18 Eylül 2019 Çarşamba

TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ - ABDULLAH ÖCALAN, KRİZİ ÖRNEĞİ BÖLÜM 1

TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ - ABDULLAH ÖCALAN, KRİZİ ÖRNEĞİ  BÖLÜM 1



MARMARA  ÜNİVERSİTESİ ORTA DOĞU VE İSLAM ÜLKELERİ ARAŞTIRLAMALARI ENSTİTÜSÜ 
ORTA DOĞU SİYASİ TARİHİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLERİ 
Seminer Ödevi 
Yürütücü: Selin BÖLME 
Enes DEMİR 
İSTANBUL, 2017 


TÜRKİYE – SURİYE İLİŞKİLERİ: ABDULLAH ÖCALAN KRİZİ ÖRNEĞİ 


ÖZET 

     Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca bir çok dış politika kriziyle uğraşmış, kimi zaman meseleyi şiddet kullanma noktasına getirse de çoğu zaman diplomasi yoluyla sonuca ulaşmaya çalışmıştır. II. Dünya Savaşı öncesi son büyük krizini Hatay konusunda Suriye ile yaşayan Türkiye, soğuk savaş yıllarında Hafız Esad liderliğinde bölgenin önemli ülkelerinden birisi haline gelen Suriye ile ciddi sorunlar da yaşamaktaydı. Çok uzun bir kara sınırı olan Türkiye ve Suriye, Fırat ve Dicle Akarsuları’nın paylaşımından çıkan temel soruna senelerce çözüm bulamamış ve bu sorun diğer krizlerin doğmasına da yol açmıştır. Son olarak 1998 Abdullah Öcalan kriziyle iki ülke savaşın eşiğine gelmiştir. Türkiye zorlayıcı diplomasi stratejisi kullanarak ve Amerika’nın da desteğini alarak meseleyi şiddet kullanmadan kendi lehine çözmeyi başarmıştır. 

GİRİŞ 

 Türk dış politikası yaygın anlamıyla, Türkiye’nin asırlardır süren devlet olma geleneğinin son halkasındaki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yaklaşık 100 senelik dış ilişkileridir. Türk dış politikasına dair bir konu akademik olarak incelenecekse, bir dönem, bir aktör veya bir olay üzerine yoğunlaşılırsa daha anlamlı olacaktır. Buna rağmen o olaya ve döneme gelirken yaşanan süreçler ve alt yapısını hazırlayan gelişmelere de göz atılıp belirtilmezse, anlama ve anlatma noktasında yine eksiklikler yaşanabilir.

 Bu çalışma esas olarak, Türkiye’nin zorlayıcı diplomasi kullanarak Abdullah Öcalan’ı Suriye topraklarından çıkartılmasını anlatmayı hedeflese de, meselenin tam olarak idraki için, olay öncesinde yaşanan gelişmeler de incelenecektir.  
 Çalışmanın ilk bölümü Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923 senesindeki kuruluşu ve Suriye’nin 1946 yılındaki bağımsızlığından itibaren süregelen ilişkilerinden bahsederek başlamaktadır. Ardından Türkiye ve Suriye arasında yaşanan en önemli iki mesele olan Hatay krizi ve sınır aşan sular sorunu tarihi perspektifle açıklanarak, Suriye’yle ilişkilerin temel sorunlu noktaları saptanmaya çalışılmıştır.  

 İkinci bölümde ise 2000’lere gelinirken yaşanan PKK terör örgütüne yardım suçlamaları ve gerilen Türkiye – Suriye ilişkileri neticesinde ortaya çıkan, Abdullah Öcalan’ın sınır dışı edilmesi konusu işlenecek ve olayın dinamikleri belirtilecektir. Yaşanan süreç kronolojik olarak düzenleneceği için, Abdullah Öcalan krizinin geçmişten günümüze gelen bir çok sorunun birikimi sonucu ortaya çıkan bir hadise olduğu görülecektir.

 Abdullah Öcalan’ın Suriye’den sınır dışı edilmesi ve sonrasında yakalanmasında; komşu devletlerin çabaları, Türkiye’nin siyasi ve askeri anlamda birlik olarak meselenin üzerine gitmesi ve Amerika’nın desteği konuları, ayrı başlıklar altında incelenerek öenmleri belirtilmektedir. 

 Ayrıca bu çalışma, devletlerin zorlayıcı diplomasi stratejisini kullanmasının, savaş kararı alma ve güç kullanma tercihlerine karşın çok daha az maliyetli başarılı bir yöntem olabileceğini ortaya koymaktadır. 

1. TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ 

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında kaybettiği büyük topraklarının arasında Ortadoğu bölgesi ve Suriye de mevcuttur. Gerek eski devletin yıkılarak yeni devletlerin kurulması sürecinde yaşanan sınır sorunları, gerek kaynakların kullanımı konusunda yaşanan görüş ayrılıkları sebebiyle bir çok devletle olduğu gibi Suriye ile Türkiye arasında da bazı krizler yaşanmakta idı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan en bariz kriz Hatay sorunudur. Hatay halkının hem Arap hem de Türk’lerden müteşekkil olması, iki devlet arasında Hatay’ın sahipliğini içeren bir krize yol açmıştır. Hatay krizi sonrası Türkiye-Suriye arasında yaşanan en önemli gelişme su sorunudur. Türkiye ve Suriye arasında Lozan’dan beri süregelen sınır aşan suların paylaşımı, imzalanan bir çok protokol ve yapılan onca müzakereye1 rağmen, özellikle 1970’ler sonrası bir sorun haline gelmiştir. Son ve asıl konunun incelendiği kriz ise terör meselesidir. Suriye devletinin PKK terör örgütüne verdiği destek ve elebaşı Abdullah Öcalan’ı sınırlarında tutması, Türkiye-Suriye İlişkileri adına önemli bir dönüm noktasıdır.2 Suriye tarafı Öcalan ve PKK kartlarını, su sorununun çözümü için kendine avantaj sağlayacak biçimde kullanmak isterken, Türkiye tarafı da aynı düşünceyle meseleye yaklaşmaktaydı.3 1999 yılında Öcalan yakalanıp Türkiye’ye getirildikten sonra, Suriye ile olan ilişkilerinde değişimler yaşanmıştır. 
Bu bölümde önce kısaca Hatay meselesine değinilecek, ardından su sorununun yaratmış olduğu ortam değerlendirilerek Suriye’nin PKK ile ilişkisi ve desteği aktarılacaktır. 

1.1. Hatay Meselesi 

Hatay (İskenderun), I. Dünya Savaşı sırasında Fransa’nın işgal etmiş olduğu Osmanlı topraklarından birisidir. Suriye topraklarında kabul edilen Hatay, 6 bölgeden4 oluşacak olan Suriye Konfederasyonlar Devleti’nde İskenderun Sancağı adı altında özerk bir statüde yer alacaktı.5 Hatay’da yaşayan Türkler bu durumdan ne kadar rahatsız olsa da, Mustafa Kemal Atatürk bu konuda sabırlı olunmasını ve elbet Hatay’ın da Türkiye topraklarına katılacağını sürekli olarak belirtmekteydi.6 Geçen senelerde Fransız manda hükümeti Türklerin bir çok özgürlük alanına müdahele ederken, çıkartılan Türkçe gazete, dergiler kapatıldı ve bir çok Türk düşünce ve siyaset adamı yargı önüne çıkartıldı.7 
Bu gibi olaylar dışında herhangi bir silahlı veya silahsız mücadele konusunda bilgi yoktur.

Fransa, Avrupa’daki yükselen faşist Alman ve İtalyan unsurlarından çekinerek, Ortadoğu’daki vardığının büyük bölümünden vazgeçmeye ve esas olarak kendi ülkesini korumaya karar verdi. Bu sebeptendir ki, 1936 senesine gelindiğinde Suriye ve Lübnan’a bağımsızlık verileceği açıklanmaya başlanmıştı.8 Ancak Hatay’ın özel durumuna ilişkin bir madde olmadığı için, İskenderun Sancağı üzerindeki haklarını da Suriye’ye devretmiş olacağı anlaşılıyordu. Bu durum Türkiye açısından kabul edilemez bir durumdu ve 9 Ekim 1936 tarihinde Fransa’ya bir nota verdi.9 Bu notada Fransa’nın Suriye’yeverdiği bağımsızlık hakkını İskenderun Sancağı’na da vermesi gerektiği belirtiliyordu.  
Bir müddet iki ülke arasında tartışılan bu mesele, son olarak Birleşmiş Milletler’e taşınarak orada da uzun süre tartışılmış, son olarak İsveçli temsilci Sanders raportör olarak belirlenerek mesele Türkiye’nin tezi doğrultusunda sonuçlan mıştır. Buna göre İskenderun Sancağı iç işlerinde bağımsızlığı olan ancak dış işlerinde Suriye’ye tabi bir devlet olacak ve ismi de Hatay Cumhuriyeti olacaktı.10 Çoğunluğun Türkçe konuşması, bir çok konuda Türkiye ile hareket edilmesi, Türk pulu kullanılması ve Türk Lirası’na geçilmek istenmesine Suriye’nin itiraz etmesi ve zorluk çıkarması meseleyi planlanan noktaya sürüklemişti. 29 Haziran’da Hatay Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanma kararı almış ve ertesi gün Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu kararı onaylamıştır.11 
Hatay’ın resmen Türkiye topraklarına katılmasının ardından mesele hukuken bir daha açılmamış olsa da, Suriye konuyu sık sık dillendirmiştir. Örneğin Suriye Enformasyon Bakanı Muhammed Salman, 1998 senesinde Öcalan’ın Suriye dışına çıkarıldığını açıkladığı El Vatan gazetesine verdiği demeçte, Hatay’ın milli bir mesele olduğunu ve bu konudaki mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini açıklar.12 2000 yılı sonrası Beşar Esad’la birlikte Hatay konusu fazla üzerinde durulmayan meselelerden biri haline gelmiştir. 

1.2. Su Sorunu 

Ortadoğu coğrafyası elbette ki petrol ve doğalgaz konusundaki zenginlikleriyle tanınırken, hayat kaynağı olan su bölgede maalesef az miktarda bulunmaktadır. Bu sebeple, bu az miktardaki su kaynaklarının kullanımıyla alakalı çıkan ihtilaflar, ülkeler arasında gerginliklere hatta savaşlara sebep olmuştur. İşte Türkiye ve Suriye arasında yaşanan sınır aşan sular sorunu da savaşın eşiğine gelinmiş uluslararası krizlerden birisidir. Dicle Nehri Suriye’de çok az bir miktar bulunduğu için Kriz’in esasını teşkil eden nehirler Asi ve Fırat’tır.  
Suriye’nin 1946’da bağımsızlığını ilan etmesinin ardından ilk yıllar su sorunuyla alakalı çok da fazla bir durum gelişmemiştir. Ancak Türkiye’nin Fırat üzerinde Keban Barajı’nı, Suriye’nin de Tabka Barajı’nı inşa etmesi, 1970’lerin sonlarına gelindiğinde krizi gün yüzüne çıkarmaya başlamıştı.13  
1984 senesine gelindiğinde, iki ülkenin ve ayrıca Irak’ın da bulunduğu toplantıda, Türkiye ilk defa 3 aşamalı planını açıklamış ve diğer iki ülke de kendi tezlerini öne sürmüştür.14 Ülkeler yıllar süren bu görüşmelerde de bir sonuca varamamaktadır. Türkiye sorun tartışılırken, Asi Nehri’nin de soruna dahil edilmesini iddia ederken, Suriye ise Asi’nin geçtiği bölge Hatay olduğu için buna karşı çıkmaktadır.15 Üstüne üstlük Atatürk Barajı yapıldıktan sonra Fırat Nehri’nden istediği kadar su alamayan Suriye tarafı, Asi Nehri’nin suyunu da kesince, Türkiye topraklarında bulunan Amik Ovası neredeyse kullanılamaz hale gelmiştir.16 
Bu süre zarfında Hafız Esad sürekli su sorunun çözülmesinin, Öcalan ve PKK Terör örgütü ile ilgili isteklerin yerine getirilmesinde ön şart olarak sunmaktaydı. Yasemin Çongar 26 Mart 1998 senesinde Milliyet gazetesinde yazdığı yazıda, su sorunun çözülmesi neticesinde Şam hükümetinin Öcalan’ı Türkiye’ye teslim edebileceğini belirtiyordu.17 Ancak ilerleyen yıllarda da su konusunda bir gelişme olmadı ve nihayetinde süreç 1998 yılında yaşanan krize kadar geldi. 

2.Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder