Ordu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ordu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2021 Perşembe

ABD’nin Karadeniz’de Nüfuz Tesis Etme Girişimi

ABD’nin Karadeniz’de Nüfuz Tesis Etme Girişimi






Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI
Giresun Üniversitesi Öğretim Üyesi
Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi 
Yıl: 5 
Sayı: 17 
Kış 2012 


      Amerika Birleşik Devletleri diğer büyük güçler gibi kendi çıkarları doğrultusunda dönem dönem ekonomik, kültürel ve siyasi yayılma siyaseti 
uyguladığı gibi fiilen askeri birliklerle de müdahalelere yönelebilmektedir. ABD’nin bu harekât tarzına ait örnekler yakın tarihte Güneydoğu Asya’da, Afrika’da, bugün ise Afganistan ve Irak’ta görülebilir.
     Karadeniz (1) havzası, dünyanın diğer çatışma bölgelerine yakın olmasına rağmen nispi bir istikrara sahiptir.
Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı güçler çeşitli siyasi gelişmeleri gerekçe göstererek Karadeniz havzasında doğrudan veya dolaylı yoldan müdahil olma girişimlerini sürdürmektedir.
Bu çalışmada, ABD ve diğer batılı güçlerin müdahale sahasına dönüşen Afrika, Afganistan ve Irak gibi kriz bölgelerinden örnek verilerek, ABD’nin Karadeniz bölgesine yönelik politikaları incelenecektir. ABD’nin insan hakları, demokrasi ve benzeri gerekçeler üzerinden Karadeniz bölgesine nüfuz etme ve bölgede sürekli varlık tesis etmeye yönelik izlediği siyaset analiz edilecektir.

Karadeniz havzası bulunduğu coğrafi konum itibariyle çok önemli stratejik, jeopolitik ve jeostratejik öneme sahiptir.

Öncelikle bu coğrafya Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’ya yakınlığı nedeniyle enerji, nakil ve ulaşım yolları üzerinde bulunmaktadır. Rusya Federasyonu’nun en önemli ticari ve askeri limanları Karadeniz kıyısında bulunmaktadır. 
Deniz taşımacılığı bakımından Rusya’nın bu limanları ülke ekonomisi bakımından hayati konumda dır. Rusya Batı’nın özellikle Avrupa’nın enerji ihtiyacını karşılarken Karadeniz limanlarını kullanmaktadır.
Ayrıca Orta Asya’nın Batı pazarlarına ulaşmak için kullanabileceği en önemli alternatiflerden biri Karadeniz’dir.
Kafkasya ülkelerinin, özellikle Azerbaycan’ın Batı pazarlarına ulaşmakta en rasyonel alternatifi Karadeniz’dir. Karadeniz’de bulunan mevcut enerji, nakil hatları ve gelecek dönemde yenilerinin yapılması düşüncesi bir gerçeği ortaya koymaktadır.
Bu gerçek, Avrupa’nın enerji ihtiyacını tedarik ve temin için Karadeniz’in vazgeçilmez olduğudur. Soğuk Savaş döneminde Karadeniz havzası Türkiye hariç doğu bloğu ülkelerinin egemenliği altında bulunduğundan genellikle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hâkimiyeti altındaydı. Rusya’nın yanı sıra o dönem Sovyetler Birliği’nin bir parçası konumunda bulunan Gürcistan ve Varşova Paktı (2) üyeleri olan Romanya ve Bulgaristan Karadeniz ülkesiydi.

Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin nüfuz sahasında yer alan Karadeniz’ de, Sovyetler Birliği’nin ve ardından Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra dengeler Batı lehine değişmiş oldu. Gürcistan bağımsızlığını kazandıktan sonra liderlerinin tercihi neticesinde hızlı bir şekilde Rusya’dan uzaklaştı ve Batı eksenine yaklaştı.
Etnik sorunların ortaya çıkmasıyla kısa süre içinde ülkenin bazı bölgelerinde (3) Tiflis’in hâkimiyeti zedelendi. Daha sonra Rusya’nın Güney Osetya meselesini gerekçe göstererek Gürcistan’a savaş açması bağımsızlığına yeni kavuşan bu küçük ülkeyi önemli sorunlarla baş başa bıraktı. Gürcistan’ın Rusya ile sorunları halen devam etmektedir.
    Romanya ve Bulgaristan da Sovyetlerin dağılmasından sonra kısa zaman içinde Batı eksenine müdahil oldu.
İki ülke de çok kısa sürede NATO’ya (2004), gerekli reformları gerçekleştirerek Avrupa Birliği’ne (2007) katıldı. Romanya ve Bulgaristan’ın NATO’ya üye olması ise özellikle ABD’nin Karadeniz üzerinde nüfuz tesis etme hedefiyle açıklanabilir. Bu iki ülkenin hem AB’ye hem de NATO’ya katılması, Gürcistan ve Azerbaycan’ın da başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerle yakın ilişkiler geliştirmesi Karadeniz’deki dengelerin değişmesine neden olmuştur.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Karadeniz havzasında daha önceleri Sovyetler Birliği sınırları içerisinde bulunan yeni devletlerin ortaya çıkması ve bağımsızlıklarını kazanması Batı’nın ilgisini çekmiştir. Özellikle Ukrayna,
Beyaz Rusya ve Moldova bu hususta öne çıkmış görünmektedir.

ABD ve Avrupa devletleri bütün olanaklarını kullanarak bu ülkeler üzerinde nüfuz tesis etmeye yönelik girişimlerde bulunmuştur.
Bu girişimler zaman zaman söz konusu ülkelerin iç işlerine müdahil olmak şeklinde de tezahür etmiştir. Bu nüfuz yöntemi özellikle genel seçimler sırasında, parlamento veya başkanlık seçimleri dönemlerinde büyük fonlarla ve kitle iletişim araçlarının imkânlarıyla gerçekleştirilmiştir.

Nitekim George Soros’un (4) Ukrayna ve Beyaz Rusya’daki seçim dönemleri esnasında ve sonrasında meydana gelen toplumsal hareketliliklerde yönlendirici rol oynadığı bilinmektedir.
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD, Karadeniz havzasında nüfuz tesis etmeye yönelik somut girişimlerde bulunmuştur.
Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova arasında oluşturulan GUAM Demokrasi ve Ekonomik Kalkınma Teşkilatı, Washington’ın teşvikiyle ortaya çıkmıştır. 1997 yılında kurulan teşkilat ile hedeflenen NATO’nun Karadeniz havzasında etkinliğini artırması ve Rusya’nın nüfuzunun sınırlandırılmasıdır. Teşkilatın adı 1999’da Özbekistan katılımıyla GUUAM olarak değiştiyse de, 2005’te Taşkent’in bu oluşumdan ayrılması ile tekrar GUAM olmuştur. GUAM’ın Şangay İşbirliği Teşkilatı’na alternatif olarak kurulduğu da ileri sürülmektedir.
Bu teşkilatın, bünyesindeki ülkeleri Avrupa-Atlantik kurumlarına yaklaştırdığı gözlemlenmektedir.
ABD, Karadeniz’de etki alanı tesis etme hedefiyle, 2001’den beri Akdeniz’de faal olan NATO’nun Aktif Çaba Harekâtı’nı terörle mücadele gerekçesi ile Karadeniz’e genişletmeye çalışmıştır. Türkiye ve Rusya bu girişime birlikte muhalefet etmiş, Türk yetkililer böyle bir adımın Karadeniz’de gereksiz yere gerilim doğurabileceği ne işaret etmiştir. Türkiye, Karadeniz’de terörle mücadeleyi mevcut oluşumların yürütebileceğini beyan etmiştir. Bu oluşumlar 2001’de teşkil edilen Karadeniz İşbirliği Görev Grubu ve 2004’te faaliyete geçen Karadeniz Uyumu Harekâtı’ dır. Diğer taraftan, 2005 yılında ABD, Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ne gözlemci statüsüyle katılmak istemiş, Rusya veto etmiştir.
ABD’nin Trabzon’da bir askeri üs talebinde de bulunduğu, Türkiye’nin ise bu talebe sıcak bakmadığı basına yansımıştır.
ABD’nin Karadeniz havzasında etki kurma çabası Bulgaristan ve Romanya’nın 2004’de NATO’ya üye olması ile hız kazanmıştır.
ABD Bulgaristan’la 2006 yılında bir savunma işbirliği antlaşması imzalamıştır. Romanya ile de balistik füzelere karşı konuşlandırılacak bir savunma kalkanı konusunda işbirliği kararlaştırılmıştır. Bu işbirliği doğrultusunda Romanya’ya 2015 yılında kıyı konuşlu radar sistemi ve kara konuşlu füze bataryaları yerleştirilecek tir. ABD hâlihazırda iki ülkede de askeri üs bulundurmaktadır. Bulgaristan ve Romanya’nın ABD ile gelişen ilişkileri, İsrail’in de bu ülkelerle münasebetlerini güçlendirmesi için gerekli zemini hazırlamıştır. İsrailli pilotlar Romanya semalarında eğitim uçuşları yapmaya başlamıştır. İki ülkenin hava kuvvetleri ortak tatbikatlar gerçekleştirmektedir.
İsrail, Bulgaristan ile de 2011 yılında bir askeri işbirliği anlaşması imzalamıştır.
Son dönemde Avrupa Birliği de Karadeniz bölgesindeki siyasi nüfuzunu artırmaya yönelik somut girişimlerde bulunmuştur. 
     AB, 2007’de bölge ülkeleriyle çevre, ulaşım ve enerji alanlarında sektörel işbirliği ve ortak projeler hedefiyle Karadeniz Sinerjisi girişimini başlatmıştır. AB, Komşuluk Politikası’nın bir parçası olarak geliştirdiği Karadeniz Sinerjisi ile birlikte AB-Rusya ilişkilerinde ve AB-Türkiye ilişkilerinde yeni bir strateji geliştirmiş, Karadeniz’deki varlığını artırmayı amaçlamıştır. AB; Ukrayna, Moldova, Beyaz Rusya, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan ile imzaladığı Doğu Ortaklığı stratejisi ile de aynı doğrultuda hareket etmektedir. AB ile gümrüksüz ticaret ve vizesiz seyahatin öngörüldüğü bu strateji ile Birlik, Karadeniz havzası üzerindeki ekonomik ve siyasi nüfuzunu artırmaya çalışmaktadır.

Karadeniz Havzası, enerji kaynaklarına yakınlığının yanı sıra bölgesel kriz merkezlerine de yakın mesafede bulunması bakımından önem arz etmektedir. Etnik gerilimin dinmediği Kafkasya, Karadeniz’in güneydoğu bölgeleriyle iç içedir. Gürcistan’da filli bir parçalanmışlık söz konusudur.

   Kuzey Kafkasya’da Çeçenistan ve Dağıstan sorunlarının ciddiyeti devam etmektedir. Azerbaycan topraklarının başta Karabağ olmak üzere %20’si (5)
Ermenistan işgali altındadır. Bütün bu kriz bölgeleri, Güney ve Kuzey Kafkasya coğrafyasını bir çatışma alanına çevirmiş durumdadır.

Karadeniz güneybatıdan Balkanlar’la iç içedir. Eski Yugoslavya’nın parçalanmasıyla birlikte Balkanlar’da ortaya çıkan uyuşmazlıklar; etnik çatışmalar, iç savaşlar, etnik temizlik ve soykırımı beraberinde getirmiştir. Balkanlar’da nispi bir barış ortamı sağlanmış ise de bölgedeki hiçbir etnik ve dinsel sorun tamamen çözülmemiştir. Ortaya çıkan yeni devletlerin iç siyasi karışıklıkları, birbirleriyle olan sınır anlaşmazlıkları ve diğer sorunları varlığını devam ettirmektedir.
     Karadeniz, Kafkasya ve Balkanlar’ın yanı sıra dünyanın diğer çatışma bölgelerine de yakın mesafede bulunmaktadır.
İsrail’in Filistin meselesindeki uzlaşmaz tutumu ve bölgesel hegemonya hedefi doğrultusundaki Makyavelist politikaları sebebiyle Orta Doğu’nun kalıcı barış ve huzura ermesinin uzak olduğu söylenebilir.
Öte yandan Kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyasındaki hâkim konumdaki otoriter iktidarları sarsan, Arap Baharı(6) diye adlandırılan toplumsal hareketlilik ve değişim rüzgârı bölgenin istikrarını ve güvenliğini doğrudan etkilemektedir. Diğer taraftan Irak ve Afganistan işgalleri de Karadeniz havzasını yakından ilgilendirmektedir.
    Zira Irak ve Afganistan Karadeniz’e çok yakın mesafededir. Karadeniz’de meydana gelen gelişmeler; Rusya, Bulgaristan, Ukrayna, Romanya, Beyaz Rusya, Moldova, Ermenistan ve Gürcistan’ı etkilediği kadar Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir.
Türkiye, Karadeniz’e 1685 km’lik kıyı şeridiyle bu havzanın en önemli aktörlerinden biri konumundadır.
Karadeniz’in açık denizlere tek ulaşım yolu olan boğazların da sınırları içinde bulunması Türkiye’nin konumunu daha da güçlendirmektedir. Uzun kıyı şeridi boyunca irili ufaklı yüzlerce yerleşim merkezi ve Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon gibi önemli limanların bulunması bu havzayı Türkiye için ekonomik bakımdan oldukça önemli kılmaktadır. Bu nedenle Karadeniz ve havzasında meydana gelebilecek herhangi bir istikrarsızlık ve sıcak çatışma, doğrudan doğruya Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit edebilir.
Türkiye’nin enerji ihtiyacının büyük kısmı Rusya ve Azerbaycan’dan doğrudan, Hazar’ın doğu kıyısından dolaylı yoldan enerji nakil hatları vasıtasıyla Karadeniz havzası üzerinden karşılanmaktadır.

Karadeniz coğrafyası üzerinden Türkiye’ye nakledilen enerji kaynakları Akdeniz limanlarından, boğazlardan ve batı sınırından dünya ve Avrupa piyasalarına taşınmakta, bu vesileyle ülkeye önemli bir döviz girdisi sağlanmaktadır. Diğer taraftan Karadeniz’de deniz taşımacılığının yaygınlaşması Türkiye limanları üzerinden gerçekleşen ticaret açısından oldukça faydalıdır. Mesela, Trabzon limanı komşu İran devleti için çok önemlidir. İran’ın bütün dünyadan ithal ettiği mal ve ihtiyaçlarının önemli bir kısmı Trabzon limanı üzerinden bu ülkeye sevk edilmektedir. 
   Bu liman İran dış ticareti bakımından en önemli alternatiflerden birisidir. Dolayısıyla Karadeniz; Türkiye için olduğu kadar komşularla yürütülen ticari ve ekonomik ilişkiler açısında da önem teşkil etmektedir.
Özetle, ABD Soğuk Savaş sonrası dönemde Karadeniz’de bir etki alanı meydana getirmeye çalışmıştır. 
Bu çabanın 2000’li yıllarda arttığı, somut girişimlere dönüştüğü gözlemlenmekte dir.
ABD’nin girişimlerine karşın, bölgede Türkiye ve Rusya’nın mevcut dengelerin muhafaza edilmesi doğrultusunda tutum sergilediği fark edilmiştir. Karadeniz’deki mevcut dengenin ABD lehine değişmesi, özellikle Karadeniz’de olduğu gibi Kafkasya ve Orta Doğu’daki hassas süreçleri de olumsuz etkileyebilir.

DİPNOTLAR:

(1.) Karadeniz: 461.000 km2‘lik alanı kapsayan 8350 km’lik kıyı şeridine sahip olan Karadeniz’in doğudan batıya en geniş noktalarının arası 1175
       km, en derin noktası 2210 m’dir.
(2.) Varşova Paktı: Soğuk Savaş döneminde ABD önderliğindeki Batı bloğunun oluşturduğu Kuzey Atlantik Antlaşması’na (NATO) karşı Sovyetler
       Birliği ve güdümündeki ülkeler tarafından iş birliği ve karşılıklı yardımlaşma amacıyla kurulan askeri ve siyasi bir birliktir. 14 Mayıs 1955
       yılında Polonya’nın başkenti Varşova’da kurulan Birliğe, Sovyetler Birliği’nin yanı sıra Arnavutluk, Demokratik Alman Cumhuriyeti, Polonya, Çekoslovakya
       ve Romanya üye olmuştur. Varşova Paktı 1990’da Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla feshedilmiştir.
(3.) Gürcistan: 69.700 km2 yüzölçüme sahip ülkede nüfus 5 milyon (tahmini 2010) civarındadır. Acaristan, Abhazya ve Güney Osetya bölgeleri
       merkezi hükümetin denetimi dışında bulunmaktadır. Gürcistan, NATO ve AB üyesi olmak için uğraş vermektedir.
(4.) George Soros: 1930 doğumlu Soros, Macar Yahudi bir ailenin mensubu olup, halen ABD vatandaşıdır. Soros, finans spekülatörü olarak
       özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan ülkelerdeki açık ve kapalı faaliyet ve toplumsal hareketleri yönlendirmesiyle
        üne kavuşmuştur.
(5.) Azerbaycan: Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dağlık Karabağ’ın yanı sıra halen 7 ilçesi Ermenistan işgali altında bulunmaktadır. Bu ilçeler:
       Ağdam, Fuzuli, Cebrail, Zengilan, Laçin, Kelbecer ve Gubatlı’dır.
(6.) Arap Baharı: Bkz:
       http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1067:arap-baharna-farklbak&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150

https://www.turansam.org/makale.php?id=3882

***

22 Şubat 2017 Çarşamba

AKP Ordu’yu Hizaya Çekmeye çalışıyor



AKP Ordu’yu Hizaya Çekmeye çalışıyor


İnan Kahramanoğlu

18.08.2003/Sayı:37


AKP hükümetinin Meclis’ten geçirdiği 7. uyum paketinde yeralan MGK’nın sivilleştirilmesi tartışmaları sürerken toplanan Yüksek Askeri Şura hükümetle ordu arasında yaşanan çatışmanın boyutlarını bir kez daha ortaya koydu.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ilk kez başkanlık ettiği YAŞ toplantısında Ordu ile hükümet arasında yaşanan söz düellosu toplantının asıl gündemi olan terfileri bir anda arkı plana attı.

İrticai faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle Ordu’dan ihraç edilmesi istenen 18 subay ve astsubayın ihraç kararlarına muhalefet şerhi koyan Başbakan Tayyip Erdoğan ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül askerlerin sert tepkisiyle karşılaştı.

AKP’ye Karşı Ordu-Millet işbirliği

İhraç kararlarını imzalamayacağını söyleyen Gönül’ün sözleri üzerine irticai faaliyetlerde bulunan bir astsubayın sarıklı ve cübbeli fotoğrafları yansıtılarak Erdoğan ve Gönül’ün itirazlarına yanıt verildi.

1. Ordu komutanı Orgeneral Çetin Doğan ihraç kararlarına muhalefet şerhi koyulmasına sert tepki göstererek Tayyip Erdoğan’ı “TSK’yı rencide etmeyi, etkinliğini ortadan kaldırmayı ve yönetim biçiminde köklü değişiklikler yapmayı planlamak”la suçladı.

Doğan’ın “Türk halkının AB sevdasını da arkanıza alarak bu yolda gidiyorsunuz. Günü geldiğinde bu yaptıklarınızın ayırdına varacak ve hesabını soracak güç mutlaka çıkacaktır. Ama bu güç sanmayın ki bir askeri müdahale olacaktır. Gerekirse ordu-millet işbirliğiyle sonuç alınacaktır” şeklindeki sözleri Ordu’nun AKP hükümetine yönelik tepkisinin boyutlarını da göstermiş oldu.

Doğan’ın açıklamaları diğer komutanlar tarafından da desteklendi. Doğan’ın konuşmasının ardından söz alan Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman da Doğan’ı destekleyererek “Kadrolaşmadan, köylere kadar inen irtica faaliyetlerine kadar, hepimizi rahatsız edecek bir icraat sözkonusu. AB’ye şu aşamada alınmamızın söz konusu olmadığını bildiğiniz halde, laik dokuyu bozacak her türlü hareketi AB gerekçesine sığınıp yapıyorsunuz” şeklindeki sözleriyle hükümetin gerçek niyetlerinin ordu tarafından kavrandığını ve hükümetin faaliyetlerini dikkatle takip edildiğinin işaretlerini verdi.

Ordu’yu hizaya çekme çabaları

Bu suçlamalar karşısında zor durumda kalan Erdoğan’ın “TSK’yı rencide etmek gibi bir niyetlerinin olmadıgı” yolundaki sözlerine rağmen yaşanan gerilim toplantıya ara verilerek geçiştirilmeye çalışıldı. Tayyip Erdoğan teamül gereği sadece ilk günkü toplantılara başkanlık etmesi gerekirken Turgut Özal’dan sonra ilk kez toplantının bütün oturumlarına başkanlık ederek Ordu üzerinde denetim kurma ve Ordu’yu hizaya çekme niyetini açığa vurmuş oldu.

AKP hükümetinin sekiz aylık icraatların tümü de aslında Ordu’yu etkisizleştirerek siyasetin dışına itmeye hedefliyordu. Son olarak 7. Uyum paketinin de Meclis’ten geçmesiyle birlikte Kuvvet Komutanlarının MGK dışında bırakılmasının yanısıra MGK Genel Sekreterliği’nin sivilleştirilmesi, YAŞ kararlarının yargı denetimine açılması, Ordu harcamalarının Sayıştay denetimine tabi kılınması gibi düzenlemeler, AKP’nin orduyu tasfiye planının diğer aşamaları.

AKP’nin Ordu’yu tasfiye planı AB ve ABD’nin çıkarlarıyla da örtüştüğü için bu plan ABD-AB-AKP ittifakı tarafından adım adım uygulamaya konuyor ve bugünkü haliyle bakıldığında bu planının büyük ölçüde başarıya ulaştığını da görmek zorundayız.

Ordu’ya yönelik bu saldırı planı Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu tarafından da açıkça ifade ediliyor. Papandreu, Türk hükümeti ile Ordu arasında bir çatışma var. Ordu’daki bazı değişikliklere hükümetin müdahale etmesi ihtimali var. Asker istemediği değişiklikleri gerçekleştirdiğini görüp olay çıkarabilir ya da hükümet, Ordu’da yapmak istediği değişiklikleri mazeretlendiremeyeceğinden dolayı zor durumda kalabilir. AKP Kıbrıs meselesini de kapatmak istiyor” diyerek AKP’nin gerçek niyetini ortaya koyuyordu.

Büyükanıt: Kimse TSK’yı hizaya getiremez

Tayyip Erdoğan ve Vecdi Gönül’ün YAŞ toplantısındaki tutumlarına yanıtsa Genelkurmay İkinci Başkanlığı görevinden 1. Ordu Komutanlığı’na terfi eden Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan geldi. Büyükanıt, AB uyum yasaları ile askerin hizaya getirildiği yorumlarına “İstikametimiz doğrudur. İstikametimiz doğru olduğu için bizi kimse hizaya getiremez” diyerek kaşılık verdi.

Büyükanıt’ın Erdoğan ve Gönül’ün ihraç kararlarına muhalefet koymasına tepkisi ise daha sertti. Büyükanıt “... ‘YAŞ kararları yargı denetimine açık olmadığı için muhalefet ediyorum” diyerek, anayasanın bir hükmünü yok kabul etmemiz mümkün değildir” sözleriyle Erdoğan ve Gönül’ü suçladı. “Bu YAŞ’ta hukuk ihlali oldu mu” sorusuna da Büyükanıt “Evet, oldu” yanıtını verdi.

Böylelikle ilk olarak dönemin başbakanı Abdullah Gül’ün YAŞ kararlarına muhalefet koymasıyla başlayan Ordu’ya meydan okuma girişimlerninin başbakan Tayyip Erdoğan tarafından da aynen devam ettiririleceği görülmüş oldu. Gül’ün muhalefet şerhini “Başbakan irticaya cesaret verdi” sözleriyle eleştiren Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ten sonra bu kez de Büyükanıt’ın açıklamaları hükümete açık birer uyarı niteliği taşıyor. Fakat Erdoğan’ın son açıklamaları ve AKPlilerin toplantıya ilişkin değerlendirmeleri bu uyarıların AKP tarafından pek dikkate alınmadığını göstermekte.

Protokolde Türban Krizi

YAŞ toplantısında ortaya çıkan gerilim toplantıdan sonra da sürdü. Başbakan Erdoğan’ıın eşinin türbanlı olarak katılacak olması dolayısıyla komutanlara vereceği yemeği iptal etmesinin ardından Genelkurmay Başkanı Özkök de Askeri Şura üyelerine vereceği yemeği protokolden çıkarttı ve böylece Tayyip Erdoğan yemeğe davet edilmemiş oldu.

Türban krizini manşetlerini taşıyan Şeriatçı basın da Ordu’ya yönelik saldırılarının dozunu iyice arttırdı. YAŞ karalarının yargı denetimine açık olmamasının antidemokratik olduğu propagandasına girişen Şeriatçı basın Ordu’nun siyaset üzerindeke etkisinin yok edilmesi çağrılarını yeniledi. Şeriatçı basının esas hedefi ise Yaşar Büyükanıt oldu.

Büyükanıt’ın Erdoğan ve Gönül’ün tavırlarını “Anayasa’ya aykırı” olarak nitelendirmesini hazmedemeyen Şeriatçı gazeteler Büyükanıt’ı ağır bir dille suçladılar. İhraç kararlarının yargı denetimine tabi olmadığı için hukuka aykırı olduğunu söyleyen ve Avrupa kapılarında adalet arayan şeriatçılar Avrupa İnsan Haklanı Mahkemesi’nin kararlarını ise görmezden gelmeyi tercih ettiler. Oysa AİHM bugüne kadar Ordu aleyhine açılan 107 davada “YAŞ kararlarının ceza kanunu çerçevesinde incelenemeyeceği ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adli yargıyla ilgili maddesine aykırı olmadığı” gerekçesiyle ihraç kararlarının hukuka aykırı bir yönünün bulunmadığına karar vermişti.

Gözler 30 Ağustos’a çevriliyor

AKP iktidarının devlet içindeki şeriatçı kadrolaşmadan dış politikadaki tavırlarına kadar her alanda Cumhuriyet’in temel niteliklerini ve Türkiye’nin bağımsızlığını tehdit eden politikalarının önümüzdeki dönem içinde daha da hız kazanacağı düşünüldüğünde AKP tehlikesine karşı Ordu’nun nasıl bir tavır alacağı ise merak konusu. Ancak Çetin Doğan ve Aytaç Yalman’ın açıklamalarının Genelkurmay Başkanlığı tarafından yalanlanmadığı düşünüldüğünde Ordu’nun sürece müdahale etme ihtimali özellikle Şeriatçı ve Amerikancı gazetelerin canını oldukça sıkmışa benziyor.

Bütün gözler Ordu’nun 30 Ağustos sonrasında oluşacak yeni komuta kademesinin tavrına kilitlenmiş durumda. Şeriatçı basınsa Ordu’yu tasfiye planının uygulanmasını kolaylaştırmak için Ordu düşmanlığının dozunu günden güne arttırıyor.

Şeriatçı Vakit gazetesi, AKP iktidarına Ordu millet işbirliği ile müdahale edileceğini söyleyen Çetin Doğan’a saldırırken Doğan’ın 28 Şubat sürecindeki bir sözünü hatırlatıyor: “TSK, laik,demokratik ve sosyal hukuk devletini bozmak isteyen ve içeriden kaynaklanan tehditlere karşı da sorumluluk sahibidir. bu, sadece bizim değil, tüm yurttaşların sorumluluğudur. Ancak bizim farkımız elimizde silah olmasıdır. Silah olduğu için doğru yerde, halkın istediği yönde ve doğru zamanda kullanma bilincindeyiz”

Şeriatçılarn bütün bu saldırganlıkları aslında yaşadıkları korkudan kaynaklanıyor.


http://www.turksolu.com.tr/37/kahramanoglu37.htm


21 Kasım 2014 Cuma

BİLKENT ÜNİVERSİTESİ- KONFERANS




BİLKENT ÜNİVERSİTESİ- KONFERANS

konferans_slayt_bilkent
Atatürkçü Düşünce Topluluğu-01 Kasım 2012
01.11.2012, Bilkent Üniversitesi konferansına katılan Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanımız Sn. Osman PAMUKOĞLU, öğrenciler tarafından coşkuyla karşılandı.
Konferansın Özeti:
Türkiye’de “Devlet” kavramı bir türlü anlaşılamadı. Devlet nedir, ne değildir?
Devlet; insanoğlunun kendine güvenlik sağlaması, adalet getirmesi için inşaa ettiği en yüksek siyasi kurumdur.
Devlet ister, zorlar (vergiler, askerlik, yasalar vs. ), insanoğlu tahammül eder.
Ne için? Güvenli ve adaletli yaşamak için! Biz ülke olarak 11 Kasım 1938’den sonra bu işleri beceremedik! Bu devlet ne tam laik oldu, ne tam demokrat,ne tam bağımsız, ne de tam sosyal. Hiçbir şey “HAK VE EŞİTLİK” esasına göre yürütülemedi.
Devlet = Halk + Toprak + Meclis + Hükümet + Ordu + Mahkemeler + Hazine’ dir.
Bunlar olmadan devlet olunmaz!
Herşeyin başı hükümettir. Karar alır, uygular. Bugün Türkiye’de garip bir hükümet yapısı var;sanki muhalefet sanırsın, her olup bitenden şikayet ediyor. Sen icranın başısın, senin şikayet hakkın yok!
Olup biten herşeyden hükümet sorumludur, devlet suçlanmaz!
Türkiye’nin çevresinde dostu kalmadı.Suriye’yle, Irak’la, İran’la, Ermenistan’la hatta Azerbaycan’la son durumumuz belli. ABD ve Nato ise güya müttefikimiz ama pkkyı destekliyorlar.
Türkiye siyasi, ekonomik ve askeri olarak bağımlıdır. Terör dediğiniz bana göre basit bir şeydir. Bugüne kadar olan başarısızlıklar; askeri, sivili, bürokratı ve siyasetçisi, hepsinin beceriksizliğinin sonucudur. Pkk gerilla teknikleri kullanıyor ve iki taktik uyguluyor: 1. Baskın, 2. Pusu. Buna göre eğitilmiş ve hazırlanmışlar.Karşılarına uygun bir örgütle, yani antigerilla yapısıyla çıkamadılar.
Biz bunu yapacağız. Subaylar, astsubaylar, erbaş ve erler buna göre eğitilecek, hazırlanacaklar. Dağlarda,ormanlarda, vadilerde, nehir hatlarında, patikalarda, aynı onlar gibi yaşayarak çarpışacağız ve bitireceğiz.
Türkiye’ de terörün haricinde iki büyük sorun daha var: Yoksulluk ve Eğitim.
Yıllardır bu ikisini halledemediler.
Yaklaşık yetmişbeş milyon olan nüfusun ortalama eğitim düzeyi altı yıl. Zihni işlenmemiş, karnı aç insan ancak tarlada yürür; tırmanamaz, yükseklere çıkamaz. Maddi ve manevi birtakım şeylerle zihninizi avlıyorlar.
Türkiye’nin sürüklendiği yönü anlayamayana şaşarım!
Bunun için zeka ve eğitime gerek yok. İnsan bunu içgüdüleriyle bile anlar. Limanlar, bankalar, fabrikalar satılmış,tarım ve hayvancılık bitirilmiş, siyaset sefalete düşmüş, siyasi partiler ve başındakiler, hepsi düzenin parçası olmuş.
Türkiye bölünmeye gidiyor…
Dünya siyasi tarihinde bütün mücadeleler ve devrimler hep %20 ya da %30 ile yapılmıştır. Geriye kalan %70 arkaya takılır ve gelir. Hayat iki şeydir; karar ve eylem, gerisi boştur! Diplomalarınızı alın, meslek sahibi olun, sanatınız olsun, bunlar bir şeydir.
Ama asla herşey demek değildir! İnsanlarınız, ulusunuz, halkınız ve hakkınız için bir şey yapmamışsanız, bu hayat boş geçmiş demektir.
Gençlerin isteyip de yaptıramayacağı, kötü giden olayları iyiye çeviremeyeceği hiçbir durum yoktur! Ancak, inançlı ve istekli olmak şarttır!
İleride ne olacağı gençlerin kararına bağlıdır. İşler iyi de gidebilir, kötü de gidebilir. Esas olan şudur; siz karar verin, inanın ve eyleme geçin.
Eğer yaparsanız, çabalarsanız, işler kötü de gitse gözünüz arkada kalmaz! Hiç değilse “Ben elimden geleni yaptım” dersiniz.
Türkiye, karanlık ve sabahın olmasını bekleyen ızdıraplı bir geceye benziyor. Bu doğum olacak ve herkes görecek!
Osman Pamukoğlu
Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı
.