17 Aralık 2018 Pazartesi

Banka Soygununun Miladı

Banka Soygununun Miladı




2/4/2001 - 11:00 - Atin,

Silahlı ve Silahsız Soygunlar

Banka sektöründeki soygununun ve yolsuzlukların tarihinin çok eskiye dayandığı söyleniyor. Bizim, "banka soygunu" deyince aklımıza gelen isimlerden biri ise Necdet Elmas.

Evet, o Türkiye'deki ilk silahlı banka soyguncusu.

Zannedersem olay 60'lı yıllarda olmuştu. Macera filmlerini andırır bir şekilde İstanbul'da banka soyan Necdet Elmas'ın, soygunun arkasından polisten kaçışı günlerce gazetelerin baş haberi haline gelmişti.

İyi araba kullanan Necdet Elmas, 1959 model Chevrolet bir otomobil ile uzun müddet polislerle köşe kapmaca oynamış, ancak sonunda bir yerde kıstırılmıştı. Yargılandı ve cezasını çekti.

O ne bir terörist, ne de bir örgüt üyesiydi. Cesareti ve bonkör ruh yapısı ile, halkın sempatisini kazandığı dahi söylenebilecek bir maceraperest.

Bu soygunda ne kadar para almıştı şimdi hatırlamıyorum ama, herhalde günümüzün silahsız soyguncularının aldıklarının yanında pek önemli sayılmayacak bir rakamdı.

Banka soygunu deyince aklımıza gelen başka isimler de var.

Onlar Necdet Elmas gibi sempatik soyguncu değiller. Hem çok gaddar, hem de fare gibi korkaklar.

Onlar bu işi silahsız ve sinsi sinsi yapıyorlar. Halk ise onlardan nefret ediyor.

Bu soygunlar ne zaman mı başladı?

Bir tarih saptamamız gerekirse 10 Ekim 1991 diyebiliriz.

Evet, silahsız banka soygunculuğunun miladı 10 Ekim 1991, yani 20 Ekim 1991'de yapılan genel seçimlerden 10 gün önce.

Bu tarihte Mesut Yılmaz'ın başkanlığındaki Bakanlar Kurulu şu kişilerden oluşuyor:

Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ekrem Pakdemirli, Devlet Bakanları Fahrettin Kurt, Mustafa Rüştü Taşar, İmren Aykut, Mehmet Vehbi Dinçerler, Kamran İnan, İlhan Aküzüm, Cengiz Tuncer, Sabahattin Aras, Ersin Koçak, Mehmet Çevik, Eyyüp Cenap Gülpınar, Birsel Sönmez, Ahmet Akgün Albayrak, Adalet Bakanı Suat Bilge, Milli Savunma Bakanı Hüseyin Barlas Doğu, İçişleri Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, Dışişleri Bakanı İsmail Safa Giray, Maliye ve Gümrük Bakanı Adnan Kahveci, Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol, Bayındırlık ve İskan Bakanı Hüsamettin Örüç, Sağlık Bakanı Yaşar Eryılmaz, Ulaştırma Bakanı Sabahattin Yalınpala, Tarım ve Köyişleri Bakanı İlker Tuncay, Orman Bakanı Mustafa Kalemli, Çevre Bakanı Ali Talip Özdemir, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Metin Emiroğlu,, Sanayi ve Ticaret Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Muzaffer Arıcı, Kültür Bakanı Gökhan Maraş, Turizm Bakanı Bülent Akarcalı.

İşte bu kişilerden oluşan kurul, gider ayak, yani seçimlerden 10 gün önce, 5 tane ayrıcalıklı isme "Banka Kurma İzni" veriyor.
Bu izni hangi kıstaslara göre veriyorlar diye soruyorsanız, öyle bir kıstas yok. Yani bankacılık sisteminin ehil ellere verilmesini gerektiren hiç bir ölçü dikkate alınmıyor.

Neticede, Hasan ve Mehmet Reşat Karamehmet'lerin Park Yatırım Bankası, Halis Toprak'ın Toprakbank, Mustafa Süzer'in Konut Endüstri ve Ticaret Bankası - Kentbank, İbrahim Betil'in Bank Ekspres ile Doğan Grubu'nun Alternatif Bank'ı bu izin ile kuruluyor.

Aynı tarihlerde, Profilo dahil 12 kuruluş hazineye "banka kurmak için" müracaat etmiş. Bunlar dikkate bile alınmıyor. Devletin hazinesine beş kuruş girmeden "banka kurma izni" verilenlerin ise böyle bir talebi yok. Ayrıca bu kişilere banka kurma izni verilmesi için bir gerekçe de mevcut değil.

Her ne kadar devletin hazinesine beş kuruş para girmedi diyorsak da, bunu, bu işte bir para trafiği olmadı şeklinde algılamamak lazım.

Mesut Yılmaz'ın isminin baş rolde olduğu ve meşru bir gerekçesi olmayan bir "izin" olayında para hareketinin olmadığını düşünmek, biraz safça olur.

1994-95 yıllarında, Tansu Çiller Hükümeti zamanında, batarak devlete intikal etmiş ve kapanmış "Denizbank" gibi bankaların isim hakkının, yani tekrardan bu isimle banka kurulma hakkının, açık ihale ile 60-70 milyon dolara satıldığını düşünürsek, Mesut Yılmaz tarafından verilen "banka kurma izninde" devletin ne kadar zarara sokulduğunu kolaylıkla hesaplayabiliriz.

Keyfi bir şekilde "Banka Kurma İzni" daha sonraki yıllarda da devam ediyor. 1997-99 arasında Mesut Yılmaz'ın başbakanlığı döneminde, bir yandan bankacılık sektöründeki bankaların zayıf sermaye yapıları nedeniyle yaşadıkları sorunlardan bahsedilirken öte yandan Nurol, GSD, Okan, Diler, Toprak ve Çalıkşirketlerine yeni "Banka Kurma İzinleri" veriliyor. Bu isimler arasında dürüst ve bu izni hakketmiş çok az müessese var. Çoğunluk, karşılıklı menfaat ve soygun düzenine dayalı. DSP-MHP-ANAP koalisyonu döneminde aynı düzen devam ediyor.

Soygun bununla kalsa iyi. Bir de üstüne batık bankalara kamu bankalarından yüksek miktarda krediler veriliyor.

Dahası da var. Hazine'nin yakın gözetiminde bulunmasına, mali bünyesi tehlike arz etmesine, yüksek faizle para toplayarak riski büyütmesine rağmen Egebank ve İnterbank başta olmak üzere bu bankalara ilave şube açma izni veriliyor.

Bütün bu faaliyetler sırasında Mesut Yılmaz bir kere suç üstü yakalanıyor. O da Türk Ticaret Bankası'nı mafyaya devrederken...

Kozmik büroda kaybolan Polis raporları, MİT'ten alınan "iyi hal" belgeleri, teyp bantları, Çakıcı beyanatları vs. Ve hükümet düşüyor. Buna rağmen, siyasi işbirlikçileri Yılmaz'ın bütün yolsuzluklarını mecliste aklıyorlar.

Yakın tarihlere gelelim.



DSP, MHP ve ANAP'ın kurduğu koalisyon hükümetinde ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay düzgün bir kimse.

1939 yılında Isparta'da dünyaya gelen Uluğbay, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun olduktan sonra University of Southern California'da master yapmış. Maliye Bakanlığına bağlı olarak çalışan Uluğbay, Maliye ve Ekonomi Müşavirliği, OECD Nezdinde Daimi Temsilci Yardımcılığı, Washington Büyükelçiliği Ekonomi ve Ticaret Başmüşavirliği, Hazine Genel Müdürlüğü, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyeliği gibi görevlerde bulunmuş. 20. dönemde DSP'den Ankara milletvekili seçilerek Meclis'e girmiş ve 55.nci hükümette Milli Eğitim Bakanlığı, 56.ncı hükümette Başbakan yardımcılığı yapmış.

57.nci hükümette "Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı" yapan Uluğbay, bu görevi sırasında, 6 Temmuz 1999 tarihinde intihar teşebbüsünde bulunuyor. Şans eseri ölümden dönen ve iyileşen Uluğbay, 21 Temmuz 1999'da, Devlet Bakanlığı'ndan istifa ediyor. Yerine DSP Milletvekili Recep Önal atanıyor.



Şimdi bu olayın nedenlerini irdeleyelim.

Uluğbay, intihar olayından 14 gün önce, 22.06.1999 tarihinde kendi imzasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Egebank ile ilgili suç duyurusunda bulundu (Yazıyı okumak için resmin üstüne tıklayın).

Uluğbay imzalı bu yazıda, Bankalar Kanunu'nun 38, 41, 44, 52, 56 ve Türk Ceza Kanunu'nun 508 ve 510 maddelerine aykırı işlemlerde bulunan sorumlular hakkında Bankalar Kanunu'nun 87 maddesinin birinci fıkrasına istinaden yasal takibe geçilmesi ve haklarında en ağır cezanın uygulanması isteniyordu.

Bakan görevini yapmıştı. Hem de Demirel'e rağmen.

Demirel henüz Cumhurbaşkanı idi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'e, "Banka sektöründe tecrübeli, muteber bir işadamı olarak dürüstlüğünden şüphe duymadığım Sayın Murat Demirel'den yakın ilgi ve desteğinizi esirgemeyeceğinizden eminim." şeklinde mektup yazacak kadar da yeğenini sahipleniyordu.

Demirel'e rağmen, Egebank'ın sahibi yeğen Murat Demirel için yasal işlem uygulanmasını isteyen namuslu yapıdaki Uluğbay'ın, diğer önemli bir banka soygununu, yani Etibank olayını görmemesi ve bir işlem yaptırmaya teşebbüs etmemesi mümkün müydü?

Söylentiler intihar olayından önce başlamıştı. O tarihlerde IMF heyeti Türkiye'de bulunuyor ve Uluğbay ve ekibi ile uzun süreli toplantılar yapıyordu.

Çıkan bazı söylentilerden sonra borsada ani bir düşüş olmuştu. Manipülasyon yapıldığı iddiaları vardı. 5 Temmuz 1999 günü ‘‘Türkiye'ye devalüasyon önerdiği belirtilen IMF belgesinin sızdığı’’ tartışması iyice alevlendi. ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, IMF belgesini borsacı kuzeni Mehmet Kutman'a sızdırmıştı. Bu gelişmeler yaşanırken borsada büyük bir gerileme oldu.

6 Temmuz 1999 günü, yani intihar olayının olduğu gün, Mesut Yılmaz, IMF belgesini kendisine Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Hikmet Uluğbay'ın verdiğini söyledi.

Yine malum isimler ortalarda dolaşıyordu.

Devlet Bakanı Hüsamettin Özkan'ın, intihar olayından önce Hikmet Uluğbay'la birlikte olduğu ortaya çıktı.

Uluğbay, iyi olduktan sonra yaptığı açıklamada intihar olayını, aşırı yorgunluğa ve strese bağladı.

O gün evine gelen Hüsamettin Özkan'ın, ayrılışını takip eden saatler içinde Uluğbay'ın intihara teşebbüs etmesi büyük bir tesadüf mü? Yoksa Özkan "nankör kedi" operasını bu görüşmede de seslendirdi mi? O gün 9 saat süren bir toplantıda beraber oldukları halde, evine gelen Hüsamettin Özkan'la oturup konuşan, hatta misafiri ile birlikte bir şeyler yiyip şarap içtiği belirtilen Uluğbay'ın, onun gidişinden hemen sonra birden bire bunalıma girmesi biraz garip geliyor.

Bizce olayın gerçeği, Başbakan Ecevit'in, "onurlu bir insanın girişimi" sözlerinde saklı. Yani tatsız intihar olayı bunalımdan ziyade bir onur meselesi görüntüsü veriyor.

Olay gecesi, olaydan ilk haberi olan Hüsamettin Özkan. Uluğbay'ın eşi, ilk önce onu arıyor. Özkan üzerindeki lacivert-beyaz çizgili eşofmanla Uluğbay'ın evine koşuyor. Hastahanede de yanında.

Neticede olay ve nedenleri bir takım sual işaretleri ile birlikte geride kalıyor. Günün birinde, bu konunun da aydınlığa çıkacağı ümidini taşıyoruz.

Şimdi herkesin sorduğu bazı suallere yer verelim:

-İnterbank'ın mali sıkıntı içinde olan Cavit Çağlar'a satılmasına neden müsaade edildi? Çağlar'a satılırken Bankalar Kanunu'na göre müdahale edilme durumunda olan bankanın, 500 milyon dolarlık yükle, sıfır liraya Çağlar'a verilmesine neden göz yumuldu. Bu satış operasyonunda dönemin Devlet bakanı Güneş Taner'in rolü ve sorumluluğu nedir?

-Keza, Bayraktar Grubu tarafından, Murat Demirel’e satışına müsaade edilen Egebank da, satış sırasında içi boşaltılmış bir banka değil miydi? Bu durum bilindiği halde satışa neden göz yumuldu?

-Egebank için Hikmet Uluğbay imzasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu 22 Haziran 1999'da yollandı. Bankaya ise 6 ay sonra, yani 22 Aralık 1999'da el konuldu. Bu kadar önemli bir soygun olayında müdahaleyi kim ve niçin geciktirdi?

-Etibank'ın Cavit Çağlar'a satıldığında Cavit Çağlar'ın diğer bankası Interbank zor durumda değil miydi? Bir bankası zor durumda olan Çağlar'a bir başka banka hangi gerekçelerle satıldı.

-Dönemin Hazine Müsteşarı Osman Tunaboylu, Çağlar'a ait Nergis Grubu'nun Etibank'ı satın almak için yaptığı başvuruya, ''hayır'' yanıtını vermiş miydi? Tunaboylu'nun reddettiği talebe, Devlet Bakanı müdahale ederek satışa "olur" verdi mi?

-Etibank'ın Cavit Çağlar'a satılmasının hemen akabinde o zamanki Başbakan Mesut Yılmaz, telefonla Cavit Çağları arayarak, Etibank'a Dinç Bilgin'i de ortak etmesini istedi mi?

-Etibank'ı kural dışı bir şekilde Cavit Çağlar-Dinç Bilgin ikilisine satan Özelleştirme Yüksek Kurulu üyeleri Başbakan Mesut Yılmaz, Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit, Maliye Bakanı Zekeriya Temizel, Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez ve Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner miydi? Devletin bu yöneticileri satış kararını verirken, temsil ettikleri halka karşı bir sorumluluk duygusu, vicdani bir rahatsızlık duymadılar mı?

-Bütün bu soygunların, siyasi iradenin işbirliği olmadan gerçekleşmesi mümkün mü?

-Zamanın Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner, Sabah Grubunda, Mesut Yılmaz'ın yakın dostu Cavit Kavak Erol Aksoy'un İktisat Bankası yönetim kurulunda görev aldılar mı? Güneş Taner, Bankacılık konusu ile ilgili birçok kuruluşa gizlice müşavirlik hizmeti veriyor mu?

Onları dikkatle izliyoruz. Başbakan ve koalisyonun diğer liderleri "uyum içinde olduklarından" bahsediyorlar. Evet biz de bunun farkındayız, onlar kendi aralarında, menfaat ilişkilerine dayalı bir uyum birliği içindeler, hem de bir türlü uyum sağlayamadıkları çilekeş halka rağmen.

"Böyle bir kriz sırasında hükümeti bırakmak hıyanet olur" diyorlar. Kriz de, hıyanet de onların adı değil mi?

Güneş Taner "Krizi atlatmak için" formüller bulmuş. Pişkinliğin ve arsızlığın bu kadarını nasıl isimlendirsek bilmem ki?

Bakalım daha ne kadar devam edebilecekler...?

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder