Şeyh Ali Rıza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şeyh Ali Rıza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2019 Cuma

YPG - PYD HAKKINDA SÖYLENMEYENLER.,

YPG - PYD HAKKINDA SÖYLENMEYENLER.,


PYD-YPG NEDİR











5 Ekim 1927. Cumhuriyetin Kuruluşundan Dört Yıl Sonra…

Şeyh Said İsyanından kaçanlar Lübnan’ın Bihamdun kentinde ‘Hoybun’ adıyla gizli bir örgüt kurdular. Toplantıya katılanlar örgütün adına ‘Hoybun’ dediler.

Merkez Komitesine şu isimler seçildi;

‘Ermeniler adına Taşnak Sutyun Partisi tam yetkilisi Papaz Vahan Papazyan; ayrılıkçı Kürt cephesi adına ise Palu’dan Şeyh Ali Rıza, Dr. Şükrü Sekban, Barazi aşireti reisi Mustafa Şahin ve Bozan, Heverka aşireti lideri Haco Ağa, Raman aşireti lideri Emin Ağa, Süleymaniye’den Kerim Rüstem, Van’dan Memduh Selim ve Celadet Ali Bedirhan’dır.’
Burada ismi geçen Vahan Papazyan; 1892 yılında yılında, Tiflis’te kurulan Ermeni Taşnak Örgütü’nün merkez komite üyesi olup kendisi aslen Van yöresi Ermenilerinden dir.
Berazi aşireti reisi Mustafa Şahin, Şeyh Sait isyanında adı geçen Umum Bozan reisi Şahin Bey’dir.
Hoybun’da Küçük Seyit Taha da vardır, ilk toplantılar onun evinde yapılmıştır hem de İngiliz ajanlarıyla birlikte.
Celadet Ali Bedirhan başkandır.


Hoybun; Kürtçe ‘istiklal’, Ermenice ‘Ermeni yurdu’ anlamı taşıyordu.
Geniş anlamda Hoybun; Osmanlı’da ve Türkiye Cumhuriyeti’nde adı Kürdistan olan ayrı bir devlet kurmak emeliyle bir araya gelmiş olan ayrılıkçı Kürtlerin, Doğu Anadolu’yu da kapsayan büyük Ermenistan emelindeki Ermenilerle birlikte oluşturduğu ittifakın kod adıydı.
Hoybun; temeli ve çatısı Ermeni, siyasi fikri İngiliz ve piyonu Kürt kılıklı soysuzlar olan gizli bir örgüt olarak tarihe yazıldı…
Derken aradan yıllar geçti…



PKK’nın da bu Ermeni ittifakının kanadı olduğu belgelendi.

Nasıl ortaya çıktı bu tezgah?

PKK terör örgütü yörüngesinde yayın yapan özgür gündem internet haber sitesi “Ağrı ayaklanması”üzerine bir yazısı dizi yayınladı. Son güncelleme tarihi 19 Mayıs 2014…

Yazı aynen şöyle;

“Xoybun Cemiyeti büyük başarılara imza attı ama...
İlk olarak 5 Ekim 1927 tarihinde Lübnan’ın Bihamdun kentinde kurulan Xoybun Cemiyeti, “Kürdistan’ın bağımsızlığı” için Agirî Ayaklanması’na destek vererek, büyük başarılara imza atmasına rağmen, devlet topyekün bir imha konsepti yürürlüğe koydu.

Xoybun Cemiyeti, Agirî bölgesinde kurtarılan topraklarla birlikte yarı devlet konumuna geldi.
O dönem şartlarında bir devlet için temel olabilecek adımlar atıldı. Düzenli Kürt peşmerge ordusunun ilk temelleri atıldı.

Kurtarılan tüm topraklarda, Kürt bayrağı dalgalandırıldı.
Esir alınan askerler, savaş kurallarına göre insani muamele gördü.
Yapılan her eylemin raporu tutuldu.
Her şey bir tüzük ve program çerçevesinde yapıldı.
Xoybun mühürü, bir devlet mühürü gibi işlevselleştirildi.”

Vaka o kadar da eski değil, yıl 2014.



Memlekette öylesi büyük özgürlük vardı ki, ipini kopartan herkes tarihte ilk kez Türk düşmanlığı üzerine kurulmuş bu Hoybun Ermeni Taşnak çetesi için istediği gibi övgüler dizebiliyordu ve burası Uganda değil, Türkiye idi yani Türk’un yurdu.

Bakınız şu Hoybun örgütünün kuruluş kongresini yapıldıktan sonra açıklanan ilk bildirisinin ilk maddesine:
“Birinci Kürt Kurultayı, barbar Türk rejiminin despotluğu altında ezilen Kürtlerin bulundukları tahaammül edilmez durumlarını, geniş çapta uygulanan katliamları ve de Kürt ulusunun özgür ve bağımsız yaşama özlemini gözönüne alarak, Türkiye Kürdistanı’nı bağımsız bir devlet haline getirmek amacıyla kurtarmaya karar vermiştir.”
Bu bildirinin son maddesi ise tam bir felaketti.

Bu Kürt kılıklı ama Kürt olmayanlar bu Ermeni Taşnakçılarla bizim gerçek kardeşimiz Kürtlerin adıyla ittifak kuruyor, Anadolu’nun hakimi Türkleri de düşman görüyorlardı.




İşte Hoybun kağıdına yazılanlar:

“Kurultay herekese duyurur ki, Ermenistan ve Kürdistan’da asırlardan beridir Ermeniler ve Kürtler yaşamaktadır. Onlar kendi bağımsızlıkları uğrunda çalışırken, ülkelerinin herhangi bir yabancı hakimiyetine bağlı olmasını reddederler. Çünkü bu iki ülke yalnız ve yalnız Ermeni ve Kürt uluslarına aittir .

Bu soysuzlar yaşadıkları Türk bayrağı altında Türk’e karşı taahhütlerde bulunuyor, bi,r tarihe geçsin diye senet imazalıyorlardı.

Bu ihanet belgesine göre ‘Her iki taraf bağımsız bir Kürdistan’ın ve birleşik bir Ermenistan’ın kurulma hakkını karşılıklı olarak tanıyarak, bu hakkın savunması için mümkün olan her türlü imkanı kullanarak birbirinin yardımına koşmayı taahhüt ediyordu.

Ortak düşman Turani-Türk idi.




Yaptıkları Türk’e karşı sözde de olsa bir savunma ve saldırı anlaşması olduğundan, taraflardan hangisi söz konusu düşmanın saldırısına uğrarsa diğer taraf saldırıyı püskürtmek için tek başına veya saldırıya uğramış tarafla birlikte harekete edeceğini kabul ediyordu.

Ayrıca, Taşnak Sutyun Partisi ile sözde Kürt Ulusal Cephesi Hoybun, Türklere karşı Türkiye’de savaş ilan ediyorlardı. .
Ve bu soysuz ve alçak ittifakın ilk başkanı da dediğim gibi Celadet Ali Bedirhan’dı.

Çok can sıkıcı bir işti bu iş.
Belki diyeceksiniz ki biraz abartıyorsunuz ama mesele bildiğiniz gibi değil.




Bu Bedirhanlar, Babanlar ve Seyit Abdulkadirlerin 1898’lerde başlatıp günümüze sürüklediği bu algı operasyonları başka bir şeydi, şimdi ortaya çıkıp fiilen Ermeni Taşnakçılarla bir olup –üstelik Kürt kardeşlerimiz adına- Türk karşı Türk yurdunda siyasi ve silahlı cephe açılması bir başka şeydi.

Bu topraklar çok savaş gördü, ama asla bir Türk-Kürt savaşı görmedi.

Alın Osmanlı’dan gelin kurutuluş savaşına ve bakın… Biz neredeyse yedi düvel dedikleri tüm dünyayla savaştık ama asla Kürt kardeşlerimizle karşı karşıya gelmediki savaş yapmadık.
Üstelik biz yedi düvele karşı bu savaşları Kürtlerle birlikte yaptık.
Dedim ya propaganda başka bir şey ama şimdi çıkıp da Kürtler adına Türkleri düşman ilan etmek, üstelik bunu da Taşnakçılarla bir olup yapmak çok başka bir şey…

Ve bugün PKK yayın organı çıkıp bizim yurdumuzda bu kirli ve alçak ittifakı savunuyor, web sitesinde yayınlıyor ama buna da kimse karşı çıkmyor.

Bu da ilginç!




Bakın bu Süreyya Bedirhan bu kalleş ittifak ne demiş:
‘Kuruluşundan sonra Hoybun’un ilk görevi Ermenilerle yeniden uzlaşma sağlamak ve mümkünse işbirliği yapmaktı( Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti Tüzüğü 15’nci maddeyi hatırlatıyor).
Ben de Ermeni-Kürt ilişkilerinin pişmanlık ve şükran duygularının karışımıyla yazıyorum…
1927 Ekim’inde Kürtlerin savunucusu Hoybun ile Ermeni halkının temsilcileri Türkleri ortak düşman kabul ettiler ve dayanıklı ilgilerinin ortaklığı onları genel bir barışmaya götürdü.
Kendi ırkım adına onların meşru ulusçul istekleri Bağımsız ve Birleşik Ermenistan’a saygı duyuyorum.’

Bedirhanlardaki bu Ermeni merakı yine akla Mikdat Mithat Bedirhan’ın 1898’deki algı operasyonlarını akla getiriyor, o da ilk yayınına ‘Ey Ermeniler, Ey Kürtler’ diyerek başlamıştı.

Temmuz 1929. Hoybun örgütü, iki toplantı daha yaptı.
Bu kez yer Halep’ti...
Başta Celadet Ali Bedirhan, Memduh Selim, Cemilpaşazade Mehmet, Cemilpaşazade Kadri, Yado, Vahan Papazyan, Hırşak Papazyan ve Karabet olmak üzere 45 kişi katıldılar.

Oybirliği ile şu kararları aldılar:

”Suriye’deki yerli ve Türkiye’den ‘firari Kürtlerden’ azami istifade edilmesi; Türkiye’ye karşı yapılacak herhangi bir hareketin tam ve mükemmel olarak ikmaline.”

Burada tırnak içinde yazılan ‘firari Kürtler’ şunlardı;
‘Firari Kürtler; Türk Kurtuluş Savaşı’nda işgalci düşmanla işbirliği yapmış, ülkesine ihanet etmiş, can yakmış, can almış ve sonra düşmana sığınıp Türkiye dışına kaçmış olan kişilerdir. İlk firari Kürtçüler arasında Cizreli Bedirhan ailesinden Kamuran, Celadet ve Halil Rami; Diyarbakırlı Cemilpaşazade Ekrem ve Mevlanazade Rıfat Bey de bulunmaktadır.’

Hoybun örgütünün merkezi Şam’daydı.
Türkiye’ye karşı eylemlerini buradan yönetiyorlardı, o dönemde arkasında Fransa vardı.
Kürt Teali Cemiyeti, Türk- Kürt Hilafet Cemiyeti’ne dönüştürülmüş, Irak’ta faaliyet gösteriyordu.
Merkezi Revanduz’daydı.

Örgütün başkanı Seyit Abdulkadir’in oğlu Şeyh Abdullah’tı. Hani şu Cumhuriyet subaylarını kalleşçe pusuya düşüp astıran sözüm ona şeyh.
Arkasında İngilizler vardı …
Amaç hiç değişmiyordu; önce Anadolu ile Asya arasındaki bağları kopartabilmek…




Derken…
Ermeniler bu yeni siyasi ittifakı Avrupa kamuoyuna duyurabilmek amacıyla, Paris’te bir kongre yapılması karara bağladılar.

Cemiyet-i Akvam’a başvurulabilmesi için, Kürt aşiretleri namına birer temsilci gönderilmesini istediler.
Suriye’deki Kürt aşiretlerini temsilen seçilen şu isimler oldu; Berazi aşiretinden Hüsnü, Irak Kürtleri namına Şerif Paşa ve diğerleri için de Doktor Şükrü Sekban.

Ermeni temsilcileri ise şunlardı; Rupen Paşa, Vahan Papazyan, Bogos Nubar Paşa, Erivan namına Ahadisyan ve Vaharonyan.

Bu toplantıda; biri Kilikya(Adana ve çevresi)’da diğeri Erivan mıntıkasında olmak üzere iki Ermeni devleti ve bunlar arasında bir Kürt devleti kurulması kararı alındı.

Bu siyasi hedefler, bir zamanlar İngilizlerin yaptığı ‘Ermeni-Nesturi-Kürt’ projesine tıpatıp uyuyordu.
Şimdi, aradan uzun yıllar gemiş olsa da aynı projenin değişim isim ve kılıklar altında bugün Irak ve Suriye’de hatta Anadolu’da oynanmakta olabileceği nedense yine bu siyasetin aklına hiç gelmiyordu…

İşte PYD/YPG HOYBUN'UN SURİYE UZANTISIDIR.




Kaynak: MENORA.,

https://bilgeturkhaber.com/turkiye-039-de-ypg-pyd-hakkinda-soylenmeyenler-ypg-pyd-nedir/9

PYD Nedir Açılımı PYD Suriye Kürt bölgesi Rojava’da bulunan Kürt partisinin ismidir. 2003 yılında kurulmuştur. PYD’nin Kürtçe açılımı Partiya Yekîtiya Demokrat (Demokratik Birlik Partisi).PYD’nin Başkanı Salih MÜSLİM’dir. Salih MÜSLİM defalarca Ankara’ya davet edilmiş hükümet yetkilileriyle görüşmeler yapmıştır.

YPG Nedir Kimdir Açılımı? YPG, PYD’nin silahlı kanadının ismidir. Kürtçe ismi ”Yekîneyên Parastina Gel” şeklindedir. Türkçe anlamı ”Halk Savunma Birlikleri”dir.

YPJ Nedir? YPJ ise YPG’nin kadın savaşçı birliklerine verilen isimdir. Kürtçe ismi ”Yekîneyên Parastina Jin” yani ”Kadın koruma Birlikleri” anlamına gelmektedir.

PYD veya YPG Terör Örgütü Mü? Bildiğiniz üzere 2011 yılında başlayan Suriye İç Savaşında onlarca silahlı grup ortaya çıkmıştır. Suriye Rojava’da yaşayan 5 milyonu aşkın nüfusu olan Kürtler’de silahlanmış ve kendi yaşadıkları toprakları savunmaya geçmişlerdir.

PYD veya YPG Rojavada IŞİD’a karşı topraklarını koruyama çalışmışlardır. Rojava’da Kürtler kendi topraklarında yönetimlerini kurmuş durumdalar. YPG silahlı birlikleri IŞİD, El NUSRA ve diğer örgütler tarafından operasyonlar gerçekleştirmişlerdir.

PYD ve YPG Neden Terör Örgütü İlan Ediyor? IŞİD Ankara-Suruç-Diyarbakır katliamları dahil Niğde olayında polisi öldürmesi ve sınır bölgelerinde defalarca Türkiye’ye saldırmışlardır. Günümüzde hiçbir ülkede PYD veya YPG^yi terör örgütü olarak görülmüyor.

YPG’nin Silahlı Güçleri Ne Kadar? YPG’nin 50 binin üzerinde aktif askeri vardır. YPJ yani kadın savaşçılarının sayısı ise 7 bin civarındadır. Suriye Türkiye sınırının Cerablus bölgesi hariç tüm sınır boyunca Rojava bölgesi Kürtler’in kontrolündedir.

YPG’nin kısıtlı imkanlara rağmen IŞİD karşısında en çok başarı gösteren oluşumdur. Hava kuvvetleri dahil tüm gelişmiş silah imkanlara sahip Irak Ordusu bile IŞİD karşısında geri düşmüştür.

PYD veya YPG, PKK mi? PYD veya silahlı kanadı YPG’nin PKK ile hiçbir bağlantısı bulunmadığı sözde belirtilmektedir. Suriye’deki Kürtler’in PKK veya APO’ya sempati ile baktıkları ancak Suriye’deki Kürt oluşumunun PKK ile hiç bir bağlantısının bulunmadığı sözde söylenmektedir.

YPG’lilerden ”Ez Xelefım” şarkısı,

IŞİD’in Kobani Saldırısı, IŞİD Kürt şehri Kobani’ye saldırısında ”Kobane düştü düşecek” deyip, Amerika’nın YPG’ye silah göndermesine karşı çıkarak yine terör örgütü bunlar silah göndermeyin diyerek oradaki Kürtleri IŞİD’e karşı savunmasız bırakarak Kobane’nin düşmesini istemişlerdir. PYD Başkanı Salih MÜSLÜM’ün oğlu IŞİD karşısındaki çatışmalarda öldüğü,

Bu ve buna benzer yurt içi ve yurt dışı terör örgütleri Afrinde Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı birleşerek çatışmaktadırlar. Türk Güvenlik güçlerinin üstün başarı ve manevi güçleri karşısında her güm hezimete uğratılmaktadır. Allah’ın izniyle zafer Türk Milletinin olacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afrin Operasyonunda yar ve yardımcıları olsun.

http://yenikutahya.com/2018/02/17/pyd-ypg-ypj-nedir-kimlerdir-teror-orgutu-mu/

***

PYD/PKK Nedir ve Kime hizmet eder?

PYD NEDİR?

PYD ( Partiya Yekitiya Demokrat) , 2003 yılında SuriyeliKürtler tarafından Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü PKK’nın uzantısı olarak kurulmuş bir siyasi partidir. 
Siyasi ve askeri alandafaaliyet gösteren partinin lideri Salih Müslim’dir.

PYD’nin Askeri kolu yaklaşık  5.000 gerilladan oluşan YPG ((Yekitiya Parastina Gel) militanlarıdır. 
YPG (Türkçe - Halk Savunma Birlikleri)PYD‘ye bağlı askeri bir güçtür.

Karmaşa içinde olan Suriye'de kürtlerin kurmuş olduğu PYD ye bağlı bir askeri grup olan YPG şimdilerde IŞİD ile mücadele eden bir örgüt görüntüsündedir. 
Kürtçe 'Yektiya Parastina Gel' olarak bilinen ve Türkçe açılımı 'Halk Savunma Birlikleri' olan YPG, PYD 'ye bağlı bir askeri güç olarak bilinmektedir.

Suriye'de neler oluyor? Kobani ve daha bir çok yerde IŞİD ve PYD terör örgütü arasında şiddetli çatışmalar devam ediyor. 
Peki dış güçlerinde desteklediği PYD/YPG nedir? İşte Suriye'de bir grup haline gelen PYD ve onun bir kolu olan YPG …

YPG militanlarıbir yılı aşkın bir süredir kürt bölgelerinde ÖSO, IŞİD ve rejim askerlerine karşı savaşıyor.
Suriye'de terör örgütü PKK’ya bağlı kürtlerin kurmuş olduğuPYD (Partiya Yektiya Demokrat ) ve ona bağlı olan askeri gücü YPG…

2014 yılında yaşanan bir güç mücadelesinin ardından El Kaide ile bağları kopan IŞİD’in saldırıları sonrası bölgede hakimiyet alanı daralan PYD, ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından desteklenmektedir.

YPG’NİN KADIN KOLU: PYJ PYJ ( Kadın Savunma Birlikleri), Terör örgütü YPG’nin kadın kolu olarak Suriye’de çatışmada bulunan Suriyeli Kürt kadınlardan oluşmaktadır.

PYD, Suriye İç Savaşı’nın patlak vermesinin ardından, Suriye’de Halep Eyaleti’ndeki Kobani, Afrin ve Cinderis kentleri; Haseke Eyaleti’nin Amude, Derik, Efrin beldeleri, El Darbasiye kenti veŞanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinin karşında bulunan Resulayn (Serekaniye)kenti ile Tirbesipiye kasabasında siyasi 
ve askeri kontrolü elinde tutmakta.

Bir yıldan beri kürt illerine el koymuş olan PYD-YPGSuriye’deki karışıklıklardan faydalanıpözerklik ilan etme peşinde.

http://www.yeniakit.com.tr/foto-galeri/pydpkk-nedir-ve-kime-hizmet-eder-2461

***

7 Kasım 2017 Salı

İngilizler, Musul ve Kerkük için Şeyh Sait’i destekledi


İngilizler, Musul ve Kerkük için Şeyh Sait’i destekledi






İsyandan üç yıl önce İngilizlere yazılan bir mektup…

Mektup, 7 Ocak 1922 tarihliydi ve Şırnak, Hacı Bayram ve Selubi gibi birkaç aşiret adına Şırnak Aşireti Reisi Aysurzade Abdurrahman Ağa’nın imzasını taşıyordu. Muhatabı ise o sıralar Irak’ın gerçek yöneticisi olan İngiliz komiseriydi. 




















Seyit Abdülkadir



İngilizlerden, Türkiye’ye karşı destek isteyen, bunu yaparken de Kürtlerle İngilizlerin aynı ırktan geldiklerini (!) anlatacak kadar çeşitli yollara başvuran Abdurrahman Ağa’nın bu mektubu, üç yıl sonra yapılacak olan Şeyh Sait Ayaklanması yargılamalarında kanıtlar arasında yerini alacaktı. Abdurrahman Ağa, İngilizlere şöyle sesleniyordu:











Şeyh Ali Rıza

Başlı başına bu belge bile esas meselenin İngilizlerin Musul-Kerkük hesapları olduğunu kanıtlamaktadır. Tabii bir de Mustafa Kemal Atatürk’e duydukları derin düşmanlığı…

“Britanya Hükümetinin, haklarımızın yalnızca bu anlaşmayla tanınmakla yetinmesine rıza göstermeyiz. Bağımsızlığımızın sağlanması konusunda gizli yardımda bulunulacağı umudunu taşımaktaydık. Oysa, Şırnak olayında, umut ettiğimiz ve beklediğimiz yardımı görmediğimizden güçlü düşmanımız Türk Hükümeti elinde yalnız kaldığımızı üzülerek ifade ederiz.



















Damat Ferit


Milli hukukumuzun elde edilmesi ve hükümetimizin kurulmasına kadar aşiretlerimizin savaş mühimmatı konusundaki eksiklikler milli maksadımızın gerçekleşmesini engellemektedir. 

Bazı aşiretler de mühimmatsızlık yüzünden harekete katılamıyorlar.

Gerçi hükümet kurmadan Büyük Britanya’nın açıkça yardım edemeyeceğini biliyoruz. Ancak, hükümet kurulduktan sonra yapılacak açık yardımdan önce bu gizli yardımın yapılmasını bütün içtenliğimizle bildiririz.”
Aşiretler ve şeyhler, İngilizlere destek için defalarca başvuruyor, ayaklanmak için hazır olduklarının ama desteğe ihtiyaçları olduğunu belirtiyorlardı. İngilizler ise iki sebepten dolayı bekliyorlardı.

İngilizler, Musul-Kerkük meselesini bekliyor İngilizlerin açık bir destekten kaçınmasının nedeni ortadaydı: Osmanlı’dan kopardıkları yerlere daha yeni yerleşmişlerdi ve burada hem müttefikleri hem de rakipleri olan Fransa’yla bir paylaşım yarışına girişmişlerdi. Bu durum hareketlerini kısıtlıyordu. Fakat daha da mühimi Anadolu’ya tamamen el koyma, batıyı Yunanlılara, doğuyu ise Ermenilere ve Kürtlere bölüştürme planları Atatürk tarafından durdurulmuştu. İngiliz emperyalizmi tarihinin en acı tokadının Türklerden yemişti. Atatürk’ün üstün askerî ve siyasî dehasıyla uygun şartlar oluşmadan tekrar karşı karşıya gelmek istemiyorlardı. Açık bir kriz şu an işlerine gelmiyordu.

Bunun da dışında İngilizler hesaplarını iyi yapıyorlardı. Onlar için temel mesele; Türkiye’nin Misak-ı Millî sınırları içinde olan ve vatana katmak için mücadeleden kaçınmayacağını açıkça ortaya koyduğu Musul ve Kerkük bölgesiydi. İngiltere, bu meselenin er ya da geç Türkiye tarafından olmazsa olmaz bir şekilde masaya getirileceğinin çok net farkındaydı. Çıkacak ve erkenden bastırılacak bir ayaklanma İngiltere’nin bu hesabına uymuyordu. Ayaklanma öyle bir zamanlamayla çıkmalıydı ki Türkiye tam Musul-Kerkük meselesine yoğunlaşacağı sırada ona engel olmalı, Türkiye’nin dikkatini ve enerjisini buraya toplamalıydı.

Böylelikle, ayaklanmanın başarılı olmaması durumunda dahi Türkiye, Musul ve Kerkük’ten olacağı için İngiltere kendi adına oldukça kazançlı çıkacaktı. Nitekim öyle de oldu… Kürt aşiretleri ve Nakşî şeyhleri ne kadar aceleci ve ihanete teşne iseler İngilizler de bir o kadar soğukkanlı ve planlı davrandılar. Bölücü, Kürt-İslamcı örgütlenme kendisini kullandırtmak istiyordu; İngiltere de bu imkânı sonuna kadar ve istediği gibi değerlendirdi…

Seyit Abdülkadir ile Hürriyet ve İtilaf’ın Kürt özerkliği anlaşması
Kürt-İslam örgütlenmesinin temel hedefi ise özerk hatta mümkün olursa “bağımsız” bir Kürdistan kurarak bunu Şeriatla yönetmekti. Bu Şeriatçı Kürt devletinin başında da tabii ki Nakşî-Kürt şeyh aileleri bulunacaktı. Seyit Abdülkadir, babası Ubeydullah’ın misyonunu kaldığı yerden sürdürüyordu. 1908’den beri açıkça Kürtçü örgütler kuruyor, 1918’den itibaren de Sevr’in yarattığı koşullardan iştahı kabarmış bir halde sonuca ulaşmaya az kaldığını düşünüyordu.

Şeyh Sait İsyanı sırasında Seyit Abdülkadir Nehrî, İstanbul’daki evinde tutuklanacaktı. Evinde ele geçen belgelerden biri de İngiliz kuklası Damat Ferit Paşa hükümeti ile Abdülkadir’in Kürt Teali Cemiyeti arasında yapılan bir anlaşmayla ilgiliydi. Anlaşmaya göre Hürriyet ve İtilaf hükümeti özerklik sözü vermekteydi. Sorgulamada Mazhar Müfit Bey (Kansu) bu konuyu sorduğunda Abdülkadir inkâr etmeyecekti:

“Evet, bilgim vardır, inkâr etmem. Hürriyet ve İtilaf’la bir anlaşma yaparak Ferit Paşa’nın Ermenistan emellerini kırmak istedik. Bu anlaşma gereğince Kürdistan’a özerklik verecektik. Fakat Osmanlı hükümeti ile İslâm halifeliğini ayırmadık.”

Yani Abdülkadir, “Ermenistan’a engel olmak için bunları yaptık ve suç Damat Ferit’indir” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Fakat burada birkaç noktada birden çelişkiler ortaya çıkıyor. Birincisi; Damat Ferit Paşa, zaten İngilizci Hüriyet ve İtilaf’ın hükümet başkanıdır. Kendi partisi de onunla aynı noktadadır. İkincisi; Abdülkadir de aynı partinin başından beri içinde yer almıştır, hatta onun Şuray-ı Devlet reisliğini (Danıştay Başkanlığını) üstlenecek kadar önemli bir yeri vardır. Üçüncüsü; Kürt aşiretleri ve Nakşî şeyhleri Ermenilerle o dönemde de ortaktırlar. Paris’te Türkiye aleyhine çalışan Kürt Şerif Paşa ile Ermeni Bogos Nubar bir aradadırlar. Bugünün Kürt-İslâmcıları Şeyh Sait’in daha I. Dünya Savaşı sırasında Ermenilerle ilişki kurduğunu övünerek anlatmaktadırlar. Seyit Abdülkadir’le defalarca görüşüp ayaklanmayı planlayan Şeyh Sait’in oğlu Ali Rıza Kürt-Ermeni ortak örgütü Taşnak Hoybun’un yöneticilerinden olacaktır sonradan. Yani Ermeni talepleri ile Kürt talepleri birbirine toprak paylaşımı dışında asla karşı değil ortaktır.
Tümünü bir araya getiren esas güç ise tabii ki İngiltere’den başkası değildir… Sorgularda tüm ayaklanma liderleri ise birbirlerini suçlayarak suçu üzerlerinden atmaya çalışacaklardır. Fakat artık tüm olan biten açıklıkla ortaya çıktığı için sonuç alamayacaklardır.

Binbaşı Kasım, İngiliz parmağını açıklıyor Şeyh Sait Ayaklanması olayının en temel isimlerinden biri Binbaşı Kasım’dır. Binbaşı Kasım, Şeyh Sait’in bacanağıdır. Ayaklanma öncesi örgütlenmeyi de gelişmeleri de en başından beri bilmektedir ve ayaklanmaya karşıdır. Bu nedenle de devlete bilgi aktarmış, ayaklanmanın sonunda da Şeyh Sait’in yakalanmasında orduya yardımcı olmuştur. Yine Mazhar Müfit Bey’in ayaklanmacıların İngilizlerle ilişkisi konusunda sorduklarına en net cevapları veren de o olmuştur.

Mazhar Müfit Bey’le Binbaşı Kasım arasında şu konuşma geçer:
“- Şeyh Sait’in oğlu Ali Rıza’nın İstanbul’a gidişi bu ayaklanma ile ilgili midir?
- Ali Rıza Halep’e oradan da İstanbul’a geçti. Sonra döndü. Seyit Abdülkadir Efendi’yi gördüğünü söyledi. Bu düdük ötmez, ömrümüz on beş gündür dedim. Merak etme olacak, dedi.

- Ali Rıza İstanbul’dan döndükten sonra Seyit Abdülkadir’den söz ederken size İngiliz nüfuzu ile bir Kürdistan kurulmasından söz etti mi?
- Esasen, söylesin söylemesin, bu olaylarda İngiliz parmağı olduğunu biliyordum.”
Evet, herkesin bildiği “İngiliz parmağı” gerçeği böylece olayları en yakından yaşayan ve bilen Binbaşı Kasım tarafından da doğrulanmış oluyordu. Fakat bir destekleyici bilgi daha vardı ve o da yine İngilizlerin rakipleri Fransızların raporlarındaydı…

Fransız komiserinin raporunda İngiliz-Şeyh Sait ilişkisi ve Musul
Fransızlar, İngilizleri her hareketini kendi menfaat ve hassasiyetleri gereği adım adım izliyorlardı. Fransa’nın Bağdat komiserinin, Paris’e geçtiği rapor birçok meseleyi netleştirmektedir, özellikle de Musul meselesini:
“… Ayaklanmacılara silahlar İtalya’dan gelecekti. Kürt hareketi Berlin’de cumhuriyet karşıtı Türkler, Mısırlı ve Hintli eylemciler tarafından desteklendi. Cenevre’de toplanan bazı bilgiler İtalya ve İngiltere’nin ayaklanmanın hazırlandığından önceden haberi olduğunu gösteriyor…

Kürt ayaklanması, kendiliğinden birdenbire meydana çıkmadı. Kürdistan dağları yabancıların kışkırtması ve desteği ile ayaklandı. Ayaklanma işareti İstanbul’daki Kürt yanlısı çevrelerden geldi. Bu bölgede ortaya çıkan olaylar, İngilizlerin uğradıkları yenilgiden sonra hiç affetmedikleri Mustafa Kemal’e ve Ankara’daki Meclis’e karşı yürüttükleri siyasetin bir parçasıdır…
Kürt ayaklanması bundan daha iyi koşullarda patlak vermezdi. Ayaklanma, Türklerin Musul üzerindeki iddialarını araştıran Komisyon’da Türklerin kendi topraklarındaki Kürtler arasında bile huzuru sağlayamayacağını gösterecekti.”
Başlı başına bu belge bile esas meselenin İngilizlerin Musul-Kerkük hesapları olduğunu kanıtlamaktadır. Tabii bir de Mustafa Kemal Atatürk’e duydukları derin düşmanlığı…
Kürt-İslamcı Nakşîler ise yine İngiliz sömürgeciliğinin bir numaralı piyonu olma rolünü oynuyorlardı. 1800’lerin başında kurgulanan İngiliz projesi zehirli meyvelerini veriyordu ve daha da verecekti…

http://turksolu.com.tr/448/kataberk448.html


***