30 Mart 2018 Cuma

TÜRK KAMUOYUNDA KIBRIS ALGISI: 1958 YILI KIBRIS MİTİNGLERİ BÖLÜM 1

TÜRK KAMUOYUNDA KIBRIS ALGISI: 1958 YILI KIBRIS MİTİNGLERİ BÖLÜM 1



Fevzi ÇAKMAK
* Dokuz Eylül Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Öğretim Elemanı, 
fevzi.cakmak@deu.edu.tr. 



ÖZET 

Kıbrıs’ta Türk ve Rum halkları arasında ortaya çıkan sorunlar ve şiddetli 
çatışmalar sonrası, Türk Kamuoyunun tepkisi gecikmedi. 8 Haziran 1958 yılında, Kıbrıs’a yönelik olarak İstanbul Beyazıt Meydanı’nda başlayan“Ya Taksim, Ya Ölüm” mitingine yüz binler katıldı ve sonrasında mitingler, ülke genelinde yüksek katılımla ardı ardına gerçekleşti ve mitingler 6 Temmuz 1958 yılında sona erdi. Toplamda katılımın milyonları bulduğu mitingler sonrası, Türk kamuoyunun Kıbrıs’a yönelik duyarlılığı en üst noktalara ulaşmıştı. 

Hazırlanacak olan bildiride, 1958 yazına damgasını vuran “Kıbrıs Mitingleri” 
incelenecektir. Araştırma sırasında, konuya ilişkin yayınlanmış kaynaklarının yanı sıra, döneme ışık tutacak olan süreli yayınlar incelenecek ve görsel materyal toplanacaktır. 

Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Miting, Taksim, lefkoşe,magosa,girne,

 1- GİRİŞ 

Lozan Barış görüşmelerinde Kıbrıs konusundaki haklarını İngiltere’ye devreden 
Türkiye için, İkinci Dünya Savaşı’nın bitimine kadar ki süreçte, Kıbrıs’a ilişkin konular gündemin ön sıralarında yer almamıştı. Türk Kamuoyunda Kıbrıs’a yönelik olarak ilk algılar, İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkmaya başlamıştı. İngiltere, her ne kadar İkinci Dünya Savaşı’nın galibi konumunda olan bir ülke olsa da, gerek savaş sırasında yaşadığı yıkım gerekse sonrasında ortaya çıkan yenidünya düzeninde, kendi durumunu yeniden konumlandırma sürecine girmişti. Bu süreçte en çok üzerinde yoğunlaştığı konuların başında, dünya genelinde hakim olduğu egemenlik alanlarının geleceğiydi. İngiltere, pek çok bölgede olduğu gibi Kıbrıs üzerindeki hâkimiyetinin geleceği konusunda çeşitli düşüncelerini savaş sonrası dillendirmeye başlamıştı. İngiltere Ada’dan çekilecekti, fakat bu süreçte üzerinde en hassas durduğu nokta, Ada üzerindeki haklarından tam olarak vazgeçmemesi ve askeri konumunu devam ettirmesiydi. 

Kıbrıs konusunda ortaya çıkan bu yeni durum, gerek Yunanistan gerekse Türkiye açısından yeni bir sürecin başlangıcını teşkil etmekteydi. Her iki ülke Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası, aralarında oluşan husumetleri zamanla ortadan kaldırarak, başta savunma olmak üzere (Balkan Paktı gibi), ikili ilişkilerde dost iki ülke konumuna gelmişti. İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan iki bloklu dünya düzeninde, Yunanistan ve Türkiye, Batı Bloğunun Güney Doğu savunma alanı içersinde önemli işlevleri sahip iki ülkeydi. Marshall yardımı ve sonrasında NATO üyelikleri, iki ülkeyi ortak oluşumlarda buluşturuyordu. İki ülke ilişkileri olumlu bir seyir izlerken, 1950’lili yıllarla birlikte Kıbrıs iki ülkenin gündeminde üst noktalarda yerini almaya başlamıştı. 

2- İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA TÜRKLERDE KIBRIS ALGISI 

Türkiye’de Kıbrıs yönelik ilk algılar, çok partili hayata geçiş sürecinde kendini 
göstermeye başlamıştı. Kıbrıs ve Türkiye’de gerçekleştirilen mitingler bu algıda etkili olmuştu. Mitinglerin gerçekleştirilmesinde başlıca neden Enosis fikrine ve davranışlarına karşı duyulan öfkeydi. Ada’nın Yunanistan’la birleşeceği talebine karşı bir Kıbrıs Türk milliyetçiliği oluşmuştu1. Ayrıca, Türk milliyetçiliğinin oluşumunun temel nedenleri içinde, Kıbrıslı Rum milliyetçiliği, Türkler ve Rumlar arasında geçmişte yaşanan kötü olaylar ve “Girit-Sendromu”da sayılabilir2. 

Bu süreçte, Dr. Fazıl Küçük olmak üzere, Kıbrıslı Türk önder kadrosunun, Kıbrıs’ın geleceği konusunda Türkiye’yi taraf yapmak konusunda büyük bir istek besledikleri bir gerçekti 3. Kıbrıs’ta gerçekleştirilen ve “Ayasofya Miting”leri olarak tarihe geçen mitingler bu alanda gerçekleşen en önemli girişimlerin başında gelmekteydi. İlki 28 Kasım 1948’de, ikincisi 11 Aralık 1949’da Lefkoşa’da gerçekleştirilen bu mitinglere, binlerce Kıbrıs Türk’ü katılmış ve başta Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş olmak üzere ileri genel Kıbrıslı Türkler 
konuşmalar yapmıştı. Düzenlenen mitinglerde, Enosis karşıtı ve Enosis’e karşı mücadeleye yönelik alınan tavırlar açıkça beyan edilmiş; Ada’nın eski sahibi olan Türklere verilmesi istenmişti 4. 

Kıbrıs’ta düzenlenen mitinglerle birlikte, Türkiye’de Kıbrıs’a yönelik haberler yer 
almaya başlarken, toplumsal duyarlılıkların bir sonucu olarak ülke genelinde mitingler düzenlenmeye başlanmıştı. Ankara ve İstanbul’da Enosis karşıtı mitingler düzenlenmiş, bu mitingleri Malatya, Balıkesir, Hatay, İzmir gibi diğer illerde gerçekleştirilen mitingler izlemişti. Bu mitinglerde hakim olan fikir, Kıbrıs’ın eski sahibi olan Türklere ait olduğuydu. 

Özellikle Turancı çevrelerin destekleriyle birlikte giderek Kıbrıs’a yönelik Türk toplumunun algısı gelişme gösterecek, kamuoyu baskısı ile birlikte siyasi iktidarlarda konuyu gündemlerine almaya başlayacaklardı. Türk basınında Sedat Simavi’nin Hürriyet gazetesiyle başını çektiği “Kıbrıs Türktür” hareketi; ülke içinde kurulan “Kıbrıs Kültür Derneği”, “Kıbrıs Koruma Cemiyeti”, “Kıbrıs Türktür Cemiyeti” gibi oluşumlar, geniş kitleleri Kıbrıs konusunda duyarlılığa davet ediyorlardı. 

İlk zamanlarda Türk hükümetleri açısından Kıbrıs konusundan daha önemli olan 
Türk Yunan dostluğuydu. İngilizlerin Kıbrıs konusunda izleyecekleri yolu bekleyen Türk tarafı, öncelikli olarak İngilizlerin Ada’yı terk etmesini istemiyor, Ada üzerindeki İngiliz egemenliğinin devamından yana tavır koyuyordu. Bu mesafeli tavır gerek Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında gerekse Demokrat Parti’nin ilk yıllarındaki hükümetlerinde devam etmişti. Türkiye’yi mesafeli tavrından uzaklaştırarak, soruna taraf yapan en önemli etken ise İngiltere 
olacaktı. İngiltere bir yandan Türkiye’yi sorunun içine çekmeye çalışırken, bir yandan da Kıbrıslı Rumlarda ve Yunanistan’da iyice alevlenen Enosis fikrine set çekmeye çabalıyordu. Bu çabalarında Kıbrıslı Türkleri, Enosis fikrine karşı mücadeleye teşvik etmek ve “Helenleri etkisizleştirmek için Türkleri hareketlendirmeleri” gerektiğinin altını çiziyorlardı 5. 

Kıbrıs Ada’sında Enosis fikrinin tarihsel geçmişi çok gerilere götürülürken, fikrin 
öncülüğünü Rum Ortodoks Kilisesi yürütüyordu. Kilisenin öncülüğünde 1950 yılının Ocak ayında gerçekleştirilmiş olan referandumda Ada Rumlarının % 96’sı Enosis lehine oy kullanmışlardı6. Ayrıca kilisenin başına ateşli bir Enosis savunucusu olan Makarios’un geçmesi bu süreçte önemli bir gelişmeydi. Ada ve Yunanistan kamuoyunda giderek güç kazanan Enosis fikri7, Yunanistan’ın konuyu 16 Ağustos 1954 yılında Birleşmiş Milletler örgütüne, self determinasyon (kendi geleceğini saptama) talebi ile getirmesiyle, düşünsel boyuttan fiili bir duruma dönüşmüştü. İngiltere’nin müdahalesiyle Yunanistan’ın talebi geri çevrilirken, Demokrat Parti iktidarının Kıbrıs konusundaki pasif tutumu, ülke içinde ve dışında ortaya çıkan gelişmeler sonrası değişiyor ve Türkiye, İngilizlerin Ada’yı terk etmeleri halinde adanın Türkiye’ye bağlanmasına yönelik bir politikada ısrar etmeye başlıyordu. Türk hükümetinin politika değişiminde Kıbrıs’ta EOKA isimli silahlı örgütün Kıbrıslı Türklere yönelik 1955 yılında başladığı saldırıların ve bu saldırılara kaşı Türk kamuoyunda oluşan 
hassasiyetlerin payının olduğu da unutulmamalıdır. 

1955 yılı Ağustos ayında Londra’da yapılacak olan konferansa, İngiltere’nin isteği doğrultusunda Türkiye’nin çağrılması, Türkiye’nin Kıbrıs konusuna fiili olarak taraf olması ile sonuçlanmıştı. Konferansta, Türkiye Ada’nın kendisine verilmesini talep ederken, Yunanistan Enosis konusunda ısrarını sürdürüyor ve görüşmelerden her hangi bir sonuç alınamıyordu. 1957 yılı sonunda Kıbrıs konusunu tekrar Birleşmiş Milletler gündemine taşıyan Yunanistan, isteği kararı örgütten çıkaramamıştı. Uluslar arası alanda Yunanistan’ın Kıbrıs konusundaki faaliyetleri Türk Hükümetinin, Kıbrıs konusundaki politikasında zamanla 
değişimlere gitmesine ve yeni politikalar ortaya koymasına neden olacaktı. 

Yakın tarihte, Türk ve Yunan toplumları arasında yaşananlar belleklerdeki yerlerini daha korurken ve o kötü günlerin izleri silinmemişken, iki toplum arasında Kıbrıs konusunda giderek artmaya başlayan tansiyon, 6-7 Eylül Olaylarının yaşanmasıyla ilk sonucunu verecekti. 6-7 Eylül 1955’te gerçekleşen ve Türk toplumunda yükselen tansiyonun toplumsal bir ayaklanma olarak patlak vermesiyle neticelenen olaylar8, ağırlıklı olarak İstanbul ve İzmir’de gerçekleşmiş ve iki toplum arasında gerilen ilişkilerin topluma yansıması olarak 
örnek teşkil etmişti. Yaşanan bu olaylar sonrası Türkiye’de yaşayan Rumlar zor durumda kalmış ve bu durum Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin, uluslar arası alanda elini güçlendiren bir koz olmuştu. Türk Hükümeti yaşananlar karşısında “Kıbrıs Türk’tür” derneğini kapatmış, İstanbul, İzmir ve Ankara’da sıkıyönetim ilan ederek, Kıbrıs konusunda bir suskunluk dönemi başlamıştı. Bu suskunluk karşı tarafın elini güçlendirirken, Kıbrıs’a yönelik halkta oluşan duyguların, hükümet tarafından bilinçli bir şekilde bastırılmasıyla sonuçlanmıştı. Olayların sorumlularını bulmaya yönelik olarak yapılan soruşturmalardan her hangi bir sonuç alınamayacak ve olaylara ilişkin genel kanı şu olacaktı; “Yunanlıların Kıbrıs meselesindeki tahrikçi durumları ve bunun Türk kamuoyu üzerindeki tepkileri; Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bomba atılması ve nihayet, solcu unsurların, temiz hislerle yapılan bir gösteriyi tahrik ve istismar etmeleri”9. 

6-7 Eylül olayları sonrası, uluslar arası alanda eli zayıflayan Türkiye, Kıbrıs 
konusunda savunmakta olduğu ve hayata geçme şansı az olan, Kıbrıs’ın bütününün Türkiye’ye verilmesi politikasında önemli bir değişime gidecekti. 1956 yılı sonu ile birlikte, Türkiye’nin yeni Kıbrıs politikası Başbakan Adnan Menderes tarafından ifade edilmeye başlanacak ve “Ya Taksim Ya Ölüm” parolasıyla kamuoyuna sunulacaktı. Bu yeni politika adanın bölünmesini ve iki farklı devletin adada varlığını sürdürmesini temel alan bir yaklaşımdı. “Kıbrıs Türktür” anlayışından “Ya Taksim Ya Ölüm” anlayışına geçiş önemli bir politik değişimin ifadesiydi ve bu yeni politikaya yönelik geniş halk kitlelerinin desteğinin 
sağlanması gerekliydi. 

Bu politika değişimiyle birlikte Türk Hükümeti, “Ya Taksim Ya Ölüm” parolasıyla 
simgeleşen bu yeni çözümü, ülke içinde ve dünya kamuoyunda yüksek sesle dillendirilmeye; bu yeni politikanın güçlendirilmesine yönelik hükümet tarafından çeşitli girişimlerde bulunulmaya başlanmıştı. Türk hükümetinin bu girişimleri başta Dr. Fazıl Küçük olmak üzere Kıbrıslı ileri gelen Türk yöneticileriyle ortaklaşa ve çözüme yönelik tek seslilikle yürütülüyordu. 

6-7 Eylül olayları sonrası Kıbrıs’a yönelik Türk toplumunda oluşan suskunluk 
dönemi, Türk Hükümeti’nin yeni çözüm politikasını desteklemeye yönelik ülke içinden bir kamuoyu sağlamak adına, yüksek katılımlı mitingler düzenlemek isteğiyle sonlanacaktı. Özellikle 1958 yılında düzenlenen mitingler bu açıdan da çok önemliydi. 6-7 Eylül olaylarından yaklaşık üç yıl geçtikten sonra Kıbrıs’a yönelik olarak kamuoyu hareketleniyor ve geniş halk kitleleri tekrardan meydanları doldurmaya başlıyordu. 

3- 1958 YILI “KIBRIS MİTİNG”LERİ 

1958 yılı, Kıbrıs’ta Türk ve Rum milliyetçiliklerinin doruk noktasına ulaştığı yıldı 10. 
Bir taraf bölünmeyi bir taraf Yunanistan’a bağlanmayı istiyordu. EOKA örgütünün Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği silahlı eylemler ve bu eylemler sonucu zarar gören Kıbrıslı Türklere ilişkin haberlerin Türk kamuoyunda yer almaya başlaması, ülke genelinde tansiyonun yükselmesinde etkili oluyordu. Yunanlı Georgios Grivas’ın başında bulunduğu EOKA’nın silahlı eylemlerine karşı, Kıbrıslı Türkler “Volkan”, “9 Eylül Cephesi” gibi çeşitli örgütlenmelere gitmiş, fakat bu oluşumlar gerekli başarıyı sağlayamamıştı. EOKA saldırılarına karşı Türk savunmasını sağlayacak bir örgütün kurulması konusunda bizzat Ankara’dan sağlanan destekle birlikte11, Rauf R. Denktaş, Burhan Nalbantoğlu ve Mustafa Kemal Tanrısevdi’nin girişimleriyle, 1957 yılı sonunda “Türk Mukavemet Teşkilatı” (TMT) oluşturulmuştu12. Bu teşkilatın ilk önemli girişimi, tarihe 27-28 Ocak 1958 olayları olarak geçen mitinglerdi13. İngiliz sömürge yönetimine ve Enosis’e karşı, 27 Ocak 1958’de Lefkoşa’da Kıbrıslı Türklerin gerçekleştirdiği 
ve İngilizlerin sert karşılık vermesiyle ölümler ve yaralanmalarla sonuçlanan mitingin14 ertesi günü 28 Ocak’ta başta Lefkoşa olmak üzere Magusa, Larnaka, Limasol ve Baf şehirlerinde yüksek katılımlı tepki mitingleri düzenlenmişti. Ada genelinde çıkan bu olaylarda, İngilizlerin sert müdahaleleri sonrası birçok Kıbrıslı Türk hayatını kaybetmiş ve Ada’da sıkıyönetim ilan edilmişti15. O günlerde yaşananlar konusunda Denktaş; “Ocak 1958 hadiseleri bizi halka, halkı bize tanıtmak için fırsat teşkil etti. 7 şehit pahasına dünyaya ilk defa olarak ‘Türk gibi yaşamak’ azmimizi işittiriyorduk. Örfi idarede müthiş bir sıkıntı ve yoksulluk içinde kalan halkımız; evlatlarını toprağa veren kardeşlerimiz ‘Vatan sağolsun eninde sonunda Mehmetçik gelecek ya” diyor ve bütün zulüm ve yoksulluklar Türk’e yaraşır vakarla sineye çekiliyordu” ifadelerinde bulunuyordu16. 

Ada Türkleri aleyhine yaşanan bu gelişmeler, Türkiye’de etkisini göstermeye 
başlamış, yüksek öğrenim kurumları, sendikalar ve diğer sivil toplum örgütleri, “Taksim”e yönelik propagandalarını hızlandırmış, gazetelerde her gün Kıbrıs’a ilişkin haberler yer almaya başlamıştır. Başta Dr. Fazıl Küçük olmak üzere ileri gelen Kıbrıslı yetkili ağızlardan 

“Taksim” fikrini ön planda tutan açıklamalar, Türk kamuoyunun bu fikir etrafında bütünleşmesini sağlamıştı. Yediden yetmişe herkesin kendi kanlarıyla çizdikleri Kıbrıs motifli bayrak kampanyaları ülke içersinde yaygın bir hale gelmişti17. 

1958 yılında Kıbrıs ülke gündemini en üst sıralarındayken, geniş kitlelerin Kıbrıs 
duyarlılıklarını en iyi ifade ettikleri yöntem düzenlenen mitingler olmuştu. Ülke genelinde 8 Haziran’dan başlayarak 6 Temmuz 1958 tarihine kadar devam eden “Kıbrıs Miting”leri, “Kıbrıs konusundaki haklı davamızı dünya efkârına duyurmak” temel amacıyla gerçekleştiriliyordu. 

1958 yılı “Kıbrıs Miting”lerini, 8 Haziran 1958 Pazar günü İstanbul Beyazıt 
Meydanı’nda gerçekleştirilen ve yaklaşık olarak 300 bin kişinin katıldığı mitingle 
başlatabiliriz. İstanbul mitingine gösterilen bu geniş katılım, bunun yaratmış olduğu heyecan ve mitingin geniş bir şekilde ulusal basında yer alması, Kıbrıs mitinglerinin ülke genelinde yaygınlaşmasında önemli etkenlerin başında gelecekti. Bunun yanı sıra, yukarda da değindiğimiz üzere, Demokrat Parti yönetimi de, 6-7 Eylül olayları sonrası Kıbrıs’a yönelik bu mitinglere yeşil ışık yakmış, gerçekleştirilen mitinglerle, Kıbrıs konusundaki Taksime dayalı çözüme halk desteğini sağlamaya yönelik politikasını uygulamıştı18. 

8 Haziran 1958 Pazar günü Beyazıt Meydanı gerçekleştirilecek olan İstanbul mitingi, İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği tarafından organize edilmişti. Mitinge yönelik çalışmalar günler öncesinde başlamıştı. Üniversite kapısına Türk bayrağı ve taksimi gösteren bir harita asılacak ve Atatürk büstü konulacaktı. Mitingde kullanılmak üzere, 100 bin pankart, 10 bin duvar afişi, 10 bin el ilanı ve 100 adette bez dövizin temini için matbaalar sipariş verilmişti. 
Miting’in sırasında, öncesinde ve sonrasında güvenliğin sağlanması en önemli konuydu. 6-7 Eylül olayları hafızalardaki yerini tüm sıcaklığıyla koruyordu. Geniş kapsamlı olacak bir mitingde buna benzer olayların yaşanması ülke içinde ve dışında Kıbrıs konusunda Türkiye’nin elini zayıflatırdı. Bu nedenle mitingdeki güvenliği sağlamak üzere il merkezinde bir toplantı gerçekleştirilmişti. Toplantıya vali ve belediye reis vekili Ethem Yetkiner başkanlık etmiş, Birinci Ordu Müfettişliği yetkilileri, İstanbul Merkez Kumandanı, Boğazlar ve Marmara Üs Korkumandanı, İl Emniyet Müdürü Cemal Tarlan ve muavinleri, il jandarma 
kumandanı, trafik müdürü, Eminönü ve Fatih kaymakamları iştirak etmişlerdi19. İngiliz, Yunan, Amerikan ve Rus konsolosluklar güvenlik altına alınmıştı. Patrikhanenin bulunduğu Fener semtinde güvenlik önlemleri en üst noktada tutulmuş ve burada sekiz tank konuşlandırılmıştı. Miting boyunca bütün sinema ve eğlence yerleri kapanacaktı20. 

İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Başkanı Samet Gündoğan yaptığı açıklamalarda, Ankara’da yaptığı temaslar sonucu gerek iç işleri ve dış işleri bakanları gerekse Başbakan Adnan Menderes’in mitingin icrasından duydukları memnuniyeti kendisiyle paylaştıklarını basına ifade edecekti. Gerçekleştirilecek olan mitingle, başta İngiltere olmak üzere dünya kamuoyuna bir mesaj verilerek, taksim konusunda Türklerin kararlılığı duyurulacaktı 21. 
Anlara Üniversitesi olmak üzere, ülke genelindeki Talebe Birliklerinin de mitinge destek verdikleri görülüyordu. 

1958 Kıbrıs mitinglerinin geneline baktığımızda gençlik ve kadın örgütlerinin ön 
planda olduğunu; ayrıca gerek iktidar gerekse muhalefetin olabildiğince bu olayın dışında kalmaya, miting meydanlarını siyasi bir araç olarak kullanmamaya özen gösterdiklerini de görüyoruz. 

İstanbul’da gerçekleştirilen miting saat 14’te başlamış ve çok geniş bir katılım 
gerçekleşmişti. Düzenlenen miting, Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda, İzmir’in işgali sonrası Türk halkının haklı tepkilerini tüm dünyaya duyuran Sultanahmet Mitingi’yle eş tutuluyor ve “Bizi yakından tanımamak hususunda Mora isyanlarından beri müşterek bir inat gösterenler, o mitingi de (Sultanahmet) küçümsemişler ve sadece bir teşkilatın eseri sanmışlardı. 
Muhataplarımız bizzat kendi menfaatlerini, bir kere daha yanlış teşhisin kurbanı kılmasınlar” ifadelerinde bulunuluyordu22. 

Miting esnasında pek çok kişi halka hitap etmişti. Miting’de konuşma yapanların 
bazıları şunlardı; Kıbrıs Türktür Partisi Genel Başkanı Dr. Fazıl Küçük, Londra Kıbrıs Türktür Cemiyeti Başkanı Necati Sağer, Behçet Kemal Çağlar, Doç. Dr. İsmet Giritli, Kıbrıslı 

Prof. Dr. Derviş Manizade, Mustafa Kemal Derneği Başkanı Muhtar Kumral, İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Başkanı Samet Güldoğan, İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Başkan Vekili Dündar Akçetin ve İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Genel Sekreteri Orhan Bulgaç, Türk Milli Gençlik Teşkilatı Genel Başkanı Yavuz Celesun, Türkiye Milli Talebe Federasyonu İkinci Başkanı Erol Ünal, Tıp Fakültesi Talebe Cemiyeti İkinci Başkanı Ahmet Küçükel, Türk Kadınlar Birliği İdare Heyeti’nden İffet Halim Oruz, Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti Başkanı Sedat Börekoğlu. Mitingin düzenlenme süreçlerinde ve miting esnasında konuşma yapanların büyük çoğunluğunu gençlik örgütlerinin ileri gelenlerinin oluşturması, Kıbrıs davasında ülke gençliğinin gösterdiği duyarlılığın bir ifadesi olarak kabul edilmelidir. 

Miting’te konuşma yapan Dr. Küçük, taksim tezini ısrarla savunmuş, muhtariyet ve diğer çözüm yollarına kapıları kapatmıştır. Dr. Küçük, “Ada’da yaşayan iki cemaatin birbirlerine düşmen olarak baktıklarını, artık bir arada yaşamak bir yana birbirlerini görmek dahi istemediklerini” ifade ederek, “Ya Taksim, Ya Ölüm” diyerek sözlerine son vermişti23. 

Miting esnasında asılan ve ellerde dolaşan dövizlerden, halkın Kıbrıs konusuna 
bakışını, konuyu algılayışını ölçe biliriz. Genel olarak şunu söylemek mümkündür ki; Türk toplumu geçmişte yaşamış olduğu acı deneyimleri hafızasında canlandırarak, Kıbrıs davasını Türk Ulusal Kurtuluş Savaşıyla bir tutmuş, eğer olacaksa savaşı da göze alır bir konuma gelmiştir. Dövizlerden örnekler vermek gerekirse; “Yunan. Kıbrıs’a giderken evdeki bulgurdan olursun”, “Kıbrıs sana uzanan eli kırarız”, “Palikarya24 sürüsü değiliz biz, şanlı bozkurtlarız”, “Sakalının her telinde kin ve cinayet saklı papaz, seni kabul edecek kilisene dön”, “Vatan, Bayrak, Hürriyet, Adalet Türkün kendisidir”, “Türk’e savaş gıdadır, ekmekten 
evvel”, “Unutma Sakarya, İnönü Savaşını. Mezardan çıkarda sor Trikopisin
başını”, “Majeste! Kıbrıs sizin Drahomanız25 değildir”26. 

Miting alanında Makarios’u temsil eden kuklalar darağaçlarında asılıp, yakılıyor27; üç genç kürsüye gelerek, vücutlarına kanlarıyla yazmış oldukları “Kanımız Kıbrıs İçin” yazısını kitleyle paylaşıyorlardı28. Yaklaşık olarak üç saat süren miting sonrası kalabalıklar olay çıkmadan dağılmış; bazı gurupların Patrikhane ve Beyoğlu’na yürüyüş teşebbüsleri önlenmişti. 


2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,


***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder