Türk Yahudi Cemaati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Yahudi Cemaati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2018 Pazartesi

ÇOK PARTİLİ DEMOKRASİ DÖNEMİNDE VARLIK VERGİSİ TARTIŞMALARI BÖLÜM 2

ÇOK PARTİLİ DEMOKRASİ DÖNEMİNDE VARLIK VERGİSİ TARTIŞMALARI BÖLÜM 2



Konu TBMM’ye de intikal etti. Varlık Vergisi sırasında yapılan yolsuzluklar konusunda TBMM’ye sözlü önerge veren, daha sonra Varlık Vergisi’nin iadesi için yasa teklifi hazırlayan Seyhan bağımsız milletvekili Sinan Tekelioğlu bu kez tavır değiştirerek Faik Ökte’nin “Türk milletini dünyaya ihbar ve şikâyet edercesine yazdığı facianın büyük kahramanlarından” biri olduğunu belirtti. Tekelioğlu’dan sonra söz alan 1942-43 yıllarında CHP İstanbul İl Teşkilatı Reisi olan Suat Hayri Ürgüplü, Varlık Vergisi’nin siyasî ve malî tarihin hatalarından biri olduğunu, ancak bir bürokratın görevi sırasında vasıf olduğu sırları ifşa ve teşhir etmesini 
üzüntüyle karşıladığını söyledi.38 

Şükrü Saracoğlu’nun Tavrı 

Varlık Vergisi sırasında başbakan olan Şükrü Saracoğlu görüşüne başvuran gazetecilere “eser benimdir, o kadar benimdir ki, bugün aynı mevkiide aynı malî şartlarla karşılaşırsam, bu kanunun tecrübelerinden edindiğimiz dersleri de göz önünde tutarak bir yenisini yapmakta tereddüt etmem” cevabını verdi. Ökte’nin kitabını henüz okumadığını, okuduktan sonra da cevap vereceğini bildirdi.39 Bu demeçten sonra Hergün başyazarı Mehmet Faruk Gürtunca  Şükrü Saracoğlu’nu ateşli bir şekilde savundu. Demecin “mert ve hayalı adamların cevabı” olduğunu belirtti ve şöyle yazdı:40 

“Varlık faciası” adıyla çıkan facia kitabı, eski başbakanı hırpalamaktır. 1941 de biz de, silâh altındaydık. Biz de, vatan hizmetinde bulunduğumuz halde, geride kapayıp bıraktığımız iki lokma ekmek tezgahımız için yüzlerce lira varlık vergisi verdik. Yani, Hadım köyünün Bahşayış siperlerinde, koruganların da canımızı vermek için nöbet beklerken, 5 liraya çıkan şekerle bir yaşındaki çocuğumuzun gıdasından keserek, çoluğumuzun ekmeğinden arttırarak kapanan müessesemiz in varlık vergisini verdiğimiz halde: “Yurt için can da, mal da feda!” diyen 
Atalarımızın fedakârlıgından ayrılmadık. Bütün Türk millet ayrılmadı. Ses çıkaranlar kimler oldu? Onu burada açıklamıyacagız, yalnız şu var ki, varlık vergisi için para verenler, evleri, apartmanları için satış yapanlar bir çok 
muvazaada bulunmuş ve bugün çoğu, belki, hepsi satış yaptıkları o yerleri tekrar ellerine geçirmişlerdir. 
Anadolu İstiklâl savaşında, Türk halkı varını, yoğunu vermişti. Tek kağnısı olan, tek öküzünü angaryadan kurtaramamıştı. Onların sesi neden çıkmıyor? 

Bu Memlekette Kapitülasyonların kurulmasını özleyenler, Türk tebeasından oldukları halde, yabancı devletlerin müdahalesini nasıl rica edebilirler? 

Ettiler. Yüzleri bile kızarmadı. Şimdi de bazı soysuzlar bu hain kitabı göstererek Türk vatandaşlarına: 
-Bunların öcünü alacağız! Diyecek kadar küstahlıkta da bulunuyorlar. 
O 1941’deki vatanı bir Alman (hayat sahası) olmaktan kurtarmak için Meriç boylarında, Karadenizde, Egede bekliyen orduyu beslemek lâzımdı. Halbuki 1941 kışında ordunun hayvanını yaşatacak günlük otu bile yoktu. Her gün, topçu katanaları, karargâh atları katı küspe yemekten birer birer ölüyorlardı. Sıkıntı son haddini bulmuştu ve karaborsa zenginleri en mükellef bir surette ömür sürmekteydiler. (Varlık vergisi)nin mânası, milletin memleket müdafaasına toptan bir katılışı idi. Yıllarca, orduya girmeyerek, vergi vermeyerek refahın, aile topluluğu zevkinin en yüksek mertebesine çıkanlar, asırlardır canını, malını veren öz milletler bir hizaya gelince feryadı bastılar. Hâlâ da bu feryadın akislerini duyurmak istiyorlar. Hatalar olmadı mı? Oldu. Fakat, bugün mesuduz. O kara günlerden kurtulduk. Kaybedenler, daha çok kazanmanın yolunu buldular. Aşkale’de 20 kişi ölmüş! O yirmi kişi ölürken yalnız Balıklı civarında asker î hastahaneden her gün Anadolulu ananın kaç yavrusunun kırmızı bayrağa sarılarak Kazlı çeşme mezarlığına gömüldüğünü gören gözler ne kayıplara şahit oldular. Anadolu nun, ciğer pareleri için sesi çıktı mı?” 

Şükrü Saraçoğlu ilk demecinden bir gün sonra şöyle konuşacaktı: 41 

“Varlık Vergisi benim beğendiğim işlerimden biridir. O zaman içinde bulunduğumuz şartlar yani seferber edilen ordunun masraflarını karşılamak, darlık içinde düşen hazineyi takviye etmek icap ediyordu. Bunun için iki yol 
vardı. Birisi fakir köylünün boş ambarına yeniden el uzatmak, aşar vergisini yeniden diriltmek, diğeri de bu vatanın nimetlerinden istifade etmiş olan zenginlerimizin varlıklarına müracaat etmek idi. Biz ikinciyi tercih ettik. 
O zaman iktisadî, malî ihtiyaçlara cevap vereceğini ümit ettiğimiz tedbirleri ihtiva eden Varlık Vergisi Kanunu’nu Meclis’ten geçirdik. Bu kanun kendisine bağlanan ümitleri tahakkuk ettirdi ve Hazine’ye bugünkü kıymetten 600-700 milyon lira temin etti ve içinde bulunduğumuz para darlığını da bertaraf etti. Bu kanun iyi bir kanundur. İhtiyaçlara cevap vermiştir. 

Yalnız tatbikat esnasında bazı soysuzların bir takım suistimaller yapmış olması bu kanunun kıymetini düşürmez. Türkiye’deki varlığın büyük bir kısmı İstanbul’da toplanır. İstanbul’da toplanan bu varlığın yine mühim kısmı yabancı 
ve azınlıkların elindedir. Bu bakımdan varlıktan vergi alındığına göre yabancı ve azınlıklardan daha çok para alınmıştır. Kısaca şunu söyliyeyim ki Varlık Vergisi Kanunu ile malî ve iktisadî bir buhranla karşı karşıya olan memlekete hizmet 
ettiğime kaniim. Bu kanuna hiç kimse sahip çıkmıyormuş. Öyle ise Varlık Vergisi Kanununa Saracoğlu sahip çıkıyor ve diyor ki: Varlık Vergisi Kanunu’nu bu memlekete getiren benim. Bunun savabı da günahı da benim boynuma olsun.” 

Saracoğlu’nun bu demeci üzerine 1943 yılında Tasviri Efkâr gazetesi adına vergilerini ödemeyen mükelleflerle birlikte Aşkale’ye giden Feridun Kandemir42, Şükrü Saracoğlu’na hitaben uzun bir cevap yayımladı. Kandemir devletin parayı tahsil etme açısından daha medenî ve makul çare ve imkânları kullanacağına bu tür zorba ve zulüm yollarını kullanmasının affedilemez olduğunu belirtti. Aşkale’ye gönderilen kişilerin hiçbir delil bulunmadan “ölümden de beter azap ve işkenceye mahkûm” edildiklerini belirtti. Kandemir Saraçoğlu’nun eski hocası hukuk doktoru Milaslı Gad Franko’nun durumunu, Aşkale’ye gönderilen azınlıkların Saraçoğlu’na söyledikleri “Devlet insandan mevcut olan her şeyini 
hatta canını isteyebilir, ama elinde hazır bulunmayan bir şeyi nasıl ister?” sözlerini, bu insanların karda kıyamette, bizzat Saracoğlu’nun emriyle, “Nuh nebiden kalma ışıksız, kalorifersiz, camları kırık buz gibi vagonlarıyla bir hayvan sürüsü halinde” Aşkale’ye sevk edildiklerini hatırlattı. Kandemir, bütün bunları bilmesine imkân olmayan, verginin tatbikatına da bizzat katılan Saracoğlu’nun “o benimdir ve bugün de bir yenisini yapmakta tereddüt etmem” sözlerini nasıl sarf edebildiğini sordu ve Saracoğlu için “alınacak ders”in susup konuşmadan oturmak ve kendisini unutturmak olduğunu yazdı.43 

   1951 Yılı Belediye Seçimleri 

1951 yılında, İstanbul belediye seçimlerinin propaganda çalışmaları sırasında Varlık Vergisi tekrar gündeme geldi. CHP’nin İstanbul adaylarından Dr. Lütfi Kırdar seçim konuşmasında şöyle konuştu:44 

“Daima bir ihtilâl unsuru olduğumu seçimlerde gösterdiğim anlayışla varlık vergisi zamanında da vatandaşların lehine sarfettiğim gayretle ispat ettim. Seçim münasebetiyle muarızlarımız varlık vergisini istismar ederek 
aleyhimize ve şahsıma şiddetle taarruz ediyorlar. Bu propaganda yolu. Bu propaganda yolu çok hatalıdır. (…) Varlık vergisindeki hata ve sevablarda Demokrat Parti ile müşterekiz. Çünkü: Bu kanun 1942 de çıktı. Partiler ise 
1945 de ayrıldı. Bugünkü iktidar partisinde yer alan o zamanki milletvekilleri acaba o kanuna itiraz etmişler miydi? 

O zaman milletvekili olmadığım için kanuna itiraz salâhiyetim yoktu. Bilirsiniz ki vergileri hükûmet düşünür, kanunları Büyük Millet Meclisi çıkarır. İdareciler de tatbik eder. Kanunun tatbikindeki elemanların bir çoğu bugün Demokrat Partisinin vekilleri, milletvekilleri ve ileri gelen şahsiyetleridir. Bunlar arasında bile bu hususta istikbali gören, komisyonlarda azaları daima itidale sevk için uğraşan, merkezi cesaretle ikaz eden tek adam nâçizane şahsım olmuştur. Bu hususta istenmiyerek her şey ifşa edilmiştir. Pek menfî bir fikirle neşrolunan 
kitap da vazifemi nasıl yaptığım açıklanmıştır. Komisyonlar da kim mücadele lerimden başka Ankara’ya giderek 500 liralık mükellefiyetlerin isabetsizliğini izah ederek hükûmetten bunların affını ben rica ettim. Bunların çoğu Ermeni, Rum, Musevi olan 50 bini mütecaviz vatandaşların fakir fukaranın iztırab çekmemesine sebep oldum. 

Umum vergilerin bir nisbet dairesinde indirilmesine muvaffak oldum. Binaenaleyh varlık vergisindeki rolüm bana zaaf değil, kuvvet verir.” 

Vatan gazetesi İstanbul Belediye seçimleri vesilesiyle her partinin adaylarıyla ilgili bir tahlil yaptıktan sonra olayı bir de azınlıklar açısından inceledi. Hukukî açıdan Türkiye’de azınlık mevcut olmadığını, azınlıkların işlerinde güçlerinde ticaret erbabı olduklarını yazdı. CHP’nin Varlık Vergisi Kanunu ile ilgili sorumluluğu konusunda Tek Parti döneminde bütün siyasetçilerin CHP üyesi olduklarını belirttikten sonra Dr. Lütfi Kırdar’ın verginin uygulanması sırasında kahramanca mücadelesi vurgulanarak, oyların CHP adayları Lütfi Kırdar ve Necmettin Sadak’ta yoğunlaşması ve Varlık Vergisi aleyhinde yapılan haksız 
suçlamalara da kapılınmaması istendi.45 

    Leon Taranto – Refik Bezmen Tartışması 

1952 yılında Varlık Vergisi bu sefer Mensucat Santral A.Ş. eski ortaklarından Leon Taranto’nun TBMM’ne yaptığı başvuruyla gündeme geldi. Leon Taranto başvurusunda Yargıtay Ticaret Dairesi Başkanı Faiz Yörükoğlu, aynı daireden Kemal Kovacı, Fazıl Suluçbay ve Ali Ulvi Şar ile eski İstanbul Ticaret Mahkemesi Reisi ve Balıkesir milletvekili Müfit Erkuyumcu , Ticaret Mahkemesi üyesi Hikmet Sancar, eski Yargıtay Başkanı Halil Özyürek ve eski Adalet Bakanı Ali Rıza Türel’in görevlerini kötüye kullanmalarından dolayı Yüce Divan’da yargılanmaları ve Anayasa’nın 161 inci maddesine göre mal beyanına tâbi tutulmalarını istedi. Leon Taranto başvurusunda Varlık Vergisi’nin uygulandığı yıllarda dört 
milyon liralık malın bu şahıslar tarafından 400.000 liraya satın alındığını belirtti.46 Eski Adalet Bakanı Ali Rıza Türel ve Balıkesir milletvekili Müfid Erkuyumcu bu iddiaları tekzip ettiler ve olayın Leon Taranto’nun tarh edilen Varlık Vergisi’ni ödeyebilmek için Mensucat Santral A.Ş.’deki hisselerini Dönme kökenli ortağı Refik Bezmen’e satması ve daha sonra gabin iddiası ile bu satışın fesh edilmesi talebine dayandığını belirttiler. Müfid Erkuyumcu Taranto’nun açtığı davanın reddedildiğini ve Yargıtay’ın da kararı onayladığını belirtti.47 Türk 
hukuk tarihine “Taranto-Bezmen davası” olarak geçen bu dava hakkında taraflar görüşlerini iki risaleyle kamuoyuna aktaracaklardı.48 İslâmcı Hüradam gazetesinde yazan Cevat Rıfat Atilhan bu olayı “Yahudi mülkümüzün temeline saldırmıştır” başlığı ile manşetten haber yaptı.49 

Aynı yıl Hizmet gazetesi CHP’ni ağır bir dille eleştirmek için Varlık Vergisi meselesini tekrar gündeme getirdi. Hizmet “ Varlık Vergisi bir devlet gangsterliği dir ” başlığıyla başlattığı yayın kampanyası sonucunda 50 Varlık Vergisi yüzünden servetlerini kaybeden gayri müslim yurttaşlar gazeteye başvurup anılarını aktardılar.51 

DP Tokat Milletveki Ahmet Gürkan’ın Sebep Olduğu Tartışma 

1953 yılında Varlık Vergisi bu sefer DP Tokat milletvekili Ahmet Gürkan sayesinde gündeme gelecekti. Gürkan’ın tahsil edilen Varlık Vergisi’nin iadesi konusunda Meclis’e bir kanun tasarısı vereceği haberi üzerine Şalom gazetesi bu yaranın DP hükümeti tarafından kapatılacağını umduğunu yazdı.52 Ahmet Gürkan’ın Varlık Vergisi Kanunu’nun kabul edildiği tarihte Cumhurreisi, Başvekil ve vekil olanların genel seçimlere katılma haklarına sahip olmamaları için bir yasa teklifi hazırlayacağı haberinin basında yer alması üzerine Cumhuriyet 
başyazarı Nadir Nadi böylesi bir teklifin her türlü demokratik ilkelere aykırı olduğunu, bir vatandaşın temel hakları üzerinde kısıtlama yapılamayacağını yazdı.53 

Bu yazıya verdiği cevapta Gürkan ilk önce öyle bir yasa tasarısı teklifi hazırlamadığını belirtti. Daha sonra devrimlerin en önemli özelliklerinin din ve mezhep farkı gözetmeksizin tüm vatandaşları eşit olarak görmeleri olduğunu, CHP devrinde ise bunun böyle olmadığının en önemli örneğinin Varlık Vergisi Kanunu olduğunu yazdı. Bu vergi vesile edilerek “sırf gayri müslim oldukları 
için” birçok vatandaşın ocaklarının söndürüldüğünü, Aşkale’ye sürdürüldüklerini ve orada öldürüldüklerini ekledi.54 

Bu cevabın yayımlanması üzerine, Şalom başyazarı yayınladığı açık mektupta Gürkan’a “eğer Türk milleti 1954 seçimlerinde bizi bir daha seçerek B.M.M.’ne mebus olarak gönderirse 1946 seçimlerindeki faciaların ve Varlık Vergisi müsebbiplerinin her türlü siyasî haklarının alınması için muhtelif tekliflerde bulunacağım” dediğini hatırlatarak bunu neden 1954 milletvekili seçimlerinden sonraya bıraktığını ve hemen yapmadığını sordu. Verginin bir kısmının hemen iadesinden bütçenin sarsılmayacağını, hükümetin de bu konuda destek 
olacağını umduğunu yazdı.55 Avram Leyon’un Ahmet Gürkan’a yazdığı açık mektup Dünya, Zaman, Son Telgraf, Ermeni basınından Jamanak ve Marmara, Rum basınından Apoyevmatini gazetelerinde iktibas edildi. Ancak bu yazı bir polemiğe yol açacaktı. Hürses’te yazan Turhan Erker bu yazıya atıfta bulunarak Yahudi asıllı vatandaşların Varlık Vergisi’nin iadesini talep ettiklerini “hayret, dehşet, ibret ve nefretle” öğrendiğini belirtti. Dünyanın her yanında her devletten birçok şeyler istendiğini ancak verdiği vergiyi geri isteyen “vatandaş 
denen küstahlar”ın ancak Türkiye’de yaşadıklarını belirtti. Bu vergiyi geri isteyenlerin, Türk milleti yüzyıllar boyunca savaşırken “yan gelip oturarak servet sahibi olan” kişiler olduklarını ve Aşkale’de çalıştıkları iki ayın hesabını sorduklarını belirtti. Yazar Yahudilerin Tokat milletvekili Ahmet Gürkan’ı siyasi mevta haline getirdiklerinin hiç farkında olmadıklarını, “kanında bir damla Türklük olan hiç kimse”nin Ahmet Gürkan’a gelecek yedi nesil boyunca 
tek oy vermeyeceğini ekledi. Yahudi vatandaşların çok isterlerse Ahmet Gürkan’ı da beraberlerinde alıp İsrail’e gidebilecekleri, onu İsrail’de ebedi Cumhurbaşkanı 
yapabileceklerini ve şayet Türkiye’yi terk ederlerse kendilerine sadece ödedikleri Varlık Vergisi’nin iadesine değil, ayrıca üstüne para verilmesine de tek kişinin itiraz etmeyeceğini yazdı.56 Şalom başyazarı Avram Leyon cevabında yazarın Yahudileri Türkiye’den “kovma küstahlığı”nda bulunduğunu, nice ailenin Varlık Vergisi yüzünden perişan olduğunu, kendisi Çatalca’da çalışırken Turhan Eker’in belki otel salonlarında şampanya içtiğini hatırlattı.57 

Bu polemik devam ettiği sırada Yeni Sabah bir başyazısında Türkiye’nin Varlık Vergisi, maden ocaklarının tasarruf ve işletme haklarının iptalleri, ormanlara sahip olanların mülkiyetlerine son verilmesi, yabancı şirketlere el koyulması, Hilâfet’in ilgası ile tüm hanedan varislerinin mallarına el konulması türünden hukuk dışı uygulamalarının bir hukuk devleti ilkelerine sığmadığını hatırlattı ve geçmişteki bu kötü örneklerin geleceği aydınlatmasını diledi.58 

1954 yılı Milletvekili Genel Seçimleri 

Varlık Vergisi 1954 yılında da gündeme gelecekti. Yahudi gazeteci Robert Bally yazısında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı gezinin dönüşünde Varlık Vergisi meselesini bir daha ele alıp bu yarayı mantıki ve âdil bir şekilde sonuçlandırmasını diliyordu.59 1954 yılında milletvekili aday listeleri yayımlandığında Yahudi toplumunu temsilen CHP’den Munis Tekinalp, DP’den Hanri Soryano, CMP’den de Cemil Beraha’nın milletvekili adayları oldukları görüldü.60 Seçim öncesinde Tekinalp ile yapılan bir mülakatta Varlık Vergisi konusunda düşünceleri ve milletvekili seçildiği takdirde bu yaranın 
tamiri için uğraşıp uğraşmayacağı soruldu. Tekinalp verginin elim bir hâdise olduğunu, seçildiği takdirde elinden geleni yapacağını belirtti.61 Tekinalp’ın CHP’den adaylığı konusunda yazı yazan La Vera Luz gazetesi Tekinalp’ın “Yahudi” olduğunu söylemekten üzüntü duyan bir kişi olduğunu, Yahudi ırkı ile hiçbir bağlantısı olmaması için Moiz Kohen olan adını Tekinalp’a değiştirdiğini yazdı. Türkiye Yahudilerinin temsilcisi olarak milletvekili adayı olmadığını beyan eden Tekinalp’ın Yahudi cemaatinin çıkarlarını nasıl temsil edeceğini ve koruyacağını sordu. Türkiye Yahudilerinin anısı hâlâ taze olan Varlık Vergisi nedeniyle CHP’ye karşı hiçbir sempati duymadıklarını belirtti ve okurlarını DP’ye oy vermeye davet etti.62 Seçim kampanyası sırasında CHP İstanbul adaylarından Ekrem Özden konuşmasında tüm vatandaşları eşit haklara bağlı insanlar olarak gördüklerini ve mezhep ve din farkı kabul etmediklerini söyledi.63 Bedii Faik radyoda yaptığı konuşmada Varlık Vergisi’nin bir hata ve 
anti demokratik uygulama olduğunu belirtti. Bedii Faik’in bu konuşması üzerine La Luz de Turkiya gazetesi Tekinalp’ın Şalom’da yayımlanan mülâkatına atıfta bulunarak CHP’nin Varlık Vergisi haksızlığını düzeltmek için şimdiye kadar ne beklediğini sordu.64 1954 seçimleri DP’nin zaferi ile sonuçlandı ve Tek Parti döneminde uzun yıllar cemaat başkanlığı yapan Hanri Soryano DP’den İstanbul milletvekili seçildi.65 

1954 yılında Varlık Vergisi’nin gündeme gelmesine vesile olan bir diğer neden bir gazete haberiydi. Bir Alman mahkemesinin Hitler döneminde Alman Yahudilerinin mal ve mülklerini baskı altında sattıklarından bu satışların gayri kanuni olduklarına karar verdiğini bildiren bir haber üzerine La Vera Luz gazetesi hükümetin bu kararı örnek alıp Yahudilerin Varlık Vergisi döneminde sattıkları gayri menkullerin satış fiyatlarının o dönemdeki aynı gayri menkulların normal satış fiyatlarıyla karşılaştırılıp yapılan haksızlıkları gidermesini istedi. La Vera Luz Varlık Vergisi’nden muzdarip olan herkesin tazmin edilemeyeceğini idrak 
ettiğini ancak Varlık Vergisi’ni ödeyebilmek için gayri menkullerini satmak zorunda kalan vatandaşların uğradıkları zararın, gayri menkullerin şu andaki sahiplerine zarar vermeden tazmin edilmesini istedi. Başyazar satırlarını “Tanrı aşkına! DP ve Adnan Menderes hükümeti bu konuya acil müdahale etsin” yakarışıyla bitirdi.66 

3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR

***

ÇOK PARTİLİ DEMOKRASİ DÖNEMİNDE VARLIK VERGİSİ TARTIŞMALARI BÖLÜM 1



ÇOK PARTİLİ DEMOKRASİ DÖNEMİNDE VARLIK VERGİSİ TARTIŞMALARI BÖLÜM 1



ÇOK PARTİLİ DEMOKRASİ DÖNEMİNDE VARLIK VERGİSİ TARTIŞMALARI* 
RIFAT N. BALİ 
* Tarih ve Toplum Dergisinin Eylül 1997 sayısında yayınlanan makalenin gözden geçirilmiş şeklidir. 




GİRİŞ 


Tek Parti dönemine damgasını vuran azınlık karşıtı siyasetin en tartışılmaz örneği olan Varlık Vergisi Kanunu Türk siyasî tarihinde daima rahatsız edici bir konu olmuş, kendilerine tarh edilen vergiyi ödeyemeyen mükelleflerin gönderildikleri Erzurum’un Aşkale ilçesi, Varlık Vergisi’yle özdeşleşmiş ve Türk siyasî tarihinin popüler deyimleri arasında yer almıştır.1 

Bu makalede Varlık Vergisi döneminde İstanbul Defterdarı olan Faik Ökte’nin hatıratının yayımlanmasından sonra basında çıkan tartışmalar ile DP’nin kurulmasından günümüze kadar uzanan zaman sürecinde Türk Yahudi Cemaati liderlerinin Varlık Vergisi konusundaki tavırları incelenecektir. 

DP ve Varlık Vergisi 

DP Muhalefette İken. 

Varlık Vergisi Kanunu’nun 1943 yılında tasfiye edilmesinden sonra konu ilk kez 1946 yılında gündeme geldi. Çok partili demokrasi döneminin ilk milletvekili seçimlerinden önce Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in bir konuşma sırasında köylülere okul inşa edebilmek için dört yüz milyon lira gerektiğini, normal bütçe ile bu yapılması istenirse elli yıl beklenmesi gerektiğini, bu parayı bulabilmek için köylüyü mükellef yapmaktan başka çare olmadığını söylemesi üzerine dinleyicilerinden birinin “bu gayet basit bir iştir. Yeni bir Varlık Vergisi 
çıkararak 400 milyon lirayı bir günde toplarsınız” demesiyle basında kısa süren bir tartışma başladı.2 Vâ-Nû Varlık Vergisi konusunda “arabayla lâf” söylenebileceğini yazdıktan sonra verginin savaş sırasında zenginleşenlere karşı konulduğunu, sosyal adaletsizliği önlemeye yönelik olduğunu, Varlık Vergisi bahane edilip başka vergilerin uygulanmasına mâni olunmamasını istedi.3 Azınlıklara hitap eden ve Fransızca yayımlanan bazı İstanbul gazeteleri ile Vâ-Nû’nun bazı gayri müslim dostlarının kendisine “Varlık Vergisini savunuyor” şeklinde eleştirilerde bulunmaları üzerine Vâ-Nû ırk, mezhep farkı gözetmeksizin sosyal sınıflar arasındaki farkları “yontucu” bir vergiyi savunduğunu, bundan söz edilince de bam teline basılmış gibi “vay tekrar Varlık Vergisi mi?” diye insanların yerlerinden sıçramalarını yadırgadığını yazdı. “Mehmetçik yırtık gömleğiyle rençber” gibi yaşarken “Bay veya Mösyö filanca” nın da kolay kazanılan milyonların sahibi kılınmamasını istedi.4 

Çok partili demokrasi döneminin ilk seçimlerden kısa bir süre sonra Yarın gazetesinde piyasada haksız yere tahsil edilen Varlık Vergisi’nin iadesi için hükümetin Amerikan şirketlerinden ve uluslararası Yahudi bankerlerden %2 faizli beş yüz milyon dolar borç para alacağını, bu para ile ihraç edeceği iç borçlanma tahvillerine benzer tahvilleri kendilerinden haksız bir şekilde fazla vergi alınanlara vereceğine dair söylentilerin dolaştığını, bu söylentiler sonucunda Varlık Vergisi makbuzlarının İstanbul piyasasında el altından binde on değer 
üzerinden satıldığı haberi yer aldı. Bunun üzerine Maliye Bakanlığı yayınladığı tebliğde bu haberi kesinlikle yalanladı.5 

Varlık Vergisi uygulaması azınlıklar üzerinde unutulmaz bir anı bıraktı ve gündeme getirildiği her fırsatta CHP eleştirildi. Bu tavrın ilk örneği 1946 yılında DP’den İstanbul milletvekili seçilen Salamon Adato’nun 1948 yılının Eylül ayında DP Kuledibi Semt Ocağı’nın yıllık kongresinde yaptığı konuşmaydı. Salamon Adato’nun sözleri şöyleydi:6 

“İspanya’da zulüm ve baskıya uğradığımız sıralarda asîl ve necîb Türk milleti bize kapılarını açmıştı. Bugünkü iktidar partisi ise bir zamanlar maalesef vatandaşlar arasında farklar yaratmağa başlamıştı.(...) meşhur Varlık 
Vergisi ile ocaklarımızı yıktı, bizi vatan hizmetine çağırdığı zaman temiz duygularımızı ihlâl etti. Çünkü bize silâh yerine kazma kürek verdi, askerî talim yerine toprak kazdırdı. Salamon ve Jak şirketine ait evraklar aylarca 
çekmecelerde bekletildi. Fakat asîl Türk milleti bunlara tenezzül etmedi. Artık kazma değil silâh verilecek, artık toprak kazdırılmıyacak, vatan vazifesi için lâzım gelen talim ve terbiye yapılacaktır.” 

Salamon Adato’nun bu konuşmasına ilk tepki CHP İstanbul Bölgesi Müfettişi Dr. Sadi Irmak’tan gelecekti:7 

   “Milletvekili arkadaşımın İspanyada zulüm görmüş olan Museviler hakkında aziz Türk milletinin gösterdiği semahati övmesi ne kadar yerinde ise, Halk Partisinin bir zamanlar, ekalliyetlere karşı farklı muamele yapmış 
olduğunu iddia etmesi de o kadar isabetsizdir. Bu politika tahrikini elbette vatandaşlar kavramışlardır. Sayın arkadaşım bilir ki, Demokrat Partinin kuruluşundan yıllarca evvel ekalliyetlere, mebus olmak hakkı da dahil 
olduğu halde, bütün vetandaşlık hakları Türk kanunları ve Anayasası ile sağlanmıştır; bunu da yapan Halk Partisidir. Eğer şu veya bu idarî muamelede aksaklıklar olmuşsa bu, bürokasi cihazımızın noksanlarından ileri 
gelmiştir. Siyasi propaganda yaparken vatandaşlarımızı dinlerine göre, sınıflara ayrılmış gibi göstermekten ve ayrı bir ekalliyet varmış gibi bir fikir ileri sürmekten çekinelim” 

Bir diğer tepki Edirne’den geldi. Edirne Postası’nda yayımlanan bir makalede Adato ağır bir şekilde suçlandı:8 

“Salamon Adato, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi gibi değil, bir Siyonist misyoneri gibi konuşmaktadır. 

Salamon Adato, bir Türk partisi olan DP.’li gibi değil, azınlık davâsı ihdas etmek ister gibi söz söylemektedir. Salamon Adato, Devlet makanizmamızı, topyekûn itham altında bulundurmaktadır. Daha dün denecek bir yakın geçmişte, bütün medeniyet dünyasının gözü önünde, bizim de yüreklerimizi sızlatan 
vahşiyane muamelelere maruz bırakılan Yahudi unsurunun, tek huzur ve selâmet, hattâ refah diyarı Türkiye olduğunu nekadar çabuk unutmuş oluyor?... Türk milletinin, geniş müsamahasını kötüye kullanmak demek olan 
bu sözlerin, yurdun hakiki sahibi olan Türk milletinin kalbine saplanan birer zehirli ok olduğunu idrakten eğer kendisi mahrum ise, hiçbir Türkün böyle düşünmiyeceğine inanmış olması icap eder." 

Edirne Postası’nın bu eleştirisine cevap veren Yahudi gazeteci İzak Yaeş Varlık Vergisi ve askerlik hizmeti sırasında gayri müslimlere silâh yerine kazma kürek verilmesinin gerçek olduğunu, demokratik bir Türkiye’de bir muhalefet milletvekilinin bu olayları eleştirmesinin neden hayret ve siyonistlik suçlamasıyla karşılandığını anlamadığını, demokratik zihniyetin yerleşmesi gerektiğini belirtti.9 

DP İktidar Olduktan Sonra 

DP’yi iktidara getiren 14 Mayıs 1950 milletvekili seçimlerinde Salamon Adato tekrar İstanbul milletvekili seçildi. DP’nin iktidar olmasıyla birlikte Varlık Vergisi tekrar gündeme geldi. TBMM’de konuşan DP İstanbul milletvekili ve İstanbul Tüccar Derneği Umumi Kâtibi Ahmet Hamdi Başar CHP iktidarının Türk vatandaşları arasında hainane bir tefrik yarattığını, 

Türkiye’nin dünya kamuoyu karşısında çok hacil [utanç verici] bir mevkie düştüğünü izah etti ve “artık bundan sonra bir şekilde bir ortaçağ devri sisteminin bir daha tatbik edilmeyeceğinin ilan edilmesini istiyorum” dedi.10 Başar’ın bu konuşması üzerine Yahudi cemaati avukatlarından Mahir Ruso, Ahmet Hamdi Başar’ın Varlık Vergisi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği günlerde yayınladığı Varlık Vergisi’ni haklı bulan makalesini hatırlattı,11 Başar’da 
görülen değişimin DP’nin iktidara gelmesinden kaynaklanmayıp Yahudiler hakkındaki antisemit fikirlerinin değişmesinden ileri geldiğini ummak istediğini belirtti.12 

Maliye Bakanı Halil Ayan ise bu konuşmaya cevaben Varlık Vergisi dolayısıyla meydana gelen zararın Türkiye’nin içinde bulunduğu iktisadi koşullardan ötürü hiçbir şekilde tazmin edilemeyeceğini belirtti.13 DP iktidar olduktan sonra basında azınlıkların devlet memuru olarak çalışmalarına imkân verecek bir kanun tasarısının hazırlandığı haberi yer aldı.14 Bunun üzerine Türk Yahudi basınından Şalom gazetesi şu yorumda bulunacaktı:15 

“Eğer bu haber gerçekleşirse, hiç şüphe yok ki Adnan Menderes Hükûmeti bu memlekete yapabileceği iyiliklerin en büyüğünü yapmış olacaktır, şimdiye kadar gayri müslim vatandaşlara kıymet verilmiyordu, her ne kadar Anayasa hükûmleri dairesinde eşit muamele gördüyse, resmi memuriyete giremezdi hatta en ufak memuriyetlere bile, halbuki eskiden gayri müslim vatandaşlardan Nazır olanlar bile varmış. Anayasanın 88inci Madde şöyledir; Türkiye de din ve ırk ayırd edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese <Türk> denir. 

92 inci Madde de şöyledir: Siyasî hakları olan her Türkün yeterliğine ve hakedişine göre Devlet memuru olmak hakkıdır.. 

C.H.Partisi Hükûmetleri daima yüksekten baktıkları için Anayasının bu sarıh maddelerinin tatbik etmekten ihmal etmiş dolayisile gayri mülim vatandaşları da bu maddelerden şimdiye kadar istifade edemediler. C.H.Partisi Hükûmetleri gayri müslim vatandaşlara daîma üvey evlat gözüyle bakmıştır, en büyük misali meşhur varlık vergisidir, sanki bu vergiyi gayri müslim vatandaşları ezmek için çıkarılmıştır, bu vergi yüzünden yüzlerce vatandaş perişan olmuştur! Bilmem bu vergiyi çıkaranlar şimdi vicdan azabı duymuyorlar mı? Bütün bu haksızlıkların düzeltilmesi Demokrat Parti Hükümetinin omuzlarına yüklenmiştir. Tam demokrat bir başbakan olan Sayın Adnan Menderes, yukarıdaki Anayasının maddelerini tabik mevkine koyacağına ümit ederiz bunu D.P. den bekliyoruz” 
Seyhan bağımsız milletvekili Sinan Tekelioğlu’nun Varlık Vergisi’nin tarhı sırasında yapılan yolsuzluklar ile ilgili sözlü soru önergesi üzerine dönemin Maliye Bakanı Halil Ayan 

TBMM’de yaptığı konuşmada Sinan Tekelioğlu’nun gerçekten acı bir konuya değindiğini, verginin her açıdan büyük bir haksızlık olduğunu ve devlet maliyesi kavramı ile de hiçbir ilgisi olmadığını belirtti. Sinan Tekelioğlu cevabın kendisini tatmin etmediğini, verginin âdil olmayıp o tarihte yolsuzluklar yapıldığını, tarh edilen bazı vergilerin tahsil edilmediğini, bazı kişilere dost muamelesi yapıldığını belirtti.16 Milliyet gazetesi başyazarı Ali Naci Karacan’a göre Varlık Vergisi faciasının dedikodu tarafının kurcalanması hiçbir fayda getirmeyecekti, 
ancak hangi partiye mensup olurlarsa olsun, vergiden dolayı ağır bir şekilde zarara uğrayan vatandaşların mağduriyetlerinin devlet tarafından düzeltilmesi gerekiyordu.17 Konunun tekrar gündeme gelmesi üzerine Şalom başyazarı verginin %25’i ödendikten sonra af çıktığını, bu arada birçok küçük esnaf ve memurun varını yoğunu satarak vergiyi ödediklerini, bunların sayılarının verginin %25’ini ödeyenlerden fazla olduğundan özellikle küçük memurların büyük haksızlığa uğradıklarını ve verginin iadesinin birçok Yahudi ailenin evine neşe 
katacağını yazdı.18 Bu tartışmalar devam ederken Varlık Vergisi’nden mağdur olan mükelleflerin mallarını mahkeme kararı ile geri almaya çalıştıkları ve bu amaçla bir avukatlık şirketi kurdukları haberi basında yer aldı.19 Varlık Vergisi konusunda olumlu yaklaşımı olan bir diğer gazeteci adı 6-7 Eylül 1955 Olayları sırasında gündeme gelecek olan Hürriyet yazarı Hikmet Bil’di. Bil sütünunda bir gayri müslim tezgâhtardan dinlediği hazin bir hikâyeyi şöyle aktardı:20 

“Benim Taksim’de 50000 Liralık modern bir madeni eşya fabrikam vardı. Buna 60000 Lira Varlık Vergisi koydular. Ödememe imkân yoktu. Bir ay müsaade edin, malımı değeri fiyatına satayım, vergimi ödemeye çalışayım dedim. Olmaz dediler ve fabrikamı  haraç mezat 15000 Liraya sattılar. Borçlu kalmıştım. Beni de Aşkale’ye sürdüler sonra döndük. Değil fabrikam evde üstüne yatacak bir minderim bile kalmamıştı. Yaşım da ileriydi. Bütün bir ömür mahsulu olan fabrikam yeniden kuramazdım. Bu dükkâna çaresiz tezgâhtar diye girdim. 
Haydi hepsi geçti diyelim, ya dün evime gelen, benden Varlık Vergisi senesinin kazanç vergisini istediler dersem inanır mısınız? Her şeyimi siz sattınız, neyim kaldı ki kazancımı istiyorsunuz, dedim. Memur ne yapabilirdi ki?, bana, 

-“Bak, dedi, gözüme ortada bir kırık sandalya ilişiyor. Bu haciz kanunun dışında kalır. Yani haczedip satabiliriz. 
Aşağıdaki kiracı madamı çağır, bunu kendisine bir liraya satmış olalım. Parasını Madama sen verirsin, bari iş yapmış oluruz, formalite de dolar. 

Öyle yaptık, kırık sandalyeyi de güya sattık.” ve “bu feci hikâyeye bir kelime dahi eklemeyeceğim. 
Sadece bizi bir hukuk devleti olmaktan uzaklaştıran, dünyaya rezil eden ve bunun gibi benden sonraki nesillere de bu hikâyeleri dinletmeye sebep olanlara” “Allah’tan bulun e mi?” diyeceğim” yorumuyla yazısına son verdi. 

Varlık Vergisi tartışmasının gündemde yer etmesi üzerine CHP milletvekili İsmail Habib Sevük 1943 yılının Mart ayında Parti Meclisi’nde yaptığı konuşmasında vergiyi eleştirdiğini ve parti milletvekilleri tarafından uzun uzun alkışlandığını belirtti.21 Bu tartışmalardan cesaret alan Yahudi Cemaati avukatlarından Kemal Levent TBMM’ne verdiği dilekçeyle Varlık Vergisi haksızlığının düzeltilmesini ve verginin iadesini talep etti.22 1951 yılının Mart ayında basında Seyhan bağımsız milletvekili Sinan Tekelioğlu’nun Varlık Vergisi’nin mükelleflere iadesi hakkında bir yasa teklifi hazırladığı ve buna dönemin azınlık milletvekilleri Salamon 
Adato, Ahilya Moshos, Vahram Andre’nin destek verecekleri haberinin yer alması üzerine adları geçen milletvekilleri bu haberi tekzip etti.23 

Varlık Vergisi Faciası kitabının yayımlanması 

1951 yılının Mayıs ayında 1942-43 yıllarında İstanbul Defterdarı olarak görev yapan Faik Ökte anılarını Varlık Vergisi Faciası başlığıyla yayımlandı ve basında büyük yankılar yarattı. Kitabın kısa bir özeti önce Son Saat gazetesinde yayımlandı.24 Kitabı yayımlayan Nebioğlu Yayınevi ön sözde 1951 yılında kamuoyuna hâkim olan havayı şöyle özetledi:   “ Muhtelif çevrelerde hâkim olan kanaata göre artık Varlık Vergisi tarihe mal olmalı ve unutulmalıdır: 
yaraları tazelememek için tekrar konuşulmamalı, bu hususta bir şey yazılmamalıdır.”25 

Anıların yayımlanmasından sonra ilk tepki En Son Dakika yazarı Yekta Ragıp Önen’den geldi. Önen, Faik Ökte’nin davranışının doğru olmadığını, kendisinin de dönemin icraatından sorumlu olduğunu, başkalarını suçlama yerine o tarihte görevinden istifa etmesi gerektiğini yazdı.26 Şevket Rado ise kitaptaki bilgilerin ancak “dedikodu meraklıları”nı ilgilendireceğini yazıp şu yorumda bulunuyordu:27 

“Memleketimizin itibarına esasen zarar vermiş olan Varlık vergisinin, aradan yıllar geçtikten sonra tekrar günün mevzuu yapılması itibarımızın bir kere daha kırılmasına sebep olmuştur. Bu kitap yabancı dillere çevrilecek ve aleyhimizdeki şiddetli neşriyatın yeniden başlamasına sebep olacaktır. Bunun memleketimizde de bir facia olarak kabul edilmiş olması tekrar edilmemesinin teminatıdır. 
Bu itiraf kitabının niçin yazıldığı da pek anlaşılamamaktadır. Adaletsiz olduğu açıkça bilinen böyle bir vergiyi adaletsiz olduğunu bile bile tatbik eden herkes, sadece istifa etmediği için kendisine düşen asıl vazifeyi yapmamış sayılır. Eğer kanun fikri ortaya atıldığı zaman buna taraftar olmayan Maliye Vekili, taraftar olmadığını söylediği halde bunu tatbika memur edilen İstanbul Defterdarı birkaç milletvekili, birkaç maliye müfettişi açık açık istifa edeceklerini ihsas etselerdi bu adaletsiz vergi yürürlüğe giremezdi.” 

Son Posta yazarı Selim Ragıp Emeç’e göre verginin uygulanması sırasında vatandaşların “müslim”, “gayri müslim”, “Dönme” sınıflarına ayrıldıklarının itiraf edilmesi toplumda en az Varlık Vergisi kadar ağır bir yara açmıştı. Bu kitabın yayınlanmasıyla Türkiye Cumhuriyeti toplumu bulandırmak isteyen bir manevra ile karşı karşıya idi.28 Zaman gazetesi Faik Ökte’yi “vatandaşları birbirine çekiştirmekle” görevlendirilmekle, “vatan hissi” sahibi olmamakla suçladı,29 devlet sırlarını ifşa etmekten ötürü savcılığa ihbar etti.30 Ercümend Ekrem Talu’ya göre üzerinden zaman geçmiş acı bir olayı tekrar tazelendirmek kamuoyuna hizmet değil bilâkis zarardı. Kitap toplumun muhtelif unsurları arasında kapanan yaraları deştiğinden ahenk bozucu bir yayındı. Faik Ökte’nin görevi sırasında yaptığı hatanın affedilecek bir yanı yoktu. 

  Bu kitabı yayımlamakla da aynı hatayı tekrarlamıştı.31 Kitabın yabancı elçilikler tarafında toplu miktarda satın alındığına dikkati çeken gazeteci Nusret Safa Coşkun, Faik Ökte’nin kapanmış bir konuyu tekrar deşerek gayri müslim vatandaşları müslüman vatandaşlar aleyhine tahrik ettiğini yazdı. Coşkun’a göre İstanbul’da azınlık seçmenlerin sayısının önemli olması nedeniyle kitabın amacı güçlenen CHP’nin prestijinin sarsılmasıydı.32 

Adalar Gençlik Kulübü Başkanı Ahmet Arif Meriç, Faik Ökte’ye ağır ve hakaretamiz bir üslûpla saldırdı. Meriç Türkiye’nin “öz evlâtları”nın yüz yıllardan beri “kan vergisi, mal vergisi vermiş her hususda perişan” olduklarını ve hiçbir zaman ağızlarını açmadıklarını, buna karşılık Türkiye’nin ayakta durabilmesi için “yardımda bulunan bazı varlıklı efendiler”in verdikleri “üç beş kuruş” dolayısıyle Varlık Vergisi’ni ödedikleri günden bu yana söylenip durduklarını yazdı. Arif Meriç, Türkiye’nin efendisi köylü olduğuna göre hep öyle kalması gerektiğini, artık “İstanbul’da sefahat, Anadolu’da sefalet” olamayacağını yazdı. Faik Ökte’yi 
“Varlık Vergisi kanununun sırlarını alçakça pazara çıkarmak”la suçladı. Ökte’ye “sen bu memleketin çocukları gibi düşünmüyor ve bu vatanı bizler gibi sevmiyorsun” suçlamasında bulundu ve şayet “damarlarındaki kan da bizim kandan bulunsaydı bu Varlık Vergisi eserini yazmaz ve böylece alçaklaşmaz ve has Türklüğün karşısına da böyle iğrenç ve hain sıfatınla çıkmazdın” diyerek kitabına son verdi.33 Cumhuriyet yazarı Doğan Nadi ise tepkisini şöyle 
dile getiriyordu:34 

    “ Meşhur Varlık Vergisi sırasında İstanbul’da defterdar olarak bulunan Faik bilmem ne-Bey ‘Varlık Vergisi Faciası’ diye bir kitap çıkarmış. Bir defa ne hakla? Bu facianın baş rollerin den birini oynadığı için mi? Yoksa ‘Nasılsa bu rolü oynadım, affedersiniz’ mi demek istiyor? Hepsi saçma. Evvela bu bir facia değil, bir milli ayıp, bir milli rezalettir. Bu kirli işin başında bulanan İsmet İnönü, Şükrü Saraçoğlu, Fuad Ağralı ve eserin müellifi Faik bilmem ne-Bey gibi adamlar ‘hıyaneti vataniye’ cürm ile mahkemeye verilmelidirler. 
Bütün bir dünyaya karşı Türkiye’yi yerin dibine geçirdiler. Böyle basit bir kitap bu muazzam kepazeliğin kefareti olamaz. Bir parça akıllı insanlar iseler sussunlar. Meclis’e girmek, eser neşretmek şöyle dursun, hatta sokakta bile vatandaş huzuruna çıkmaktan çekinsinler!” 

Eski Maliye Müsteşarı Esad Tekeli’ye göre kitabın yayımlanma nedeni Faik Ökte’nin ihtirasıydı. Tekeli’ye göre yurtdışında yaşayan eski Türk vatandaşı azınlıkların Türkiye aleyhine gerçekleştirdikleri eylemlerde kitabı kullanacaklardı. Onlara yeni bir saldırı fırsatı ve imkânı verecek ve yabancı dillere çevrilmesi ihtimali olan bu kitap bir iftihar vesilesi değildi.35 Akşam’a göre yeniden alevlenen bu Varlık Vergisi meselesinin ortaya atılmasıyla “bir kül olarak Türk milletinin ve Türk idaresinin prestiji” tehlikedeydi ve konunun söndürülmesi gerekiyordu.36 

Faik Ökte’nin Cevabı 

Faik Ökte Vatan ve Son Posta gazetelerine yolladığı mektuplarda şahsına yönelik eleştirileri şöyle özetledi : 

a) Varlık Vergisi kötü bir hâdiseydi, geçmişte kaldığından, tekrar ortaya atmanın bir yararı yoktu, 
b) bazı devlet sırları açıklandığından kitabın yayınlanması doğru değildi, 
c) vergiyi uygulayanlar arasında kendisi de yer aldığına göre neden o tarihte görevinden çekilmemişti? 

Geçmişte kendisinin yaptıklarını niye bugün eleştirmekteydi? 

Faik Ökte özetlediği bu eleştirilere şu cevapları verdi: 

a) Varlık Vergisi unutulmamıştı. Olay sadece zamanla kabuk bağlamıştı. Bu tür yaralar ancak üstleri açılarak ve deşilerek tedavi edilebilirdi. Geçmişteki hataların tekrarlanmaması için bu tür olayların üstlerini örtmeye kimsenin hakkı yoktu; 

b) Devlet sırlarının açıklandığı iddiası geçerli değildi zira vergi alenî bir olaydı. Dahası yabancı elçiliklerinin Türkiye’de yerleşik yabancı uyruklulara tatbik edilen Varlık Vergisi hakkında verdikleri yüzlerce nota devlet arşivlerinde mevcuttu. Unutmak istediğimiz bu olaydan dünyanın bihaber olduğunu zannetmek hatalıydı; 

c) Varlık Vergisi uygulaması sırasında neden istifa etmediği konusunda eleştiri getirenler kısmen haklıydı. Genç bürokratlar inanmadıkları bir davaya sürüklenmemeliydiler; 

d) Anılarının yayımlanmasından sonra Varlık Vergisi’nin adının bile sarf edilmesine tahammül edemeyen gazeteciler 1942-1943 yıllarında gazetelerinin başlarındaydı. Hacizler, satışlar ve sürgünler gözlerinin önünde yapılmıştı. Bu gazeteciler o yıllarda uygulamayı şayet onaylamıyorlar sa  sessiz kalarak görevlerini yerine getirmemişlerdi. Ökte bu gazetecilere neden kalemlerini kırıp mesleklerini terk etmediklerini sordu. Şahsını aklama arzusunda olduğu iddiasının yanlış olduğunu, yapmak istediğinin üzerinde ince bir kabuk olan bu yaranın deşilip temizlenmesi olduğunu ekledi.37 


2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.

***