Metin Toker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Metin Toker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2019 Cumartesi

DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI (1950.1960) ve BASIN. BÖLÜM 5

DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI (1950.1960) ve BASIN. BÖLÜM 5



B- Baskıcı Yöntemler.,

CHP'den hesap soracağını söyleyen Menderes'e karşı başta Ulus'un başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın olmak üzere CHP'li basın saldırıya geçti. Şubat 1951'de
Kırşehir'de Atatürk büstünün tahrip edilmesi üzerinde basının önemle durduğu bilinmektedir. " Bu dönemde Necip Fazıl Kısakürek'in şeriatçı bir çizgi izlemekte 
olan '' Büyük Doğu ''dergisine Başbakanlıkça " örtülü ödenekten yardım yapıldığı 27 Mayıs'tan sonra açıklanmıştır.45

  DP'nin iktidar döneminde sol düşünce şiddetle kovuşturulmaya başlanmış, "İşçiler Birleşiniz" başlıklı bir yazıyı yayımlayan Haftanın Sesi dergisinin 
Yazı İşleri Müdürü Yusuf Ahıskalı tutuklanmıştı.46 
Hatta bu dönemde sol basının, üzerindeki baskılar nedeniyle DP'ye karşı yazılar yazamaması nedeniyle DP'nin sol açıdan eleştirilemediği söylenmiştir. !

22 Kasım 1952'de Vatan'ın başyazarı A. Emin Yalman'a karşı düzenlenen suikasti Samet Ağaoğlu'nun tezgahladığı iddia edilmektedir. Bu iddiaya göre Samet
Ağaoğlu, N. Fazıl'a 170 bin lira vermiş, Fazıl da Büyük Dolu ve Hür Adam dergilerinin yönlendirmesiyle suikaste ortam hazırlamıştır.47

1954 seçimlerinden sonra Muhalif basındaki eleştiriler yoğunlaşırken basın davalarının sayısı da hızla artmış. Özellikle CHP organı Ulus ve Nihat Erim'in
çıkardığı Halkçı gazetelerinin yazarlarıyla Metin Toker'in Akis'i için çok sayıda dava açıldı. Birçok gazeteci* basın suçlarından mahkum edildi. 
Bütün şimşekler muhalif gazeteciler üzerine yağıyor; İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de uzaktan yakından biraz dili sürçen gazeteci, kendisini cezaevinde buluyordu.

DP yanlısı basın için ise durum .daha farklıydı. Onların işlediği suçlar kovuşturulmuyor, kazara hapse girdiklerinde ise çok farklı bir uygulamayla
karşılaşıyorlardı.**

*   Şinasi Nahit Berker, Metin Toker, Ülkü Arman, Nihat Subaşı, Fethi Giray, Beyhan Cenkçi, Kurtul Altuğ, Yusuf Ziya Ademhan.
** Ömeğin, DP'yi tutan gazetelerden birinin yazı işleri müdürünun hapse girmesiyle sağlık durumu ileri sürülerek, hastaneye nakledilmesi bir olmuşdu. 
    Bu gazeteciye hemen dekanın odası ayrılmış, Özel bir telefon çekilmişti. Gazeteci bazı akşamlar hastaneden çıkıp evine gitmiş, sabahın erken 
saatlerinde yine hastaneye gelmişti. Ayrıntılı bilgi için bakınız  A. KABACAU, a.g.e., s. 239.

....

  1954 yılında davalar birbirini izledi:  Dünya  Gazetesi yazarlarından Bedii Faik tutuklandı, başka bir davadan dolayı Dünya'nın yazı İşleri müdürü Ali İhsan Göğüş 12 ay hapse mahkum edildi. Yine; bu dönemde Menderesin muhalif gazetecileri sivil polislere izlettiği belirtilmektedir. 
Örneğin bu gazetecilerden Yeni Sabah gazetesi sahibi Safa Kılıçlıoğlu da bunu gazetesinde yayımlıyor ve bir Saldırı olursa silahıyla yanıt vereceğini
yazıyordu.48 
Kılıçlıoğlu, Menderes'e görüşlerini belirten telgrafı çekmesi nedeniyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı, karar temyiz edildi.
Hüseyin Cahit Yalçın Halkçı gazetesindeki makalelerinde Başbakana hakaret ettiği gerekçesiyle 1 Aralık. 1954'de tutuklandı  ve  verilen 26 ay 20 günlük 
hapis cezası Yargıtay'ca onaylandı"**  Ceza evinde hastalanan, 80 Yaşındaki Hüseyin Cahit, 27 gün sonra olağanüstü önlemlerle  Hastaneye kaldırıldı. 
Yurt içinden ve dışından gelen büyük . baskılar sonucu, 108 gün sonra Cumhurbaşkanı Celal Bayar, yasanın verdiği yetkiye dayanarak hapis cezasını kaldırdı.49 
Menderes  Halkçı gazetesine açtığı, toplamı 100 bin lirayı bulan tazminat davalarından vaz geçti.*** 

*  Hüseyin Cahit'in bu ilk tutuklanması değildir. İlk kez Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası merkezinde yapılan aramaları 'Terakkiperver Fırka Basıldı" biçiminde duyurduğu için tutuklanmıştı. Bu tutuklama, Doğu'daki Şeyh , Sait ayaklanmasının ardından hükümete iki yıl süreyle geniş yetkiler tanıyan 4 Mart 1925 Tarihli Takrir-i Sükun Kanununun sonrasındaki ilk tutuklama ydı. Ayrıntılı bilgi için bakınız. N. GüRKAN, a.g.e . s. 55.
   Aynca Tan olayı ile ilgili olarak da ilk saldırı işaretini Yalçın'ın " Kalkın Ey Ehli Vatan!" başlıklı yazısıyla verildiği belirtilmektedir. Bakınız Zekeriya SERTEL.
   Hatırladıklarım, İstanbul 1977.  Nisan 1952' de ise Yalçın'ın Ulus'daki " Gözü Kapalı oy Verme" başlıklı yazı nedeniyle milletvekili dokunulmazlığı kaldırılmıştır. 
   Eroğul için bu olay, DP'nin " Çoğunluk İstibdadına yönelişinin ilk önemli belirtilerinden biridir." Bakınız C. EROGUL. a.g.e . s, 75-76.

**  Oysa DP'ye en sert muhalefeti yapan Falih Rıfkı Atay'ın Ulus'dan ayrılmasından sonra Menderes'in yakın çalışma arkadaşı Sarol "DP'i kıırulduğu 
günden itibaren kalemiyle, zehirler saçarak hırpalamaya çalışan F. R. Atay Şükürler olsun Ulus gazetesinden atıldı.
     Yerine Hüseyin Cahit Yalcın getirildi. Bu dcğişiklikten canı yanmış bütün partililer çok sevinmişlerdi. Hüseyin Cahit Yalçın  İttihat ve Terakki'nin önde gelen insanlanndan biriydi. Şöhretli bir gazeteci memleketini seven, cesur. inatçı, hayatı her sahada mücadele içinde geçmiş, ileri yaşlara ulaşmış bir insandı" demişti. Sarol'un ve dolayısıyla DP'nin Yalçın'a güveni onun da seçiın yasasını şiddetle eleştirmesinden kaynaklanıyordu. 
     Sarol'un sözlerini ilginç  kılan DP'nin daha sonra izlediği yola muhalefet ettiği için hapis cezaları alan Yalcın'a başlangıçta duyulan güveni göstermesidir. Sarol'un açıklaması için bakınız: M. SAROL, 1983, s. 70.

***  " Menderes Hüseyin Cahit'in mahkumiyeti için " ' Ne olurdu milli hayatımız ın değer çizgisine ulaşmış bu insanlar, yaşamın yeni koşullarına göre gerçeği görerek hareket etseler ... "diyecekti.  Bakınız  M. SAROL, a.g.e  s. 319. 
        Hüseyin Cahit'in tutuklanması üzerine düzenlenen gösteriler ve gazete yayınlarını " siyasi amaçlı ve yersiz nümayiş " olarak değerlendiren 
hükümet engelleme yoluna gitti .. Her yasak ya da baskı yeni yasak ya da baskıları getiriyordu, Hüseyin Cahit'in Hastalığı sırasında ise Menderes Sarol'dan
        Yalçın'ı ziyaret etmesini istemiş " Bu insanlarla Mustafa Kemal bile başa çıkamamış. Gazetecilerle , İster istemez iyi geçinmeye, dost olmaya mecburuz. 
        (... ) 
        Kendisini benim adıma ziyaret et.  Adamın gönlünü almaya çalış. Kusurlu biziz. Ona karşı çok mahcubuz " demiştir., Ve Hüseyin Cahit'in mahkumiyeti bir 
kaza olarak değerlendirilmiştir. Ayrıntılı bilgi için bakınız  a.g.e., s. 388-389.
....

Yine o günlerde, Cumhuriyetçi Millet Partisi yöneticilerinden emekli general Sadık Aldoğan, bir yazısından dolayı mahkum edilerek Millet gazetesi yazı işleri 
müdürü Hüsnü Zeki Söylemezoğlu'yla birlikte, ceza evine konuldu. Ulus, Yeni Ulus ve Halkçı gazetelerinde sorumlu müdürlük yapan Cemal Sağlam hakkında 
69 dava açıldı.'"
Bütün bu olaylara rağmen Mükerrem Sarol, Türkiye'de basın özgürlüğünün varlığım savunuyordu: " Matbuat hürriyetinin eğer kendine mahsus bir tarif namesi  var saki vardır bizde bugün hakim bulunmakta olan siyasi ve hukuki halin buna aynen uygun bulunduğu muhakkaktır ve esasen hiç kimse bu zaviyeden gelerek bu son derece mühim müessesenin mevcut bulunmadığını yahut noksanlıklar arz ettiğini iddia eylemekte değildir. (...) 

Genç demokrasimizi, daha eskilerin atlattığı badireden sonra komünizme, faşizme yahut irticaa peşkeş çekemeyiz.( ...)" 50 Saral'un bu düşüncesine rağmen 7 Nisan 1955'de İnönü'nün damadı Metin Toker, Akis dergisinde Sarol'a hakaret ettiği gerekçesiyle 9 ay 10 gün hapse mahkum edildi.
Özellikle 1956 yasa hükümleri, hür basın hak ve hürriyetlerini daha da daraltmıştır. (...) Bununla beraber Türkiye, basın hürriyeti olmayan memleketler arasında gösterilmek. Türkiye basın hürriyeti teminat altında bulunan memleketlerden de değildir."51

  1954'de CHP tarafından Falih Rıfkı'ya yok pahasına satıldığı iddia edilen ve bu nedenle de CHP mallarıyla birlikte hazineye devredilmesi istenen Dünya gazetesinin yazarı Bedii Faik'in tutuklanması üzerine Sarol yasa hükümlerinin kabadayılığa son verdiğini ve hançer gibi kullandığı kaleminin elinden alındığını düşünmüştü.
6 Eylül 1955 günü başlayıp 7 Eylül 1955 sabahına kadar süren olaylı gösteriler sırasında İstanbul'da bulunan Menderes ile öteki sorumlular, Vilayet'te toplanarak sıkıyönetim kararı aldıktan sonra 7 Eylül tarihli gazeteleri getirterek sansür ettiler. Yeniden baskı için kalıp hazırlamak uzun süreceği için , gazetelerin sansür edilen bölümleri ezilerek okunamaz duruma getirilmiştir. 
Sıkıyönetim Komutanı Nurettin Aknoz 10 Eylül günü Harbiye'de basın toplantısı düzenleyerek basına konan yasakları açıkladı. .

19 Eylül 1955'te Ulus gazetesi İsmet İnönü'nün "Çetin Bir İmtihan" başlıklı Meclis'i tekrar toplantıya çağıran makalesini yayımlayan Ulus gazetesinin 
basılması ve yayımlanması süresiz, Hürriyet ve Tercüman makaleyi iktibas ettiği için basılmaları ve yayınlanmaları 15 gün, Hergün Gazetesi 15 gün 
basılması ve yayımlanması yasaklandı. Yasakları bildiren örfi İdare Kumandanı Korgeneral Nurettin Aknoz "men ettim" ifadesini kullanmaktadır. 
Ulus 31 gün kapalı kalmış açıldığı gün " Türk Ordusu Ancak Vatan ın Hizmetindedir " başlıklı yazı nedeniyle yine kapatılmış ve bu ceza 32 gün sürmüştür. .

* Cemal Sağlam'a verilen en ağır ceza 5 yıl 5 ay 10 gün ağır hapis ve 10888 lira para cezasıydı (23 Eylül 1954). Sonradan bu dava kaldırıldı. 
Öldüğü gün, 20 Ekim 1955'te Ankara adliyesinde duruşması vardı; Ölümünden iki saat sonra mübaşir tarafından duruşmaya çağrıldı. 
  Ayrıntılı bilgi için bakınız A. KABACALI, a.g.e., s. 239.

...

Her zaman " Men ettim" ifadesiyle biten sıkıyönetim bildirilerine göre, Ankara'da çıkan Medeniyet gazetesi " Batı Trakya Türkleri ve Açıldı Durumları" başlıklı
makaleden dolayı süresiz (22 Eylül), 8 Aralık gündü Dünya gazetesi " DP Grubundaki Huzursuzluk Arttı", Vatan gazetesi "Bu Böyle Gidemez " başlıkları 
kışkırtıcı niteliğinde görüldüğünden, 15'er gün süreyle. 'Kapatılmıştı.

  Menderes'in ABD gezisi ise muhalif basına karşı hırçınlaştığı döneme rastlamaktadır. Associated Press Telelesleri Eisenhower in Menderes'i yarım saat kabul edişini yanlışlıkla " yarım dakika kabul etti" olarak geçmiş, muhalefet basını bunu manşetten vermişti.52

   DP için yavaş yavaş tehlike çanlarının çalmaya  başladığı 1957 seçimlerini önemli ölçüde oy kaybıyla kazandı. Başta CHP olmak üzere  bütün muhalefet 
partilerinin, DP'nin seçime hile karıştırdığını öne sürerek sonuçlara itiraz etmeleri  bu da basında manşetten yansıtılmıştı. Aynı yıl basın davalarını protesto  bildirisi  yayımlaması nedeniyle İstanbul Gazeteciler Sendikası bir süre kapatılmıştır.

6. CI BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

1 Ekim 2017 Pazar

12 Eylül ÖNCESİ VE SONRASI KÖŞE YAZARLARIMIZ Kim Ne yazmıştı?


12 Eylül ÖNCESİ VE SONRASI KÖŞE YAZARLARIMIZ  Kim Ne yazmıştı?


Nazlı Ilıcak 14 Eylül 1980 tarihli yazısında ne yazmıştı?

Nazlı Ilıcak 12 Eylül 1980 darbesini savundu mu? Nazlı Ilıcak 14 Eylül 1980 tarihli yazısında ne dedi? Nazlı Ilıcak'tan darbe sonrası Oktay Ekşi için 
ne yazmıştı? İşte Nazlı Ilıcak'ın 14 Eylül 1980 tarihli o yazısı
12 Eylül Harekatı

12 Eylül tarihli yazımızı şöyle bitirmiştik. "Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete.."

Ve kıyamet koptu. Dünyanın sonu değilse de, demokrasinin sonu geldi. Siyasal partilerin faaliyetlerine ara verildi, parlamento feshedildi.. 
Milletvekillerinin ve senatörlerin dokunulmazlığı kaldırıldı..

Hürriyet, biz gazetecilerin en önemli gıdası, suyu, ekmeğidir.. İçimizdeki döktükçe ferahlar, karşı bir fikre kuvvetli delillerle mukabele ettikçe 
güçleniriz. İnanırız ki, "Berika-i hakikat, müsademe-i efkardan doğar…"Gerçeğe ancak fikir alış-verişiyle ulaşılabilir. Doğru olduğunu zannettiğimiz 
bir düşüncenin, değişik bir bakış açısı önünde çöküşüne defalarca şahit olmuşuzdur..

Balık ancak suda yaşar, gazeteci çok partili demokraside. Çünkü görevi sadece alkışlamak değildir.İşte, harekatı öğrenince, bu sebepten dolayı 
derin bir "Ah" çektik. .

İşin kolayı, "Biz dememiş miydik" sorumluluğu siyasi kadrolara yüklemek, konuşma ve kendilerini savunma hakkına sahip bulunmayan kimseleri, 
yerden yere çalmaktır. Biz böyle yapmayacak, onlarla hesaplaşmak için, demokratik sistem içinde yeniden yerlerini almalarını bekleyeceğiz. 
Tam tersine, bugün müdafaa edeceğiz. Eğer demokrasinin bir an evvel geri gelmesini istiyorsak, siyasi kadronun ayakta kalmasına çalışmalıyız.

Liderler kolay yetişmez; herkesin kusuru vardır ama bu kusurları dev aynasında gösterip olumlu yanları örtmemek gerekir politikacının topyekun 
tasviyesi Türk siyasi hayatında telefisi imkansız boşluklar yaratır.

Anayasa profesörü merhum Ali Fuat Başgil'in hala tazeliğini koruyan satılarını okuyup 12 Eylül harekatına teşis koymak mümkün..

" Hürriyet terbiyesi gelişmemiş olan memleketlerde, hürriyet rejimi çocuk elinde dinamit olmaya, demokrasi ise evvela demagojiye ve sonra 
anarşiye dökülmeye mahkumdur. Anarşiyi de bir tepkinin takip etmesi mukadderdir. Bu tür memleketlerde, hürriyet rejimi gelip gecicidir. 
Kışın bulut arkasında görünüp batan güneş gibidir.. Böyle olması tabiidir. Çünkü demokrasi, istibdat ve kargaşa arasında yer alan bir itidal ve muvazene rejimidir. Bu rejimin bir parmak yukarısı istibdat ise,  bir parmak aşağısı anarşidir. Hürriyet terbiyesi eksik olan memleketler, ekseriya itidal ve muvazeneyi kaybederler ve neticede istibdat ile kargaşalıktan birini tercih etmek zorunda kalırlar. Kargaşalık, milletlerin haklı olarak en çok yığıldıkları bir felaket olduğundan böyle bir vaziyet kaşısında kalan memleketler daima istibdatı tercih etmişler  ve kargaşalık tufanında boğulmamak için kendi yarattıkları bir Nuh peygamberin gemisine sığınmışlardır. Umumiyetle, diktatörlerin bidayette birer kurtarıcı sevgisi ile karşılanmalarının psikolojik sebebi budur." 

Demokrasinin devamı ancak otorite ve hürriyet arasındaki dengenin korunmasına bağlıdır. Hürriyetsiz disiplin totoliter bir rejimin karakteridir 
ama disiplinsiz hürriyet başı bozukluk ve kargaşa demektir. Başgil bu konuda şunları söylüyor:

" Disiplinsiz bir hürriyet tasavvur etmek ve hürriyeti başıbozukluk manasına almak, hürriyet idealine bir başka şekilde ihanet etmektir. Hürriyete 
kasd için yapılan yanlış telakkiye göre, hürriyet güya herkesin dilediği gibi hareket etmesidir. Bu hal, asla hürriyet değil, kargaşalığa götüren bir 
şirretlik bir şımarılıktır.. Dilediği ve istediği gibi hareket etmek kudret ve ihtiyarı yalnız Tanrı Teala'ya hastır. Hatta Tanrı bile, üstün irade ve 
mutlak kudretini, bizzat kendi yarattığı nizamı alem ile hudutlamayı, kendi için ilahi bir kanun tanımıştır.

…. Cemiyet disiplin temellerine oturan birliktir. Herkes memleketin kanunlarına ne derece kuvvetle bağlanır ve riayet ederse, o nisbette medeni 
bir hürriyete kavuşur. Görülüyor ki, hürriyet ile kanun fikri arasında sıkı bir münasebet vardır ve netice itibariyle hürriyet, herkesin müsavi surette  
kanuna saygı göstermesi ve itaat etmesinden doğan bir hava ve iklimdir." 

* Türkiye'de demokrasi, demagojiye ve anarşiye dönüşmüştür otorite ve hürriyet arasındaki denge birincisi aleyhine bozulmuş, bir otorite 
boşluğu doğmuştu Türk Silahlı Kuvvetleri, bu boşluğu doldurdular açıklanan hedef  "demokrasinin işlemesine müsait ortamı hazırlamaktır". 

Bu ortam ne kadar süratle oluşursa, milletimiz, memleketimiz o kadar çabuk huzura kavuaşacaktır.

Nazlı ILICAK

14 EYLÜL 1980 TERCÜMAN

 http://www.sivilmedya.com/nazli-ilicak-14-eylul-1980-tarihli-yazisinda-ne-yazmisti-21753h.htm


12 Eylül'de Sevinen Yazarlar bakın kimler

"Kızdırırlarsa, anayasaya 'Hayır' demiş olmanın pek bir işe yaramayacak gururuyla 12 Eylül'de zil takıp oynamış olanların tek tek adlarını açıklarım; 
şaşar kalırsınız..."

      Akşam gazetesi yazarı Ali Saydam, 12 Eylül 1980 günü Türkiye'yi terketmek üzereyken darbe yüzünden kaldığını anlattığı yazısında ilginç bir 
ayrıntıya değindi. 

"Darbenin ardından kimle konuştuysam hayatından memnundu" diyen Saydam, herkesin 'Ordu Cumhuriyet'e ve vatana sahip çıktı!' diye 
düşündüğünü yazdı. Saydam eğer kızdırırlarsa 12 Eylül'de zil takıp oynayanların isimlerini açıklarım şaşarsınız derken şunları yazdı:

"Entelektüeli, aydını, işadamı, sanatçısı, sokaktaki sıradan vatandaşı mutabıktı: 'Vatan elden gidiyor!'...

Bugün ne hikmetse herkes bir başka havada... Kızdırırlarsa, anayasaya 'Hayır' demiş olmanın pek bir işe yaramayacak gururuyla 12 Eylül'de 
zil takıp oynamış olanların tek tek adlarını açıklarım; şaşar kalırsınız..."

KİM NE DEMİŞTİ?

Ali Saydam zil takıp oynayanların kim olduğunu açıklar mı bilinmez ama bianet'in geçen sene hazırladığı 12 Eylül'de ne demişlerdi? başlıklı dosya 
medyadaki isimlerin 31 yıl önce ne yazdıklarını gözler önüne seriyor. 

Metinleri yazar Mine Söğüt'ün derlediği Darbeli Kalemler/ 27 Mayıs-12 Mart- 12 Eylül Askeri müdahalelerin ilk haftasında yazılan köşe yazılarından 
seçmeler kitabından aldık.

Refik Erduran: Serinkanlılıkla

Başka ülkelerde yönetim olağanüstü bir yoldan el değiştirirken genelde kan akar. Bizde ise 12 Eylül 1980 yıllardır kansız geçen ilk gün oldu. 
Herkes kafasında dilediği yorumu ve soyut değerlendirmeyi yapabilir.
Ama bu so­mut durumun büyük çoğunluğa rahat bir soluk aldıracağı gerçeğini hesaba katmamak yanıltıcı sonuçlara götürür yorumcuyu. 
(Mercek, Milliyet /13 Eylül 1980)

Uğur Mumcu: Terörsüz Özgürlük

Türk Silahlı Kuvvetleri, 27 Mayıs'ta da 12 Mart'ta da kalıcı bir askeri yönetim kurmak istemedi. Yeni yönetim de "özgürlükçü, demokratik, laik ve 
sosyal" nitelikli bir "sivil yönetim" kurma amacı taşıdığını ilan etti.
Şimdi hepimizin tek bir amacı olmalıdır. Çok yönlü kışkırtmaların kurt kapanlarına kapılmadan, terörsüz özgürlüğü, kansız demokrasiyi kurmak 
ve sivil yönetimi, sağlıklı yöntemleri ve kalıcı çözümleri ile yeniden oluşturmak...(Gözlem, Cumhuriyet/ 15 Eylül 1980)
Hasan Pulur: İflas masasında bir kadro
Orgeneral Evren böyle demektedir. Bu ne büyük bir aydınlıktır bilir misiniz?
Dahası da var; "Bir defa daha belirtiyorum ki, Silahlı Kuvvetler aziz Türk milletinin hakkı olan refah ve mutluluğu, vatan ve milletin bütünlüğü ve 
gittikçe etkisi azaltılmaya çalışılan Atatürk ilkelerine yeniden güç ve işlerlik kazandırmak, kendi kendisini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam 
temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır..."
Şu son üç kelimeye dikkat edilmelidir:... El koymak zorunda kalmıştır".
Bu zorunluluğu yaratanlar kendi kendilerini yargılamalıdırlar.
Ve sonra iflas masasına oturmalıdırlar. (Olaylar ve insanlar, Hürriyet/ 16 Eylül 1980)
Nazlı Ilıcak: 27 Mayıs-12 Eylül
12 Eylül, 27 Mayıs'ın akıbetine uğramayacaktır, uğramamalıdır. "Kadife eldivenli" vasfını daima koruma, müsamaha ve iyi niyet her zaman devam 
etmelidir. Çünkü bu bizim son şansımızdır. Kaybedeceğimiz şey, demokrasiden de, hürriyetlerden de önemlidir. Haysiyetimizin istiklal ve 
istikbalimizin teminatı olan anavatandır.
Not: Kadife eldivenli harekât liderlere telefon görüşmesine dahi müsamaha ediyor. Bravo. Biz de bu müsamahaya sığınarak Sayın Demirel'e ufak 
bir mesaj iletmek isteriz:
"İyilik, sıhhat ve selametinizi özler, bu vesileyle hürmetlerimi teyiden takdim ederim." (Tercüman/ 16 Eylül 1980)
Rauf Tamer: Duyuyor musunuz?
Kenan Evren'in söyledikleri, her hukukçunun ve her profesörün başucuna bir mukaddes kitap gibi asılacak cinsten sözlerdir...
Öpüp öpüp başlarına koysunlar.
Vazgeçtik istifalarından... (Sözün kısası, Tercüman/ 17 Eylül 1980)
Güneri Civaoğlu: İlk intiba, en iyi intiba
Bu hafta hükümet ilan edilecek. Sonra bir geçici anayasa yürürlüğe giriyor. Daha sonra Kurucu Meclis seçilerek göreve başlayacak. 
Yeni anayasa hazırlanacak. Siyasi partiler, seçim kanunu ve diğer bazı yasalarda değişiklikler yapılarak, demokrasinin daha iyi işleyeceği bir 
hukuk ortamı oluşturulacak.
Bu arada kimsenin şüphe etmemesi gereken bir gerçek şu: Şiddet örgütlerinin üzerine hiç müsamahasız gidilecek.
Önümüzdeki günlerde ibret levhalarının sunulması kimseyi şaşırtmamalıdır.
Kamu vicdanının süratle tatmin edileceği infazlar... Adalet kılıcının yeni şiddet suçlarının işlenmesini önleyici, caydırıcı bir süratle işlemesi.
Beklenen bu. (Ankara notları, Tercüman/ 17 Eylül 1980)
Oktay Ekşi: Gevşemeden, gevşetmeden
Çok basit: Türkiye son derece ağır bir ameliyat geçirmiştir. Bu ameliyatın tam başarıya ulaşması ve hastanın sağlığına tam kavuşması için çok 
dikkatli olmak, Türkiye'yi seven, demokratik düzene inanan herkesin borcudur.
Evren Paşa sempatikti.
Evren Paşa demokratik sistemin en kısa zamanda işletileceğini vaat etti.
Evren Paşa içtenlikle konuştu.
Doğrudur, Evren Paşa bu izlenimleri vermiştir ama iş orada bitmemiştir. Daha doğrusu Evren Paşa'nın işi orada bitmemiştir, tam tersine orada 
başlamıştır. (Günün yazısı, Hürriyet/ 18 Eylül 1980)
Çetin Altan: Çağdaşlığa giden yol
Atatürk temelde çağdaşlıkla, çağdışılığın bazı toplum kesitlerine sağladığı kolaylıklara karşıydı. O nedenle çağdaşçılığı, Cumhuriyetçiliği yani 
var olan koşullar önündeki en zor yolu seçmiştir.
Atatürk'ten sonra Atatürkçülük kolay gibi görünmüştür. Oysa bir Şark toplumunda Atatürkçülük zorların en zoruydu.
Özellikle laiklik bayrağını ayakta tutabilmek en zoru idi. (Şeytanın gör dediği, Milliyet/ 18 Eylül 1980)

Müşerref Hekimoğlu: Yasalar değil kafalar...

Orgeneral Evren'in demokrasiseverliğine her zaman güven duydum. Tüm dünya görevinin bilincine varmış bir komutan olarak, ülkenin ve rejimin 
gücünü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin asıl görevine dönüşünde hisseden kişiliğiyle tanıyor Evren Paşayı. Uygar kişiliğine saygı duyuyor, içtenliğine 
güven...
Ben de aynı saygı ve güven içinde Sayın Başkan ve öteki Konsey Üyelerine "Kolay gelsin" diyerek bitirmek istiyorum yazımı. Görevlerini başarıyla 
sona erdirmelerini diliyorum. Ama bu görevin güçlüğünü de belirtmek zorundayım.
Onları Atatürk yolunda bir eyleme iten ortamı değiştirmek hiç kolay değil. Çürümüş, tepeden tırnağa fosilleşmiş bir düzeni sağlıklı bir varlığa 
dönüştürmek kolay değil. Hele düne dönük kurallarla yarına yönelmek hiç kolay değil... (Ankara. Anka, Cumhuriyet/ 19 Eylül 1980)


http://www.gazeteciler.com/gundem/12-eylulde-sevinen-yazarlar-bakin-kimler-40616h.html

*********


12 Eylül'de kim Ne yazmıştı?

12 Eylül ASKERİ DARBSİ Sonrası, Basındaki bazı kalemler Hangi satırları yazdı?
VE BUGÜN NELER YAZIYORLAR..
( TAKDİRLERİNİZE )


Oktay Akbal (Cumhuriyet-13 Eylül 1980) “Atatürk devriminin yandaşları, erleri, Atatürk ilkelerinin sahipleri, böyle bir duruma sürgit göz 
yumamazlardı elbet. Nasıl 27 Mayıs 1960'ta göz yummadılarsa, daha sonraki yıllarda nasıl zaman zaman uyarı mektuplarıyla, anımsatmalarla 
iktidarı ellerinde tutanları Atatürk devriminin yoluna çağırdılarsa, bir kez daha aynı kutsal görevi yapacaklardı. Bu kaçınılmaz bir gerçekti. 
Öyle de oldu.” 

Güngör Mengi (Yeni Asır-18 Eylül 1980) “12 Eylül Harekatı, hedefine varacaktır. Devlet, rejim ve topluma hazırlanan tuzak mutlaka bozulacaktır. 
(…) İhanet, bu aşamadan sonra silahlarını gömerek lanetli mücadelesine son verecek değildir kuşkusuz. Ama devletin güçlenmesi sayesinde ihanet 
odakları, masum insanları eskisi gibi şantaj ve baskıyla eyleme sürükleme olanaklarını yitireceği için, gerçek gücü ile kalacak, savaşını 
sürdürmekteki inadı intiharı olacaktır.” 

Rauf Tamer (Tercüman-17 Eylül 1980) "Kenan Evren'in söyledikleri (16 Eylül 1980 tarihli basın toplantısı) her hukukçunun, her profesörün, 
başucuna bir mukaddes kitap gibi asılacak cinsten sözlerdir. Öpüp öpüp başlarına koysunlar. Vazgeçtik istifalarından.." 

Oktay Ekşi (Hürriyet-18 Eylül 1980): "Evren Paşa, son derece ağır bir sorumluluk altına girmiştir. Bu, Türkiye'yi yıllardır bunaltan anarşi, 
terör ve bölücülüğü tam bir tarafsızlıkla kökünden kurutmak ve ülkemizi aydınlık ve huzurlu günlere tekrar kavuşturmak sorumluluğudur. 
Ve bu sorumluluğun altından kalkabilmek için, Evren Paşa ile onun bu amaçlara ulaşmasını isteyen görevli görevsiz herkesin, içinde 
bulunduğumuz durumun icaplarına göre hareket etmesi zorunludur." 

Güneri Cıvaoğlu (Tercüman-4 Ekim 1980) "12 Eylül Harekatı'nı, dünyadaki diğer asker kökenli rejim olayları ile mukayese ettirmeyecek diğer 
görüntüleri ise yeni yönetimin uygulamalarında buluyoruz. Her geçen gün bir yeni uygar görüntüyü, aşırı davranışlardan kaçınan makul ve 
kamu vicdanını tatmin eder nitelikte haklı uygulamaları sergilemektedir. 

Hedefler saptırılmamakta, harekatın ilk gününde açıklanan amaçlara, kararlı, tavizsiz fakat ölçülü ve akıllı adımlarla ilerlenilmektedir. 
Böylesine olumlu, özlenen sonuçları almaya dönük, makul ve ölçülü yönelişlere destek olmak, milletçe hepimizin görevidir. Bu konuda 
siyaset adamları ve basın da dahil, hepimizin sorumluluğu vardır." 

Bekir Coşkun (Günaydın-20 Ocak 1981) "Devlet Başkanı'nın konuşmaları, televizyonda en ilginç polisiye diziden daha çok ilgiyle izleniyor. 
Türk toplumu, hep demagoji süslü püslü konuşmalar dinlediğinden, haksız da değil. Oysa, Evren Paşa'nın sade, halkın anlayabildiği, zaman 
zaman şaşırmalarla ayrı bir özellik kazanan öz bir konuşma üslubu var. (…) Bu konuşma konusuna iyice değinmemizin nedeni şu: İşlerine 
gelmeyen sözleri duyunca, 'Belki ağzından kaçırmıştır', ya da 'Boş bulunarak söylemiştir' gibi düşünenler, boşuna heveslenmesin." 

Cüneyt Arcayürek (Hürriyet 21 Şubat 1981) "Başkalarını bilmem ama, kendime soruyorum bazen: Acaba Türkiye, ne zaman 12 Eylül Harekatı'nın 
komuta zinciri içinde yapılmış olmasının mutluluğunu taa benliğinde duyacaktır. Eğer ordu, 12 Eylül öncesi kendi bünyesinde parçalanmasını, 
bölünmesini isteyenlerin oyununa gelseydi, komuta zinciri içinde hareket edip ihtilali başaramasaydı, başımıza gelecekleri hiç düşünebiliyor 
musunuz? Birbirimizi vuracaktık! Bunu hiç unutmayalım, hep düşünelim, bin şükredelim. Türkiye'de işkence olaylarının varlığını inkar etmeyen bir 
yönetimin, işkenceyi devlet politikası olarak yürüttüğünü söyleyecek veya ima edecek insafsız çıkacak mıdır, bunu çok merak ediyorum." 

Yavuz Donat (Tercüman-11 Eylül 1981) "Eylül 1979. Huzurun sürmesi ve Türkiye'nin bir süre sonra, çok partili parlamenter demokrasiyle 
yönetilen ülkeler arasında laik olduğu yeri alması dileğiyle.." 

Metin Toker (Milliyet-9 Kasım 1982) "Bu anayasa (1982 Anayasası) reddedilirse, uçtaki ışık kaybolacak, her şey yeniden tam karanlığa, yani 
meçhule girecektir. Belki sonu daha hayırlı olacaktır. Ama belki de daha fena. Ben aydınlıkta kalıp yolun doğru çizilmesine yardımcı olabilmenin 
iyi niyetli bir yönetime iyi niyetle etki ve uyarma yapabilmenin, aksaklık ve eksikliklerin bir zaman parçası içinde düzeltebilmesi için imkanının 
muhafaza edilmesinin faziletine inanıyorum. 1982 Anayasası'na kabul oyu verdim." 

Mehmet Barlas (Milliyet-14 Kasım 1983) "12 Eylül'ü yapanlar sözlerini tutmuşlardır. 12 Eylül'ü destekleyen halk çoğunluğu da 1982 Anayasa 
referandumunda olduğu gibi top yekûn sandık başına gitmiş, geçersiz oy kullanmamış ve bir sivil iktidara 6 Kasım günü destek vermiştir.(…) 
Cumhurbaşkanı Evren, 10 Kasım'da Anıtkabir Defterine duygularını yazarken, ‘Demokratik parlamenter sisteme geçiş sınavını başardık’ 
müjdesini vermektedir Atamıza.. Bir insan yürekten bunun sevincini duymasa, böyle bir ifadeyi seslendirir mi?"

http://www.hurhaber.com/12-eylul-de-kim-ne-yazmisti/haber-72286

***