YENİ ŞAFAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YENİ ŞAFAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2017 Pazartesi

Terörsüz bir Döneme Doğru...


Terörsüz bir Döneme Doğru... 




YENİ ŞAFAK
Fehmi Koru

PKK'nın bayram öncesi 'ateşkes' ilân ettiğini duymuş muydunuz? O kadar yakından izlediğim halde ortalığın sütliman olmasının gerçek sebebini ben bile anlamamışım. Daha da önemlisi şu: PKK ateşkesi bayram sonrasında da sürdürüyormuş; 'barış girişimlerinin sonucunu görmek için' bahara kadar eylem yapmama kararında ısrarlıymış... 

Terör örgütü, ama sonuçta teröristlerin de vücutları üzerinde bir 'kafa' ve onun içinde de bir 'beyin' bulunuyor. Teröristin sonunda terörün çıkmaz sokak olduğunu anlaması olumlu bir gelişme. 
Dünyada teröre muhatap olan tek ülke bizim ülkemiz değil, terör yalnız belli ülkeleri de vurmuyor... Teröristler, eylemleriyle ülkelerin dengesini bozuyor, ekonomisine darbe indiriyor, sosyal hayatı rehine alabiliyor; buna karşılık terörün dize getirebildiği tek bir ülke bile yok. Hemen her ülke bir biçimde terörle baş etmenin yolunu buluyor. 

30 yıla yaklaşan PKK terörü çok canlar aldı, ocaklar söndürdü; ancak gelinen noktada 'başarı' diye övünebilecekleri bir şey yok teröristlerin... Bazıları bugün 'Kürt Sorunu' diye adlı adınca söz eder hale gelmeyi terörle irtibatlasa bile gerçek bu değil; dünyanın şartları ve toplumun zaman içinde kazandığı olgunluk, terör olmasaydı da, konunun bugünkü seviyeye gelmesini sağlayacaktı; hatta belki çok daha kolay çözülebilecekti sorun...

Terör örgütünün şu sıralarda sergilediği -'ateşkes' dahil- farklı tavır da dünyanın şartları ve Türkiye'nin edindiği yeni değerle yakından ilişkili: ABD'de yeni bir yönetim işbaşına gelmek üzere ve yeni kadrolar daha ipleri eline almadan kendi politikaları istikametinde alan düzenlemesini başlattı bile. Ortadoğu'ya öncekinden farklı bir bakış söz konusu olacak ve Türkiye yeni dönemde önem kazanacak; terörden arınmış, demokrat ve halkına refah getiren bir ülke olarak... 

Dikkatler orada fırlatılan pabuca kaydığı için pek az kişi fark etti: George W. Bush'un Bağdat'a gitmesinin sebebi, Irak yönetimiyle bundan sonra ilişkilerin nasıl yürütüleceğine dair kapsamlı bir anlaşma imzalamak içindi. İmzalanan anlaşmanın öngördüğü yol haritası, yılların umutlarını boşa çıkartacağa benziyor: ABD askerlerinin tamamını 2011 yılında Irak'tan çekecek... Kuzeydeki yerel yönetimin beklentisi kalabalık bir üssün kuzeyde süreklilik kazanmasıydı; beklentinin yerine gelemeyeceği meydanda. 
Dün ülkemize gelen Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin ayağının tozuyla verdiği mesajlar hiç de şaşırtıcı değil; çünkü Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani de kaç gündür Türkiye'nin gönlünü hoş tutacak açıklamalar yapıp duruyor. Geçen hafta kendisiyle görüşen DTP heyetine, Mesut Barzani de gerekli uyarılarda bulunmuştu. Irak'taki merkezî hükümet de, kuzeydeki yerel yönetim de, Washington tarafından Türkiye ile daha sıkı ve samimi ilişki kurmaya yönlendiriliyor. ABD-Irak anlaşması bunu zorluyor zaten. 
Topraklarında teröristleri barındıran bir ülkeyle Türkiye samimi ilişki kurabilir mi hiç? 

Peki de PKK ne olacak? 

Daha önce İngiltere'nin başını ağrıtan İRA ile İspanya'daki ETA ne olmuşsa, hangi yöntemlerle silâh bırakmış ve terörden vazgeçmişse, Türkiye'de de olması gereken odur. Önümüzdeki sürecin sancısız ve kolay geçmesi için en büyük rol elbette iktidara düşüyor; ama sürecin özelliğini anlamış DTP'nin tavrı da olağanüstü önemli. 

DTP yerel seçimi bile dert etmeyip bütün dikkatini yeni döneme sancısız geçişe verse iyi olur. 

***

Bekir Coşkun'un Milletvekili


Bekir Coşkun'un Milletvekili 



YENİ ŞAFAK
Salih Tuna

Ortalık zibil gibi mevzu kaynıyor; Garih cinayeti, Ergenekon muhabbeti, Arıtman rezaleti… 

Lakin hiçbiri tat vermiyor! 

Melih Gökçek'in yeniden aday olmasına ilişkin netameli konulara da, lafımızı esirgedikten sonra girmenin âlemi yok. 
“O benim cumhurbaşkanım değil…” zıpçıktılığını yeniden dillendiren Sevgili Bekir Coşkun'a da ne desek faydasız. 
Faydasız ama hepten tatsız değil. 
Sayın Cumhurbaşkanının, Canan Arıtman'ı mahkemeye vermesini, Ermeni olmayı hakaret bellemesine yormuş. 
“Yoksa niye dava açsın?..” diyor. 
Anlaşılan o ki; mevzuyu hiç çakmamış! 
Bir insanın ailesinde Ermeni olması başka şey, herhangi bir tavrını ailesinde Ermeni olmasına bağlamak başka şeydir. 
Şuncacık şeyi fehmedemedikten sonra, bu kış kıyamette ben sana ne diyiim?! 
Bir de sıkılmadan, “O benim cumhurbaşkanım değil. / Olamayacak da… / Ama benim gibi çoğunuzun da cumhurbaşkanı değil, sadece siz bunun farkında değilsiniz…” diyebiliyorsun! 
Cumhurbaşkanının, Ermenilerden “Özür diliyorum” imza kampanyasına isyan etmemesini, ailesinde Ermeni olmasına bağlayan “hanımefendiyi” mahkemeye vermesiyle, Ermeni olmayı hakaret saymak arasındaki farkı fark et de, ondan sonra konuş. 
Mevzunun bile farkında değilsin; bir de farkında olmaktan bahsediyorsun! 
Canan Arıtman'ın, Cumhurbaşkanının kökenini anne tarafından Ermenilere dayandırma gerekçesini adamakıllı bilip bilmeden atıp tutmak adamlığa sığar mı? 
Her şeyden evvel, Ahmet Kekeç kardeşimin de dediği gibi, hakaretin asıl muhatabı Ermenilerdir. 

Yani… 

Ermenilere hakaret eden Sayın Arıtman'dır. 

Sevgili Bekir Coşkun malum iddiayı, “çirkin” sıfatıyla geçiştirmek yerine, iddianın sahibi için, “O benim milletvekilim değil…” dese ya! 
Hem “çirkin iddia” sahibi, hem “gerçek laik” değil, daha ne arıyor? 
Evet, “gerçek laik” değil. 
Çünkü “Laik bir insan asla ırkçı olmaz…” diyor Prof. Fatmagül Berktay; “Bizde laiklik diye bağıranlar düpedüz ırkçılık yapıyorlar…” 
Bu durumda… 

Cumhurbaşkanının beğenmediği tutumunu, ailesinde Ermeni olmasına dayandıran zihniyetin “ırkçı” olmaklığı da herhalde tartışma dışıdır. 
Demek ki Sayın Arıtman mahut tavrıyla sadece “çirkin bir iddiayı” dillendirmiyor, “laik olmadığını” da ortaya koymuş oluyor. 

Ayrıca… 

Bekir Bey “çirkin iddia” derken neyi kastediyor acaba? 

Madem, iddia “çirkin”, Sayın Gül de, bu “çirkinliği” mahkemeye verdi işte, daha ne konuşuyor? 

Her şey biryana da, Canan Arıtman'dan bana ne, demesin sakın! 
Seçim boyunca AK Parti'ye karşı nerdeyse kurtuluş cephesi mesabesinde gördüğü CHP'nin milletvekili o; herhangi biri değil… 
İmdi, Sevgili Bekir Coşkun “çirkin iddia” sahibi Canan Hanım'a ne diyecek bakalım? 

“Benim milletvekilim değil…” diyecek mi? 
Demezse… 

Nerde Canan Arıtman adı geçse, “ Bekir Coşkun'un milletvekili ” diyeceğim, haberi olsun. 

***

Kürt Raporu


Kürt Raporu 


YENİ ŞAFAK
Yasin Doğan



Kürt meselesiyle ilgili son dönemde bir çok rapor açıklandı. TESEV'in hazırladığı rapor, bunların içinde yerel dinamikleri yansıtması ve Kürtlerin düşüncelerini doğrudan aktarması açısından ayrı bir anlam ve önem taşıyor. Onlarca yıldır aynı konuda yüzlerce rapor yayınlandı. Bu yüzden orijinalliği yakalamak hiç de kolay değil. Ama bu tür raporların orijinal olmaktan çok meseleyi gündeme taşıması daha önemlidir. TESEV de bu açıdan iyi bir iş yapmış, sürece katkıda bulunmuştur. 
Raporun olumlu yönleri basında dile getiriliyor, madalyonun diğer yüzüne bakıp eleştirel yaklaştığımızda da elbette söylenebilecekler de var. 
Rapor Kürt vatandaşlarımızın ve kesimlerin düşüncelerini aktarma amacı taşıyor. Bu yüzden raporu hazırlayanların varolan durumu tüm boyutlarıyla araştırıp tahlil etmeleri biraz geri plana düşmüş. Bu meyanda bir kısım iddiaların karşılığı iyi araştırılmamış, havada kalan ifadeler ortaya çıkmış. 
Mesela; GAP'la ilgili bilgiler, eleştirilerdeki bilgiler üzerine kurulmuş. 
GAP'la ilgili bir çok eksik ve yanlış bilgi üzerinden yorumlar yapılmış, ama temel hata, GAP'ın Kürt meselesini kökünden çözecek, her meseleyle ilgili bir proje gibi algılanmasıdır. "Bölge halkının açlık, barınma gibi günlük ve ertelenemez sorunlarına ilişkin bir çözüm önermeyen plan, bölgedeki adaletsiz toprak dağılımı, zorunlu göç, koruculuk, mevsimlik göç, köye geri dönüş gibi konulara hemen hiç değinmemektedir" ifadesinden de bu anlaşılıyor." 
Oysa GAP bölgesel kalkınma amaçlıdır, içerdiği siyasi anlam doğrudan değil, dolaylıdır. 
"Hükümetin Kürt Sorunu'nun çözümünde samimi olduğunun temel bir göstergesi, bölgenin kalkınması için göstereceği özel çaba olacaktır" deniyor. Peki, bölgeye son dönemde 12 milyar YTL'ye yakın yatırım yapan ve GAP'ı bitirmeye soyunan hükümetin performansı, bu samimiyetin ne kadarını karşılar acaba? Hükümet bölgeyi kalkındırdığı zaman Kürt meselesinin ne kadarını çözmüş olur? 
Raporda tanımlanan sorunların bir çoğu doğrudan Kürt meselesiyle ilgili olmadığı gibi Kürtlükle de Güneydoğu bölgesiyle özdeşleştirilemez. Merkezi yönetim-yerel yönetim ilişkisinden istihdama, bölgesel kalkınma ve azgelişmişliğe kadar bir çok sorun sistemik'tir, Türkiye'nin bir çok bölgesiyle ilgilidir. Kürt meselesiyle ilgili devlet politikalarının bu sorunları biraz daha ağırlaştırdığı kabul edilebilir, ancak bunlar bölgesel değil, ulusal düzenlemeler gerektiren daha temel sorunlardır. 
Yerel yönetimlerle ilgili bölümde genelde bu sistemik sorunlara değinilmiş. Oysa yerel kalkınmada DTP'li belediyelerin daha fazla devreye girmesi gerektiği, bu belediyelerin Kürtlerin insanca yaşayabileceği şartları oluşturmak için hizmete odaklanmak yerine örgüt şubesi gibi çalışmalar yaptığı, yerel demokrasinin gelişimi, bölgede ifade özgürlüğü, siyasi etkinliklerde bulunma özgürlüğü gibi Kürtlerin demokratik haklarını geliştirmelerine PKK'nın izin vermemesinin olumsuz bir siyasi tablo ürettiği gibi hususlara da değinilmeliydi. Bölgede sivil inisiyatifin gelişmesi, özgürce düşüncelerin ifade edilmesi, örgütlenilmesi, siyasi çalışmalar yapılması konusunda PKK'nın açık bir tehdit oluşturduğu gibi hususlar da vurgulanmalıydı. 
Madem tarihteki Kürt isyanları ve PKK terörü meselenin güvenlik alanına sıkışmasına sebep olmaktadır, bundan kurtulmanın yolu, PKK'nın sorunun üzerine gölge etmemesidir. 
"Devletin PKK'ya karşı çeyrek asırdır vermekte olduğu mücadele, Kürt Sorunu'nun 
askeri yöntemlerle çözümünün mümkün olmayacağını göstermektedir" deniliyor. 
"Silahlı mücadeleyle netice alınamaz" yargısı sadece devlet için yapılmamalı, aynı yargı PKK'ya atfen de yapılmalıdır. PKK'nın onlarca yıllık silahlı mücadelesi, terör eylemleri hangi olumlu neticeyi doğurmuştur? Terörle sorunları çözmeye yanaşmanın kabul edilemezliği, daha açık vurgulanmalıdır. Kimi devlet görevlilerinin uygulamalarında demokrasiye ve hukuka uymayan yanlışlıklar her zaman ortaya çıkabilir ve bunun eleştirilmesi de doğaldır, ama terör ve şiddetin demokrasi ve hukukla bağdaşmadığı da vurgulanması gereken bir sorun değil midir? 
Raporu hazırlayan koordinatörlerden biri bir televizyon kanalında hükümetin Kürt kelimesini kullanmadan adımlar attığını, Terör zararlarının tazmin edilmesinde veya Köye Dönüş Projesinde Kürt atfı yapmadığını eleştirdi. Acaba "Kürtlere toplu konut, Kürtlere okul, Kürtlere hastane" gibi bir söylem ne kadar anlamlıdır? Eğer sembolik bir atıf gerekiyorsa, TRT'nin haftaya başlatacağı Kürtçe yayın sanırım açık bir Kürtlük atfı içeriyor. Aynı şekilde Başbakan'ın "Kürt sorunu benim sorunumdur" ifadesi Kürtlüğün üzerine örten bir anlayışı yansıtmıyor olsa gerek. 
Gösterilere katılan çocukların yargılanması eleştirilirken Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesine atıf yapılıyor. Bu meselenin gerçekten eleştirilecek boyutları mevcuttur. Ama eleştiriler içinde sokak gösterilerinde çocukların istismar edilmesine de değinmek gerekmez mi? 7 yaşındaki çocuklar demokratik bilinçle mi bu gösterilerde taş atmaktadır? Ya da açılış törenlerine katılımı engellemek için okula gitme boykotu yaptırmak ne derece bu hassasiyeti gözetmektedir? 
Devleti şiddetle eleştirebilenlerin PKK'yı da aynı şiddetle eleştirebilmesi gerekir. 
Sorunu tamamen devlete endeksleyerek, her şeyi devletten bekleyen anlayış da geleneksel hatalardan biridir. Sorunun tüm taraflarını nazara alan, çözümde tüm çevreleri sürece katan bir perspektifle hareket edilmesi daha doğru olmaz mı? 

***