TOPAL OSMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TOPAL OSMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2020 Pazar

İzmir'in İşgali -15 Mayıs 1919

İzmir'in İşgali (15 Mayıs 1919) 




     Birinci Dünya Savaşının sonlarına doğru (1917) ve Yunanlılar da İtilaf Devletlerinin tarafına geçmiş ve onlarla birlikte savaştılar. 
Türkler yenilmiş duruma düşmüş ve toprakları da itilaf devletleri arasında pay edilmeye başlamıştı. 
Yunanlılar da savaştaki hizmetlerine karşılık İzmir ve civarını istediler. 
Yunanlıların ve İtilaf Devletlerinin Türk topraklarını işgali Wilson’un: “Bir toprak üzerinde yaşayan insanlar kendi düşünce ve isteğine göre bir idare şekli kabul edecektir” prensibine uymuyordu. İtilaf Devletleri Yunan Başbakanı Venizelos’a verdikleri sözü yerine getirmek için İzmir’in işgalini haklı gösterecek sebepler aramaya çalıştılar.


Yunanlı Venizelos, Aydın Hıristiyanları nın tehlikede olduklarını Türkler tarafından yok edileceklerini ileri sürerek yardım istedi. 
O sırada diğer devletler ordularını terhis etmişlerdi. Paris’te kurulan “Meclisi Ali” kendileri adına Yunan ordusunun bu işi çözmesini düşündü ve İzmir’in işgaline karar verdi. 14 Mayıs 1919’da İngiliz, Fransız, Amerikan ve Yunan donanmaları İzmir limanına girdiler. 
İngiliz Amiral Galdrop 17’nci Kolordu komutanlığına verdiği notada “Mütarekenin 7’nci Maddesine göre İzmir istihkamları ile civarındaki arazinin Yunanlılar tarafından işgal edileceğini ve mukavemet olunmamasını bildiriyordu. 

Bu nota üzerine telaşa düşen Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa İstanbul Hükümetine vaziyeti bildirerek fikirlerini sordu. 

Osmanlı Harbiye Nazırı verdiği cevapta: “Amiral Galdop’un bu teklifi mütareke şartları icabı olduğundan muvafakat edilmesi tabii olduğu”nu bildiriyordu. Yunan işgaline karşı ilk hareket İzmir Türk Ocağı’nda toplanan gençlik kitlesinde görüldü. İşgalden bir gece evvel cephanelik yağma edilerek halk karşı koymaya hazırlandı. İzmir kan dökmeden Yunanlılara teslim edilmeyecekti.

Gerçek adı Osman Nevrez olan İzmir'de Yunan Askerlerine İlk Kurşunu sıkan Gazeteci Hasan Tahsin
Gazeteci Hasan Tahsin

İzmir’in işgali Yunanistan için büyük bir önem taşıyordu; Megola İdea yani büyük Yunanistan ideali artık gerçekleşmekteydi. 
Batı Anadolu’yu kapsayan Bizans İmparatorluğu yeniden kurulabilecekti. 
Bu nedenle Yunanlıların yaptıkları işgal hareketleri bölgede düzeni sağlamak yerine Türk nüfusunu yok etmek için katliam yapılması şeklinde gerçekleşmiştir. Bu durumu daha önceden tahmin eden Türk halkı bu nedenle İzmir’in işgaline diğer işgallerden daha fazla tepki göstermiştir.         

15 Mayıs sabahı Yunan kuvvetleri İzmir rıhtımına çıktılar. Rumların çılgın sevinç ve alkışlarıyla karşılandılar. Efzun taburları İzmir kışlalarına yaklaşırken bu manzara karşısında heyecanını daha fazla zapt edemeyen bir Türk gencinin (Gazeteci Hasan Tahsin) attığı kurşun Yunanlıları harekete geçirdi. O dakikadan sonra İzmir halkı kan dökerek direnme hareketine başlamış oldu. 
Karşı konulmaması emrini alan Türk subay ve erleri kışlalarında insafsızca şehit edildiler. Daha sonra hükümet konağı ve diğer resmi daireleri basarak buralarda ki memur subay ve erleri türlü eziyetlerle gemilere götürüp günlerce aç bıraktılar. Bunlardan bir kısmını da dipçik vuruşları ile zorla “Yaşasın Venizelos” diye bağırmağa zorlandılar. Boyun eğmeyenler derhal oracıkta şehit edildiler. 17’nci Kolordu Askerlik İşleri Reisi Erkanıharp Miralayı Süleyman Fethi Bey başından çıkarılmak istenen kalpağını eliyle tutarak: ”Bağırmam” dedi ve derhal şehit edildi. Yunanlılar çarşıya girip dükkanları da yağmaladılar. İzmir’in işgali ve bu işgal esnasında meydana gelen kanlı olaylar İstanbul ve Anadolu halkı tarafından duyulduğu zaman yer yer mitingler yapıldı. İzmir katliamı ulusu susturup sindiremedi. Bu olayın doğurduğu acıyı ruhunun ta derinliklerinden duyan Türk ulusu Kurtuluşu silaha sarılmakta buldu. Yer yer hazırlanarak ilk milli savunma teşkilatını kurdu.

İzmir’in İşgaline karşı Anadolu’daki tepkiler 

Yunan Askerleri İzmir'de



Uygar dünyanın gözü önünde işlenen bu cinayetler kuşkusuz Türk milletinin üzüntü ve nefretini bir kat daha arttırmıştı. 16 Mayıs’ta hükümet istifa etmiş, yeni hükümeti kurma görevi tekrar Damat Ferit Paşa’ya verilmişti. Mustafa Kemal Paşa Samsun’dan çektiği telgraflarla İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini ordu ve milletçe kabul edilmeyeceğini bildirmişti. İstanbul’da işgali kınayan mitingler yapılmış, Yıldız sarayında cemiyet ve parti temsilcilerinin katıldığı Saltanat Şuası adıyla istişare yetkileri olan bir meclis toplanmıştı. Yurdun dört bir yanında coşkulu mitingler düzenlenmiş, İstanbul’daki resmi makamlara protesto telgrafları yağdırılmıştı.

İzmir’in işgaline tepkiler, özellikle böyle bir işgal tehlikesi altında bulunan Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında daha etkili bulunan ilhak anlamına gelmediğini anlatmak için özel bir kurul gönderilmişti.

Giresunlular 17 Mayıs’ta Belediye Reisi Osman Ağa’nın (Topal Osman) başkanlığında büyük bir protesto mitingi düzenlediler. 

Bölge basını da işgali büyük bir tepki ile karşılamıştı. Giresun’da siyah çerçeveler içinde “İzmir Faciasını Unutmayınız” hitabı ile yayınlanmakta olan Işık Gazetesi, işgalin etkisini şöyle ifade etmişti: “Göklerden yıldırımlar yağsa, dağlardan kanlı volkanlar fışkırsa, denizler taşsa da araziyi tufanlara boğsa idi Türklüğe, Alem-i İslamiyet’e belki o kadar tesir göstermezdi”.

İşgalin gerek Trakya’da gerekse Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki tepkileri de bundan farklı olmamıştı. Trakya’nın birçok yerinde düzenlenen mitinglerin en önemlisi Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi’nin Edirne’de düzenlediği Sultan Selim mitingiydi. Siirt’te heyecana gelen halk her gün insan dalgaları halinde ilçe, bucak ve köylerden sancak merkezine akarak mitingler yapmıştı. 

23 Haziran’da yapılan mitinge 58.000 kişi katılmıştı. 17 Mayıs’ta Hasankale’de padişaha, Silvan’dan 30.000 nüfus adına Sadaret’e işgali kınayan telgraflar çekilmişti. İzmir’in işgalinin içteki bu büyük tepkileri yanında dış tepkileri de olmuştu.

Bazı İngiliz yetkilileri işgali, doğuracağı tepkiler açısından delice bir hareket olarak nitelendirmişlerdi. 

   İngiliz Genelkurmay Başkanı General H. Wilson, daha işgal öncesinde bunu büyük bir yanlışlık olarak değerlendirmişti. Fransa’da bir tepki görülmemiş, sadece Pierre Loti ve Claude Farrere gibi Türkleri tanıyan yazarlar işgali eleştirmişlerdi. İzmir’in işgali, İtalya’da öfkeyle karşılanmıştı. Kuşkusuz bu öfke, işgalin haksızlığından değil, İzmir’in daha önceki paylaşma projelerinde İtalya’nın payı olarak belirlenmesidir. Amerikan halkı da Wilson ilkelerinin bir yanan atılmasını hoş karşılamamıştı.

Sonuç olarak İzmir’in işgali yakın tarihimizin acı dolu sayfalarından birini oluşturmakla birlikte Milli Mücadele açısından milli potansiyeli harekete geçirmiş, milletin heyecanını doruk noktasına çıkarmıştı. Herhalde halka ne denli anlatılırsa anlatılsın, düşmanın çirkin iç yüzünü ortaya koyabilmek için bunun kadar etkili bir yol bulunamazdı. İşgalin ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı ve milli kurtuluş mücadelesine soyunduğu günlere rastlamış olması da milli mücadelenin talihliği olarak değerlendirilebilir. Bir taraftan Anadolu’nun Batı kıyılarına çöken bir karanlık diğer taraftan kuzey kıyılarından doğan bir umut. Herhalde bu tarihin garip oyunlarından biri olsa gerek. İzmir’in işgali, işgalci devletler açısından sonuçlarını hesaplayamadıkları bir gaf, Yunanistan açısından ise sonu hüsranla biten Anadolu macerasının başlangıcı olmuştu. 

İzmir’in İşgalinin Kurtuluş Savaşı’ndaki Önemi

1 Yunan ordusunun katliamlarına karşı ilk Kuvay-i Milliye birlikleri Batı Cephesinde kuruldu. Düzenli ordu kurulana kadar silahlı direnişi bu birlikler 
gerçekleştirdi.
2.Redd-i İlhak Cemiyeti Batı Anadolu’daki direnişi yönetmeye başladı. Balıkesir ve Alaşehir Kongrelerini toplayarak “Batı Cephesini” kurdu.
3.Anadolu’nun değişik yerlerinde İzmir’in işgalini protesto etmek amacıyla mitingler düzenlendi. Böylece İzmir’in işgali ulusal bilincin canlanmasında etkili oldu.
4.İzmir’in işgalinin haksız gerekçelere dayanılarak yapılması halk arasında milli direniş düşüncesinin güçlenmesine neden oldu.
5.Tepkiler nedeniyle İtilaf Devletleri bölgedeki işgali yerinde izlemek üzere bir heyet oluşturdu. 
Bu heyetin hazırladığı rapor “Amiral Bristol Raporu” olarak Milli Mücadelede yerini aldı.

https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/izmir-in-isgali-15-mayis-1919-392

***

28 Mart 2015 Cumartesi

ALEVİ, KÜRT RUM VE ERMENİ KATİLİ TOPAL OSMAN (KOÇGIRÎ İSYANI)





ALEVİ, KÜRT RUM VE ERMENİ KATİLİ TOPAL OSMAN (KOÇGIRÎ İSYANI)


(KARŞIT  GÖRÜŞ )

1884 yılında Giresun’da dünyaya geldi. “Topal Osman Rus Savaşlarına
katılmış, bir bacağından yaralandı “Topal” lakabını oradan almıştı.

Savaş sonrası Giresun’a dönen Topal Osman, etrafına topladıgı kanun
kacaklarıyla birlilkte “Laz Alayları” nı kurdu. Bölgedeki Rum ve
Ermenilerin sürek avına çıktı. Karadeniz’de ki Rumların çoğu müslüman
olmuş, ama ana dilleri olan Rumcayı hala konuşuyorlardı.
Bunlar varlıklı
ve meslek sahibi kimselerdi. Topal Osman ve Çetesi için Rumların ve
Ermenilerin serveti iştah kabartıyordu. Böylece ister istemez Rumların
katli vacip, malı-serveti ve kadınları ise helaldi. Topal Osman’da bunun
gereklerini yapıyordu. Topal Osman aynı zamanda Teşkilatı Mahsusanın
bir üyesi idi. Daha sonraları ise Giresun’a belediye başkanı bile
olmuştu. Gerci, Vak’a nüvis, yani Resmi Tarih yazıcıları, Rumların da
bölgede Türklere karşı saldırılarından bolca söz etseler de, bunun pekte
abartılı oldugu kendi içinde hemen anlaşılmaktadır. Çünkü bölgede yok
edilen, sürülen ve asimile edilen Rumlar ve Ermenilerdi.

Topal Osman’ın Rum Katliamları

“Falih Rıfkı’ya göre Topal Osman basılan her Türk evine karşı üç Rum
evini basmak, mezarını kendine kazdırıp diri diri adam gömmek, vapur
kazanlarında kömür yerine canlı adam yakmak gibi zulüm ve işkencelerle
bölgeyi Rumlardan tamamen temizlemişti. Dr. Rıza Nur, Topal Osman’a “Rum
köylerinde taş üstünde taş bırakma” demiş, o da “Öyle yapıyorum ama
kiliseleri ve iyi binaları lazım olur diye saklıyorum” karşılığını
vermişti. Rıza Nur’un “Onları da yık, hatta taşlarını uzaklara yolla,
dağıt. Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı diyemesinler’
demesi üzerine “Sahi öyle yapalım. Bu kadar akıl edemedim” diyecekti.“

(1)

Topal Osman Ve Cetesinin, özellikle varlıklı Rumları ve Ermenileri
yakalayıp bagladıktan sonra torbalara koyup, denize attığı da bilinenler
arasındadır. Bundan dır ki; Başta İngilizler olmak üzere Avrupa
devletleri, Karadeniz’de Rumlara ve Ermenilere yapılan bu mezalimin
durdurulmasını ve sorumlusu Topal Osman’ın cezalandırılmasını ivedikle
İstanbul hükumetinden istiyordu. İstanbul Hükumeti de 1915 de ki gibi
Ermeni Katliamı sorumlusu iken, birde Rum katliamı sorumlusu olmak
istemiyordu. Bunun için Topal Osman’ı gıyaben yargılamış, idama mahkum
etmiş her yerde aranıp, bulunmasını istiyordu. Ama Topal bulunamıyordu
çünkü firardaydı…

M.Kemal Ve Topal Osman’ın İlk Antlaşması

M.Kemal; 9. Ordu müffetişi sıfatıyla 16 Mayıs 1919 da Padişah tarafından
görevli olarak İstanbul’dan Samsun’a yollandı. Yapması gereken iş;
Karadeniz de bulunan Rumları ve Ermenileri Türk Çetelerinden korumaktı.
M. Kemal Paşa ve 21 arkadaşı, 19 Mayıs günü Samsun limanına çıktı.
Meraklısına küçük bir not, çok ilginçtir; Tam 12 gün sonra, 28 Mayıs ta
ise, İngilizlerin istegi ve baskısı üzerine; İstanbul da tutuklanan
İttihat ve Terakki ileri gelenlerini, devlet adamlarını,
Milletvekilleri, gazetecileri ve belli şahsiyetleri toplam 145 kişiyi
yargılamak üzere Malta’ya sürgüne gönderdiler.

M. Kemal’in Samsun Serüveni

Tarih okumalarımıza göre M.Kemal eger 16 Mayıs ta İstanbul dan çıkmamış
olsaydı, belki o da bu sürgünler içinde yer alacaktı. M.Kemal Samsun’a
vardıktan hemen sonra Havza’ya geçti. İlk işi olarak da Topal Osman Ağa
ile görüştü. Topal Osman o sırada Osmanlının Divan-i Harbi tarafından
yargılanmıştı. Suç dosyası oldukça kabarıktı. Kurduğu çetesiyle yaptıgı
Ermeni-Rum katliamlarının sorumlusuydu. İstanbul hükumetince, “idamı”
onaylanmış, Olağanüstü Savaş Mahkemesi tarafından görüldügü yerde
tutuklanması istenmişti. Topal Osman Ağa zorla oturdugu Giresun Belediye
Başkanlığı koltugunu da bırakıp, Sıvas, Şebinkarahisar’a gizlendi.
Aslında Topal Osman’ın kurduğu çetesi, cezaevlerinde firar edenler,
çeşitli suçlardan arananlar ve asker kaçaklarından oluşuyordu.

M.Kemal Paşa ve Topal Osman Ağa Antlaşması

Proto (erken) Cumhuriyetinin kurucusu, Son Osmanlının 9. Ordu müfetişi
M.Kemal Paşa, 29 Mayıs günü Topal Osman Ağa ile Pontus Rumlarının
“halli” için gizlice Havza’da görüşüyordu. Bu aynı zamanda Proto
Cumhuriyet ile Çete liderinin ilk antlaşması olarak tarihe geçecekti.
Oysa Osmanlı Padişahı tarafından bizat Karadenizli Türk çetelerini
ekarte etmesi için Samsun’a yollanmıştı. Ama M. Kemal Paşa, Padişahın
tam zıttı, bir siyaset yürütüyor ve Topal Osman’la anlaşarak el
sıkışıyordu. Yine çok ilginçtir ki; Bu tanışma aslında Topal Osaman
Ağa’ya, daha sonraki yıllarda pahalıya mal olacaktı. Ama Topal bunu
bilemezdi.

İkili Görüşmelerdeki Bazı Notlar

Bu karşılıklı görüşmede M. Kemal; “ …Bundan sonra el ele çalışacağız.
Pontuscuların karadeniz kıyılarında neler yaptıklarını birde erbebının
ağzından dinleyelim dedik” derken, Topal Osman’ da bölgedeki Rum ve
Ermenilerin yaptıklarını anlatır ve yine M. Kemal’den “…Görüyorumki
vatansever duygular taşımaya gençliginde başlamışsın….Çeteni derme
çatma bir kuvvet olmaktan çıkaracaksın. Sana genç ve atak subaylar
verecegiz.. Pontuscular hangi usülleri kullanıyorlarsa, siz de o
usülleri çekinmeden kullanın…” (2) cevabını alır.

Bunun üzerine Topal Osman Ağa, M. Kemal Paşa’ya hitaben; “ …Siz hiç
merak etmeyin Paşam! Bu Pontus Rumlarına öyle bir tütsü verecegim ki,
hepisi magaralarda eşek arısı gibi boğulacak” (3) diyecekti.

Bu “mağara” lardan içeriye verilen “tütsü” Ihsan Sabri Çağlayangil’in
Dersim katliamı itiraflarında da vardı. Hep beraber bir daha
hatırlayalım mı? “…Bunlar mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli
gaz kullandı. Mağaraların kapısı içerisinden, bunları fare gibi
zehirledik. 7 den 70 e o Dersim’in Kürtlerini kestiler. Kanlı bir
harekat oldu…” Demekki bu magara tütsü teknigini, Topal Osman taa o
zamanlar, 1919-20 lerde bulmuştu.

Topal Osman’ın Suçları Afoldu

Topal Osman’ın M.Kemal’den bir tek istegi vardı ve bu istek; M. Kemal’in
“özel ricasıyla” 8 Temmuz 1919 da Padişah Vahdettin’e, Topal Osman
hakkındaki verilen “tutuklama” ve “idam “ kararını kaldırttı. Topal
Osman ve çetesinin önü açıldı. M. Kemal, Topal Osman’a tekrar belediye
reisligini elde etmesini salık verirken, T. Osman Ağa ise ; o işin çocuk
oyuncağı oldugunu vurguluyor ve hemen ilk iş tekrar zorla Belediye’ye
reis oluyordu. Karadeniz havalisindeki Pontus Rumlarına elinden gelen
her şeyi layıkıyla yapmaya devam etti. Bu arada ailesi ve yakın çevresi
de olabildigine zenginleşiyordu.

M. Kemal ve Topal Osman İlişkisi

Topal Osman, Mustafa Kemal’e hep saygıyla “Paşam” derken, M. Kemal’de
ona “Osman Ağa” derdi. Osman Ağa’ya sonsuz bir güven içindeydi. Bu
sayede; Karadeniz’de yapılan silahlı saldırılarla Rumlar ve Ermeniler
ortadan kaldırılmış, sürülmüş, korkudan sindirilmişti. Artık Topal Osman
bölgenin tek hakimiydi. Erzurum Kongresinde M. Kemal’e az da olsa
muhalif olan çizgideki Karadenizli üyeler, korkularından sessizligi
yegliyorlardı. Aynı şey Sıvas Kongresi Karadenizli üyeler için de
geçerliydi. 1. Meclise de bölgeden seçtigi üyeleri yolluyordu.

Topal Osman Ankara’da

M. Kemal’in istegi üzerine Topal Osman, yakın adamlarıyla birlikte 12
Kasım 1920 de Ankara’ya varırken, arkasında da büyük bir silahlı güç
bırakmıştı. Ankara’da ki görev belliydi. M. Kemal başta olmak üzere,
Cankaya’yı ve Meclis’i koruma göreviyle oluşturulan, Muhafız Birliginin
komutanı Topal Osman Ağa olacaktı.

Topal Osman Koçgiri Katliamında

İç isyanlar Ankara’yı oldukca tedirgin ediyordu. Bolu, Düzce, Sakarya,
Konya derken ve nihayet Koçgiri Kürt Ayaklanması başlamıştı ki; Topal
Osman’a bu alanda yine yol görünüyordu. Osman Ağa’nın yönetiminde hemen
42. ve 47. Alaylar kuruldu. Gönüllü Laz Birlikleri oluşturulup Mart 1921
de Koçgiri’ye hareket etti. Koçgiri’de de tıpkı Karadeniz de Rum ve
Ermenilere yaptıklarını yapmaktan asla ve asla imtina etmiyordu. “
…Ele geçirdikleri köylerde her çeşit zulüm ve melaneti yapmaya
başlamışlardı. Masum Kürt çocukları bu canavarlar tarafından ateşe
atılıp yakılıyor ve tüyler ürpeten manzaralar karşısında Laz alayları
zevk ve çümbüş yapıyorlardı.” (4) diye tarihe not düşülmüştü.

Koçgirili Beko Ve Osman Ağa

“…Koçgirili Beko, Topal Osman çetesini Rafahiye’nin Kayadibi
bölgesinde kuşatır. Ancak, Erzincan’dan gelen 11. Alay’a bağlı 2.
Tabur’un dağ topları, Topal Osman ve çetesini kurtaracaktı. (25 Mart
1921) ” (5)

Ankara için, Koçgiri Kürt Halk İsyanı da Topal Osman’ın katkılarıyla
böylece kanlı bir şekilde bastırılmış oldu.

Topal Osman kendisini iki cümleyle şöyle anlatıyordu;

“ …Ben cahil bir adamım. Yalnız bir gayretim vardır; Türküm,
Müslümanım. Evet Türkü, dini gavurlardan kurtarmak için çalışıyorum.
Başımı bu yola koydum…“ (6) diye, yaptıklarını anlatacaktı.

Calal Bayar’ın Ağzından Topal Osman

Ağzında dökülen incilerle anlattığı Topal Osman’ı överken Bayar;

“…Koçkiri bence hepsinden mühimdir.

Esasen Yunanlılar’a karşı durmak için kuvvetimiz kafi değildi. Bunlar da
ayrıca çıktı başımıza… Koçkiri’de bir ordu merkezi yapıldı. Onun
kumandanlığına size önce bahsettiğim Nurettin Paşa’yı kumandan tayin
ettiler. O başardı o işi. Sonra Giresun’dan 1200 kişi ile gelen Topal
Osman –çok yakın dostumdur, cahil bir adamdı büyük gayretleri oldu.”(7)

Topal Osman’ın Dilinden Ovacık Kürtleri

19.02.1922 tarilli Vakit gazetesinden A. Emin Yalman, Topal Osman’la
yaptıgı bir söyleşide, “…Refahiyede 2700 mevcutlu usat kuvetiyle
müsademede bulunduk. Asiler bozuldular. İki ay zarfında ortalık tamamen
teskin edildi. Koçgiri’de ki taburu alay haline koyduk. Bir taraftanda
teşkilata devam ettik. Dersim’de Ovacık Kürtleri başkaldırınca bunların
üzerine yürürdük. Derhal vaziyeti anladılar. Ve Koçgirir isyanının
uğradıgı akibetten kurtulmak için Erzincan hükumetine dehalet
ettiler…” derken, Nuri Dersimi ise “…Giresunlu Topal Osman
Koçgiri’de yapmadığı melanet kalmadıgı yetmiyormuş gibi, kendisine bir
kahraman süsü vererek avanesi olan Laz çeteleriyle Erzincan’ın kemah
kaza merkezine gelerek ve Dersim”e sokularak bir çete muharebesi yapmak
tasavvuruna kadar kendisinde bir varlık görmüştü. Dersim’den hemen bir
kısım Kürt fedaileri gönderildi. Bir çok Laz efradı tepelendi. Topal
Osman yaralı olarak Giresun mıntıkasına kaçtı.”(7)

Ali Şükrü Bey

1884 yılında Trabzon’da dünyaya geldi. Osmanlının son Meclisi
Mebusanında görev yaptı. Ankara’daki açılan 1. Meclis’te ise Trabzon
Milletvekili olarak bulundu.

Meclis’te M. Kemal’in liderlik yaptığı 1. Gruba karşı, muhalefetin
temsil ettigi 2. Grubun Lideriydi. Meclisteki tüm görüşmelerde M.
Kemal’in karşısına çıkıyordu. Bir keresinde ateşli tartışan bu iki Grup
lideri burun buruna geldiler ve M. Kemal elini cebindeki silahına
götürdü. Bütün bu olup biteni, Cankaya ve Meclis Muhafız Komutanı
silahlı Topal Osman, Meclisteki özel locasında izlemekteydi.

Ali Şükrü Bey Cinayeti

Ali Şükrü Cinayeti ile ilgili bir çok anı kitapları mevcuttur. Ama en
detaylı, sade bilgiyi ise Rıza Nur vermektedir.“ M. Kemal birgün
Keçiören’de Ali Kılıç’ın bağına gitmiş. İçmişler. M. Kemal zil zurna
sarhoş olmuş. Topal Osman’ın adamlarından olup maiyetinde bulunan
muhafızlarından üç kişiyi çagırmış, emir vermiş “ şimdi gideceksiniz.
Nerde ise Ali Şükrü’yü bulacaksınız. Öldürüp geleceksiniz.” Kılıç Ali ve
diger avene yalvarmışlar ,” Sırası degil, bırak biz sonra yapalım.
Böyle ap-aşikar olmaz” demişler.”(8) Ama emir verdigi muhafızlardan biri
Ali Şükrü Beyin tanıdığı olduğu için bu konuşulanları gidip anlatır.
Daha sonra M. Kemal, Topal Osman’la Cankaya’da birlikte bir akşam rakı
içerlerken, sitemli bir edayla; sözü Ali Şükrü Bey’e getirir ve “ nedir
senin bu hemşehrinden çektigim Osaman Ağa? ” diye dert yandığı çoğu anı
kitaplarında yer almaktadır. Derken 26 Mart 1923 günü akşamı, Ali Şükrü
Bey aniden ortadan kaybolur. Tam üç gün sonra 29 Mart’ta Cankaya
yakınlarında, işkenceyle ve booynu telle sıkılmış ölü olarak bulundu.
Meclis karışır ve Topal Osman sırra kadem basar ortalıktan kaybolur.
Çünkü 26 Mart akşamı bir kahvede otururken Ali Şükrü Bey’in yanına,
Topal Osman’ın Muhafız Bölügü kumandanı Mustafa Kaptan gelir. Konuşup ve
birlikte gittigini herkes görmüştü. “ Ali Şükrü’ye demiş. Aynı
memleketli olduklarından birirbirilerini tanırlarmış. Kalkmiş beraber
gitmişler. Ağanın evine gitmişler.” (9)

Topal Osman Yine Firarda

Daha sonra Topal Osman’ın evinde yapılan incelemeler sonucu cinayetin
Topal Osman ve adamları tarafından yapıldıgı anlaşılmıştı. Ama Topal
Osman yine firardaydı. İlk firarını; İstanbul Hükumetince aranırken 1919
da yapan Topal Osman, şimdi ise dört yıldan beri M. Kemal ile birlikte
çok iyi işler başardığı halde Ankara hükumetince aranmaktaydı. Bütün
bunlar, kendi deyimiyle de cahilligin resmi belgesi degildi de nedi? Ama
burada dikkat edilmesi gereken bir nokta varki; Ankara hükumetince,
başbakan Rauf Orbay tarafından aranan Topal Osman bakınız bu kaçak
günlerinde neredeymiş, okuyalım!

“ …O günlerde Ağa çok korkmuş, çok telaş etmiş. M. Kemal teselli
vermiş. Geceleri M. Kemal’in yanında geçirirmiş. Demak Ağa cinayeti
yapar-yapmaz cenazeyi en emin yer olarak M. Kemal’in köşkünün yanına
gömmüş. Kendi de oraya sığınmış.”(10) yani Çankaya köşküne..

Topal Osman’a Baskın Kararı

Gerek mecliste 2. grup ve gerekse, Trabzon’da ve hatta ülkenin degişik
yerlerindeki gelen büyük eleştiriler sonucu , Topal Osman’ın yakalanıp
adalete teslim edilmesi kaçınılmaz oldu. Yani Topal Osman artık gözden
çıkarıldı. Başbakan Rauf Orbay ve Cumhurbaşkanı M.Kemal Çankaya’da bir
araya gelip, yeni bir plan yaptılar. Daha sonrada Bakanlar kururlunda bu
konu konuşuldu. “ Gazi, eşi ile birlikte yemegini Çankaya Köşkünde
yedikten sonra, gizlice ve kimsenin gözüne batmadan istasyona inmiş,
ondan sonra muhafızların degiştirilmesine ve Osman Ağa ile maiyetinin
tepelenmesine başlanmıştı.” (11)

M. Kemal Ve Eşi Çankaya’yı Terkediyor

M. Kemal Topal Osman’ı iyi tanıdığı için, kenisine saldıracagını
bildiginden dolayı Eşiyle birlikte Çankaya Köşkünü terketmişti. Topal
Osman ise o gece, kendi evinde Çankaya Köşküne yakı, Papazın Bağında
adamlarıyla birlikte gizlenmekteydi. Çankaya’da ki bu son plandan haberi
yoktu. “ Osman Ağa üzerine gelindigini sezince Çankaya köşküne hücum
etti. Köşkte kimseyi bulamayınca kapıyı kırıp içeri girdi. Ne bulduysa
parçalayıp ortalığı karma karışık etti. Bu haber geldigi sırada silah
sesleri de duyuldu. Bir süre sonra haber geldi. Osman Ağa altı
yardımcısı ile vurulmuş ve ele geçirilmiştir. “ (12) Görüldügü gibi
Topal Osman Çankaya Köşküne sıgınmak istiyor, M. Kemal’ den yardım
etmesini bekliyor. Görüyorki evde kimseler yoktur, bu defa da gözden
çıkarıldığını geçte olsa anlıyor ve köşkü dağıtıyor. Bu baskın ise
tarihe ilk defa “Çankaya Köşkü Baskını” olarak geçecekti.

Topal Osman Yaralı Yakalanıyor Ve Öldürülüyor

Söylentiler muhtelif. Bir anlatıma göre ; Topal Osman’ı M. Kemal’in
yaveri İsmail Hakkı Tekçe öldürmüş. Diger bir anlatımda ise şöyle; Topal
Osman’ın üzerine “ Muhafız Kıtası Kumandanı Rize’li Binbaşı Fuat Bey
‘in emri ile sırf konuşmasını önlemek maksadıyla-kasten öldürülmüştü.
Fakat cesedi üstünde o kadar tahribat yapılmıştı ki; tanınacak bir halde
degildi. Hata başı olmayan bir cesedi bu hükmün infazı bakımından
zorunlu olarak ayağından asmışlardı.” (13)

Evet ,aynen öyle olmuştu. Oysa hacca gitme planları vardı, hac’ın
hayalini kuruyordu ki; cahil başını büyük bir belaya sardı. Artık geriye
dönüşü olmayan bir yoldaydı. Beynine son kurşunu yerken acaba Rumlara,
Ermenilere ve Kürtler yaptıkları gözlerinin önünde bir filim şeridi gibi
hiç gelip-geçtimi bilinmez! 1 Nisan 1923 de Meclis tatile girdi. Çünkü
Ali Şükrü Bey’in 26 Mart’ta kaybolmasıyla birlikte son bir- kaç günden
beri başkent Ankara’da olaganüstü olaylar ve tartışmalar yaşanıyordu. Bu
sıralarda İsmet inönü ise Türk Heyetiyle birlikte Lozan’daydı. 2 Nisan
da ise yaralı olarak ele geçirilen Topal Osman, Sedye ile taşınırken
önce M. Kemal’le görüşmek istiyor, kabul edilmeyince de küfürler
ediyordu. Bunun üzerine Karadenizli Laz hemşehrisi Rize’li Binbaşı Fuat
tarafından öldürüldü. Yine Çankaya yakınlarında gömüldü. Tıpkı Ali Şükrü
Bey gibi.

Topal Osman’ın Başı Kesildigi İçin Ayağından Asıldı

Meclisin ve özelliklede 2. Grubun tek şidetli istemi; Topal Osman’ın
“idam” edilmesi ve meclisin önünde asılıp halka teşhiriydi. Bu durum
karşısında gömüldügü yerden çıkarıldı. Ama bu defa da başı kesik olduğu
görüldü. Bunun üzerine ayağından asıldı. Cesedi günlerce asılı kaldı ve
bu da yetmezmiş gibi silahlı vekiller ve sıradan vatandaşlar Topal
Osman’ın kesik başlı, ayağından asılı bedenini, adeta bir nişan
poligonuna çevirmiş, delik deşik etmişlerdi. Başsız ve silah
kurşunlarıyla delik deşik olmuş bedeni artık kokuşmuştu. Giresun’a son
haliyle gönderildi…

Topal Osman’na Anıt Mezar

Topal Osman Giresun Kalesinde kesik başıyla birlikte gömüldü. Sonraki
yıllarda M. Kemal’in yakın arkadaşı ve İstiklal Mahkemelerinin idamcı
yargıcı Kılıç Ali Giresun gezisi sırasında Topal Osman’ın bakımsız
mezarını görünce üzüldü. Bunu M. Kemal’e anlatı ve M.Kemal’de 1925 de
sırdaşı ve yakın dostu olan Osman Ağa hazretlerine bir anıt mezar yaptı.
Derken yıllar sonra ise Topal Osman’ın bir de şehir merkezinde heykeli
dikilmek istendi. Bu heykel çalışmalarını sizce kim yürütse iyi? Evet ya
doğru! 1998 de Giresun Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Veli Küçük!
Peki Veli Küçük şimdi nerede? Ergenekon Terör örgütü davasından, “çete”
başı olmaktan dolayı içerde. Şimdi anladınız degilmi?

Son Sözü Topal Osman ve R. Nur Söylesin mi?

Hadi söylesinler bari, bizde dinliyelim.

“… Ben çok iş ettim. Ben kurtulur muyum sanırsınız? Vatana hizmet
ettim ama, bir gün beni harcarlar…”

“ Sanki kerameti vardı. Dedigi oldu. Cahiline kurban gitti” (15)

Lazların Çankaya’daki Dansı

Çok ibret verici, bir hazin hikayedir bu yazılanlar- okunanlar.

Ali Şükrü Bey Trabzon Laz milletvekili ve 1. Mecliste 2. Grubun
lideriydi. M. Kemal muhalifi ve hükumetin ateşli eleştirmeniydi. Soydaşı
Topal Osman tarafından öldürürldü. Çankaya yakınlarına gömüldü. Daha
sonraları ise

Ali Şükrü Bey, “Demokrasi Şehidi” ilan edildi.

Topal Osman Giresun’lu. Laz Alaylarının Çete başısı. Son yıllarını
Ankara’da Meclis ve Çankaya muhafız birliginin komutanlığını yaparak
geçirdi. Trabzon milletvekili soydaşı Ali Şükrü Bey’i öldürdü. Topal
Osman’da “Cumhuriyet Şehidi” ilan edildi. Arkadaşı M. Kemal tarafından
anıt mezarı yapıldı.

Binbaşı Fuat Bey Rizeli ve Laz’dı. Çankaya’da Muhafız Kıtası
Kumandanıydı. Soydaşı Topal Osman’ı yaralı ele geçirdi ve gerçekleri
konuşmaması için öldürdü. Kesik başlı bedenini ise Çankaya yakınlarına
gömdü. Binbaşı Fuat Beyin akıbeti yazılamadıgı için henüz ögrenilemedi.
Böylece Lazların Çankaya’da ki bu ateşli Kafkas dansları da son buldu.

Kaynak

1) Ayşe Hür, Taraf gazetesi 14 Mart 2010

2) H. İzzettin Dinamo, Kutsal İsyan, c, 2. s. 113

3) Ayşe Hür, Taraf gazetesi 14 Mart 2010

4) Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihi

5) Koçgiri Halk Haraketi, s. 79

6) Rıza Nur, Hayat Ve Hatıratım, c.3, s. 163

7) Tercuman gazetesi, 10 Eylül 1989

8) Nuri Dersimi, Hatıratım, s. 112

9) R. Nur, age, c. 2, s. 376-377

10) R. Nur, age, c. 2, s. 380

11) R. Nur, age, c.2, s. 382

12) A. Fuar Cebesoy, Siyasi Hatıralar, s. 295

13) Feridun Kandemir, Rauf Orbay, s. 106

14) Kadir Mısırlıoğlu, Ali Şükrü Bey, s. 234

15) R. Nur, age, c, 2. s, 386

http://www.dersim37-38.org/alevi-kurt-rum-ve-ermeni-katili-topal-osman-kocgiri-isyani/

..