PJAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PJAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2020 Pazar

İran Türkiye'nin Kürt Sorununu Çözmesini Neden İstemez?

İran Türkiye'nin Kürt Sorununu Çözmesini Neden İstemez?



Bayram Sinkaya*  
14.03.2013



*Yrd. Doç. Dr. Bayram Sinkaya 
ORSAM Danışmanı Yıldırım Beyazıt Üni. Uluslararası İliş. Bl.
Türkiye bir süredir " Çözüm Süreci " adı altında Kürt meselesine çözüm yolları arıyor. 

Gerçi AK Parti'nin 2005 yılında aynı meseleye matuf olarak başlattığı "demokratik açılım" süreci çerçevesinde birçok iniş çıkış yaşandı. 

Milletvekilleri Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata'nın İmralı'da Abdullah Öcalan ile görüşmesiyle yeniden ivme kazanan sürece bu defa "çözüm süreci" adı verildi. 
Adının çağrıştırdığı iyimserliğe karşın hem hükümet kanadından hem de BDP/Kürt kanadından ihtiyatlı olunmasına dair uyarılar gelmektedir. 

Bu "ihtiyatlı iyimserliğin" altında yatan sebeplerden birisi Türkiye'nin bu sorunu çözmesini istemediği düşünülen mihrakların çeşitli faaliyetlerle süreci sabote edebileceği endişesidir. Realist bir perspektifle meseleye bakan birçok çevre "Kürt sorunu çözülürse adeta "uçacak" bir Türkiye'yi bölgede ve dünyada 
hiç bir devletin" istemeyeceğini ileri sürmektedir. Bu hususta ismi sıkça öne çıkarılan devletlerden birisi İran'dır.

Bir süredir İran'ın PKK, en azından PKK içinde Cemil Bayık gibi İran'a yakın olduğu iddia edilen liderler ile Türkiye'ye karşı ittifak içinde olduğu iddia edilmektedir. 

Diğer taraftan Türk ve Ata'nın İmralı ziyaretlerinden kısa bir süre sonra Paris'te işlenen PKK'lı cinayetlerinden sonra Türk'ün de aralarında bulunduğu bazı kişiler 
muhtemel şüpheliler arasında İran'ı da saydılar. Acaba İran gerçekten Türkiye 'nin Kürt sorununu çözmesini istemiyor mu?

Yukarıda da işaret edildiği üzere akla gelen ilk açıklama klasik bir yaklaşıma dayanmaktadır. Buna göre Kürt sorunun çözülmesi Türkiye'nin gücünü artırması 
beklenmektedir. O halde bölgede Türkiye'yi kendisine rakip olarak gören İran, Türkiye'nin güçlenmesini istemeyeceği için Kürt sorununu çözmesini de istemez. 
Oysa bu sorunu çözen, güçlü ve müreffeh bir komşunun pekâlâ İran'a da olumlu katkısı olacaktır. Nitekim bu bakış açısıyla İran hem Türkiye'nin AB'ye üyelik 
sürecine, hem de demokratik açılım sürecine destek vermişti. Zira Türkiye'nin doğusunda sağlanacak istikrar, asayiş ve ekonomik gelişme, yıllardır sınırın 
ötesinde benzer sorunları yaşayan İran'ın kuzeybatı kesiminde olumlu bir şekilde hissedilecektir.

Bu hususta dile getirilen diğer bir iddiaya göre Türkiye'nin demokratik yollarla bu sorunun çözümünde mesafe alması, yoğun ve kompakt bir Kürt nüfusa sahip 
"otoriter" İran yönetimini zor durumda bırakacaktır. Yani Türkiye'deki soydaşlarının "kazanımlarını" gören İran Kürtleri de kendi yönetimleri üzerinde benzer haklara kavuşmak için baskı yapacaktır. Bu nedenle İran Türkiye'nin Kürt sorununu demokratik yolardan çözmesini istemeyecektir. Bu iddiada haklılık payı olmakla birlikte İran'ın Kürt meselesinin mahiyetinin ve geldiği aşamanın Türkiye'deki meseleden biraz daha farklı olduğunu ifade etmek gerekir. Nitekim, Kuzey Irak'ta Kürtlerin federasyon taleplerini destekleyen İran hiçbir kompleks duymadan Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ni hemen tanımış ve ilişkilerini geliştirmiştir.

Dolayısıyla, İran belki Türkiye'nin Kürt meselesini çözmesinden rahatsız olmayacaktır ama Türkiye'nin bu meseleyi çözme yöntemi İran makamlarında muhakkak rahatsızlık uyandırmaktadır. Zira "çözüm süreci" adeta sayıları 4000'i bulduğu ifade edilen PKK militanlarının sınırdışına çekilmesine endekslenmiş vaziyettedir. 

Sınırdışına çekilen bu militanlar silahlarıyla birlikte acaba nereye gidecektir? Kuzey Irak, İran, Suriye gidebilecekleri yerler arasında sayılmaktadır. Ne tuhaftır ki yıllardır komşularını PKK teröristlerini barındırmakla itham eden Türkiye, şimdi komşularıyla işbirliği yapmadan, danışmadan PKK'ya nereye isterse gidebileceği ni söylemektedir. Bu hususta işaret edilmesi gereken ikinci husus, Türkiye sınırlarının dışına çıkan silahlı PKK militanlarının ne yapacağı ile ilgilidir. 

Acaba bu militanlar dağ başında oturup sürecin tamamlanmasını mı bekleyecek tir? 
Hayır. 
Türkiye'deki faaliyetlerini askıya alan PKK, büyük bir ihtimalle ya İranlı Kürtlerin silahlı mücadelesine destek verecek ve İran'a karşı savaşacaktır ya da Suriye'ye giderek oradaki Kürt halkının "kazanımlarını" artırmaya ve korumaya çalışacaktır. PKK'lıların silahlarıyla birlikte Türkiye sınırlarının dışına çekilmesi, çözüm sürecinde Türkiye'ye zaman kazandıracaktır. Fakat sınır dışına çekilen PKK'lıların PJAK ile birleşerek İran'a karşı mücadeleye yoğunlaşması İran makamlarını kaygılandırmaktadır. Nitekim geçen hafta içerisinde İranlı Kürt siyasilere karşı bir tutuklama dalgası başlamıştır. Bu dalganın Kürtlere karşı 2008 yılından beri yapılan en kapsamlı operasyon olduğu söylenmektedir. 

Bu operasyonun Türkiye'deki çözüm sürecine denk gelmesi bir tesadüf değildir. Evet, bu şartlar altında ve PKK'nın sınır dışına çekilmesine endekslenen çözüm 
süreci İran'ı rahatsız etmektedir. 

Bunun nedeni İran'ın Türkiye'nin demokratikleşmesinden ve güçlenmesinden endişe duyması değil,  PKK "ateşinin" kendi ülkesi sınırlarına girmesinden korkmasıdır.

https://orsam.org.tr/tr/iran-turkiye-nin-kurt-sorununu-cozmesini-neden-istemez/

***

26 Kasım 2019 Salı

TÜRKİYENİN İRAN, İSRAİL/FİLİSTİN VE SURİYE POLİTİKASI 2009, BÖLÜM 6

TÜRKİYENİN İRAN, İSRAİL/FİLİSTİN VE SURİYE POLİTİKASI 2009, BÖLÜM 6



Türkiye - Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi.,

Beşar Esad’ın 15-16 Eylül tarihlerindeki Türkiye ziyaretinde kurulması  kararlaştırılan Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin bakanlar düzeyindeki ilk toplantısı Türkiye’den 10 Suriye’den de 15 Bakan’ın katılımıyla 13 Ekim tarihinde Halep’te ve Gaziantep’te gerçekleştirildi. 
Bu toplantının amacı taraflar arasındaki işbirliği alanlarının tartışılması ve gerekirse işbirliği öngörülen alanlara dönük anlaşmalar, protokoller ve mutabakat zabıtlarının imzalanmasıydı. Yani iki ülkenin ekonomik ve kültürel anlamda tam entegrasyona doğru giden yolda çok önemli bir adım atmasının 
sağlanması hedeflenmekteydi. Halep ve Gaziantep’te düzenlenen toplantıların ardından taraflar arasında yaklaşık 40 protokol, proje, mutabakat zaptı ve anlaşma üzerinde çalışma kararı alınırken, bunların hayata geçirilmesi için ilgili bakanlıkların 10 gün içinde kendi eylem planlarını hazırlamaları öngörülmüş tür.144 

İlgili birimlerin hazırladıkları eylem planlarını aynı zamanda muhataplarıyla da paylaşmaları kararlaştırılmıştır. Ardından da Aralık 2009’da Başbakan Erdoğan’ın Şam ziyaretinde düzenlenecek olan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 1. Konsey Toplantısı’nda eylem planlarından uygulanabilir olanların hayata geçirilmesine karar verilmiştir.145 
Zirvenin bir önemli gündemi de iki ülke arasında vizeleri kaldıran anlaşmanın  imzalanmasıydı. Görüşmelerin ardından taraflar Kilis Öncüpınar 
Gümrük Kapısına geldiler ve Türkiye ile Suriye arasında vize muafiyeti içeren anlaşma Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim tarafından imzalanmasının ardından ilk vizesiz geçişler gerçekleştirildi.146

22-23 Aralık 2009 tarihlerinde Şam’da düzenlenen toplantı, bir anlamda 13 Ekim’de tarafların üzerinde mutabık kaldığı işbirliği alanlarının somut anlaşmalara dönüştürülmesini sağlayacağından her iki taraf açısından da oldukça önemli ve tarihi bir toplantı olarak görülmekteydi. Toplantıda, dışişleri bakanlıkları arasında işbirliği, turizm, eğitim, gençlik ve spor, müteahhitlik, toplu konut, sınır kapılarının ortak kullanımı, karşılıklı kültür merkezleri kurulması, yerel yönetim, denizcilik, sivil havacılık, demiryolları, bilgi ve iletişim 
teknolojileri, tarım, su kaynaklarının etkin kullanımı, hayvan sağlığı, Asi Nehri üzerinde ortak baraj inşası, yüksek öğretim ve radyo-televizyon alanlarına ilişkin 51 adet işbirliği anlaşması ve mutabakat zaptı imzalandı. Suriye’nin resmi haber aşansı SANA’da konuyla ilgili verilen haberde “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin ilanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihinde en önemli adım sayılmasıyla gelişen ikili ilişkileri taçlandırma niteliği taşıyor. Şüphesiz iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde sahip olunan ortak kültür ve derin tarihi bağların büyük bir katkısı oldu” ifadesi kullanılmıştır.147

Ekonomik İlişkiler.,

Suriye’yi Türkiye için değerli kılan faktörlerden biri, bu ülkenin Türkiye’nin Arap dünyasına girişi için bir kapı niteliği görmesidir. 
Bunun farkında olan Başbakan Erdoğan “Suriye bizim için sadece 20 milyonluk bir pazar değil, 320 milyonluk Arap dünyasına açılan kapıdır” demiştir. Suriye’de üretilen mallar Mısır, Irak, Ürdün, Kuveyt ve Libya gibi ülkelerin de aralarında bulunduğu 12 ülkeye gümrüksüz girebilmektedir. Bu yüzden Türk yatırımcılar Suriye’de üretim yaparak, ürettikleri malları gümrüksüz olarak bu ülkelere satabilecektir. 
İki ülke arasındaki ticaretin ve vizesiz seyahatin oluşturduğu gelişme trendini gerek Suriye’de gerekse Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde açıkça görmek mümkündür. Mesela Gaziantep şimdiden özellikle Arap dünyasına yönelik ihracatta yıllık üç milyar doları yakalamış 
durumdadır.148 

Türkiye ile Suriye arasında son yıllarda ticaret hacminde hızlı bir artış gözlemlenmektedir. Bunun bir göstergesi olarak 2002 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacminin 724 milyon dolarken, 2009’un sonuna gelindiğinde bu rakamın 2 milyar doları aştığını söylememiz yeterli olacaktır.149 Bu trend 2009 yılında da sürmüş, ayrıca iki ülke imzalanan anlaşmalarla birbirlerine yaptıkları ticaretin önündeki gümrük, kaçakçılık gibi sorunların önüne geçmeyi hedeflemiştir. 

Kaynak: TÜİK verilerinden derlenmiştir.

Tabloda da görüldüğü üzere, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana Türkiye’den Suriye’ye olan ihracat sürekli artmıştır. 
Dünya Ekonomik Krizi nedeniyle Türkiye’nin toplam ihracatında ciddi bir düşüşün yaşandığı 2009 yılında da bu yükseliş devam etmiş ve bir önceki yıla göre yaklaşık %30’luk bir artış gerçekleşmiştir. Buna karşılık Suriye’den gerçekleştirilen ithalat oranında önemli bir gerileme görülmektedir. Türkiye Suriye ekonomik ilişkilerinde son sekiz yıllık dönemde gerçekleşen iyileşme ve bu iyileşmenin getirdiği ticaret artışının sonucunda gelinen noktanın, yaklaşık 90 milyon nüfusu barındıran bu iki ülke açısından yeterli düzeyde olmadığının 
da altını çizmek gerekir. 2009 yılında 1.752 milyon dolara ulaşan ticaret hacminin böyle büyük bir nüfus potansiyeline sahip iki komşu ülke açısından yetersiz olduğunu, Avrupa’daki benzer ölçekteki ülkeler arasındaki ticaret hacminin 50 milyar dolardan az olmadığını da eklemek gerekir.

İki ülke arasında vizelerin kaldırılması ticaretin olması gereken seviyeye yükseltilmesi konusunda önemli katkılar yapacaktır Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Hatay gibi şehirlerde artık insanlar Halep’e günübirlik alışverişe gitmekte, Suriye’den de aynı amaçla vatandaşlar Türkiye’ye rahat bir şekilde gelebilmektedirler. Bu durum bölgedeki sanayici ve iş adamları birlikleri tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Gaziantep Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Ömer Küsbeoğlu, vizenin kaldırılmasıyla iki ülke arasında karşılıklı ticaret yapan esnafa büyük kolaylık sağlandığını söyleyerek bu kararın ticaret hacmini artıracağını belirtmiştir: “Son dönemde Halep ve Gaziantep esnaf odaları birlikleri arasında değişik alanlarda işbirlikleri yapmaya çalışıyoruz. Vizenin kalkması bu çalışmalarımızı hızlandıracak. 
Bugüne kadar vize ile uğraşmak istemeyen esnaf, sınır ticaretine çok yönelmiyordu. Ancak bundan sonraki süreçte her iki ülkeden de karşılıklı ticarette artış olacak. Bu ticareti artıracak ve ekonomiyi canlandıracak.”150

Sonuç

Türk dış politikasının son yıllarda en iyi ilişki içerisinde olduğu ülkelerin başında Suriye gelmektedir. Bu durum sadece Türkiye’nin değil, Suriye’nin de çıkarlarına hizmet etmektedir. Nitekim uzun yıllar Batı’nın sadık bir dostu olmuş ve halen de Batı ile en iyi ilişkileri olan Müslüman ülkelerden biri olan Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak Suriye’nin uluslararası platformlardaki prestijini artıracaktır. Babası 
Hafız Esad’ın tersine, Beşar Esad Suriye’yi dünya ile daha entegre bir devlet haline getirmeye çabalamakta ve bunun için de Türkiye ile ilişkilerini bir araç olarak kullanmaktadır. Yani deyim yerindeyse Türkiye-Suriye ilişkilerinin iyi olması tam bir ‘win-win situation’ı (iki tarafında kazançlı çıktığı durumu) beraberinde getirmektedir.

İki ülke arasındaki iyi ilişkiler gerçekleşen üst düzey ziyaretlerin sıklığına da yansımaktadır. Bakan düzeyinde Türk yetkililerin 2009 yılında en çok ziyaret gerçekleştirdikleri ülkelerin başında Suriye gelmektedir. Başta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olmak üzere birçok bakan Suriye’deki meslektaşları ile görüşmüşler ve birçok konuda işbirliğini artırıcı önlemler almışlardır. Görüşmelerin mahiyeti iki ülke ilişkileri ile sınırlı da değildir. Suriye’nin Irak’la yaşadığı sorunda Türk Dışişleri yetkilileri taraflar arasında arabuluculuk görevi görmüşlerdir. Ayrıca Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin 20 Aralık’ta Şam’ı ziyaret etmesinde yine Ankara önemli bir rol oynamıştır.151 

Suriye bu görüşmelerde Türkiye’ye tam bir güven duymakta ve Türkiye’nin arabuluculuğunu kabul etmektedir. Bu da ilişkilerin geldiği düzeyi gösteren belirgin işaretlerden biridir. Uzun yıllar birbirlerine mesafeli duran iki komşu, artık “sınırları aşan” birbirlikteliğe ulaşmışlar ve bunu da sürdürecekleri konusunda tüm dünyaya mesaj vermektedirler.


Türkiye’nin İran, Filistin/İsrail ve Suriye Politikası 2009 Kronoloji 

3 Ocak 27 Aralık 2008’de İsrail Hava Kuvvetleri’nin Gazze’deki hedefleri vurmasıyla başlayan Dökme Kurşun Operasyonu’nun ikinci safhası olan kara operasyonu İsrail Kara Kuvvetleri’nin bölgeye Kuzey ve Güney’den girmesiyle başlamıştır.

5 Ocak Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim temaslarda bulunmak üzere Ankara’yı ziyaret etmiştir.

12 Ocak Ahmet Davutoğlu Şam’a giderek Devlet Başkanı Beşar Esad ve Dışişleri Bakanı Velid Muallim ile görüştü.

15 Ocak İsrail askerleri Gazze’den geride en az 1400 (siviller, kadın ve çocuk dahil) ölü bırakarak çekilmiştir.

19 Ocak Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Kuveyt’te yapılan Arap Birliği Zirvesi’nde yaptığı konuşmada İsrail’in “terörist devlet” olarak ilan edilmesi çağrısını yapmıştır.

27 Ocak Lübnan tarafından Şam’a atanan ilk büyükelçi olan Mişel Kuri’nin tayini Suriye yönetimi tarafından onaylandı. 

27-28 Ocak İran’a resmi bir ziyarette bulunan dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen İran Ticaret Bakanı Mesud Mir Kazımi ile görüşmesinde, Türkiye’nin İran’la karşılıklı ticaretin artırılmasına büyük önem verdiğini ve iki ülke arasında bir ekonomik ortak alan oluşturmak istediğini söyledi.

29 Ocak İsviçre’nin Davos kasabasında Dünya Ekonomik Forumu’ndaki bir panelde Başbakan Erdoğan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’le canlı yayında tartışmış, İsrail’in Filistin politikalarını sert bir dille eleştirmiş ve toplantıyı terk etmiştir. İran siyasi liderleri bu tutumundan dolayı Erdoğan’ı tebrik ve teşekkür mesajları yayımlandı.

30 Ocak İsrail Cumhurbaşkanı Perez Erdoğan’ı arayarak yaşananlardan dolayı üzüntüsünü ifade etmiştir.

5 Şubat ABD, PJAK’ı terörist bir örgüt olarak ilan ederek ona karşı birtakım yaptırımlara karar verdi. Türkiye bu kararı olumlu karşıladığını açıkladı.

10 Şubat İsrail’de parlamento seçimleri yapıldı. Tzipi Livni’nin Kadima Partisi 28 sandalye kazanırken, Benjamin Netanyahu’nun Likud partisi ise 27 sandalye kazanabildi. Ancak Cumhurbaşkanı Şimon Perez hükümeti kurma görevini Netanyahu’ya verdi. 


14 Şubat İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mizrahi Türkiye’yi Ermenilere ve Kürtlere yönelik katliamlarda bulunmakla suçladı. Türkiye sert tepki gösterdi.

16 Şubat İsrail Genelkurmay Başkanı Gabi Ashkenazi İlker Başbuğ’u arayarak Avi Mizrahi’nin sözlerinden dolayı özür diledi ve açıklamaların kişisel olduğunu belirtti.

24 Mart Suriye Lübnan’a ilk büyükelçisini atadı. 

1 Nisan Netanyahu’nun kurduğu sağcı koalisyon hükümeti Knesset’te güvenoyu alarak göreve başladı. 

5 Mayıs İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Suriye ziyareti kapsamında Devlet Başkanı Beşar Esad ile bir araya geldi. 

12 Haziran İran’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası yaşanan karışıklıklar üzerine Türkiye, İran’ın istikrarının Türkiye ve bölge için önemine vurgu yaparak seçim sonuçlarını tanıdığını açıkladı.

22 Temmuz Başbakan Erdoğan, Beşar Esad’ın daveti üzerine Suriye’ye gitti. 

19 Ağustos Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, İran’ın başkenti Tahran’daki resmi ziyareti kapsamında dini lider Ayetullah Ali Hamaney ile görüştü.

31 Ağustos Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Irak ile Suriye arasında patlak veren krize çözüm bulmak amacıyla Suriyeli meslektaşı Velid Muallim ile Şam’da görüştü.

12-13 Eylül Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Tahran’da Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Dışişleri Bakanı Manuçer Muttaki ve Nükleer Başmüzakereci Said Celili ile İran nükleer sorununun çözümüne ilişkingörüşmeler yaptı.

15 Eylül Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Türkiye’ye geldi. 

16 Eylül Türkiye ile Suriye arasında vize uygulamasını kaldıran anlaşma imzalandı. 

12 Ekim Anadolu Kartalı Askeri tatbikatı İsrail’in çağırılmaması üzerine diğer katılımcı ülkeler olan Amerika, İtalya ve Hollanda’nın da katılmayacağını 
bildirmesi üzerine ulusal düzeyde gerçekleştirildi. 

13 Ekim Türkiye ile Suriye arasındaki Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin bakanlar düzeyindeki ilk toplantısı 

Türkiye’den 10, Suriye’den 15 bakanın katılımıyla Halep ve Gaziantep’te gerçekleştirildi. 

 TRT’de yayınlanan ‘Ayrılık-Filistin’ dizisindeki bazı sahneler İsrail hükümetince sert bir dille eleştirilmiş ve iki ülke arasında yeni bir kriz doğurmuştur. 

27-28 Ekim Başbakan Erdoğan’ın İran ziyareti. Ziyaret sırasında ekonomik işbirliği ve İran nükleer sorunu görüşüldü.

7 Kasım UAEK Başkanı Muhammed el-Baradey, İran’ın düşük oranda zenginleştirmiş olduğu uranyumu Türkiye’de depolaması ve bunun karşılığında kendisine nükleer enerji santrali için ihtiyaç duyduğu miktarda yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum verilmesi önerisinde bulundu.

9 Kasım Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ian Kelly “UAEK’nın sunduğu şekliyle” teklifi desteklediklerini ifade etti.

19 Kasım İran’ın Tebriz kentinde Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ile görüşen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “5+1 Grubu”nun İran nükleer sorunuyla ilgili toplandığı günün öncesinde İran’ın kararını değiştirmeye çalıştı.

27 Kasım UAEK İran’ı kınayarak ülkesinde yeni kurduğu ve varlığı yeni ortaya çıkan nükleer tesisteki faaliyetlerini askıya almasını istedi. Türkiye çekimser oy kullanarak karara destek vermedi.

23 Aralık Başbakan Erdoğan beraberindeki 200’ü aşkın bürokrat ve işadamıyla 50’nin üzerinde anlaşma imzalamak üzere Şam’ı ziyaret etti. 

27 Aralık Dışişleri Bakanı Davutoğlu İran Dışişleri Bakanı Manuçer Muttaki ve ABD Başkanı Barack Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı General Jim Jones ile gerçekleştirdiği telefon görüşmelerinde, UAEK’nın önerileri çerçevesinde barışçı bir çözüme ulaşılabilmesi için tarafları gerekli adımları atma konusunda harekete geçirmeye çalışmıştır.


DİPNOTLAR;

1 Bu Makalenin bir kısmı “Ortadoğu Yıllığı 2009” isimli kitapta da yayınlanmıştır.
2 “Terör örgütü PJAK’tan itiraf”, Zaman, 11 Ocak 2009.
3 “ABD PJAK’ı terörist örgüt ilan etti”, Ntvmsnbc, 5 Şubat 2009.
4 “Genelkurmay: PJAK’ın terör listesine alınması olumlu”, Yeni Şafak, 6 Şubat 2009; “Türkiye Pejak’ın ABD terör listesine alınmasından memnun”, IRNA, 6 Şubat 2009.
5 “Terör örgütüne üçlü darbe”, Hürriyet, 6 Mayıs 2009.
6 “İran’dan 20 bin askerle Kandil Dağı’na operasyon”, Milliyet, 3 Mayıs 2009.
7 “Irak’tan İran’a kınama”, Zaman, 5 Mayıs 2009.
8 “Barzani yönetimi, Türkiye ve İran’ı BM’ye şikayet edecek”, Milliyet, 10 Ocak 2009.
9 “Iraklı Kürtlerin İddiası”, Hürriyet, 6 Ekim 2009.
10 “İran- Türkiye güvenlik heyeti Van’da biraya geldi”, IRNA, 22 Nisan 2009.
11 “İran- Türkiye sınır güvenlik toplantısı düzenlendi”, IRNA, 17 Haziran 2009.
12 Anthony H. Cordesman, “The Iran Attack Plan”, Wall Street Journal, 25 Eylül 2009.
13 .......................ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Temmuz ayı başında yaptığı “İran’ın nükleer tehdidinin ortadan kaldırılması için askeri müdahalenin 
gerekliliğine inanması halinde İsrail’in yoluna çıkmayız” şeklindeki açıklamasını buna örnek olarak verebiliriz. 
http://www.byegm.gov.tr/ayintarihidetay.aspx?Id=542&Yil=2009&Ay=7
14 “Davutoğlu, Celili ile görüştü”, Zaman, 13 Eylül 2009.
15 “Erdoğan: Batı İran’a olumlu yaklaşsın”, Radikal, 28 Ekim 2009.
16 “Erdoğan’dan İran’a: Komşularınla dost ol”, Yeni Şafak, 28 Ekim 2009.
17 Robert Tait, “‘Iran is our friend,’ says Turkish PM Recep Tayyip Erdogan”, Guardian, 26 Ekim 2009.
18 “The Turkish Temptation”, Wall Street Journal, 30 Ekim 2009.
19 “Erdogan verurteilt Sanktionen im Atomkonflikt mit Iran”, Der Spiegel, 1 Kasım 2009.
20 “Erdogan verteidigt Iran ‘Unfairer Westen’”, Süddeutsche Zeitung, 26 Ekim 2009.
21 “Iran hails Turkey’s nuclear support”, Al Jazeera English, 27 Ekim 2009.
22 “İran’la nükleer çözümde Türkiye sürprizi”, Hürriyet, 8 Kasım 2009.
23 “Washington: İran uranyumunun Türkiye’ye gönderilmesini destekliyoruz”, Zaman, 10 Kasım 2009.
24 http://www.byegm.gov.tr/ayintarihidetay.aspx?Id=546&Yil=2009&Ay=11
25 Zeynep Gürcanlı, “Davutoğlu’ndan yoğun telefon diplomasisi”, Hürriyet, 13 Kasım 2009.
26 “Ahmedinejad: Türkiye samimi bir rol oynamaya çalışıyor”, Hürriyet, 17 Kasım 2009.
27 “Crowley: Türkiye’nin İran’la güçlü ilişki kurması faydalı”, Sabah, 16 Kasım 2009.
28 “İran’ı uyardı: Çözüm için zaman tükeniyor”, Zaman, 16 Kasım 2009.
29 Meir Javedanfar, “Is Iran dropping Russia for Turkey?”, Guardian, 17 Kasım 2009.
30 “İran, yurtdışında uranyum depolama önerisini reddetti”, Zaman, 19 Kasım 2009.
31 “Davutoğlu: İran’ın nükleeri menfaatlere uygun çözülmeli”, Milliyet, 21 Kasım 2009.
32 “Uranyuma depo Küçükçekmece”, Hürriyet, 22 Kasım 2009.
33 “Tebriz’de ikna turu”, Yeni Şafak, 22 Kasım 2009.
34 http://www.byegm.gov.tr/ayintarihidetay.aspx?Id=546&Yil=2009&Ay=11
35 “Türkiye’den İran’a üstü kapalı jest”, Hürriyet, 27 Kasım 2009.
36 “Davutoğlu, İran konusunda telefon görüşmeleri yaptı”, Zaman, 26 Kasım 2009.
37 “Türkiye, İran’ı eleştiren karar tasarısına çekimser oy verdi”, Zaman, 28 Kasım 2009.
38 “İran, 10 yeni nükleer tesis inşa edecek”, Sabah, 29 Kasım 2009.
39 http://www.byegm.gov.tr/ayintarihidetay.aspx?Id=546&Yil=2009&Ay=11
40 “İran’dan BM’nin nükleer teklifine yeşil ışık”, Hürriyet, 13 Kasım 2009.
41 .........Bu çerçevede 5 Aralık’ta İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Nükleer Başmüzakerecisi Said Celili ile Ankara’da görüşen Başbakan Erdoğan, 7 Aralık’ta gittiği ABD’de gerek Başkan Obama ile yaptığı görüşmede ve gerekse bu ülkedeki medya kuruluşlarıyla röportajlarında İran konusunda Türkiye’nin bilinen pozisyonunun altını çizmiş ve sorunun diplomatik yollarla çözülmesi için tüm tarafları uzlaşı içerisinde hareket etmeye çağırmıştır. “Erdoğan: İran-Türkiye ilişkileri son 20 yılda çok daha ileri düzeye taşınmıştır”, 
IRNA, 9 Aralık 2009.
42 http://www.byegm.gov.tr/ayintarihidetay.aspx?Id=547&Yil=2009&Ay=12
43 “İran’dan Türkiye’ye övgü”, Hürriyet, 15 Aralık 2009.
44 “Obama: Türkiye, İran konusunda destek olacak”, BBC Türkçe, 7 Aralık 2009; “Crowley: Türkiye’nin İran’la güçlü ilişki kurması faydalı”, Sabah, 16 Kasım 2009.
45 “Tüzmen: İran ve Türkiye aralarındaki ilişkileri devam etmek amacındalar”, IRNA, 29 Ocak 2009.
46 “Tüzmen: İran’la bir ekonomik ortak alan oluşturmak istiyoruz”, Milliyet, 27 Ocak 2009.
47 “Türkiye- İran iş forumu Ankara’da düzenlendi”, IRNA, 28 Nisan 2009.
48 “İran’la ticareti ulusal parayla yapalım”, Hürriyet, 28 Nisan 2009; “Türkiye- İran iş forumu Ankara’da düzenlendi”, IRNA, 28 Nisan 2009.
49 http://www.byegm.gov.tr/ayintarihidetay.aspx?Id=539&Yil=2009&Ay=4
50 “Türkiye- İran arasında sınır ticareti protokolü imzalandı”, IRNA, 20 Temmuz 2009.
51 “Türkiye-İran sınırında serbest sanayi bölgesi”, Fars Haber Ajansı, 20 Ekim 2009; “Nihat Ergün: İran – Türkiye sınırında serbest sanayi bölgesi kurmayı amaçlıyoruz”, IRNA, 26 Eylül 2009; Erdal Sağlam, “İran’la sınırda ortak sanayi bölgesi gündemde”, Hürriyet, 20 Ekim 2009.
52 “İran’la ticaret TL ve riyal ile yapılacak”, Zaman, 28 Ekim 2009.
53 “İran-Türkiye ticari ilişkilerinde büyük gelişme”, Fars Haber Ajansı, 28 Ekim 2009.
54 “Rahimi: İran ve Türkiye ticaret hacmi 30 milyar dolara çıkacak”, IRNA, 28 Ekim 2009.
55 “İki ülkenin iradesi ciddi bir iradedir”, Yeni Şafak, 28 Ekim 2009.
56 “İmzalar atıldı, İran’la iki kapı daha açılıyor”, Zaman, 9 Aralık 2009; “İran ve Türkiye sınır illeri arasında iş birliği anlaşması imzalandı”, IRNA, 9 Aralık 2009.
57 “Gül: Konjonktür uyarsa Nabucco’ya İran da girebilir”, Milliyet, 9 Mayıs 2009.
58 Zeynep Gürcanlı, “ABD’den İran gazına yeşil ışık yok”, Hürriyet, 13 Temmuz 2009.
59 “Yıldırı’dan İran’a: ‘Nabucco’a hoş geldiniz’”, Hürriyet, 28 Eylül 2009.
60 “Erdoğan: Türkiye- İran arasında çok ciddi anlaşmalara imza atılmıştır”, IRNA, 4 Kasım 2009.
61 “İran doğalgazı için bir adım daha”, Zaman, 28 Ekim 2009.
62 “Bakan Yıldız: İran’da yeni bölgede doğalgaz arayacağız”, Zaman, 27 Ekim 2009.
63 “İsrail saldırısı Türkiye’yi İran’a yaklaştırdı”, Milliyet, 23 Ocak 2009.
64 “İran’dan Hamas teşekkürü”, Hürriyet, 21 Ocak 2009.
65 “Ahmedinejad’dan Erdoğan’a teşekkür”, Yeni Şafak, 31 Ocak 2009.
66 “İran’dan Erdoğan yorumu”, Hürriyet, 30 Ocak 2009.
67 “Nobel Barış Ödülü Erdoğan’a verilsin”, Zaman, 1 Şubat 2009; “İran: Erdoğan’a Nobel verilsin”, Milliyet, 2 Şubat 2009. 
68 “Başbakan Erdoğan Tahran’da ‘hemşeri’ oldu”, Radikal, 2 Şubat 2009.
69 “Erdoğan, Ahmedinejad’ı kutladı”, Zaman, 14 Haziran 2009; “Cumhurbaşkanı Gül, Ahmedinejad’ı kutladı”, Zaman, 14 Haziran 2009.
70 ....................“Davutoğlu: Türkiye ile İran arasındaki köklü ilişkilerin aynı şekilde sürdürülmesi hepimizin dileğidir”, IRNA, 16 Haziran 2009.
71 http://www.byegm.gov.tr/ayintarihidetay.aspx?Id=540&Yil=2009&Ay=6; “Davutoğlu, 
BAE Dışişleri Bakanı Nahayan ile görüştü”, Zaman, 22 Haziran 2009.
72 “Gül: İran’ın istikrar, güvenlik ve huzuru Türkiye için çok önemlidir”, IRNA, 25 Haziran 2009.
73 “Erdoğan’dan İran’da sıcak mesajlar”, Zaman, 28 Ekim 2009.
74 “Ahmedinejad’dan Erdoğan’a İsrail övgüsü”, Hürriyet, 27 Ekim 2009.
75 “Rahimi: Türkiye, İran’ın her zaman saygın, değerli ve önemli komşusudur”, Fars Haber Ajansı, 29 Ekim 2009.
76 Seymour M. Hersh, “A Strike in the Dark: What Did Israel Bomb in Syria?”, The New Yorker, 11 Şubat 2008. 
77 Alon Liel, “Israeli-Turkish Relations Under Strain”, Israel Journal of Foreign Affairs, 4,1, (2010), s: 23–26.
78 Anthony H. Cordesman, “The ‘Gaza War’: A strategic Analysis”, Centre for Strategic and International Studies, 2009, s. 30. 
    http://csis.org/files/media/csis/pubs/090202_gaza_war.pdf 
79 PCHR, “Weekly Report on Israeli Human Rights Violations in the Occupied Palestinian 
Territory”, No. 51/2008 (24–31 Aralık 2008), available at: http://www.pchrgaza.org/
files/W_report/English/2008/pdf/weekly%20report%2051.pdf 
80 Bu listeler Gazze’deki Adalet Bakanlığı’na bağlı İsrail Savaş Suçlularının Soruşturulması ve Kayıt Altına Alınması Merkezi Komisyonu 
    (TAWTHEQ - The Central Commission for Documentation and Pursuit of Israeli War Criminals) tarafından ortaya çıkarılmış 
    ve Goldstone Raporu’nun hazırlayan misyona sunulmuştur. http://www.tawtheeq.ps/en/index.php 
81 ..........................Bu listeye şu web adresinden ulaşılabilir: 
     http://www.pchrgaza.org/files/PressR/English/2008/list.pdf 
82 PCHR, “ İsrail saldırısı sonucunda kayıtlara geçen ölü sayısı 1,417’dir. Bu rakamın 926’sını siviller, 255’ini polis güçleri ve 236’sını 
     Hamas üyesi savaşçılar teşkil etmektedir.) Bu konudaki kayıtlara 12 Mart 2009’da yayınlanan rapordan ulaşılabilir: 
     http://www.pchrgaza.org/files/PressR/English/2008/36-2009.html 
83 Richard Goldstone, s. 281-292.
84 Roni Sofer, “Olmert in Ankara, Seeks Direct Talks With Syria”, Israel News Agency, 23 Aralık 2008, 
    http://www.ynetnews.com/articles/0,7340,L-3642775,00.html. 
85 Nichole Sobecki, “Gaza Strains Vital Turkey-Israel Relations”, Global Post, 20 Ocak 2009.
86 Ron Synovitz, “Turkish PM Shows New Foreign-Policy Assertiveness At Davos”, Radio Free Europe, 30 Ocak 2009, 
     http://www.rferl.org/... 
87 “Erdogan: My Anger over Gaza Directed at Israeli Government, not Jews”, Haaretz, 30 Ocak 2009. 
88 Emrullah Uslu, “Yet Another Crisis in Turkey-Israel Relations, Jamestown Foundation, 30 Ocak 2009, 
     http://www.jamestown.org/... 
89 “Israeli President to Turkish PM Erdogan: I am Sorry”, The Journal of Turkish Weekly, 30 Ocak 2009, USAK, 
     http://www.turkishweekly.net/... 
90 “Çiçek: İsrail’le İlişkimizi Sürdürmek İstiyoruz“, NTVMSNBC, 3 Şubat 2009 
     http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/474169.asp 
91 Lenore G. Martin ve Dimitris Keridis, The Future of Turkish Foreign Policy, MIT Press,  2004; Nick Danforth, “How the West Lost Turkey”, Foreign Policy, 
     25 Kasım 2009, 
     http://www.foreignpolicy.com/...; Steven A. Cook, “Friends or Enemies: How Do You Say Frenemyin Turkish”, Foreign Policy, 1 Haziran 2010; 
     Ahmet Davutoglu, “Turkey’s Zero Problems Foreign Policy”, Foreign Policy, 20 Mayıs 2010; Mary Beth Sheriden, “Turkey’s  Foreign Policy Moves Raise 
     Concern in West and at Home”, Washington Post, 7 Haziran 2010; Ömer Taşpınar, “A New Era in Turkish Foreign Policy”, Today’s Zaman, 14 Haziran 2010. 
92 “Turkey Irked by IDF General’s Remarks”, Jarusalem Post, 14 Şubat 2009. 
93 “IDF: Officer’s Criticism of Turkey Does not Represent Official View“, Haaretz, 14 Şubat 2009.
94 “Israel Says ’Sorry’ for Top Officer’s Outburst”, Hürriyet, 
     http://www.hurriyet.com.tr/english/domestic/11051926.asp 
95 http://www.anadolukartali.tsk.tr/default.asp?loc=tr&p=tarihce 
96 “Anadolu Kartalı Eğitimi Bu Dönem İsrail’siz”, Sabah, 16 Haziran 2009.
97 “One Minute’un Ardından ‘Anadolu Kartalı’ Gerilimi“, Radikal, 12 Ekim 2009, 
98 “Anadolu Kartalı Tatbikatı Açıklaması”, Dışişleri Bakanlığı, 12 Ekim 2009, 
     http://www.roma.be.mfa.gov.tr/ShowAnnouncement.aspx?ID=1544 
99 “One Minute’un Ardından ‘Anadolu Kartalı‘ Gerilimi“, Radikal, 12 Ekim 2009.
100 Barbara Opall-Rome and Vago Muradian, “Israel-Turkey Rift Derails Defense Trade”, Defense News, 18 Ekim 2009, 
      http://www.defensenews.com/story.php?i=4330345
101 “İşte Kalem Kalem Gözden Geçirilecek Ekonomik İlişkiler“, HABERTURK, 2 Haziran 2010
102 Barbara Opall-Rome and Vago Muradian, “Israel-Turkey Rift Derails Defense Trade”, Defense News, 18 Ekim 2009, 
      http://www.defensenews.com/story.php?i=4330345 
103 “İsrail’le Bu Sefer Dizi Krizi”, Radikal, 15 Ekim 2009.
104 “İsrail’le “Ayrılık” Krizi”, Hürriyet, 16 Ekim 2009.
105 “İsrail “Ayrılık”a Dayanamadı”, Ntvmsnbc, 15 Ekim 2009, 
       http://www.ntvmsnbc.com/id/25010489/ 
106 “İsrail’de Ayrılık Travması”, Milliyet, 16 Ekim 2009.
107 “Ayrılık Travması”, Akşam, 16 Ekim 2009. 
108 “Ayrılık Travması”, Akşam, 16 Ekim 2009. 
109 Özlem Tür, “Türkiye-İsrail İlişkilerinde Kriz – Davos ve Sonrası, Orsam İnceleme, Kasım 2009, Cilt: 1, Sayı:11, s.39. 
110 Serhat Erkmen, “İsrail’deki Seçimin Sonuçları ve Türk-İsrail İlişkilerine Etkileri”, Ortadoğu Analiz, Mart 2009, Cilt 1, Sayı 3.
111 “Final Israeli Election Results Bring Political Uncertainty”, Voice of America, 13 Şubat 2009, 
       http://www1.voanews.com/english/news/a-13-2009-02-13-voa30-68672812.html 
112 “Netanyahu to Form Israel Cabinet”, BBC, 20 Şubat 2009.
113 Donald Macintyre, “Netanyahu Asked to Form New Israeli Government”, Intependent, 21 Şubat 2010.
114 “Peres Gives Netanyahu 14-day Extension to Form Government”, Haaretz, 20 Mart 2009.
115 “Netanyahu Sworn in as Israeli PM”, BBC, 1 April 2009, http://news.bbc.co.uk/2/hi/7973435.stm 
116 “Netanyahu Government / Who’s who in the new cabinet”, Haaretz, 1 Nisan 2009.
117 Selen Çakmak, “Ortadoğu Güncesi: 20 Kasım–20 Aralık 2010”, Ortadoğu Analiz, Ocak 2010, Cilt 2-Sayı 13.
118 “İsrail ile Ticari İlişkilerin Boyutu”, Sabah, 31 Mayıs 2010.
119 “İki Ülke Arasındaki Ticaret 2.5 Milyar Dolar”, Milliyet, 1 Haziran 2010.
120 “Türkiye’nin Ekonomisi Nasıl Etkilenir?, Ntvmsnbc, 31 Mayıs 2010, 
       http://www.ntvmsnbc.com/id/25101235/ 
121 “Türkiye-İsrail Arasında İthalat ve İhracat“, 1 Aralık 2009, 
       http://www.patronturk.com/turkiye-israil-arasinda-ithalat-ve-ihracat 
122 Noyan Doğan, “İsrail ile Ekonomik İlişkilerimizi Durdurursak Ne Kaybederiz”, Referans Gazetesi, 2 Haziran 2010.
123 “2009’da Antalya’ya Giden Ukraynalı Turist Sayısı Yüzde 24 Azaldı” , 3 Ocak 2010,  http://www.tuid.org.ua/... 
124 Selahattin İbas, “Türkiye-Suriye İlişkilerinin Tarihi”, Türel Yılmaz ve Mehmet Şahin (der.), 
Ortadoğu Siyasetinde Suriye, Ankara: Platin Yayınları, 2004, s.55.
125 “Suriye’ye Sabrımız Kalmadı”, Hürriyet, 17 Eylül 1998.
126 Ertuğrul Özkök, “Asker Emir Bekliyor”, Hürriyet, 3 Ekim 1998.
127 “İşte Tarihi Anlaşma”, Hürriyet, 21 Ekim 1998.
128 “Erdoğan: Gazze Saldırısı Bir An Önce Sona Bitsin”, Hürriyet, 31 Aralık 2008.
129 “Muallim ve Babacan’dan Olağanüstü Arap Zirvesi Çağrısı”, Milliyet, 5 Ocak 2009.
130 “Erdoğan’ın Başdanışması Şam’da”, Zaman, 12 Ocak 2009.
131 Songül Selvi, “Gazı Zor Bulan Suriye’den Nabucco’ya Destek!”, Radikal, 15 Temmuz 2009.
132 “Başbakan Erdoğan’a Suriye’de Sevgi Seli”, 22 Temmuz 2009, Haber 7, 
http://www.haber7.com/haber/20090722/Basbakan-Erdogana-Suriyede-sevgi-seli.php 
133 “Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Suriye Devlet Başkanı Esad Tarafından Kabul Edildi”, Zaman, 31 Ağustos 2009.
134 Asım Güneş ve Serkan Akkoç, “Türkiye-Suriye Arasındaki Vize Kaldırıldı”, Milliyet, 16 Eylül 2009.
135 “Başbakan Erdoğan Suriye‘de”, Sabah, 23 Aralık 2009. 
136 Yeni İşlevselciliğin fikir babası olan Ernst Haas Avrupa Entegrasyonunu tanımlarken spill-over konseptini geliştirmiştir. 
Buna göre bir alandaki entegrasyon işlevsel ilişki içerisinde 
olduğu diğer alanlara da yayılarak birçok alana taşacaktır. Bu sayede işbirliği artacak ve entegrasyon derinlemesine bir şekilde gerçekleşecektir. Bknz: Haas, Ernst B, The Uniting of Europe, Stanford: Stanford Univ. Press, 1958.
137 “Lübnan ile Türkiye Vizeyi Kaldırdı”, Haber7, 11 Ocak 2010, http://www.haber7.com/... 
138 “Ürdün ile vize kaldırıldı”, Hürriyet, 1 Aralık 2009.
139 “Türkiye Suriye’den Sonra Libya ile de Vizeyi Kaldırdı”, Euractiv, 24 Kasım 2009, www.euractiv.com.tr
140 “Katar’a Vize Kalktı”, Takvim, 19 Ekim 2009.
141 “Türkiye’nin Yeni Cesur Vize Diplomasisi”, http://www.abhaber.com/ozelhaber.php?id=5583 
142 ................Deniz Devrim and Eduard Soler, “Turkey’s Bold New Visa Diplomacy“, Notes Internacionals, 12 March 2010, 
  http://www.cidob.org/es/publicaciones/notes_internacionals_cidob/n1_12/turkey_s_bold_new_visa_diplomacy
143 a.g.e.
144 “Meeting in 2 Nations, Turks and Syrians Signals Better Ties”, New York Times, 13 October 2009.
145 Aybike Karakuş, “El Kader El Müşterek, Ettarih El Müşterek, El Müstakbel El Müşterek”, Caspian Weekly, 9 March 2010.
146 ...................“Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi birinci Bakanlar Kurulu Toplantısı Yapıldı”, Resmi Gazete, 13 Ekim 1009, 
      http://www.resmi-gazete.org/gundem/duyurular/icisleri-bakanligi/turkiye-suriye-yuksek-duzeyli-stratejik-isbirligi-konseyi-birinc.html, 
147 Veysel Ayhan, “Türkiye-Suriye Stratejik İşbirliği Konseyi’nin Birinci Başbakanlar Düzeyi Toplantısı”, Orsam, 23 Aralık 2009.
148 M. Vedat Gürbüz, “Suriye, Türkiye ile Birlikte Değişiyor”, Zaman, 29 Aralık 2009.
149 Selen Tonkuş, “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı’nın Ardından Türkiye-Suriye İlişkileri”, Orsam, 25 Aralık 2009.
150 Serkan Canbaz, “Güneydoğulu Sanayiciler Türkiye-Suriye Ticaret Hacminin Artacağına İnanıyor”, Zaman, 20 Eylül 2009.
151 Selen Çakmak, “Ortadoğu Güncesi: 20 Kasım–20 Aralık 2010”, Ortadoğu Analiz, Ocak 2010, Cilt 2-Sayı 13.


***

TÜRKİYENİN İRAN, İSRAİL/FİLİSTİN VE SURİYE POLİTİKASI 2009, BÖLÜM 5

TÜRKİYENİN İRAN, İSRAİL/FİLİSTİN VE SURİYE POLİTİKASI 2009, BÖLÜM 5



Savunma Sanayi Alanında Çatlak.,

Anadolu Kartalı askeri tatbikatına İsrail’in katılımının reddedilmesi iki ülke arasındaki siyasi gerilimin askeri işbirliği alanına da kayabileceğinin göstergesiydi. Bilindiği üzere, İsrail ile Türkiye arasında savunma ve askeri anlamda yıllardan beri süregelen bir işbirliği bulunmaktadır. İsrail’in kendi hava sahasının sınırlı olmasından ötürü Türk hava sahasını kullanmasına Türkiye uzun yıllar izin vermiş ve İsrail Hava Kuvvetleri birçok tatbikatı Türk hava sahasını kullanarak gerçekleştirmiştir. Buna mukabil Türkiye İsrail’in savunma 
sanayisindeki ileri teknolojiden birçok proje kapsamında yararlanmış ve kendi askeri kapasitesini geliştirmiştir. Özellikle 1996 yılında imzalanan anlaşmalarla başlayan bu stratejik ortaklık uzun yıllar savunma sanayi alanındaki ticaret hacminin milyarlarca dolarlık bir seviyede seyretmesini sağlamıştır. Bu programların en büyükleri arasında 700 milyon dolarlık Türk F-4 Fantom savaş uçaklarının modernleştirilmesi, 688 milyon dolarlık M60 tanklarının teknik 
kapasitelerinin yükseltilmesi bulunmaktadır.100 Ayrıca Türkiye İsrail’den 10 insansız hava aracı HERON’u 188 milyon dolara satın almış, F-4 uçaklarının hareket eden cisimleri algılamasını sağlayan Sentetik Açıklıklı Radar (SAR) sistemlerinin 160 milyon dolarlık ihalesi İsrail’e verilmiş, F-4 ve F-16 uçaklarından alınan görüntülerin yere aktarılmasını sağlayan Datalink 16 projesini 120 milyon dolara İsrail yeniden kazanmıştır. Bu ve benzeri projeleri içeren ve 1990’larda başlayan İsrail–Türkiye savunma sanayi ortaklığında şimdiye kadar 13 proje tamamlanırken, 6 proje de hali hazırda devam etmekte 
ve bitmesi beklenmektedir.101

Yukarıda detaylı bir şekilde anlatılan savunma sanayi işbirliğinin boyutu iki ülke arasındaki gerilimin artması ile gerileme sürecine girmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesinin ardından ve özellikle İsrail’e yönelik eleştirilerin artmasının etkisiyle, 1990’ların son döneminde İsrail ile savunma sanayi alanında imzalanan anlaşmalar 1 milyar doları bulurken, 2007 ve 2008 yıllarında yeni imzalanan anlaşmaların mali kapsamı 80 milyon doları geçememiştir.102 
Çünkü özellikle son birkaç yıldır hükümet İsrail ile yeni anlaşmalar imzalamama ya özen göstermektedir. Bu özen ile Türkiye bir taraftan İsrail’e olan tepkisini açık bir şekilde ifade etmekte, diğer tarafta da İsrail’in Filistin halkına ve diğer Ortadoğu devletlerine yönelik politikalarında bir değişikliğin gerçekleşmesini sağlamayı amaçlamaktadır. İki ülke arasındaki ilişki göz önünde bulundurulduğunda bu yaptırımlardan daha zararlı çıkacak tarafın İsrail olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim Türkiye özellikle son 
yıllarda yaptığı yatırımlarla savunma sanayi teknolojileri anlamında önemli aşamalar kaydetmiş ve daha önceleri İsrail’den ihale yoluyla almak zorunda kaldığı yenilikleri kendisi üretebilecek seviyeye yaklaşmıştır. 

Ayrıca Türkiye için savunma sanayi alanında Rusya ve İran gibi alternatiflerin mevcut olduğu gerçeği de Tel-Aviv yönetimi tarafından not edilmesi gereken bir durumdur. Türkiye’nin İsrail’den savunma sanayi teknolojileri satın almaması Ankara’yı önemli bir şekilde etkilemeyecektir. Ancak İsrail’in bu alandaki en büyük ticaret ortaklarından biri olan Türkiye’yi kaybetmesi sadece savunma sanayini etkilemeyecek, diğer alanlara da yayılacak ve İsrail’in bu durumdan 
ekonomik anlamda ciddi bir zarar görmesi kaçınılmaz olacaktır. 

Ayrılık Dizisinin Yarattığı Kriz.,

Ortaya çıkacak en ufak bir gerginliğin büyük bir krize dönüşebilme potansiyelinin olduğu bir dönemde İsrail ve Türkiye bir taraftan karşı tarafı kışkırtacak hareketler yapmamaya özen gösteriyor, diğer taraftan da ortamın yatışması için vakit kazanıyordu. Ancak bu sefer hükümetlerin iradesi dışında bir olay gerçekleşti ve bu da yeni bir krize neden oldu. İlk bölümü 13 Ekim 2009’da TRT’de yayınlanan 
“Ayrılık: Aşkta ve Savaşta Filistin” dizisinde yer alan bazı sahneler İsrail 
tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmış ve bu tepki Türkiye’ye en üst düzeyde yansıtılmıştır. Bu sahneler arasında özellikle ikisi İsrailliler tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Kontrol noktasından geçirilmediği için kendi imkânları ile doğum yapan bir kadının bebeğinin babasının bebeği elleriyle kaldırıp geçiş için izin istediği sırada, İsrailli bir asker tarafından ateş edilerek vuruluşunun gösterildiği ve İsrail askerlerinden kaçan küçük bir kızın bir asker tarafından çıkmaz 
sokakta kıstırıldıktan sonra vurularak öldürülmesinin gösterildiği sahneler İsrailliler tarafından büyük tepkiyle karşılanmış, kimileri tarafından gerçeklikle ilgisinin olmadığı yorumları yapılmıştır.103 

Dizinin İsrail’de kablolu yayın kanalları arasında bulunan TRT-1’de yayınlanması İsrailliler’de ayrıca bir kızgınlık yaratmıştı. Dizi bir aşk hikâyesi etrafında şekillenmekle beraber İsrail’in 2009 başında Gazze’de gerçekleştirdiği Dökme Kurşun operasyonunda yaşananları gözler önüne sermeyi hedeflemekteydi.104 Dizinin ilk bölümünün yayınlanmasının ardından İsrail’in önemli kanallarından olan Kanal 2 Ana haber bülteninde diziye büyük yer ayırıp Türkiye’ye tepki göstermiştir. Habere göre dizi en üst düzeyde provokasyon olup, “Suriye 
ve diğer karanlık ülkelerde yapılan İsrail karşıtı yayınlara benziyor”  denilmiştir. 105

İsrail’den gelen tepkiler resmi bir biçimde de Türkiye’ye iletilmiş, Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman yaptığı açıklamada, “Bu ciddi bir provokasyondur ve ayrıca devlet desteğiyle yapılmıştır. Gerçekle ilgisi olmayan ve İsrailli askerleri barbar katiller olarak gösteren bir dizinin düşman devletlerce bile yayınlanması yakışık almaz. İsrail’le diplomatik ilişkileri olan Türkiye’de yayınlanması ise manidar 
ve üzücüdür” diyerek tepkisini göstermiştir.106 Dizinin İsrail‘de yarattığı travmanın ardından Tel Aviv’deki Türkiye Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı Ceylan Özen Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı. İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın Batı Avrupa’dan sorumlu Müsteşar Yardımcısı Naor Gilon, Kudüs’te, Özen’e İsrail’in diziden duyduğu üzüntü ve rahatsızlığı iletti. Dizide yer alan unsurların kabul edilemez olduğunu belirten Gilon, iki ülke arasında “son günlerde yaşanan gerilimin bir an önce giderilmesine” yönelik beklentilerini dile getirmiştir.107

Dizinin siyasi danışmanı olan Hakan Albayrak yaptığı açıklamada “İsrail tüm yaptıklarına rağmen eleştirilere tahammül edemiyor. 

Medyada, ülkenin dizi sonrasında bir travma yaşadığı söyleniyor. Eğer İsrail Ordusu’nun gerçek yüzünü görmelerini sağladıysa keşke daha önce yapsaydık. Çocukları ve kadınları öldürmediklerini söyleyebilirler mi? Bunlar yaşanmış olaylar. Nasıl ki Nazilerin Yahudiler üzerinde yaptığı soykırım filmlere konu oluyorsa biz de İsrail’i konu alan projeler yapabiliriz” diyerek İsrail’in verdiği tepkilere cevap vermiştir. 
Öte yandan dizinin yapımcısı Selçuk Çobanoğlu “Bir İsrailli yetkili ‘biz çocukları öldürmedik, katliam yapmadık” derse diziyi yayından kaldırır hatta özür dileriz’ açıklamasında bulunarak projesini savunmuştur.108 

Ayrılık dizisi ile gün yüzüne çıkan krizi iki ülke arasında daha önce çıkan krizlerden farklı kılan nokta, daha öncekilerin aksine Ayrılık dizisi krizinin ülkeler arası ilişkilerde yarattığı hasarın ötesinde, iç kamuoylarında ve toplumlar arası düzeyde de yıkıcı bir etkiye neden olduğu gerçekliğidir.109 İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyileşmesi veya kötüleşmesi genellikle Filistin meselesi ile bağlantılı olaylar çerçevesinde gerçekleşmiştir. Ayrılık dizisi de bu olgunun ne 
kadar yerinde olduğunu teyit etmiştir denilebilir.

İsrail’de Seçimler ve Türkiye ile İlişkilere Etkileri.,

2009 yılı İsrail’de erken seçim yılı olmuştur. 10 Şubat 2009’da son 10 yılda gerçekleşen dördüncü parlamento seçimleri için İsrailli seçmenler sandık başına gitmişlerdi. Son Meclis seçiminin 28 Mart 2006’da yapıldığı İsrail’de Hizbullah ile yapılan savaştaki başarısızlık hükümeti büyük ölçüde sarsmış, ardından Başbakan Olmert’in yolsuzlukla suçlanması Kadima Partisi liderliğindeki koalisyon hükümetinin yürütülmesini imkânsız hale getirmiştir. Kadima’nın parti 
kongresinde Tzipi Livni parti liderliğine getirilmiş, ancak Livni yeni bir hükümet kuramamış ve parlamento 2008 yılının Ekim ayında erken seçim kararı almıştır.110

Seçim aşırı sağcı Likud partisi ile merkez sağdaki Kadima partisinin çekişmesine sahne olmuş, Dışişleri Bakanı Tzipi Livni’nin liderliğini yaptığı Kadima Partisi 28 sandalye alarak seçimden galip ayrılmıştır. 

Liderliğini Benjamin Netanyahu’nun yaptığı Likud partisi ise 27 sandalye kazanarak ikinci olmuştur. İlk iki parti arasındaki sandalye farkı bu kadar az olduğu bir durumda merakla beklenen gelişme Devlet Başkanı Şimon Perez’in hangi lideri hükümeti kurmakla görevlendireceğiydi. Perez, bir taraftan Kadima partisi lideri Livni’ye bu görevi verip merkez sağ önderliğinde bir hükümetin kurulmasının önünü açarak Filistin’le barış görüşmelerinin devam etmesini 
sağlayabilecekken, diğer taraftan aşırı sağcı Likud partisi lideri Netanyahu’ya bu görevi verip sadece Filistin’le olan görüşmelerin sekteye uğramasına değil, Amerika’da göreve yeni gelen Obama yönetimi ile ilişkilerin gerginleşebileceği bir siyasi döneme girilmesine neden olabilecekti.111

Parti liderleri ile tek tek görüşen Perez 20 Şubat’ta hükümeti kurmak üzere Likud Partisi lideri Benjamin Netanyahu’ya 6 haftalık süre verdiğini açıkladı. 
Bu kararla Tzipi Livni’nin Kadima partisi her ne kadar seçimlerden galip çıktıysa da, hükümeti kurmakla görevlendirilmedi. 

Ancak ikinci olan Netanyahu yaptığı açıklamalarda Livni ile çalışmak istediğini ifade etmiş, Livni ise bunu kabul etmemişti.112 

Öte yandan seçimlerde üçüncü olan daha aşırı sağcı Yisrael Beiteinu (İsrail Evimiz) Partisi’nin lideri Avigdor Lieberman Benjamin Netanyahu’ya iktidar ortağı olma teklifi yapmıştı.113 Parti liderleri ile bir bir görüşen Netenyahu sağcı bir hükümetten ziyade ulusal birlik adı altında merkeze daha yakın bir hükümet kurmak istiyordu. Ancak aradan geçen 6 haftanın sonunda hükümet kurma görüşmeleri sonuçlanmamış ve Cumhurbaşkanı Peres, Netanyahu’ya 14 günlük 
bir ek süre vermiştir.114

Görüşmeler Mart ayı sonuna doğru sonlanmış ve Benjamin Netanyahu 
1 Nisan 2009’da İsrail Parlamentosu Knesset’te yapılan güven oylamasında 45 “hayır” oyuna karşılık 69 “evet” oyu alarak İsrail’in yeni Başbakan’ı olarak yemin ederek göreve başlamıştır.115 Kurulan koalisyon hükümeti çoğunluğu aşırı sağcı 5 partiden oluşmuştur. Likud lideri Benjamin Netanyahu’nun Başbakanlığında kurulan yeni hükümette, İsrail Evimiz Partisi Başkanı Avigdor Lieberman 
Dışişleri Bakanı, İşçi Partisi lideri Ehud Barak Savunma Bakanı, ultra-muhafazakâr Şas Partisi lideri Eliyahu Yishai İçişleri Bakanı ve Yahudi Evi Partisi başkanı Daniel Herschkowitz Bilim Bakanı olmuştur.116

İsrail’de sağ ve milliyetçi öğelerin daha ağırlıkta olduğu bir hükümetin 
kurulması Türkiye ile ilişkiler bağlamında olumlu bir gelişme olarak görülmemiştir. Zaten gergin olan ilişkiler özellikle Dışişleri Bakanı Lieberman’ın ve diğer aşırı sağcı hükümet ortaklarının açıklamaları ile yıl içerisinde daha da kötüye gitmiştir. İsrail sağı bir taraftan Türkiye’den daha iyi bir ortak bulamayacağının farkındadır, ancak Filistin konusunda gösterdiği hassasiyetle Türkiye, İsrail sağının tepkisini de çekmektedir. Bu gerginliğin en belirgin göstergelerinden bir tanesi iki ülke hükümetleri arasındaki üst düzey resmi ziyaretlerin 2009 yılı boyunca yok denecek kadar az olmasıydı. Bakanlar 
düzeyindeki tek görüşme, İsrail Sanayi, Ticaret ve Çalışma Bakanı Benjamin Ben Eliezer’in beraberinde bir iş adamı heyetiyle 22 Kasım’da Türkiye’ye gelmesi olmuştur. Ben Eliezer, Ankara temasları çerçevesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da kabul edilmiştir.117

Ekonomik İlişkiler.,

Türkiye ve İsrail arasında 14 Mart 1996 tarihinde imzalanan Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması’nın Mayıs 1997’de yürürlüğe girmesiyle ve yaklaşık 200 ürüne uygulanan gümrük vergilerinin kaldırılmasıyla iki ülke arasındaki ticaret hacmi artan bir trende girmişti. 
Bunu takiben Ticari, Ekonomik, Sınaî, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşması, Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması, Gümrük İdarelerinin Karşılıklı Yardımlaşmasına İlişkin Anlaşma, Türkiye-İsrail Karma Ekonomik Komisyon Dönem Mutabakat Zabıtları imzalanmıştır.118 
Bu anlaşmalar sayesinde 90’lı yılların ortalarından itibaren Türkiye ile İsrail birbirleri için önemli ticaret ortakları olmuşlardır. Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacmi AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında 1 milyar 325 bin dolar iken, 2009 yılı sonunda bu rakam 2 milyar 598 milyon dolara ulaştı.119 

Bir başka deyişle iki ülke arasındaki ticaret hacmi son 8 yılda %96 artarak neredeyse iki katına çıkmıştır. Ayrıca Türk müteahhitleri İsrail’de önemli ölçüde yatırımlar gerçekleştirmektedir.120 

Türkiye, 2009 yılının tümü göz önüne alındığında İsrail’e 1.528 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirirken, 1.070 milyon dolarlık da ithalat yapmıştır. Türkiye’nin İsrail’e yaptığı ihracatın 2008 yılında 1.925 milyon dolar ve 2007 yılında da 1.658 milyon dolar olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda ihracatta önemli bir düşüş gözlenmektedir. Öte yandan Türkiye’nin İsrail’den gerçekleştirdiği ithalatın 2008 yılında 1.441 milyon dolar ve bir önceki yıl olan 2007’de 
de 1.081 milyon dolar olduğunu dikkate aldığımızda da ithalatta da önemli bir düşüşün olduğunu gözlemleyebiliriz.121 Ayrıca İsrail ile yapılan ticaret Türkiye’nin toplam dış ticaretinin sadece %1’ini oluştururken, Türkiye İsrail’in dış ticaret gerçekleştirdiği ülkeler arasında ilk 10’da bulunmaktadır.122 Sonuç olarak altı çizilmesi gereken nokta, İsrail-Türkiye ticari verileri göz önüne alındığında, Türkiye İsrail’in dış ticaretinde daha önemli bir konuma sahiptir. Bu açıdan bakıldığında ilişkilerdeki olası bir gerileme Türkiye’den çok İsrail için sorun teşkil edecektir.

Krizlerle sarsılan İsrail-Türkiye ilişkilerinde belirgin bir diğer gösterge de turizm sektöründe meydana gelen önemli değişim olmuştur. İsrailli turistler için Türkiye’deki en gözde turistik merkezlerden biri olan Antalya’ya 2009’da giriş yapan İsrailli turist sayısı bir önceki yıla göre yüzde 45 azalmıştır. 2008 yılında Antalya’ya 329.646 İsrailli turist gelirken, 2009’da bu rakam 181.789’a düşmüştür.123

Sonuç olarak 2009 yılı iki ülke ilişkileri anlamında olumsuzlukların peş peşe geldiği, varolan yapısal sorunlara bir de konjonktürel problemlerin eklendiği -Gazze’de gerçekleştirilen Dökme Kurşun operasyonu, İsrail’de sağcı bir hükümetin iktidara gelmesi- bir dönem olmuştur. Daha önceleri İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkiler daha ziyade iki ülke arasında doğrudan cereyan eden olaylarla bağlantılı olmayan gelişmeler çerçevesinde şekillenirken 2009 yılı gösterdi 
ki, İsrail ve Türkiye arasındaki ilişki artık sadece Filistin sorunuyla veya İsrail’in İran’la olan ilişkileri bağlamında değerlendirilmenin ötesinde bir noktaya ulaşmıştır. İsrail yönetiminin, bölgedeki baskıcı politikaları karşısında uzun yıllar boyunca gereken tepkiyi göstermeyen ve sorunlardan uzak kalmaya çalışan Türk hükümetlerinden ziyade, artık her türlü baskıcı ve şiddet yanlısı politikaya 
karşı tepkisini gösteren bir Türk hükümetiyle karşı karşıya olduğunun 
farkına varması gerekmektedir. Aksi takdirde ilişkiler zamanla daha da kötüleşecek ve bu durum Türkiye’den daha çok İsrail’in zararına olacaktır.

Suriye’yle İlişkiler.,

Her ne kadar iki ülke arasındaki ilişki son derece olumlu bir düzeye doğru ilerliyorsa da Suriye ve Türkiye uzun yıllar birbirlerine temkinli yaklaşmışlardır. Soğuk Savaş döneminde Suriye’nin Sovyetler Birliği’ne yakın olması bir kenara, 1970’ler ve 1980’lerde ortaya çıkan iki unsur Ankara ve Şam arasında mesafenin giderek artmasına neden olmuştur. Bunlardan ilki Suriye’nin, Türkiye’nin Fırat 
Nehri üzerindeki baraj ve sulama projelerinin gerçekleşmesi sonucunda Fırat’ın sularının önemli ölçüde azalacağı ve kirleneceği endişesine kapılmasıydı. İkinci unsur ise Suriye’nin bu endişesini gidermek üzere kullandığı bir koz olan terör örgütü PKK’yı destekleyici politikalar izlemesiydi.124 1990’lara kadar bu iki çekişme çerçevesinde şekillenen ilişkiler Türkiye’nin Suriye’ye yönelik eleştiri tonunu yükseltmesiyle ciddi bir gerginliğe dönüşmüştür. 

İki ülke arasında savaşa ramak kaldığı meşhur açıklama dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş’in Reyhanlı’da yaptığı konuşmada gelmiştir.   “Suriye’nin kendi topraklarından kaynaklanan ve Türkiye’nin güvenlik ve istikrarını tehdit eden terörist faaliyetleri desteklemesine bir son vermesini” isteyen Ateş, aksi halde Türkiye’nin Suriye’deki PKK unsurlarını vuracağını, Suriye’nin bunu engellemeye kalkışması halinde ise savaş ilan edileceğini” söylemiştir.125 Bu konuşmanın ardından dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz 3 Ekim 1998’de bir açıklama yaparak “Suriye konusunda son noktayı koyduk. Asker harekete geçmek için haber bekliyor” ifadeleriyle iki ülkenin bir savaşın eşiğinde olduğunu göstermiştir.126 Mısır ve İran’ın arabuluculuğu sonucu 
19-20 Ekim tarihleri arasında Adana’da Şam ve Ankara temsilcileri bir araya gelmiş ve yapılan görüşmeler sonunda Şam yönetimi 20 Ekim 1998’de şartlarını daha ziyade Türkiye’nin belirlediği Adana Protokolü’nü imzalamıştır.127

Anlaşmanın ardından Suriye PKK ile olan ilişkisini giderek kesmiştir. 
Bu gelişme Türkiye’yi memnun etmiş ve oluşan olumlu atmosferde iki 
ülke su sorunundaki keskin pozisyonlarından tavizler vererek birbirlerine yaklaşmışlardır. Özellikle Hatay’dan kaynaklanan sınır problemleri de zaman içerisinde çözülme noktasına gelmiş ve iki ülke sorunlarını diyalog yoluyla çözer hale gelmiştir. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 2000 yılında Hafız Esad’ın cenazesine katılması Şam yönetimi tarafından memnuniyetle karşılanmış ve ilişkiler bu noktadan sonra hızla ilerlemiştir. 2002’de AK 
Parti’nin iktidara gelmesinin ardından Başbakan Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad iki ülke arasındaki ilişkinin gelişmesine büyük katkıda bulunmuş ve artık iki ülke vatandaşlarının vizesiz olarak birbirlerini ziyaret edebildiği bir noktaya gelinmiştir.

Üst Düzey Temaslar Çerçevesinde İlişkiler., 

Türkiye 2009’a girerken İsrail’in Gazze saldırısını birçok Müslüman Ortadoğu ülkesi gibi tepkiyle karşıladı. İsrail’in operasyonu sonlandırması için ilk günden itibaren yoğun çabalar harcayan Ankara bu çerçevede Ortadoğu devletleri ile görüşmeler gerçekleştirerek tarafların düşüncelerini aldıktan sonra harekete geçme kararı aldı. Başbakan Erdoğan İsrail’in operasyonu başlattığı 27 Aralık’ı 
takiben bir Ortadoğu turu başlattı. Bu çerçevede ilk olarak Suriye ve Lübnan’da görüşmelerde bulunmak üzere 31 Aralık’ta bölgeye günübirlik bir ziyaret gerçekleştirdi. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile yaptığı görüşmeden sonra Erdoğan bölge ülkeleri olarak İsrail’e karşı ortak tavır almaları gerektiğinin altını çizerken, Esad da Erdoğan’a desteğini “Duygularımızı paylaştığımız gibi politikalarımızı da paylaşmalıyız. 
Bölgenin sorunlarına ilişkin Türkiye her konuda aktif hareket sergilemektedir. Bölge üzerinde Türkiye tekrar çok olumlu bir tavır aldı. Bu anlamda Türkiye’nin ilk tavır alması bu değildir. 2003’te Irak konusunda da Türkiye tavrını koymuştur. Bugün de Gazze konusunda böyle bir tavır takınmıştır” cümleleriyle göstermiştir.128

Bu ziyaretin ardından Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim 5 Ocak’ta Ankara’ya bir ziyaret gerçekleştirmiş ve Başbakan Erdoğan ve dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüşmüştür. İki dışişleri bakanı yaptıkları görüşmenin ardından düzenledikleri ortak basın açıklamasında İsrail’in Gazze’deki operasyonu konusundaki rahatsızlıklarını belirtmişler ve tüm dünyanın İsrail’e bir dur demesi gerektiğinin altını çizmişlerdir.129 İsrail’in Gazze operasyonunun 
Türkiye’nin İsrail ve Suriye arasında görüşmeler için arabuluculuk yaptığı döneme denk gelmesi Şam ve Ankara için ayrıca rahatsızlık konusu olmuştur.

İsrail’in operasyonunun üçüncü haftasına girdiği günlerde Başbakanlık 
Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu Şam’a bir ziyaret gerçekleştirmiştir. 
Davutoğlu Şam’da bir taraftan Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ile görüşürken, diğer taraftan Hamas yetkilileri ile temaslarda bulunmuştur. Bir önceki gün Mısır’da görüşmelerde bulunan Ahmet Davutoğlu İsrail ile Hamas arasında barışın sağlanabilmesi için tüm taraflarla görüşerek ortak bir akıl etrafında buluşmayı hedefliyordu.130 Ayrıca kalıcı bir barışa ulaşılabilmesi için tüm tarafları aynı masa etrafında toplayabilecek olan tek aktörün Türkiye olduğu bilinmekteydi. 

15 Temmuz 2009’da Suriye Petrol ve Mineral Kaynaklar Bakanı Süfyan el-Allao Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın davetlisi olarak Ankara’ya geldi. İkili görüşmenin ardından açıklamada bulunan Yıldız, Suriye ile Nabucco Projesi’ne doğalgaz tedariki, elektrik ticareti ve Türkiye’den Suriye’ye su verilmesine ilişkin konuları ele aldıklarını söyledi. Yıldız, kısa vadede Suriye’nin Türkiye’den doğalgaz ithalatını da masaya yatırdıklarını, uzun vadede ise Türkiye’nin Suriye’den doğalgaz satın alması projelerini görüştüklerini belirtti. 
Suriyeli Bakan da, “Şu anda kendi ihtiyacımızı karşılayacak üretimi yapamıyoruz. Türkiye’den de gaz almayı planlıyoruz. Ama ülkemizde gaz potansiyeli var. Nabucco projesine gaz tedarikinde ana ülkelerden biri olabiliriz” demiştir. 131

En üst düzeyde bir başka ziyaret Temmuz ayında gerçekleşmiştir. 
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile Halep’teki Başkanlık Sarayı’nda 
görüşen Erdoğan daha sonra Halep Üniversitesi’nde gerçekleşen törende 
kendisine verilen fahri doktora unvanını kabul etmiştir. Tören sırasında yaptığı konuşmada Erdoğan iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinden duyduğu memnuniyete vurgu yaparak “Sevgili kardeşim Esad ile bu kardeşlik iklimini geliştirmek için büyük gayret sarf ettik. Bu iki ülke birbirinden ayrı düşmüştü. Ama son 7 yıl içinde bu ayrılığı gidermek suretiyle artık bu kardeşlik iklimini teneffüs eder hale geldik. Aramızdaki yapay meseleleri bir kenara koyduk. Farklılıkları, ayrılıkları, anlaşamadığımız meseleleri değil, onlardan kat 
kat fazla olan ortak noktaları ortaya çıkardık ve dünyaya örnek olabilecek 
bir yakınlaşmayı, dostluğu birlikte tesis ettik, tesis etmeye ve daha da geliştirmeye gayret ediyoruz” diye konuşmuştur.132

Ankara’nın inisiyatifi ile gerçekleşen bir diğer arabuluculuk faaliyeti 
Irak ile Suriye arasında patlak veren krizin çözümü için gerçekleşmiştir. 
Bu çerçevede 31 Ağustos’ta Şam’a giden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriyeli meslektaşı Velid Muallim ve Devlet Başkanı Beşar Esad ile yaptığı görüşmelerin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, Suriye ve Irak arasındaki sorunun çözülmesi konusunda “çok iyimser” olduklarını söyledi: “Suriye ve Irak bizim komşularımızdır ve bu sorun aile içinde bir sorundur. 
Bu sorunun diyalogla çözüleceğini düşünüyoruz. Sorunun çözüleceğine 
ilişkin çok iyimseriz”.133

Suriye tarafından bir başka ziyaret de Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından geldi. Erdoğan’ın davetlisi olarak 15 Eylül’de İstanbul’a bir ziyaret gerçekleştiren Esad, ilk önce Başbakan’la Dolmabahçe’deki çalışma ofisinde görüşmüş, daha sonra onuruna verilen iftar yemeğine katılmıştır. İki ülke ilişkileri anlamında tarihi öneme sahip bu ziyarette görüşmeler Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin kurulmasını öngören anlaşmanın imzalanması ve iki ülke arasında 
vize uygulamasını kaldırma kararıyla sonuçlandı.134

2009’un sonlarına doğru iki ülke arasındaki bir üst düzey görüşme de Erdoğan ve içlerinde 200’ü aşkın işadamının da bulunduğu geniş bir ekibin Şam’a ziyaretiyle gerçekleşmiştir. 
Bu ziyaret Türkiye-Suriye İş Konseyi Toplantısı çerçevesinde yapılmış ve görüşmeler sonunda 50’nin üzerinde ticareti kolaylaştırıcı ve artırıcı önlemlerin bulunduğu anlaşma imzalanmıştır. Yaptığı konuşmada, iki ülke arasında gelişen ticaret ilişkisinden sadece Şam ve Ankara’nın değil, diğer bölge ülkelerinin de kârlı çıkacağının altını çizen Erdoğan, “Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret hacminin katlanarak artması bir eksen kayması mıdır? Yoksa normalleşme midir? Dış politikalarımızda dayanışma içinde yardımlaşma içinde olmak birbirimizi desteklemek eksen kayması mıdır? Yoksa normalleşme midir? Tabii ki normalleşmedir? İşte bu başarıldı. Tüm dünya bunu böyle görmek durumundadır. Biz dış politikamızı birilerinin vereceği talimata göre    belirleyemeyiz,    biz dış politikamızı kendimiz belirleyeceğiz. Bunu böyle halletmek durumundayız” diyerek bir taraftan AK Parti’nin Ortadoğu’daki aktif dış politikasını eleştirenlere cevap vermiş, diğer taraftan ABD’ye bir mesaj göndererek Türkiye’nin artık daha bağımsız bir dış politika ajandasına sahip olacağını ima etmiştir.135

Bu ziyaretlerin hepsi göz önüne alındığında Türk dış politika yürütücülerinin 
2009 yılı boyunca en yoğun ilişki içerisinde oldukları ülkelerin başında Suriye’nin geldiğini görmekteyiz. Bu görüşmeler bir anlamda yeniden yapılandırılan bir Ortadoğu için temel atma/oluşturma niteliğindedir.
 Bu temel üzerinde şekillenecek bir Ortadoğu Ahmet Davutoğlu’nun terimiyle “barış havzası” olmalıdır. Türkiye ve Suriye politikalarını entegre etmekten öte, halkların da birbirleriyle kaynaşması için birtakım mekanizmaları harekete geçirmekte ve bu sayede iki ülke arasında yıkılması güç bir birliktelik oluşturulmaya çalışılmaktadır. Uzun vadede bu birlikteliğin Haasyan136 anlamda bir spill-over (taşma) etkisi yaparak Lübnan, Ürdün, Irak ve İran gibi diğer bölge ülkelerine de yayılması amaçlanmakta ve bölgenin ekonomik kalkınmasının kültürel entegrasyonu da içerecek biçimde gerçekleşmesi hedeflenmektedir.

Vize(sizlik) Siyaseti.,

Mevcut vize uygulamasının kaldırılması siyaseti genellikle Avrupa Birliği benzeri bölgesel entegrasyon örneklerinde görülmektedir. Ancak AB gibi bölgesel bir örgütte bu tür bir vize kaldırma/yumuşatma uygulaması, iki devlet arasında mevcut vize uygulamasının kaldırılmasından daha kolay gerçekleşmektedir. Nitekim genellikle ülkeler vize uygulamalarını başlattıktan sonra bundan geri adım atmamakta dırlar. 

Ancak Türkiye son yıllarda çevresinde ilişkilerini belli seviyeye ulaştırdığı ülkelerle vize kaldırma uygulamasına giderek bu yeni uygulamayı bir “dış politika aracı” olarak kullanıma koymaktadır. Türkiye’nin vize kaldırma politikası uzun vadede entegrasyonist bir amacı barındırsa da, sadece bununla sınırlı olarak kabul edilmemelidir. Nitekim Türkiye vize kaldırdığı ülkelerle bir taraftan 
ekonomik aktivitelerini artırmayı hedeflerken, diğer taraftan halklar arasında mevcut ayrılığı kaldırmayı insanların birebir etkileşimi ile mümkün kılmaya çalışmaktadır. Terörist gruplara destek, insan kaçakçılığı, suçluların daha rahat hareket edebilmeleri gibi riskleri barındıran bu yöntem dış politikada şimdiye kadar pek de denenmiş bir yöntem değildir. Dolayısıyla Türkiye’nin bu siyasetinin başarısı henüz gözle görülür bir sonuca ulaşmamıştır. Ancak veriler göstermektedir ki, Türkiye’nin vize uygulamasını kaldırdığı ülkeler ile hem 
ticareti hem de insan hareketliliği hızla artmaktadır. 

Sadece son bir yılda Türkiye’nin karşılıklı olarak vizeleri kaldırdığı 
ülke sayısı 10’u bulmaktadır. Bu ülkeler arasında Suriye’nin dışında 
Lübnan137, Ürdün138, Libya139 ve Katar140 bulunmaktadır. Ayrıca 
kısa vadede Ukrayna, Mısır ve Suudi Arabistan ile de vizelerin kaldırılması 
planlanmaktadır.141 Türkiye ve Suriye’nin yakınlaşmasında iki ülkenin de çıkarına olan durumlar vardır. Mesela Suriye için NATO üyesi ve AB’ye üyelik sürecinde hızla ilerleyen bir Türkiye ile dostane ilişkiler kurmak, Şam’ın uluslararası arenadaki negatif imajını düzeltmeye yardımcı olacaktır. Ayrıca Türkiye gibi ekonomik anlamda tam bir sıçrama içindeki bir ülke Suriye ekonomisine de pozitif etkilerde bulunacaktır. Öte yandan Türkiye için de Suriye ile iyi ilişkiler geliştirmek Ankara’nın Ortadoğu’daki ağırlığı bakımından 
büyük öneme sahiptir.142

Burada üzerinde durulması gereken durum Türkiye’nin vizeleri kaldırmasından ziyade bunu neden yaptığıdır. Bu anlamda söylenebilecek en güzel argüman Türkiye’nin vize kaldırma siyasetini bir dış politika aracı haline getirdiği ve bunu uygulamaya koymasının nedeninin dış politikadaki aktivizme hız kazandırmak olduğudur. Aslında bu politika Türkiye için çok da yeni sayılmaz. Sovyetler Birliği döneminde bu bölgedeki devletlerle vize uygulaması olan ancak 
Soğuk Savaşın bitimiyle birçok ülke ile vize uygulamasını liberalleştiren 
Türkiye bunun faydasını bu bölgedeki Azerbaycan, Gürcistan, İran, Kazakistan gibi birçok ülkeyle yaşanan turizm ve ticaretin artışıyla tecrübe etmişti. 

Bu sayede Türkiye bu ülkeler üzerindeki etkinliğini artırırken, ekonomik anlamda bir karşılıklı-bağımlılığın da oluşmasının önünü açmıştır. Bilindiği gibi Türk dış politika yapıcıları ekonomik ilişkilerdeki gelişmenin ve karşılıklı bağımlılığın, ülkeler arasındaki sorunların çözümünde önemli bir faktör olduğunu 
düşünmektedirler.143

6. CI BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***