23 Mart 2016 Çarşamba

1980 Sonrası Dönemde Gelir Dağılımında Meydana Gelen Değişmeler BÖLÜM 1




1980 Sonrası Dönemde Gelir Dağılımında Meydana Gelen Değişmeler BÖLÜM 1 



Sami Güçlü* 
Mahmut Bilen** 



Yeni Türkiye Dergisi, Sayı. 6, Eylül - Ekim 1995. ss. 160-171 
GİRİŞ 

İnsanların ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için üretimde bulunması ne kadar önemliyse, üretilen malların, bir başka ifadeyle, meydana getirilen hasılanın dağılımı da aynı şekilde büyük önem arz etmektedir. 
Nitekim, iktisat teorisi çerçevesinde iktisadi okulların hepsi bu konuyu ele almış ve kurmuş oldukları gelir dağılımı modellerinde genelde fonksiyonel gelir dağılımı üzerinde durmuşlardır. Gelir dağılımı teorileri, genellikle piyasa dağılımı veya birincil gelir dağılımı üzerinde dururken, 1929 kriziyle devletin ekonomide değişen fonksiyonu ile gelirin bir kesimden diğer bir kesime aktarılmasıyla, yani 
ikincil gelir dağılımı önem kazanmıştır. Bu nedenle, gelirin adil dağılımı sosyal devletin en önemli görevleri arasında yer almaya başlamıştır. Bu gelişmenin bir sonucu olarak, farklı ekonomik sistemlere sahip ve farklı gelişme seviyelerinde bulunan tüm ülkelerde gelir dağılımının iyileştirilmesi, iktisat politikasının temel amaçları arasında yer almaktadır. 

Bir ülkede gelirin dağılımı, o ülkenin gelişmişlik düzeyi, toplumun sosyal ve idari yapısı hakkında bir fikir verebilmektedir. Nitekim, gelir dağılımının bozuk olduğu ülkelerde, genelikle siyasi yapının da demokratik olmadığı gözlenmektedir. Buna karşılık demokratik toplumlarda, oluşturulan özgür grupların faaliyetleri, talepleri, denetimleri sonucunda gelirin daha adil dağıldığı görülmektedir. 

 Bu çalışmada, ilk önce, kısaca Türkiye 'de kişisel gelir dağılımı hakkında bilgi verilecek ve daha sonra fonksiyonel gelir dağılımı üzerinde durulacaktır. Bu sebeple, ülkemizde uygulanan iktisat politikalarındaki değişikliklerin gelir dağılımı üzerindeki etkisini ortaya koyabilmek için, 1980 öncesi ve sonrasında, fonksiyonel gelir dağılımının nasıl bir gelişme gösterdiği, ayrı dönemler halinde 
incelenecektir. 

l. KIŞISEL GELIR DAĞILIMINDAKI GELIŞMELER 

Ülkemizde, farklı tarihlerde, çeşitli kurumlar tarafından yapılmış gelir dağılımı araştırmaları, çeşitli yönleriyle birbirinden farklılıklar arz etmektedir. Bu farklılıklar, araştırmanın kapsadığı alan, örnekleme yöntemi ve örnek sayısı olarak sıralanabilir. Ifade edilen farklılıklara rağmen, bu araştırmalardan elde edilen verilerle, kişisel gelir dağılımının nasıl bir gelişme gösterdiği izah edilebilir. 

Son dönemlerde kişisel gelir dağılımı tahlilinde en çok kulanılan yöntem, nüfusun yüzde yirmilik dilimlerine düşen gelir paylarının belirlenmesidir. Bu sebeple, 1963 'den 1988 'e kadar yapılan gelir dağılımı araştırmalarında hareketle, gelirin nüfus dilimlerine nasıl dağıldığı incelenebilir. Tablo 1'de, muhtelif yıllarda yapılmış, kişisel gelir dağılımları verilmiştir. Genel bir ifadeyle sölemek gerekirse, uzun bir dönemi kapsayan bu çalışmalarda, ülkemizdeki kişisel gelir dağılımının, gayri adil olduğu görülmektedir. 1963 'de yapılan gelir dağılımı araştırmasında, nüfusun en düşük gelirli %20 'lik kesimi, gelirin ancak % 4,5 'ni alırken, nüfusun en yüksek gelirli kesimi, gelirin %57 'ni almaktadır. Gelirin yarısından fazlası nüfusun %20 'si tarafından kullanılmaktadır. 1963 yılından sonra 1987 yılına kadar yapılan çeşitli araştırmalarda, sözkonusu kesimlerin paylarında sınırlı bir şekilde düşme ve yükselme olmakla birlikte, 1987 'de DIE tarafından yapılan gelir dağılımı araştırmasında, aynı kesimlerin sırayla gelirdeki payı % 5,2 ve % 50 olmuştır. 1987 araştırmasından elde edilen veriler, 1963 yılı sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, Türkiye'de, üst gelir gruplarından alt gelir gruplarına doğru sınırlı bir gelir aktarımı olduğu görülmektedir. Aynı şekilde gelirin yoğunlaşmasını ifade eden gini katsayısı, 1963 gelir dağılımı araştırmasında 0,55 iken, 1987 'deki araştırmada 0,43 olarak hesaplanmıştır. Son dönemlede gözlenen bu 
sınırlı düzelmede, personel kanunundaki değişikliğin, ücretliler ve diğer dar gelirliler yararına gelir 

* Doç. Dr. Sakarya Üniversitesi İ.İ.B.F. İktisat Bölümü. 
** Arş. Gör., Sakarya Üniversitesi İ.İ.B.F. İktisat Bölümü. 


1980 Sonrası Dönemde Gelir Dağılımında Meydana Gelen Değişmeler vergisi oranının azaltılmasının, vergi iadesi sağlanmasının ve toplu iş sözleşmeleri ile sağlanan ücret artışlarının etkisi olmuştur.1 

Gelişmiş ülkelerde, en düşük gelirli nüfusun % 20 'lik kesimi, gelirin %7-8 'ni alırken, en yüksek gelirli kesim, gelirin %40 'ını almaktadır. Hatta son dönemlerde, bu ülkelerde en yüksek gelirli kesimin gelirdeki payını, %40 'ların altına indirmeye yönelik hedef ve politikalar izlenmektedir.2 

Ülkemizde olduğu gibi gelişmekte olan ülkelerde, gelir dağılımının gelişmiş ülkelere göre daha adaletsiz dağılmasının en önemli nedeni, tarım kesminin ekonomideki ağırlığını koruması ve dolayısıyla nüfusun büyük kesminin tarım sektöründe çalışmasıdır. Gelişmiş ülkelerde, gelir dağılımının daha adil bir şekilde dağılmasında, uygulanan sosyal politikalar yanında, ücretliler kesminin payının yükselmiş olması ve firmaların halka açılmasıyla servetin alt ve orta gelir gruplarına yayılmasının önemli rolü olmuştur. 

Ülkemizde, özellikle 1970 'li yılların sonlarına doğru hızlanan ve 1980 yılında üç haneli rakama ulaşan enflasyon, alınan tedbirlerle belirli bir düzeye çekilmekle birlikte, yüksek sevyesini hep korumuştur. Yüksek oranlı ve sürekli enflasyonun, gelir dağılımı üzerinde bozucu bir etkide bulunması ve hanehalkının satınalma gücünü olumsuz yönde etkilemesi kaçınılmazdır. 1980 ile 1988 yılları arasında 
ülkemizde, zorunlu tüketim malları fiyatları 12 ile 55 kat arasında artış gösterirken, söz konusu dönemde ücretlerdeki artışı, bu kesimin satın alma gücünü korumaya yetmemiştir.3 

1987 yılında DIE 'nin yapmış olduğu gelir dağılımı araştırmasına göre, hane halkının % 32,6 'nın teşkil eden ücretliler, toplam gelirin %32,7 'ni almaktadır. Gelişmiş ülkelerde ise ücretlilerin çalışanlar içindeki payının yüksek olması yanında, toplam gelirdeki payları da %60 - 80 arasında değişmektedir. Diğer taraftan ülkemizde, ücretsiz aile işlerinde çalışanların da yer aldığı diğer çalışanlar grubunun, toplam çalışanlar içindeki payının yüksekliği (yaklaşık %40) ve gelirdeki paylarının yaklaşık %10 olması, gelir dağılımının bozukluğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. 

ll. TÜRKIYE 'DE FONKSIYONEL GELIR DAĞILIMI TAHLILI 

Fonksiyonel gelir dağılımı, üretim süreci sonucunda meydana gelen hasılanın faktörler arasında paylaşılmasıdır. Yani, hasılanın ne kadarının ücret-maaş geliri, ne kadarının tarım geliri ve ne kadarının kâr - faiz geliri şeklinde dağılmasıyla ilgilidir. Gelirin fonksiyonel dağılımı, bir ülkenin gelişmişlik seviyesi hakkında oldukça sağlıklı bilgi verebilir. Nitekim, gelişmiş ülkelerde, iktisadi kalkınmanın başlangıç dönemlerinde tarım kesimi, milli gelirden en büyük payı alırken, gelişme düzeyi yükseldikçe ücretlilerin payının arttığı gözlenmiştir. Gelişmekte olan ülkelerde ise tarım kesminin milli gelirdeki payı önemini korurken, ücretlilerin geliri, nisbi olarak daha düşüktür. 

Ülkemizde, fonksiyonel gelir dağılımının gösterdiği gelişmeler, uygulanan ekonomi politikalarının değişmesinden dolayı, 1980 öncesi ve sonrası 
şeklinde, iki ayrı döneme ayrılarak incelenecektir. 

 A. 1980 Öncesi Dönemde Gözlenen Gelişmeler 

Genellikle gelişmekte olan ülkeler, kendi bünyeleriden kaynaklanan bir faktörel dengesizlik içindedir. Bu ülkelerde emek arzının fazlalığına karşılık sermaye kıt bir üretim faktörüdür. Bu durumda, piyasalara müdahale edilmediği taktirde, emek ve sermaye piyasalarında arz ve talep kanunları çerçevesinde faktörlerin fiyatları, yani ücret ve faizi seviyesi, bu faktörlerin kıtlık derecesine göre 
belirlenir. Şayet uygulanan ekonomi politikaları, faktör fiyatlarını etkiliyorsa, oluşan fiyatlar faktörlerin gerçek değerinini vermez. Bu sebeple, üretim faktörlerinin gelir elde etme oranları değişebilmektedir.4 

Türkiye 'de fonksiyonel gelir dağılımı konusunda, 1963 'den önce, çok kapsamlı çalışmalara rastlanmamaktadır.5 Daha sonraki yıllarda yapılan çalışmalar içinde en güvenilir olanı, 1973 yılında DPT tarafından gerçekleştirilen gelir dağılmı araştırmasıdır. Bu araştırmaya göre, gelir türlerinden kâr, faiz, Rant birinci grubu, Ücret ikinci grubu ve Küçük üreticiler de Üçüncü grubu oluşturmaktadır. 

1 Alptekin Doğan, Gelir Dağılımın İyileştirilmesi ve Toplumun Çağdaş Standardının Yükseltilmesi ve Gelir ve Refah Politikalarının Rasyonel Yapıda Yönlendirilmesi, DPT, Ankara: 1988, s. 24. 

2 İlhan Dülger, Türkiye 'nin AT 'ye Girşinin Gelir Dağılımı Üzerine Beklenen Etkileri, A.Ü. Araştırma ve Uygulama Merkezi , Ankara: 1989, s. 2 
3 Tamer Berksoy, Enflasyonun Hanehalkı Üzerindeki Etkileri, İTO Yayını, İstanbul: Temmuz 1989, s. 24. 

4 Ercan Dülgeroğlu, Mustafa Aytaç, Tahir Baştaymaz, Kentlerde Yaşayan Ücretli Kesmin Talefi Edici ve Tamamlayıcı Gelir 
Kaynakları: Bursa Örneği, Friedrick Ebert Vakfı, Bursa: 1992, s. 23. 

5 Bununla birlikte, 1950-65 dönemini kapsayan Tarım dışı kesimlerde ücretlilerin geliri ile ilgili K. Boratav 'ın araştırmasından bahsedilebilir. 
"1950-1965 Döneminde Tarım Dışındaki emekçi Gruplar Açısından Gelir Dağılımındaki Değişiklikler", A. Ü. SBF Dergisi, No 1, Cilt 24, Ankara: Mart1969. 


Hanehalkının % 16.5 'i faiz, kâr ve rant geliri adı altında milli gelirin % 41,2 'sini, hanehalkının % 35,4 'ünü oluşturan ücretliler ise milli gelirin ancak % 28,3 'ünü almaktadır. Hanehalkının geri kalan % 48,1 'i ise küçük üreticiler olup, bunların milli gelirden aldıkları pay % 30,5 'den ibarettir. Tablo 2 'de görüldüğü gibi nüfusun en büyük kısmını oluşturan küçük üretici kesimin gelirden aldığı pay, nüfus paylarının çok altındadır. Buna karşılık "kâr, faiz, rant" geliri elde eden hanelerin gelir payları, nüfus paylarının yaklaşık 2,5 katıdır. Bu dönemde gelir türleri arasında endüşük ortalama, "küçük üretici" gelirlerinde (12.578 TL) 
olmasına karşılık, hanehalkı başına ortalama " kâr, faiz, rant " gelirleri ortalaması 50.000 TL civarındadır. 

Gini katsayısına göre, üç gelir türü arasında en dengeli dağılım "ücret" gelirlerinde, eşitlikten en uzak dağılım ise "kâr, faiz, rant" gelirlerindedir. Bu oranlar, gelir dağılımı eşitsizliğinin temelinde, üretim araçları mülkiyetinin adaletsiz dağılımının bulunduğunu göstermektedir. Diğer taraftan, ücretliler ile 
küçük üretici kesimin gelirlerinin tamamının, bu grupların kendi üretim faliyetleri sonucunda elde edilmediği ifade edilmektedir. Ücretli grubun gelirlerinin yaklaşık % 25 'i kendi kesim gelirleri dışından elde edilmiştir. Bu oran, küçük üreticiler için % 23,5 'dır. Buna karşılık, sermaye geliri elde edenlerin gelirlerinin % 91,7 'si kâr, faiz ve rant gelirleridir.6 Bu durum, gerçekte gelir dağılımının, ortaya çıkan tablodan daha bozuk olduğunu ifade etmektedir. 

Bu arada, S. Özmucur tarafından hesaplanan, fonksiyonel gelir dağılmı değerlerinden bahsetmek gerekir. Tablo 3 'de görüldüğü gibi, bu çalışmaya göre, tarımın faktör gelirleri içindeki payı 1963 - 1980 döneminde % 41,2 'den % 23,9 'a düşmüştür. Önemli mevsim değişiklikleri dışında, 1963 - 1976 döneminde tarım gelirlerinde yavaş bir düşme gözlenmektedir. Ancak, yüksek enflasyon döneminin başladığı 1977 'den sonra, bu düşüş hızlanmaktadır. Tarımsal ürün fiyatlarının sanayi mamülleri fiyatlarının gerisinde kalmasıyla iç ticaret haddinde görülen gerileme, tarım kesiminin gelir kaybıyla sonuçlanmıştır.7 Bununla beraber gelişme sürecinde tarımın, toplam gelir içindeki payının düşmesi elbette beklenen bir sonuçtur. 8 

Maaş ve ücretlerin toplam gelir içindeki payı 1963 - 1969 döneminde yüzde 21 'den yüzde 31 'e yükselmiştir. 1970 - 1976 yıllarında ücretlerin payında önemli bir değişme olmazken, 1977 yılında bu kesimin payı, en yüksek seviyesi olan % 36,8 'e ulaşmıştır. Bu tarihten sonra, özellikle fiyatlar genel düzeyinin yükselmesi, sabit sermaye yatırımlarının düşmesi ve ücret artışları üzerideki baskılar etkisiyle 1980 'de % 26,5 'e gerilemiştir. Ülkelerin gelişme sürecinde, maaş ve ücretlerin toplam faktör gelirleri içindeki payının artması beklenir. Nitekim, OECD ülkelerinde bu kesimin gelir içindeki payı % 70 'ler düzeyinde bulunmaktadır. 9 Yukarıda ifade edilen gelişmelere bağlı olarak "Faiz, rant, kâr" gelir grubunun milli gelirden aldığı pay, 1963 yılında % 37,3 düzeyinde iken, hızlı bir artış ile 1980 'de % 49,4 seviyesine ulaşmıştır. 

1980 öncesi dönemde gelir dağılımında meydana gelen değişmelerin sebepleri şöyle özetlenebilir. Ücretlerin payının artış göstermesinde öncelikle 1963 yılından itibaren toplu iş sözleşmesi sisteminin uygulanmaya başlamasının etkisi olduğu ifade edilmelidir. Bu yıllarda sendikalar ve kamuoyunda, daha önceki dönemlerde kâr marjının yüksek olduğu yönündeki kanaatin hakim olması nedeniyle, ücret talepleri yüksek olmuştur. Bu sebeple, 1963 - 67 yılları arasında reel ücretlerin prodüktivite artışının üzerinde bir seviyede ve hızla yükseldiği görülmektedir. En yüksek ücret artışı 1964 ve 1965 yıllarında meydana gelmiştir. Bu dönemde, hızlı kalkınma sebebiyle talebin canlı olması, artan ücretin ya maliyetlere yedirilmesi veya genel fiyatlara yansıtılmasına imkân sağlamıştır. Fiyatların bir üst seviyede dengeye gelmesi sebebiyle, ücret - fiyat yarışından söz edilmemiştir. Bu sebeple, milli gelirin faktör gelirleri arasındaki bölüşümünde ücretlerin payı artmıştır. 1970 devalüasyonuyla şiddetlenen enflasyon karşısında ücret fiyat yarışı başlamıştır. 1973 yılından itibaren petrol fiyatlarına ve dünya konjonktürüne bağlı olarak ekonomik yapıda meydana gelen dalgalanmalar, imalat sanayiinde kişi başına düşen katma değerde gerilemelere sebep olmuştur. Fakat toplu pazarlık sisteminin etkisiyle bu durum, uzun süre 
ücretlere yansımamış ve ücretler 1977 'ye kadar yükselmeye devam etmiştir.10 

6 Hüseyin Şahin, a. g. e., s. 209. 
7 Mustafa Sönmez, a. g. e., s. 110. 
8 Süleyman Özmucur, "Gelirin Fonksiyonel Dağılımı 1963 - 1984", İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası, Sayı 1 - 4, Cilt 44, İstanbul: 1988, s. 163. 
9 a. g. m., s. 13. 
10 Sabahattin Zaim, a. g. e., s. 348. 



Daha sonraki yıllada, ücretlilerin payı hızlı bir şekilde düşerken, sermaye kesminin payı çok daha hızlı bir şekilde artmaya başlamıştır. Bu artışta, uygulanan faiz politikasının da etkisi olmuştur. Özellikle üretici kesim, düşük maliyetli kredi kulanmak suretiyleartan toplam gelir içindeki payını artırmıştır. 

Tarım kesimi açısından gelir dağılımının aleyhe dönmesinin en önemli sebeplerinden biri, iç ve dış ticaret hadlerinin sürekli tarım aleyhine gelişme göstermesidir. Dünyada 1974 - 1983 döneminde, tarım ürünleri mamül mallar fiyatlar oranı, yarı yarıya düşme göstermiştir. Bu gerilemenin iç piyasaya olduğu gibi intikaline izin veren Türk tarım politikaları dolayısıyla iç ticaret hadleri bunu izlemiştir. 
Nitekim, 1963 yılı baz (100) alındığında, tarım-sanayi endeksi 1981 'de 74 'e düşmüştür. Bu düşüme, tarım kesimi gelirlerinin dörtte bir oranında azalmasını ifade etmektedir. 

Bunlara ilave olarak, 1980 öncesi dönemde gelir dağılımının kötüleşmesinde etkili olan iki faktör daha sayılabilir. Birincisi, KIT fiyatlarının sabit tutulması, ikincisi gerçekçi olmayan kur politikaları olup, 
bunlardan dolayı Türkiye 'de 70 'li yıllarda, rant gelir gruplarına önemli ölçüde gelir trasferi yapılmış ve bunların sonucunda gelir ve servet dağılımında yeni dengesizlikler oluşmuştur.11

 B. 1980 Sonrası Dönemdeki Gelişmeler 


1970 'lerin sonlarında yaşanan toplumsal ve siyasi bunalım ile birlikte, hızla yükselen enflasyon ve döviz darboğazı, Türkiye ekonomisinde, 24 Ocak Istikrar Tedbirlerinin alınmasını zorunlu hale getirmiştir. Daha sonra, bu istikrar tedbirlerinin devamı ve tamamlayıcısı olarak alınan yeni tedbirlerle birlikte, kısa dönemde ekonomide istikrarının sağlanması, uzun dönemde ekonominin yeniden yapılanması amaçlanmıştır. Kısaca ifade etmek gerekirse, piyasa ekonomisine geçilmesi, bunun için; fiyatların, döviz kurunun serbestçe belirlenmesi benimsenirken, ithal ikameci sanayileşme politikası 
yerine ihracata dayalı sanayileşme politikası uygulamaya konmuştur. Konumuz bakımından önemli olan hususlar ise, yeni dönemde yüksek faiz politikası uygulamasına geçilmesi ve sendikal haklara getirilen kısıtlamalardır. 

1980 sonrası dönemde yapılan gelir dağılımı araştırmalarından en önemlisi, DIE tarafında 1987 yılında gerçekleştirilmiştir (Tablo 4). Bu araştırmada, 1973 yılında yapılan araştırmadan farklı olarak, dörtlü bir ayırıma gidilerek, gelir grupları belirlemiştir. Bu araştırmaya göre, Türkiye 'de fonksiyonel gelir 
dağılımı şöyle özetlenebilir. Toplam gelir içinde %52,6 'lık payları ile müteşebbislerin en büyük payı aldığı, bunu %27 'lik pay ile ücretlilerin takip ettiği görülmektedir.Kira gelirinin payı %13,3 ve faiz gelirlerinin payı ise yaklaşık %2 olarak belirlenmiştir. Gelir grupları paylarının verdiği sonuç, gelirin adaletsiz bir dağılım gösterdiğidir. 

1980 - 1990 dönemiyle ilgili, daha genel bir değerlendirmeyi, tablo 5 'e göre şöyle yapmak mümkündür. 1980 öncesi dönemde düşme eğiliminde olan tarımın milli gelirdeki payı, 1980 sonrası dönemde de düşmeye devam etmiştir. 1980 'de bu kesimin gelirden aldığı pay % 23,8 iken 1990 yılına gelindiğinde % 15,2 'ye düşmüştür. Kâr, faiz, rant gelir grubunun aldığı payı ise 1980 'de % 49,47 iken, 1990 'da % 70,9 'a yükselmiştir. Çalışma hayatına getirilen kısıtlamalardan dolayı, ücretliler kesiminin 1980 sonrası dönemde pazarlık güçleri azalmıştır. Hükümetler, enflasyonu önlemek amacıla, ilk önce kamu çalışanlarının ücretleri ni enflasyonun altında tutmuşlardır. Bu nedenle, ücretlilerin sözkonusu dönem de milli gelirden aldığı pay, büyük oranda gerileyerek, 1980 'de % 26,7 'den 1990 'da % 13,9 'a düşmüştür. 12 

Gelir dağılımındaki değişmeyi değerlendirmede, baş vurulacak bir başka kaynak da, Türkiye 'deki en büyük 500 sanayi firmasının oluşturduğu katma değerin dağılımındaki değişmedir. Tablo 5 'de görüldüğü gibi, 500 büyük sanayi firması, Türkiye sanayiinde yaratılan katma değerin % 34,2 'sini ve sanayi kesmindeki istihdamın % 32 'si sağlamaktadır.13 Bu firmalara ait verilere göre, 1982 - 1988 yılları arasında maaş ve ücretlerin sağlanan katma değerdeki payı, büyük bir düşüşle % 52 'den % 33,5 'e gerilendiği görülmektedir. Ancak, faktör gelirleri içinde maaş ve ücretler aleyhine gelişen bu durum, 1989 yılından itibaren değişerek, maaş ve ücretlerin faktör geliri içindeki payı hızla artarak 1992 de % 75 'e yükselmiştir. 500 büyük firmanın net katma değeri içinde ödenen faizler, faktör geliri payında 1982 'de % 27,6 iken 1992 de %39,7 'ye yükselmiştir. Faktör geliri içindeki kârın payı, özellikle son yıllarda bir düşüş eğilimi içine girmiştir. Bununla birlikte, özel büyük firmalarda yaratılan katma değer içinde kârın payı artmaya devam ederken, kamu kesimindeki firmalarda tam tersi bir durum görülmektedir. 

11Besim Üstünel, "Para ve Maliye Politikalarının Gelir Dağılımına Etkisi", Ekonomik ve Sosyal Etütler Konferans Heyeti, İstanbul: 1989, s. 27. 

12 Süleyman Özmucur, 28 Kasım 1989 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi, s. 12. 

13Süleyman Özmucur, "Türkiye 'nin 500 Büyük Firmasında Mali ve Ekonomik Göstergeler" Türkiye'de 500 Büyük Sanayi Kuruluşu, İSO Dergisi, Yıl: 2, Sayı 247, İstanbul: 15 Eylül 1986, s. 144. 


Yani, kamu kuruluşların yarattığı katma değer, maaş ve ücretlerin altında kalmaktadır. Kamu kesmi firmalarında katma değerin % 117,5 'i ödenen maaş 
ve ücretlere aittir. Ödenen faizler % 64,2 pay alırken, kâr payı da eksi % 82 'dir. Bu durum, kamu iktisadi kuruluşlarının içinde bulundukları dar boğazı çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.14 

1. 1980 Sonrası Dönemde Gelir Dağılımın Bozulmasında Etkili Olan Faktörler ve Politikalar 

Daha önce de ifade edildiği gibi, ülkemizdeki gelir dağılımı, özellikle 1980 sonrası dönemde daha da kötüleşmiştir. Bilhassa emek kesiminin payı olan ücret ve maaşların milli gelirdeki payı iyice düşmüştür. Buna karşılık sermaye geliri olarak ifade edilen faiz, rant ve kâr gelirlerinin milli gelirdeki payı artmıştır. Gelir dağılımındaki bu değişmelerin ülkede uygulanan ekonomik politikalar ve bazı 
faktörlerin etkisi olduğu tabiidir. Kısaca bu nedenler üzerinde durulabilir. 

a. Nüfus Artışıyla Beraber Artan Işsizlik 

Ülkemizde, nüfus artış hızının yaklaşık % 2 seviyesinde olması, her yıl emek piyasasına artan miktarda işgücünün dahil olmasına sebep olmaktadır. Diğer taraftan, 1978 yılından itibaren başlayan yüksek enflasyon sürecinde, yatırımlarda gözlenen gerilemeyle birlikte, ekonominin istihdam sağlama kapasitesindeki artış yavaşlamıştır. 1980 sonrası dönemde, özellikle imalat sanayiinde ve inşaat sektöründe istihdam hacmi düşme göstermiştir. Bu gelişmeler, bir yandan işsizlik oranının artmasına, diğer yandan işgücünün düşük verimli alanlarda yığılmasına sebep olmuştur. Bu süreç, gelir bölüşümünün 
geniş çalışanlar kitlesi aleyhine dönmesinde etkili olmuştur. 

Ekonominin yeni iş sağlama kapasitesindeki düşüşün dolaylı etkisi, işsizlik üzerinde görülmektedir. 1980 öncesi dönemde, işsizlik oranı %14 seviyesinde iken, 1990' larda, eksik istihdam edilenlerle birlikte işsizlik oranı %20' lere yaklaşmıştır. Işsizlik oranındaki artış, çalışanlar kitlesinin reel gelir yitirmesine ve gelir bölüşümünün emek kesmi aleyhine dönmeside rol alan önemli bir faktördür.15

 b. Reel Ücret ve Maaşlardaki Gerileme ve Fiyat Artışları 

1980 sonrası dönemde, çalışma hayatına getirilen hukuki düzenlemelerle birlikte çalışanların ücret ve maaşlarının düşük tutulması ve uygulanan genel ekonomi politikalarının sonucu olarak, ücret gelirlerinin milli gelirdeki payı bir düşme göstermiştir. Daha önce de ifade edildiği gibi, 1990 'da ücret ve maaşların milli gelirdeki payı % 13,9 'a düşmüştür. Her ne kadar Türkiye 'de ücret ve maaş 
istatistiklerinin yeterli olmadığı ifade edilse de16, Türkiye genelinde ücretlilerin, cari ve reel ortalama aylık ücretlerinden hareketle bir değlendirme yapılabilir. (tablo 6) 

Türkiye 'de 1980 sonrası dönemde ücretlilerin reel satınalma gücündeki gelişmeyi izleyebilmek için, ücretlerdeki nominal artışları fiyat artışlarının üzerinde olup olmadığına bakmak gerekir. Türkiye genelinde ücretlilerin ortalama nominal aylık ücreti, 1980 'de 12.415 TL iken, 1988 'de 154.064 TL 'ye yüselmiştir. Fakat aynı dönemde fiyat artışları giderilip reel durumuna bakıldığında, 1980 'de 12.045 TL olan ücretlerin reel ortalaması, 1988 'de 9.449 TL'ye gerilediği görülmektedir. Bu durum, reel ücretlerin yaklaşık dörtte bir oranında azaldığını göstermektedir. Bu gerilemenin sonucu ise, ücretlerin milli gelideki payının azalması şeklinde olacaktır. 

1980 'li yıllarda uygulanan ekonomik politikalar, düşük ücret temeline dayandırılmıştır. Gerçek ücret endeksi 1979 yılında 100 kabul edildiğinde 1988 yılında bunun 43,68 'e indiği görülmektedir. Bu da ücretlilerin, bu zaman diliminde satınalma gücünde büyük düşüşler ortaya çıktığını ifade etmektedir.17 1980 sonrası dönemde uygulamaya başlanan (enflasyon beklentisine göre ve bütçe imkânları çerçevesinde), yılda iki defa maaş tesbiti sistemi, memur maaşlarının asgari düzeyde kalması sonucunu vermiştir. Yıl içinde enflasyonun düşük tahmin edilmesiyle, yılda iki defa belirlenen memur maaşları reel 
olarak geriletilmiştir.18 Iç talebin kısılmasıyla ekonomiyi dış talebe yöneltmeye zorlayan düşük ücret politikası 1988 yılı sonunda tıkanmıştır.19 

14 İSO, "Türkiye 'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu", İstanbul Sanayi Odası Dergisi, Özel Sayı, İstanbul: 1993, s. 57. 
15 Gülten Kazgan, a. g. e., s. 7. 
16 Kazım Alpay "Türkiye 'de Ücret ve Maaşİstatistikleri Üzerine Bir Değerlendirme", İktisat Dergisi No: 319, İstanbul: Ekim 1991, s. 16. 
17 Ercan Dülgeroğlu, a. g. e., s. 28. 
18 Bekir Yıldız, "Gelir Dağılımı ve Enflasyon", Çalışma Politikası, 2. b., İstanbul: 1992, s. 7 - 19. 
19 Oğuz Oyan ve Ali Rıza Aydın, Maliye ve Fon Politikaları, Adım Yayıncılık, Ankara: 1991, s. 25. 



1985 yılında başlayan ve 1989 yılında yaygınlık kazanan işçi eylemleri sonucu, hükümetle işçi sendikaları arasında imzalanan protokolle ücretlerde hissedilir bir iyileşme sağlanmıştır. Bu durum, özel kesimdeki toplu sözleşmeler de etkilemiştir. 1989 yılın da sağlanan gelişmeler sonucu, 1988 yılı ücretlerine göre nominal ücretler % 96,6 artmasına rağmen, reel artış ancak % 15,6 olmuştur. Bununla birlikte, ücretlilerin reel gelirleri, 1980 yılında sahip oldukları satınalma gücünün %11,5 gerisinde kalmıştır.20 

Netice itibariyle, 1980 sonrası dönemde, ücret gelirlerinin kontrol altında tutulması sonucu, gelirin fonksiyonel dağılımında ücretliler kesminin alehine bir gelişmenin ortaya çıktığı söylenebilir. Zira, bu dönemde KIT ürünlerine yapılan yüksek orandaki zamlar yanında fiyatlar genel düzeyindeki yükselişler, ücretliler kesiminin alım gücünü ve gelir payını düşürmüştür.21 

c. Sendikal Faaliyetlerin Kısıtlanması 

24 Ocak kararlarının temel hedeflerinden biri, yurtiçi talebin kısılarak, ekonominin ihracat kapasitesinin artırılmasıdır. Özelikle iç talebin kısılmasında, kamu kesimi yatırım harcamalarının azaltılması, KIT ürünleri fiyatlarının artırılması yanında, ücretlilerin gelirlerindeki artışın sınırlandırılmasının etkisi büyük olmuştur Bu politikaların uygulanmasında, 12 eylül rejiminin etkisini 
bilhassa belirtmek gerekir. Zira, 1980 - 1984 döneminde askeri rejim, sendikal faaliyetleri askıya almış ve ücret tesbitinde toplu pazarlık sitemi yerine, Yüksek Hakem Kurulu mekanizmasını yürürlüğe koymuştur. 

1982 Anayasası ve onu takiben çalışma mevzuatı (2821 ve 2822 Sayılı Yasalar) düzenlemeleri ile sendikal kesim sahip olduğu bazı demokratik hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılmıştır. Sendika özgürlüğü, toplu iş sözleşmesi ve grev haklarına sınırlamalar getirilirken, sendika ve sendikacılarla ilgili kısıtlamalara gidilmiştir. Bu kısıtlamalar, bir bakıma düşük ücret politikasının yasal çerçevesini oluşturmuştur. Sendikalar, üyelerinin ekonomik menfaatlerini koruyamaz duruma düşmüştür.22 

Sendikaların faaliyetlerini kısıtlamaya yönelik hukuki düzenlemelerin en önemli gerekçesi, ücret artışlarının enflasyonu arttırdığı düşüncesidir. Bu düşünceye katılmak mümkün değildir.Zira, daha önce ifade edildiği gibi ülkemizde, belli dönemlerin dışında, ücret artışları enflasyonun gerisinde kalmıştır. Netice itibariyle, ücretliler kesiminin sendikal haklarına getirilen sınırlama, bu kesimin milli gelirdeki payının düşmesinde etkili olduğu söylenebilir. 

d. Vergi Politikalarındaki Değişiklikler 

1980' den sonra izlenen vergi politikası, gelir dağılımının daha da bozulmasında etkili olmuştur. Vergi politikasının olumsuz etkileri şöyle sıralanabilir: Birincisi, vergi gelirlerinin GSMH 'daki payının düşürülerek, bunun yerine iç borçlanmanın ikame edilmesidir. Bu sebeple artan kamu borçlanmaları, reel faizleri artırmıştır. GSMH içinde vergilerin payı 1981 'de % 18,2 iken, bu pay 1988 'de % 13,8 'e düşmüştür. Buna karşılık iç borçların payı 1981 'de 1,3 iken 1987 'de 3,7 'e yükselmiştir. Bu değişimin, ücretli ve maaşlı kesim üzerindeki dolaylı etkisi açıktır. Faiz geliri elde edenlerin geliri artacak, diğer yandan yüksek faiz nedeniyle azalan yatırımlar emek talebini düşürecektir. 

Ikinci sebep, dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının artmasıdır. Tablo 9 da görüldüğü gibi 1981 'de dolaysız vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı % 64,5 'iken, 1988 ' de % 46,6 'ya düşmüştür. Aynı yıllarda dolaylı vergilerin payı ise sırayla % 35,5 'den %53,4 'e yükselmiştir. 

Vergi adaleti en az olan dolaylı vergilerin küçümsenmeyecek bir oranda artılarak dolaysız vergilere yerine ikame edildiği görülmektedir. Bu dönemde, özellikle 1984-1989 yılları arasında hazine bonoları ve devlet tahvillerinin vergiden muaf tutulması rant gelirleri lehine gelir dağılımının bozulmasına sebep olmuştur. diğer taraftan ücretli kesimlerin gelir vergileri peşin kesilirken, diğer kesimlerin gecikmeli vergilendirilmesi, enflasyonun bir ülkede gelir dağılımını etkileyeceği açıktır. 

Tablo 10 'de ücret üzerinden hesaplanan dolaylı vergilerin ilave edilmesiyle yüklenen toplam vergi bulunmuştur. Toplam vergi miktarının bürüt ücrete oranlanması ile toplam vergi yüküne ulaşılmıştır. Tabloya göre 1980 -1990 yılları arasında asgari ücretler dışındaki ücretler ve maaşların toplam vergi yükünün düşmüş olduğu, asgari ücretlerin toplam vergi yüklerinin yükselmiş olduğu 
görülmektedir. 1980 - 1985 yılları arasında bürüt ücretli ve maaşlıların toplam vergi yükü düşerken, 1986 

-1990 yılları arasında toplam vergi yükünün yükselmeye başladığı ve yükselmenin devam ettiği  görülmektedir. 1990 yılında ücretli ve maaşlıların toplam vergi yükü ortalama olarak % 45 dolayındadır.23 

20 Mete Törüner a. g. e., s. 22. 
21 Okay Varlıer, a. g. m., s. 35. 
22 Mete Törüner, a. g. e., s. 26. 


http://www.academia.edu/3136463/1980_Sonras%C4%B1_D%C3%B6nemde_Gelir_Da%C4%9F%C4%B1l%C4%B1m%C4%B1nda_Meydana_Gelen_De%C4%9Fi%C5%9Fmeler



2 Cİ  BÖLÜMLE  DEVAM  EDECEKTİR..


***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder