Erkin Yurdakul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erkin Yurdakul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2017 Salı

Anti Emperyalist Direniş Merkezi BÖLÜM 1


Anti Emperyalist Direniş Merkezi BÖLÜM 1


Erkin Yurdakul 
07.04.2003/Sayı:27


TÜRKSOLU: 

Emperyalizme Karşı Direniş Merkezi

TÜRKSOLU gazetesi 27. Sayısıyla 1. yılını doldurmuş oluyor. Bir siyasi gazete çıkarmanın zorlukları düşünüldüğünde bu yaşgünü bizler için çok değerli. 
Hiçbir bağımlılığı olmadan, tamamen gençlerin çabasıyla, TÜRKSOLU adına layık bir gazeteyi dimdik ayakta tutabilmenin, her geçen gün geliştirebilmenin 
ve daha etkin kılabilmenin gururunu yaşıyoruz.

Ancak içinde bulunduğumuz dönemin önemi ve yaşananlar bu gururumuzu bir kenara bırakmayı ve bu 1 yılın ciddi bir muhasebesini yapmayı gerekli kılıyor.

Bir günlük gelişmenin bile onlarca yıla bedel olduğu bir tarihi dönem yaşıyoruz. TÜRKSOLU böylesi bir dönemde Türk halkına rehber olmayı amaçlıyordu.

Gazeteye başlarken birçok kişi gibi tarihi bir döneme girildiğinin farkındaydık. Farkında olduğumuz bir başka şey ise böyle bir döneme elde ideolojik bir silah 
olmaksızın girilemeyeceğiydi. Bu anlamda 2002’nin tüm gelişmelerine hazırlıklıydık. Ancak bunun dışında, gelen günlerin ne getireceği hakkında en ufak bir bilgimiz olamazdı. Kararların verildiği herhangi bir iktidar mekanizmasında bulunmuyorduk. Sonuçta 2002 dünyada ve Türkiye’deki gelişmeler açısından herkesin tasavvurundan hızlı ve yıkıcı oldu.

Böylesi bir dönemde ise TÜRKSOLU gazetesinin önem kazandığını ve geniş bir kesimde ihtiyaç haline geldiğini gördük. Doğru bir politika izlediğimizi 
düşünüyoruz. TÜRKSOLU okurlarının çağı ve Türkiye’nin kaderini değiştirecek olan bu gelişmelere hazırlıksız yakalandığını kimse iddia edemez.

Ezilenlerin Milliyetçiliği ile Düzenden Kopuş

Bunun elbette bir sebebi var. TÜRKSOLU daha başından belirgin ve net bir ideolojik pozisyon aldı. İlk sayımızdaki manifestomuzda yayınladığımız ilkeler 
açıktır:

Milliyetçiyiz. Dünya çapında emperyalizm karşısında ezilen ulusların tarafındayız ve anti-emperyalistiz. Ezilenin yanında olmak bir sınıfsal tavırdır. 
Bunun için emekçilerin tarafındayız, sosyalistiz ve soluz. Sonuçta milliyetçilik ve sosyalizm temel ideolojik dayanaklarımız olduğundan, Türk ve sol bizim 
için ayrılmaz iki kavramdır.

TÜRKSOLU gazetesini yaratan bağımsızlığın-bağlantısızlığın bu noktada şekillendiğini görmek gerekir. Milliyetçilik ve solu bir hareketin temeli haline getirmek TÜRKSOLU’nu tüm düzen kuvvetlerinden özgürleştirmektedir. Bunun için 2002’nin tüm gelişmeleri içinde keskin bir tavır alabildik. “Batının değil Türkiye’nin, Sermayenin değil Solun Gazetesi” olarak yaptığımız çıkışın sıradan-tekdüze bir çıkış olmadığını göstermeye çalıştık.

Hangi düzen kuvveti milliyetçidir ve hangisi soldur? Elbette düzen milliyetçilere ve sola oltalar atmaktadır. Bu oltalara takılan balıklar da bolca mevcuttur. 
Ama TÜRKSOLU’nun aldığı tavırda düzen yoktur.

Bu yönde yarattığımız çıkış, 2002 ve 2003’te gelişen tarihsel olaylar içinde düzgün bir tavır alabilmemizin temeli oldu. Bu yönde inatçı bir ikna çabasını 
TÜRKSOLU gazetesi ile yaratmaya çalıştık. 1. yılımızın sonunda görüyoruz ki, bizim kesin çizgili tavrımızla ikna edemediğimiz geniş bir kesimi hayatın kendisi 
ikna etmektedir. Düzene sarılarak ayakta kalmaya çalışan tüm kesimler savrulup dağılmaktadır. Bunların kendilerine nasıl bir etiket taktıkları hiç farketmez, 
ister sol, ister milliyetçiyim desin, düzen içinde kalma çabası iflas etti.

Ezilenden yana olmayı bırakan sol, Batıdan korkan milliyetçilik

Türkiye açısından kritik olan AB kampanyası hem “milliyetçilerin” hem “sol”un tavrının sınandığı bir süreç oldu. TÜRKSOLU’nun ilk siyasi deneyimlerini de 
bu kampanya karşısında yaşadık,

<  TÜRKSOLU’na İkinci Cumhuriyetçi Faşist saldırı Geçtiğimiz dönem içinde TÜRKSOLU olarak devrimci gazeteciliğin örneklerini vermeye çalışırken Türk basın tarihindeki en ilginç saldırılardan biriyle de 
karşılaştık.

“Demokrat”, ikinci Cumhuriyetçi Ahmet Altan gazetemizde yayınlanan yazılar dolayısıyla, yazarlarımız Güneş Ayas, Özgür Billur, Birtan Ürün, ve sorumlu yazıişleri müdürümüz Aydın Yağmur hakkında TCK 312’den dava açılması için savcılığa başvurdu. 

Böylece Türk basın tarihinde ilk kez bir gazeteci diğer bir gazeteci hakkında 312’den dava açılması için başvuruda bulunuyordu. 

Ahmet Altan’ı bu kötü yola sürükleyen yazılar ise, Ahmet Altan’ın İstanbul üniversitesinde karşılaşığı yumurtalı protesto üzerine yazılmıştı. Atatürkçü gençlerin bu protestosu üzerine ikinci cumhuriyetçi medya, gençler e yönelik bir linç kampanyasına girişmişti. 


TÜRKSOLU’ndaki yazılar Ahmet Altan’la birlikte medyanın bu halk ve Atatürk düşmanı niteliğini sorgularken, Ahmet Altan’ın faşist girişimi kimin ne kadar demokrat olduğunu Türk halkına bir kez daha gösterdi. 

TÜRKSOLU’nun 22. sayısı “Takke Düştü Kel Göründü: 2. Cumhuriyetçi’nin Faşist Yüzü” kapağıyla zevkle okunan bir sayı oldu.  >

Kemalizme İhanet ve Kuvayı Milliye

Bu görüş darlığı ile devrimci reflekslerin yitirilmesinin yegâne sonucu, muhafazakâr alışkanlıklara hapsolunması olmuştur. Türk siyaseti bu yönde siyasi tuzaklar ile doludur. Halk her seferinde bir çıkmazda bırakılmakta ve kötünün iyisi adına muhafazakarlığa hapsedilmektedir.

Türk siyasetinin iki kanadı bu anlamda 50 yıldan fazla süredir sağcılık yarışına girmiş durumdadır. TÜRKSOLU bu tespiti önemle vurguladı. 13. sayımızda 
“Kemalizme İhanet” manşetini atarak bu siyasi tuzakların en önemlilerinden birisi konusunda uyarıcı olmaya çalıştık. Kemal Derviş’in CHP’ye montesiyle 
güncelleşen ihanet politikası, aslında 60 yıllık bir tuzağın yeniden tezahüründen başka bir şey değildi. CHP bir yandan da AKP’nin alternatifi olarak 
pompalanmaktaydı. Düzen ,şeriatçısından isteyene AKP’yi, laikinden isteyene CHP’yi sunmaktaydı. Halka ise bir kez daha devrimcilik yerine muhafazakarlık 
öneriliyordu. Düzenin bekaası adına ya AKP’ye ya CHP’ye yüklenmeliydik.

CHP üzerinde yazdıklarımızın, CHP’li önemli bir kesim üzerinde etkili olduğunu ve CHP içerisinde yapılan tartışmalarda önemli bir malzeme ürettiğine şahit olduk. 
Antikemalist AKP ve Kemalizme ihanet CHP’si 3 Kasım sonrası kolkola girmeyi tercih etti. Seçimde muhafazakârlıkta ısrar ederek “kerhen” oy verenler iki partinin de birbirinin alternatifi olmayıp yalnızca halkçı bir rejimin -Kemalizmin- alternatifi olduklarını kısa zaman içinde yaşayarak gördüler.

TÜRKSOLU gazetesinde Kemalizme alternatif yaratma politikasının iflasını da ısrarla vurguladık. Gençler olarak herhangi bir siyasi parti örgütlenmemiz 
olmamasına rağmen, insanları bu Antikemalist siyasete destek vermekten alıkoymaya çalıştık. Bunun yerine belli bir devrim stratejisine dayanan 
Kuvayı Milliye seçeneğini okurlarımızla tartışma yoluna gittik. Her halükârda muhafazakarlık yerine devrimcilik konmalıydı. Komprador Türk siyaseti yerine 
bir Kuvayı Milliye seçeneği yaratılmalıydı.

Bu devrim stratejisi, TÜRKSOLU geleneğinde de açıklıkla görülebileceği gibi, halk-ordu-aydın-gençlik ittifakına dayanmaktadır. Biz böylesi bir ittifak 
kurulmaksızın, halka kurulmuş siyaset tuzaklarından ve düzenin kendisinden kurtulmanın mümkün olmayacağını görüyoruz. Biz Türkiye’nin böyle bir ittifaka 
ister istemez yöneleceğini de TÜRKSOLU’nda anlatmaya çalıştık.

Bu da Kemalist devrimin yarattığı Türkiye gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Antiemperyalist bir Bağımsızlık Savaşı ve milliyetçi bir devrim ile kurulmuş 
Kemalist devlet geleneğinin karşısında ABD sübvansiyonu ile kurulmuş antikemalist parlamenter düzen durmaktadır. Çatışma o kadar derindir ki, bugün iktidar kendi milletvekillerine ABD’ci politikalarını kabul ettirmekte zorlanmaktadır. Devlet kurumları içerisinde ciddi görüş ayrılıkları belirmektedir. 
Çünkü Türkiye’nin hızlı gelişmeler içerisinde yaşayarak kaderinin belirleneceği günler içinde bulunmaktayız.

Kuvayı Milliyecilik bir ruh halinde her kesimi sarmaktadır. Ancak gerçekçi olmak durumundayız. Kuvayı Milliye’nin tek gerçek şekli, belli bir devrim stratejisine 
dayanan halk iradesinin gerçekleşmesidir. Atatürkçülük dışında bir Kuvayı Milliye seçeneği yaratmanın imkanı olmayacaktır. Bunun için ise ayrı ayrı ideolojiler 
ve siyasetleri bir çatı altında buluşmaya değil, herkesi Kemalizme çağırıyoruz.

TÜSİAD solculuğunu ve bölücü yasaları firesiz geçiren milliyetçiliği bu arada tanımış olduk. Burada yazılanları-çizilenleri tekrarlamanın bir anlamı yok. 
Ama TÜRKSOLU sayfalarında yer bulan iki tespiti yinelemenin faydası var.

Birincisi, Türkiye’de sermayenin politikasıyla yanyana gelmekten ve aynı şeyleri savunmaktan çekinmeyen bir sol anlayış oluşmuştu. 

TÜRKSOLU’nun 2. Sayısında bunu “komprador sol” olarak tanımladık. Tekelci sermayeyle aynı “demokratikleşme” perspektifi ve bu perspektif içinde AB süreci savunuluyordu.

Bu yönelişin tek bir sebebi vardır: Belli bir sol anlayış ezilenden yana olmayı ve bağımsız olmayı bırakmıştı. Türk halkının çıkarıyla bu “sol”un çıkarı arasında 
bir uçurum oluşmuştu. Bunlar AB sürecinden, bir Tuncay Özilhan gibi, bir Mesut Yılmaz gibi, bir Ertuğrul Özkök gibi, bir Sakıp Sabancı gibi fayda umuyorlardı. 
AB yurttaşıydılar.

Solculuğu mu bırakacaktık?! Şablonları bırakmayı tercih ettik.

Solculuğumuz içinde bizi Batıyla bağlayan en ufak bir bağ yoktu. Batıdan ezilen halka haydutluktan başka bir şey gelmeyeceğini biliyorduk. AB’ci politikaları 
ve bunun Türkiye’de tekelci-tefeci sermayenin politikası olduğunu teşhir etme yolunu seçtik. Oysa komprador sol Türkiye’deki bu oligarşik ve darbeci sürece 
açıktan destek veriyordu.

İkinci tespit ise “milliyetçiler”e ve “ulusalcı”lara ilişkindi. Bunların tüm uygulamalarında Batı karşısında bir aşağılık kompleksinin esiri olduklarını yazdığımızda milliyetçiliği bir siyaset değil bir ideoloji olarak tanımlıyorduk. Milliyetçiliği basit taktikler haline getirenler yanıldılar. Batıya yanaşarak, ezilen dünyaya karşı Batının yanında olarak millyetçilik yaptıklarını sandılar. Bu arada medyanın TÜSİAD sözcüleri onları Ortadoğu çöllerine savrulmakla tehdit ediyordu. Korktular. Partilerini böldürdüler, iktidarlarını teslim ettiler. Bölücü AB yasalarına hep beraber oy verdiler. Neden?

Çünkü ezilenlerin safında olarak bizim gördüklerimizi, düzen sözcüleri olarak onlar göremezlerdi. Biz solun şablonlarını kırarak “damarlarımızdaki asil kanla” 
övünegelmiştik. Onlar milliyetçiliğin aynı parlamentoları gibi Batıdan ithal olduğunu sanıyorlardı.


<  Attila İlhan:TÜRKSOLU iyi yolda gidiyor,

Aslında, fikir hareketleri içerisinde, ciddi aylık 2 aylık hatta 3 aylık kalın dergilerin önemli bir fonksiyonu vardır. Bu fonksiyon yetişmekte olan yeni nesillerin ideolojik oluşumları açısından, değerlidir. Fakat bu yetmez. 

Dünyanın her yerinde özellikle gençlik kesimi haftalık veya 15 günlük daha çok gazeteye yakın birtakım dergiler çıkarır. Türkiye’de de bu hep böyle olmuştur. 
Çünkü benim ilk yazmaya başladığım dergiler, Gün dergisi mesela, Türkiye Sosyalist Partisi organıydı. Tabloid bir gazete boyundaydı. Öyle çıkardı. Ve haftalık bir dergiydi. Esat Adil Bey ne yapar yapar her hafta o dergiyi çıkarırdı, o kötü şartlar altında. Ondan sonra da başka çıkan dergilerde mesela yığın dergiside ki o da bir Sosyalist Partisi’nin organıydı, o da aynı şekilde tabloid böyle bir dergi karakteriydi. Daha sonra çıkanlarda, Yön öyle bir dergiydi. 

Bu tür dergilerin her zaman çok büyük bir fonksiyonu ve yararı olmuştur. TÜRKSOLU böyle bir ihtiyacı karşılamak için, çok elverişli bir zamanda ve elverişli bir ortamda çıkmış oldu. Ve zaten şimdiye kadar ki hareket tarzı ve gelişme seyri de, iyi yolda gittiğini gösteriyor. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda, solun bütününü kapsayacak bir platform içerisinde kendisini göstermesi bir zaruretse bu tür dergilere bunu yaratabilmek için çok iş düşecek. Bu bakımdan başarılarının devamını temenni ediyorum.


2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***