Beykent Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beykent Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2018 Çarşamba

YÜKSELEN ASYA PASİFİK VE ÇİN,

YÜKSELEN ASYA PASİFİK VE ÇİN,

Prof. Dr. Sait Yılmaz  

14 Ekim 2017


21. Yüzyılda Neler Olacak?
Doç.Dr.Sait YILMAZ
Giriş
20. yüzyıla girerken hiç kimse bu yüzyılın iki büyük dünya savaşına yol açacağını, Sovyetler Birliği ve Çin’in yükselişini, sömürgeci imparatorlukların sona ereceğini, teknoloji ve bilgi devriminde ortaya çıkacak yenilikleri öngörememişti. Gerçekte, hiçbir yüzyıl takvimin gösterdiği ilk yılında başlamaz. Yüzyılları başlatan sonraki dönemde dünyaya yön veren çok önemli dönüm noktalarıdır. Örneğin 19. yüzyıl 1800 yılında değil, 1789’da başlamıştı. Fransız devrimi sonrası Avrupa’da yaşanan güç çekişmelerinin neden olduğu sömürgecilik ve emperyalist politikalar dünya olaylarına damgasını vurdu. 20. yüzyılı başlatan ise 1870’de Alman Birliği’nin kurulması oldu ve sonrasında yaşanan güç çekişmeleri iki dünya savaşına yol açtı. 21. yüzyıl ise çok ilginç bir şekilde aynı yıla rastlayan üç önemli gelişme ile 1989’da başladı. Bu üç gelişmeden ilki olan Sovyetler Birliği’nin çöküşü, sadece dünyadaki güç dengesini ve güvenlik ortamını değiştirmedi, ideoloji çekişmelerini de bitirdi. 1989’un diğer önemli gelişmesi ise internetin bulunması idi. İnternet ve haberleşme teknolojisinde başlayan gelişmeler küreselleşme olgusuna ve bugün yaşadığımız bilgi çağına vücut verdi. 1989’un çok daha az farkında olunan gelişmesi ise klonlama ve gen terapisinde yaşanan gelişmelerdir. Birinci Dünya Savaşı ilk defa zehirli gazlar kullanıldığı için kimyacıların, İkinci Dünya Savaşı ise füzeler ve nükleer silahların kullanılması nedeni ile fizikçilerin savaşı olmuştu. Üçüncü Dünya Savaşı ise gen terapisinde devam eden buluşlar sonucu insan benzeri yapıların savaştığı biyoteknolojinin savaşı olacaktır.
Uluslararası Güç Dengesindeki Değişim
Tarihin çeşitli dönemlerinde ya tek bir hegemon güç olmuş ve o dönem bu gücün etrafındaki gelişmelere göre biçimlenmiştir. Bazen birden fazla birbirine benzer güç merkezi olmuş ve bunlar arasındaki çekişme ve rekabet tarihsel olayların belirlenmesinde etkin olmuştur. 18. yüzyılda, İngiltere; sonraki 200 yüzyıl boyunca Avrupa diplomasisine egemen olan “güç dengesi” kavramını geliştirmişti. Modern dünya sisteminin ilk hegemonik gücü İngiltere idi. 18. yüzyılda Fransa ile birlikte öne çıkan İngiltere, hegemon güç konumunu 1945’lere kadar sürdürdü. ABD iç savaşını sona erdirerek, Almanya ise ulusal birliğini sağlayıp Sedan’da Fransa’yı yenerek istikrarlı bir siyasi yapı oluşturmuşlardı. ABD, ancak 1898 yılındaki İspanya Savaşı sonrasında büyük güç konumuna gelerek hegemonya için yarışa dâhil oldu. 1914 yılına kadar olan dönemde ABD çelik ve otomobil, Almanya ise kimya sektöründe başlıca üretici konumuna gelmişti. 1870’lerde başlayan Almanya ve ABD arasındaki küresel rekabet ise ancak İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yenilmesi ile sona erdi. Uluslararası güç dengesi sıralaması 1900’de; İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya ve ABD şeklindeydi. 1945’te liderlik iki kutuplu düzen içinde ABD ve SSCB’ye kaydı. Bu yıllarda Japonya, Çin ve İngiltere çok geride kaldı. Soğuk Savaş’ın 2 + 3 (ABD – Sovyetler Birliği + Çin – Japonya – Almanya) dengesinin yerini 1990’da Rusya’nın bir alt kademeye düşmesi ile 1 + 4 (ABD + Rusya – AB – Japonya – Rusya) dengesi almıştır.
Soğuk Savaş sonrası dönemde yeniden yapılanma süreci devam etmektedir. Gidiş çok kutupluluğa doğrudur ve uluslararası ortam daha kaotik bir hal almaktadır. 19. yüzyılın başlarında Almanya’nın, 20. yüzyılın başlarında ABD’nin dünya dengelerini etkileyecek şekilde ortaya çıktığı gibi, 21. yüzyılda küresel güç olma  yolunda ilerleyen ülkelerin dünyanın jeopolitik dengelerini değiştirebileceği ve bunun potansiyel etkilerinin bütün dünyayı etkileyeceği tahmin edilmektedir. 2020 yılından itibaren ABD hegemonyası; Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya ve Endonezya tarafından tehdit edilecektir. Soğuk Savaş sonrası dönem tek süper gücü daha müdahaleci yaparken, büyük güçleri ise bölgesel güvenlik ortamlarındaki konumlarını güçlendirmeye itmiştir.
Yükselen güçlerin ABD’nin rakibi olması henüz kesin değildir. ABD’nin en yakın rakibi AB’dir, ancak AB’nin de bu yüzyılın ilk çeyreğinde, mevcut problemlerini, askeri ve siyasi alanlardaki eksikliklerini gidererek ABD’nin karşısına bir süper güç olarak çıkması pek mümkün gözükmemektedir. Avrupa’nın ABD’nin rakibi olabilecek bir siyasi güç için gerekli bütünlüğe ulaşması çok zaman alacaktır. Eski ana Avrupa güçleri olan İngiltere, Almanya ve Fransa; ABD ile aradaki güç boşluğunu kapatamayacak kadar zayıftırlar. ABD’nin Soğuk Savaş sonrası sistemdeki payı % 30’dan % 33’e çıkarken Çin aynı dönemde % 18’den % 25 civarına yükselmiştir. Hegemonya mücadelesi Batı merkezli dünya ile Doğu merkezli bir dünya rekabetine gitmektedir.
Halen dünya üretiminin % 30’unu yapan ABD’yi 2020 yılında Çin yakalayacak, Çin ve Hindistan; ABD’yi geçeceklerdir. 2050 yılında Batı Blokunun dünya üretimindeki payı % 35’e düşerken, Uzak Doğu’nun % 65’e çıkacağı anlaşılmaktadır. Gelinen aşama 2025-2030 yıllarda güç dengesinin önemli değişimleri tetikleyecek kritik eşiklerden geçeceğini göstermektedir. Bu nedenle, küresel güç piramidinin en üst tabakalardaki aktörleri güvenlik ve savunma alanındaki reform çalışmalarına bu tarihleri hedefleyerek devam etmektedirler.
Geleceğin Güvenlik Ortamı
Gelecek otuz yılda insan hayatının umulmayan oranda değişime uğrayacağı öngörülmektedir. Bu değişimin üç olgusu ise iklim değişikliği, küreselleşme ve küresel eşitsizlik olarak belirlenmiştir. Atmosferin 21. yüzyıl boyunca bugüne kadar görülmemiş oranda ısınacağını gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Bunun temel sonuçları, muhtemelen eriyen buz kütleleri, okyanusların termal genişlemesi, okyanuslardaki akıntı ve akımlarda değişiklikler ile atmosferden gelen karbondioksit ile daha asitli hale gelen deniz suyu olacaktır.
2035’e kadar, dünya nüfusunun üçte ikisi su sıkıntısı çeken alanlarda yaşayacaktır. Küresel iklim değişikliği yerleşim için gerekli olan alanları daraltacak ve tarım ile verimliliğe ait yöntemlerde değişiklik ile sonuçlanacaktır. 1900 yılında 1’e 2 olan en zengin ile fakir arasındaki fark, daha 1997’de 1’e 100’ü geçmişti. Birçok insanın maddi şartları önümüzdeki 30 yılda muhtemelen iyileşirken, zengin ve fakir arasındaki fark artacak, mutlak fakirlik küresel bir sorun olarak kalacaktır. Bu nedenle, çatışmalar genellikle geniş çapta anarşi yaratan, yaygın suçları, isyanları, şiddeti, iç savaşı içerecek şekilde toplumsal nitelikte olacaktır. Küresel nüfus 2035 yılından önce muhtemelen 6,5 milyardan 8,5 milyara yükselecektir. En hızlı artış, ekonomik risk altında olan bölgelerde görülecektir. Dünya nüfusu 2035’e kadar çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere % 20 oranında artacaktır. Avrupa, Japonya ve Çin dünya tarihinde görülmemiş yaşlı nüfus ile birlikte demografilerinde düşüş ile karşı karşıya geleceklerdir. 2020’den itibaren küresel ekonomik gelişmede bir yavaşlama olacaktır. Gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere göç devam edecek, bu göç etnik karışımı ve seçmen sayılarını değiştirecektir. Şehirleşmenin yaygınlaşması ile birlikte ve dünya nüfusunun yarıdan fazlası 2025 yılında şehirlerde yaşayacak ve nüfusu 30 milyonun üzerinde şehirler artacaktır. Yeni şehirlerin varoşları salgın hastalıklara yol açabilecek, belediyeler temel hizmetleri sağlamada zorlanacak, gecekondu bölgeleri artacaktır. Bilgi ve ulaşım teknolojisinin daha da gelişmesi az gelişmiş ülkelerde etnik ve ulusal kimliklerin keskinleşmesine, refah toplumlarında ise aşınmasına yol  açacaktır. Genel olarak Asya, gelecek 15 yıl içerisinde küresel güç dengelerindeki değişimin en önemli aktörü olacaktır. Yüksek teknolojiyle artan yatırımların etkisiyle büyüyen Asya pazarı, bölgenin çok geniş alanlara yayılmış ekonomik bölgelerle rekabet imkânını artıracaktır. Geleceğin bilişim teknolojilerinde Avrupa, Asya’nın gerisinde kalacaktır. ABD birçok alanda liderliğini ve Asya ile rekabeti sürdürmesine rağmen, bazı önemli sektörleri kaybedecektir. Enerji için olan talep 2035 yılından önce muhtemelen yarıdan fazla artacak, fosil yakıtlar bu artışın % 80’den fazlasını karşılayacaktır. Enerji kaynakları için rekabet 30 yıl boyunca baskın hale gelecek, dünya enerji talebindeki artış yıllık olarak muhtemelen %1,5 ile %3,1 arasında olacaktır.
Geleceğin Savaşları
21. yüzyılın ilk yıllarındaki küresel güvenlik ikilemleri 20. yüzyıla göre niteliksel olarak farklıdır. Ulusal egemenlik ve ulusal güvenlik arasındaki geleneksel bağ zayıflamıştır. Savaşın, resmi olarak ilan edilmiş bir devlet meselesi olduğu zamanlar artık geride kalmıştır. Çok ender ve genellikle gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ülkeler ile yapacağı savaşlar artık hassas silahlarla gerçekleşecek, rakibi silahsızlandırmak ve kontrol altına almak için kullanılacaktır. Küreselleşme çağında savaş; resmi olmayan, yayılmış ve çoğu zaman isimsiz çatışmalar şeklinde küresel bir istihbarat ağına dayalı, özel ve vekilli savaşlar, örtülü operasyonlar ve propaganda mücadeleleri ile yürütülmektedir. Bugünün krizleri küresel terör örneğinde olduğu gibi kimliksiz, devletsiz, önceden tahmin edilemeyen, gerekçesiz, etik olmayan, topraksız ve ulusallaşan niteliktedir. Dünyanın büyük bölümünde güvenlik tehditleri artık askerlerden değil; ekonomik çöküş, siyasi baskı, kıtlık, aşırı nüfus artışı, etnik ayrılıklar, çevre tahribatı, terörizm, suç ve hastalıklar gibi diğer sorunlardan kaynaklanmaktadır. 21. yüzyılın değişen güvenlik kapsamı güvenliğin askeri olmayan boyutlarındaki tehlikelere de hazırlıklı olmayı gerektirmektedir. Çatışmanın askeri ve askeri olmayan cepheleri arasındaki sisli ilişki artacaktır. Daha kapsamlı yaklaşımlar benimsendikçe, şimdiye kadar askerler tarafından icra edilen pek çok güvenlik ve savunma rolü siviller tarafından yerine getirilmeye başlanacaktır. Geleceğin üç büyük savaş senaryosu şu şekildedir;
– İran: Senaryosu;
İran’ın muhtemel savaş planı balistik ve cruise füzelerinin dağıtılmasını, Hürmüz Boğazı’nın mayınlanmasını ve denizaltılarının burada devriye gezmesini öngörecektir. Gemilere karşı füze bataryaları yaklaşan ABD gemilerini hedef alacaktır. ABD liderliğinde bir koalisyon saldırısına karşı, İran kanlı ve uzun bir savaşa hazırlanmaktadır. İran stratejisi, Amerikalıların kendi ulusal çıkarları tehlikede olmadığında uzun süre savaşa angaje olamayacaklarını hesaplamasına dayanmaktadır. İran’ın amacı ABD zayiatını artırmak ve koalisyonun dağılmasını sağlayacak kadar kan akıtmak olacaktır. Bu savaşta, nükleer, kimyasal veya biyolojik savaş başlıklı füzeler kullanılacaktır. Bu nedenle ABD tarafından füze 2018 yılına kadar savunma sistemi geliştirilmeye çalışılmaktadır. ABD savaşa İran’ın derinliğindeki kilit hedefleri bombalayarak başlayacaktır. Füzeler ve hava saldırıları ile desteklenen bir konvansiyonel taarruz da söz konusu olabilir.
– Kuzey Kore Senaryosu;
Kuzey Kore’nin Güney’i işgali ABD tarafından güçlü bir karşılık verilmedikçe son bulmayacak ve bu durum nükleer silah kullanımını zorunlu kılacaktır. Bu nedenle Kuzey Kore’nin nükleer silah edinme isteğinin temel nedeni Güney’i işgal etmesine karşılık olarak ABD’nin nükleer silah kullanmasına karşı koymaktır. Kuzey Kore, uzun yıllardır ABD’nin nükleer saldırısına hazırlanmakta ve yer altında köstebek bir toplum yaratacak kadar yer altı sığınağı geliştirmiştir. Askeri hedefler sıkı şekilde koruma altına alınmıştır. Üstelik Kuzey Kore’deki bir  nükleer patlama hava koşullarına bağlı olarak komşu ülkeleri de (özellikle Güney Kore ve Japonya) etkileyebilecektir. 5 Kilotonluk küçük bir nükleer bombanın bile Japon Denizi’ne ulaşacağı hesaplanmaktadır. 2030’lardan sonra gerçekleşmesi beklenen bu savaşta füze savaşına sahne olacak ve füze savunma sistemine büyük iş düşecektir. Öte yandan ABD’nin uzun menzilli balistik stratejik silah kullanımı ise her ikisi de nükleer silah kullanımına karşı olan Japonya veya Rusya’nın iznine tabidir.
– Çin (Üçüncü Dünya) Savaşı Senaryosu;
Savaşı tetikleyen, Çin’in Tayvan’ı işgali ve Güney Çin Denizi’nde ancak savaş yolu ile çözülebilecek egemenlik sorunları olacaktır. Çin, konvansiyonel gücünü özellikle Pasifik bölgesinde konuşlanacak şekilde modernize ederken, gelecekteki savaşın sahnesi olacak yeni bir güç projeksiyonu ağı kurmaktadır. Çin’in hayali Tayvan ile birleşerek Hong Kong’a benzer bir ekonomik patlama daha yaşamaktır. Çin’in askeri planları Spratly adalarını savunmak ve Tayvan’ı nötralize etmek üzerinedir. Bölge ile ilgili bir gerginliğin başlaması ile birlikte Çin, Tayvan ve Spratly adalarından itibaren 1.000 km.lik bir bölgede deniz ve hava kontrol bölgesi deklare edecektir. Bu bölgeye giren herhangi bir gemi veya uçak (Çin denizaltıları, mayınlar, balistik ve cruise füzeleri ile) imha edilecektir. Çin Kara Kuvvetleri, Tayvan sahillerine çıkacaktır. ABD, Güney Kore ve Japonya’daki üsleri kullanamayacağını bunun yerine Tayland, Singapur ve Filipinlerdeki üslerden yararlanacağını hesaplamaktadır. Avustralya ve Yeni Zelanda da askeri nitelikte olmayan üs desteği sağlayabilir. Tayvan’daki üsler ise Çin’in güdümlü füze kuvvetlerinin menzili dahilindedir. 2040 sonrasını bekleyen bu savaş için Çin, öncelikle ekonomik olarak ABD’yi yakalamayı hedeflemekte, bu yüzden şimdilik ‘barışçı yükselme’ stratejisi izlemektedir.
21. Yüzyılda Bizi Neler Bekliyor?
Son 25 yılın buluşları önemlerine göre şöyle sıralanabilir; internet, cep telefonu, kişisel bilgisayar, fiber optik, e-posta, ticari GPS (küresel konuşlandırma sistemi), taşınabilir bilgisayarlar, hafıza depolama disketleri, tüketicilere yönelik dijital fotoğraf makinası, radyo frekanslı kimlik etiketleri, MEMS (mikro elektromekanik sistemler), DNA testleri, hava yastıkları, ATM, gelişmiş piller, melez (hibrid) otomobiller, organik ışık-yayıcı diyotlar, görüntü panelleri, HDTV (yüksek çözünürlüklü televizyon), uzay mekiği, nanoteknoloji, yapay hafıza ve sesli posta, navigasyon sistemleri. Yeni teknoloji uygulamaları, insanların ve bireysel refahın gelişmesinde teşvik edici rol oynayacaktır. Bu faydalar; bazı yaygın hastalıklar için yapılan medikal buluşlar ve tedaviler, geliştirilmiş gıda ve içilebilir su uygulamaları, kablosuz iletişimin genişletilmesi ve özellikli dil çeviri teknolojileri gibi ticari, kültürel, sosyal hatta politik ilişkilere katkı sağlayabilecek nitelikler taşıyabilir. Geleceğin teknolojileri sadece bireysel teknolojilere erişimde değil, aynı zamanda hayatın her köşesine yayılan enformasyon, biyoloji ve nanoteknoloji alanlarında belirleyici rol oynayacaktır. Altı yeni teknoloji ve endüstri dalının geleceğe ilişkin değişimi gerçekleştireceği değerlendirilmektedir: bilgi teknolojisi endüstrisi; biyoteknik devrim (insanların kaderini ve yaşamını esaslı tarzda değiştirebilir); gen tekniği (insana hayatın yeni şekillerini, yeni özelliklere sahip olarak kurmak için korkunç bir güç verebilir); yeni suni hammaddeler endüstrisi; yeni bir enerji sistemi ile ilgili teknolojik gelişmeler; uzaya dayalı teknolojiler (uzay yolculuğu tekniğinde de önemli gelişmeler beklenmektedir). Soğuk Savaş sonrasında başlayan pek çok trendin (AB’nin geleceği, küreselleşme, teknolojinin getirecekleri, ulus-devlet içindeki krizler, etnik çatışmalar, küresel ısınma, Çin’in yükselişi vb.) henüz ucu açıktır ve bu da geleceğin okunmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, uzun dönemli değerlendirmelere ilişkin birden çok tahminde bulunmak zorunda kalınmakta, her türlü gelişmeye karşın çok yönlü projeksiyonlar, alternatif senaryolar hazırlamak zorunluluğu kendini hissettirmektedir. Tarih artık hızlanmış, geçmişte önümüzdeki 30-40 yıla yönelik gelecek tahminleri yapılabilirken, bugün 5-10 sene sonrasını görmek zorlaşmıştır. Yukarıda açıklanan genel trendlerin yanında şu radikal değişim olasılıkları mevcuttur; NATO ve/veya Avrupa Birliği’nin dağılması, küresel ekonomik çöküş, Rusya’nın çözülmesi, ABD-ÇinRusya Savaşı, terörün yayılması (uygarlıklar savaşı), nükleer bir savaş ve yeni bir ideolojinin yayılması. Bunlara şunları ilave edebiliriz; çok öldürücü ve bulaşıcı bir suni virüsün ortaya çıkışı, California’da beklenen güçlü deprem (muhtemelen ABD’nin haritasını değiştirecektir), saldırgan ve güçlü bir diktatörün ortaya çıkması, benzinin yerine ucuz ve bol miktarda kullanılabilen bir enerji kaynağının bulunması, özellikle havacılık ve bilgisayar alanında devrim niteliğinde teknolojik yenilikler, -ki benim hayalim son yıllarda bazı gelişmelerin yaşandığı ‘ışınlama’nın bulunmasıdır. Başka bir yazıda, Türkiye’nin Geleceği’ni değerlendireceğiz.
@DocDrSaitYilmaz

BM UNPROFOR Türk Barış Gücü’nde Harekat Subayı ve 1996 yılında Saraybosna’da NATO-SFOR’da Sivil-Asker İşbirliği Uzmanı 
olarak görev yapan Prof. Dr. Sait Yılmaz, AVAZTÜRK’ün başarılı kalemlerinin arasına katıldı.
 
Kaynak: Prof. Dr. Sait Yılmaz da AVAZTÜRK ailesine katıldı .,

1997 yılında İTALYA-Roma’da NATO Savunma Koleji eğitimini tamamlayan ve ayrıca 1998-2001 yılları arasında NATO (SHAPE) Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığı Karargahı BELÇİKA-Mons’da Kriz Yönetim Uzmanlığı görevi yapan Prof. Dr. Sait Yılmaz AVAZTÜRK ailesine katıldı.

İşte AVAZTÜRK ailesinin yeni üyesi Prof. Dr. Sait YILMAZ'ın özgeçmişi:
Sait YILMAZ, 1961 yılında İzmit’te doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’nde okuduktan sonra babasının tayini nedeni ile liseyi memleketi olan ISPARTA-Yalvaç’ta bitirdi. 1982 yılında Kara Harp Okulu’ndan Piyade Teğmeni olarak mezun oldu. 1984’de Eğridir Komando Okulu’nu bitirdi, Bolu ve Hakkâri’de Komando Bölük Komutanlığı yaptı. 1988 yılında ABD-Virginia’da Havadan İkmal Kursu’nu tamamladı. 1991’de Kara Harp Akademisi’ni bitirdi.

BOSNA-HERSEK’de 1994 yılında BM UNPROFOR Türk Barış Gücü’nde Harekat Subayı ve 1996 yılında Saraybosna’da NATO-SFOR’da Sivil-Asker İşbirliği Uzmanı olarak görev yaptı. 1997 yılında İTALYA-Roma’da NATO Savunma Koleji eğitimini tamamladı. 1998-2001 yılları arasında NATO (SHAPE) Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığı Karargahı BELÇİKA-Mons’da Kriz Yönetim Uzmanlığı görevi yaptı ve bu süre zarfında ALMANYA/Oberammergau’daki NATO Okulu’nda Kriz Yönetim Kursu Direktörü olarak “NATO’da Kriz Yönetimi” konferansları verdi.

1998-2000 yılları arasında ABD-Oklahoma Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Avrupa Programı’nda MA Eğitimi’ni tamamladı. 2000-2005 yılları arasında ise Gazi Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Doktora Eğitimi yaptı.

2006 yılında Silahlı Kuvvetlerden kendi isteği ile emekli olmayı müteakip Yrd.Doç.Dr. olarak Beykent Üniversitesi’nde  Öğretim Üyesi kadrosuna atandı. 2011-2014 yılları arasında İstanbul Aydın Üniversitesi Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (USAM) Müdürü olan Sait YILMAZ, 2012 yılında Doçent oldu. Halen Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) bölümünde kadrolu öğretim üyesi olarak dersler vermektedir. Doç.Dr. Sait YILMAZ’ın güvenlik, savunma ve istihbarat konularında yayımlanmış çeşitli kitap ve makaleleri bulunmaktadır.

Yayınlar

Uluslararası Hakemli Dergilerde yayınlanan makaleler
[1] YILMAZ S., “State, Power, and Hegemony”,International Journal of Business and Social Science, Vol. 1 No. 3; December 2010, (Radford Va., USA; 2010), p.193-206. ISSN 2219-1933 (Print), 2219-6021 (Online)
http://www.ijbssnet.com/journals/Vol._1_No._3_December_2010/20.pdf
[2] YILMAZ S., “Question of Strategy in Counter-Terrorism: Turkish Case”,International Journal of Business and Social Science, Vol. 2 No. 1; January 2011, (Radford Va., USA; 2010), p.140-151. ISSN 2219-1933 (Print), 2219-6021 (Online)
http://www.ijbssnet.com/journals/Vol._2_No._1;_January_2011/13.pdf
Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabinda (Proceedings) basılan bildiriler
[1]  YILMAZ S. “The Middle East in the Light of 21 st Century Power Relations”, Beykent University, The First International Strategy and Security Studies Symposium, The New Middle East in Questioning Strategic Trends, (İstanbul, 17-18 April, 2008).
[2]  YILMAZ S. “Transformation of Defense”, Beykent University, The Second International Strategy and Security Studies Symposium, The National Defense in the 21 st Century, (İstanbul, 16-17 April, 2009).
[3]  YILMAZ S. “Future Power Relations and Cyprus”, Eastern Mediterranean University, Center For Strategic Studies, International Conference on Europe and North Cyprus “Perspectives in Political, Economic and Strategic Issues”, (Fa Magusta,-Cyprus, 12-13 Nov, 2009).
[4]  YILMAZ S. “Iraqi Energy Sources and Turkey”, Beykent University, The Third International Strategy and Security Studies Symposium, Energy Security, (İstanbul, 15-16 April, 2009).
[5]  YILMAZ S. “Power Competetions and Future Wars in Eurasia” Istanbul Aydın University, The First International Strategy and Security Studies Congress, Turkey and Eurasia RElations, (Istanbul, 22 March, 2013).
Yazılan Uluslararası kitaplar veya kitaplarda bölümler
[1] Edt. YILMAZ S., “Security and Defense Perspectives Beyond 2010”, The ISIS Press, (İstanbul, 2010).
[2] YILMAZ S., “The Transformation of Defense”, Edt. YILMAZ S., “Security and Defense Perspectives Beyond 2010”, The ISIS Press, (İstanbul, 2010), s.149-164.
Ulusal Hakemli dergilerde yayınlanan makaleler
[1] YILMAZ S., “Güçsüz Güç”, Harp Akademileri K.lığı, SAREN Enstitüsü, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Yıl: 3, Sayı : 5, (İstanbul, Haziran 2007), s.67-104.
[2] YILMAZ S., “Atatürkçü Düşünce Sistemi ve Avrupa Birliği Değerleri”, Beykent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı:1, No.1, (İstanbul, Bahar 2007), s.108-152.
[3] YILMAZ S., “21.Yüzyılda Güvenlik Alanının Yeni Aktörleri: Özel Askeri Şirketler ve Kontratçı Firmalar”, Harp Akademileri K.lığı, SAREN Enstitüsü, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Yıl: 3, Sayı : 6, (İstanbul, Aralık 2007), s.43-70.
[4] YILMAZ S., “Uluslararası İlişkilerde Güç ve Güç Dengesinin Evrimi”, Beykent Üniversitesi, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Yıl:1, Sayı 1, (Bahar 2008), s.27-65.
[5] YILMAZ S., “Karadeniz’de Değişen Dengeler ve Türkiye”, Karadeniz Araştırmaları Dergisi, Cilt 4, Sayı 15, Güz 2007, (Çorum, 2007), s. 45-66.
[6] YILMAZ S., “Kriz Yönetimi ve Güç Kullanımı”, Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri Enstitüsü Savunma Bilimleri Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 1, (Ankara, Mayıs 2008), s.145-169.
[7] YILMAZ S., “Yükselen Güç Çin’in Güvenlik Politika ve Stratejileri”, Beykent Üniversitesi, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt:1, Sayı 2, (Güz 2008), s. 77-98.
[8] YILMAZ S., “ABD Silahlı Kuvvetlerinde Dönüşüm”, SAREM Stratejik Araştırmalar Dergisi, Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Sayı:13, (Ankara, Mayıs 2009), s.21-51).
[9] YILMAZ S., “Soğuk Savaş Sonrası Rusya Federasyonu Güvenlik ve Savunma Anlayışı”, Beykent Üniversitesi, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt:2, Sayı 3, (Bahar 2009), s.79-99.
[10] YILMAZ S., “Kamu Güvenliği Ve Acil Durum Planlaması: “H1N1 (Domuz Gribi) Örneği”, Beykent Üniversitesi, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt:2, Sayı:2, (Güz 2009), s.69-106.
[11] YILMAZ S., “Orta Doğu’ya Demokrasiyi Getirmek”, Uluslararası İktisadi ve İdari İncelemeler Dergisi, Yıl: 3, Sayı 5, (Yaz 2010), Trabzon, s.63-82.
[12] YILMAZ S., “Irak’ın Kuzeyi ve Türkiye”, Beykent Üniversitesi, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt:3, Sayı:1, (Bahar 2010), s.79-103.
[13] YILMAZ S., “Bölücü Terör İle Mücadelede Gelinen Aşama”, Beykent Üniversitesi, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt:3, Sayı:2, (Güz 2010), s.55-80.
[14] YILMAZ S., “ABD Sivil Müdahale Yöntemi; Demokrasi Geliştirme”, TURAN Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt:4, Sayı:14, (İlkbahar 2012), s.109-120.
[15] YILMAZ S., “Avrupa Birliği ve Postmodern Jeopolitik”, Kafkas Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt:3, Sayı:3, Yıl: 2012, s.185-214.
[16] YILMAZ S., “PKK Terör Örgütü ve KCK’da Son Durum”, TURAN Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt:4, Sayı:15, (Eylül 2012), s.5-12.
Ulusal Bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında basılan bildiriler
[1] YILMAZ S. “Türkiye İçin Yeni Bir Güvenlik Konsepti İhtiyacı”, Bölgesel Sorunlar ve Türkiye Sempozyumu: 12-13 Kasım 2007, K.Maraş Sütçü İmam Üniversitesi Yayın No.: 131, Edt. A.H. Aydın, S.Taş, S. Adıgüzel, (K.Maraş, 2008), s.258-278.
[2] YILMAZ S. “Yumuşak Güç ve Türkiye”, Türkiye’de Siyasetin Dinamikleri Sempozyumu, 4-5-6 Nisan 2008, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, (Bolu, 2010), s.312-338.

Diğer Yayınlar

Makaleler:
[1]  YILMAZ S., “Modern Orduların Yeniden Yapılanma Faaliyetleri Işığında  Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 21. Yüzyıla Yönelik Konsept ve Kuvvet Yapısı Nasıl Olmalıdır?”, Genkur. ATASE Bşk.lığı Yayınları, Silahlı Kuvvetler Dergisi, Sayı: 358, (Ankara, Ekim 1998), s.39-45.
[2] YILMAZ S., “ABD ile Türkiye Arasında Stratejik Ortalık Vizyonu”, Genkur. ATASE Bşk.lığı Yayınları, Silahlı Kuvvetler Dergisi, Sayı : 371, (Ankara, Ocak 2002), s.70-81.
[3] YILMAZ S., “Güvenliğin Yeni Boyutları”, Genkur. ATASE Bşk.lığı Yayınları, Silahlı Kuvvetler Dergisi, Sayı: 368, (Ankara, Nisan 2001), s.41-52.
[4] YILMAZ S., “Avrupa Birliği Güvenlik Boyutu ve Türkiye”, Genkur. ATASE Bşk.lığı Yayınları, Silahlı Kuvvetler Dergisi, Sayı : 379, (Ankara, Ocak 2004), s.4-15.
[5] YILMAZ S., “Sistematik Ulusal Bilgi Üretilmeli”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 3, Sayı : 133,  (15 Ocak 2007), s.6-7.
[6] YILMAZ S., “Küresel, Bölgesel ve Ulusal Düzeyde Türkiye için Yeni Bir Yaklaşım”, Cumhuriyet Strateji Dergisi Yıl : 3, Sayı : 152,  (28 Mayıs 2007), s.16-17.
[7] YILMAZ S., “Kuzey Irak İçin Yumuşak Güç Kullanımı”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 158,  (09 Temmuz 2007), s.18-19.
[8] YILMAZ S., “Dünyaya Biçilen Kaos”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 163,  (13 Ağustos 2007), s.20-21.
[9] YILMAZ S., “Bölücülüğe Karşı Akıllı Güç”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 178,  (26 Kasım 2007), s.20-21.
[10] YILMAZ S., “Atatürkçü Düşünce Sistemi ve Avrupa Birliği Değerleri”, Atatürkçü Düşünce Dergisi, Yıl : 1, Sayı : 4,  (Kasım 2007), s.16-19.
[11] YILMAZ S., “Kafkaslarda Yeni Güç Kurgusu”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 184,  (07 Ocak 2008), s.22-23.
[12] YILMAZ S., “Bölgesel Kürt Taktiği”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 187,  (28 Ocak 2008), s.12-13.
[13] YILMAZ S., “Irak’ın Kuzeyi Dönüştürülmeli”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 192,  (03 Mart 2008), s.14-15.
[14] YILMAZ S., “AB’nin Yayılma Stratejisi”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 195,  (24 Mart 2008), s.14-15.
[15] YILMAZ S., “Rus Demokrasi Konsepti”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 199,  (21 Nisan 2008), s.16-17.
[16] YILMAZ S., “ABD Hegemonya Kurgusu”, 21. Yüzyıl Dergisi, Yıl 2, Sayı 4, Ocak-Şubat-Mart 2008, (Ankara, 2008), s. 45-66.
[17] YILMAZ S., “İstihbarat Savaşları”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 205,  (02 Haziran 2008), s.14-15.
[18] YILMAZ S., “ABD’nin Askeri Çıkmazı”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 4, Sayı : 211,  (14 Temmuz 2008), s.22-23.
[19] YILMAZ S., “Savunma İçin Reform Zamanı”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 5, Sayı : 213,  (28 Temmuz 2008), s.14-15.
[20] YILMAZ S., “Gerçek Yeni Dünya Düzeni”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 5, Sayı : 220,  (15 Eylül 2008), s.8-9.
[21] YILMAZ S., “ABD’de Sivil-Asker Anlaşmazlığı”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 5, Sayı : 222,  (29 Eylül 2008), s.10-11.
[22] YILMAZ S., “Yeni Silah Sistemleri”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 5, Sayı : 225,  (20 Ekim 2008), s.14-15.
[23] YILMAZ S., “ABD’nin Savaş Senaryoları”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 5, Sayı : 228,  (10 Kasım 2008), s.14-15.
[24] YILMAZ S., “Obama’nın Olası Politikaları”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 5, Sayı : 233,  (15 Aralık 2008), s.6-7.
[25] YILMAZ S., “Rus Ordusunda Değişim”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 5, Sayı : 235,  (29 Aralık 2008), s.12-13.
[26] YILMAZ S., “Çin Stratejisi”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Yıl : 5, Sayı : 241,  (09 Şubat 2009), s.8-9.
[27] YILMAZ S., “Jeopolitik ve Strateji”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 61, (Şubat 2009), s.74-77.
[28] YILMAZ S., “Jeopolitik ve İstihbarat Savaşları”, 21. Yüzyıl Dergisi, Yıl 2, Sayı 6, Temmuz-Ağustos-Eylül 2008, (Ankara, 2008), s. 125-150.
[29] YILMAZ S., “Türk Savaş Sanatı ve Stratejisi”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 62, (Mart 2009), s.10-16.
[30] YILMAZ S., “Türkiye’de Ulusal Güvenlik ve MİT’deki Değişim”, 21. Yüzyıl Dergisi, Yıl 2, Sayı 7, Ekim Kasım Aralık 2008, (Ankara, 2008), s. 227-236.
[31] YILMAZ S., “Obama İle Özgürlük ve Demokrasi”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 63, (Nisan 2009), s.24-27.
[32] YILMAZ S., “NATO’nun Dönüşümü”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 64, (Mayıs 2009), s.14-21.
[33] YILMAZ S., “Enerji Güvenliği”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 65, (Haziran 2009), s.13-16.
[34] YILMAZ S., “Türkiye İçin Savaş Vakti”, TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi Uluslararası Bilimsel Hakemli Mevsimlik Dergi, Yıl: 2009, Sayı: 3, s.5-10.
[35] YILMAZ S., “Türkiye ve Savaşlar”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 68, (Eylül 2009), s.32-36.
[36] YILMAZ S., “Değişen Diplomasi Anlayışı ve Türkiye”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 69, (Ekim 2009), s.24-28.
[37] YILMAZ S., “Büyük Güçler ve Kıbrıs”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 71, (Aralık 2009), s.44-48.
[38]  YILMAZ S., “Avrupa Birliği’nin Geleceği”, TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi Uluslararası Bilimsel Hakemli Mevsimlik Dergi, Yıl: 2009, Sayı: 4, s.21-24.
[39] YILMAZ S., “ABD-AB-Rusya İlişkileri Üzerinden NATO’da Son Durum ve Türkiye”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 9, Sayı: 74, (Mart 2010), s.10-15.
[40] YILMAZ S., “H1N1 (Domuz Gribi) ve Türkiye’de Kamu Güvenliği”, TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi Uluslararası Bilimsel Hakemli Mevsimlik Dergi, Yıl: 2010, Sayı: 5, s.37-44.
[41] YILMAZ S., “Karadeniz’in Güvenliği ve Rusya-Ukrayna-Türkiye Üçgeni”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 9, Sayı:75, (Haziran 2010), s.22-28.
[42] YILMAZ S., “Karadeniz’in Güvenliği ve Rusya-Ukrayna-Türkiye Üçgeni”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 9, Sayı:75, (Haziran 2010), s.22-28.
[43] YILMAZ S., “Büyük Resimden Orta Doğu ve Türk-İsrail Gerilimi”, 21. Yüzyıl Dergisi, Sayı 19, Temmuz 2010, (Ankara, 2010), s.57-64.
[44] YILMAZ S., “Irak’ın Kuzeyi İçin Türk Dış Politikası”, 21. Yüzyıl Dergisi, Sayı 20, Ağustos 2010, (Ankara, 2010), s.15-22.
[45] YILMAZ S., “Irak’ın Geleceği ve Türkiye”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 9, Sayı:76, (Eylül 2010), s.22-26.
[46] YILMAZ S., “Irak Enerji Kaynakları ve Türkiye”, 21. Yüzyıl Dergisi, Sayı 22, Ekim 2010, (Ankara, 2010), s.51-58.
[47] YILMAZ S., “Füze Kalkanı Projesi ve Türkiye”, 2023 Dergisi, Sayı 115, 15 Kasım 2010, (Ankara, 2010), s.12-15.
[48] YILMAZ S., “NATO Lizbon Zirvesi Sonuçları, Füze Savunma Sistemi ve Türkiye”, Jeopolitik Aylık Strateji Dergisi, Yıl: 9, Sayı:77, (Aralık 2010), s.20-23.
[49] YILMAZ S., “World Armies at a Crossroad with Defence Technologies”, Defence Turkey, Vol.4, Issue: 23, Year: 2010, p.50-52.
[50] YILMAZ S., “Amerika Birleşik Devletleri’nde Bölücülük ve Terör”, 21. Yüzyıl Dergisi, Sayı 26, Şubat 2011, (Ankara, 2011), s.45-50.
[51] YILMAZ S., “NATO Lizbon Zirvesi Sonuçları, Füze Savunma Sistemi ve Türkiye”, 21. Yüzyıl Dergisi, Aralık 2010, Sayı. 24, s.25-31.
[52] YILMAZ S., “Yeni Orta Doğu ve İslamsız Dünya”, Jeopolitik Dergisi, Yıl:10, Sayı: 78,  Mart 2011, s.32-35.
[53] YILMAZ S., “Libya Operasyonu ve Türkiye”, 21. Yüzyıl Dergisi, Sayı 28, Nisan 2011, (Ankara, 2011), s.25-30.
[54] YILMAZ S., “Türk Ulusal Güvenliğinde NATO ve AGSP Denklemi”, Teori Dergisi, Mayıs 2011, s.15-33.
[55] YILMAZ S., “Libya Operasyonu ve Türkiye”, Jeopolitik Dergisi, Yıl:10, Sayı: 79,  Haziran 2011, s.26-29.
[56] YILMAZ S., “Amerika Birleşik Devletleri’nde Bölücülük ve Terör”, Jeopolitik Dergisi, Yıl:10, Sayı: 79,  Haziran 2011, s.42-46.
[57] YILMAZ S., “Uluslararası Müdahale ve Meşruiyet; Libya Örneği”, 21. Yüzyıl Dergisi, Sayı 34, Ekim 2011, (Ankara, 2011), s.35-40.
[58] YILMAZ S., “Atatürk, Ortadoğu ve Filistin”, Aydın - İstanbul Aydın Üniversitesi Uygulama Dergisi, Ekim/Kasım 2011, (İstanbul, 2011), s.12-15.
[59] YILMAZ S., “Yumuşak Güç ve Evrimi”, TURANSAM Dergisi, Sayı: 12, Cilt: 3, Sonbahar 2011, (Konya, 2011), s.31-36.
[60] YILMAZ S., “Türk Ordusunda Profesyonelleşme ve Vicdani Ret, Bedelli Askerlik Tartışmaları”, Teori Dergisi, Ocak 2012, s.39-53.
[61] YILMAZ S., “Avrupa Birliği Üçe Bölünürken Türkiye”, 21. Yüzyıl Dergisi, Şubat 2012, s.48-51.
[62] YILMAZ S., “ABD Silahlı Kuvvetleri’nde Dönüşüm ve Yeni Savunma Stratejisi”, Teori Dergisi, Mart 2012, s.21-38.
[63] YILMAZ S., “ABD İstihbaratında Yaşanan Değişimler”, TURANSAM Dergisi, Sayı: 13, Cilt: 4, Kış 2012, (Konya, 2012), s.10-15.
[64] YILMAZ S., “ABD Sivil Müdahale Yöntemi; Demokrasi Geliştirme”, Teori Dergisi, Nisan 2012, s.25-37.
[65] YILMAZ S., “ABD Sivil Müdahale Yöntemi; Demokrasi Geliştirme”, 21. Yüzyıl Dergisi, Nisan 2012, s.53-57.
[66] YILMAZ S., “İsrail ve Barzani Ailesi”, İstanbul Aydın Üniversitesi Aydın Gazetesi, Ağustos/Eylül 2012, Sayı: 14, (İstanbul, 2012), s.1,3.
[67] YILMAZ S., “Batı İstihbaratı ve Sosyal Medya”, İstanbul Aydın Üniversitesi Aydın Gazetesi, Ağustos/Eylül 2012, Sayı: 14, (İstanbul, 2012), s.8-9.
[68] YILMAZ S., “Suriye Olaylarına Kimler Hangi Rolü Oynuyor?”, Teori Dergisi, Ekim 2012, s.26-35.
[69] YILMAZ S., “Kamu Diplomasisi: Başka Halklara Angaje Olmak, Ayaklandırmak”, 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı:1, Eylül/Ekim/Kasım 2012, s.201-224.
[70] YILMAZ S., “Türk Savaş Sanatı ve Stratejisi”, 21. Yüzyıl Dergisi, Kasım 2012, Sayı: 47, s.69-74.
[71] YILMAZ S., “ABD, Monroe Doktrini’ne Dönebilir mi?”, Teori Dergisi, Aralık 2012, s.36-48.
[72] YILMAZ S., “U.S. Civil Intervention Method: Democracy Promotion”, EURAS Academic Journal, Vol.1, No:1, Autum/September 2012, p.16-29.
[73] YILMAZ S., “Türkiye’nin Gündemindeki Terör”, Tarih Dergisi, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Sayı: 312, Cilt: 52, (Aralık 2012), s.39-45.
[74] YILMAZ S., “Almanya Kıskacındaki Avrupa Birliği”, Teori Dergisi, Şubat 2013, s.43-52.
[75] YILMAZ S., “Başkanlık Sistemi; ABD, Türkiye’ye Örnek Olabilir mi?”, Yeni Türkiye Dergisi, Mart-Nisan 2013, Sayı: 51, s.617-635.
[76] YILMAZ S., “Amerikan İstihbaratı-2013”, Teori Dergisi, Nisan 2013, s.47-61.
[77] YILMAZ S., “Amerikan İstihbaratının Büyüyen Gizli Savaşı”, 21. Yüzyıl Dergisi, Nisan 2013, Sayı: 52, s.5-12.
[78] YILMAZ S., “Asya-Pasifik Güvenliği”, 2023 Dergisi, Sayı 144, 15 Nisan 2013, (Ankara, 2013), s.12-17.
[79] YILMAZ S., “Gezi Parkı Direnişi İle Başlayan Halk Eylemlerinin Analizi”, Teori Dergisi, Temmuz 2013, s.29-37.
[80] YILMAZ S., “Türk Hava Savunma Sistemi ve Çin Füzeleri”, 2023 Dergisi, 15 Aralık 2013, Sayı: 152, s.54-59.
 Ulusal Kitaplar:
[1]  YILMAZ S., “21 nci Yüzyılda Güvenlik ve İstihbarat”, 1. Baskı, ALFA Yayınları (İstanbul, 2006). 2. Baskı: Milenyum Yayınları, Kasım 2007.
[2]  YILMAZ S., SALCAN O., “Siber Uzayda Güvenlik ve Türkiye”, Milenyum Yayınları, (İstanbul, 2008).
[3]  YILMAZ S., “Güç ve Politika”, ALFA Yayınları, (İstanbul, 2008).
[4] YILMAZ S., “Ulusal Savunma: Strateji, Teknoloji, Savaş”, Kum Saati Yayınları, (İstanbul, 2009).
[5] YILMAZ S., “Irak Dosyası”, Kum Saati Yayınları, (İstanbul, 2011).
[6] YILMAZ S. & Osman Akagündüz, “Kürtler Neden Devlet Kuramaz”, Milenyum Yayınları, (İstanbul, 2011).
[7] YILMAZ S., “Terör ve Türkiye”, Kum Saati Yayınları, (İstanbul, 2011).
[8] YILMAZ S. “Uzay Güvenliği”, Milenyum Yayınları, (İstanbul, 2013).
[9] YILMAZ S. “Akıllı Güç”, Kumsaati Yayınları, (İstanbul, 2012).
[10] YILMAZ S. “Amerikan İstihbaratı 1947-2013”, Kripto Yayınları, (İstanbul, 2013).
[11] YILMAZ S. “İstihbarat Bilimi”, Kripto Yayınları, (İstanbul, 2013).
Ulusal Kitap Bölümü:
[1] Edit.: ÖZTÜRK O.Metin, “Dış Politika ve Terör”, YILMAZ S., “11 Eylül Saldırıları ve Kriz Yönetimi”, Biltek Yayınları, (Ankara, 2003).
[2] Edit.: ÇAKMAK Haydar, “Türk Dış Politikası 1919-2008”, YILMAZ S., “Türkiye İtalya İlişkileri”, Platin Yayınları, (Ankara, 2008).
[3] Edit.: ÇAKMAK Haydar, “Türk Dış Politikasında 41 Kriz 1924-2012”, YILMAZ S., “Teorik Çerçevede Kriz Kavramı ve Kriz Yönetimi”, Kripto Yayınları, (Ankara, 2012).
[4] Edit.: ÇAKMAK Haydar, “Türk Dış Politikasında 41 Kriz 1924-2012”, YILMAZ S., “Füze Kalkanı Krizi”, Kripto Yayınları, (Ankara, 2012).
[5] Edit.: ÖZKAN Abdullah, ÖZTÜRK Tuğçe Ersoy “Kamu Diplomasisi”, YILMAZ S., “ABD ve AB’de Kamu Diplomasisi ve Güç Projeksiyonu”, TASAM Yayınları, (İstanbul, 2012).
[6] Edit.: ÖZDAĞ Ümit “21. Yüzyılda Prens Devlet ve Siyaset Yönetimi”, YILMAZ S., “Jeopolitik ve Jeostrateji”, Kripto Yayınları, (Ankara, 2012).
[7] Edit.: ÇAKMAK Haydar  ‘ABD’nin Askeri Müdahaleleri’, YILMAZ S., ‘ABD Hegemonya Sisteminde Silahlı Kuvvetlerin Rolü ve Askeri Müdahale Anlayışında Gelişmeler’, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2013). ISBN: 978-975-343-768-4.
[8] Edit.: ÇAKMAK Haydar  ‘ABD’nin Askeri Müdahaleleri’, YILMAZ S., ‘ABD’nin Uruguay’a Askeri Müdahaleleri’, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2013). ISBN: 978-975-343-768-4.
[9] Edit.: ÇAKMAK Haydar  ‘ABD’nin Askeri Müdahaleleri’, YILMAZ S., ‘ABD’nin Filipinlere Askeri Müdahaleleri’, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2013). ISBN: 978-975-343-768-4.
[10] Edit.: ÇAKMAK Haydar  ‘ABD’nin Askeri Müdahaleleri’, YILMAZ S., ‘ABD’nin Guatemala’ya Askeri Müdahaleleri’, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2013). ISBN: 978-975-343-768-4.
Editörlük:
[1] YILMAZ S., “Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Dergisi”, Altı Aylık Uluslararası İlişkiler Dergisi, Beykent Üniversitesi Yayınları, 2007-Devam.
[2] YILMAZ S., “21. Yüzyılda Türkiye Konferanslar Dizisi 2006-2007”, BÜSAM Yayınları No.1, Beykent Üniversitesi, (İstanbul, 2008). (ISBN: 978-975-6319-01-7).
[3] YILMAZ S., “1. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Çalışmaları Sempozyum Bildirileri”, Beykent Üniversitesi Yayınları No.60, İstanbul, 2009.
[4] YILMAZ S., “2. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Çalışmaları Sempozyum Bildirileri”, Beykent Üniversitesi Yayınları No.66, İstanbul, 2009.
[5] Edt. YILMAZ S., “Security and Defence Perspectives Beyond 2010”, ISIS Publications, (İstanbul, 2010).
[6]  Edt. YILMAZ S. “1. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Çalışmaları Kongresi”, “Türkiye-Avrasya İlişkileri Kongresi Bildirileri”, İstanbul Aydın Üniversitesi Yayınları No.87, İstanbul, 2013. Kaynak: Prof. Dr. Sait Yılmaz da AVAZTÜRK ailesine katıldı 



***

6 Haziran 2016 Pazartesi

IRAK’IN KUZEYİ İÇİN.., YANILGILAR VE GERÇEKLER



IRAK’IN KUZEYİ  İÇİN..,  YANILGILAR VE GERÇEKLER 


Yrd.Doç.Dr.Sait YILMAZ
Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (BÜSAM) Müdürü, 
saityilmaz@beykent.edu.tr 

Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının esası Lozan’da kazanılmış hakların korunması, kısaca statükonun devamı idi. Bu politika ülkenin atlattığı badirelerin yaralarının sarılması ve ulus-devlet yapısının güçlenmesi için gerekli zamanı sağlayacaktı. Bu genel politika içinde Atatürk boş durmamış , Lozan öncesinde de olduğu gibi Irak’ın ve kuzeyinin durumunu yakından takip etmiş, burada gizli cemiyetler kurmuş, propaganda faaliyetlerine girişmiş, aşiretler ile işbirliği yapmıştır.

 Ancak sonraki yönetimler pasifimize döndü, Irak’taki gelişmelere hiç hazırlık yapmadılar, gerekli kadrolar oluşturulmadı. Irak’taki merkezi yönetim ile işbirliği 
merakı öne çıkarken, kuzeyde Türkmenlere nasihat etmekten öte bir şey yapılmadı. Kuzeyde Türkmenler, Araplaştırma ve Kürtleştirme ile asimile edilirken sessiz ve pasif kalındı, hatta göz yumuldu. Erbil bir Türk şehri idi ama bugün silindi. Bugün ise hem Lozan hem de Ankara Antlaşması çatırdarken, bu ihmal devam etmektedir. 

1990’larda kendi elleriyle Kürt devletini kuran Türkiye, ne yazık ki ABD korkusu ile kendi toprağına da hapsolmuştur. 

Dış Politikada Yanlıslar ve Sapmalar 

AKP hükümeti 2002 sonunda iktidara gelmeden önce zaten ‘de facto’ bir ‘Kürt devletçiği’ geçmiş yönetimlerin hataları ile oluşmuştu. 2007 yılına kadar Irak’ın 
bütünlüğünün korunması ve bunun için de sadece merkezi Irak yönetiminin muhatap alınması yönündeki ülke politikamızda bir değişiklik olmamıştı. Her ne kadar AKP hükümeti 1 Mart 2003 tezkeresi ile Irak’ın kuzeyinde meydanı Kürtlere ve Kürt - ABD ittifakına bırakmış ve ABD’den önce Irak’ın kuzeyine girmeye hazır TSK.lerinin girişine yeşil ışık yakmamış olsa da Irak’ın bütünlüğüne bakışı ve kuzeydeki Kürt yönetimi ile ilişkilerin seyrinde en azından uygulamada farklı bir yaklaşım olmamıştı. 

AKP politikalarındaki değişimin köşe taşı 5 Kasım 2006 tarihinde Başbakan Erdoğan’ın, ABD Başkanı Bush’a Washington’da yaptığı ziyaret ile başladı. 
Bu tarihten sonra Ankara’nın Irak’ın kuzeyine ve PKK terörü ile mücadeleye yönelik politikalarında önemli değişimler ve sapmalar başladı. 

Bu değişimleri Üç başlık altında toplayabiliriz. 

- Görüşmelerin ardından Irak’ın kuzeyine ABD’nin icazeti ile yapıldığı ve Kürt yönetim bölgesi dışındaki bölge için izin verildiği belli olan, büyük çaplı bir 
askeri harekat yapıldı. ABD, Kürt bölgesinin hassasiyetine o kadar dikkat ediyordu ki bizzat Bush tarafından operasyonun uzamaması ve kısa sürede bitirilmesi için sık sık uyarı yapıldı. Harekât istendiği gibi kısa sürede bitti ve bundan sonra Irak’ın kuzeyine askeri harekât büyük ölçüde hava kuvvetleri ile sınırlandırıldı. Bunun için de ABD’nin istihbarat desteği ile PKK’ya havadan darbe vurulduğuna kamuoyu inandırılmaya çalışıldı. 

- İkinci değişim alanı 2007 yılına kadar Irak ve kuzeyine ilişkin o döneme kadar anlayış birliği sağlayan devletin kurumları arasında oldu ve kurumlar arası 
ayrışma başadı. Hükümetin ABD ile pazarlığın sonucu olarak iki yeni uygulaması ortaya çıkmıştı; PKK için Irak’ın kuzeyindeki yönetimin ve ABD’nin şefaatine 
karşılık Irak’ın kuzeyi ile ilişkilerin yapılandırılması ve Türkiye içindeki Kürtlere yönelik (demokratik) açılım gündeme geldi. 


Bu işte - dönemin uzatmalı MDT müştesarı gibi, kurumlar içinde iktidardan beklentileri olanlar etkin roller aldılar. Asıl ayrım TSK. ile yaşandı ve bu dönemden sonra Irak’a TSK.nın bakışı ile hükümetin bakışı arasındaki makas açılmaya başladı. 

- Üçüncü sapma ise Türkmenler ile ilişkilerde yaşanmaya başladı. 

Hükümet, Türkmenlere olan ilgisini tamamen kaybetmeye başladı. Üstelik Türkmen yapılanmaları değiştirilerek susturulmaya, baskı altına alınmaya çalışıldı. 
Türkmenler içinde İslamcı yapılanmaya yönelik uygulamalar başladı. Türkmenlerden seslerini yükseltmemeleri, uyum sağlamaları, varlıklarını çok hissettirmemeleri istendi. 
Bunu yaparken de kamuoyuma garip bir söylem sunuldu; “Irak meselesine Irak’ın kuzeyinden, hatta tüm Irak üzerinden değil tüm Orta Doğu gözünden bakmalıyız”. 
Bu Türkmenlerin ihmal edilmesinin kılıfı olmak yanında bölgeye ideolojik bakışın da çerçevesi oldu. 

Bütün bu politika değişikliklerinin günahını sadece AKP’ye yüklemek haksızlık olur. Irak’ın kuzeyindeki petrol pastasından kendine pay çıkarmak isteyen 
Türkiye’deki büyük medya-sermaye tabanından Şirketler TÜSİAD vasıtası ile hükümete baskı yaparak kendi ceplerini doldurmak uğruna Kürdistan’ı kendi elleri ile kurmak için harekete geçtiler. 300 kadar Şirket bölgeyi ekonomik olarak kalkındırmak kandırmacası altında ceplerini doldururken, Kürdistan’ı da kurmaktadırlar. İşte bu medya-sermaye tekeli, bir ABD askeri öldüğünde bunu derhal ana haber bülteninde haber diye verirken her gün öldürülen onlarca Türkmen haber olmamakta, Irak’ın kuzeyindeki gelişmeler kamuoyunun gözlerinden kaçırılmakta, Türkmenlerin durumu ile ilgili bırakın bir program yapma, hiçbir Türkmen’den görüş bile alınmamaktadır. 

Irak’ın kuzeyindeki pastanın meraklısı sadece İstanbul Burjuvazisi değil, yeşil sermaye ve Anadolu’da olup ta Avrupa pazarına giremeyenlerdir. Bunların içinde eski MHP kökenli pek çok kisi de bulunmaktadır. 

Irak’ın Kuzeyi ile İlgili Yanılgılar ve Gerçekler.; 

Tabii ki Irak ile ilgili her şey kötü yapılmıyor yani işini iyi yapanlar da var. Özellikle Bağdat’ta çalışan dışişleri mensuplarının bölgeyi iyi bilen bürokratlar 
olduklarını ve çok ciddi çaba sarf ettiklerini duyuyoruz. Bu çalışmaların Irak’taki merkezi yönetim ile ilişkilerde önemli bir etkinlik sağladığını, hatta İran ve ABD’nin çalışmalarını dengelediklerini öğreniyoruz. Ayrıca Musul, Basra ve Erbil’de açılan konsolosluklar da Türk dış politikasının yürütülmesinde önemli birer merkez olacaklardır. Ancak, hükümetin “ Biz yapamazsak onlar yapacak, içinde olalım ” ya da “ ilişkilerimiz çok iyi olursa PKK’yı dışlarlar” şeklinde algılatmaya çalıştığı düşünsel temel Kürdistan’ı kurmaktan ve birilerine rant sağlamaktan öteye bir sonuç vermeyecektir. Dolayısı ile bu yanılgı tüm emeklerin boşa gitmesi sonucunu doğuracaktır. 

Irak’ın kuzeyindeki sosyal yapılanmanın ve gerçek durumun resminin iyi okunması doğru çözümün bulunmasında anahtar rol oynamaktadır. 

Bu bölgede bugüne kadar bize yansıtılanların tersine ya da henüz yeni fark ettiğimiz ve gelişmekte olan pek çok trend bulunmaktadır. Şimdi bu gerçekleri ve değişimleri ortaya koyalım. 


- Irak’ın kuzeyindeki aşiret ve feodalite yapısı süratli bir değişim içindedir. Aşiret yapıları dönüşmekte ve farklılaşmaktadır. Talabani’nin KYP’sinin egemen olduğu Erbil’den Hanekin’e kadar olan bölgede artık aşiret yapıları eskimiş, aşınmış, gücünü kaybetmektedir. Burada artık sanayici ve elit bir tabaka dinamizmi 
oluşmaktadır. Özellikle Süleymaniye Şehirleşme kültürüne oldukça intibak etmistir. KDP’nin etkin olduğu Duhok ve Musul’da aşiretçilik hala gücünü sürdürmekle beraber Erbil, aşiretçilikten Şehirleşmeye hızla ilerlemektedir. Musul’un Kürt aşiretleri KDP’ye karşı ve Araplar ile işbirliği yapmaktadırlar. Bu coğrafyadaki Kürt taraflarının belirleyici unsuru aşiret kimliğinden gittikçe partileşme kimliğine kaymaktadır ve artık taraflar KDP ve KYP taraftarı olarak tanımlanmaktadır. Buradaki asıl tehlike Irak’ın kuzeyindeki ekonomiyi elinde tutan Barzani’nin petrol parası ile aşiret ve yerel grupları satın almasıdır. Bu paranın kaynağı acilen kesilmelidir. Bunun için en iyi formüllerden biri Irak ile ticareti Irak’ın kuzeyi ile değil geri kalanı ile yapmak ve Ovaköy’den başlayıp Telafer üzerinden Bağdat’a uzanan bir otoyol inşa etmektir. 
Unutulmamalıdır ki Irak’ın asıl zenginliği güneydedir. Irak’ın kuzeyindeki halkın %75’i yönetiminden maaş aldığı İşlerde çalışmaktadır ve bu da KDP ile iyi ilişki 
demektir. Buradan asıl çıkarılması gereken ders Barzani’nin kurduğu bu tezgah yerine bölgede Türkiye’ye bağlı bir Kürt burjuvazisi yaratmaktır. Bunun da yolu Barzani’yi bertaraf ederken onun yerine Türkiye’ye bağlı ama içlerinden bir aday koymaktır. Bu Aday -  buraya kadar ifade etmek istediğimizin özeti olarak, aşiret değil artık elit tabakanın içinden gelmelidir. 

Aday ile ilgili düşüncelerimiz saklıdır. 

- İkinci bölüm gerçekler Türkmenler ile ilgilidir. 

Irak’ın kuzeyi ile ilgili haritalarda yer verdiğimiz Türkiye’de Ovaköy’den güneye açılan ve Kerkük’e kadar uzanan Türkmen bölgesi artık erimektedir. On yıllarca Irak’ın kuzeyini Türkmenlere değil Kürtlere bakarak düşündük, Türkmenleri ihmal ettik ve onlara nasıl bir rol biçeceğimize karar veremedik. Bunda Türkmenlerin de Türkiye’yi yanlış yönlendirdiği ya da birlik olmadığı gibi nedenler öne sürülebilir. Siyasi tecrübeleri olmayan Türkmen liderler içinde siyasi kayırma ve rant peşinde koşanlar özellikle ITC yozlaşmaya yol açanlar oldu. Bugün Irak’ın kuzeyindeki Türkmen yapılanmasının ciddi bir reorganizasyona ihtiyacı olduğu kesindir. Bunun da ötesinde uygulanan 
yanlış politikalar ve ayırımcılıklar neticesinde Türkmen nüfus gittikçe Kürt ve Arap nüfusa dönüşmektedir. Irak’ta Türkmen nüfus her biri yaklaşık %50 oranında Şii ve Sünnilerden meydana gelmektedir. Uygulanan yanlış politikalar neticesi Şii Türkmenler hala mezhepçi yaklaşımla diğer Türklerden uzaklaşmakta ve diğerlerine entegre olmamaktadır. Kısaca Irak’ın kuzeyinde Kürt yönetiminin güçlenmesi Türkmenlerin de onlara entegre olmasını hızlandırmakta, Türkmenler Kürt ve Arap kimliğini tercih etmektedir. Şii Türkmenleri kazanmak, İran etkisini kırmak için de çok ciddi sosyal projeler bir an önce yürürlüğe konulmalıdır. Bu projeler Musul, Erbil gibi yerlerde yaşamak için Türkmen kimliği yerine Kürt ya da Arap kimliğini tercih edenleri geri döndürecek, mezhepçiliğin önüne geçecek dönüşümleri sağlamalıdır. 

Irak’ın parçalanmasının kaçınılmaz hale gelmesi önemli bir olasılıktır. Böyle bir durumda Türkiye’de bir Türkmen devleti kurmak için gerekli alt yapıyı hazırlamalıdır. 

Bunun için Türkmen birliği sağlamak ve gerekli bilinci oluşturmak yanında nüfus yoğunluğu sağlamak için göç de gereklidir. Diyala gibi bölge dışında yoğun Türklerin yaşadığı yerlerden bölgeye nüfus takviyesi yapılmalıdır. 

- Türkiye’nin üçüncü büyük yanılgısı Irak’ın kuzeyindeki sorunu PKK terör örgütünün faaliyetlerine indirgemesi ve bu sorunu ABD ile işbirliği ve AB üyelik 
süreci ile birlikte çözeceğine inanmış olmasıdır. 

Hâlbuki Irak’ın kuzeyindeki çıkarlarımız PKK terör örgütünün ortadan kaldırılması ile sınırlı değildir. 
Türkiye’nin önceliği Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulmasının önlenmesidir. Üstelik Barzani tasfiye edilmeden PKK’yı tamamen tasfiye etmek de mümkün değildir. 
Türkiye ise PKK’nın tasfiyesini ABD ve Barzani’den beklemektedir. Bağımsızlık hayali kuran, milliyetçi ve iç dinamizme oynayan Barzani’den PKK terörüne karşı destek beklemek bir yana Barzani’nin böyle bir inisiyatifi hele askeri sahada almasını ummak ayrı bir körlüktür. 
PKK, daha çok Süleymaniye’de yoğundur ve burada zaten Barzani’nin bir etkisi yoktur. Terörle mücadele ancak kendi güç ve kaynaklarına dayanılarak sürdürülebilir. 
ABD ve Barzani’nin PKK’yı ortadan kaldırmak bir yana bize gerçek bir destek sunmalarını beklemekle bile büyük saflıktır. 
ABD, sadece hedef saptırmakta, PKK karşılığı Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurarak kendi çıkarlarını sağlamayı garanti altına almaktadır. 

Özetle Türkiye’nin öncelikli hedefi eğer Kürt devletinin kurulmasını önlemek ise hedefte Barzani’nin tasfiyesi vardır. Aksi takdirde burada yeni bir Lübnan’a hazır olmalıyız. Gerek Barzani’nin gerekse PKK’nın Irak kuzeyinden tasfiyesi ise ABD’nin dümen suyundan ve AB reformları ile mümkün değildir. Demokratik açılım ya da reform isteyenler aslında terör örgütüne istediklerini savaşmadan kazandırmak isteyenlerdir. Kısaca ABD’den korkmadan ve sonu belirsiz 
AB sürecinden çekinmeden Irak’ın kuzeyinde büyük ölçekli bir askeri operasyon için gerekli koşullar beklenmeli ve ortamın şekillendirilmesi için gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. 

Gerçek Resim ve Neler Yapılmalı 

Irak’ta 07 Mart 2010 seçimleri sonrası yeni hükümetin kurulması çalışmaları devam etmektedir. Görünen resim; seçimlerin galibi Irakiye Listesi’nin lideri 
Allavi’nin hükümeti kurma çabasının önünün kesildiği, Şii Maliki’nin işbirliği yapacağı gruplar ile birlikte kuracağı hükümette tekrar başbakan olacağı, Talabani’nin Cumhurbaşkanlığı’na devam edeceği ve yardımcılarından birinin Şii, diğerinin Sünni olacağı yönündedir. Sünnileri memnun etmek için ise Allavi’ye Meclis Baskanlığı teklif edilebilir. Kısaca yeni dönemde de Şii partiler ve yönetim anlayısı öne çıkacaktır. Seçimler ve hükümetin kurulma sürecinde İran ve ABD belirleyici rol oynadığı ortaya çıkmıştır. Türkiye’deki medya, seçimin hemen sonrasında Irakiye Listesini desteklemekle Türkiye’nin ne kadar akılcı davrandığının propagandasını yapmış ancak kısa süre sonra doğru kişiye oynanmadığı ortaya çıkmıştır. Seçimden sonra yaşanan siyasi gelişmeler ve oluşan yeni koalisyon Irak’taki hükümet ya da Başbakan değişiminin iktidarın muhalefet, muhalefetin ise iktidar olabileceği bir demokratik yapının kurulamamış olmadığının açık bir göstergesi olarak görülebilir. 

Her ne kadar partiler ve listeler etnik-mezhepsel siyasetten uzak dursa da hala Irak’ta siyaset, etnik-mezhepsel temelde algılanmakta ve yapılmaktadır. Seçimin Irak’a istikrar getirip getirmeyeceği belli değildir. Bundan önce yapılan her seçim Irak’ta yeni bir Şiddet dalgası ve istikrarsızlık üretmiştir. 
Bu seçimin galibi olan Irakiye’nin önemli unsurlarının sistemden dışlanması da benzer bir etki yaratacaktır. Özellikle ABD’nin 2011’de büyük ölçüde çekilmesini tamamlamasını müteakip Şiilerin Sünniler üzerinde baskısını artırması ve Sünnilerin saldırılarının artırması beklenebilir. ABD, 140 bin askerle Irak’ta güvenliği sağlayamadı ama taraflar arasında çok kırılgan bir siyasi süreç yarattı. ABD’nin bundan sonra ne askeri olarak Irak’a dönmesi ne de çekildikten sonra taraflar üzerinde siyasi yönlendirme yapması beklenemez. 

ABD’nin bugüne kadar ki güce dayalı ve tarafları pek dinlemeyen anlayışı 2011’den sonra serbest kalacak ve İç Savaşı başlatacak parametreleri tekrar 
harekete geçirebilir. 

Irak’ta Şii ve Sünnilerin barışma ihtimali yok ve birbirilerine karşı Şimdilik Kürtleri kullanıyorlar. Ancak Araplar, ABD’nin çekilmesinden sonra mazlum olarak görmedikleri Kürtleri de yok etmenin hesaplarını yapmaktadır. Bu nedenle Kürtler, Türkiye’den değil çok şüphelendikleri Araplardan korkuyorlar. Ancak Türkiye’nin himayesine girmek, Musul ve Kerkük’ü kaybetmek anlamına gelebileceğinden ABD ve PKK kartı ile statülerini koruma ve kazanım peşindeler. Nitekim ABD’nin Irak’ın kuzeyindeki yönetim ile gizli bir anlaşması ve planları bulunmaktadır. 

Enerji ve ekonomi alanında özel bağlantılar kurulmuştur. 

Diğer yandan Kerkük konusunda Türkiye’nin Barzani’yi ikna ettiği ve bir gizli anlaşma olduğu söylentisi bölgede yaygındır. PKK’yı yok etme gücü olmayan Barzani, PKK için ABD ile birlikte demokratik yollarla çözüm tavsiyesi yaparken kendisi Türkmenleri her gün katlediyor, Susturuyor, Kimliklerini değiştirmeye zorluyor. Barzani, sadece Irak’ta değil, Güneydoğu Anadolu ve Türk İş ve Medya dünyasında taban yaparken ABD’ye ve Irak’ın kuzeyinde kalacağını düşündüğü yabancı güçlere güveniyor. 

Türkiye kadro ve vizyon olarak dün olduğu gibi bugün de Irak ile ilgili gelişmelere hazır değildir. Uzun vadeli ne bir politikamız ne de bir çalışanımız vardır. 
Türkiye, birkaç yüz İş Adamının kendi cebini doldurması dışında Irak’ta sürekli kaybediyor, Kendi bölünmesinin tabanı olacak Kürt yönetimini besliyor, PKK 
bataklığının büyümesi ve devamına göz yumuyor, Türkmen varlığının artan hızla erimesine sessiz kalıyor. 
Irak’ın kuzeyinde şu veya bu şekilde kurulmuş Türkmen teşkilatlarını da ideolojik yaklaşımlarla bozuyor, değiştiriyor. Bölge medyanın karartmasından sadece Irak’ın kuzeyinde eğitilen ve desteklenen PKK’nın yaptığı eylemler söz konusu olunca yani terör nedeni ile çıkabiliyor. Türkiye’den destek bekleyen Türkmenler ise deneyimsizliklerinin sonucu olarak Türkmen varlığının ve bilincinin korunması işini geçmişte ellerini yüzlerine bulaştırdılar. Bugün ise Türkiye’nin ideolojik adam değiştirmeleri nedeni ile kırgın bir kesim yanında, kendilerini daha da sessiz kılmaya çalışan anlayış karsısında Türkmen varlığı bocalamakta, erimektedir. 

AKP politikalarına dönecek olursak, geçmişte Irak’ın bütünlüğünü önceliğe alan ve Federalizme bile karşı çıkan politikamız önce sadece coğrafi olarak bir Kürt 
yönetimine sonra Anayasa’da tarif edilen federasyon anlayışına kaydı. Şimdilerde ise Irak’ın kuzeyinde federe bir devletin kabulüne kaymaktadır. Bunun nedeni ise Irak’ın parçalanmaya gittiğinin artık anlaşılması ve bir B Planı’nın olmamasıdır. Bunun günahı daha çok geçmiş hükümetlere aittir. Çünkü Irak’ta büyük resmi görmek yerine sadece tehdide odaklandık. Kürtlere karşı Şii ve Sünni Araplardan yararlanmak için geç kaldık. Kürt devletinin yanında Türkmen devleti kurmak için gerekli alt yapıyı hazırlayamadık, Türkmenleri ihmal ettik. Kısaca Kürdistan’ı engelleyecek veya yanında alternatif olacak bir oluşumu hazırlayamadık. 

Peki, nasıl bir B planımız olmalı idi ? 

Irak’ın parçalanmaması ve bütünlüğü için elimizden gelen çabayı gösterirken, bunun kaçınılmaz olması halinde neler yapacağımıza ilişkin bir plandan bahsediyoruz. 

Bu plan; 

- Kürt devletinin önüne set çekmek için merkezi yönetimden kopan diğer gruplar ile işbirliği yapmanın hazırlığını sağlamalıdır. Eğer bir Kürt yönetimi kurulacaksa bu Türkiye’ye müzahir aşiret ve elit yapılar içinden desteklenecek bir yapılanma ile Türkiye’nin kontrolünde olmalıdır. 

- Bir Türkmen devleti kurabilmek için Türkiye sınırları ile Kerkük arasında bugün Türkmen varlığının iyice sönükleşmeye başladığı bölgede nüfus, coğrafi 
bütünlük, birlik ve siyasi bilince sahip bir Türkmen konsantrasyonu sağlanmalıdır. 

Sonuç olarak, 

Irak’taki trendler yaklaşık on yıl içinde ülkenin parçalanacağını göstermektedir. Irak’ın parçalanması en çok Araplar için tehdittir. Kürtler, Irak yönetiminde gittikçe daha etkin hale gelmektedir. Türkiye, bunun için çok ciddi bir (Şii-Sünni) Arap politikası izleyerek ve bu gruplar ile çeşitli senaryolar üzerinde çalışarak gevşek bir federasyon dâhilinde kuzeyde bir Kürt devleti oluşumunu önlemeli, Kürt devletinin kurulması kaçınılmaz olduğu takdirde kendi kontrolüne 
almalı ve hemen batısında bir Türkmen devleti kurmak için gerekli koşulları sağlamalıdır. Parçalanma süreci başladığında Irak’ın kuzeyinde Türkmenlere karşı büyük katliamlar ve soykırım girişimleri yapılacağından Türkmenlerin kendilerini savunabilmesi için gerekli kabiliyetler geliştirilmelidir. Bölgede siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yönleri ile tam bir dönüşüm sağlanabilmesi için Irak’ın kuzeyinin askeri kontrol altına alınması ve ardından yeniden yapılanmanın sağlanması için gerekli alt yapı ve yumuşak güç kurgusu hazırlanmalıdır. 


Yrd.Doç.Dr.Sait YILMAZ 
Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (BÜSAM) Müdürü, 
saityilmaz@beykent.edu.tr 


****