30 Mart 2018 Cuma

GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ'NİN AB ÜYELİK SÜRECİ VE KIBRIS SORUNUNDA ÇÖZÜMSÜZLÜK MODELİ, BÖLÜM 2

GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ'NİN AB ÜYELİK SÜRECİ VE KIBRIS SORUNUNDA ÇÖZÜMSÜZLÜK MODELİ, BÖLÜM 2






Annan Planının Ön Hazırlıkları, Paris ve New York Görüşmeleri;

2002 yılı süresince yapılan görüşmelerden sonuç çıkmaması üzerine BM Genel
Sekreteri Kofi Annan, Denktaş ve Klerides’i ayrı ayrı görüşmelerde bulunmak ve çözüm önerileri geliştirmek için Paris’e davet etti. Paris’te yapılan görüşmelerden herhangi bir sonuç çıkmayınca 3-4 Ekim tarihlerinde New York’ta yeniden bir araya gelinmesi kararlaştırılarak görüşmelere ara verildi.

Annan, görüşmelerde yazılı belge sunmamış, görüşmeler sonunda taraflar arasındaki farkların giderilebileceğini söylemişti. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ise, “görüşmelerin zamanlamasının iyi olduğunu ve Annan ile olumlu bir görüşme yaptığını” söylemişti.30 
Eylül’den sonra, Ekim ayındaki New York buluşması arasında devam edecek olan görüşmelerden bir sonuç çıkmaması durumunda Annan’ın Kıbrıs sorununa kapsamlı ve nihai bir çözüm planı açıklayacağı beklentisi vardı. Böyle bir durum iki tarafı da huzursuz etmişti.
Çünkü KKTC temsilcileri planın Rum tezlerine yakın olacağı ve mecburen uzlaşmaz duruma düşüleceği ve Rumların bu durumu tereddüt etmeden AB üyeliği için kullanacağından çekinerek, Annan’ın hazırlayacağı plana ilk başta temkinli yaklaşmayı tercih ediyorlardı.
Rumlar ise, plan ile baskı altına alınacakları, uzlaşmaz duruma düşmemek için bazı ödünler vermek zorunda kalacakları korkusuna kapılmışlardı.
Bu esnada Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, GKRY’nin tam üyeliğe kabulü halinde Türkiye'nin verebileceği olası tepkileri belirleyebilmek için bir rapor hazırlattı. Raporda, “Türkiye'nin içinde bulunduğu ortam ve ekonomik kriz yüzünden sıcak savaş çıkarma ihtimalinin düşük olduğu, fakat ekonomik krizin verilecek tepkiyi değiştirmeyeceği, çünkü ekonominin Türk dış politikasını etkileyen bir faktör olmadığı” belirtilmişti.31 KKTC’de de muhalefet ile hükümet arasında Kıbrıs politikası konusunda uzlaşmazlık vardı. Örneğin, sol kanadın en büyük temsilcisi ve ana muhalefet partisi olan, Cumhuriyetçi Türk Partisi (ÇTP)
lideri Mehmet Ali Talat, Denktaş’ı “görüşmelerde uzlaşmaz bir tutum takındığı gerekçesiyle” sert ifadelerle eleştiriyordu.32

Kopenhag Zirvesi’ne yaklaşık iki buçuk ay kala, 11 Eylülde yapılan 53. görüşmede Denktaş Klerides’e, 29 Nisan Belgesinin geliştirilmiş şekli olan ve 130 maddelik çözüm önerisinden oluşan bir paket sundu. Rum tarafı pakete soğuk yaklaşırken, AB temsilcileri paketi olumlu karşıladı. Paket, dışişlerinde Belçika, içişlerinde ise İsviçre modelleri incelenerek hazırlanmıştı.33

Bu esnada Fransız Le Figaro Gazetesi çok yerinde bir tespitte bulunarak;
Kıbrıs’ta çözümün, Türk tarafına da AB üyeliği sağlayacağını, bölünmüş bir adayı kabul etmenin, AB’ye saatli bomba yerleştirmekle aynı anlama geldiğini, ancak genişleme yolunda Yunanistan’ın vetosundan çekinen AB’nin, Rum Yönetiminin üyelik perspektifini kabul etmekten başka çaresi olmadığını…34 yazdı.

Söz konusu gelişmelerle eş zamanlı olarak devam eden Denktaş Klerides görüşmelerine Denktaş’ın kalp ameliyatı geçirmesi nedeniyle yaklaşık bir ay ara verilmişti. Bu esnada Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Kıbrıs Raportörü Jacques Poss, Kopenhag Zirvesi öncesinde AP’ye sunulacak rapora son şeklini vermek için Kıbrıs’a bir ziyaret gerçekleştirdi ve KKTC’ye geçerek CTP lideri M. Ali Talat ve Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) lideri Hüseyin Angolemli ile de görüştü. Görüşmelerden sonra Poss, “AB’de birleşik bir Kıbrıs istediklerini”35 söyledi. Bu söylem önemliydi çünkü ilk defa bir AB yetkilisi Rumları müzakere etmeye teşvik ediyordu.

Yukarıda açıklanan gelişmeler içinde Türkiye’nin AB üyeliği için müzakere tarihi alma süreci de işlemeye devam ediyordu. Sivil toplum kuruluşları biraz da askeri vesayeti sona erdirmek ve ekonomik bağlantıları nedeniyle AB ile ilişkilerin kopmaması için yoğun bir çalışma içerisine girmişlerdi. 
Belirtilen amaçla Kopenhag Zirvesi’nde Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi için AB Başkentlerini ziyaret eden TÜSİAD üyelerine, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, “tarih verilmesini Kıbrıs’ın AB üyeliğinin engellenmemesi koşuluyla
destekleyeceklerini” 36 söyledi. Yunanistan, AB organlarında temsil edilme durumunu bir koz olarak kullanmaya kararlıydı. Oysa hatırlanacağı gibi 1980 yılında AB’ye üye olurken Türkiye ile problemlerini Topluluk organlarına taşımayacağını taahhüt etmişti. Türk Dışişleri Bakanlığı ise, AB ile ilişkileri Kıbrıs ile ilgili gelişmelerden ayırmaya çalışıyordu. Fakat daha sonra bu politikanın başarılı olamayacağı anlaşılacaktır.

Paris görüşmelerinde kararlaştırıldığı üzere 4 Ekim’de New York’a giden Denktaş,
Annan ve Klerides ile görüşmeden önce, “GKRY’nin AB üyeliğinin kabul edilmesi
durumunda Ada’nın bölüneceğini” söyleyerek görüşmeler başlamadan AB’nin Ada ile ilgili tutumunu bir kez daha gözden geçirmesini talep etti. Görüşmeler esnasında ve sonrasında kurallar gereği açıklama yapılmayacaktı. İki gün süren New York görüşmelerinde temel konular olan, güvenlik, yönetim (egemenlik), toprak ve mülkiyet alanlarında ilerleme sağlanamadı. 
Türk tarafı, kendi varlığı için hayati önemde gördüğü egemenlik konusunun ilk olarak açıklığa kavuşturulmasını istiyordu. Fakat yine de taraflar görüşmeler den memnun ayrılmışlardı.37

Görüşmelerde, her ay Annan, Denktaş ve Klerides’in üçlü zirvede bir araya gelmesi ve teknik konuları ele alacak iki komitenin kurulması kararlaştırıldı. Birinci komite, tarafların yeni ortak kuruluş ortaya çıkana kadar başka ülkelerle yaptıkları anlaşma ve protokolleri gözden geçirecek, hangilerinin ortak kuruluşa devredileceğine, hangilerinin kurucu devletin yetkisinde kalacağına karar verecekti. İkinci komite ise, anlaşma sağlandığında ortak kuruluşun faaliyete geçebilmesi için hangi yasalara ihtiyaç duyulacağını inceleyecekti. Bu esnada Ekim ayında yayınlanan Türkiye İlerleme Raporu’nda, beklentilerin aksine Türkiye’ye müzakere tarihi verilmemiş, karar Kopenhag’a bırakılmıştı.38

Kıbrıs’ın geleceği için hayati önem taşıyan tüm bu gelişme trafiği içinde Türkiye’de genel seçim hazırlıkları yapılıyordu. Denktaş’ın sağlık sorunları nedeniyle görüşmelere tekrar ara verilmişti. Görüşmelere verilen arada, Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto barış için kapsamlı bir rapor hazırlamaya başladı.39 Bu esnada Türkiye’de 3 Kasım seçimleri yapıldı. Seçimlerde sadece Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Cumhuriyet Halk Partisi
(CHP) TBMM’ye girebilmişti. Böylece uzun süre koalisyon hükümetlerince yönetilen Türkiye’de bir dönemin sonuna gelinmiş, Türk halkı 28 Şubat sonrasının zorlama sistemini ve partilerini tasfiye etmiş, AK Parti oyların büyük bir çoğunluğunu alarak tek başına iktidar olmuştu. CHP ise ana muhalefet partisi rolünü üstlenmişti. 

28 Kasımda kurulan 58. Abdullah Gül Hükümeti programında Kıbrıs;

[Hükümetimiz] Kıbrıs sorununa mutlaka bir çözüm bulunmasının gereğine inanmaktadır. … BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından Kıbrıs konusunda yapılan barış girişimi olumlu karşılanmakla birlikte, Hükümetimizce sorunun kalıcı bir şekilde çözümü için ulusal çıkarlarımız ve Kıbrıs Türk halkının adadaki varlığını ve egemenliğini garanti altına alacak bir müzakere süreci öngörülmekte  dir…40 şeklinde yer aldı.

Özellikle son iki yıldaki yoğun görüşme trafiği neticesinde ilerleme kaydedilememesi üzerine BM Genel Sekreteri Kofi Annan 11 Kasımda taraflara daha sonra “Annan Planı” olarak bilinecek bir çözüm planı sundu. Denktaş, Annan Planı’nda iyileştirmeler olduğunu, toprak ve egemenlik sorunlarının açıklığa kavuşmadığını, toprak paylaşımında önerilen haritanın kabul edilemeyeceğini düşünüyordu. Denktaş ayrıca, çözüm yolunda zamana ihtiyaç
olduğunu, bunun için de Rumların üyeliğinin ertelenmesi gerektiğini söylüyordu. Muhalefet partileri CTP ve TKP liderleri harita dışında, Planı kabul edilebilir bulduklarını söylemişlerdi.

Taraflar arasında İlke Anlaşması sağlanabilmesi ümidiyle, ABD Dışişleri Müsteşarı Marc Grossman ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto da Kopenhag’a gittiler.

Kopenhag Zirvesi öncesinde Klerides, Annan Planını müzakere zemini olarak kabul ettiklerini ve ilke anlaşmasına imza atabileceklerini ilan etmişti. 
Böylece Rumlar, AB karşısında uzlaşmaz pozisyona düşmekten kaçınmaya çalışmaktaydılar ve şimdiye kadar yaptıkları gibi uzlaşmazlığı Türk tarafının suçu gibi gösterme politikalarını devam ettiriyorlardı. Bu durumda GKRY üzerinde olabilecek herhangi bir baskı ya da tam üyelik yolundaki bir olası yol kazası da engellenmiş olacaktı. Klerides akıllı bir politika takip ediyordu ve Denktaş’ın uzlaşmaz tutumu Klerides’e istediği hareket alanını fazlasıyla sağlıyordu. Zirve öncesinde Denktaş’ın da Klerides gibi Planı müzakere zemini kabul edip ilke anlaşmasını imzalaması bekleniyordu. Denktaş tarafından böyle bir açıklama yapılmadı ve ilke anlaşmasına tarih atılmadı.

Beklentiler Denktaş’ın yeni Planı yeterli bulmaması nedeniyle sonuç vermedi. Zirve’de Klerides Planı kabul eder bir görüntü çizmeyi tercih etmişti. Oysa Klerides en az Denktaş kadar Plana karşı olmasına rağmen uzlaşmaz duruma düşmemek ve Denktaş’ın Planı kabul etmeyeceğine güvenerek İlke Anlaşmasına razı olmuştu.

Böylece Klerides’in eli kendisinin ummadığı oranda rahatlatılmış oldu. Çünkü, daha önce de söylendiği gibi aslında Klerides de Annan Planını müzakere edilebilir bulmuyordu fakat Denktaş’ın hayır diyeceğine güvenerek kabul edeceğini bildirmişti. Bu esnada Kopenhag Zirvesi çalışmaları devam ediyordu. Kıbrıs, beklendiği gibi Zirve’nin anahtarı konumuna gelmiş ve Ankara, “Türkiye’ye tarih verilmesi durumunda Kıbrıs’ta çözüm yolunun açılacağını” ilan etmişti.41 Kopenhag Zirvesi’nde KKTC, Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu tarafından temsil edilecekti.

Uzun süredir beklenen Kopenhag Zirvesi 12 Aralık’ta toplantı. Zirve’den nasıl bir sonuç çıkacağı merakla bekleniyordu çünkü Türkiye Zirve’den tam üyelik yolunda müzakere tarihi alabilmek için Zirve öncesinde yoğun bir diplomatik faaliyet başlatmış ve bu sayede Avrupa kamuoyunda tanınırlık oranı artmıştı. Ayrıca AB kriterlerine adını veren Kopenhag’da yapılan Zirve’de, AB açısından bu tarihe kadarki en kapsamlı genişleme gerçekleştirilecekti.

Ankara’nın Dış Politika Manevraları ve Çözümsüzlük Çözümdür Modelinden Vazgeçilmesi Beklentilerin aksine Kopenhag’da da Türkiye’ye müzakere tarihi verilmedi. Kopenhag Kriterlerinin yerine getirilip getirilmediğinin Aralık 2004’te değerlendirilmesi ve Türkiye’ye vakit geçirilmeden müzakere tarihi verilmesi kararlaştırıldı. Oysa GKRY’nin Kıbrıs’ta çözüm olmadan AB üyesi olması karar altına alındı. Böylece AB üyeleri GKRY’ye olan şartsız desteklerini bir adım daha ileri taşıyarak, Rum uyuşmazlığını ödüllendirdiler. 2003 yılı Şubat ayı sonuna kadar (28 Şubat) bir çözüme ulaşılacaktı.

Zirvede alınan bu karar, Ankara için soğuk duş niteliğindeydi. 
Müzakere tarihi alınamaması bir yana, Rumların yakın gelecekte AB üyesi olacak olması tüm hesapları altüst etmişti. Bir çözüm bulabilmek amacıyla 18 Aralık’ta Cumhurbaşkanlığı Köşkünde Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, Başbakan Abdullah Gül, Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış arasında gerçekleştirilen dış politika zirvesinin birinci gündem maddesi Kıbrıs’tı. Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ndeki zirveden sonra yapılan açıklamada, “Türkiye'nin, AB Kopenhag Zirvesi’nin Sonuç Belgesi’nin Kıbrıs ile ilgili kararını kabul etmediği” dünya kamuoyuna ilan edildi. Bu söylem malumun ilanının ötesine
gidemeyecek bir yaklaşımdı ve iç kamuoyunun hassasiyetlerini yatıştırmaya yönelik olmaktan başka bir işe yarama ihtimali yoktu.42

Bu ilanla Türkiye, Kıbrıs sorunun çözümünde Şubat ayı sonuna kadarki zaman aralığına sıkıştırılmayı reddediyordu.43 

Zirve bildirisinin son bölümünde ise;

Türkiye, Kıbrıs’ta barışın ve mevcut garantilerin devamını sağlayan, Türk-Yunan dengesini koruyan, Ada’daki iki tarafın egemenliğini ve eşitliğini kabul eden, uzlaşmaya dayalı yeni bir ortaklık oluşturulmasına yönelik bir siyasi anlaşmaya varılmasını arzu etmekte ve BM Genel Sekreteri’nin önerilerinin müzakeresine devam edilmesini desteklemektedir…44 açıklaması yapılmıştı.
Zirve’den çıkan en önemli sonuç Denktaş’ın çözüm için müzakere masasında kalması telkini olmuştu. Bu esnada Yunanistan Başbakanı Simitis, 28 Şubat’ın çözüm için son şans olduğunu söylüyordu. AB’nin 28 Şubat 2003’e kadar çözüm baskısını reddeden Türkiye, Annan Planının müzakere edilmesinden yana tavır koymuştu. Sorunun başlangıcından 2002 yılı Kopenhag Zirvesi’ne kadar geçen sürede Türkiye, Kıbrıs’ta homojen bir görüşe sahip olmuş, Denktaş ile uyum içinde çalışmıştı. AB’nin baskıları, çözümsüzlüğün çözüm olma sürecinin sonuna gelinmiş olması ve GKRY’nin tam üyelik yolunda ilerlemesi bu politikanın
değişmesini artık zorunlu hale getirmiş, Kıbrıs konusunda dış politika karar alıcıları arasında değişik görüşler ortaya çıkmaya başlamıştı.45 Bu esnada GKRY’de seçimler yapıldı ve AKEL iktidara geldi.46 2002 yılının özeti şu şekildeydi, Kıbrıs sorununda değişik plan ve öneriler sunulmuş, çözüm ümitleri artmıştı. 
Aralık ayı bittiğinde ise çözüm yolunda çok fazla mesafe kat edilememiş, ümitler 2003 yılına kalmıştı. Rumların AB üyesi olması ise kesinleşmiş, tüm bu süreçten aslan payını Rumlar almıştı. 2002 yılı sonu itibariyle 1974 yılından buyana
yaklaşık 28 yıldır devam etmekte olan Türk dış politika yaklaşımı değiştirilmeye başlanmıştı.
GKRY AB üyesi olmadan Kıbrıs sorununun önündeki son çözüm şansı Annan Planı olacaktır.

Annan Planı;

Tam adı; “Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözümü İçin Anlaşma Temeli”dir (Basis for
Agreement on a Comprehensive Settlement of The Cyprus Problem). BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın öncülüğünde hazırlandığı için “Annan Planı” olarak bilinmektedir. Annan, 2002 yılı 11 Kasım’ında taraflara daha sonra “Annan Planı” olarak bilinecek bir Anlaşma Modeli sunmuştu. Anlaşmayı (Planı) takvime bağlayan Annan, bir haftalık süre içerisinde cevap istemişti. Denktaş’ın sağlık sorunları ve Türkiye’de yeni hükümet kurma çalışmaları nedeniyle Plan’a cevap verilememiş, takvimde esneklik isteyen bir mektup Annan’a gönderilmişti. Rum tarafı da Plan’ın takvimine itiraz etmiş, fakat müzakereye hazır olduğunu
bildirmişti. Annan, Planı’nın müzakerelere temel teşkil etmesi umuluyordu.47
Plan, BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ve İngiltere’nin Kıbrıs Temsilcisi Sir David Hanney’in ön çalışmaları sonrasında ABD ve İngiltere’nin katkılarıyla hazırlanmıştı. Taraflara, dolaysız görüşmeler devam ederken 11 Kasım 2002’de sunulmuştu.
Plan üzerinde, tarafların istek ve çekinceleri doğrultusunda 10 Mart’ta Lahey’de görüşülecek olan referandum kararına kadar geçen dört aylık sürede iki kere değişiklik yapıldı. Plan, Türk tarafında Rum tezlerini temel alarak hazırlandığı gerekçesiyle eleştirilmekteydi. AB mevzuatında yer alan serbest dolaşım ve yerleşim hakkını kısıtlayarak, Kuzeyde Türklerin çoğunluğu elde bulundurmasını öngörüyordu. Plan’ın önerdiği devlet sistemi Türk tezlerini tam karşılamamakla birlikte, bu tezlere daha yakındı. Plan, hazır anlaşma formatında hazırlanmış, Denktaş ile Klerides’in imza yerleri ve Garantör ülke (Türkiye, İngiltere,
Yunanistan) temsilcilerinin imza yerleri ayrıca açılmıştı.

Plan’a göre; Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm için önerilen zemin, zorunlu olarak, uzun, karmaşık ve kapsamlı beş detaylı ekten oluşmaktaydı. Bu zemin, yürürlüğe giriş anından itibaren tüm Kıbrıs için geçerli olacağı düşünülen açık ve tartışmasız bir yasal temele duyulan ihtiyaç ve Kopenhag Zirvesi öncesinde tüm tartışmalı konulara kesin ve etkili çözüm bulunması gerekliliği göz önünde bulundurularak hazırlanmış olup, taslak olarak hazırlanması ve kaleme alınması işlemi daha sonraya bırakılmıştı. Çözümün ilk aşaması, "Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözümü" anlaşmasının, iki lider tarafından 2002 yılı aralık ayının ilk
günlerinde ve Kopenhag'da yer alacak olan Avrupa Birliği Konseyi (Zirvesi) öncesinde imzalanmasıyla tamamlanmış olacaktı. Liderler, imzalarıyla birlikte, Temel Anlaşma'nın ana maddelerini (Ek A); ona eklenmiş olan ve özelliği olduğu belirtilen maddelerin ruhunu (anayasanın ana maddeleri de dâhil olmak üzere); ve Parça Devletlerin sınırlarını belirleyen haritayı kabul etmiş olacaklardı. Liderler ayrıca, Ek A'ya ilişikte sunulmakta olan Taslak Ek’leri de bir bütün olarak kabul edecek, bunları, anayasa ile birlikte, anlaşmanın 28 Şubat 2003 tarihinden geç olmamak üzere tamamlanması için gerekli bir zemin olarak onaylayacaklar dı.

Planın yürürlüğe girmesinden sonra başlayacak geçiş dönemi sırasında "ortak
cumhurbaşkanları" olacak olan Denktaş ve Klerides’in (GKRY’deki seçimlerden sonra Klerides’in yerine Papadopulos gelmişti) Kıbrıs'taki yeni durumla ilgili olarak (Ek C) Yunanistan, Türkiye ve İngiltere ile bir anlaşma imzalamasını da gerektirecekti. Anlaşma ile birlikte, Temel Anlaşma, Kıbrıs'taki iki tarafça kabul edildiği şekliyle, garantörler tarafından da kabul edilmiş olacak, bir İzleme Komitesi kurulacak, mevcut Garanti ve İttifak Antlaşmaları'na ek protokoller yürürlüğe girecek ve geçiş dönemi süresince geçerli olacak olan özel güvenlik önlemleri kabul edilecekti.

Planın bazı maddeleri Türkiye AB üyesi olduktan sonra yürürlüğe girecekti. Plan
Türkiye'nin AB üyeliği süreci ile doğrudan bağlantı kurmuştu. Egemenlik konusu, Rum tarafının toprak talebi ve göçmenlik sorunlarında asgari müştereklerde anlaşma sağlandığında Plan Türk tarafı için kabul edilebilir olacaktı. Plan’da Garantörlük Antlaşması ile 600 olan Türk askeri sayısı altı bine çıkartılmıştı. Plan, pek çok konuda öneri ve değişikliğe açıktı.
Denktaş, “eksiklerine rağmen Planın şimdiye kadar getirilen en iyi çözüm önerisi olduğunu, AB’nin tam üyelik garantisi ile Rumların çözümsüzlüğü çözüm stratejisi olarak belirlediklerini” söylüyordu. Plana göre; Güney Parça Devlet’e (component state) bırakılacak topraklar dışında, kuzeyde Rumlara ait olan arsa ve evlerin %10’dan fazlası iade edilmeyecekti. Sınırlama ile demografik yapının korunması amaçlanmıştı. En fazla 15 bin Türk evinden taşınmak zorunda kalacaktı.

Plan ile mülk sorunu büyük oranda çözümlenmekteydi. Aksi takdirde AİHM’de
sonuçlanacak Loizudo benzeri mülk davalarından doğacak tazminatların tümünü Türkiye karşılamak zorunda kalacaktı. Plan’ın, Türk tarafı için en önemli kabul edilemezi “egemenlik” konusunda netlik içermemesiydi. Buna rağmen Türk tarafı açısından çözüme en yakın açılım olarak yorumlanmasındaki temel neden, iki parçalı eşit ortak devlet statüsündeki devlet kavramıydı. İki parçalı devlet kavramı Plan’ın 10 Aralık 2002’deki son şeklinde; Kıbrıs, biri, “ortak devlet’ hükümeti olarak, biri Kıbrıslı Rum, diğeri ise Kıbrıslı Türk olan iki eşit
‘parça devlet’ten oluşan, fesih edilemez bir ortaklık yapısı olan, bağımsız bir devlettir. Kıbrıs’ın tek bir uluslararası kimliği ve egemenliği vardır ve BM üyesidir. Kıbrıs, Anayasa’sı uyarınca hukukun üstünlüğü, demokrasi, temsili cumhuriyet hükümeti, siyasi eşitlik, iki bölgelilik ve ‘parça devletlerin
eşit statüsü temel ilkeleri çerçevesinde yapılandırılır…48 şeklinde yer almıştı.

Aynı bölümün ikinci bendinde ise;

Ortak devlet’ hükümeti, Kıbrıs’ın uluslararası alanda ve AB’de tek sesle konuşmasını ve hareket etmesini, bir AB üye ülkesi olarak yükümlülüklerini yerine getirmesini ve bütünlüğünü, sınırlarını ve tarihi mirasını korumasını sağlayan Anayasa’da belirtilen yetkilerini egemence kullanır…49 şeklinde
yer alıyordu.

Plan, Rumların kuzeyde iskân edilmesi ve egemenlik sorunu çözülerek kabul edilebilir hale gelebilecekti. Planın, Türkiye açısından en önemli yaklaşımlarından bir tanesi daha önce de söylendiği gibi Türkiye'nin AB üyeliği ile doğrudan irtibat kurması ve Plan’ın işleyişini Türkiye'nin AB üyeliğinin gerçekleşmesine bağlamış olmasıydı.50

Plan’daki Anlaşma ile, parça devletlerin egemenliği garanti altına alınmıştı;

İşbu Anlaşma ile kurulan düzene yapılacak tek taraflı herhangi bir değişiklik, Kıbrıs’ın özellikle bir bütün veya kısmi olarak başka diğer bir ülke ile birleşmesi veya herhangi bir şekilde taksimi veya ayrılması, yasaklanır. İşbu Anlaşma’daki hiçbir husus, bu yasakla çelişir biçimde yorumlanamaz.51

Ayrıca Anlaşmada, mülkler konusunda Türkler ile Rumlar arasında orta yol bulunmaya çalışılmıştı.

İşbu Anlaşma’nın yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşen olaylar neticesinde mallarının tasarrufunu kaybeden mal sahiplerinin talepleri, kapsamlı bir biçimde, uluslararası hukuka uygun olarak ve mallarının tasarrufunu kaybeden mal sahipleri ile şimdiki kullanıcıların kişisel haklarına ve iki bölgelilik ilkesine saygı gösterilerek çözümlenir.52

Anlaşmanın Rum yerleşimi konusundaki maddeleri revize edildiğinde Türk tarafı için Plan, kabul edilebilir olacaktı.

Anlaşmaya yöneltilen itirazlardan birisi de, bazı Türk bölgelerinde Rumların yoğun olarak iskan edilmesi ve buraların Rum kantonu haline getirilmesiydi;
Karpaz bölgesinde bulunan Dipkarpaz, Yeni Erenköy, Sipahi, Adaçay Köylerinde yaşayan Kıbrıslı Rumlar ve Gürpınar, Özhan, Karpaşa, Koruçam Köylerinde yaşayan Maronitler ve Tillyria köyleri olan Günebakan, Yeşilırmak, Süleymaniye, Kurutepe, ve Madenliköy’de yaşayan Kıbrıslı Türkler ve ayrıca, Mesarya köyleri olan Pile ve [toprak düzenlemeleri alanına giren ve 1960’ta %20’den fazla
Türk nüfusu bulunan köyleri ekleyiniz] bulundukları “parça devlet”te kendi kültürel ve eğitim alanlarında idare ve “parça devlet” yasama organında temsil edilme hakkına sahiptirler.53

Anlaşmada, Türk tarafının çekincelerinin olduğu maddelerin çoğunda moratoryum (özel koruma) hakkı mevcuttu. Moratoryum süreyle sınırlandığı ve belli bir süre sonra uygulanamayacak olması nedeniyle, Türk çekincelerine yeterli teminat olamamaktaydı.
Moratoryum, Türkiye'nin AB üyesi olması halinde sorun olmaktan çıkacaktı. Aksi durumda ise, Türk parça devleti belli bir süre sonra Rumlara karşı savunmasız kalacaktı. Anlaşmanın, serbest dolaşım, mal edinme gibi maddeleri AB mevzuatı ile çelişmekteydi. Rum vatandaşları AB Adalet Divanına başvurarak bu haklarını geri isteyebilirlerdi. Mahkeme genellikle AB Müktesebatı doğrultusunda karar veriyordu.

Tüm çekincelerine rağmen Annan Plan’ı 1974 Harekâtları’ndan buyana Kıbrıs sorununa yönelik düzenlenmiş en kapsamlı ve çözüme en yakın plandı. Plan’da Türk Toplumu’nun hakları büyük oranda korunuyordu ve KKTC de GKRY ile birlikte AB üyesi olabilecek, AB idari organlarında temsil edilebilecekti. Ayrıca, Plan’ın Türkiye’nin AB üyelik sürecine doğrudan vurgu yapması da önemli bir kazanımdı. 
Aksi durumda Türkiye tanımadığı bir devletin temsil edildiği bir kuruluşla müzakere ediyor durumuna düşecek, bu devletin dönem başkanlığında müzakereleri dondurmak zorunda kalacaktı.

Plan, halkoyuna sunulduktan sonra imzalanacaktı ve bu durumun önündeki en büyük engel reddedilse de GKRY’nin üyelik sürecinin bu retten etkilenmeyecek olmasıydı. GKRY liderleri Klerides ve sonra seçilen Papadopulos zaten AB ve BM nezdinde uzlaşmaz duruma düşmemek için Plan’a evet demişlerdi ve aslında kendi çıkarlarından uzak bir zeminde uzlaşma niyeti taşımıyorlardı. Rum Yönetimini ve vatandaşlarını Plan’ı kabul ve gerçekten müzakere etmeye mecbur bırakacak tek diplomasi aracı AB üyeliğinin askıya alınmasıydı fakat AB liderlerinin de böyle bir niyeti yoktu. Söz konusu nedenden ötürü 2004 yılı Nisan
ayına kadar yapılan tüm görüşme ve girişimlere rağmen çözüme yönelik bir ilerleme sağlanamadı. Daha önce de söylendiği gibi Ada’da iki toplumlu kalıcı barış için tek şans bir yıl öncesinde olduğu gibi yine Annan Planı’ydı.

Annan Planı’nın Yeniden Müzakere Zemini olması ve 24 Nisan Referandumu
Kıbrıs sorununa çözüm bulabilmek ve Ada’da on yıllardır devam eden anlaşmazlığı ortadan kaldırmak amacıyla 2002 yılının sonunda gündeme gelen Annan Planı görüşmelerinde, 2003 yılında ve 2004 yılının ilk günlerinde çözüme yönelik herhangi bir ilerleme sağlanamamıştı. Son iki yılda çözüm yolunda olumlu adım atılamamış olmasında Rumların AB üyeliğini garantiye almalarının ve özellikle AB temsilcilerinin kendilerine sağlamış olduğu şartsız desteğin büyük etkisi vardı. Fakat 2004 yılının ilk ayından itibaren Annan Planı son bir çözüm umudu olarak yeniden gündeme getirilmişti.54

Annan Planı uzlaşma görüşmeleri bu sefer New York’ta değil İsviçre’de yapılacaktı ve KKTC, Başbakan Mehmet Ali Talat tarafından temsil ediliyordu. Denktaş, Kıbrıs’ta sürdürülen müzakerelerde temelde bir değişiklik olmadığını söyleyerek İsviçre’de yapılacak olan dörtlü zirveye katılmayacağını açıklamıştı. Yunanistan’da da temsil düzeyi düşük tutularak Başbakan Kostas Karamanlis’in İsviçre’ye gitmemesi yönünde bir eğilim belirlemişti.55 Dörtlü zirveye Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanı, Kıbrıs Rum ve Türk tarafı ise Başbakan düzeyinde katılacaktı.

3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,


***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder