18 Şubat 2018 Pazar

FAİK AHMED BEY VE MÜDAFAA-İ HUKUK'TAN HALK FIRKASI'NA GEÇİŞ, BÖLÜM 1

FAİK AHMED BEY VE MÜDAFAA-İ HUKUK'TAN HALK FIRKASI'NA GEÇİŞ, BÖLÜM 1
    
Dr. Asuman DEMİRCİOĞLU*
*Atatürk Üniversitesi Atatürk ilkeleri ve Inkıhip Tarihi Enstitüsü Ögretim Üyesi 


ÖZET 

Trablusgarp ve Balkan Savaşlarından toprak kayıplarıyla çıkan Osmanlı Devleti'nin girdigi I. Dünya Savaşı'ndan yenilgiyle çıkmış ve Mondros Mütarekesi'ni imzalamıştır. 

Varlık yokluk mücadelesine girilmesi ve ülkenin bu çıkmazdan kurtarılması amacıyla kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliginde zafere ulaşırken; Müdafaa-i Hukuk'tan Halk Fırkası'na geçiş sürecinin safhaları Faik Ahmet (Barutçu) Bey'in el yazması hatıraları ve kendisinin çıkardığı istikbal Gazetesi'ndeki makaleleri ışığında verilmeye çalışılmıştır. 

Müdafaa-i Hukuk'tan Halk Fırkası'na geçiş 30 Ekim 1918 .1. 
29 Ekim 1923 tarihleri arasındaki süreç içerisinde gerçekleşmiştir. 
Bu süreç Bilindiği gibi " Milli Mücadele " dönemidir. Yani Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurulmasından.2. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin resmen kuruluşunun ilan edilmesine kadar geçen süredir. 

Trablusgarp ve Balkan Savaşlarından önemli ölçüde toprak kayıplarıyla çıkan Osmanlı Devleti, İttifak Devletleri yanında katıldıgı 1. Dünya Savaşı'nda 
muhtelif cephelerde savaşmak zorunda kalmıştı. 
Ancak Müttefik Devletler, 1918 yılı sonlarına gelindiginde yenilginin kaçınılmaz oldugunu anlamışlar ve bu nedenle de 

Bulgaristan'ın İtilaf Devletleri'yle 29 Ekim 1918'de mütareke imzalayıp, savaştan çekilmesi, Osmanlı Devleti'nin mUttefikleriyle olan kara baglantısını kesmiş, 
Trakya ve İstanbul, Balkanlar üzerinden gelebilecek istilalara açık hale gelmişti. 
Milne Ordusu, Bulgaristan'dan Trakya'ya doğru ilerliyordu, Diğer cephelerde de durum iyi görünmüyor, müttefik cephelerinde yenilgiler sürüyordu. 
Bunun Üzerine, Osmanlı Devleti mUtareke yapmaya karar verdi ve 5 Ekim 19l8'de İspanya aracılıgı ile barış isteginde bulundu. Talat Paşa Hükümeti'nin, 
müttefikleri ile anlaşarak 5 Ekim'de Wilson'a yaptıgı müracaat cevapsız kaldı.3. Bu arada Talat Paşa Kabinesi 8 Ekim'de istifa etti ve 14 Ekim'de yerine Ahmet İzzet Paşa Kabinesi kuruldu.4. Sonuçta, Ahmet İzzet Paşa Hükümeti'nin mütareke için arabuluculuk olarak görevlendirdiği İngiliz Generali Towsend'in girişimi olumlu sonuçlandı.5. Osmanlı Devleti ile ltilaf Devletleri arasında 30 Ekim 1918'de şartları çok agır olan Mondros Mütarekesi imzalandı.6. 

Osmanlı Devleti'nin kendisini toparlayabilecegine ihtimal vermeyen İtilaf devletleri, savaştan önce ve savaş esnasında kendi aralarında savaştan 
sonra uygulanmak üzere bir dizi gizli paylaşma anlaşmaları yapmışlardı 7. 

Bu antlaşmalarla İtillif Devletleri, Osmanlı Devleti'ni paylaşmışlar, ortada her türlü yaşama niteliginden yoksun, Kastamonu, Ankara, Eskişehir ve Bursa 
vilayetlerinin bir kısmından ibaret küçük bir Osmanlı Devleti bırakmak istemişlerdi. İşte Mondros Mütarekesi, ltiliif Devletleri'nin bu emellerini kolayca 
gerçekleştirecek bir nitelikte hazırlanmıştı, Nitekim mUtareke Osmanlı Devleti'nin düşmanlarına kayıtsız Şartsız teslim oldugu anlamına gelen hükümler taşıyordu. 8 . 

Böylece Mütareke'nin imzalanmasının hemen akabinde bitkin ve yorgun olan Osmanlı Ordusunun elinden silahları alınmış, terhis edilmiş ve önemli geçitleri 
düşmanın eline geçmeye başlamıştı. 7' nci ve 24' ncü Maddelerine dayanan İngilizler, Musul'a girmiş, İskenderun'a Asker çıkardıktan sonra, Urfa, Adana, 'Maraş bölgesini işgal etmişlerdi. Daha sonra Fransızlarla Anlaşarak Lübnan, Suriye ve 'Yukarıda da adı geçen Türk şehirlerini onlara bırakmışlar, buna karşılık Irak ve Filistin İngilizlerin elinde kalmıştı. 
13 Kasım 1918'de 60 parçadan oluşan İtilaf Devletleri Donanması, Silah bırakışma gereğince Çanakkale Bogazı'ndan geçerek, Marmara Denizi'ne girmişti. 

Yine İngilizler; Samsun ve Merzifon'u, İtalyanlar; Konya, Söke ve Antalya bölgesine asker çıkarmış, ayrıca demiryolu kavşaklarına ve Önemli tünellere kuvvet göndermişlerdi. 

Mondros Mütarekesi'nin, Türkiye aleyhine en olumsuz biçimde kullanılması yeni ve daha büyük üzüntülerin yaşanmasına yol açtı. 
Galip devletlerin işgal kuvvetleri, memleketin her tarafına sokulduktan sonra, yeni vaziyetin dogurdugu feci durum gözler önüne sermeye başladı. 
Millet savaş belasından daha beter bir bela içine yuvarlandıgını pek çabuk hissettiren bir esaret havasıyla bogulmaya başladı. 
Avrupalı galiplerin maksatları çok kötü idi. Anadolu'yu dünya haritasından silip süpürmek istiyorlardı. Hasta adam, artık ölüm döşeğinde son saatlerini yaşıyordu. İtilaf Devletleri'nin Türklere karşı düşüncesi, imha ve taksimden ibaretti.9. 

Ülke içindeki durum da düşmanların bu ulumsuz tutumunu sürdürmesini kolaylaştırıyordu. İttihat ve Terakki Partisi'nin ileri gelenlerinin memleketi terk 
etmelerinden sonra sarayın, İzzet Paşa kabinesine karşı aldıgı tavır. O, ülke için çok korkunç neticeler doguracak mahiyetteydi. İttihat ve Terakki Partisi'nin 
memleketi rakipsiz idare etmek isteyen tek parti yönetimi, kanunlara uyan ve dürüst bir muhalefetin oluşmasını engellemişti ll. İktidarda İttihat ve Terakki Partisi'nin yerini tutacak vatanperver bir parti yoktu. İhtiraslarının önüne geçemeyenler düşmanlarla işbirliği yapacak hale düşmüşler, tıyneti bozuk bir zümre meydanı boş bulmuş, memleketin mukadderatını İngiliz siyasetinin icaplarına bağlamıştı. Bunların dış siyaseti; İngilizlere teslimiyet, iç siyaseti de Ittihatçılardan intikam almaktı 12. 

Zayıf, aciz hükümet ve yandaşları İstanbul'da bir harp divan! oluşturmuş, "Ermeni Nakil ve Tehciri ile Alakalıdır" diye İttihatçıları suçlayıp tevkif ediyorlardı. 

İtilaf Devletleri'nin düşüncelerini Türkler lehine çevirmek, Türk milletine karşı merhametlerini sağlamak hayaliyle, savaş sorumlusu olarak gördükleri İttihatçıları cezalandırmak gaflet ve miskinligine düşmüşlerdi, 

Böylece Milletin tam manasıyla yalnız ve dagınık bir hale ve sesini işittirecek teşkilatlardan mahrum bir duruma getirilmek istendigi aşikllrdı. Vatanın 
tükenme tehlikesi karşısında yurtsever insanlar arasında bir birlik meydana getinnek için çalışan aydınlar, yıldırma ve pasif duruma düşürülmek amacıyla 
hışım ve gazapla takip ediliyordu 13, 

Bütün bunlara ragmen birşeyler yapılmalıydı. Esasen dört yıla yakın süren savaşın acılarını ve yıkımını en çok hisseden, çeken halk ise çaresiz degildi ve 
"Müdafaa-i Hukuk Ruhu" 14 ile harekete geçmişlerdi. Bu ruh ile bilinçlenen. uyanan insanlar "Müdafaa-i Hukuk 15 Cemiyetleri"ni kurmuşlardır. 

Aynı şekilde başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere yakın ve güvenilir arkadaşları çeşitli çareleri düşünüp tartışarak, ülkeyi bu çıkmazdan kurtarma çabası içine girmişlerdir. 

Fakat bu kurtuluşun İstanbul'da kalarak mümkün olamayacağını anladıktan sonra birer birer Anadolu'ya geçmişlerdir. İşte bu dağınık ve yerel tepkiler sonucunda örgütlenen Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri" Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde zafere ve kurtuluşa ulaşırken "Müdafaa·i Hukuk"tan "Halk Fırkası"na geçiş süreci de tamamlanmış olacaktır. 

Bu süreç içerisindeki gelişmelere göz atacak olursak yukarıda belirtilen endişelerle fedakar insanlar bilhassa işgal tehlikesiyle karşı karşıya olan yerlerde birbirlerine benzeyen ve aynı amacı taşıyan "Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri"ni kurdular. Milli bağımsızlıgı kurtarmak gayesiyle kurulan bu vatansever cemiyetlerin hemen hepsinin amacı azınlıkların işgallerine, haksızlıklarına karşı milli hakların müdafaası idi. Yani ilk kuruluş amaçları hakların sözlü olarak savunulmasıydı. 
Bu kaygıyı duyanlardan birisi de Faik Ahmet (Barutçu) Bey'dir. Trabzon'daki örgütlenmenin fikir itibariyle temeli ve öncülüğünü yapanlardan biri olarak hatıraları ve İstikbal Gazetesi'ne yayınladığı makalelerinde o günlerde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri' nın yapılanmasına ışık tutmaktadır. 

15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal üzerine bu sözlü savunma silahlı savunmaya dönüşecektir ki, bu da "Ku-vayı Milliye", "Milli Müfrezeler" 
"Milis Kuvvetleri" gibi isimler altında gönüllü Birliklerin oluşturulmasına yol açacaktır. 

Milli hakların müdafaası ise cemiyetıerin kurulduğu bölgelerin tarih, cografya ve nüfus bakımından Türklere ait olduğunu ispat ederek ve Osmanlı topluluğundan ayrılmamayı sağlayarak "Müdafaa-i Hukuk", "  Hakk-ı Hakimiyet " ve "İstiklal-i Siyasi" tabirleri ie verilen mücadelenin haklılığı, milletin ve devletin hukukunun savunulmasının esas gaye olduğunu ısrarla ve özellikle belirtmek gayesiyle memleket dahiliIldeki muhaliflere ve yabancılar ile dost-düşman herkese verilmesi istenen mesaj budur ki, bunun da tesirli ve teşkilatlı yapıldığı 
yer kurulan cemiyetler olmuştur. 

Nitekim bu fikrin açık ömegi olarak verebilecegimiz Trabzon'da çıkan 
25 Kanun-i Sani 1335 (25 Ocak 1919) tarihli İstikbal gazetesinde gazetenin sahibi ve müdürü aynı zamanda Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti'nin kurucularından olan Faik Ahmet Barutçu Bey'in yayınladıg! Makalesinde; "Gerçi bu harpten fena halde magıup olarak çıktık. Madden ve manen ezildik, devlet ve millet itibariyle zebun (zayıf) ve bitap düştük. 
Bu cihetleri inkara mecalimiz yok. Fakat dört bütün sene varıyla yoguyla kahramane harp eden masum, bi-günah (günahsız) Türk Milleti'nin düçar oldugu (ugradığı) işbu maglubiyyet Türk olan memleketlerimiz üzerindeki hill-ı hakimiyyetimizi, hukuk-u milliye ve tarihimizi iptal edemez... Hukuken, tarihen, milliyet ve medeniyyet itibariyle velhasıl her hususca öz malımız olan memleketlerimiz üzerindeki hakk-ı hükümranimizi, istikla!-i milliyemizi men ve iptal için yer yer heyetler dolaşıyor. 

Koca Anadolu'yu kısmen Ennenilere, kısmen Rumiara mal etmek için İtilaf Devletleri ve milletleri nezdinde yalan yanlış propagandalarla ihkak-ı emel 
(emellerini yerine getinne) gayretindedirler..... Bu haylili iddialarm ve bu kötü emellerin gerçi ne hukuken, ne tarihen, ne de milliyyet-i uhuvelerince hiçbir kıymet-i ilmiyye ve ameliyyesi olamayacagmı pek iyi idrak edebiliriz... Hükümetin yapamayacagı bir kısım işler vardır ki milletçe görülmek iktiza eder (gerekir). Evvel emirde (önce) memleketimizde hemen bir Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Teşkilatı yapalım 

..... Bu vilayetler hep Türktür. ve ebediyyen Türk kalmalıdır. Ne bir Enneni hükümeti ne de bir Rum hükümeti Anadolu'yu Şarkfde teşekkül edemez. 
Nüfus-u kalilen (az nüfus), ekseriyet-i kahire (ezici çogunluk) üzerinde haiz-i istiklal (istiklal sahibi) olamaz. Hill-ı hakimiyyet iddia' ye bir idare-i hakimane 
tesis edemez". Şeklinde ortadadır 16

Yine Müdafaa-i Hukuk Hareketi'nin diger özellikleri içinde kişisel Olmadan, Dogrudan dogruya ulusal hakların korundugu bir ihtilalci kimliginin fikri kaynagı 
olması ve bagımsız sivil toplum örgütlenmesi oluşudur. 

Fırkacılık reddedildigi gibi temelinde kimlikleri saklansa da İttihatçıların rolünün büyllk oldugudur. 17
Buradan hareketle kongreler (Erzurum, Sivas Kongresi) ve TBMM Hükümeti dönemi çalışmaları safhalarından geçerek Türk Devleti'ni kuracak olan da yine 
Müdafaa-i Hukuk hareketidir. 

İtilaf Devletleri'nin; Anadolu'nun bazı bölgelerini ve Yunanlıların İzmir'i İşgal ettigi günlerde Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'dan ayrılarak Sarnsun'a hareket 
etti. 19 Mayıs 1919 'da ayak bastıgı Samsun'da fazla kalamayan Mustafa Kemal Paşa, üstlendigi ve geniş yetkilerle donatılmış 9. Ordu MUfettişligi görevinin 
sagladıgı kolaylıklardan faydalanarak önce Havza'ya daha sonra Kurtuluş Savaşı'na temel teşkil eden meşhur tamimi hazırladıgı Amasya'ya geçti 18. 

Mustafa Kemal Paşa Anadolu ve Trakya'daki Cemiyetlerin birleştirilerek, bir merkezden idare etmek üzere Sivas'ta bir Milli Kongre toplamak düşüncesiyle 19 

22 Haziran 1919'da bütün yurda, askeri ve mülki makamlara Amasya Genelgesi'ni gönderdi. Bu tarihi belgede yurt bütünlUgünün ve Türk İstiklilli'nin 
tehlikede oldugu, acz içinde bulunan İstanbul Hükumeti'nin kendine düşen görevleri yapamadıgı, milletin istiklalini, ancak milletin kendi azim ve kararının 
kurtaracagı, bunun için de her türlü tesir ve kontrolden uzak kalabilecek bir milli heyetin Iüzumlu oldugu ve Sivas'ta bir milli kongrenin hemen toplanmasının 
gerekli bulunduğu belirtiliyor, yapılacak kongre için her ilin, her Iivasından milletin güvenini kazanmış Uç delegenin acele yola çıkarılması, her ihtimal düşünülerek bu işin gizli surette yapılması isteniyordu 20. 

Amasya Genelgesi'nde büyük tehlike karşısında Türk milleti uyarıimış ve İstanbul Hükümeti'nin üzerinde düşen görevi yerine getiremeyecegi en önemlisi de 
milletin kendi kaderini kendisinin çizecegi maddesiyle kurtuluş için topyekün harekete geçiIece~i, yani ulusal egemenlige ve bagımsızlıga yer verildigi görülmekte ve Türk Devrimi'nin de temel dayanagı olmaktadır. 

Bu Genelge, Türk Milli Mücadele amaç ve hedeflerinin ilk kez duyuruldugu belgedir. Daha önemlisi Mustafa Kemal Paşa'nın zihnindeki düşüncenin 
belge ile eyleme geçmiş halidir. Zira, Mustafa Kemal Paşa İstanbul'dan ayrıldıgı tarihten beri kafasında Milli İradeyi hakim kılma hesaplarını yapmıştı. 

Amasya Genelgesi'nde yapılacak milli faaliyetlerin gerekçeleri sayılmış, bu faaliyetlerin millet eliyle gerçekleştirilecegi vurgulanması" 
"Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir" ilkesi adına yapılan ilk güçlü açıklamadır. 

Yapılacak faaliyetlerin bir kurul tarafından gerçekleştirilebilecegi milli egemenlik ilkesini ortaya çıkarırken, bu kurulu. oluşturacak olanların milletin güvenini kazanmış ve milletçe seçilmiş kişiler olması gerekliligi, yine egemenlik ilkesi açısından büyü+k önem taşıyordu. Bu kurulun oluşturulması çalışmaları Milli Mücadele faaliyetlerini yürütecek ilk çekirdek kadronun oluşumu açısından da önemli' idi. Bütün bunların yanında İstanbul'daki " siyasi iradenin, bulundugu şartlar dolayısıyla görevini yerine getiremeyecegi, buna karşı milli bir kurulun oluşturulacagı açıklaması Amasya Genelgesi'ne aynı zamanda bir ihtillil bildirisi niteligi kazandınnıştı. 

Amasya Genelgesi Milli Mücadele'nin amacı, yöntemini ve programını belirlemiş, İmparatorluk yerine milli devlet, ümmet yerine millet hedeflerini ortaya 
koymuştu. Milli irade vurgusu hem bagımsızJıgın kazanılmasına, hem de yönetim alanında yapılacak degişikliklere temel oluştunnuştur. 

24 Haziran 19l9'da Erzurum'da bulunan Kazım Karabekir Paşa ile haberleşen Mustafa Kemal Paşa, Erzurum'da toplanacak olan kongreye katılmak üzere Amasya'dan ayrılarak Sivas'a gitti. Sivas'ta Harput Valisi Ali Galip tarafından aleyhine düzenlenen komployu bertaraf ettikten ve ulusal örgütlenme ne ilgili Sivas Valisi'ne talimatlarll verdikten sonra bir haftalık yorucu bir yolculugun son duragı olan 3 Temmuz'da Erzurum'a gitti22. Erzurum'da halkın büyük destegiyle karşılaşan Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümeti'nin baskıları sonucunda 7-8 Temmuz gecesi görevinden istifa etti 23 ve Milletin bir ferdi olarak Milli Mücadele amacına yöneldi. Kazım Karabekir Paşa ve Erzurumlularda kendisine sahip çıktılar 24. 

Hatıralarında Erzurum Kongresi'nin toplanma nedenleri ve Trabzon'un bu konuda Erzurum'a önçülük ettigine deginen Faik Ahmet Bey'in; "Milli hareketin ilk nazım 
(düzenleyen) ve rehberleri şark vilayetleri ahalisi ve bu ahalinin fedakar zümre-yi münevveresidir (Aydın sınıfı). Anadolu hareketinde daima Şark vilayetlerinin hakim sesi etrafı çınlatmış" ifadesiyle başlayan cümlesinin devamında bu iki komşu ve kardeş vilayetin Birinci Dünya Savaşı'nın maglubiyetinin dogurdugu yıkım ve ayrılık tehlikeleri karşısında birleştigini, mukadderatıyla başbaşa ve yalnız kalarak daima beraberlik hissini duyduklarını, beraber düşündüklerini, beraber hareket ettiklerini yazar. 

14 gün devam eden kongre çalışmaları sonucunda Müdafaa-i Hukuk etrafında birleşenlerden 9 kişilik temsil heyeti oluşturuldu ve başkanlıgına 
Mustafa Kemal Paşa getirildi. 

Erzurum Kongresi örgütsel yapısı, örgütsel ürünleri açısından bölgesel bir kongre olmuştur. Zira, kongre Dogu Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurulması 
faaliyetlerine engelolmaya çalışıyordu. Ancak aldıgı kararlar yani getirdigi siyasi ilkeler ve oluşturdugu platform bakımından ise ulusaldır. 
Zira Sivas Kongresi kararları Erzurum Kongresi kararlarına dayanır. BMM'nin açılışı ve toplanma gerekçesi Erzurum Kongresi kararlarına oturtulmuştur. 
Demokrasi ve Cumhuriyet rejiminin ruhu "İrade-j Milliye'yi hakim kılmak" esasında yatar. Yine ilk defa Milli Sınırlardan bahsedilmesi ileri de bu sınırları belirleyen "Misak-ı Milli"nin de temel fikrinin Erzurum Kongresi'nde atıldığını gösterir. 

2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder