Cahit Armağan Dilek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cahit Armağan Dilek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Güvenli Bölgede Kandırıldığımızı ABD Resmen Deşifre Etti.,

 Güvenli Bölgede Kandırıldığımızı.,  ABD Resmen Deşifre Etti.,


.

Güvenli Bölgede Kandırıldığımızı ABD Resmen Deşifre Etti


Yazan  
Cahit Armağan Dilek,  
17 Ağustos 2019

Fırat doğusunda tesis edilecek güvenli bölge müzakerelerinde Amerikan ve Türk askeri heyetleri mutabık kaldı denilerek üç maddelik bir ortak açıklama yapılmış ve şöyle denilmişti:
1.Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderecek ilk aşamada alınacak tedbirlerin bir an önce uygulanması,
2.Bu çerçevede, Güvenli Bölge tesisinin ABD ile birlikte koordine ve yönetimi için Türkiye’de Müşterek Harekât Merkezinin en kısa zamanda kurulması,
3.Müteakiben, Güvenli Bölgenin bir barış koridoru olması ve yerinden edilmiş Suriyeli kardeşlerimizin ülkelerine dönmeleri için her türlü ilave tedbirin alınması konularında mutabık kalınmıştır.
Türkiye’nin güvenlik kaygılarını giderecek ilk aşama adımlar başlığında bir mutabakat var gibi. İçeriği konusunda mutabakat var mı bilinmiyor. Ama ABD’nin aylardır söylediği Fırat’ın doğusunda Türkiye’nin güvenlik kaygısının sadece sınır güvenliğinin sağlanması olduğu görüşlerini Türk tarafı da kabullenmiş gözüküyor. Öyle olunca da, aynı Türkiye’nin sınır güvenliği sağlandıktan sonra sınırın diğer tarafındaki konularda Türkiye’nin alacağı rol yok durumu ortaya çıkıyor.
Çünkü ABD’nin Türkiye’nin tek güvenlik kaygısı olarak dikte ettiği sınır güvenliği konusuna Türk tarafının nasıl yaklaştığını dün MSB Akar Şanlıurfa’daki açıklamasında şöyle ifade etmişti: "Amacımız öncelikle sınırlarımızın güvenliğini sağlamak. Bizim için bu çok önemli. Gerçekten bizim bu hakkımız, görevimiz, sorumluluğumuzdur.'Hudut namustur' diyoruz ve hudut güvenliğini sağlamak için bütün arkadaşlarımız huduttaki görevlerini aksaksız, eksiksiz yerine getirmeye devam ediyorlar. Güvenliği sağlamak için de PKK’ya geçit vermemek gerekiyor. PKK’dan hiçbir farkı olmayan YPG de bölgedeki mevcudiyetini sürdürdüğü müddetçe hudutlarımızın güvenliğini sağlamak için elimizden gelen gayreti dün olduğu gibi bugün de aksatmadan sürdüreceğiz.”
Hem Türk hem de ABD’li yetkililer harekat merkezini öne çıkararak umut vaat ettiler! Türk yetkililer aslında olasılığı iyice azalan bir harekatın sanki yapılacakmış algısı veren “harekat” merkezi ifadesiyle muhtemel kamuoyu baskısını gündemden düşürdüler. ABD tarafı ise bir Türk askeri operasyonunu neredeyse görünür gelecekte engellemiş olmanın keyfiyle konuyu köpürttüler. Hemen askeri heyetlerini gönderdiler. Konuya verilen önemi göstermek açısından da ABD Avrupa Komutanlığı (USEUCOM) komutan yardımcısı Korgenerali de gönderdiler.
Çavuşoğlu "Menbic gibi olmayacak, izin vermeyiz" diyor. Ama öyle olacak gözüküyor İkinci bir Menbic kandırmacası fiilen sahada.
Haziran 2018'de Menbic yol haritasının detaylarını TSK ile ABD'nin Almanya'daki Avrupa Kuvvetleri Komutanlığından (USEUCOM) askeri heyetler ile yürütmüştü. Evet Türkiye USEUCOM sorumluluk alanındaydı ama harekat yapılacak Menbic CENTCOM sorumluluk alanındaydı. Asıl belirleyici olan CENTCOM iken Türkiye'nin USEUCOM ile muhatap edilmesinin oyalamanın ve kandırmanın başlangıcı olduğunu 13 Haziran 2018'de Yeniçağ'da söylemiştik.
Şimdi de öyle olacak. Çünkü CENTCOM sorumluluğundaki Fırat'ın doğusu için kurulacak müşterek harekat merkezini konuşmak üzere yine USEUCOM/Almanya'dan ABD askerleri geldi.
Haydi bunu AB’nin kendi iç komuta kontrol işleyişi diyelim. Ama bunun Türkiye’ye karşı bir oyalama ve geçiştirme, konuyu başka hedeflere yönlendirme olduğunu bir kez daha söyleyerek uyaralım: Bunun sonu Türkiye’nin daha büyük tehditlere maruz kalmasıdır.
Ve Harekat Merkezinin amacına gelelim.
Türk tarafı kurulacak harekat merkeziyle Fırat doğusunda kurulacak 32 km derinliğinde bir alanının güvenli bölge olacağını, bu bölgedeki PKK/YPG’nin bölge dışına çıkarılacağını, silahlarına el konulacağını, bölgenin kontrolünün Türkiye’de olacağını iddia ediyor. Talepleri de bu yönde.
ABD tarafından bu konuda en net açıklama Şanlıurfa’ya gelen USEUCOM komutan yardımcısı Korgeneralin ziyaretine ilişkin olarak USEUCOM’dan yapılan açıklama.
Ara bilgi verelim. CENTCOM ve USEUCOM operasyonel komutanlıklardır ve görevleri açısından doğrudan ABD Başkanına bağlıdır.
Açıklamanın tercümesi aynen şöyle:
"Devam eden müzakereler, geçtiğimiz hafta Ankara'da düzenlenen ve Türkiye'nin güvenlik endişeleri, IŞİD’in yeniden birleşmesini önlemek için Suriye'nin kuzeydoğusunda güvenliği sağlama ve Koalisyon ve ortaklarımızın IŞİD’in tamamen bozguna uğratma başarısına odaklanmasını sağlama konularına değinen askeri görüşmelerin hemen ardından gerçekleştirildi. Müşterek harekat merkezi bu çaba için planlama ve bilgi vermeyi sürdürecektir."
Ne diyor ABD? Kurulacak harekat merkezi Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlanmasına yönelik sonrasında da Suriye kuzey doğusunda IŞİD’le mücadele hedeflidir. O kadar.
Güvenli bölge uygulaması maksadıyla tesis edilecek harekat merkezinin amacına ilişkin olarak Türkiye ile ABD’den gelen açıklamalarda bir örtüşme görüyor musunuz? Hayır.
Peki ne var? Bir harekat merkezi kurulacak. Bu harekat merkezi Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak üzere sınır hattında 5-6 km (yer yer 9 km ) derinliğinde oluşturulacak bir tampon bölgeyi kontrol edecek. Tampon bölgenin güneyinde 32 km’ye kadar derinlikte ise havadan kontrol için uçuşa yasak saha oluşturulacak. Aslında koalisyon bu bölgede zaten uçuş yapıyor. Bu uçuşların asıl hedefi ABD açıklamasında olduğu gibi IŞİD.
Bölgenin böyle olacağını nereden çıkarıyoruz? ABD’nin Suriye temsilcisi diplomat Jeffrey’nin aylardır yaptığı açıklamalardan biliyoruz. Rakamsal olarak, görevler olarak yapmak istediklerini açıkladıkları Suriye politika değerlendirmelerinden biliyoruz. Irak kuzeyindekinin aynısını Suriye kuzeyinde yapmak istediklerini açıkça resmen söylediklerinden biliyoruz. Ve ayrıca ABD’den aldığı talimat ve yönlendirmeyle SDG’nin yani PKK-YPG’nin yaptığı açıklamalarından biliyoruz.
ABD açıklamasında PKK-YPG-SDG’den hiç tek kelime bahsedilmemesi, uzaktan yakından ima bile edilmemesi dikkat çekici.
Bu durum, ortak hedefler ve tehditler konusunda mutabakat olmadan müşterek harekat merkezi kurmakla ABD’nin Türkiye’yi bir kez daha kandırdığının ve Fırat doğusunda kendi hedefleri doğrultusunda Türkiye’yi alet ettiğinin açık ilanıdır.
ABD Avrupa Komutanlığının açıklaması da bunun resmen duyurusudur.
Tabi burada sadece ABD’yi suçlamakla bu vahim gelişmeden kurtulunamaz. Bunca uyarılara rağmen iktidarın  bir ABD-PKK planı olan güvenli bölge uygulamasını hayata geçirmek için ABD ile mutabık kalmayı başarı olarak sunması ve körü körüne ısrar etmesi en büyük hatadır. Yol yakınken, henüz harekat merkezi açılmamışken bu içi boş mutabakattan dönülmelidir.
Bakalım Türk yetkililer ABD Komutanlığının Türk tarafının açıklamalarını yalanlayan boşa çıkaran açıklamasına ne diyecek. Halen sanal bir başarı ve umut hikayesi mi anlatılacak yoksa kabullenilecek mi?  Veya olasılığı iyice düşen bir harekatı yeniden gündeme taşımayı deneyebilecek mi?








13 Ağustos 2019 Salı

Yerel Yönetimlere Kültürel Özerklik Mi?

Yerel Yönetimlere Kültürel Özerklik Mi?



 Cahit Armağan Dilek
30 Kasım 2018

Yerel Yönetimlere Kültürel Özerklik Mi?
    2008’lerde başlayan açılım politikaları 2013 başında çözüm sürecine dönüştü ve PKK terör örgütüyle müzakereler başladı. O dönemde terör örgütünün ne kadar barışçı olduğu masalı anlatıldı, terörist başına methiyeler düzülerek Türkiye’ye ve hatta bölgeye barışı huzuru getirecek kişi olarak pazarlandı. Sonuç Temmuz 2015’te başlayan terör sarmalında binlerce şehit ve yaralı.
Anlaşılan terörün vahşi yüzü, şehit ve gazilerimiz unutulmuş olacak ki yerel seçim sathi mahalline girildiği son dönemde akıllarından çıkarmadıkları çözüm-müzakere süreci yeniden hortlatılıyor.

    Hortlatılıyor diyorum çünkü çözüm süreci denilen yıkım süreci kan ve gözyaşından başka bir şey üretmemiş, Türkiye’nin bekasının temellerine dinamit döşemişti. Buna rağmen halen keşke çözüm süreci bozulmayıp devam edilseydi diyenler şimdi yeniden aynı ipe sarılmış durumda.
AKP heyetinin Almanya ziyaretinde federal yapıya ilişkin görüş alışverişinde bulunduğu açıklandı. Bizde federal yapı olmadığına göre sadece verilen değil alınan bir görüş olduğu aşikar.
Peşinden çözüm sürecinin "Akil İnsanlar" heyetinde yer alan isimlerin  de katıldığı PKK ile müzakerelerle özdeşleşmiş Norveç'in başkenti Oslo'da Demokratik Gelişim Enstitüsünün (DPI) toplantısından görüntüler medyaya verildi. DPI'nın direktörü Kerim Yıldız, aynı zamanda Kürt İnsan Hakları Girişimi(KHRP)'nin Başkanı. KHRP, K.Yıldız'la birlikte teröristbaşının Avukatı Mark MullerStuart tarafından kurulmuş. KHRP'nin onursal başkanı ise İngiltere Lordlar Kamarası Üyesi Lord Eric Avebury. KHRP, AİHM'de Kürtlerle ilgili Türkiye aleyhine açılan davaları takip ediyor. Sitesinde Türkiye, Suriye, İran ve Irak'ta toprakları olan bir Kürdistan haritası yer alıyor.

Medyaya yansıyan fotoğrafların birinde toplantı odasındaki panoda yazan “Türkiye’de zor günlerin yaşandığı bir dönemde kapsamlı diyaloğu desteklemek” ifadesi toplantının müzakere sürecini canlandırma hedefini açıkça ortaya koyuyor.

Aynı enstitüyü geçen aylarda aralarında eski üç bakanın da olduğu AKP heyeti ziyaret etmişti. 

İşin ilginç yanı medya sızdırılan bu tür ziyaret ve toplantılar buzdağının görünen kısmı. Muhtemelen iç politika hedefleri bağlamında birilerine merak etmeyin çözüm sürecini unutmadık biz de istiyoruz mesajı vermek için medyaya yansıtıyorlar.

Şunu söyleyelim müzakere süreci dış patentlidir, milli ve yerli değildir. Avrupa, ABD, Irak ve Suriye'de ve hatta Türkiye'de benzer çok sayıda toplantı görüşme yapılıyor. AKP ve HDP’li heyetlerinin peşpeşe Barzani yönetimiyle görüşmek için Irak’ın kuzeyine gidip geldiğini görüyoruz.
Müzakere sürecinin doruk noktası Dolmabahçe’deki fotoğraf ve orada yapılan açıklamalaroldu.Açıklama metninin ana fikri terörist başıyla ortak anayasa yapılması, burada Kürtlere özerklik verilmesini, Kürtlerin ve Türklerin devletin ortakları olarak tanımlanması, dolayısıyla federasyon hatta konfederasyonun önünü açılmasıydı. Tek vatan tek millet değil çok ortaklı çok parçalı vatan!

Türkiye’de bunlar olurken IŞİD bahanesiyle PKK, ABD planları ve desteğiyle, Suriye kuzeyinde fırsatı değerlendirip Irak ve Türkiye’deki pozisyonun önünde bir pozisyon elde etti. Suriye’nin dörtte birini, enerji ve su kaynaklarının yüzde 70’ini kontrol ediyor. Siyasi sürece katılmak üzere hazırlık yapıyor.

ABD desteğinde ama Rusya’nın hazırladığı ilk taslak yeni Suriye anayasasında kültürel özerklik PKK/YPG için cepte ve müzakere masasına bu seviyeden başlayacaklar. Arazideki avantajlı konumlarına bakılırsa daha fazlası da anayasada yer alabilecek.
Türkiye’nin  Suriye’de terör örgütleriyle işbirliği yapma çıkışlarına ABD adı konulmamış bir çözüm süreciyle karşılık veriyor. PKK-YPG’yi sözde ayırıp, PKK’nın görselliğini azaltıp, YPG’nin PKK ile bağının olmadığını göstermeye çalışıyor. Menbic’te başlayan ve Fırat doğusuna genişleyen devriye mekanizmasıyla Türkiye ile YPG’yi  müzakereye yönlendiriyor.
İşte tam da bunlara paralel olarak Türkiye’de yukarıda anlattıklarımız yaşanıyor. Ama bir şey daha var. 28 Ekim’de yayınlanan 2019 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programında Erdoğan yönetiminin 2019 yılı makroekonomik ve sektörel politikalar ile bunların hayata geçirilmesine yönelik uygulamalar açıklandı.
Bu programdaki 104 numaralı tedbir dikkat çekici. Şöyle diyor: Kültürel tesis ve faaliyetler kademeli olarak yerel yönetim kuruluşlarına devredilecektir.



Kültürel tesis ve faaliyetlerin yerel yönetimlere devri ne demek? Bu yerel yönetimlere kültürel özerklik vaadi değil mi? Yerel seçim yılı olan 2019’da böyle bir yetki devri yapacağı demek bazı şehirlerdeki seçmene mesaj mı?  Benzer yetki devri ekonomide, eğitimde, güvenlikte de olur mu? Kaygılanmayalım mı? Olanlar olacakların habercisi değil mi?
Dediğimiz gibi yeni müzakere-çözüm sürecine giden yolun taşları içeride dışarıda her yerde döşeniyor. Bize de uyarmak, şehitlerimizi ve gazilerimizi unutmayın demek düşüyor.



***

25 Ocak 2019 Cuma

Türkiye yi Yönetenler Bunlara Niye Sessiz

Türkiye yi Yönetenler Bunlara Niye Sessiz


Cahit Armağan Dilek  
14 Aralık 2018


      Kendimi tekrar etme pahasına yazmaya ve uyarmaya devam edeceğim. 
Çünkü geri dönülemez bir noktaya çok yaklaştık.

Nedir bu? 
Türkiye’nin dört bir tarafının farklı düzlemlerde değişik mekanizmalarla kuşatılması.

Türkiye’nin sanki karar alamıyormuş gibi sözde hızlı karar alma bahanesi ön plana çıkarılarak hükümet sisteminin değiştirilmesi algısıyla rejiminin değiştirilmesi kötü gidişi hızlandırmıştır.Çünkü 24 Haziran’dan bugüne kadar yaşananlara bakıldığında Türkiye’nin yönetişim sorunu yaşadığı ve yönetilememe sarmalına girdiğini görüyoruz.

İçerideki bu yönetişim sorunuyla birlikte çevremizdeki kriz noktalarına dikkat çeken yazılar yazdım. Bu krizler düzleminde (İran, Irak, Suriye, Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz, Ermenistan) Türkiye’nin inisiyatifini ve kozlarını kaybettiğini, hareket serbestisinin kaybolduğunu ve sınırlarının içine çekildiğine işaret ettim.

Türkiye’yi kuşatmayı yönelik diğer hamleler ittifaklar düzleminde geliyor. Başlangıçta İslam Ordusu adı altında bizim de yer aldığımız ancak son dönemlerde Arap NATO’su olarak anılan oluşum Ortadoğu Stratejik İttifakı adı altında fiiliyata evriliyor. Kuruluşun en somut adımı Ocak 2019’da Vaşington’da Körfez ülkeleri ile Mısır ve Ürdün’ün katılımıyla yapılacak.  Burada can sıkıcı olan bu ittifakın ayak izlerinin şimdiden hem ekonomik hem de askeri Fırat’ın doğusunda PKKistan oluşunda rol almaya başlaması. Suudi ve BAE askerleri PYD bölgesinde dolaşmaya başladı bile.

Bunun yanında Yunan-Rum medyasından sonra İsrail medyası da zaten bir süredir açığa çıkmış olan bölgedeki Türk-Rus ortaklığına  karşı koymak için bölgesel dörtlü ekseni ya da ittifakı somut olarak yazmaya başladı. Tel Aviv'de ABD'nin Ortadoğu'da özellikle Suriye ve Kıbrıs'ta özellikle Türkiye ve Türk-Rus ortaklığının geliştiği karşı olacak GKRY ve Yunanistan'ı bir araya getirecek 'bölgesel eksen' kurmak için harcadığı çabaları dile getiriyorlar.

Doğu Akdeniz’de 4’lü olarak başlayacak ve enerji paylaşım temelli başlayan bu ittifakın askeri ittifakı dönüşmesi büyük olasılık gözüküyor. Bu ittifakın Mısır, Lübnan, Ürdün ve Fransa’yı da kapsamı bekleniyor.

Benim önceki yazılarımda Kıbrıs’ı merkeze alması itibariyle Rum NATO’su olarak tanımladığım bu askeri ittifak oluşumuna Türkiye tepkisiz ve sessiz kaldı. Türkiye Doğu Akdeniz’de kendisine karşı bir askeri ittifak oluşumun ne kadar farkında şüpheli!

Rusya ise sert tepki gösterdi ABD ve GKRY’yi Kıbrıs’ı askerileştirmemesi için uyardı. Çünkü ABD Kıbrıs’ta askeri üs kolaylıkları edinme ve konuşlanma hamlelerini sıklaştırdı. Bu askeri ittifak Türkiye’ye karşı Yunan-Rum ikilisine güvence sağlarken ABD’nin de Doğu Akdeniz ile Tartus-Lazkiye’deki Rus askeri konuşlanmasını yakın takibe ve baskıya alma maksadına destek sağlayacak.

Bunun bir ileri safhası ABD’nin Arap NATO’suyla Doğu Akdeniz’de Kıbrıs merkezli yeni askeri ittifakı birleştirmek en azından koordineli hareket etmesini sağlamak. Hedef Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da sınırlarının dışına burnunu çıkarmasını önlemek.

Diğer bir kuşatma alanı ise Türkiye’nin sürüklendiği müzakere süreçleri.

Kıbrıs’ı tamamen ilhak etmeyi nihai hedef belirlemiş Yunan-Rum ikilisiyle müzakereyle sonuç alınacağına halen inanmak! Ege’de adlarımızı işgal eden, Ege’yi Yunan gölü haline getirmeye ant içmiş, anlaşmaların hilafına adları silahlandıran, Taşoz adası civarında olduğu gibi gayrimeşru petrol çıkaran Yunanistan ile “inkişafi görüşmeler” ile boşa kürek çekip Yunan’ın ekmeğine yağ sürmeye devam ediyoruz.

Hiç farkında değiliz ama Türkiye Suriye’de de bir müzakere sürecine çekiliyor. Suriye’nin yeni anayasası ve yeniden inşası gibi siyasi süreç Türkiye’yi PYD/YPG’nin etkin aktör olduğu Fırat doğusundaki yerel yönetimle ilişkiye yönlendiriyor.

ABD’nin Suriye özel temsilcisi Jeffrey’nin Ankara’dan sonra Gaziantep’te ilginç görüşmeler yaptı. Türkiye’nin kontrolündeki PYD muhaliflerinin ABD’nin kontrolüne  terk edilmesi, Fırat’ın doğusunda istikrar faaliyeti altında iş yapan STK’larımızın olduğunun açığa çıkması zaten Türkiye’nin PYD bölgesiyle irtibata geçtiğini göstermez mi?

Jeffrey Türkiye gelmeden Suriye’de de Irak’takine benzer uçuşa yasak bölge oluşturulmasını önerirken, bölgede bunun hazırları devam ederken PYD kaynakları uçuşa yasak bölge ilanının an meselesi olduğunu söylerken bu konunun Türk tarafınca hiç dillendirilmemesi ABD’nin planlarının kabul edildiğini göstermez mi?

Fırat üzerine ve Türk sınırına Arap SDG’lilerin yerleştirilmesi, gözlem noktalarının kurulması, uçuşa yasak bölge ilan edilmesi PYD bölgesinin özerk veya yarı-devlet olarak ilanı demek değil midir? 

Türkiye’yi yönetenler buna niye sessiz?


https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/turkiye-yi-yonetenler-bunlara-niye-sessiz


***

Dört Tarafımız Türkiyesiz dizayn ediliyor

Dört Tarafımız Türkiyesiz dizayn ediliyor



Cahit Armağan Dilek  
23 Kasım 2018


    Türkiye'nin çevresindeki kriz noktalarında gelişmeler görüntüde Türkiye lehineymiş algısı verse de biraz dikkatli bakıldığında Türkiye'nin nihai hedefini bilmediği senaryolara sürüklendiği görülmektedir. Gelin çevremizde şöyle bir tur atalım.

Katar Dışişleri Bakanının Bağdat ziyaretinde Irak, İran, Katar, Türkiye ve Suriye'yi kapsayan 5 ülkeden koalisyon kurulmasını önerdiği bildirildi. Görünürde olumlu bir haber. Ama böyle bir önerinin Katar gibi batılı doğulu tüm devletlerle gizli iş tutan bir devlet üzerinden gelmesi dikkat çekici.

Katar bunu bir başka devletin yönlendirmesiyle mi yapıyor sorusunun cevabını bulmak gerekir. Trump'ın 2017'de S.Arabistan'daki zirvesinde Ortadoğu Stratejik İttifakı kurulması kararı alınmıştı, başına da Suudileri oturtmuşlardı.

Halbuki böyle ittifaklar bölgenin lider ülkesi Türkiye tarafından organize edilmeliydi. Türkiye'nin bu gücünün olduğu ve kamu görevinde olduğumuz dönemlerde bunun strateji dokümanlarına girmesini de sağlamıştık. Devamı gelmedi. Ancak şimdilerde sadece kimin ne yaptığını takip eder, sıklıkla da şikayet eder durumdayız.

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, bir körfez ülkesine ait askeri bir gücün Suriye'nin kuzey doğusunda Irak sınırına yakın Deyrezzor’a yerleştiğini bildirdi. Haber henüz teyit edilmedi ancak ABD'nin Suriye'ye Arap gücü konuşlandırma planlarını biliyoruz. ABD Fırat'ın doğusuna Türkiye'den önce Körfez ülkelerini yerleştiriyor olmasın?

Fırat'ın batısında operasyon yapıp kontrol altına aldığımız yerlerin kontrolümüz altında olmadığı haberleri geliyor.

Afrin'de TSK'nın ÖSO ile birlikte Afrin'de hırsızlık, gasp ve çete faaliyetleri yapan Şuheda El Şarkıyye (Doğu Şehitleri) grubuna yaptığı operasyon bir süredir Afrin'de çığırından çıkan işler olduğunu teyit ediyor. Diğer taraftan Zeytin Dalı harekatı sonrası yeniden Afrin'e dönen veya Afrin'de saklanmış YPG'lilerin ÖSO'ya yönelik saldırılarını, yerel halka eziyetlerini de dikkate aldığımızda Afrin'de devam eden çatışmalar başka sıkıntıların habercisi gibi.

Fırat'ın doğusunda PYD'nin Arap aşiretlerle görüşerek Türkiye'nin operasyonlarına karşı yanlarında yer almaya çağırdığı haberleri var. PYD'nin görüşmelerde Türk sınır hattında SDG Arap gruplara Türk sınırında devriye yapmasını hatta sınır güvenliğini Esad yönetimine devredilmesini önerdiği söyleniyor.

PYD'nin bu görüşmeleri ABD'den habersiz yapması mümkün değil. Bu durum Türkiye'nin El Bab'tan sonra Menbic'e yönelmesi üzerine batı ve güney sınır hattına Rus ve Suriye askerlerinin konuşlanmasıyla TSK'nın operasyonunun engellenmesine benzer bir süreci hatırlatıyor.

Yani biz ABD ile Rusya'ya mavi boncuklar dağıtırken onlar arkada bizim Fırat doğusuna operasyon  söylemlerinin de boşa çıkarak başka işler pişiriyor olabilir,.

Suriye liderliğinin ılımlı ve terörist grupların İdlib mutabakatını ihlalini sürekli hale getirmeleri üzerine İdlib'e operasyon kararı aldığı ve gün saydığı yönünde haberler sıklaştı. İran'ın da bu kararı desteklediği, Rusya'nın da operasyonu daha fazla geciktiremeyeceği duyumları geliyor.

Nitekim Rusya Türkiye'nin çok çalıştığını ancak yükümlülüklerini yerine getirmediğini  açıkladı. Savunma Bakanı Şoygu Suriye'deki mevcut durum için iki ülkenin hızlı aksiyon alması gerektiğini söyledi. Yani Rusya'nın sabrı tükenmek üzere.

Ancak Astana garantörlerinin 28-29 Kasım'daki 11. toplantısının bekleneceği ifade ediliyor. İdlib'de de zaman daralıyor.

Kaşıkçı cinayeti nedeniyle yerli yabancı tüm medyanın hedefe oturttuğu Suudi veliaht prens Selman 30 Kasım'da Arjantin'de yapılacak G20 zirvesine katılacakmış. ABD'nin Kaşıkçı raporunu açıklamadan sızdırılan bu bilgi CIA'nın raporu hakkında da .ipucu veriyor. Ve önceki gün Suudi Kral, Prens Selman’ın insan kaynağı geliştirme ve yeni nesli hazırlamaya odaklandığını söyledi. Yani kimse heveslenmesin oğlum kral olacak diyor.

Veliaht prensi G20'de aile fotoğrafında liderlerle el sıkışıp aklanırken göreceğiz galiba. Öyle olursa bu cinayetin esas faturası Türkiye'ye kesilecek gibi.

Batımızda Avrupa Ordusu tartışmaları var. Bu ordunun temeli olacak PESCO anlaşması çerçevesinde AB bir dizi kritik karar aldı. Rum-Yunan ikilisi birçok kritik projede rol almasının yanında sadece ikisinin birliğin ortak istihbarat okulu ile Müşterek Özel Kuvvetler Gücü komutasını projesini üstlenmesi arkalarına aldıkları gücü göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Bizimkiler Türkiye'ye rağmen kuş uçmaz, yaprak kıpırdamaz deseler de bölge Türkiye'siz dizayn ediliyor. Türkiye değerli yalnızlığıyla başbaşa bırakılıyor.


https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/dort-tarafimiz-turkiye-siz-dizayn-ediliyor

4 Nisan 2018 Çarşamba

Kuşatılmış Türkiye ve Afrin Harekatı

Kuşatılmış Türkiye ve Afrin Harekatı 


Cahit Armağan Dilek 
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi
cadilek9011@gmail.com
06 Mart 2018 Salı


Türkiye 20 Ocak 2018'den buyana Afrin'de yürütülen Zeytin Dalı Harekatına odaklanmış durumda. Türkiye'nin seçim sathı mahalline girmiş olmasının etkisiyle iktidarın Afrin'deki sınır ötesi terörle mücadele harekatını "Türkiye savaşta"ymış gibi göstermesi nedeniyle de harekat iç politikada da birinci 
gündem maddesi olmaya devam ediyor, gündemi Afrin'deki gelişmeler belirliyor.

Bu satırların yazarı olarak daha harekat başlamadan çok önce Afrin'de de terör örgütü yapılanması olduğunu, hedef bölge olduğunu söyleyip yazmıştım. 
Ancak yıllardır Suriye kuzeyindeki gelişmelere müdahale edilmemiş olması nedeniyle Suriye kuzeyindeki terör koridorunu engelleme maksadıyla yapılacak 
harekatın hedef önceliklendirmesinin iyi yapılması gerektirdiğini de ifade etmiştim. Bu kapsamda tehdidin ağırlık merkezinin hedef alınması gerektiğini, terör cephesinin uzunluğu da dikkate alındığında terör örgütü PKK/YPG'nin ağırlık merkezinin yani Fırat'ın doğusunun ana, acil ve öncelikli hedef olması 
gerektiğini belirtmiştim.

Siyasi iktidar bir şekilde kendi değerlendirmesi çerçevesinde Afrin'i önceliklendirmiş ve orada harekat başlatılmıştır. Zor, uzun süreli, kırılgan bir 
hal tarzı tercih edildiğini düşünüyorum. Ama hedef önceliklendirmesine katılmasam da Afrin harekatının başlamasıyla birlikte bize düşen görev de Türk 
milletinin bağrından çıkan Türk ordusunun ve ona destek veren Türk jandarması, Türk polisi ve korucularımızın mümkünse kayıpsız olarak ve kendilerine verilen 
talimatlar doğrultusunda harekatı başarılıyla sonuçlandırılmasını desteklemektir, öyle de yapıyoruz. Ancak bunu yaparken de kuşkusuz harekatın 
başarısı için aksaklıklara yönelik uyarılarımızı da yapmaya devam edeceğiz.

İşte Türkiye'nin siyasi, askeri, ekonomik, diplomatik bütün ağırlığını Afrin'e 
odakladığı bir ortamda yapılması gereken bir uyarının da  "tehdidin sadece orada olmadığını,  çevresinde Türkiye'yi kuşatmaya yönelmiş muhtemelen daha büyük tehdit halkalarının bulunduğuna" dikkat çekme olduğunu düşünüyorum. Çünkü bütün kartlarımızı tek bir tehdide yöneltmek, hepsini aynı sepete koymak doğru değildir ve daha büyük sorunlara, tehditlere yol açabilir. Çok detaylı yazılıp tartışılabilecek bu konular burada ana hatlarıyla ifade edilecektir.

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'ta Türkiye dışlanıyor: Kıbrıs'ta KKTC ile GKRY arasında 
yeniden müzakereleri başlatıp KKTC'yi ilhak etmeye yönelik Rum/Yunan 
politikaları arkasına ABD ve AB'yi de almış olarak devam etmektedir. Doğu 
Akdeniz'in zengin enerji kaynaklarını kontrol altına almak üzere Türkiye'yi 
dışlayan mekanizmaların (Yunanistan-GKRY-Mısır, Yunanistan-GKRY-İsrail, 
Yunanistan-GKRY-Lübnan) Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi adeta yok sayıp karasularına hapseden münhasır ekonomik bölge girişimleri, bu bölgelerde AB ülkelerinden, ABD'den ve hatta Katar ile S.Arabistan gibi ülkelerin firmalarının sondaj faaliyeti başlattıklarını, aynı ülkelerin savaş gemilerini de bölgeye göndererek sondaj çalışmalarına eskortluk edip Türkiye'ye gözdağı verdiklerini görüyoruz. GKRY'nin Kıbrıs'ta yarattığı sorunları AB'ye mal edip Türkiye ile AB'yi karşı karşıya getirmek istediği de aşikar.

Yunanistan Ege Denizi'ni işgal ediyor: Ege'de Yunanistan'dan kaynaklanan 
sorunlar karmaşıklaşarak varlığını sürdürmektedir. Bunların en başında aidiyeti 
anlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş 152 civarında ada, adacık ve kayalığın 
fiili Yunan işgalinde olması gelmektedir.  Sadece Kardak kayalıklarında fiilen 
bulunamayan Yunanistan, karasularını ve hava sahasını AB sınırları olarak sunup krizi ve muhtemel bir çatışmayı Türkiye-AB arasında yaşanmasını sağlamaya yöneldiğini görüyoruz.

Ege'de NATO Daimi Deniz Gücü daimi hale geldi: Suriyeli göçmenlerin Avrupa'ya geçişini kontrol altına almak ve engellemek üzere Türkiye ile AB arasındaki anlaşmalar sonrasında NATO'dan talep edilen destek bağlamında 2016 yılı başlarından itibaren Ege denizinde NATO Daimi Deniz Gücü görev yapmaktadır. 

Burada can sıkıcı olan husus bu güçteki yabancı savaş gemilerinin Türk 
karasularında da görev yapma serbestliğinin olmasıdır. Avrupa'ya Suriyeli göç 
konusu büyük ölçüde durmuş olmasına ve Türkiye'nin gerek kalmadı demesine rağmen NATO görevinin devam etmesi anlaşılır değildir.

Karadeniz NATO/ABD denizi oluyor: Önceki yılarda defalarca uyarmamıza rağmen Türkiye'de üzerinde belki de hiç konuşulmayan konulardan biri. ABD'nin sadece Karadeniz'de varlığımız yok oraya da gireceğiz politikası çoktan sır olmaktan çıkmıştır. 2000'li yılların başına geldiğimizde Türkiye'nin liderliğinde 
Karadeniz'e kıyıdaş devletler arasında oluşturulan siyasi ve özellikle askeri 
işbirliği mekanizmalarının ABD'nin NATO Füze Kalkanı Projesi ve Kırım'ın Rusya 
tarafından ilhakı gerekçeleriyle ABD/NATO tarafından Karadeniz çevresindeki 
ülkelerde denizde daha fazla NATO/ABD askeri varlığının yerleştirilmesinin, 
bulundurulmasının bahanesi edilmiştir.  ABD savaş gemileri neredeyse aralıksız 
Karadeniz'de varlık göstermekte, savaş uçakları Karadeniz üzerinde uçmakta, daha önce kendi ülke bayraklarıyla gelen ülkeler artık NATO görev gücü adı altında Karadeniz'de bulunmakta, tatbikatlar yapmaktadır.

Bütün bunlara Rusya'nın sessiz kalması beklenemezdi. Rusya da aynı şekilde 
karşılık verdi, Karadeniz ve çevresinde askeri varlığını artırdı, uzun menzilli 
füze ve savaş uçaklarını konuşlandırdı. Kısaca Karadeniz'de askeri yığınaklanma 
ve silahlanma yarışı başladı. Bu da beraberinde sıcak çatışma olasılığını 
getirdi. Böylece barış ve huzurun sahip olduğu Karadeniz, ABD'nin ben de orada 
olacağım zorlamasıyla bu ortamı kaybetti ve yeni çatışma alanı olarak ortaya 
çıkmaya başladı. Tabi ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mayıs 2016'da “Balkan Ülkeleri Genelkurmay Başkanları Toplantısı“nda yaptığı konuşmada NATO’yu Karadeniz’deki varlığını artırmaya çağırmasının Türkiye açısından ve Türk-Rus ilişkileri açısından büyük talihsizlik olduğunu da ifade edelim.

Rusya üç taraftan Türkiye'yi çevreliyor: Yukarıda kısaca ifade ettiğimiz 
Karadeniz'de artan NATO/ABD varlığına karşı Rusya'nın Kırım'a yerleştirdiği S400 füzeleri, uzun menzilli savaş uçakları, radar sistemleri, ve Karadeniz filosun kattığı savaş gemileri ve denizaltılar ile Karadeniz'i kontrol etmektedir. 
Ermenistan ile ikili askeri anlaşmaları çerçevesinde o ülkye S-300 füze sistemi 
konuşlandırmıştır. Eylül 2015'te askeri olarak müdahil olduğu Suriye'de S400 
başta olmak üzere en gelişmiş savaş uçaklarını, radar ve istihbarat sistemlerini 
konuşlandırmıştır. Evet Rusya ile Astana süreci kapsamında İdlib ve Afrin'de 
daha önce Fırat Kalkanı harekatında işbirliği yapıyoruz dediğinizi duyar 
gibiyim. Ama bu Rusya'nın bir numaralı tehdit gördüğü ABD liderliğindeki 
NATO'nun üyesi Türkiye'yi Batı ittifakını çatlatmak aralarındaki ikili çoklu 
ilişkileri bozmak için bir manivela olarak kullanmayacağı anlamına gelmiyor. 
Sahadaki gelişmeler aslında bunu teyit eder niteliktedir. Yukarıdaki özet askeri 
konuşlanması da bunu göstermektedir.

Yukarıdaki haritaya bakıldığında aslında Rusya'nın Türkiye'yi kuzey, doğu ve 
güneyden çevrelediğini rahatça görebilirsiniz. Unutmayalım ülkeler arasında 
dostluk yoktur, çıkarlar ve çıkar ortaklıkları vardır.

Güney sınırları boyunca terör koridoru oluştu: 2008 sonrasında başlayan açılım 
politikaları ve müzakere/çözüm sürecinin sonunda yurt içinde yarattığı terör 
sarmalı yanında eş zamanlı olarak sınırlarımızın güneyinde Irak ve Suriye 
kuzeyinde PKK/YPG/PYD terör örgütünü kontrolünde bir terör koridorunun oluştuğu da görüldü. Tehdit büyümeden müdahale edilmemiş olması nedeniyle önce Fırat Kalkanı sonra Zeytin Dalı Harekatıyla kapsamlı harekatlar yapılmak zorunda kalındı. Ancak Fırat'ın doğusundaki daha uzun bir koridora bir etki yapılamadığı anlaşılmaktadır.

Bu terör koridorunun sonunda Akdeniz'e açılmanın yanısıra kuzeye yani Türkiye'ye doğru genişlemeyi hedeflediğini, Türkiye'nin Ortadoğu ile bağlantısını kestiği gibi Türkiye'yi sınırları içine hapseden, Ortadoğu'daki gelişmelere etki 
edemeyen, terör koridorunu bir ülke konumuna soktuğunu görmemek mümkün değil. Halihazırda Fırat'ın doğusunda ABD  desteğinde PKK devletçiğinin inşa sürecinin devam ettiği görülmektedir. Ayrıca PKK/YPG'nin Irak kuzeyindeki boşluğu doldurmaya yönelik hamleler peşinde olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Güney sınırları boyunca askeri olarak olmasa da Irak ve Suriye'de siyasi nüfuz 
kurarak terör koridoruna paralel bir Şii koridorunun da İran tarafından 
oluşturulmakta olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Terör örgütleri yurt içinde pusuda bekliyor: PKK terör örgütü yurt içinde Temmuz 2015'ten sonra çok büyük zayiatlar aldı, yurt içindeki eylem kabiliyetine önemli oranda darbe vuruldu. Bu 2017 yılıyla birlikte PKK'nın saldırılarında belirgin bir düşüşe yol açtı. Ancak bu durum Türkiye'yi yanıltmamalı. Çözüm sürecinde PKK'nın Türkiye genelinde yığınaklar yaptığı, yapılanmalar oluşturduğu bilinmektedir. Temmuz 2015'ten sonra bunun ne kadarı bertaraf edildi tam bilinmemektedir. Ayrıca PKK terör örgütünün 2014'ten buyana ağırlığı Suriye kuzeyine verdiğini, oluşan konjonktür nedeniyle Suriye kuzeyini öncelikli olarak ele aldıkları, ABD'nin desteğiyle burada PKK açısından önemli ilerlemeler yaptıklarını da görmeliyiz. Dolayısıyla Suriye kuzeyinde kendilerini sağlama alacak PKK/YPG terör örgütünün yeniden Türkiye'ye yönelmeleri mutlaka beklenmelidir. Hele Kandil'in PKK'nın kuruluşunun 40. yılı olan 2018'de Türkiye'de zafere ulaşmayı hedeflediğini gösteren açıklamalarına bakılırsa PKK'nın pusuda beklediğini söylemek hiç de abartı olmayacaktır.

Diğer taraftan aşırı köktendinci selefi dinci IŞİD, El Nusra gibi terör 
örgütlerinin yeniden bir yapılanma, teşkilatlanma içine girdikleri, bu 
örgütlerin Türkiye içinde de benzer hazırlık içinde olduğu yabancı uluslararası 
raporlara tehdit değerlendirmelerine yansımıştır. Yani bu terör örgütleri de 
taşeronluğunu yaptıkları güçlerin talimatını beklemektedirler.

Çok sayıda yabancı asker, savaş uçağı, silah sistemi Türk topraklarında: IŞİD'le 
mücadele kapsamında hükümet TBMM'den aldığı yetkiye dayanarak Türk topraklarını ve askeri üslerini IŞİD karşıtı koalisyon üyelerine yani yabancı ülkelere açtı. ABD ile başlayan bu süreç Temmuz 2015'te açıklanan İncirlik Mutabakatı olarak biliniyor. İncirlik Mutabakatı taraflarca imzalanmamış olup sadece sözlü mutabakat gereğince önce ABD daha sonra başka ülkeler de olmak üzere çok sayıda savaş uçağı, asker, silah (HIMARS gibi) ve istihbarat sistemi (NATO AWACS'ları, füze savunma sistemleri dahil) Türkiye'de konuşlandı. Yabancı savaş uçakları Türkiye'den izin almaya gerek duymadan Suriye'de operasyonlar düzenledi, düzenliyor.

IŞİD karşıtı koalisyonun yayımladığı bilgilere göre 60'dan fazla yabancı ülke 
savaş uçağı, 1.200'den fazla yabancı asker Türkiye'de konuşlanmış durumdadır. 
İşin ilginç tarafı, tabi ki Türkiye tek taraflı kimseye sormadan bunu 
durdurabilir ancak, yabancı asker ve uçakların sayıları ve görev süresinin önü 
açıktır, bir sınırlama gözükmemektedir. Aylardır IŞİD'in artık bittiği 
dillendirilmesine, özellikle ABD uçaklarının PYD/YPG'ye verdiği destekle Suriye 
kuzeyindeki alanlarını genişlettiği bilinmesine rağmen halen İncirlik 
Mutabakatına son verilmemesi, ABD'nin YPG'ye askeri desteğine karşı bir koz 
olarak kullanılmaması, hatta tek bir imada bile bulunulmaması anlaşılır 
değildir. Bu anlaşılmazlık içinde, "Türkiye'deki yabancı askerler bizim 
bilmediğimiz başka bir şey için mi beklemektedir?" sorusu akla gelmektedir.

Sonuç olarak; Yukarıda çizilen resim kuşkusuz Türkiye açısından olumsuzdur, 
ciddi tehlike ve tehditlere işaret etmektedir. Bütün bunlara Türkiye içinde son 
yıullarda iyice artan kutuplaşmayla birlikte iç cephede yaşanan kırılganlık ve 
zayıflama, devlet yönetiminde kurumsal karar sürecinin devre dışı bırakılmasıyla 
devlet yönetiminde yaşanan yönetişim sorunlarını eklemek lazım.

Böyle bir ortamda, Türkiye'nin icra ettiği Afrin harekatı önemlidir, hele 
başarıyla sonuçlandırmak tabi ki çok önemlidir. Burada elde edilecek keskin bir 
başarı Türkiye'nin elini güçlendirecektir. Ancak içinde ve sınırlarının hemen 
dışında Türkiye'yi kuşatan büyük bir tehdit halkası  (üstelik NATO ittifakı 
içinde müttefik oldukları ABD ve Yunanistan gibi, üye olmaya çalıştığı AB, 
Suriye'de kritik işbirliği yaptığı Rusya tarafından) varken iç ve dış politikada 
sadece Afrin'e odaklanmak, Afrin'de zafer elde edilince herşeyin düzeleceğini, 
tehditlerin bertaraf edileceğini düşünmek ve bunu kamuoyuna anlatmak doğru 
değildir.

Yukarıda başlıklar altında ifade edilen tehdit noktalarının her biri ayrı ayrı 
tehdit senaryolardır. Bununla birlikte, Türkiye'yi hedefine almış bu tehdit 
noktalarını yaratan güçler işbirliği yaparak ya da domino etkisiyle tehdit 
noktalarının peşpeşe harekete geçip tehdit kuşağının sıkışarak Türkiye'yi 
hareketsiz bırakması ya da hareket alanının daraltması en büyük tehdit olarak 
karşımızda durmaktadır. Bu nedenle, Türkiye'nin dış politikası, savunması ve 
güvenliği iç politikaya malzeme yapılmadan ve tek bir noktaya odaklanarak değil resmin büyüğü düşünülerek ele alınmalı, Türkiye'nin bekası ve çıkarları esas olmalıdır.

Uzman Hakkında
 Uzmanın Diğer Yazıları

  Kuşatılmış Türkiye ve Afrin Harekatı 
  PKK'nın PYD/YPG Üzerinden Aklanması ve Siyasi Sürece Sokulması 
  Afrin'den Sonrası; Menbic, İdlib, Sünni Bölge, Fırat'ın Doğusu/ABD-PKK 
  Ortaklığı ? 
  Afrin'de Zeytin Dalı Harekatının Muhtemel Sonuçları, Etkileri ve Beklenen 
  Senaryolar 
  Terör Koridorunu Önlemek ve Afrin'le "Stratejik Aldatma"ya Maruz Kalmak 
  Türkiye'nin Yalancı İç/Dış Gündemi ve Suriye'de Yanlış Siyasi/Askeri Hedefleri 
  PKK Devletçiğinde Son Perde; PYD'ye Siyasi Tanıma ve ABD Diplomatik 
  Temsilciliği 
  Türk Hükümetinin Dış Politikasında Son Durum; ABD "in", Rusya "out"  
  Trump'ın Ulusal Güvenlik Stratejisinin Şifreleri ve Türkiye 
  Sünni İslam İttifakı; Kimler Niçin ve Nasıl Kurdu? Türkiye Ne Yapmalı? 
  Suriye'de Yeni Dönem; Putin'in Tam Kontrolünde SOÇİ SÜRECİ 
  NATO'dan Çıkmak ya da Çıkmamak, Esas Mesele Bu Değil! 
  S.Arabistan, Lübnan, İsrail... Irak/Suriye'de IŞİD Bitiyor Derken Şii-Sünni Savaşı Mı? 
  Rakka'da PKK Kontrolü ve Suudi Bakanın Ziyareti Ne Anlama Geliyor? 
  PKKistan'ı Önlemek İçin Kerkük'ten Sonra Sıra Suriye Kuzeyinde 
  PUTİN-ERDOĞAN; Irak ve Suriye Konusunda Gerçekten Mutabakat Var Mı? 
  IKBY Referandumu, Kerkük, Barzani'nin Rus Ruleti ve Garantörlük 
  Barzani’nin Referandumu Erteleme Pazarlığı ve Şartlı Tuzağı 
  İdlib'teki El Nusra (HTŞ) Terörünün Türkiye'ye Yönlendirilmesi ve Pakistanlaşmak 
  ABD'nin Türkiye'de İç Çatışma Öngörüsü ve Suriye'de PKK/YPG'ye Desteği 
  Almanya Türkiye'nin Savunma ve Güvenliğini Mi Hedef Alıyor? 
  ABD Esad'ı Vurmaya Hazırlanıyor!  
  Vekalet Savaşından Asıl Aktörlerin Savaşına; Suriye'de Savaş ve Bölünme Derinleşiyor 
  Irak'ı bölecek son hamle; Barzani bölgesinde ve Kerkük'te bağımsızlık referandumu 
  ABD'nin Yeni IŞİD Stratejisi; Teröristleri Yerinde İmha 
  ABD-PYD: Devlet-Örgüt İlişkisinden Devletten Devlete İlişkiye 
  ABD Peşmerge ve PKK/YPG'yi Profesyonel Orduya Dönüştürüyor  
  Soçi görüşmesi; Türkiye-Rusya ilişkileri gerçekten normalleşti mi, sorunlar aşıldı mı? 
  Sincar ve Karaçok Operasyonunun Etkileri ve Sonuçları; Ne Oldu, Neler Olacak?  
  Obama aldattıysa Trump da aldatıyordur! 
  Tillerson'ın ziyareti; ABD ve Türkiye karşı cephelerdeki iki müttefik! 
  Kerkük Kürdistan'a bağlanırken; Kerkük düşerse Türkiye düşer! 
  Rakka’ya Kim Girecek? Türk Ordusu mu Suudi/Arap (İslam) Ordusu mu? 
  Erdoğan-Trump, Stratejik Ortaklık, El-Bab/Rakka, CIA Bşk.; ABD-Türkiye Nereye? 
  Suriye'de Federal Yapı Masada; Özerk Bölgeler Kuruluyor, Kürtler Kurucu Unsur Oluyor! 
  Suriye bölünürken; Güvenli Bölge, Anayasa Taslağı, Fırat Kalkanı 
  Reina’daki Terör Saldırısının Düşündürdükleri 
  Suriye ve Irak’ın geleceğine Peşmerge ve PKK/YPG’nin “SU” tehdidi 
  Terörle Mücadeledeki Başarısızlıklarımız ve Yapılması Gerekenler 
  ABD ve Rusya Suriye’de “oyunu değiştirirken” Türkiye ne yapmalı? 


http://www.21yyte.org/tr/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2018/03/06/8831/kusatilmis-turkiye-ve-afrin-harekati


  ***

6 Ekim 2017 Cuma

Barzani’nin Bağımsızlık Referandumu ve Suriye kuzeyinde PKK/PYD’nin yerel seçimi...



Barzani’nin Bağımsızlık Referandumu ve Suriye kuzeyinde PKK/PYD’nin yerel seçimi...


Cahit Armağan Dilek
Barzani’nin Bağımsızlık Referandumu ve Suriye kuzeyinde PKK/PYD’nin yerel seçimi 

Barzani 7 Haziran’daki açıklamasında 25 Eylül referandumunu duyurduğunda ve sonrasında Türk hükümeti konuya gereken önemi vermemiş, karşılık verilecek mi yaptırım uygulanacak mı sorularına “hayır yaptırım uygulamayacağız, savaşacak halimiz yok” gibi cevaplar verilmişti. Ancak referanduma bir hafta on gün kaldığında yani yumurta kapıya geldiğinde Türk hükümetinden Barzani’nin referandumunun Türkiye’nin ulusal güvenlik sorunu olduğu açıklamaları geldi ve şimdi yaptırımlarından askeri müdahaleye kadar geniş bir yelpazede sert tedbirlerin alınmasına yönelik hazırlıklar yapılıyor. Bu konuyla ilgi kapsamlı analizler bu sitede yayımlandı.

 ……PKK/PYD BÖLGESİNDE YEREL SEÇİMLER YAPILIYOR…… 

Bu kısa yazıda dikkate getirmek istediğim konu ise neredeyse Barzani’nin referandumuyla eş zamanlı hayata geçirilmeye çalışılan Suriye kuzeyinde PKK/PYD kontrolündeki bölgelerde başlayan yerel seçimler süreci. Bu süreçteki ilk seçiler bugün yani 22 Eylül’de yapılıyor. Bölgeden gelen haberler sandıkların kurulduğu ve oy verme işlemlerinin öyle veya böyle yapıldığı yönünde. Dün Sputnik’e açıklama yapan PYD’nin başkanı Salih Müslim, Şam yönetiminin ihtilafına rağmen Suriye kuzeyinde Kürtlerin denetimindeki (PKK/PYD’yi kastediyor) bölgelerde yapılması planlanan yerel belediye ve bölgesel meclis seçimleri için hazırları tamamladıklarını ve seçimleri yapacaklarını söylemiş, yerel yönetim konseylerinin yöneticilerinin seçileceğini belirtmişti. Müslim seçimlerde gözlemcilerin de bulunduğunu belirtmiş ancak bunların hangi ülke ve kuruluşlardan olduğunu açıklamamıştı. Rudaw gibi haber siteleri oy verme işleminin yapıldığını belirten haber ve fotoları paylaşıyor. 

…… SURİYE’DE IRAK’TAKİ UYGULAMALARIN KOPYASI YAŞANIYOR……. 

Türk hükümeti Barzani’nin bağımsızlık referandumuna geç 
kalınmış bir tepki gösteriyor, çünkü ok yaydan çıkmış gibi gözüküyor ve Türk hükümeti Barzani ile tesis ettiği ilişkilerle maalesef buna ortam hazırladığını görmek istemedi. Şimdi benzer bir tehlike Suriye kuzeyinde gelişiyor. Suriye kuzeyinde ABD koruma şemsiyesindeki PKK/PYD kontrol ettiği alanlarda oldu bittilerle tesis ettiği yönetimi resmileştirme, meşrulaştırma hamlelerini sürdürüyor. Ancak bu hamlelere zamanında ve anında karşılık verilmediğinden PKK/PYD yönetimi hızla devletleşmeye gidiyor. Irak kuzeyinde 20-30 yılda yaşananların Suriye kuzeyinde 2-3 senede yaşandığının farkına varılmalıdır. Örneğin, kanton yönetimleri ilan edildi hiçbir tepki verilmedi ya da Mart 2016’da PYD Suriye kuzeyinde federasyon ilan ettiğinde, tarafımızdan yapılan uyarılara rağmen, hiçbir tepki verilmedi, yok sayıldı. Ama sizin yok saymanız arazideki gelişmeler üzerinde de etkili olmadığınız sürece var olmaya ve büyümeye devam ediyor. Suriye kuzeyinde de öyle oldu. 
Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak 2016 sonlarına doğru Rusya tarafından hazırlanan yeni Suriye anayasa taslağında Kürtlere özerklik veren maddelere yer verildi. 
Türk hükümeti bunları da görmezden duymazdan geldi. Ve 2017 yaz aylarına gelindiğinde PKK/PYD kontrol ettiği bölgelerde yerel yönetici ve meclis seçimleri 
yapacağını açıkladı, yine tepki verilmedi. Ve gelinen gün itibariyle o seçim süreci fiilen başladı. Bu arada PKK/PYD’nin kendi bölgesine yönelik anayasa hazırlığı 
içinde olduğu da biliniyor. Bütün bu kısa özet şunu gösteriyor. Irak’ta da 2003 sonrasında merkezi yönetim ülkenin genel güvenliğine ilişkin çalışırken Barzani 
yönetimi elini çabuk tutup emrivakilerle kendi bölgesel yönetimini kurdu, seçimlerini yaptı ve oluşturduğu tek yanlı mevzuatı da aynen Irak anayasasına girmesini sağladı. Suriye’de şimdi yaşananlar da bundan hiç farklı değildir. 

..….NE YAPMALI?........ 

Türkiye değişik motivasyonlarla Rusya ve İran ile birlikte Suriye’de bir 
işbirliği alanı yaratmaya çalışmaktadır. Ancak bu işbirliğinin yukarıda belirtilen ve aynı Barzani yönetimi ve referandumu gibi Türkiye’nin güvenlik ve bekasına tehdit oluşturacak konulara çözümü içermediği gibi uzun vadeli öngörülerle yapılmadığı anlaşılmaktadır. Türkiye söz konusu tehditlerle ilgili olarak ABD ile de adeta düşman kamplardaymış gibi bir pozisyon içinde ve Suriye kuzeyinde terör örgütünün güvenli sığınağı gittikçe büyümekte ve sağlamlaşmaktadır. Ama unutulmasın ki yılanın başı küçükken ezilmelidir. Bu yapılmazsa çok değil 1-2 sene içinde Barzani’nin talep ettiklerinin aynısının Suriye kuzeyinde PKK/PYD’den gelecektir. İşte o zaman alacağınız bazı taktik tedbirler bu stratejik hatayı ortadan kaldırmayacaktır. 

Dolayısıyla Barzani kriziyle uğraşırken Suriye kuzeyindeki tehdidin giderek büyüdüğü, kalıcı hale gelmekte olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü Irak kuzeyindeki tehdit Suriye kuzeyindeki tehditle yüzde yüz irtibatlıdır.

Cahit Armağan Dilek tarafından 22 Eylül 2017 Cuma 14:57'te yazıldı. 
Ahlatlıbel Mah. 1830. Sokak No:39 İncek/Çankaya 
ANKARA Tel: +90 312 489 18 01 | 
Belgegeçer: +90 312 489 18 02 
Elektronik Posta: bilgi@21yyte.org 


http://www.21yyte.org/tr/fikir-tanki/13184/barzaninin-bagimsizlik-referandumu-ve-su...


Barzani’nin İhaneti ve Bölge Barışı İçin Harekât Terörizmle Mücadelede Kamuoyu ile İletişim 
KKTC'ye Tanıma ya da Özerklik Zamanı




http://www.21yyte.org/tr/fikir-tanki/13184/barzaninin-bagimsi

13 Haziran 2017 Salı

KATAR KRİZİ SAYESİNDE ABD SİLAH SATIŞLARI TAVAN YAPTI..,



  KATAR KRİZİ SAYESİNDE  ABD SİLAH SATIŞLARI TAVAN YAPTI..,


  Katar krizinin ortasında ABD'den İran'a 60 uçak satışı daha 

Cahit Armağan Dilek
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bugün 13 Haziran 2017 Salı  
FİKİR TANKI


Katar krizinin ortasında ABD'den İran'a 60 uçak satışı daha ABD'nin yeni Başkanı Trump'ın hem seçim kampanyasında hem de koltuğa oturduktan sonraki süreçte bir numaralı tehdit olarak İran'ı gösterdiği bir ortamda, dünya  arkasında ABD'nin olduğuna inandığı Körfez'deki Katar krizine odaklanmış, bir kısım analizcilere göre krizin hedefinin İran olduğu, S.Arabistan'ın Katar'a  müdahale edeceğinin ve hatta S.Arabistan ile İran'ın savaşacağın dan bahsedildiği bir ortamda ABD ile İran arasında dev bir anlaşma imzalandı. 

Obama döneminde nükleer konularda yapılan anlaşmalar sonucunda İran'a uygulanan ambargonun kalkmasının ardından, ülkenin ABD ile ticari hacmi büyümeye devam ediyor. 

  2017 başında Boeing firmasından 80 uçak alan Aseman Havayolları, 60 adetlik yeni bir sipariş daha verdi. 
İran devlet ajansı IRNA tarafından verilen bilgiye göre, ülkenin en büyük havayolu şirketi Aseman Airlines, filosuna 60 uçak daha 
katıyor. Uçaklar, Şikago merkezli Amerikalı havacılık firması Boeing tarafından tedarik edilecek. İki firma yetkilileri başkent Tahran'da düzenlenen bir 
seremoniyle anlaşmayı duyurdu. AP haber ajansı tarafından Cumartesi günü duyurulan anlaşmanın detaylarına göre toplam 60 adet uçak, iki parti hâlinde 
sevkedilecek. 30 jetlik ilk parti 737 tipi uçaklardan oluşacak ve teslimatının 2019 yılında yapılması bekleniyor. 

....İKİNCİ UÇAK ALIMI.............. 

İran ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üye ülkeleri ABD, Birleşik Krallık, Rusya, Fransa, Çin ve Almanya arasında oluşturulan ve 2016 yılında 
yürürlüğe giren tarihi nükleer anlaşmadan sonra Boeing ikinci kez İran'a birinci el uçak satmış oldu. İran'a uygulanan ambargonun kalkmasından sonra, 
2016 Eylül ayında Washington tarafından Boeing ve Avrupalı rakibi Airbus için İran'a uçak satma izni verilmişti. Geçtiğimiz Aralık ayında da Aseman ve Boeing 
arasında devasa bir anlaşma yapılarak, 16.6 milyar dolar karşılığında Boeing tam 80 uçağı İran'a sattığını açıklamıştı. Aseman Havayolu şirketinin CEO 
koltuğunda oturan Hüseyin Ali, Reuters'a yaptığı açıklamada bir yıl süren müzakereler sonrasında yapılan anlaşmadan memnuniyetini dile getirdi. 

Yaklaşık 3 milyar dolar tutarındaki anlaşmada finansmanın yüzde 5'i Aseman tarafından karşılanırken, geri kalan miktar için farklı arayışların olduğu belirtiliyor. 

(http://www.hurriyet.com.tr/iranla-abd-arasinda-dev-anlasma-40486057)
 Cahit Armağan Dilek tarafından 11 Haziran 2017 Pazar 13:39'te yazıldı. 


16 Mayıs 2017 Salı

Erdoğan-Trump, Stratejik Ortaklık,



Erdoğan-Trump, Stratejik Ortaklık, El-Bab/Rakka, CIA Bşk.; ABD-Türkiye Nereye? 


21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi
Cahit Armağan Dilek 
cadilek9011@gmail.com
09 Şubat 2017 Perşembe

Hoşgeldiniz; 

Bugün 16 Mayıs 2017 Pazartesi  

    Türk-Amerikan ilişkileri Obama yönetiminin özellikle son iki yılında belki de tarihinin en sorunlu dönemlerinden birini yaşadı. Böyle olunca da Trump'ın 
Amerikan başkanlık koltuğuna oturması Türkiye'de hükümet tarafından memnuniyetle karşılandı ve Obama'nın yapmadıklarını Trump yapacak beklentisine girildi. 

Peki gerçekten öyle olacak mı?

Erdoğan-Trump telefon görüşmesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD'nin yeni Başkanı Trump arasında beklenen telefon görüşmesi Trump'ın koltuğa oturmasından 18 gün sonra gerçekleşebildi. 
Sabırsızlıkla beklenen bu görüşmenin yapılacağı haberi bile televizyon ekranlarında son dakika gelişmesi olarak uzun süre verildi. Görüşme sonrasında 
hem Cumhurbaşkanlığı hem de Beyaz Saray'dan yapılan açıklama metinlerinde daha öncekilerin aksine neredeyse tam bir örtüşme vardı.

Açıklama metninden anlaşılan ana ve belki de tek gündemin terörle mücadele olduğu anlaşılıyor. Yaklaşık 45 dakika süren görüşmede Cumhurbaşkanı  Erdoğan'ın Suriye'de ABD'nin PYD/YPG'ye destek olmaması konusunu gündeme getirmiş olması büyük olasılık. Ancak metinde ABD'nin ve Trump'ın terör 
deyince bir numaralı tehdit olarak gördüğü IŞİD'ten bahsedilirken, PKK/YPG'ye atıf yapılmadığı görülüyor.

Türkiye " Stratejik Ortak " mı?

Metinde en dikkat çekici ifade ise Türkiye için kullanılan " Stratejik Ortak " ifadesi. ABD Bush döneminde bu ifadeyi kullanmışken, Obama dönemiyle birlikte ilk defa bizzat Obama'nın kullandığı "model ortaklık" ifadesi gündeme gelmişti. 

Ancak ilerleyen yıllarda Türk yetkililer açıklamalarında sık sık hem "model ortak" hem de "stratejik ortak" ifadelerini sıkça kullansa da Amerikalıların konuşmalar ında Türkiye'nin coğrafi konumunun stratejik önemine vurgu yapmalarına rağmen stratejik ortak ya da model ortak ifadelerini kullanmaktan 
kaçındıklarını görüyoruz. Nitekim 2014'lere gelindiğinde ise artık ABD için Türkiye sadece NATO müttefikidir ve IŞİD karşıtı koalisyon üyesidir. 
Bu durum ABD'nin bütün dış politika, savunma ve güvenlik politika ve strateji dokümanlarında bu şekilde yer almıştır. Bu konuyla ilgili olarak Enstitümüzün 
sitesinde yayımlanmış bir çalışmayı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:   

http://www.21yyte.org/tr/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2015/07/11/8236/abdnin-askeri-stratejilerinde-turkiyenin-yeri

Hal böyleyken, Beyaz Saray açıklamasında yeniden "stratejik ortak" ifadesini görmek ABD'nin aynı Obama'nın ilk yurt dışı ziyaretinde Türkiye'de model ortak 
dediğinde yaptığı gibi, "Türkiye çok önemli bir ortak"mış algısı yaratmaya yönelik yeni bir hamle olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Böylece görünürde Türkiye ile birlikteymiş gibi ortam yaratılırken, sahada ya da fiili olarak; örneğin Suriye'de yine bildiğini okumaya, Türkiye'nin hassasiyetlerini yok saymaya devam edecektir. Çünkü Obama ile model ortaklık ile başlayan ilişkiler sekiz sene sonra nerdeyse en düşük seviyeye gerilemişti.

CIA Başkanının Türkiye ziyareti

Erdoğan-Trump telefon görüşmesinden hemen sonraki bir gelişme de yeni CIA Başkanının ilk ziyaretini Perşembe (10 Şubat) günü Türkiye'ye yapacak olması. 
Bu ziyarette nedense Türk medyasında çok önemli ve olumlu bir gelişme olarak sunuldu ve Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde sorun haline gelen konuların 
(Suriye'de PKK/PYD'ye yardım, FETÖ'nü iadesi gibi) görüşüleceği iddia edildi. 
Eğer bu doğruysa aslında skandal bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü bu ABD'nin Türkiye'yi stratejik ortak ve NATO müttefiki değil, bir Ortadoğu ülkesi gibi gördüğünün işaretidir. Çünkü Ortadoğu ülkelerinde dış politikaları, ülkelerin ikili ilişkilerini o ülkenin gizli servisleri yürütür. Ama modern Batı ülkelerinde gizli servisler diplomasi masalarında yer almaz, adı gibi gizli yani perde arkasında işlerini yürütürler.

Çünkü aynı Trump yönetimi telefon görüşmelerinde bir kısmı Pasifik'te olan (Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda gibi), bir kısmı da Avrupa'da olan (Almanya, 
Fransa, İtalya gibi) müttefik ülkelerin liderlerine ve NATO Genel Sekreterine öncelik tanımış ve hatta Bakan düzeyinde ilk ziyaretler bile gerçekleşmiştir. Bu 
kapsamda Savunma Bakanı Mattis, ilk resmi ziyaretini G.Kore ve Japonya'ya yapmıştır.

Trump'n diğer dış politika hamleleri, Ürdün öne çıkıyor

Trump'ın Washington'da yüz yüze görüştüğü ilk lider İngiliz Başbakanı May olurken, ikinci lider Ürdün kralı olmuştur. Ürdün kralı Abdullah'ın Trump'la 
görüşmesinden bir hafta önce de Moskova'da Putin ile görüşmüş olması dikkat çekicidir. Ürdün'ün Rusya ve ABD onayıyla ikinci Astana görüşmelerine de 
katılması Ürdün'ün yeni dönemde IŞİD'le mücadelede merkezi bir rol üstleneceğinin de işareti olarak ortaya çıkarken, Türkiye'nin de alması gereken 
mesaj olduğunu söylemeliyiz. İngiltere Başbakanı May ABD ziyaretinden hemen sonra Türkiye'ye gelmesi İngiltere'nin Türkiye ile ABD arasında bir role 
soyunduğunu göstermekle birlikte, Suriye'nin Ürdün sınırı bölgesinde faaliyet gösteren Yeni Suriye Ordusunun İngiliz destekli olması da Ürdün'ün bölgede 
artacak yeni rolünün var olan diğer bir işaretidir.

Trump'ın ilk telefon görüşmesini yaptığı kişi olan Japonya Başbakanı Shinzo Abe, 10 Şubat'ta Washington'da Trump ile yüz yüze görüşecek, daha sonra 
Florida'da Trump ile beraber golf oynayacaktır. Abe, en son 28 Aralık'ta ABD'yi ziyaret etmiş, Obama ile beraber Pearl Harbour'u ziyaret etmişti. 
Bu kadar kısa süre sonra tekrar ABD'ye gelebilmesi dikkat çekicidir.

Türkiye-ABD ilişkileri nereye?

Trump'ın ilk 18 günündeki görüşme trafiği ABD'nin yeni politikalarını değerlendirmek için tek başına çok az bir anlam ifade etse de, ABD'nin 
politikalarının ipuçlarını vermektedir. Bu ipuçları Türkiye'ye de mesajlar içermektedir.

Türk-Amerikan ilişkileri çok yönlüdür, tek bir konuya indirgenemez ancak mevcut uluslararası askeri-politik ortam ikili ilişkilerin gelişmesi ya da daha 
kötüleşmesinde Suriye'deki durumun belirleyici olacağını göstermektedir. Rusya ile ilişkilerin yeniden tesis edilmesiyle Suriye'de bir manevra alanı bulan 
Türkiye, bunu Fırat Kalkanı harekatıyla sahaya yansıttı. Ancak Rusya'nın ısrarla söylemesine rağmen Türkiye'nin Şam yönetimiyle doğrudan ilişki kurmaması 
nedeniyle, El Bab'ta TSK ve Suriye ordusunun karşı karşıya gelmek üzere olduğu bu günlerde Türkiye'nin manevra imkanını da azaltmaktadır.  Ayrıca Rusya'dan 
gelen anayasa taslağı metni, PYD/YPG'yi terör örgütü olarak görmedikleri, 

Kürtler olmadan Suriye'de çözüm olmaz açıklamaları, Türkiye'nin El Bab'tan sonra Menbiç'e yönelmesi olasılığını neredeyse ortadan kaldırmıştır. 
ABD'nin istediği de zaten budur.

Suriye-Rusya cephesinde sıkışan Türkiye'nin Trump ile birlikte ABD cephesinde kendine yeni bir manevra alanı yaratmak istemektedir. 
Ancak bu da Türkiye'yi ABD ile pazarlığa yöneltmektedir. Bu pazarlığın merkezinde de PYD/YPG bulunmaktadır. Trump'ın Pentagon'dan istediği, 
Suriye ve IŞİD stratejilerinin detaylarını da görmek gerekecektir. Ancak Trump'ın planlarının Obama'nın planlarının ana hatlarını değiştirmesini beklememeliyiz. 
Dolayısıyla Türkiye hızla, aynı Irak'ta Peşmerge ve başındakilerle ilişki ve ortaklık kurma durumunda olduğu gibi, aynısını bu sefer Suriye'de PYD/YPG ile 
yapmaya zorlanmaktadır.

Nitekim Erdoğan-Trump telefon görüşmesinden hemen sonra Türk kaynaklara dayandırılarak ifade edilen "El Bab'tan sonra Rakka" senaryosu bunu işaret 
etmektedir. Çünkü bu senaryo henüz dillendirilmese de Menbic'e operasyon yapılmasından vazgeçilmesini içermesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla PYD/YPG'nin 
istediği ve ABD'nin yönlendirdiği plan gerçekleşmiş olacaktır. Bu çerçevede ulaşılacak bir mutabakat görünürde Türk-Amerikan ilişkilerini Suriye düzleminde 
kotarmış gibi bir algı yaratsa da Türkiye'ye yönelik güvenlik risk ve tehditlerini ortadan kaldırmayacağı gibi aksine Irak ve Suriye'deki terör, 
ayrışma, bölünme ortamını Türkiye'ye yayacaktır.

Diğer taraftan Trump'ın açıklamalarıyla ilk ipuçlarını verdiği İsrail ve İran politikaları da Türk-Amerikan ilişkilerini etkileyecek gelişmelere gebe 
gözükmektedir. Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerinin seyri de Türk-Amerikan ilişkilerini etkileyecek diğer bir faktördür. Bütün bunlar önümüzdeki dönemde 
Türkiye-ABD ilişkilerinin kırılgan yapısını devam ettireceğini göstermektedir.

Cahit Armağan Dilek
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi
cadilek9011@gmail.com


****