9 Nisan 2017 Pazar

HAZAR’DA TEHLİKELİ OYUNLAR: AVRASYA DOSYASI BÖLÜM 3

HAZAR’DA TEHLİKELİ OYUNLAR: AVRASYA DOSYASI  BÖLÜM 3



KAZAKİSTAN: 

Sahil şeridinin geniş olması sebebiyle Hazar’da yaklaşık yüzde 29.6’lık bir payla en çok alana sahip olan Kazakistan, Temmuz 1994’te Hazar’ın statüsü ile ilgili olarak kendi görüşlerini açıkladı. Buna göre Kazakistan; Hazar’ın BM’nin 1982 Deniz Hukuku sözleşmesine tâbi olmasını, 12 millik ulusal karasularına sahip olunması gerektiğini, denizin ulusal sektörlere bölünerek münhasır ekonomik bölgelerin belirlenmesini, her kıyıdaş ülkenin ulusal sektörü üzerinde egemenlik haklarını kullanabilmesi gerektiğini belirten bir deklârasyon yayınlayarak 
kendi pozisyonunu ortaya koydu.80 Bundan önce 1993’te de ülkesinin görüşlerini açıklayan Kazakistan yönetimi, kıyıdaş ülkelere Hazar’ın 
"ortay hat" prensibine göre "ulusal sektörlere" bölünmesi hususunda bir anlaşma önerisinde bulunmuştu. 

23 Ocak 1998’de Rusya Federasyonu tarafından bir açıklama yapılarak Hazar’ın "ortak su yüzeyi" ve "ulusal sektörler" prensibine göre bölünmesi konusunda ortak fikre gelindiği açıklanmış ve Kazakistan ile bu konuda ortak bir anlaşmanın yapılacağı bildirilmiştir. Kazakistan 10 Mart 1998’de tek taraflı olarak yayınladığı bir "bildiri" ile Hazar’ın kendi ulusal "münhasır ekonomik bölge"sini belirleyerek bu bölgeyi deniz gücü ile koruma altına almıştır.81 

< Hazar’ın statüsü ve paylaşımı tartışmalarının mümkün olduğunca dışında kalmaya çalışan Kazakistan, İran’ın önerdiği eşit (yüzde 20) paylaşım şartının kabul görmesi durumunda bundan en çok zarar gören ülke olacaktır. Çünkü diğer büyün kıyıdaş ülkelerin payları yüzde 20’nin altındadır. >

Rusya ile Kazakistan arasında "Hazar Denizi’nin kuzey kısmının dibinin kaynaklarının kullanılması amacıyla egemenlik haklarına uyulması" 
isimli Anlaşma ise 6 Temmuz 1998’de imzalanmıştır.82 Ayrıca 9 Ekim 2000 tarihinde iki ülke arasında Hazar Denizi’nde işbirliği konusunda bir deklârasyon imzalanmıştır. Bu deklârasyona göre Kazakistan ile Rusya Federasyonu Hazar’ın statüsünün belirlenmesinde "ortay hat" prensibini kabul etmekte, denizin dibi ulusal sektörlere bölerken su yüzeyini ortak kullanıma açmayı kabul etmektedirler. Sınır çizgisinde bulunan yataklar için iki ülke 50/50 prensibini benimsemektedirler. 

Her ne kadar Kuzey Hazar’ın bu iki devleti arasında Hazar’da bir anlaşma imzalanmışsa da kuzey bölgesinde 3 adet saha üzerinde (Khvalynskoye, Severnoye ve Tsentralnoye)83 Rus Lukoil şirketinin yürüttüğü faaliyetler sebebiyle Kazakistan tarafından sürekli olarak Rusya’ya itiraz notası verilmektedir. 

Hazar’ın statüsü ve paylaşımı tartışmalarının mümkün olduğunca dışında kalmaya çalışan Kazakistan, İran’ın önerdiği eşit (yüzde 20) paylaşım şartının kabul görmesi durumunda bundan en çok zarar gören ülke olacaktır. Çünkü diğer büyün kıyıdaş ülkelerin payları yüzde 20’nin altındadır. Bu sebeple Kazakistan bu tartışmalara direktkatılmayıp bu konuda İran’a en bütük direnci gösteren Azerbaycan’ı arka planda aktif olarak desteklemektedir. İçerisinde barındırdığı önemli miktardaki Rus asıllı nüfus sebebiyle Rusya’yı direkt karşısına alamayan Kazakistan’ın pozisyonu Türkmenistan ve Azerbaycan’ınkinden daha hassastır.84 


İRAN: 

Hazar Denizi’ni bir sınır gölü olarak tarif eden İran’ın, Hazar konusunda geçerli ve sürekli bir önermede bulunduğunu söyleyebilmek zordur. İran Hazar’ı yüzde 20 prensibi ile beş eşit parçaya bölmeyi veya zaman zaman da ortak kullanmayı (condominium) istemektedir.85 Görüşlerini bu iki eksen arasında belirleyen İran’ın, ön plana çıkarmaya çalıştığı husus Hazar’ın statüsü belirlenmeden buradada yapılan petrol aramalarının kanun dışı olduğu tezidir. İran, statü sorunu çözülünceye kadar 1921’de Rusya-İran ve 1940’da imzalanan 
SSCB-İran anlaşmalarını esas olarak aldığını beyan etmektedir.86 İran diğer yandan Hazar’ın statüsü konusunun 1940 anlaşmasına dayanarak ancak İran ve Rusya arasında çözülebileceğini, diğer ülkelerin ise alınacak kararlara uyması gerektiğini belirtmektedir.87 Halbuki 21 Aralık 1991’de "Almatı Deklârasyonu"nu imzalayan eski SSCB cumhuriyetleri SSCB’nin ortak mirasçıları olduklarını beyan etmişlerdir. 

İran’ın Hazar’da statü tartışmalarını yürüttüğü ülkelerin başında Azerbaycan gelmektedir. Zira, İran Hazar sorununa ekonomik gerekçelerden daha çok siyasi prizmadan bakmaktadır. Çünkü, bu yataklar İran için bu ülkenin Basra körfezindeki zengin petrol yatakları göz önüne alındığında ekonomik değer bakımından hayatî ölçüde bir mana taşımamaktadır.88 İran, Güney Azerbaycan sorunu sebebiyle Azerbaycan’ı bölgesel tehdit algılamasında birinci dereceli tehdit olarak görmektedir. Bu sebeple de Azerbaycan’ın gelişmesine ve "Güney" için bir cazibe merkezi haline gelmesine önemli katkılar sağlayacak petrol anlaşmalarını engellemek için Hazar’da uzlaşmaz tutumunu devam ettirmektedir. 

Tahran uzun süredir Bakü’nün yürüttüğü dış politikadan rahatsızdır ve bu rahatsızlığını her vesileyle diplomatik kanallaradan Bakü’ye bildirmektedir. Hazar’a yabancı güçlerin gelmesini istemeyen İran’ın en büyük endişesi Hazar’da giderek güçlenen ABD ve Batı nüfuzudur. Zira İran, Hazar’da etkinleşen Batı nüfuzuyla beraber kuşatıldığını hissetmektedir. 

Bölgede bir yandan Batı sermayesi artış gösterirken, diğer yandan ABD ambargosu sebebiyle İran, Hazar pastasından gerekli pastayı alamadığını düşünmektedir. Her ne kadar 1994’teki "Asrın Anlaşması"ndan İran’a yüzde 5’lik bir pay verilse de ABD’den gelen baskılar sebebiyle Azerbaycan bundan vazgeçmek zorunda kalmıştır.89 Bu vesileyle de İran, Hazar Denizi’nin statüsü konusunda belirsizliği öne sürerek Nisan 1995’te bu anlaşmayı tanımadığını bildirmiştir. İran Azerbaycan’ın oluşturduğu "uluslararası konsorsiyumun" kanun dışı olduğunu iddia etmiş ve bu konuda Rusya ile sıkı bir işbirliğine girişmiştir.90 

 <Tahran uzun süredir Bakü’nün yürüttüğü dış politikadan rahatsızdır ve bu rahatsızlığını her vesileyle diplomatik kanallaradan Bakü’ye bildir mektedir. Hazar’a yabancı güçlerin gelmesini istemeyen İran’ın en büyük endişesi Hazar’da giderek güçlenen ABD ve Batı nüfuzudur. Zira İran, Hazar’da etkinleşen Batı nüfuzuyla beraber kuşatıldığını hissetmektedir. >

Azerbaycan hükümeti ise 14 Kasım 1994’de imzalanmış İran-Azerbaycan protokolünü hatırlatarak başka petrol yataklarının kullanımı için İran’la işbirliği yapabileceğini açıklamıştır. Daha sonra yapılan görüşmeler sonucunda İran "Şahdeniz" doğal gaz yatağı ve "Lenkaran- Talış-Deniz" petrol yatağında sırasıyla yüzde 10’luk bir paya sahip olmuştur. İran, bu anlaşmaları imzalamakla aslında, Azerbaycan’ın petrol politikasını ve Hazar Denizi’ndeki petrol yataklarını de facto tanımış olmuştur. İlginç olan, İran’ın Azerbaycan’a bir paydaş statüsüyle ortak olduğu Lenkeran" (Talış-Deniz) yatağı İran’ın şimdi hak iddia ettiği "Alov" yatağından çok daha güneyde ve İran deniz sınırına yakın bir bölgede bulunmaktadır. Ancak İran, daha yakın olan ve kendi iştirakinin bulunduğu Lenkeran yatağına itiraz etmezken daha uzak bir mesafede ve pay alamadığı "Alov" yatağı üzerinde hak iddia etmektedir.91 

Tahran, aynı şekilde 1998’de Rusya ve Kazakistan arasında "Hazar Denizi’nin kuzey bölgesi deniz tabanının bölünmesi hakkındaki anlaşmayı" ve 2001’de Rusya ile Azerbaycan arasında imzalanan benzer içerikli anlaşmayı da tanımadığını bildirmiştir. İran, Hazar Denizi’nin bugünkü statüsüne karşı olan herhangi iki taraflı anlaşmaların geçerli olmayacağını, daha sonra beş sahil devletinin anlaşma sağlayacağı taktirde her devletin beraber ve adaletli pay alması gerektiğini kaydetmektedir.92 

Halbuki, 1992’de İran ve Azerbaycan Dışişleri bakanları ortak bir bildiri kabul ederek 1921 ve 1940 anlaşmalarını ve Hazar’ın "orta hat" prensibine göre bölünmesine her iki ülkenin olumlu yaklaşımını bildirmişlerdi.93 Bu ortak bildirinin mevcudiyetine rağmen aradan geçen süre içerisinde İran tavır değişikliğine gitmiştir. Bu değişikliği, sadece bölgedeki petrol kaynaklarından daha fazla pay alma düşüncesi ile açıklamak ise mümkün değildir. 

 < Hazar’ın güneyinde önemsiz bir bölüme sahip olan İran kendi payına düşen kısımdan (yüzde 12) memnun değildir ve kendi sınırlarını Hazar’ın ortalarına doğru genişleterek Hazar’ın içlerine doğru "stratejik derinlik" elde etmek istemektedir. >


İran’ın Hazar bölgesindeki tutum ve davranışlarının sebebini sadece bir ülke ile (Azerbaycan) sınırlandırmak yetersiz kalacaktır. Zira Hazar’ın güneyinde önemsiz bir bölüme sahip olan İran kendi payına düşen kısımdan (yüzde 12) memnun değildir ve kendi sınırlarını Hazar’ın ortalarına doğru 
genişleterek Hazar’ın içlerine doğru "stratejik derinlik" elde etmek istemektedir. 

Mart 2001’de İran Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemi’nin Moskova ziyareti sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptıkları görüşmede "Rusya ve İran’ın "Hazar Denizi’nin statüsü resmi olarak belirlenmeden Hazar’da diğer kıyıdaş ülkeler tarafından çizilmiş hiçbir sınırın tanınmayacağı",94 statü sorunu 
çözülünceye kadar 1940 yılı anlaşmasının geçerli olduğu ve çalışmalara ancak beş ülkenin anlaşmasından sonra başlanabileceği yönünde ortak bir açıklama 
yapmışlardır.95 Söz konusu açıklamada, bugüne kadar yapılmış tüm "off-shore" sözleşmelerinin de illegal olduğu ifade edilmiştir. Rusya’nın bu açıklamanın ve İran’ın görüşlerinin aksine bir tutum içerisinde olduğu görülmektedir. Zira, Hatemi’nin bu ziyareti sırasında önemli silah anlaşmaları yapılmıştı ve Rusya’nın silah satımı hatırına böyle bir açıklamaya gittiği yorumları yapılmıştır. 

< Hazar’da bir taraftan statü ile ilgili görüşmeler ve paylaşım kavgası devam ederken, diğer taraftan da her ülke kendi "ulusal sektörü" içerisinde gördüğü yatağa kendi "milli" ismini vermektedir. >

Hazar sorununda Batılı ülkelerin ve uluslararası petrol şirketlerinin konuyu siyasallaştırdığını ileri süren İran,96 ısrarla Hazar’ı uluslararası aktörlerin dışında tutmaya çalışmaktadır. Diğer yandan İran, bir yandan bölgede Batı’lı ülkelerle mücadele ederken diğer yandan da Rusya ile de nüfuz mücadelesi içerisindedir. 

İran’ın yüzde 20’lik payda ısrar etmesi ve Hazar’da silahlanmaya başlaması durumunda bölgede önemli bir müttefik pozisyonda bulunan İran ve Rusya’nın karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Hazar’ın statüsü belirlenirken su yüzeyinin ortak kullanımı prensibinin kabul edilmesi durumunda Rusya’nın deniz gücünün rahatlıkla İran kıyılarına kadar gelerek bu ülkeyi tehdit eder konuma gelmesinden Tahran’ın duyduğu rahatsızlık bilinmektedir.97 Daha SSCB döneminde yapılan anlaşmalarla Hazar’da sadece Rusya bir deniz donanması 
bulundurabiliyordu. 

Hazar’daki Zengin Kaynakların İsim Sorunu 

Hazar’da bir taraftan statü ile ilgili görüşmeler ve paylaşım kavgası devam ederken, diğer taraftan da her ülke kendi "ulusal sektörü" içerisinde gördüğü yatağa kendi "milli" ismini vermektedir. Bu tartışmalı yatakların başında Azerbaycan’ın "Kepez" ve Türkmenistan’ın ise "Serdar" olarak adlandırdığı zengin petrol yatakları gelmektedir. Bu yatağın Sovyetler dönemindeki ismi "Promejutocnoe" idi.98 Özellikle Kepez/Serdar yatağı üzerinde yoğunlaşan tartışmalarda her iki taraf ta farklı haritalar kullanarak bu bölgenin kendi ulusal sektörleri içerisinde olduğunu iddia etmektedir.99 

Diğer tartışmalı sahalar ise "Azeri" ve "Çırag" yataklarıdır. Azerbaycan’ın 20 Eylül 1994’de dünyanın birçok büyük petrol şirketlerin ve ülkelerin katılımı ile gerçekleştirdiği "Yüzyılın Anlaşması" petrol ve doğal gaz anlaşması içerisinde bulunan "Azeri" yatağına "Hazar" ve Çırag yatağına ise "Osman" gibi Türkmence isimler verilmiştir.100 Bu yatakların SSCB dönemindeki adları "Kaveroçkin" ve "26 Bakü Komisarı" idi.101 Son günlerde İran ve Azerbaycan arasında da gerginliğe sebep olan "Şerg-Alov-Araz" yataklarına Türkmenistan "Altın Asır",102 İran ise "Elbruz" ismini vermiştir. 

Hazar’da Tartışmaları Yatakların Ülkelerce Adlandırılması 




Azerbaycan Türkmenistan İran SSCB 
Kepez Serdar -Promejutocnoe 
Şerg-Alov-Araz Altın Asır Elbruz -
Azeri Hazar -Kaveroçkin 
Çırag Osman -26 Bakü Komisarı 

Azerbaycan-Türkmenistan Gerginliği 

Hazar Denizi’nin iki kıyıdaş ülkesi olan ve bazı kaynakların paylaşımı konusunda anlaşamayan Azerbaycan ve Türkmenistan arasındaki en önemli sorun hangi statünün kabul edileceğinden ziyade karşılıklı "nüfuz bölgelerinin" sınırlarının nasıl tesbit edileceğidir. Zira bu iki ülkenin anlaşamadığı nokta, sınırlar belirlenirken çizilecek olan "ortay hattın" hangi yöntemle belirlenmesidir. Ulusal sektörler konusunda ise her iki ülke de aynı pozisyondan hareket etmektedirler. 

Türkmenistan, Azerbaycan’ın kendi milli sektörü içerisinde gördüğü Kepez yatağı üzerinde hak iddia etmekte ve bu yatağa Serdar ismini vererek onu uluslararası işletime açmak istemektedir. Bununla ilgili 1996 yılından beri Azerbaycan’a itiraz notaları vermektedir. Azerbaycan, Türkmenistan’ın bu iddialarına ,  Türkmenistan’ın Serdar olarak adlandırdığı Kepez yatağını 31 Haziran 1997’de Lukoil ve Rosneft ile bir anlaşma yaparak cevap verdi. Kepez, Türkmenistan ’ın hak iddia ettiği "Azeri" ve "Çırag" yataklarının daha doğusunda bulunmaktadır. 103 

Ancak hem Türkmenistan’ın baskıları, hem de dönemin Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in Azerbaycan’a karşı takındığı olumsuz tavır nedeniyle, Lukoil ve Rosneft şirketleri Kepez anlaşmasından vazgeçmişlerdir. Bunu takiben 1998’de, Türkmenistan’ın aynı yatak için anlaştığı Mobil şirketi de Azerbaycan’ın baskılarına maruz kalarak Türkmenistan ile yaptığı anlaşmadan vazgeçmiştir. 

Diğer yandan Mega Proje çerçevesinde Batılı şirketlerin milyarlarca dolar yatırım yaptıkları Azeri/Hazar ve Çırag/Osman yatakları üzerinde de Türkmenistan’ın iddiaları bulunmaktadır. Türkmenistan bu yataklardan Azeri/Hazar petrol sahasının tamamını isterken, Çırag/Osman petrol sahasının ise yarısının kendi ulusal sektörü içerisinde kaldığını iddia etmektedir.104 

Azerbaycan’ın 20 Eylül 1994’de asrın anlaşmasını imzalamasına rağmen Türkmenistan’ın buna ilk tepkisi ancak iki yıl sonra, 3 Mayıs 1996’da gelmiştir.105 1997’den sonra gerilmeye başlayan Azerbaycan ve Türkmenistan arasındaki sorunların temelinde sadece Hazar’daki tartışmalı yataklar bulunmamaktadır. Türkiye’nin de yüzde 10 payının bulunduğu "Şahdeniz" yatağında çok zengin doğal gaz kaynaklarının bulunmasından sonra bölgenin en büyük doğal gaz üreticilerinden olan ve ürettiği doğal gazını pazarlama sıkıntısı çeken Türkmenistan çok önem verdiği Türkiye pazarı için Azerbaycan ile rekabete başlamıştır. Bu rekabet ortamında gerçekleştirilmesi düşünülen ve Türkmenistan gazını Türkiye üzerinden Batı pazarlarına ulaştıracak olan Trans-Hazar boru hattı için başlangıçta sadece "transit ülke" konumunda olan 
Azerbaycan’ın, Şahdeniz yatağında zengin doğal gaz kaynakları keşfetmesinden sonra istediği yüzde 50’lik payı Türkmenistan’ın fazla bulmasıyla bir anlaşmaya varılamamış ve planlanan bu hat kısa sürede rafa kaldırılmak durumunda kalınmıştır.106 

Trans-Hazar boru hattının şimdilik devre dışı kalmasıyla bunun yerine sadece Azeri gazını taşıyacak olan "Bakü-Tiflis-Erzurum" boru hattı projesi devreye sokulmuştur.107 Bu durumu hazmedemeyen Türkmenistan ise bir yandan Hazar’da askerî gücünü artırmaya başlarken, diğer yandan da İran ile Ermenistan arasında yapımı süre doğal gaz hattına destek vermeye başlamıştır. 

27 Haziran 2001’de Türkmenistan borç görüşmeleri için bu ülkede bulunan Azerbaycan Başbakan Yardımcısı Abbas Abbasov’a bir nota vererek, tartışmalı yataklarda Türkmenistan’ın müteakip defalar yapmış olduğu itirazları dikkate almadan çalışmalarını sürdürmeye devam etmesi kınanmıştır. Notada dikkati çeken husus, İran’ın kendi ulusal sektörü içerisinde görerek 23 Haziran’daki İran savaş uçaklarının Azerbaycan araştırma gemilerini uzaklaştırdığı "Şerg" yatağını da Türkmenistan "Altın Asır" olarak adlandırması ve bu bölgeyi kendi 
ulusal sınırları içerisinde görmesidir.108 Dolayısıyla, bu yataklar sadece Azerbaycan ile İran arasında tartışmalı yataklar olmayıp, Türkmenistan 
ile de tartışmalı hale gelmiştir. 

12 Aralık 1995’de Birleşmiş Milletler’de "tarafsızlık" statüsü alarak109 bu argümanı dış politikasının ana hedefi haline getiren Türkmenistan 
Devlet Başkanı Niyazov bir açıklamasında "Dış politikada sorunumuz olan yegane ülke Azerbaycan’dır demiştir".110 Bu durum iki ülke arasında mevcut olan ilişkilerin daha fazla gerilmesine sebep olurken, diğer yandan da Türkmenistan’ın Azerbaycan ile olan sorunlarının bu ülke için ne derece önemli olduğunun da ortaya koymuştur. 

Türkmenistan, Haziran ayı içerisinde "maddi yetersizlikler" ileri sürerek iki yıl önce Bakü’de açtığı büyükelçiliğini kapatma kararı almıştır.111 
Ancak aynı günlerde Türkmenistan’da büyükelçiliği bulunmayan Azerbaycan, Dışişleri kanalı ile Aşkabat’ta büyükelçilik açmayı planladığını açıklamıştır.112 
Petrol kaynaklarının ve doğal gaz boru hattının paylaşımı konularında anlaşamayan Türkmenistan ile Azerbaycan, ilişkilerin gerginleştirildiği bir ortamda yeni bir anlaşmazlıkla daha karşı karşıya gelmiştir. Bu anlaşmazlığın temelinde Türkmenistan’ın Azerbaycan’dan olan alacaklarını istemesi ve ödenmemesi durumunda bu borcun üçüncü bir tarafa satılacağı konusunda bu ülkeye nota vermesi yatmaktadır. Bu son nota ile zaten kötü durumda olan ilişkiler daha da bozulmuştur.113

Dünyanın birçok ülkesinde büyükelçilik açmış olan Azerbaycan hem önemli sorunları olduğu ve hem de etnik köken itibariye mevcut yakınlığı bulunan Türkmenistan’dan ve diğer Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden BDT içerisinde savaş halinde olduğu Ermenistan lehine bir baskı unsuru olarak kullanabileceği bu ülkelerde ve Türkmenistan’da büyükelçilik daha açmamıştır. Bu Azerbaycan’ın yakIn çevre ve Orta Asya politikasındaki büyük bir handikap olarak değerlendirilmektedir. Azerbaycan bu hadisede sonra Türkmenistan’da bir büyükelçilik açacağını açıklamıştır. 

 < Hazar’da en önemli sorunlardan birisi olan ve Azerbaycan ile Türkmenistan arasında yaşanan paylaşım sorununa İran dışında, Rusya ve Kazakistan pek karışmak istenmemekte ve bu sorunun ancak ilgili taraflar arasında çözülmesi gereği vurgulamaktadır. >

Hazar’da Azeri-Türkmen gerginliği Türkmenistan’ı bir çıkmaza daha sokmaktadır. Zira Türkmenistan 1996’dan beri Hazar’daki yataklarını işletecek uluslararası şirketler bulmakta zorluklar yaşamaktadır.114 Bu sıkıntıyı Hazar’da, İran ile de sorunları bulunan Azerbaycan’ın da zaman zaman yaşadığının şahidi olunmaktadır. Azerbaycan, ExxonMobil şirketi ile yaptığı "Savalan" yatağı anlaşmasını bu şirket, İran ile sorunların çözülmesi şartına bağlayarak anlaşmadan vazgeçmiştir. Yine 23 Temmuz’da İran ile "Alov" yatağında yaşanan sorunlar sebebiyle İngiliz BP şirketi büyük ekonomik kayıplara uğradığını belirtmiş ve çalışmalarını sorunlar çözülünceye kadar durdurma kararı almıştır.115 

Hazar’da en önemli sorunlardan birisi olan ve Azerbaycan ile Türkmenistan arasında yaşanan paylaşım sorununa İran dışında, Rusya ve Kazakistan pek karışmak istenmemekte ve bu sorunun ancak ilgili taraflar arasında çözülmesi gereği vurgulamaktadır. 

Azerbaycan-İran Gerginliği 

17 Temmuz 2001’de Bakü’yü ziyaret eden İran İslam Cumhuriyeti Güvenlik Konseyi Sekreteri Hasan Ruhani’nin Azerbaycan ziyaretini kısa keserek aniden Tahran’a dönmesi muhtemel gerginliğin ilk işaretlerini vermeye başlamıştır. Zira, 20 Temmuz’da sona eren ziyaretin hemen ardından, 21 Temmuz 2001’de Tahran yönetimince Bakü’ye Hazar’daki "kime ait olduğu belirsiz" alanlarda petrol aranmaması gerektiği konusunda basına yansıtılmayan bir nota verilmiş ve Alov/Elburz yatağında kanunsuz yürütülen çalışmaların durdurulması 
istenmişti.116 Ancak Azerbaycan’ın bunu kabul etmesi pek mümkün gözükmemekteydi. 

23 Temmuz’da Hazar’ın Azerbaycan sektöründe bulunan "Alov"117 yatağında araştırmalar yapan Azerbaycan’a ait "Jeofizik 3" ve "Alif Haciyev" isimli araştırma gemileri İran Hava Kuvvetlerine ait savaş uçakları tarafından taciz edilmiş, bunun yanısıra İran gemisi, çatışma konumuna geçerek, toplarının namlusunu "Jeofizik-3" gemisine yöneltmiş ve Azeri gemilerine derhal bölgeyi terk ederek 5 deniz mili kuzeye çekilmesini, aksi taktirde doğabilecek olayların sorumluluğunun kendilerinde olmayacağını ifade etmiştir.118 

Bakü, Tahran’ın bu adımı karşısında ilişkileri gerginleştirmemek için araştırma gemilerini bölgeden geri çekmiş fakat aynı gece Azerbaycan Başbakanı Artur Rasizade İran’ın Bakü Büyükelçisi Ahad Gazai’yi çağırarak hükümetin itirazını bildiren bir nota vermiştir. Büyükelçi bu notadan sonra ülkeyi terkederek danışmalarda bulunmak üzere İran’a gitmiş119 ve 1 Ağustos 2001’de tekrar Bakü’ye dönmüştür. 

Bütün bu gelişmeler üzerine 24 Temmuz’da açıklama yapan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hamid Rıza Assefi, Tahran’ın meşru haklarını korumak için aldığı önlemler karşısında Bakü’nün şikayet etmesini hayretle izlediklerini söylemiştir. 

İlişkilerin bu denli gerginleştiği bir zamanda İran’ın eski Devrim Muhafızları Komutanı Muhsin Rızai bu olaylarla ilgili olarak açıklama yapmıştır: "...bizi Azerbaycan’ı geri almak zorunda bırakmasınlar... 
Azerbaycan’ın 180 yıl önce, Rusya tarafından işgal edilene kadar İran’ın eyaletlerinden biri olduğunu ve merkezî hükümetin korumaması yüzünden İran’dan ayrılmak zorunda kalmıştır.." Rızai’nin bu açıklaması her ne kadar resmi bir nitelik taşımasa da İran’ın politik yaşamında önemli bir ağırlığı olan bir şahıstan bu nitelikli bir açıklamanın gelmiş olması Azerbaycan’da "İran’dan bir tehdit" olarak algılanmıştır. 

< İran ilk olarak Hazar’ın statüsünün belirlenme sürecinde önemli bir rol oynamak istemektedir ve bunun için de askeri imkanlarından faydalanarak bu yönde Azerbaycan üzerinde baskı kurmaya çalışmaktadır. >

İran ilk olarak Hazar’ın statüsünün belirlenme sürecinde önemli bir rol oynamak istemektedir ve bunun için de askeri imkanlarından faydalanarak bu yönde Azerbaycan üzerinde baskı kurmaya çalışmaktadır.120 Diğer yandan Ermenistan ile iyi ilişkiler içerisinde olan İran, Dağlık Karabağ sorununun çözüm sürecinde de etkin bir bölge devleti rolünde kendisini görmekte ve bu sürece faal olarak katılmak istemektedir. Ancak İran Batı’nın bölgeye olan ilgisinden rahatsızdır ve bölgedeki bu türden askeri güç gösterileriyle Batı’lı şirketlerin bölgeyi terketmesi amacına ulaşmak istemektedir.121 

İran’ın Azerbaycan’a olan bu yöndeki askerî-politik baskıları Tahran’ın amaçlarına kısmen ulaşmasını sağlamıştır. Zira, tartışmalı "Alov" yatağında araştırma yapan İngiliz "BP" şirketinden sonra "Savalan" yatağında çalışmalarını sürdüren Amerikan ExxonMobil şirketi de çalışmalarını durdurduğunu açıklamıştır.122 Aslında bu yataklar Astara (Azerbaycan-İran sınırı) ve Hasan Kulu (Türkmenistan-İran sınırı) arasındaki hattın (ki SSCB İran sınırını da bu hat oluşturmaktaydı) yaklaşık 50-80 km kuzeyinde bulunmaktadır. 

Tahran’ın Bakü’ye askerî-politik baskı uygulayarak Hazar’da gerginliği yükseltmesi nin bir çok amacı bulunmaktadır. Bu amaçlar boru hatları 
stratejisinden İran’ın iç dengelerine kadar ele alınabilecek geniş bir çerçevede bulunmaktadır. 
Tahran yönetiminin fikrince bölgede stratejik üstünlük elde edebilmenin önemli araçlarından birisi Hazar’da askerî-politik baskı uygulamaktır.123 

İran’ın bu hareketi ciddî olarak bir toprak iddiasından ziyade Azerbaycan’a yönelik bir "gözdağı" olarak değerlendirilebilir. İran’ın bu adımı İran-Azerbaycan ilişkileri içerisinde yaşanan en ciddî sorun olmuştur.124 İran ile Azerbaycan arasında yaşanan bu sorunlar sebebiyle çeşitli ülkelerden açıklamalar yapılmıştır. 

25 Temmuz’da ABD, Hazar Denizi’nde enerji kaynakları araştırması yapan iki Azeri gemisine karşı İran’ın askerî müdahale tehdidinde bulunmasını onaylamadığını bildirmiştir.125 ABD ayrıca, 15 Ağustos’ta ikinci bir açıklama daha yaparak İran’ı bölgede provokatörlük yapmakla suçlamıştır. 

Rusya Dışişleri Bakanlığı da bir açıklama yaparak, İran ve Azerbaycan arasında gerçekleşen ve Azerbaycan karasularının İran savaş gemisi tarafından ihlal edildiği iddia edilen olayda "tarafları daha sakin olmaya" davet etmiştir.126 

Hazar’da İran ve Azerbaycan arasında çıkan sorunla ilgili olarak Rusya’nın Azerbaycan’ı açık bir şekilde desteklemesi, Hazar’da askerî bir güç olarak giderek aktifleşen İran’a karşı bu bölgeyi kendi egemenlik bölgesi sayan Rusya’nın İran’a bir ciddî bir tepkisi olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev’in açıkladığı "burası daha önce SSCB-İran sınırı idi, şimdi SSCB yok ama biz hepimiz beraber BDT’yiz"127 sözleri ile BDT’nin ortak savunma şemsiyesi altına girebileceğinin sinyallerini vermesi Rusya tarafından Azerbaycan’ın pozisyonunun desteklenmesi amacını taşımaktadır. 

İran’ın, Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın da yüzde 10’luk bir hisseye sahip olduğu bu sahalara128 yönelik tacizleri sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı bu husustaki ilk resmî açıklamasını olaydan ancak iki hafta sonra 8 Ağustos’ta yaparak, İran ve Azerbaycan arasındaki tansiyonun düşürülmesi çağrısında bulunmuş ve meselenin diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini belirtmiştir. Ardından 13 Ağustos’ta İran’ın Ankara Büyükelçisi, bakanlığa çağrılarak kendisine Türkiye’nin rahatsızlığı iletilmiştir. Ancak Türkiye’nin bu rahatsızlığı, İran basını tarafından Hazar’a kıyıdaş ülkeler arasındaki ihtilaflara üçüncü bir ülkenin müdahalesi olarak değerlendirilmiştir.129 

23 Haziran’daki olayla ilgili olarak Hazar’a kıyısı bulunan ve "ortay hat" bölümlenmesine göre en çok paya sahip olan Kazakistan 27 Temmuz’da Dışişleri kanalıyla yapmış olduğu açıklamada bu olayı "BM normlarının ve Hazar’a kıyıdaş olan ülkelerin yapmış oldukları anlaşmaların bozulması olarak değerlendirmiş ve Hazar’da güç kullanılmasına teşebbüsün kabul edilemez olduğunu ifade etmiştir.130 Kazakistan yaptığı bu açıklamayla Azerbaycan’a açık bir destek vermiştir. 

İran Cumhurbaşkanı Hatemi, 18 Nisan 2001’de yaptığı bir açıklamayla "ülkesinin Hazar’daki ulusal çıkarlarını korumak için gerekirse silahlı kuvvetlerini kullanabileceğini ve İran ordusunun her an savaşa hazır olduğunu" ifade ederek bu olaya yeni bir boyut kazandırmıştır. 

İran Dışişleri Bakanlığı ise "İran’ın, Hazar’daki ulusal sektörü içerisindeki zengin petrol yataklarını koruyabilecek güçte olduklarını" açıklamıştır.131 Aslında, İran, 1994’den beri Azerbaycan’ın yürüttüğü petrol siyasetinden rahatsızlığını çeşitli politik ve diplomatik usullerle dile getirmekteydi. Fakat, Tahran, Hazar bölgesinde ortaya çıkan sorunlara ilk defa bu denli (askerî) bir reaksiyon vermiştir. 

Hazar’da Boru Hatları Mücadelesi ve Çevre Sorunu Tartışmaları 

Hazar’da statü ve kaynakların paylaşımı gibi sürekli gündemde olan sorunların yanısıra bir diğer sorun Hazar’ın ekolojisidir. Hazar’da mevcut paylaşım sorunları ile beraber telaffuz edilen ve boru hatları projeleri ile anılmaya başlanan çevre sorunları 80’li yılların başlarında gündeme gelmiş, ama daha sonra kıyıdaş ülkelerin bağımsızlıklarını kazanması ve büyük petrol oyununun başlamasıyla bu sorun ikinci plana itilmiştir. 

Aslında zengin bir floraya sahip olan Hazar’da çevre kaygıları önemli dayanak lara sahip olacak niteliktedir. Ancak bu su havzasında çevre sorunlarını gündeme getirenler bunu bir politika argümanı olarak kullanmakta ve bu konuyu ileri sürerek diğer bir mücadelenin yürütüldüğü alan olan boru hatları tartışmalarında üstünlük sağlamayı arzulamak-tadırlar. Zira Hazar’da kaynakların paylaşımı kadar, elde edilecek petrol ve doğal gazın Batı pazarlarına ulaştırılması da oldukça önemlidir. 

Hazar’ın hukuki statüsünün belirlenmesi hem de Hazar bölgesi enerji kaynaklarının Batı pazarlarına taşınmasını sağlayacak boru hatları açısından da önem arzetmektedir. Statü sorununun sonucunun direkt olarak etkileyecek olan boru hatları projesi için mücadele eden ülkelerden başta Türkiye ve Rusya’nın yanısıra; İran, Pakistan, Çin, Japonya, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Bulgaristan, Yunanistan, ABD ve AB bu konuda değişik senaryolar ileri sürmektedirler. 

Rusya Federasyonu ve İran, Azerbaycan’ı Hazar’ın kaynaklarının kullanılmasında hassas ekolojik dengeleri gözetmemekle suçlamaktadır.132 

Ancak bu ülkeler "ekoloji" sorunlarını sadece, Batı çıkışlı petrol ve doğal gaz boru hatlarını engellemek için bir "sebep" olarak hatırlamaktadırlar. 

Rusya, Trans-Hazar gibi "Batı çıkışlı" petrol ve doğal gaz boru hatları gündeme geldiğinde "Hazar’ın ekolojik sistemi" ve bölgenin "sismik aktifliği" 
gibi tezler ileri sürerek bu projeleri engellemeye çalışmaktadır.133 Ancak, Rusya’nın her defa ileri sürdüğü Hazar’ın ekolojik yapısının zarar göreceğine yönelik endişeleri çok da inandırıcı olmamaktadır. Zira SSCB döneminde Hazar’ın kirletilmesinin en büyük sorumlusu yine Hazar petrollerini hiçbir tedbir almadan kullanan Ruslar olmuşlardır.134 

Rusya ve İran, bir yandan Hazar’dan geçecek petrol ve doğal gaz boru hatlarına karşı çıkarken diğer yandan da Hazar petrollerini RusyaKazakistan-Türkmenistan-İran yoluyla Fars Körfezi’ne indirmeyi planlamaktadır. Genelde İran, Hazar petrol ve doğal gazını Batı pazarlarına ulaştıracak en elverişli güzergâhı kendi topraklarında görmektedir.135 

Rusya ve İran’ın, Hazar’da önem verdiği (veya verir göründüğü) Hazar’ın eko-sistemi aslında sakınca teşkil edebilecek niteliklere ulaşmaktadır. Bu ülkeler, Hazar’daki kirliliğin ve özellikle de petrol kirliliğinin, "mersin balığı" ve "havyar" üretimini tehdit edecek boyutlara vardığını savunmaya başlamışlardır. Örneğin, İran Balıkçılık Bürosu tarafından yapılan bir açıklamada, petrol sızıntıları, kimyasal ve diğer sınai atıklar nedeniyle 1990’dan beri aşırı kirlenen Hazar’ın, çok yakın bir gelecekte Karadeniz’in durumuna düşeceği ifade edilmiştir.136 

Hazar, aslında sadece petrol ve doğal gaz kaynakları itibariyle değil ve hem de zengin balık çeşitleriyle ve değerli havyar üretimi açısında da önem kazanan bir bölge niteliğindedir. Günümüzde bir ton havyarın bir ton petrolden 20 bin defa daha pahalı olduğu göz önüne alınırsa Hazar’da biyolojik varlıkların korunmasının önemi daha iyi anlaşılacaktır.137 Ancak çevre sorunu endişesi statü ve boru hatları oyununda bir araç olmadığı sürece bir anlam kazanacaktır. 

4 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR



****

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder