ama onun dilinin altındaki bakla «herkese dokunsun tabi de, bir bana, bir bize dokunmasın...»

Yargı reformu dedikleri, «bağımsızlığı boş ver, önemli olan tarafsız yargı» dedikleri bu. Tüm muhalefeti yok eden ama kendilerine dokunmayan yargı!!!... Kanunsa kanun, anayasaysa anayasa...

Partiler kapatılmasın demiyorlar mesela. Partilerin kapatılması Meclisin iznine tabi olsun diyorlar. Bizzat kendileri bir partiyi kapatmak isteyebilir. Bu olanağı yitirmemeliler. Kendileri babadan oğla padişah ya...

Oldu olacak, mahkemeleri kapatalım, bütün davalara meclis baksın!..

Ne dedi bir milletvekilleri: «Biz on yıl daha kalmalıyız. Yoksa bizden intikam alırlar...»

Hani 12 Eylül generalleri, «Bir daha darbe yapılmasına izin vermeyecek bir anayasa ve hukuk düzeni bırakacağız» dedilerdi ya... Bunlar da, kalsalar da gitseler de başlarının ağrımayacağı bir yapı bırakmaya azmetmiş.

Cihaner hakkında açılmış bir dava var; 26 yılla yargılanıyor. Konuyla yakından ilgilenenler dışında kimsenin ruhu duymamıştı. Ama tutuklamadan da olabileceğini çok iyi bildikleri halde inatla, ısrarla tutukluyorlar. Generaller için de aynı şey söz konusu. Ve kıyamet kopuyor. Tutuklamaların da tamamı şov. Güya güç gösterisi.

Aynı sonuca ulaşmışlardı ama yöntemleri farklıydı; Menderes, kaba saba yürüyüp Tahkikat Komisyonları kurmuş; muhalifleri yargılamaları için bizzat kendi milletvekillerine yargıçlık görevi vermişti. Erdoğan, ders almış, tarihi tekerrür ettirmek istemiyor; veya hocaları akıllı: Milletvekillerini yargıç yapmıyor; yargıçları «partili» leştiriyor. Yargı reformunun altı da bu üstü de!..

Bir alemete bindiğimiz kesin.

De hangi kıyamete gidiyoruz?

Yargıçların AKP'lileşmesi kıyametine!!!...

Askerlerin, rektörlerin, profesörlerin, yazarların, siyasetçilerin vb., tutuklanması tek başına bu kadar önemli değil. Eğer yargıç gibi yargıçlar varsa, hele böyle som siyasi davalarda masumlar mutlaka beraat edecektir.

Ama yargıçlar AKP'lileşirse...

Tuz kokmuş demektir. Veya küpleri üst üste göğe kadar dizmişler, sonra da en alttakini çekecekler demektir. Şu anda küpler dizildi. Anayasayı, «yargıçları AKP'lileştirme» şeklinde reforme ettikleri gün, en alttakini de çekmişler demektir. Seyreyleyin gümbürtüyü...

İçerdekiler hiç çıkamayacağı gibi, çıksa bile memleketin tamamı mapushaneye döner. Hatta tımarhaneye!..

Ali TARTANOĞLU 
24 Mart 2010 - Heddam
http://www.heddam.com/#null



http://www.dunya48.com/yilmaz-ozdil/84-yazarlar/ali-tartanoglu/1458-ali-tartanoglu-yargiclar-akplilesince

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder