koridor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koridor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2018 Cuma

ABD NİN IŞİD STRATEJİSİ VE IRAK İLE SURİYE YE OLASI YANSIMALARI, BÖLÜM 5


ABD NİN IŞİD STRATEJİSİ VE IRAK İLE SURİYE YE OLASI YANSIMALARI, BÖLÜM 5


Sonuç olarak kara harekatı açısından iki sorun söz konusudur. Birincisi, IŞİD ile diğer güçler arasında savaşçı sayısı, kontrol edilen bölgeler, sahip olunan kaynaklar, ateş gücü gibi açılar-dan makas çok açılmıştır. İkincisi, muhtemelen 
ABD’nin de telkiniyle IŞİD’e karşı bir araya gelen gruplar arası ittifak son derece zayıf temellere dayanmaktadır. Her birinin IŞİD tehdidi dışında ortak bir yanı yoktur ve kalıcı, etkin bir işbirliği sürdürmeleri zordur. 

ABD Başkanı Obama Kongre’den Suriyeli muhalifler için ek bütçe kullanma yetkisi almaya çalışmaktadır. Daha önce de bu çapta destekler verilmiş ancak bu, IŞİD’e karşı denge oluşturmanın ötesinde ÖSO’ya giden yardımların 
IŞİD’in eline geçmesi nedeniyle örgütün daha da güçlenmesine veya bu yöntemin güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. ÖSO’ya giden silahlar üç nedenle IŞİD’in eline geçmiştir. 

Birincisi ÖSO’ya bağlı grupların bazıları IŞİD’e katılmıştır. 
İkincisi IŞİD ÖSO’ya karşı sağladığı askeri başarı neticesinde ateş gücüne de sahip olmuştur. 
Üçüncüsü de ÖSO içindeki savaşma dinamiği zayıfladıkça silahlar para karşılığı 
IŞİD’e satılmıştır. Dolayısıyla geçmiş tecrübelerin tekrarlanması durumunda ÖSO’ya desteğin artırılması IŞİD’in askeri kapasitesini güçlendirmesi ile de sonuçlanabilir. 

c. IŞİD’in saldırılarını önlemek için terörle mücadele kapasitesinin kullanılması, 

IŞİD’in arkasındaki finansal güç belirsizdir. Bu konuda en fazla dile getirilen iddia Körfez sermayesinin IŞİD’e destek verdiği yönündedir. Körfez sermayesinin uzun yıllardır Afganistan-Pakistan dâhil olmak üzere Ortadoğu’da militan Selefi gruplara destek verdiği bilinmektedir. Bu yardımların bir kısmının IŞİD’e gitmiş olması sürpriz olmayacaktır. Ancak Körfez ülkeleri Suriye’de esasen doğrudan kendilerine bağlı 

Ahrar-ı Şam, İslam Ordusu gibi Selefi grupları desteklemektedir. Hatta IŞİD’in Irak’taki son kazanımları Körfez ülkeleri tarafından da tehlike olarak algılanmıştır. Zira örgüt mensuplarının bir kısmını Körfez ülkelerinden gelen savaşçılar oluşturmaktadır. Bu kişilerin ülkelerine dönerek istikrarsızlık yaratmasından çekinilmektedir. Bu nedenle Suudi Arabistan 2014 başında IŞİD’i 
terörist örgütler listesine dâhil etmiş ve bir dizi önlemi de hayata geçirmiştir. 

Bu noktadan hareketle örgüte Körfez desteğinin gitmiş olması yüksek ihtimal olsa da bu ülkelerin örgütün tamamen arkasında olduğu iddiası yanıltıcı olabilir. IŞİD’e giden Körfez sermayesi devletlerden bağımsız olarak vakıflar, din adamları, bağımsız işadamları tarafından/üzerinden aktarılmaktadır. Dolayısıyla Körfez ülkeleri ve IŞİD arasındaki ilişkinin niteliği belirsizdir. Bu da IŞİD’in dış ekonomik desteğinin kesilmesi çabaları açısından zorluk oluşturmaktadır. Ancak 
esas sorun IŞİD’in mevcut durum itibarıyla kendi finansmanını sağlayacak imkânlara erişmesi ve dış desteğe bağımlı kalmadan savaşı 
sürdürecek imkânlara sahip olmasıdır. 

IŞİD, Suriye-Türkiye, Suriye-Irak, Irak-Ürdün arasındaki sınır kapılarının bazılarını kontrol etmektedir. Suriye’de Rakka ve Deyr ez Zor’daki petrol bölgelerinin önemli bir kısmı örgütün kontrolü altındadır. Irak’ta Musul’u ele geçirmesi ve sonrasında Bağdat’a doğru ilerleyişi sırasında “savaş ganimetleri” ele geçirmiştir. Suriye ve Irak’ta su kaynakları ve barajların bir kısmını kontrol etmektedir. Suriyeli muhalifler ve Irak ordusu ile gerçekleştirdiği çatışmalardan 
önemli miktarda ateş gücü, ağır silah ve tank ele geçirmektedir. Bunun yanı sıra Suriye’de Rakka Vilayeti başta olmak üzere birçok yerde kalıcı otorite kurmuş ve devlet gibi hareket etmektedir. Bu çerçevede halktan vergi mantığı ile para 
toplamaktadır. Savaşçı bulma konusunda ise neredeyse hiç sıkıntı yaşamamakta dır. Dolayısıyla IŞİD’e dış desteğinin kesilmeye çalışılması örgütün ekonomik imkânlarının zayıflamasını beraberinde getirmeyebilir. 

Yabancı savaşçıların Suriye’ye geçişi konusunda ise alınması gereken ilk önlem, bu kişilerin Suriye’ye komşu ülkeye gelmeden önce kendi ülkeleri tarafından tespit edilerek çıkışlarına engel olunması ya da Suriye’ye gitme ihtimali olan 
kişilerin bilgisinin komşu ülkelerle paylaşılmasıdır. 

IŞİD’in giderek artan sayıda Avrupalı savaşçı barındırması, Batı’da güvenlik kaygılarını artırmıştır. Bir Fransız vatandaşının Suriye’de IŞİD saflarında savaştıktan sonra Brüksel’de Yahudi Müzesi terör eylemini gerçekleştirmesi tehdit algılamalarını arttırmıştır. Bunun için son dönemde kaynak ülkeler ile Türkiye arasında istihbarat işbirliği gelişmeye başlamıştır. Bu çerçevede 
Fransa ile başlayan ve diğer Avrupa ülkeleri ile devam eden işbirliği neticesinde bildirilen 6 binden fazla kişi Türkiye’ye giriş yasağı listesine alınmış, bin kişi de yakalanarak sınır dışı edilmiştir. 

Ancak unutulmaması gereken husus, 910 kilometrelik düz bir sınır hattının mutlak kontrolünün mümkün olmadığıdır. Nitekim her türlü teknolojik imkânı kullanarak önlem almasına rağmen ABD’nin Meksika sınırından yasa dışı göçmen geçişine engel olamadığı unutulmamalıdır. 

d. IŞİD saldırıları nedeniyle Yerinden edilmiş kişilere, İnsani Yardımların Devam Ettirilmesi, 

ABD’nin IŞİD ile mücadelesi mevcut insani sorunlara yenilerini ekleyebilir. Her şeyden önce daha önce bahsedildiği üzere IŞİD’in yerleşim yerlerinde barınıyor olması sivil bölgelerin bombalanması sonucunu doğurabilir. Bu da yeni kitlesel göç dalgalarını beraberinde getirecektir. Tam da bu nedenle Türkiye-Suriye sınır hattının bir kısmında tampon bölge oluşturulması için çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu bölgenin kurulması hali hazırda 1,5 milyon civarında Suriyeli ağırlayan ve giderek artan sosyal, ekonomik sorunlar ile baş etmek durumunda kalan Türkiye açısından kaçınılmaz bir önlemdir. Bu sayede çatışmalardan kaçan insanların sığınabilecekleri güvenli bir alan oluşturulacak, Türkiye içinde çıkabilecek sosyal, güvenlik ve ekonomik sorunlar sınır ötesinde karşılanabilecek tir. Ayrıca tampon bölge uygulamasının, iç bölgelere insani yardımları kolaylaştır ma fonksiyonu da söz konusu olabilir. 

Suriye’de IŞİD için Nasıl bir çözüm? 

IŞİD ile mücadelenin askeri olduğu kadar sosyal, siyasal ve ekonomik ayakları da olmalıdır. 

Zira örgüt sadece askeri becerileri ve sahip olduğu ateş gücü sayesinde bu denli güçlenmemiştir. Bunun yanı sıra Irak ve Suriye’de merkezi otoritelerin dışlayıcı ve baskıcı politikaları da IŞİD’in güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Aksi takdirde IŞİD’in çok da fazla olmayan savaşçı sayısı ile düzenli ordular karşısında kısa sürede kazandığı askeri başarıları açıklamak mümkün değildir. Bu nedenle öncelikle IŞİD’in dayandığı sosyal temel ortadan kaldırılmalıdır. 

Suriye iç savaşının geldiği noktada ortaya çıkan gerçek, ne rejimin muhalefeti bastırabileceği ne de muhaliflerin rejimi yıkma kapasitesine erişemeyeceğidir. 
Dolayısıyla mevcut denkleme yeni bir girdi eklenmediği sürece kördüğüm devam edecektir. Rejim son dönemde güçlendiğini ve yeterli zamanı kazanırsa muhalifleri askeri yolla yenebileceğini düşünmektedir. Bu da rejimin siyasi çözümü stratejik hedeften ziyade bir zaman kazanma aracı olarak görmesine neden olmaktadır. 
Siyasi çözüm yaklaşımı bugüne kadar muhalifleri destekleyerek rejim üzerinde baskı kurmak ve masaya oturmaya zorlamak üzerine odaklanmıştı. Ancak hem muhaliflerin örgütlenme sorunları hem de destek için verilen sözlerin büyük bölümünün yerine getirilmemesi nedeniyle bu gerçekleşmedi. Bu nedenle günümüzde sahada rejime karşı denge oluşturabilecek yerel unsur neredeyse kalmamıştır. Dolayısıyla rejimin de ya güçlü mesajlar verilerek ya da somut askeri önlemlerle siyasi çözüme ikna edilmesi gerekmektedir. “İslamcılar güçlenmesin” mantığı ile Suriye sorununa angaje olunmaması radikallerin sahayı daha fazla ele geçirmesi ile sonuçlanmıştır. Suriye’de IŞİD ile mücadele, 
Suriye iç savaşında tüm tarafların kırmızı çizgilerini dikkate alan kapsamlı ve kalıcı bir çerçevede bir barışın sağlanması ile hayata geçirilebilir. Suriye’deki tüm toplumsal kesimler ve bölgesel aktörler tatmin olmadan mevcut strateji ile 
IŞİD’e karşı taktiksel başarı elde edilecek, ancak örgütü var eden unsurlar ortadan kaldırılmadığı için orta ve uzun vadede IŞİD ya da benzeri örgütler zemin bulmaya devam edecektir. 

Sonuç 

Obama’nın açıkladığı IŞİD stratejisinin ana hatları belli olmakla birlikte stratejinin detaylarına ilişkin boşluklar olduğu görülmektedir. Bu boşlukların 
süreç içerisinde giderilmesinin bölgesel ve yerel politikadaki gelişmelerle doğrudan ilişkili olduğu görülmektedir. Obama’nın açıkladığı stratejinin detayları incelendiğinde, IŞİD’le mücadeleden kısa vadede bir sonuç beklenmediği, 
stratejinin sürece yayıldığı anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, IŞİD’le mücadele stratejisinin uzun vadeye yayılarak esnek bir hareket imkânı sağlanmaya ve ABD’nin IŞİD’e karşı kurduğu koalisyonu genişletmeye çalıştığı görülmektedir. 

ABD’nin geniş katılımlı bir koalisyon oluşturarak IŞİD’e karşı mücadelede diğer ülkelerle sorumluluğu paylaşmaya ve böylece yükünü azaltmaya çalıştığı söylenebilir. Afganistan ve Irak’taki olumsuz tecrübelerinin etkisinde olan ABD, başarısız olma riskini de dikkate alarak koalisyondaki ortaklarının sorumluluk larını mümkün mertebede arttırmaya çalışmakta ve böylece kendi payına düşecek olan siyasi, askeri ve ekonomik maliyeti azaltmak istemektedir. 
Nitekim Obama’nın açıkladığı IŞİD stratejisi ve IŞİD’le mücadele konusunda yapılan uluslararası ve bölgesel toplantılar, ABD’nin aynı hataya tekrar düşmek istemediğini gösterir niteliktedir. 

Irak ve Suriye’ye yansımalarının haricinde IŞİD’le mücadelede stratejisinin önünde iki önemli sorun bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, bölgesel desteğin tam olarak sağlanamamış olması; ikincisi ise IŞİD’le mücadelede daha ziyade askeri operasyonlara yapılan vurgudur. Bu iki durum da stratejinin başarısının önüne geçebilecektir. İlk sorun açısından bakıldığında Türkiye’nin bu aşamada sadece insani yardım ve istihbarat desteğiyle stratejiye sınırlı destek verecek 
olması ve İran’ın stratejinin dışında kalmış olması IŞİD’le bölgesel mücadelede ABD ve koalisyonun elini zayıflatabilecek niteliktedir. Aynı şekilde, Körfez ülkelerinin IŞİD’le mücadeleye yüklediği farklı anlam da bu koalisyon içindeki 
bütünlüğün önüne geçebilecek niteliktedir. 

Öte yandan stratejinin daha çok askeri operasyonlar üzerine kurulmuş olması da bir boşluğu ortaya çıkarmaktadır. Bu noktada Türkiye özellikle IŞİD’le mücadele de sadece askeri yöntemlerle başarılı olunamayacağını ısrarla vurgulamakta, 
hem Irak hem de Suriye’de askeri operasyonların yanı sıra siyasi sürecin yürütülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. ABD’nin IŞİD stratejisinin merkezinde yer alan Irak’taki siyasal sürece Sünni Arapların entegrasyonu IŞİD’le mücadelenin başarısı açısından önemlidir. Ancak IŞİD’le mücadele boyutu dışında Suriye’deki siyasal sürecin geleceği konusuna hiç değinil memektedir. Ayrıca Türkiye’nin vurguladığı şekilde Suriye’de kurulması planlanan tampon bölgenin de IŞİD’le mücadelede avantaj sağlayacağı 
ve özellikle stratejinin insani yardım ayağını destekleyeceği düşünülmektedir. 

NOTLAR 

1. Barack Obama, “Remarks by the President on theMiddle East and North Africa”, May 19, 2011, 
http://www.whitehouse.gov/the-press-office/2011/05/19/remarks-president-middle-east-and-north-africa 
2. Ryan Lizza, “Leading from Behind”, The New Yorker, 26 April 2011, 
http://www.newyorker.com/news/news-desk/leading-from-behind 
3. James Ball, “Obama issues Syria a ‘red line’ warning on chemical weapons”, 20 August 2012, 
http://www.washingtonpost.com/world/national-security/obama-issues-syria-red-line-warning-on-chemicalweapons/2012/08/20/ba5d26ec-eaf7-11e1-b81109036bcb182b_story.html 
4. Obama’nın yapmış olduğu konuşmanın metni için bkz. Statement by the President on ISIL, 
http://www.whitehouse.gov/the-press-office/2014/09/10/remarks-president-barack-obama-address-nation 
5. US military Isis air strikes in Iraq: day-by-day bre-akdown, 
http://www.theguardian.com/news/datablog/2014/aug/27/us-military-isis-air-strikes-in-iraqday-by-day-breakdown 
6. Arab states to back US in fight against IS, Al Jazeera, 
http://www.aljazeera.com/news/middleeast/2014/09/arab-states-back-us-fightagainst-201491211054523936.html 
7. “International Conference on Peace and Securityin Iraq”, France Diplomatie, 
http://www.diplomatie.gouv.fr/en/country-files/iraq-304/events-2526/article/international-conference-on-peace 
8. Under-Secretary-General for Humanitarian Affairs and Emergency Relief Coordinator, Valerie Amos 
Statement to the media, Sunday 14 September 2014, 
http://reliefweb.int/report/iraq/under-secretary-general-humanitarian-affairs-and-emergency-relief-coordinator-valerie-1 


***

ABD NİN IŞİD STRATEJİSİ VE IRAK İLE SURİYE YE OLASI YANSIMALARI, BÖLÜM 4

ABD NİN IŞİD STRATEJİSİ VE IRAK İLE SURİYE YE OLASI YANSIMALARI, BÖLÜM 4


Aynı şekilde Sünnilerin de milis yapılara yeniden dönmesi yerel çatışma dinamiklerini arttıracağı gibi Irak merkezi hükümeti nin gücünü zayıflatabilecek niteliktedir. Burada ABD’nin 2006-2010 yılları arasında Irak’ta izlediği stratejinin 
izleri görülmektedir. ABD’nin Irak’ta El-Kaide ile mücadelede başarı sağlamasının en önemli faktörlerinden biri olan Sünni aşiretler tarafından kurulan ve ABD tarafından desteklenen “Sahva (Uyanış) Konseyleri” akla gelmektedir. 
Bu dönemde kurulan Sahva güçleri El-Kaide ile mücadele önemli rol oynamış ve El-Kaide’nin Sünni bölgelerden çıkarılmasında büyük pay sahibi olmuştur. Ancak
2006-2010 döneminde ABD Irak’taki askeri varlığını arttırma yoluna gitmiş ve El-Kaide ile savaşta ana unsur ve yönlendirici güç olmuştur. Mevcut durum itibariyle ABD’nin savaşan güç olmaması ve yerel milisler üzerinde kontrolünün bulunmaması yerel çatışma risklerini tetikleyebilir. Bununla birlikte Irak’ta IŞİD’le savaşan güçlere verilecek askeri desteğin, IŞİD’in Haziran ayında başlattığı Musul operasyonlarında olduğu gibi IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin eline geçme ihtimali de dikkate alınmalıdır. Yapılacak askeri yardımların terör örgütlerinin eline geçmesi çatışmaları daha karmaşık bir hale getirebileceği gibi şiddet eylemlerinin de artmasına yol açabilecektir. 

c. IŞİD’in saldırılarını önlemek için terörle mücadele kapasitesinin kullanılması. 

ABD’nin IŞİD’le stratejinde özellikle ortak ülkelerin istihbarat paylaşımının koordine edilmesi ve anlık istihbarat sağlanması önemlidir. Ancak burada yerel istihbaratın güçlendirilmesi kritik rol oynamaktadır. IŞİD’in maddi kaynaklarının 
kurutulması noktasında IŞİD’in doğrudan ve dolaylı iletişim kanallarının tespit edilip engellenmesi, önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada IŞİD’in destek aldığı aşiretler ya da grupların belirlenmesi ve engellenmesi gerektiği düşünülmektedir. Bununla birlikte ABD’nin IŞİD’le mücadele stratejisinde sadece “partner” ülkelerle değil, Irak’ta etkili olan başta İran olmak üzere Rusya gibi bölgesel ve küresel güce sahip diğer ülkelerin de desteğinin alınmasının önemli olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle 
İran’ın Irak’taki etkisi dikkate alındığında IŞİD’le mücadele stratejisine önemli katkılar sağlayabileceği söylenebilir. Diğer taraftan ABD’nin IŞİD stratejine ilişkin olarak çekinceler ortaya koyan Türkiye’nin önceliklerinin de dikkate alınması vesistematiğin içinde tutulması, Irak’ta IŞİD’e karşı başarı sağlanmasında önemlidir. 

d. IŞİD Saldırıları Nedeniyle yerinden edilmiş Kişilere, İnsani yardımların devam ettirilmesi. 

BM verilerine göre Irak’ta IŞİD saldırıları nedeniyle 2014 yılının başından beri yaklaşık 1.8 milyon kişi yerinden edilmiştir.8 Bu kişilerin IŞİD terörü bitse bile geri döndüklerinde nasıl bir manzara ile karşılaşacağı belli değildir. Zira 
IŞİD girdiği pek çok kentte evleri, işyerlerini, kamu binalarını ve devlet dairelerini yağmalamış ve tahrip etmiştir. IŞİD terörünün bitmesi veya azalması durumunda yerinden edilmiş kişilerin çoğunun eski yerlerine dönmesi muhtemeldir. Bu nedenle yapılacak insani yardımların günlük ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra uzun vadeli insani yardım planları ele alınarak, 
IŞİD terörü nedeniyle mağdur duruma düşmüş kişilerin mağduriyetlerinin azami düzeyde giderilmesi önemli olacaktır. 

Görüldüğü gibi ABD’nin yeni IŞİD stratejisi ana hatlarıyla çizilmiş olmakla birlikte, Irak özelinde stratejide altı doldurulması gereken pek çok boşluk bulunmaktadır. Öncelikle Irak’taki siyasi istikrarın sağlanması ve hükümetin 
sağlam temeller üzerine kurulması önemlidir. Buna rağmen hükümet kurulurken Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının belirlenememiş olması, yeni hükümetin IŞİD’le mücadelesinde önemli bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. Mevcut 
durum itibariyle güvenliğin Irak’taki en büyük problem olduğu dikkate alındığında Savunma ve İçişleri Bakanlarının seçilememiş olması bir handikaptır. Buradan hareketle IŞİD’le mücadelenin ilk stratejik ayağının Irak’taki siyasi istikrar ve ulusal uzlaşının sağlanması olduğu düşünülmektedir. 

8. ABD’nin IŞİD Stratejisinin SuriyeBağlamında Değerlendirilmesi. 

ABD’nin IŞİD stratejisi Suriye bağlamında birçok zayıf nokta barındırmaktadır. Bunlar arasın-da IŞİD’in sivil yerleşimler ile iç içe geçmiş yapılanmaya sahip olmasının dikkate alınmaması, Suriye’de kara harekatını yürütücek güçlerin zayıflığı, IŞİD’e yönelik finans ve savaşçı kaynaklarının kesilmesine yönelik zorluklar sıralanabilir. Ancak stratejinin en büyük zaafı Suriye’de kaos ortamını sonlandıracak ve geniş halk kitlelerinin sisteme entegre edilmesini sağlayacak önlemler öngörmemesidir. 

Irak’ta 2005 ve 2006 yıllarında önemli güce ulaşan El Kaide bağlantılı Irak İslam Devleti, 2010 yılı içinde önemli ölçüde zayıflatılmıştı. Irak İslam Devleti’nin yeniden güçlenmesini sağlayan Suriye iç savaşı oldu. Suriye’de desteklediği 
gruplar ile birleşerek IŞİD adını alan örgüt, 2013 yılının son çeyreği itibarıyla farklı muhalif grupların yer aldığı Kuzey Suriye hattının en güçlü örgütü haline geldi. IŞİD’in yükselişinde en önemli faktör stratejik hedef olarak Esad 
rejiminin yıkılmasını değil, Irak, Suriye, Filistin ve Ürdün topraklarını kapsayan coğrafyada hilafet devleti kurulmasını kendisine hedef olarak belirlemesi oldu. Böylece rejimden ziyade otoritesine karşı çıkan her grubu hedef aldı ve büyük ölçüde Suriyeli muhalifler ve Kürt silahlı gruplar ile mücadele etti. Muhalifler belki rejim ile mücadelede kaybettikleri savaşçı ve silah gücünden fazlasını IŞİD ile rekabetlerinde kaybettiler. IŞİD, Suriye’de ele geçirdiği bölgelerin tamamını muhaliflerin elinden aldı. Bu da Esad rejimini IŞİD’in önünü açmaya, müdahale 
etmemeye ve hatta kimi zaman desteklemeye yöneltti. Muhaliflerin elindeki bölgeler sivil ayrımı yapılmaksızın bombalanırken, Rakka’nın tamamı IŞİD’in kontrolünde olmasına rağmen Rakka uzunca bir süre rejim saldırısına maruz 
kalmadı. Bunun yanı sıra IŞİD, başarılı savaş taktikleri, inanmış savaşçılar, örgüt içi bütünlük, güçlü liderlik ve savaş tecrübesi gibi faktörlerin etkisiyle Suriye’de gücünü pekiştirdi. 

IŞİD Eylül 2013 itibarıyla Suriye’de Halep’in kuzeyinden başlayarak Rakka, Haseke’nin güneyi ve Deyr ez Zor Vilayetlerini kapsayan bir coğrafyayı büyük ölçüde kontrol etmektedir. Örgütün Lazkiye ve İdlib’te varlığı olmakla birlikte 
etkili değildir. Kontrolü Halep Vilayeti’ne bağlı Azaz’ın doğusundan başlamakta dır. Buradan başlayan Suriye’deki IŞİD bölgesi kimi zaman diğer gruplarla paylaşılsa da Irak sınırına kadar uzanmaktadır. Rakka Vilayeti şehir merkezi 
dâhil örgütün elindedir. Arada Kürt nüfusun yaşadığı Ayn el Arap (Kobani) YPG’nin kontrolündedir. Kuzey hattında IŞİD kontrolü Haseke Vilayeti’ne bağlı Ras el Ayn’da (Serikaniye) sona ermektedir. Buradan itibaren yine YPG kontrolü 
başlamaktadır. Ancak Haseke’nin güneyi ve Deyr ez Zor Vilayeti’nin büyük bölümünde diğer muhalif gruplar olmakla birlikte, IŞİD en güçlü örgüt konumundadır. Örgüt, Suriye-Türkiye sınırındaki Akçakale ve Karkamış sınır 
kapılarının Suriye tarafını elinde bulundurmaktadır. Suriye-Irak sınırındaki Yarubiye ve El Kaim sınır kapılarını da kontrol etmektedir. Rakka ve Deyr ez Zor’daki petrol bölgelerinin önemli bir kısmı IŞİD’in elindedir. Fırat Nehrinin 
Suriye kısmında elektrik üretimi yapan iki hidroelektrik santrali kontrol etmektedir. IŞİD son dönemde Irak’taki ilerleyişinin sağladığı avantajları kullanarak Suriye’deki sahasını genişletmeye çalışmaktadır. Halep Vilayeti’nde 
Türkiye sınırına yakın bazı bölgeleri ele geçirmeye başlamıştır. Azaz kentinin çevresi örgütün kontrolüne geçmiştir. Suriyeli muhaliflerin en önemli tedarik rotası üzerinde bulunan Azaz’ın IŞİD’e geçmesi durumunda Halep kırsalının batı 
kanadındaki dengeler örgüt lehine değişecektir. Bunun yanı sıra IŞİD, YPG kontrolündeki Ayn el Arap (Kobane)’yi da kuşatma altına almış ve merkeze ilerleme çabası içindedir. 

ABD’nin IŞİD ile mücadele planı böyle bir ortam içinde açıklanmıştır. ABD IŞİD’i zayıflatmak için örgüt ile Irak ve Suriye’de birlikte mücadele etmek gerektiğine inanmaktadır. Obama ilk aşamada Irak’ta IŞİD hedeflerine saldırılardan sonra Suriye’de de saldırı hedeflerini açıkça ilan etmiştir. ABD’nin açıkladığı dört ayaklı IŞİD ile mücadele planını Suriye bağlamında değerlendirdiğimizde şu tespitler yapılabilir: 

a. IŞİD hedeflerine hava saldırıları düzenlenmesi, 

Suriye’de hava saldırıları aracılığı ile IŞİD’i zayıflatma girişimi açısından dört temel sorunun olduğu söylenebilir. Birincisi IŞİD’in düzenli ordularda olduğu üzere net askeri hedeflerinin olmamasıdır. IŞİD’in askeri taktiği kuşatma altına aldığı bölgeyi uzun menzilli toplarla bombalamak ve ardından hareket kabiliyeti yüksek silahlı araçlarla işgal etmektir. Bu yöntemde en önemli unsur insan gücüdür. 

İkincisi Irak’ta hava saldırıları merkezi hükümetin onayı ile gerçekleşmektedir. Suriye’de ise bu durum geçerli değildir. Suriye hükümeti, hava saldırısı düzenlenecekse bunun kendileri ile koordineli yapılması gerektiğini aksi takdirde izin almayan Amerikan uçaklarının vurulacağını açıklamıştır. ABD Başkanı Obama ise “herhangi bir saldırı durumunda Suriye’yi vurmanın IŞİD’i vurmaktan daha kolay olacağı” ifadeleriyle karşılık verileceğini belirtmiştir. Bu durum hava 
saldırıları açısından iki zorluğu beraberinde getirmektedir. İlk olarak düşük ihtimal olsa da ABD ile Suriye’nin karşı karşıya gelmesidir. Ancak muhtemelen Suriye ABD’yi hedef alan herhangi bir karşılık vermekten sakınacaktır. İkincisi, 
koalisyon güçleri merkezi hükümetin sunabileceği hava sahasının rahatça kullanımı, yerel istihbarat gibi desteklerden mahrum kalacaktır. 

ABD’nin hava saldırıları açısından üçüncü sorun kara harekatı olmadan bir bölgeye hakim olmanın imkansız olmasıdır. IŞİD büyük ölçüde yerleşim yerlerinde hakimiyet kurmuş, halk ile iç içe geçmiş durumdadır. Örneğin Rakka’da IŞİD hakimiyeti dendiğinde bölgeyi askeri olarak kontrol eden bir güçten ziyade valiliğinden belediyesine, iç güvenlikten eğitimine kadar 
hayatın tüm alanlarını kapsayan bir yönetim anlayışından bahsedilmektedir. Bunun yanı sıra IŞİD askeri üslerdeki kışlalarda değil evlerin içinde hücreler şeklinde örgütlenmiş bir yapıdır. IŞİD’in kontrolündeki bölgelerde gözden kaçmaması gereken bir diğer husus da halkın belli bir kısmından destek aldığıdır. Bu da IŞİD ile halk arasında nasıl ayrım yapılacağı sorusunu beraberinde getirecektir. 

Dördüncü sorun hava saldırıları neticesinde sivil kayıplara neden olma riskinin neredeyse kesin olmasıdır. Afganistan tecrübesinin gösterdiği gibi bu durum zaman içinde IŞİD ile mücadelenin hem Suriye içi hem de uluslararası 
kamuoyunda meşruiyetinin sorgulanmasını beraberinde getirebilir. Daha da önemlisi bu yöntem Suriyeli sivillerin radikalize olması ve IŞİD’e yönelmesine dahi sebep olabilir. Sonuç olarak kara harekatı ile desteklenmeyen IŞİD ile mücadelenin başarı şansının zayıf olduğu söylenebilir. ABD, IŞİD ile mücadelede kara gücü olarak yerel silahlı grupların desteklenmesini önermektedir. Ancak bu durum bir sonraki başlıkta ele alınacağı üzere daha sorunlu bir alandır. 

b. IŞİD’le Sahada Mücadele eden güçlere destek Sağlanması, 

Bu strateji, IŞİD ile Suriye’de mücadele stratejisinin belki de en zayıf kısmını oluşturmaktadır. Irak’ta koalisyon güçlerinin nispeten güvenilir, savaşma kapasitesi olan ortakları olduğu söylenebilir. Her ne kadar Musul sonrası süreçte merkezi ordu ve Peşmerge güçleri IŞİD karşısında ağır yenilgi almış olsa da, bu ordular asker sayısı, örgütlenme ve ateş gücü gibi kriterler açılardan Suriyeli muhalif gruplar ile kıyaslanamayacak ölçüde güçlüdür. Merkezi ordu ve Peşmergeye IŞİD tarzı bir güçle mücadelede çok daha etkili olan ve IŞİD gibi inanmış kitlelerden oluşan Şii milis gruplar ve daha önce Irak El Kaidesi’ne 
karşı başarı sağlamış, yine savaşmayı iyi bilen, Sünni Arap aşiretler de eklendiğinde, Irak özelinde güvenilebilir yerel ortaklara sahip olmak mümkün hale gelecektir. 

Suriye’de ise hava desteği sonrasında karada süpürme harekatı yapacak bir gücün neredeyse olmadığını söylemek mümkündür. ABD Suriye’de yerel ortağın “ılımlı muhalefet” olacağını açıklamıştır. Esasen Esad’a ve sonrasında IŞİD’e karşı “ılımlı muhalefet” üzerinden denge sağlama çabası uzun zamandır uygulanan bir yöntemdir. ABD, iç savaşın başından bu yana ılımlı muhalefet  olarak gördüğü Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bünyesindeki gruplara sınırlı destek vermiştir. Ancak gelinen noktada ÖSO Suriye iç savaşının en zayıf halkası durumundadır. 

Bununla beraber, yeni stratejide iki farkın olduğu söylenebilir. Birincisi, ÖSO’ya geçmiş dönemin aksine ağır silahlar ve hava savunmasını içeren çapta desteğin verilecek olması ve hava saldırıları ile ÖSO’nun önünün açılmaya çalışılacak 
olmasıdır. Kuzey Suriye hattına bakıldığında IŞİD’in geriletilmesinden doğacak boşluğu doldurmaya aday dört gücün bulunduğunu söylemek mümkündür. Birincisi Nusra Cephesi, ikincisi İslami Cephe, üçüncüsü Kürtlerin milis gücü YPG ve son olarak ÖSO. 

Yakın zaman önce ÖSO, İslami Cephe’ye bağlı bazı gruplar ve YPG’nin dahil olduğu ortak bir operasyon merkezi kurulmuştur. Bu ortak gücün adına “Burkan El Fırat” adı verilmiştir. 
YPG de Batı açısından “Radikal İslamcılar’a karşı mücadele veren seküler bir güç” olarak görülmektedir. Buna karşılık El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi ve İslami Cephe içinde yer alan Ahrar-ı Şam gibi gruplar ABD tarafından kabul görmemektedir. 

5 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,

***

ABD NİN IŞİD STRATEJİSİ VE IRAK İLE SURİYE YE OLASI YANSIMALARI, BÖLÜM 3

ABD NİN IŞİD STRATEJİSİ VE IRAK İLE SURİYE YE OLASI YANSIMALARI, BÖLÜM 3



Öte yandan ABD, IŞİD tehdidinin belirginleşmeye başlamasının ardından ilk olarak Irak’a 300 askeri danışman göndermişti. Ardından IŞİD’in ilerleyişini kırmak ve kuşatma altında tuttuğu yerlerde IŞİD karşıtı grupları desteklemek 
amacıyla 8 Ağustos 2014’ten itibaren 

Irak’ta IŞİD hedeflerine karşı hava saldırılarına başlamıştı. Bu hava saldırıları, kapsamlı bir strateji içermekten ziyade Iraklı Kürt ve Şii milis grupların IŞİD karşısında ilerlemesini desteklemek amacıyla taktik amaçlı bir hareket olup, 
Obama yönetimi IŞİD sorununun çözümünde öncü rolü oynamak istemiyordu. Yaklaşık 500 askeri danışmanın daha gönderildiği Irak’ta Obama’nın öncü rol oynamak istememesi, 28 Ağustos 2014’te yaptığı IŞİD’e karşı “henüz bir 
stratejimiz yok” ifadesiyle de anlaşılmaktaydı. Bununla beraber Obama 10 Eylül 2014 tarihinde IŞİD’e karşı mücadele stratejisini açıklamıştır. 
Obama, bu stratejinin açıklanmasından önce eşzamanlı olarak Irak’ta hükümet kurma çalışmalarına destek vermiş, Wales’teki NATO Zirvesi’nde IŞİD’e karşı 10 NATO üyesinin oluşturduğu çekirdek koalisyonu kurmuş ve IŞİD karşıtı koalisyona katılmaları için Ortadoğu’daki Arap müttefikleriyle görüşmelerde bulunmuştur. 

Bu noktada üç faktörün Obama’yı IŞİD’e karşı bir stratejileri olduğunu deklare etmek zorunda bıraktığı söylenebilir

Öncelikle Obama’nın iki hafta önce yapmış olduğu “henüz bir stratejimiz yok” açıklaması kendi kamuoyunda ve uluslararası toplum nezdinde tepki toplamıştı. 

İkinci olarak Irak kırılgan yapısı ve kendi kaynaklarıyla IŞİD sorununu çözmekten oldukça uzaktı ve yaşanabilecek olumsuz gelişmeler, Irak’ın parçalanmasına ve gelişmelerin geri döndürülemez bir noktaya gelmesine neden olabilirdi. 
Üçüncü olarak Suriye’de yaklaşık 250.000 kişi hayatını kaybederken harekete geçilmemesinin maliyeti ABD yönetimince göze alınmıştı. 
Ancak IŞİD’in   güçlenmesi ve özellikle örgüte katılan Amerikalı ve Batı Avrupalı kişiler, örgütün eylem yapma kapasitesini Suriye dışına ve özellikle kendi  topraklarına taşıma ihtimalini doğurmuştu. 
ABD’nin geç de olsa bir IŞİD stratejisi açıklamasında özellikle son iki faktör belirleyici bir rol oynamıştır. 

5. Obama’nın IŞİD Stratejisinin Ana Hatları, 

Obama, 10 Eylül 2014 akşamı yaptığı televizyon konuşmasıyla IŞİD ile mücadele stratejisini açıklamıştır. Stratejiyi açıklamadan önce kendi başkanlığı döneminde El-Kaide’ye karşı mücadelesine değinen Obama, bunu yaparken Amerikan askerlerini Irak’tan çektiğini ve Afganistan’daki Amerikan muharip birliklerinin sene sonunda çekileceğini ifade etmiştir. Diğer bir ifadeyle, önceki döneme göre daha az maliyetle ve Amerikan askerlerini yurt dışında tahkim etmeden El-Kaide’yle mücadelede başarı sağladığına dikkat çekmiştir. Hedeflerinin kapsamlı ve sürdürülebilir bir terörle mücadele stratejisiyle IŞİD’i “geriletmek ve ortadan kaldırmak” olduğunu açıklayan Obama, bu hedefi gerçekleştirmek için dört ayaklı bir strateji açıklamıştır:4 

a. IŞİD hedeflerine hava saldırıları düzenlenmesi 
b. IŞİD’le sahada mücadele eden güçleredestek sağlanması 
c. IŞİD’in saldırılarını önlemek için terörle mücadele kapasitesinin
    kullanılması
d. IŞİD saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş kişilere insani yardımların       devam ettirilmesi. 

İlk stratejiden başlamak gerekirse, ABD bu stratejiyi ilan etmeden önce Irak’taki IŞİD hedeflerine karşı hava saldırılarına 8 Ağustos 2014’te başlamış ve 10 Eylül’e gelindiğinde 77’si Musul barajı civarında olmak üzere 154 hava saldırısı  düzenlemişti.5 Ancak bu saldırıların hepsi Irak topraklarındaydı ve Obama öncekilerden farklı olarak Suriye’deki IŞİD hedeflerini vurabileceklerini 
de açıklamaktaydı. 

İkinci stratejiyle ilişkili olarak Obama, IŞİD’le mücadelede Amerikan kara güçlerinin muharip bir görevi olmayacağını ve Irak’ta yeni bir kara savaşına girmeyeceklerini vurgulamıştır. Bununla beraber Irak ordusu ve Kürt güçlere eğitim, istihbarat ve malzeme desteği vereceklerini ve bunların organize edilmesi amacıyla Amerikalı askeri danışmanların Irak’ta görev yapacaklarını 
belirtmiştir. Irak’ın yanı sıra Suriye’deki IŞİD faaliyetleriyle mücadele için Esad rejimini muhatap almayacaklarını belirten Obama, bunun yerine Suriye muhalefetine askeri yardımda bulunacaklarını açıklamış ve Kongre’yi bu kararına destek vermeye çağırmıştır. 

Üçüncü stratejiye ilişkin olarak IŞİD saldırılarını önlemek için müttefiklerle çalışacaklarını belirten Obama, terörle mücadele kapasitesi bağlamında IŞİD’in finansmanının kesilmesi, istihbaratın güçlendirilmesi, IŞİD ideolojisine 
karşı çıkılması gibi konulara dikkat çekmiştir. IŞİD mensubu yabancı savaşçılar konusuna da değinen Obama, yabancı savaşçıların IŞİD saflarına 
katılmasının ve bölge dışına çıkmasının engellenmesine vurgu yapmıştır. 

Dördüncü olarak IŞİD saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş Sünni, Şii, Hıristiyan ve diğer dini azınlıklara insani yardım vermeye devam edeceklerini açıklayan Obama, bu stratejiler çerçevesinde “kanser” olarak tanımladığı IŞİD 
ile mücadelenin kısa vadeli olmadığını, zaman alacağını belirtmiştir. 

6. IŞİD Karşıtı Koalisyon Oluşumu. 

Obama, IŞİD stratejisini deklare etmeden önce NATO bünyesinde ABD’nin yanı sıra İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye, İtalya, Danimarka,  Polonya, Kanada ve Avustralya’nın içinde yer aldığı IŞİD karşıtı bir çekirdek koalisyon oluşturma girişiminde bulunmuştur. Stratejinin açıklanmasından önce IŞİD karşıtı koalisyona bölgesel destek bulmak amacıyla Ortadoğu turuna çıkan Dışişleri Bakanı John Kerry, stratejinin ilanından sonra da ziyaretlerine devam etmiştir. 

Bu bağlamda IŞİD karşıtı koalisyonun oluşmasında önemli aşamalardan birisi 12 Eylül 2014 tarihinde Cidde’de yapılan toplantı olmuştur. ABD ve Türkiye’nin yanı sıra Suudi Arabistan, Irak, Mısır, Ürdün, Katar, Bahreyn, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Umman’ın katıldığı toplantıda IŞİD ile mücadele konusunda mutabık kalınmıştır. Toplantı sonrasında 10 Arap ülkesinin imzaladığı bildiride yabancı savaşçıların IŞİD’e katılımının engellenmesi, IŞİD’in ve diğer radikal grupların finansmanının kesilmesi, IŞİD ideolojisinin reddedilmesi gibi 
ilkeler teyit edilmiştir. 6 

IŞİD karşıtı koalisyonun oluşturulmasında bir diğer aşama ise 15 Eylül 2014’te Paris’te düzenlenen ve 26 ülke ile Avrupa Birliği ülkelerinin, Arap Birliği’nin ve BM temsilcilerinin katıldığı “Irak’ta Barış ve Güvenlik” başlıklı uluslararası 
konferans olmuştur. Toplantı sonrasında yayınlanan bildiride Suriye’deki IŞİD faaliyetlerine herhangi bir atıf olmamakla beraber Irak’taki IŞİD tehdidi ve bununla mücadele için Irak’ın siyasi ve askeri açıdan desteklenmesi dile getirilmiştir.

Son olarak ABD yönetimi koalisyonun genişletilmesi ve uluslararası toplumun desteğininsağlanması için BM nezdinde de girişimlerde bulunmaktadır. 
Bu bağlamda Obama, uluslararası toplumu IŞİD’le mücadelede harekete geçirmekiçin bir Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlıkyapacağını açıklamıştır. Aynı şekilde BM GenelKurulu’nun açılışında IŞİD ile mücadelede koalisyonun 
genişletilmesi ve destek sağlanması için görüşmelerin yoğunlaşması da beklenmektedir. 

7. ABD’nin IŞİD Stratejisinin IrakBağlamında Değerlendirilmesi. 

ABD’nin IŞİD stratejisi IŞİD’le mücadelede ve Irak’ta yeni bir dönemin başlangıcı olarak ele alınabilir. 
IŞİD’in Irak’ta Haziran 2014’te başlayan ilerleyişi Irak’taki güç dengelerini değiştirmiş ve bu durum yerel siyasette köklü değişikliklere yol açmıştır. IŞİD’in Irak’ın Musul, Selahaddin, Di-yala, Anbar ile Bağdat ve Kerkük’ün çevresinde 
kontrol alanları sağlaması, siyasi istikrarsızlıklar içindeki Irak’ta ayrışmaları derinleştirmiştir. Siyasi ayrışmaların yanı sıra, Irak’ta etnik ve mezhepsel 
kutuplaşma ve kamplaşmalar ön plana çıkmıştır. Özellikle Irak merkezi hükümetinin desteğiyle Şii milis güçlerin yeniden aktive olması, hatta yeni oluşumların ortaya çıkması, mezhepsel çizgideki kutuplaşmanın tetikleyicisi 
konumuna gelmiştir. Bu ortam içerisinde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve Irak merkezi hükümetinin yanı sıra yerel yönetici otoritelerin IŞİD’le mücadele sürecinde yetersiz ve etkisiz kalması, Irak’ı bölgesel ve uluslararası destek 
arayışlarına itmiştir. Nitekim IŞİD’in IKBY’nin merkezi Erbil’e yakınlaşması ve Peşmergelerin IŞİD karşısında gerilemesi sonrasında Irak’ın çağrısıyla ABD, Irak’ta IŞİD’e karşı hava operasyonları düzenlemiş ve IŞİD’in Irak’taki hareket 
kabiliyeti azalmıştır. Ancak IŞİD’in Irak’taki kontrolü tamamen kırılabilmiş değildir. 

a. IŞİD hedeflerine hava saldırıları düzenlenmesi ,

ABD’nin IŞİD stratejisinin temelini oluşturan hava saldırılarının genişletilmesi düşünülmektedir. ABD’nin öncülüğünde oluşturulacak çekirdek koalisyona katılacak ülkelerin de hava saldırılarına destek vermesi beklenmektedir. 
Zira Paris toplantılarının hemen ardından Fransa, Irak üzerinde istihbarat uçuşlarına başlamış, Norveç de askeri destek vereceğini söylemiştir. 
Her ne kadar ABD karadan bir operasyon yapılmayacağını ve ABD askerlerinin Irak’ta muharip güç olarak bulunmayacağını açıklasa da, Barack Obama, 17 Eylül’de yaptığı konuşmada, bazı ülkelerin Irak’a karadan destek verme yönünde istekli olduğunu ifade etmiştir. ABD’nin mevcut durum itibariyle Irak’ta IŞİD hedeflerine yönelik olarak yaptığı 170’den fazla hava saldırısında sivil bölgelerin de vurulması tepkilere yol açarken, Irak Başbakanı Haydar El-Abadi, IŞİD militanları olduğu bilinse bile sivillerin yaşadığı bölgelerde hava ve topçu saldırılarının yapılmayacağını açıklamıştır. 

Bu politika hava saldırılarını kısıtlayıcı bir gelişme olarak ortaya çıkmaktadır. Sistematik hava saldırılarının IŞİD militanlarının mobilizasyonunu engelleyecek olmasına rağmen, IŞİD kontrol noktalarının dışında halkın yaşam alanlarını 
kontrol etmekte ve halkın içerisinde barınmaktadır. Hava saldırılarının halkın yaşam alanları dışında yapılacak olması, IŞİD’i yaşam alanlarının içerisine sokacaktır. Bu durum iki etkiyi beraberinde getirebilir. Öncelikle IŞİD’in yaşam 
alanlarının içerisine hapsedilmesi halka uyguladığı baskı ve zulmün artmasına neden olabilir. Ancak IŞİD’le mücadelenin karadan da devam edecek olması nedeniyle de IŞİD’in mevcut alanı daralacaktır. Bu noktada özellikle Sünnilerin 
yaşadığı bölgelerde IŞİD karşıtı koalisyona yerel desteğin sağlanması önemlidir. Irak güvenlik güçleri ve IŞİD’le mücadele eden silahlı gruplara yerelden verilecek doğru istihbarat IŞİD’le mücadelenin yönünü belirleyici nitelikte olabilir. Bu nedenle Sünnilerin siyasi sürece entegrasyonu ve hükümet içerisinde aldıkları pay önemli bir değişken olarak kalacaktır. 

b. IŞİD’le sahada mücadele eden güçlere destek sağlanması , 

ABD’nin IŞİD planına göre, IŞİD’e karşı mücadele eden gruplara eğitim, istihbarat ve ekipman yardımı sağlanması öngörülmektedir. Burada 
özellikle IŞİD’le mücadele eden gruplara verilecek silah ve askeri teçhizat önemli olacaktır. Ancak bu durum birçok tehlike ve çatışma riskini beraberinde getirmektedir. Bilindiği gibi başta ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya olmak üzere pek çok ülke Irak’a silah ve askeri malzeme yardımı yapmaktadır. Bu yardımların bir kısmı Irak merkezi hükümetine verilirken, bir kısmı da Bağdat’ın bilgisi dâhilinde IKBY’ye gönderilmektedir. Ancak Bağdat yönetiminin IKBY’ye 
gönderilen silahlar konusunda hiçbir tasarrufu ve denetimi yoktur. Erbil-Bağdat arasında yapılan anlaşmaya göre, IKBY’ye yapılan silah yardımı sadece Bağdat’a beyan edilecek, ancak Irak merkezi hükümeti hiçbir şekilde bu silahları kontrol edemeyecektir. Böylece Peşmergelerin Irak güvenlik güçlerinden ayrı bir birim olarak kabul edildiğini ve uluslararası meşruiyet kazandığını söylemek yanlış olmayacaktır. 

Mevcut durum itibariyle IKBY ve Irak merkezi hükümeti ortak düşmana karşı birlikte bir mücadele verse de IŞİD tehdidinin ortadan kalkması ya da zayıflaması durumunda, IKBY ve Irak merkezi hükümeti arasındaki tartışmalı konular yeniden gündeme gelebilecektir. IKBY’nin bağımsızlık söylemleri de dikkate alındığında önümüzdeki dönemde Bağdat-Erbil arasında çatışma riski ortaya çıkabilecektir. Bu durumda her iki tarafa da yapılan askeri yardımların kullanılması beklenebilir. Böylece yapılan ve yapılacak askeri yardımlarla çatışma riskinin tırmandırılması söz konusudur. 

Diğer taraftan Irak’ın savunma birimlerinin yeniden yapılandırılarak Sünnilerin kendi bölgelerindeki kontrolü ele alması ABD’nin yeni IŞİD stratejisinde yer alan önemli konulardan biridir. Sünnilerin Irak’taki devlet yapılanmasına entegre edilmesi, IŞİD’e verilecek desteğin önüne geçilmesini mümkün kılarken, yerel 
güçlere yapılacak askeri yardımlar, milis güçler arasındaki mücadelenin de yeniden başlamasına yol açabilecek niteliktedir. Zira, özellikle IŞİD’e 
karşı mücadelede mezhepsel algıların ön plana çıkmış olması çatışma riski açısından tedirginlik yaratmaktadır. IŞİD’le mücadelede Irak merkezi 
hükümetinin desteğini alan Bedir Tugayları, Asaib Ehlül Hak, Barış Tugayları, Ketaib Hizbullah veya Muhtar Ordusu gibi Şii milis grupların önemli bir yer edinmiş ve başarı sağlamış olması, Irak’ta milisleşmenin yeniden önünü açmış 
görünmektedir. 

4 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,

***