ASKER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ASKER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2021 Salı

İşte Çılgınlıklarının Nedeni., 15 TEMMUZ SENARYOSU

 İşte Çılgınlıklarının Nedeni., 
15 TEMMUZ SENARYOSU

Çılgınlıklarının Nedeni,MOSSAD, CIA, FTÖ,Paralel yapı,yüksek yargı,amir, memur, hakim, savcı, asker, general, vali, müsteşar, esnaf, talebe, Mavi Marmara,Fetullah Gülen,Abdullah Harun,

Abdullah Harun,
kontrgerilla.com
17.07.2016 14:13 

TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi 'Çılgınca' ve 'Gözü dönmüş' olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. 
Örneğin Meclis'in bombalanması.. 
Örneğin TRT'yi ele geçirirken diğer kanallara ise saatler sonra el koymaya çalışmaları.. 
Herkesin ayakta olduğu bir saatte harekete geçmeleri.. 
Bunun bir nedeni olarak, deşifre olduklarını düşünen darbecilerin paniğe kapılarak gece yarısı yerine daha erken saatte harekete geçmek zorunda kalmış 
olmaları dile getiriliyor. Ancak bunların hiçbiri Meclis'in bombalanmasını açıklayamıyor. Oysa bu çılgınlığı açıklayan bir kaç somut bulgu çok önce ortaya 
çıkmıştı. 
15 Şubat 2014 tarihinde haberleştirdiğimiz bir ses kaydında şok ifadeler yer alıyordu.
TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. 
Örneğin Meclis'in bombalanması.. 
Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbenin dakika dakika tüm gelişmelerini canlı yayında veren diğer kanallara ki - onlardan da bazılarına - saatler sonra el koymaya çalışmaları.. Örneğin herkesin ayakta olduğu bir saatte harekete geçmeleri..
Acemi, tuhaf ve çılgınca bu girişimlerin bir nedeni olarak, deşifre olduklarını düşünen darbecilerin paniğe kapılarak gece yarısı yerine daha erken saatte 
harekete geçmek zorunda kalmış olmaları dile getiriliyor.

Ancak bu ya da benzer değerlendirmelerin hiçbiri Meclis'in bombalanmasını açıklayamıyor. Oysa, tüm parti mensuplarının içinde bulunduğu sırada yapılan 
bu çılgınlığı açıklayan bir kaç somut bulgu çok önce ortaya çıkmıştı. 

15 Şubat 2014 tarihinde haberleştirdiğimiz bir ses kaydında şok ifadeler yer alıyordu.

ŞOK SES KAYDI: TÜRKİYE FEDA EDİLEBİLİR, GÜÇLÜ OLAN ABD'NİN YANINDA YER ALINMALI!

Paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içerdiği öne sürülen ve Ankara'daki hakim ve savcılara dinletildiği ileri sürülen 
kayıtta şu ifadeler yer alıyordu:

"150 devlet içinde hizmet hareketimiz ve müesseselerimiz var. MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun'u götürmek istiyor. Bize de onun akılsız davranışları yüzünden 
'159 ülkedeki okullarınızı kapatırız ya da RTE'yi götürürsünüz' diyorlar. Hizmetimizin selameti için 1 kişi veya ülke gitse ne olur. 
Bu hizmetin bekası için gerekirse Türkiye feda edilir. 
Türkiye'deki mücadelede ABD'nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız. Ok yaydan çıktı bir kere. 
Bu safhadan sonra geri dönüş 'yok olmamız' anlamına gelir. Onun için tüm imkanlar kullanılarak taarruz tek yoldur. Önümüze kim çıkarsa ezip geçeceğiz. 
Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler, dosyalarla götürmek zorundayız. 44 yılda ördüğümüz hırkayı 'buyrun siz giyin' diyecek değiliz. 
Büyük bir fayda için küçük kötülük yapılabilir."

Seçimlerden galip çıksa bile,

Kayıtta, AK Parti’nin seçimlerden galip gelmesi halinde yargı darbeleriyle götürülmesinin hedeflendiği şöyle dile getiriliyor: “Ok yaydan çıktı bir kere. 
Bu safhadan sonra geri dönüş ‘yok olmamız’ anlamına gelir. Onun için tüm imkanlar kullanılarak taarruz tek yoldur. Önümüze kim çıkarsa ezip geçeceğiz. 
Seçimlerde yüzde 65 ile bile gelseler, dosyalarla götürmek zorundayız. 44 yılda ördüğümüz hırkayı ‘buyrun siz giyin’ diyecek değiliz.” Kayıtta, istenilen 
sonucun alınması için “Komünist, faşist, Alevi ve CHP’li farketmez herkesle ittifak edin” talimatı veriliyor.

Gerekirse Türkiye feda edilir,

Yüksek yargı mensuplarına yağdırılan telkinler bunlarla sınır değil. ‘Hayrı kesir için şerri galil irtikap edilir’ (Büyük bir fayda için küçük kötülük yapılabilir) 
denilerek örgütün çalışma prensipleri belirtililiyor. “150 devlet içinde hizmet hareketimiz ve müesseselerimiz var” ifadesiyle başlayan kayıtta 

“Bu hizmetin bekaası için gerekirse Türkiye feda edilir. 5 bin savcı o kadar hakim, onbinlerce polis ve asker şehit olmaya hazır. 
Kayıplar önemli değil. Türkiye’deki mücadelede ABD’nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız” ifadeleri yer alıyor.

Yıpratmak için her yolu kullan,

Şok kayıtta, hükümeti yıpratmak için her türlü yolun kullanılması gerektiği dile getirilerek şu talimatlar veriliyor: “Tedbir, inkar ve takiyye ile her yolu 
kullanarak mücadele edeceksiniz. 93’ten sonra mütevelli olanlara yetki verilecek. 93’lü yıllarda hizmete girenler bugün yapılıp söylenenleri geçmişle 
mukayese edip sorguluyorlar. Bunlarla bir sonuca varmamız mümkün değil. İstişareye tabi olunacak. Orada tebliğ edilenlere mutlak itaat edilecek. 
Başbakan bu gücü tahmin edemediği için baş edeceğini düşünüyor.”
Herkesi zaaflarıyla baskı altına alın Fişlemelerle birçok kişinin bilgilerinin ellerinde olduğunu ve gerekirse bunların kullanılacağının belirtildiği kayıtta şöyle deniliyor: “Bütün bilgiler her alanda amir, memur, hakim, savcı, asker, general, vali, müsteşar, esnaf ve talebe sayı ve özellikleriyle masamızda. Herkesi her an ‘hain ilan ediliriz’ endişe ve baskısı altında tutun. Gerekirse zaaflarını açıklamakla tehdit edin. Hizmetimizi muhafaza için güçlü olandan yana olmak esas düsturumuz olmalı. 
Türkiye’deki mücadelede ABD’nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız.”
Uzun’un gitmesi için halisane dua edin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan kayıtta, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın da açıkladığı “Uzun adamın ölmesini bekliyorlar” sözünü doğrular ifadeler yer aldı. Kaydın o bölümü ise şu ifadeleri içeriyor: “ Üç yıldır Uzun’un ölümü için dua ediliyor. Hala ayakta. Demek ki halisane dua etmiyorsunuz. 
MOSSAD, CIA ve diğerleri Uzun’u götürmek istiyor. Bize de onun akılsız davranış ları yüzünden ‘159 ülkedeki okullarınızı kapatırız ya da RTE’yi götürüsünüz’  diyorlar. Hizmetimizin selameti için 1 kişi veya ülke gitse ne olur.”

DİĞER BULGULAR

İşte ses kaydında da görüldüğü gibi, ifadeler ne kadar açık. O tarihten bugüne kadar yaşananlar ses kaydındaki ifadelerle örtüşüyor. 
Başka bulgular da bu ses kaydının ve içindeki ifadelerin doğru olduğunu gösteriyor.
Türkiye'de açılan Fetullah Gülen davasından kısa süre önce 1999'da tedavi olmak bahanesiyle ABD'ye kaçan Fetullah Gülen'in ABD ile yakınlığı daha 
önce de hep gündeme gelmişti. Irak Körfez savaşında Irak toprakları bombalanıp, Iraklı çocuklar bombardımanda hayatını kaybederken ses çıkarmayan 
Gülen'in Irak, Suudi Arabistan'daki ABD üsleri ile İsrail'e füzeler fırlattığında "ölen masum İsrailli çocuklar için üzüldüğünü" dile getirdiği sohbeti kamuoyunu 
sarsmıştı. Yine Gülen, İsrail'in Gazze'deki Ambargosunu kırmaya giden Mavi Marmara gemisine baskın yapılıp 9 Türk vatandaşı öldürüldüğünde şaşırtıcı 
şekilde gemidekileri suçlamış, "Hata ettiler, İsrailli otoritelerden izin almalıydılar" demiş, kamuoyundan büyük tepki görmüştü.
ABD'ye sığınması ve vaazlarında kullandığı ifadelerin doğurduğu ABD ile derin bağlantı şüphesi son bir kaç yılda şüphe olmaktan çıktı. Bunu gösteren 
somut gelişmeler yaşandı.
Örneğin konuyla ilgili bir FBI görevlisi çarpıcı açıklamalar yaptı. Örgüt lideri Fetullah Gülen'in 1999'da kaçtığı ABD'den sürekli oturum almasında, araya 
giren ABD istihbarat teşkilatı CIA mensubu bazı görevlilerinin etkili olduğu, Gülen'e ret kararı vermek üzere olan mahkemenin bu müdahale sonrası 
"Gülen ABD menfaatlerine faydalıdır" hükmüne vararak oturum hakkı verdiği açığa çıktı.
Rusya ve Özbekistan'daki Gülen cemaatine mensup okullar ABD istihbaratıyla bağlantı şüphesiyle kapatıldı. Hatta Özbekistan'da gözaltılar yaşandı. 
Özbekistan, ABD istihbaratçılarının Gülen okullarında öğretmen kılıfı altında çalıştırıldığı suçlamasıyla tutuklamalar yaptı.
Bir başka bulgu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın defalarca açıkça talepte bulunmasına karşın ABD yetkililerinin Gülen'i iade etmeyi kabul etmemesi gösteriliyor.
Paralel yapı davalarında sanık durumunda olan onlarca şüphelinin ABD'ye kaçmış olduğu da bir başka bulgu olarak hatırlatılıyor.
Geçtiğimiz günlerde örgüte yönelik en büyük soruşturmayı tamamlayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da iddianamesinde bu ilişkiyi açıkça dile getirdi. 
Gülen'in ABD ajanı olduğunun çok açık olduğunu belirtti.
Sonuç olarak; bu adamlar Türkiye'yi değil ABD'yi kendilerine ana vatan seçmiş. Bu çok açık. Liderleri yıllar önce oraya zaten kaçmış. Bir çok üst düzey örgüt 
liderinin de oraya kaçtığı biliniyor. Öyleyse Meclis'i bombalamalarının başka bir anlamı var mı. Çünkü bu ülke anavatanları değil. Seçimlerden fayda da 
ummuyorlar. Hatta bu ülkeden nefret ettikleri bile söylenebilir. Hiç bir zaman delikanlı olmadılar. Hep sinsice hareket ettiler. Kendilerini gizlemek için 
sürekli yöntemler geliştirdiler. O kadar ki adeta bir istihbarat teşkilatı gibi, yani bir ajan gibi çalıştılar. Şimdi ise bu ajanlıklarını açığa vurdular. 
"Son umutları darbe" demiştik 6 Mart'taki haberimizde. Somut bulguları da sıralamıştık. 
Bazılarının abartı ve paranoya diyerek geçiştirdiği bu son umudun, örgüt tarafından şimdi nasıl devreye sokulduğunu hayret ve dehşetle izliyoruz. 
(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)
Paralel Yapı-15 Temmuz (2016) 'TSK'daki Fetö'cülerin askeri darbe girişimi' soruşturması manşetlerimiz Paralel yargıdan şok ses kaydı: Direneceğiz!
(17 Temmuz 2016, 14:13)

http://www.kontrgerilla.com/mnsetgoster.asp?haber_no=8218

http://www.kontrgerilla.com/mnsetgoster.asp?haber_no=8218#.X-8Sy2NxcdU


***

26 Şubat 2019 Salı

TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDA VALİ - KOLLUK KUVVETLERİ - ASKER İLİŞKİSİ, EMASYA PROTOKOLÜ, BÖLÜM 5

TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDA VALİ - KOLLUK KUVVETLERİ - ASKER İLİŞKİSİ, EMASYA PROTOKOLÜ, BÖLÜM 5



b) Hakkari İlinde EMASYA Uygulamasına İlişkin Değerlendirmeler 

Komisyonumuzun 29.12.2005 gün ve Esas No: A.01.1.GEÇ. 10/322,323,324-52 sayılı yazısı ile; Hakkari Valiliğinden 01.06.2005 tarihinden bu yana İl genelinde terörle mücadele konusunda yapılan çalışmalar hakkında bilgi istenmiş, Valilikçe gönderilen ocak 2006 gün ve 0621-3-06/Ter.Oly.(107) (108) sayılı cevabi yazıdan; 01.06.2005- 31.12.2005 tarihleri arasında icra edilen operasyon faaliyet çizelgesinde; Hakkari İlinde, Jandarma bölgesinde (125) adet arazide arama-tarama, PKK teröristleri ile çatışma gibi faaliyetlerin icra edildiği belirtilmiş, bu operasyonların bazılarına Hakkari Jandarma Komutanlığı unsurları yanında, Hakkari Emasya Tali Bölge Komutanlığı olan Dağ ve Komando Tugayına bağlı birlikler ile diğer askeri kuvvetlerin katıldığı görülmektedir. 

Komisyonumuzca 09.02.2006 tarih ve Esas No: A.01.1.GEÇ. 10/322,323,324-128 sayılı yazısı ile, Hakkari Valiliğinden 01.06.2005 tarihinden itibaren İli ve/veya İli dışında bulunan askeri birliklerden 5442 saydı Kanunun İl/D maddesi uyarınca toplumsal olav ve terör olayları konusunda yardım talep edilip edilmediği ile bu hususa ilişkin uygulamanın nasıl olduğunun belirtilmesi ile anılan konuya ilişkin tüm bilgi ve belgeler istenmiş, Hakkari Valiliği'nin 16.02.2006 tarih ve 224 sayılı, 05.04.2006 gün ve 843 sayılı yazılan ile; Valiliklerince il dışında bulunan askeri birliklerden 5442 sayılı Kanun'unl l/d maddesi uyarınca herhangi bir talepte bulunulmadığı, sadece 'Terörist 
başı Abdullah ÖCALAN'ın yakalanarak Türkiye'ye getirilişinin yıldönümü münasebetiyle 15.02.2006 günü ve öncesinde terör örgütü ve yandaşlarının çeşitli kitlesel eylemlere tevessül edecekleri göz önünde bulundurularak 14.15.02.2006 tarihlerinde İl merkezi ile Yüksekova, Şemdinli ve Çukurca İlçelerinde aynı anda çıkabilecek olayların dağıtılmasının zor olması 
durumunda olayların büyümesinin önlenmesi amacıyla 12.02.2006 tarih ve 222 sayüı yazılan ile 5442 sayılı Kanun'un İl/d maddesi gereğince İl Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı ve Yüksekova 21. Jandarma Sınır Tugay Komutanlığından yeteri kadar askeri kuvvetin uygun yerlerde konuşlandırılması istendiğini, jandarma sorumluluk bölgesi için ise sadece Hakkari Valiliği'nin 08.12.2005 gün ve 10221 sayılı yazısı ile terör örgütü faaliyetlerinin önlenmesi ve etkisiz hale getirilmesi maksadıyla Yenîköprü- Yüksekova yol güzergahı ve çevresindeki arazi kesimlerinde 08.12.2005 tarihinden itibaren Hakkari İl Jandarma Komutanlığının yapacağı operasyonel faaliyetlerde kuvvetin yetersiz kalması sebebiyle belirtilen bölgede kullanılmak üzere Garnizon Komutanlığından uygun kuvvet takviyesi istendiği" belirtilmiştir. 

Bu yazışmalardan açıkça görüldüğü üzere; 

Hakkari İl genelinde 01.06.2005 tarihinden bu yana Hakkari Jandarma 
Komutanlığı sorumluluk alanında (125) defa arazi arama- tarama faaliyeti, operasyon icra edilmesine, askeri kuvvetlerin de işbu faaliyetlere katılmasına rağmen, Hakkari Valisi'nin askeri kuvvetlerden (Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığından) sadece (1) defa yardım istediği anlaşılmaktadır. 
Nasıl olur da Kanun'da vaz edilen açık hükme rağmen askeri kuvvet talep edilmeden askeri birlikler, bu operasyonlara katılabilmektedir? Bu sualin cevabım, bazı Valilerin bu nevi operasyonlara ilgili askeri birliklerin katılmaları yönünde genel onay vermelerinde veya Emasya Komutanlıklarının da, Protokolün 9. maddesindeki düzelemeden istifadeyle, gecikmenin yaratacağı mahsurları ortadan kaldırmak için Vali'nin askeri kuvvet talebini beklemeden olaylara doSrndan müdahale edebilmelerinde aramak gerekir. 
Tabii olarak bu durumda, her olay öncesi ve o olaya özgü olmak şartıyla Vali'nin 
askeri birliklerden kuvvet istemesi yerine genel onay vermesi, Emasya Komutanlılanmn da Vali'nin istemi olmadan terörle mücadele operasyonlarında görev alması Kanun'a aykırılık teşkil edecek, yapılan operasyonları hukuken sakatlayacak, terörle mücadelede asıl görevli ve sorumlu sivil idare yerine askerin temel belirleyici olduğu algılamasına zemin hazırlanmış olacaktır. 
Belirtilen tüm bu nedenlerle birlikte, Avrupa Birliği müktesebaüna uyum 
sürecinde olan ülkemizin, sivil-asker ilişkilerine yoğun eleştirilerin yöneltildiği, bu konuda Birliğin benimsediği ilke ve değerlerle uyuşmayan yapışma ciddi itirazların da yapıldığı göz önünde tutularak anılan Protokol'ün bir Yönetmelik kapsamında yeniden düzenlenmesi gereği açık bulunmaktadır. 

II- GENELDE VE HAKKARİ İLİ ÖZELİNDE JANDARMA VE EMNİYET TEŞKİLATLARI MÜLKİ İŞ VE İŞLEMLERİNİN, ÖZELLİKLE İSTİHBARAT 

HİZMETLERİNİN DENETLENMESİ KONUSU 

İçişleri Bakanlığı bağlı kuruluşları arasında bulunan Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü merkez ve taşra kuruluşları iş ve işlemlerinin anılan Kuruluşların kendi teftiş kurulları ile sıralı amirlerinin denetimi yanında mülki görevler yönünden denetlenmesi, İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının görevleri arasında yer almaktadır. 

3152 Saydı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 15.  Maddesine göre, Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı görevleri arasında, Bakanın emri veya onayı üzerine; "Bakanlığın merkez birimlerinin, bağlı kuruluşların, il ve ilçelerin ve mahalli idarelerle, bunlara bağlı ve bunların kurdukları veya özel kanunlarla kurulmuş birlik, işletme, müessese ve teşebbüslerin işlem ve hesaplarını teftiş etmek ve denetlemek, inceleme ve soruşturma yapmak" sayılmaktadır. 

İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu Tüzüğü'nün 'Teftiş Kurulunun görevleri" 
başlıklı bolümde; 5.maddesi; "A - Bakanlık merkez birimlerinin, bağlı kuruluşlarının, Bakanlığın denetim ve gözetimi altında bulunan kuruluşların, il ve ilçe kuruluşlarının, mahalli idarelerle bunlara bağlı ve bunların kurdukları veya özel kanunlarla kurulan birlik,işletme, müessese ve teşebbüslerin çalışmalarını, işlemlerini ve hesaplarını teftiş etmek ve denetlemek..." 

Müfettişlerin Görev ve Yetkileri başlıklı 18jnaddesi; " A - Bakanlık merkez 
birimlerinin, bağlı kuruluşlarının, Bakanlığın denetim ve gözetimi altında bulunan kuruluşların, il ve ilçe kuruluşlarının, il özel idareleri, belediyeler ve köylerle bunlara bağlı ve bunların kurdukları veya özel kanunlarla kurulan birlik, işletme, müessese ve teşebbüslerin çalışmalarını, işlemlerini ve hesaplarım teftiş etmek ve denetlemek..." 'Teftiş Kurulunun Çalışma Usul ve Esasları bölümünde 'Yıllık çalışma programı" başlıklı 23.maddede; 'Teftiş Kurulunun çalışmaları, Başkanca hazırlanan yıllık çalışma programına göre yürütülür. Başkan, gerektiğinde, programda değişiklik yapabilir." Yıllık genel teftiş programı başlıklı 24.maddede ; " Kuruluş ve birimlerin belirli zaman aralıklarıyla teftiş edilmesi ilkesine göre her yıl düzenlenen ve teftiş edilecek il ve ilçeleri de gösteren bir program çerçevesinde yürütülen teftişleri "genel teftiş" veya "olağan teftiş" denir. İlke, kuruluş ve birimlerin üç yılda bir teftişidir. Gerekli hallerde bu süre 
değiştirilebilir. Bu programlar, teftişin başlayacağı tarihten en az bir ay önce Bakanın onayına sunulur. Ü ve ilçelerin, gerektiğinde de kuruluş ve birimlerin hangi müfettişlerce teftiş edileceği ve teftişe hangi tarihte başlanacağı Başkanca belirlenir ve teftişin başlayacağı tarihten en az 1S gün önce, müfettişlere duyurulur." denmektedir. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu Çalışma YönetmeKği'nin 'Teftişin Kuruluş ve Birimler Yönünden Kapsamı" başlıklı S.maddesinde; "Teftiş edilecek kuruluş ve birimler şunlardır; 

A - Bakanlık Merkez Teşkilatında; 

a) Bakanlık Bağlı Kuruluşları; 

1) Emniyet Genel Müdürlüğü, 
2) Jandarma Genel Komutanlığının mülki görevleri, 
3) Sahil Güvenlik Komutanlığının idari görevleri. 

B - Bakanlık Taşra Teşkilatında; 

a) İllerde; 

2) İl Emniyet Müdürlüğü, 
3) İl Jandarma Alay Komutanlığının mülki görevleri, 
4) İl Merkez Jandarma Bölük Komutanlığının mülki görevleri, 
5) Sahil Güvenlik Komutanlığının idari görevleri. 

b) İlçelerde; 

2) Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Amirliği veya Komiserliği, 
3) İlçe Jandarma Bölük Komutanlığının mülki görevleri, 
4) Sahil Güvenlik Komutanlığının idari görevleri." belirtilmektedir. 

2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu Ek 1. Maaddesinde; (Ek: 20/8/1993 - KHK - 507/3 md.) "Mülki teşkilata tabi jandarmanın mülki görevleriyle ilgili eylem ve işlemleri İçişleri Bakanlığı ile Valiler tarafından denetlenir ve teftiş edilir." 

Ek 5.maddesinde (Ek: 3/7/2005 - 5397/2 md.) ; "Jandarma, bu Kanunun 7 nci 
maddesinin (a) bendine ilişkin görevleri yerine getirirken önleyici ve koruyucu tedbirleri almak üzere, sadece kendi sorumluluk alanında 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun, casusluk suçlan hariç, 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla, hâkim karan veya gecikmesinde salonca bulunan hallerde Jandarma Genel Komutanı veya istihbarat başkanının 
yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimi tespit edebilir, dinleyebilir, sinyal bilgilerim değerlendirebilir, kayda alabilir... Bu maddede ver alan faaliyetlerin denetimi. sıralı kurum amirleri. Jandarma Genel Komutanlığı ve ilgili Bakanlığın teftiş elemanları ve Başbakanın özel olarak yetkilendireceği kişi veva komisyon tarafından yapılır..." 

2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ek.7. maddeye eklenen fıkralar ile; 
"(Ek fıkra: 3/7/2005 - 5397/1 md.) Birinci fıkrada belirtilen görevlerin yerine 
getirilmesine yönelik olarak, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun, casusluk suçlan hariç, 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla, hâkim karan veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Emniyet Genel Müdürü veya İstihbarat Dairesi Başkanının yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir... 

(Ek fıkra: 3/7/2005 - 5397/1 md.) Bu maddede ver alan faaliyetlerin denetimi, sıralı kurum amirleri. Emniyet Genel Müdürlüğü ve ilgili bakanlığın teftiş elemanları ve Başbakanın Şamili ( Onayı )olarak yetkilendireceği kişi veya komisyon tarafından yapılır..." hükümleri serdedilmiş tir. 

Mülkiye Müfettişlerince 2004 yılında yapılan teftiş kapsamında Hakkari İl Jandarma Komutanlığı ve Ü Emniyet Müdürlüğü denetimlerinde istihbarat birimlerinin konu edilmediği düzenlenen Teftiş Raporlarından anlaşılmaktadır. 
Komisyonumuzun 07.03.2006 tarih ve A.01.1.GEÇ.10/322,323,324-182 sayılıyazısı ile, Hakkari Valiliği'nden; 2004-2005 yıllarında Hakkari Valileri ya da görevlendirdiği Vali Yardımcılan tarafından istihbarat hizmetleri de dahil olmak üzere Hakkari İl Jandarma Komutanlığı ve İl Emniyet Müdürlüğü iş ve işlemlerinin denetlenip denetlenmediği sorulmuş, Hakkari Valiliğince gönderilen 31.03.2006 tarih ve 773 sayılı yazıda, 2004-2005 yıllannda Hakkâri Valisince Yüksekova, Şemdinli, Çukurca Üçe Emniyet Müdürlükleri ve Atatürk Polis 
Merkezinin muhtelif tarihlerde denetlendiği ancak istihbarat iş ve işlemlerinin 
denetlenmediği, Hakkari İl Jandarma Komutanlığının ise mülki görev iş ve işlemleri ile istihbarat hizmetlerinin denetlenmediği belirtilmiştir. 
Bahsedildiği üzere, İçişleri Bakanı onayı üzerine Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı Mülkiye Müfettişleri marifetiyle Jandarma Genel Komutanlığı mülki iş ve işlemleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü iş ve işlemlerinin denetlenmesi esastır. Mülkiye Müfettişleri denetimlerini Teftiş Kurulu Başkanlığınca hazırlanan teftiş programına uygun olarak yürütmektedirler. Gerek anılan mevzuat gerekse söz konusu teftiş programlarında Müfettişlerin anılan kuruluşların istihbarat iş ve işlemlerinin denetlenemeyeceği yönünde bir hüküm yer almamakta ise de, uygulamada genel teftişlerde istihbarat hizmetlerinin denetlenemediği bilinmektedir. Bu durumun gerekçesi açık değildir. İçişleri Bakanının bu birimlerin teftişi için özel onay vermesi gerektiği ifade edilmektedir. 
03.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5397 sayılı Kanun'da ise açıkça, suç işlemeyi önlemeye ilişkin iletişimin dinlenmesi, teknik takip v.b konuların diğer görevliler yanında ilgili Bakanlık ki burada ilgili bakanlık anılan kurumlar bakımından İçişleri Bakanlığı teftiş elemanları tarafından da denetleneceğini amir bulunmaktadır. 

Zikredilen durum muvacehesinde, Jandarma ve Emniyet İstihbarat birimlerinin 
değinilen elemanlarca denetlenememesi olgusunun; kurumların istihbarat usul ve yöntemlerinde ortak hareket etmelerine, olası kanuna aykın uygulamaların önlenmesine, mevzuata aykırı işlem tesis edenlerin ortaya çıkarılmasına hizmet etmeyeceği aşikardır. 

Jandarma ve Emniyet teşkilatlarına tanınan istihbarat görev ve yetkisinin amaca uygun, yasal sınırlar içinde davranmaları, kendilerine tanınan kanuni çizgi dışına taşmamaları, muhtemel suç işleme zeminin etkisiz kılınmasının bir önemli ayağım oluşturan, adeta erken uyan sistemi gibi işlev görebilecek etkin ve verimli denetim mekanizmaları aracılığıyla mümkün olabilecektir. 

Avrupa Birliği Komisyonunun Türkiye 2005 yılı İlerleme Raporunda; 
"Jandarma, askeri görevleri itibariyle Genelkurmay Başkanlığına, kolluk kuvveti 
işlevi itibariyle İçişleri Bakanlığına bağlıdır. İç güvenlik politikası üzerinde tam sivil denetim sağlanması için, İçişleri Bakanlığının, valilerinin ve kaymakamların Jandarma üzerindeki denetimi güçlendirilmelidir." hususuna vurgu yapılmaktadır. 

Belirtilen nedenle, Jandarma ve Emniyet İstihbarat birimlerinin iletişimin 
dinlenmesi dahil, tüm istihbarat iş ve işlemlerinin; İdare'nin tesis ettiği işlemlerde kamu yararının esas alınması, kanuni idare" İlkesinin hakim olması bakımından mevzuatla görevli ve yetkili kılınan denetim elemanlarınca denetlenmesi konusunda, 
   İçişleri Bakanlığı ve Başbakanlık Makamınca gerekli tedbirlerin alınması lüzumu değerlendirilmeli, 2803 saydı Kanun ile Valilere, mülki teşkilata tabi jandarmanın mülki görevleriyle İlgili eylem ve İşlemlerini denetleme ve teftiş etme yetkisi tanıyan hükmü Kaymakamlara da teşmil edilmeli, aynca Vali ve Kaymakamların Jandarma personeli  üzerinde sicil, disiplin, izin gibi konulardan kaynaklanan sorunların giderilmesi için yasal düzenlemeler yapılmalıdır. 


KAYNAK;

https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem22/yil01/ss1153.pdf


https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/belge/kr_22HakkariSemdinli.pdf

***

TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDA VALİ - KOLLUK KUVVETLERİ - ASKER İLİŞKİSİ, EMASYA PROTOKOLÜ, BÖLÜM 4

TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDA VALİ - KOLLUK KUVVETLERİ - ASKER İLİŞKİSİ, EMASYA PROTOKOLÜ, BÖLÜM 4




3. Komisyonumuzun Bu Konudaki Tespit ve Değerlendirmeleri 

a) Genel Tespitler 

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun İl/D maddesi uyarınca, Valilerin askeri 
makamlardan kuvvet istemesine ilişkin İçişleri Bakanlığı ile Genel Kurmay Başkanlığı arasında 07.07.1997 tarihinde "Genelkurmay Başkanlığı İle İçişleri Bakanlığı Arasında 5442 Savıh İl İdaresi Kanunu 1 l/D Maddesi Gereğince Alınması Gereken Müşterek Tedbirlere İlişkin Protokol" adını taşıyan bir metin imzalanmıştır. 

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu İl/D maddesinde, Kanun koyucu, Valilere ilde 
çıkabilecek veya çıkan olayların, emrindeki kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri; aldıkları tedbirlerin bu kuvvetlerle uygulanmasını mümkün görmedikleri veya uygulayamadıkları takdirde, diğer illerin kolluk kuvvetlerinden yardım istemesi konusunda Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı tarafindan bu hususun bir esasa başlanmasını öngörmemiş, ancak birden fazla Uİ içine alan olaylarda ilgili valilerin askeri birliklerden 
yardım istemesi halinde bu hususun Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslara göre yürütülmesini hükme bağlamıştır. 

Kanun'un bu açık hükmüne rağmen belirtilen protokol, birden fazla ili içine 
almayacak sadece bir ili ilgilendirecek olaylar içinde düzenleme getirmiştir. Söz konusu protokolün öngördüğü hususları daha yakından incelemenin, Vali-askeri kuvvet isteme, terörle mücadele ilişkisini aydınlatmaya katkısı olacaktır: 

1- Valilerin askeri makamlardan yardım istemesi 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 101. maddesi ile düzenlenmiştir.Burada yer alan "askeri kuvvet" tabiri, Vali'nin emri altında bulunan kolluk yani "polis ve iç güvenlikten sorumlu Jandarma birlikleri " dışında kalan Türk Silahlı Kuvvetlerinin hava, kara, deniz birliklerini ifade etmektedir. Bu fıkra 18.06.1949 tarihinde yürürlüğü girdikten sonra iki defa değişikliğe uğramıştır. 
Maddenin ilk halinde, valilere il içindeki kolluk kuvvetleriyle basunlamayacak olağanüstü ve ani hadiselerin cereyanı karsısında en yakın askeri kuvvet komutanından yardım istemesi düzenlenmiştir. 

2- Daha sonra 19.12.1980 gün ve 2261 sayılı Kanunla 5442 sayılı Kanunun 1 l/D fıkrası biraz daha ayrıntılı hale getirilmiştir. Bu değişiklik de özü itibariyle ilk düzenleme ile paralellik arz etmektedir. Valilere ilk düzenlemeye ilave olarak, il içinde çıkabilecek toplumsal olayların emrindeki kolluk kuvvetleriyle önlenmesine imkan bulunamayacağı hallerde de en yakın askeri kuvvet komutanından yardım istemesi imkanı sağlanmıştır. 

3- Kanunda 29.08.1996 gün ve 4178 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle bu defa madde kapsamı, hem yardım istemeyi gerektirecek hallerin niteliği, hem de uygulama alam olarak genişletilmiştir. 

Bu düzenleme ile valilere ilde çıkabilecek veva çıkan "olavlar"ın emrindeki 
kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmeme halinde yardım isteme yetkisi tanınmıştır. Ancak, olay kavramının kapsamı ne madde gerekçesinde, ne de genel gerekçede açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu değişikliğe ilişkin Başbakanlık yazısı 27.08.1996 tarihli olup, Tasan "Genel Gerekçesinde, 

"Milli Güvenlik Kurulunun 26.10.1995 tarihli toplantısında alınan "Olağanüstü halin daraltılması veya kademeli olarak kaldınlması durumunda ihtiyaç duyulan yasal ve idari tedbirler" konusundaki 386 sayılı Karar uyarınca İl İdaresi Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Kuvvetli Tayın Kanunu, Er Kazanından İaşe Edileceklere İlişkin Kanun, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun ve Kimlik Bildirme Kanununda değişiklik yapılması ihtiyacı gündeme gelmiştir. Tasan bu amaçla hazırlanmıştır." denilmiştir.

Tasarının 28.08.1996 tarihinde İçişleri Komisyonunda görüşülmesi üzerine, İçişleri Komisyonu Raporunda da "Tasan olağanüstü hal durumunun kaldırılmasıyla ortaya çıkabilecek yasal boşluğu doldurmaya çalışmaktadır... şeklinde ibareler yer almıştır. Bu ifadelerden, valilerin yardım istemesine İlişkin olaylardan, öncelikle olağanüstü hal uygulamasının varlık sebebi olan terör olaylarının kastedildiği anlamı çıkmaktadır. Nitekim İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı arasında düzenlenen 07.07.1997 tarihli 
Protokolün 4. maddesinde "Olaylar" kelimesi, "Her türlü terör ve toplumsal olaylar" şeklinde tanımlanmıştır. 

Diğer taraftan, birden fazla ili içine alan olaylarda işbirliği ve koordinasyonun 
sağlanması ve aynca olayların faillerini yakalamak amacıyla komşu devletlere sınır ötesi harekat yapma hususu ile de maddenin fiziki uygulama alanı genişletilmiştir. 

4- Belirtildiği gibi, 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 1 l/D. maddesinin uygulanmasına yönelik olarak İçişleri Bakanlığı İle Genelkurmay Başkanlığı arasında 07.07.1997 tarihli "Protokol" düzenlenmiştir. 

5- Protokolün 1. maddesinde, bu Protokolün amacına ilişkin olarak, bir veya 
birden fazla ilde çıkan veya çıkabilecek olaylarda ilgili valilerin isteği üzerine askeri birlik tahsis edilmesinden söz edilmiştir. Halbuki, 5442 sayılı Kanunun 4178 sayılı Kanunla değişik halen yürürlükte olan son halinde, "...Birden fazla ili içine alan olaylarda, ilgili valilerin isteği üzerine aynı veya farklı askeri birlik komutanlıklarından kuvvet tahsis edilmesi durumunda iller veya kuvvetler arasında işbirliği, koordinasyon, kuvvet kaydırması, emir komuta ilişkileri ve gerekli görülen diğer hususlar yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde Genelkurmay Başkanlığı İle İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslara 
göre yürütülür...1" hükmü yer almaktadır. Bir İl içerisinde meydana gelen ya da 
gelebilecek olaylarda valilerin yardım istemesi ve askeri kuvvet komutanlıkları nın yardım etmekle yükümlü olduklarına ilişkin hususlar Kanunda açıkça 
düzenlenmiştir. Bu nedenle, Protokol kapsamının genişletilmesi 5442 sayılı Kanuna aykırı bir uygulamadır. 

6- Protokolün 5. maddesiyle, terör ve toplumsal olaylan değerlendirmek, kullanılacak kolluk kuvvetlerini düzenlemek, olaylara müdahale yöntemlerini belirlemek, kesintisiz koordinasyon ve işbirliğini sağlamak maksadıyla, il ve ilçe bazında "İl ve İlçe Güvenlik ve Koordinasyon Komisyonları" ihdas edilmiş, bu Komisyona ayda bir defa olağan, gerekli görülen hallerde olağanüstü toplanarak, ilin güvenlik durumunun değerlendirmesini yapma misyonu yüklenmiştir. 

İl Güvenlik Koordinasyon Komisyonunun vali, garnizon komutanı veya temsilcisi, il emniyet müdürü, il jandarma komutanı. MİT temsilcisi ve gerekli görülen diğer ilgililerden teşekkül etmesi öngörülmüştür. 

İlin emniyet ve asayişinden vali sorumlu olduğuna ve 5442 sayılı Kanunda da 
böyle bir komisyon kurulması öngörülmediğine göre, bu komisyonların halen faaliyette bulunmasının yasallığı tartışmalı bulunmaktadır. 

7- Protokolün 6. maddesinde, yardım isteyecek makam olarak "mülki amirler" tabiri kullanılmıştır. Bilindiği gibi Ü İdaresi Kanunu bu yetkiyi valiye vermiştir. 
Diğer taraftan aynı maddede, yardım isteme talebinin İl ve İlçe Güvenlik 
Koordinasyon Komisyonunda değerlendirilmesi ve yapılan durum değerlendirmesi neticesinde vardım zorunlu görülür ise yardım yapılması düzenlenmiştir. Halbuki, 5442 sayılı Kanunun 11/D maddesi, valinin duruma göre sözlü ya da yazılı olarak yardım talebinde bulunması halinde bu talebin geciktirilmeksizin yerine getirilmesi hükmünü amirdir. Dolayısıyla, valinin talebini yine onun başkanlık ettiği bir komisyonda değerlendirmek ve zorunlu görülürse yerine getirmek gibi bir düzenleme kanunun hem lafzına, hem de ruhuna açıkça aykırılık teşkil etmektedir. 

8- Protokolün 7. maddesinde, mülki amirler tarafından önceden yapılacak planlama ve hazırlıklarda, kolluk kuvvetlerinin kullanılmasına ilişkin esaslar, muhtemel kullanma planlan ve muhabere irtibatlarının, EMASYA Komutanlıkları i le yeterli bir zaman önce koordine edilmesi ve bu planların muhtelif senaryolara göre prova edilmesi düzenlenmiştir. 

Valilerin emrindeki genel kolluk mensuplarının kullanılmasına ilişkin planların 
askeri makamlara verilmesi hususu 5442 sayılı Kanunda yer almamaktadır. Valinin emrindeki kolluk mensupları ile olaylara müdahalesi asıl ve askeri kuvvet kullanılması arızi olduğuna göre, böyle bir düzenleme kanuna aykırıdır. 
Yine benzer şekilde 16. maddede de bu defa EMASYA Planlarının uygulanması 
hususunda seminerler düzenlenmesi öngörülmüştür. Ancak, cümlenin başlangıcında bu işlemlerin mülki makamların koordinatörlüğünde yapılacağı belirtildiği halde, cümlenin sonunda EMASYA Komutanlıklarının koordinatörlüğünde yapılacağına yer verilmiştir. Uygulamada planların uygulanmaları ve seminerler, EMASYA Komutanlıklarının koordinatörlüğünde yapılmaktadır. Kanun yardım isteme konusunda valiyi, yardım etme konusunda da askeri kuvvet komutanlarını yükümlü kıldığına göre, bu seminerin de yine valinin isteği ve planlaması doğrultusunda yapılması uygun olacaktır. 

9- Protokolün 9. maddesinde, toplumsal olayların genişlemesi halinde İl ve İlçe 
Güvenlik Koordinasyon Komisyonlarının ivedilikle toplanması, EMASYA 
Komutanlıklarının olayları takip etmesi, olayların gelişmesini değerlendirmesi ve 
gecikmenin yaratacağı mahsurları ortadan kaldırmak için olaylara doğrudan müdahale etmesini düzenlemiştir. 

Bu madde Kanuna açıkça aykırıdır. Valinin yardım isteme talebi obuadan hiçbir 
makamın kendiliğinden harekete geçmesi mümkün değildir. 

10- Protokolün 19. maddesinde, birden fazla ili içine alan olaylarda, i l l e r arasında kuvvet kaydırması ve kullanılması, emir - komuta ilişkileri ve gerekli görülen diğer hususların uygulanmasını sağlamak üzere ilgili valilerden birisinin İçişleri Bakam tarafından koordinatör vali olarak görevlendirilmesi düzenlenmiş, koordinatör valinin EMASYA Komutanlıklarından yardım istemesi öngörülmüştür. 

Yine benzer şekilde Protokolün 12. maddesinde de koordinatör valinin EMASYA 
Komutanlıklarından yardım istemesi hususuna yer verilmiştir. 

5442 saydı Kanun birden fazla ili içine alan olaylarda geçici olmak kaydıyla 
valilerden birisine koordinasyon görevini üstlenmek görevi vermiştir. Kanunda bu konumda olan valilerin yardım isteyeceğine dair bir husus yer almamaktadır. Böyle bir düzenleme koordinasyonu sağlamakla geçici olarak görevlendirilen bu valileri, daimi görev icra eden OHAL Bölge Valisi konumuna getirir. 

11- Protokolün 20. maddesinde, mülki makamlardan kuvvet talebi geldiği andan itibaren EMASYA Komutanlıkları nezdinde teşkil edilen asayiş harekat merkezlerinde, jandarma komutanlıkları ve emniyet müdürlüklerini temsilen personel görevlendirilmesi düzenlenmiştir. 

Bu şekilde, olaylara müdahalenin talep halinde yardıma gelecek olan askeri 
birliklerin merkezlerinden yönetilmesi öngörülmektedir. Böylece yetki ve inisiyatif validen komutana geçmektedir. Bu düzenlemeyi de 5442 saydı Kanunla bağdaştırmak mümkün değildir.

12- Protokolün 22. maddesiyle de, EMASYA Komutanlıkları nezdinde Emniyet, 
Jandarma ve MİT temsilcilerinin katılmasıyla "Müşterek istihbarat merkezleri"nin tesisi öngörülmüştür. 

Bu protokolün dayanağı olarak 5442 saydı Kanunun 11/D maddesi 
gösterilmiştir. Ancak kanunda böyle bir teşkilatlanmaya imkan tanıyan bir hüküm bulunmamaktadır. Eğer böyle bir ihtiyaç varsa, bu husus da kanuna rağmen değil, yapılacak yasal düzenlemelerle çözümlenmelidir. 
Belirtilen protokol, 5442 sayılı Kanun'un İl/D maddesinde düzenlenen Valiaskeri 
kuvvet istemi ilişkisine aykırı bir yapıyı öngörmektedir, özellikle Protokolün 9. 
maddesinde yer alan EMASYA Komutanlıklarına ve gecikmenin yaratacağı mahsurları ortadan kaldırmak için olaylara doğrudan müdahale etmesine imkan tanıyan düzenlemesi, 5442 sayüı Kanun ile İlde emniyet ve asayişten birinci derecede sorumlu kılman Vali'nin toplumsal olayları bu kapsamda terör olaylarını önleme ve bastırmada asıl görevli ve sorumlu olması üstüne kurgulanan yapıyı, dolayısıyla sivil otoritenin kamu düzeni ve güvenliğini sağlama şeklindeki temel fonksiyonunu berhava eder nitelikte vahim sonuçlar doğurabilecektir. 

5.Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,

***

TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDA VALİ - KOLLUK KUVVETLERİ - ASKER İLİŞKİSİ, EMASYA PROTOKOLÜ, BÖLÜM 3

TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDA VALİ - KOLLUK KUVVETLERİ - ASKER İLİŞKİSİ, EMASYA PROTOKOLÜ, BÖLÜM 3



Mülki birimlerin askeri kuvvetlerden yardım İstemeleriyle ilgili hususların 
protokol ile düzenlenmesi hukukun temel ilkelerine, bu çerçevede yasa ve normlar hiyerarşisine uygun düşmemektedir. Yasalarda yer alan, ancak nasıl yerine getirileceği belli olmayan hususların düzenlenmesi için, kural olarak tüzük ya da yönetmelik çıkarılması gerekmektedir. Öte yandan, hukuk hiyerarşisi içinde bir üst kademede bulunan bir hukuk metninde yer almayan ya da üst kademedeki hukuk metni tarafından öngörülmeyen hususların alt kademedeki hukuk metinleri tarafından düzenlenmesi mümkün değildir. 


Konusu, sınırlan ve şartlan belli özel bir durumla ilgili husustan açıldığa 
kavuşturucu nitelikteki sözleşme hükümlerini ihtiva etmesi gereken "protokol"; 
idarenin eylem ve işlemlerinin düzenlenmesinde genel çerçevede başvurulabilecek hukuki değeri olan bir metin olarak görülmemelidir. 


Bu durumda yalnızca özel bir konu ile ilgili olması gereken protokol biçimindeki bir sözleşme metninin, idarenin genel nitelikteki eylem ve işlemleri için hukuki dayanak oluşturması uygun bir yol olarak gözükmemektedir. 
Bu nedenle, yasada değinilen "birden çok ilde çıkan olaylarla ilgili hususların çözümü ile ilgili esasların İçişleri Bakanlığı ile Genel Kurmay başkanlığı arasında müştereken belirlenmesi" ne ilişkin hüküm; yasanın karanlıkta bıraktığı noktaların açıklığa kavuşturulması için çıkarılacak yönetmelikte yer alacak uygulama esaslarının her iki kuruluş tarafından belirlenmesi anlamındadır. 
Öte yandan, yasada yönetmelik çıkarılmayacağına ilişkin bir açıklama ya da işaret de bulunmamaktadır. 


Anayasa Mahkemesi'nin 5442 sayılı İl İdaresi Kanun'da değişiklik yapan 4178 sayılı kanunun iptali için açılan iptal davasında hukuk devleti ilkesini;" Anayasa'nın 2.maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmektedir. Hukuk Devleti, insan haklarına dayanan ve bu haklan koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa'ya uygun davranan devlettir. Hukuk devleti ilkesi, devletin tüm organlarının üstünde hukukun mutlak bir egemenliğe sahip olmasını, yasa koyucunun da kendisini her zaman anayasa ve hukukun 
temel kuralları ile bağlı saymasını gerektirir." şeklinde yorumlayarak bu konuda genel bir çerçeve çizmiş ve yasa koyucunun bile bu sınırların dışına çıkamayacağını belirtmiştir. 


Bu durumda, yukarıdaki izahat ışığında Türk Hukuk sisteminin "Normlar 
Hiyerarşisi** içinde yeri olmayan ve getirdiği düzenlemeler ve ihdas ettiği birimlerle en az "tüzük" mertebesinde hatta belki biraz daha üstünde olan ve fakat Resmi Gazete'de yayınlanamayan (ve yayınlanması da mümkün olmayan), İçişleri Bakanlığı adına "Vali- Müsteşar", Genelkurmay Başkanlığı adına da " Korgeneral- Harekat Başkam  tarafından imza altına alman, adı "protokol" olan bu tasarrufun, başta 5442 saydı 


Kanunun lafzına ve ruhuna, hukukun temel ilkelerine ve "normlar hiyerarşisine" aykırı olduğu değerlendirilmektedir. 


Bu aykırılıktan hareket eden İçişleri Bakanlığı, "Birden Fada İli İçine Alan 
Olaylarda Valilerin Askeri Birliklerden Yardım İstemesine İlişkin Esaslari» düzenleyen taslak bir metin hazırlamış ve konuyla ilgili görüş ve değerlendirmelerinin alınması amacıyla 04.03.2005 gün ve 1348 sayılı yazıyla Genelkurmay Başkanlığına gönderilmiştir. 


Genelkurmay Başkanlığı. 21.11.2005 gün ve 3631178 sayılı cevabi yazısında: "Gerek hazırlanış tekniği gerekse içerdiği ayrıntılar nedeniyle, yürürlükteki protokolün, Kanunun öngördüğü amaca daha fazla hizmet ettiği, buna karşılık yeni taslağın bu açıdan yeterli olmadığı kıymetlendirilmektedir... 


   EMASYA Direktifinde askeri birlikler ile mülki makamlar ve kolluk kuvvetleri arasındaki işbirliği ve koordinasyon hususlarına daha fazla açıklık getirilmiştir. Ayrıca, PKK terör örgütünün, yurt içindeki terörist sayısında ve eylemlerindeki artış ile terör örgütü yandaşlarınca düzenlenen son zamanlardaki kanunsuz 
gösterilerde yaşanan olaylar dikkate alındığında, önümüzdeki günlerde, güvenlik güçlerinin toplumsal olaylar ve terör olayları ile daha sık karşılaşılabileceği kıymetlendirilmektedir. Bu gerekçelerle; etkin olarak uygulanan ve bu güne kadar herhangi bir sıkıntı ile karşılaşılmayan 1997 tarihli Protokolün, bu aşamada değiştirilmesinin gerekli olmadığı, İleride terörün gündemden çıkması durumunda, Protokolün güncellenmesine ihtiyaç duyulması halinde bunun, Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığınca oluşturulacak bir çalışma grubu tarafından yapılabileceği değerlendirilmektedir." denilmek suretiyle İçişleri Bakanlığının talebi kabul edilmemiştir. Protokolün gözden geçirilmesi konusunda Genelkurmay Başkanlığının yetkililerinin de katılacağı ortak bir çalışmanın yapılması, işbirliği esaslarının "protokol" başlıklı bir metinle değil, Bakanlar Kurulunca çıkartılacak bir Yönetmelikle düzenlenmesinin daha uygun 
olacağı değerlendirilmektedir. 


b) Hakkari'deki jandarma iç güvenlik birliklerinin emir-komuta ilişkisi; 
Jandarma Genel Komutanlığının verdiği bilgilere göre: 


Jandarma; 2803 Sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 3 ncü 
maddesinde, emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan ve diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren silahlı, askeri bir güvenlik ve kolluk kuvveti olarak tanımlanmaktadır. 


2803 Sayılı Kanunun 8 nci maddesi ile Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri 
Yönetmeliğinin 139 ncu maddesinde, Jandarma birliklerinin; Genelkurmay Başkanlığınca lüzum görülen haller ile sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hallerinde gerekli olan bölümü ile Kuvvet Komutanlıkları emrine gireceği, kalan bölümü ile Jandarma Genel Komutanlığı emrinde normal görevlerine devam edeceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla, Jandarma Genel Komutanlığı birliklerinin görev ve sorumlulukları, olağan döneme ve olağanüstü yönetim dönemlerine göre farklılık arz etmektedir. 


Bilindiği üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bazı illerde, 1987 yılında 285 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliğinin İhdası Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname ve bu KHK'ye ilave hüküm eklenmesine dair 286 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile, terörle mücadele harekatına yönelik bazı düzenlemeler yapılmış ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü birlik ve birimlerinin gerek kendi aralarında gerekse mülki makamlarla olan ilişkilerinde, hangi esaslara bağlı 
olarak faaliyet yürütecekleri belirlenmiştir. 


Ancak, olağanüstü hal uygulamasının niteliği itibariyle geçici obuası sebebiyle, 285 ve 286 sayılı KHK'lerdeki esas ve usullerden olağan döneme geçiş sırasında emir komuta ilişkileri başta olmak üzere, terörle mücadele faaliyetlerinde bir boşluk içerisine düşülmemesi amacıyla 07 Temmuz 1997'de Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında, 5442 Sayılı İl İdaresi Kanununun İl/D maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak toplam (27) maddeden oluşan bir "Müşterek Protokol" imzalanmıştır. İmzalanan protokol, Genelkurmay 
Başkanlığınca Jandarma dahil ilgili TSK bağlılarına ve İçişleri Bakanlığınca da, 81 İl Valiliğine ve ilgili birimlerine yayımlanmıştır... 


Bu düzenlemelerde, valilerin, askeri birlik taleplerini EMASYA Bölge veya Tali 
Bölge Komutanlarına iletmeleri gerektiği öngörülmüştür... 


Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ayrılıkçı ve bölücü terör örgütü ile 
zamanında, süratli ve etkin bir şekilde mücadele edebilmesi için, bu bölgelerde, Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığınca imzalanan protokol gereğince, Valilerden alınan izin ve onaylarla kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlama yetkileri bulunan Kara Kuvvetleri Komutanlığı bağlısı birlikler ve bunların harekât kontrolüne verilen Jandarma iç güvenlik birlikleri kullanılmaktadır. 


Dolayısıyla, yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda, Hakkari Ü Jandarma 
Komutanlığı da, terörle mücadele görevinin yürütülmesinde, öncelikle aynı garnizon içinde bulunan Hakkari Dağ Komando Tugay Komutanlığının (EMASYA Tali Bölge Komutanlığı), sonra bir üst komutanlık olan Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığının (EMASYA Bölge Komutanlığının) bir bağlısı durumundadır ve faaliyetlerini bu çerçeve dahilinde yürütmektedir. 


Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı; Genelkurmay Başkanlığının 21 Mayıs 2001 gün ve HRK: 7130-58-01/GHD.P1.Ş. (176) sayılı emri ile 2 nci Ordu/ Malatya'nın Harekat Kontrolünde görev yapmaktadır. 


Sonuç olarak; Hakkari b Jandarma Komutanlığı, belirtilen yasal mevzuat 
doğrultusunda terörle mücadele faaliyetlerini yürütmekte; emir komuta ilişkileri açısından, yasal düzenlemeler ile Protokol esaslarına göre yürütülen uygulamalar arasında hiçbir farklılık veya çelişki bulunmamaktadır. 


Denilmek suretiyle Hakkari'deki emir-komuta ilişkisinin yapısı özetlenmiştir. 
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan J.Gn.K.lığı birlikleri ile J.Gn.K.hğı arasındaki emir komuta bağlantısının diğer bölgelere göre farklılık gösterdiği, Batman, Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Siirt, Şırnak, Şanlıurfa ve Van illerindeki J.Gn.K.bğı birliklerinin İç Güvenlik Harekatının yürütülmesi ile ilgili konularda .. .Kara Kuvvetleri Komutanlığı birliklerinin Harekat Komutası/Kontrolünde olduğu, bu kapsamda; 


• Hakkari İl J.Komutanlığı, Hakkari Dağ ve Komando Tugay IClığına 
(Hakkari EMASYA Tali Bölge K.üğı), 
• Hakkari Dağ ve Komando Tugay Kliği, Van J. Asayiş Kolordu IClığına 
(EMASYA Bölge Komutanlığı), 
• Van J. Asayiş Kolordu ICuğı Malatya 2 nci Ordu IClığına, 
• Malarya 2 nci Ordu IClığı da Kara Kuvvetleri Komutanlığına, 
Bağlı olarak hizmetlerini yürüttüğü anlaşılmaktadır. 


5442 sayılı İl İdaresi Kanununun İl/D maddesindeki düzenleme belli şartların 
gerçekleşmesi ve ilgili Vali yada Valilerin talep etmesi halinde askeri birliklerin iç güvenlik hizmetinde geçici olarak kullanılmalarına ilişkin esasları düzenlemekte  dir. Dolayısıyla 5442 sayılı Kanunun 11/D maddesi gereğince Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında 1997 yılında imzalanan Protokol ve bu protokol gereğince Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan EMASYA Direktifi, (yukarıda izah edilmeye çalışılan eksik yönlerine rağmen) ihtiyaç duyulduğunda başvurulacak bir sistemi öngörmektedir. 


Ancak Batman, Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Siirt, Sımak, Şanlıurfa ve Van illerinde J.Gn.K.lığı birliklerinin iç Güvenlik Harekatının yürütülmesi ile ilgili konularda Kara Kuvvetleri Komutanlığı birliklerine bağlı olarak hizmet verdikleri ve bu durumun belli bir zamana has, anzi bir durum olmadığı, süreklilik arzettiği anlaşılmaktadır.

Bölgede OHAL uygulamasının ve OHAL Bölge Valiliğinin kaldırılmış olmasına rağmen belli illerde bölgesel nitelikli bu uygulamanın devam etmesi ve iç güvenlikten Kara Kuvvetleri Komutanlığının sorumlu olması, aynca Van, Hakkari, Şırnak ve Siirt illerinden sorumlu Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığının yarlığını devam ettiriyor olması, polis bölgesi dışındaki alanlarda iç güvenlik hizmetini İçişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu olarak sunan Jandarma Genel Komutanlığı ve bağlı birlikleri açısından olduğu kadar emniyet ve asayişten birinci derecede sorumlu olan Valiler açısından da bir handikap oluşturmaktadır. Hakkari İl Jandarma Komutanının iç güvenlik hizmeti sunarken, Hakkari'deki Tugay Komutanına, Van'daki Asayiş Kolordu Komutanına, Malatya'deki 2 nci Ordu Komutanına ve Kara Kuvvetleri Komutanına bir şekilde bağlı 
olarak hizmet vermesinin pratik bir yararı olmadığı düşünülmektedir. İl Valisinin, Jandarma Genel Komutanlığının, İçişleri Bakanlığının pasifize edildiği bu sistemin devamında kamu yararı olmadığına inanılmaktadır. 


İl Jandarma Komutanlıklarının, İl Emniyet Müdürlükleri gibi mülki hizmetler 
açısından doğrudan İl Valisine bağlı olarak hizmet sunması esasına aykırı olan tüm uygulamaların ivedi olarak gözden geçirilmesi ve kaldırılması, Jandarmanın tarihten gelen misyonu çerçevesinde askeri hizmetler hariç başka Kuvvetlerin etkisinden çıkarılarak, Genel Komutanının kendi hiyerarşisi içinden çıkacağı bir yapıya kavuşturulması gerektiğine inanılmaktadır. 


Kırsal kesimde yaşayan vatandaşlarla, kentlerde yaşayan vatandaşların iç 
güvenlik hizmetlerini neredeyse birbiriyle hiçbir benzerliği olmayan farklı iki 
kurumdan (Emniyet-Jandarma) alıyor olmalarının mantıklı bir izahı 
yapılamamaktadır. Kurumsal ve mesleki taassupların bir yana bırakılarak iç güvenlik hizmetlerinin İçişleri Bakanlığına bağlı tarihi geçmişi ve birikimi olan polis, jandarma ve sahil güvenlik birimleri tarafından başka bir müdahaleye gerek kalmaksızın aynı şartlarla yürütülmesinin sağlanması konusunda gerekli yasal altyapı oluşturulmalıdır. 


Bu alandaki konuların açıkça konuşulamıyor, tarüşılamiyor olmasının sorun 
olmadığı manasında yorumlanmaması gerektiği, sivil, askeri ve siyasi otoritelerin bir araya gelerek İç güvenlikle ilgili sorunları ayrıntılı olarak masaya yatırması gerektiği, AB uyum sürecine uygun tedbirlerin gecikmeksizin alınması gerektiği 
değerlendirilmektedir. 


Tüm bunların dışında; olağanüstü ve sıkıyönetim dönemleri hariç, olağan 
dönemlerde, iç güvenlik konusunda ülkenin bir yöresinde veya tamamında sürekli veya geçici olarak Genelkurmay Başkanlığının veya Kara Kuvvetleri Komutanlığının doğrudan görev üstlenmesi gerektiği konusunda bir zorunluluk ve/veya siyasi irade varsa, yasa koyucunun bu yönde hiçbir tereddûte yer bırakmayacak şekilde Kanuni bir düzenleme yapmasının da bu konudaki tartışmaları ve çekişmeleri ortadan kaldırmak açısından yararlı olacağı değerlendirilmektedir." 


2. Van Cumhuriyet Başsavcılığınca Hazırlanan 09.11.2005 Gününde Kitapevinde 
Patlama Olayı ile İlgili iddianamede Konunun Ele Alınışı Van Cumhuriyet BassavauğTnın (CMUnun 250. Maddesi ile Yetkilil 03.03.2006 gün ve soruşturma NO:2005/750. esas no:2006/32. karar no:2006/Tlu. 09.11.2005 günü  düzenlenen İddianamede, bu durum söyle izah edilmektedir: 


"Jandarma; 2803 Sayılı Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanununun da emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan ve diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren silâhlı, askerî bir güvenlik ve kolluk kuvveti olarak tarif edilmektedir. 2803 Sayılı Kanunda ve Jandarma Teşkilâtı Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinde Jandarma birliklerinin; Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülen haller ile sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hallerinde gerekli olan bölümü ile Kuvvet Komutanlıkları emrine gireceği, kalan bölümü ile Jandarma Genel Komutanlığı emrinde rutin görevlerine devam 
edeceği de belirtilmiştir. 


Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bazı illerimizde, 1987 yılında 285 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliğinin İhdası Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname ve bu KHK'ye ilave hüküm eklenmesine dair 286 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile, terörle mücadelede bazı düzenlemeler yapılmış ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü birlik ve birimlerinin gerek kendi aralarında gerekse 
mülkî makamlarla olan ilişkilerinde, hangi esaslara bağlı olarak faaliyet yürütecekleri açıklanmıştır. Olağanüstü hal uygulaması niteliği itibariyle geçici bir uygulamadır. Bu sebeple, 285 ve 286 sayılı KHK'lerdeki esas ve usullerden olağan döneme geçiş sırasında emir komuta ilişkileri başta olmak üzere, terörle mücadele faaliyetlerinde bir boşluk içerisine düşülmemesi amacıyla 07 Temmuz 1997'de Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında, 5442 Sayılı İl İdaresi Kanununun İl/D maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak toplam (27) maddeden oluşan bir "Müşterek Protokol" imzalanmıştır. İmzalanan protokol, 
Genelkurmay Başkanlığınca Jandarma dahil ilgili Türk Silâhlı Kuvvetleri birimlerine ve İçişleri Bakanlığınca da, 81 İlimizin Valiliğine ve ilgili birimlerine gönderilmiştir. Protokolün yayımlanmasından sonra, Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan ve zaman zaman yenilenen EMASYA direktifleri yayımlanarak, anılan Müşterek Protokoldeki hususlar teyit edilmiştir. 


En son olarak da, 06 Temmuz 2005 tarihinde Genelkurmay Başkanlığınca "MD: 117-1 TSK Birliklerinin Emniyet, Asayiş ve Yardımlaşma (EMASYA) Görevlerinde Kullanılmasına İlişkin Planlama Direktifi (EMASYA Direktifi)" hazırlanarak, Jandarma dahil Türk Silâhlı Kuvvetlenenin ilgili birlikleri ile Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Valilikler, İl Emniyet Müdürlükleri başta olmak üzere pek çok sivil makama da gönderilmiştir. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanununun 1 l/D maddesine göre, Valiler, ilde çıkabilecek veya çıkan olayları; 


Öncelikle emrindeki kolluk kuvvetleri ile önlemeye çalışacaklar, emrindeki kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri; aldıkları tedbirlerin bu kuvvetlerle uygulanmasını mümkün görmedikleri veya uygulayamadıkları takdirde, diğer illerin kolluk kuvvetleri ile bu iş için tahsis edilen diğer kuvvetlerden yararlanabileceklerdir. Bunun yanında, askerî birliklerden kuvvet talep edilmesinin usul ve esasları ise,Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında yapılan protokol ve Genelkurmay Başkanlığı 
tarafından hazırlanan ilgi direktif ile belirlenmiştir. Bu düzenlemelerde, valilerin, askerî birlik taleplerini EMASYA Bölge veya Tali Bölge Komutanlarına iletmeleri gerektiği öngörülmüştür... Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ayrılıkçı ve bölücü terör örgütü ile zamanında, süratli ve etkin bir şekilde mücadele edebilmesi için, bu bölgelerde, Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığınca imzalanan protokol gereğince, Valilerden alman izin ve onaylarla kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlama yetkileri bulunan Kara Kuvvetleri 
Komutanlığı birimleri ve bunların harekât kontrolüne verilen Jandarma iç güvenlik birlikleri kullanılmaktadır. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda, Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı da, terörle mücadele görevinin yürütülmesinde, öncelikle aynı garnizon içinde bulunan Hakkâri Dağ Komando Tugay Komutanlığının (EMASYA Tali Bölge Komutanlığı), sonra bir üst komutanlık olan Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığının (EMASYA Bölge 
Komutanlığının) bir birimi durumundadır ve faaliyetlerini bu çerçeve de yürütmektedir. Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı; Genelkurmay Başkanlığının 21 Mayıs 2001 gün ve HRK: 7130-58-01/GHD.P1.Ş. (176) sayılı emri ile 2 nci Ordu/ Malatya'nın Harekât Kontrolünde görev yapmaktadır. 


Sonuç olarak; Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı, belirtilen yasal mevzuat 
doğrultusunda terörle mücadele faaliyetlerini yürütmekte; emir komuta ilişkileri açısından, yasal düzenlemeler ile Protokol esaslarına göre yürütülen uygulamalar arasında hiçbir farklılık bulunmamaktadır. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Doğu, Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan Jandarma Genel Komutanlığı birlikleri ile Jandarma Genel Komutanlığı arasındaki emir komuta bağlantısı diğer bölgelere göre farklılık göstermektedir. Batman, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin, Siirt, Sunak, Şanlıurfa ve Van illerindeki Jandarma Genel Komutanlığı birliklerinin îç Güvenlik Harekâtının yürütülmesi ile ilgili konularda Kara 
Kuvvetleri Komutanlığı birliklerinin Harekât Komutası/Kontrolünde olduğu anlaşılmaktadır." 




***