ATA ATUN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATA ATUN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2018 Pazar

SUUDİ ARABİSTAN KULVAR DEĞİŞTİRİYOR

SUUDİ ARABİSTAN KULVAR DEĞİŞTİRİYOR,

ATA  ATUN.,

09/03/2018

77_1

Suudi Arabistan Prensi Muhammed bin Salman, Türkiye’yi neredeyse bir yüzyıl önce Osmanlı İmparatorluğu’nun çöktüğü zaman ortadan kalkmış olan İslami Hilafet’i geri getirmek için çaba sarf etmekle suçlamaya başladı. Belli ki Türkiye, Suudi Arabistan’ın Arap dünyasındaki liderliğini sallamaya başlamış.
Suudi Arabistan yönetiminde güçlü bir yeri olan Prens Muhammed bin Salman, Mısır Al-Sorok gazetesine verdiği demeçte, İran’a verip veriştirdi, arkasından da, Türkiye’yi İran’ın yanında İslami örgütlerin de içinde bulunduğu “şer üçgeni”nde yer almakla ve bu şer üçgenine destek vermekle suçladı. Salman’a göre şer üçgeninin bir köşesinde İran, bir köşesinde İslami Örgütler, diğer köşesinde de Türkiye bulunmakta.

Bu yorumlar, Suudi Arabistan’ın diğer bazı Körfez ülkeleri ile olan çatışmasında Türkiye’nin kendi yanında değil, Katar’ın yanında yer alması nedeni Suudi Arabistan’ın Türkiye’den duyduğu endişeyi ve derin şüpheyi yansıtıyor.
Türkiye’nin, geçtiğimiz bir kaç ay içinde Suudi Arabistan’ın Ortadoğu’daki büyük rakibi olan İran’la birlikte, Kuzey Suriye’deki savaşları azaltmak için çalışması, İranlı ve Türk askeri yetkililerin geçtiğimiz yıl resmi olarak görüşmeleri ve birbirlerine yaptıkları ziyaretler, Suudi Arabistan’ın ve ağabeyi ABD’yi pek hoşnut etmemiş anlaşılan.
ABD’nin bölgedeki en büyük düş kırıklığı, 1952 yılından sonra Orta Doğu’yu İngilizlerden devr aldıktan sonra Orta Doğu’da kurduğu ve 21’inci yüzyılın başına kadar sürdürdüğü “Yat Arap, Kalk Arap” sistemine Türkiye’nin çomak sokmuş olması. Türkiye’yi son 60 yıldır, kendisinin köle bir eyaleti olarak yönetmesinin son bulması, ABD’nin bölgedeki stratejilerini değiştirmiş durumda.
Strateji değişikliğinin başında Suudi Arabistan’ın başına ABD hayranı ve kölesi bir kişiyi getirmek ve Orta Doğu’yu Suudi Arabistan liderliğinde ve önderliğinde yönetmek var. Bu nedenle de Suudi Arabistan’da büyük bir tasfiye operasyonu gerçekleştirildi son bir yıl içinde.

Prens, geçen yıldan bu yana yurtdışına yaptığı ilk seferinde Kahire’yi ziyaret etti ve Suudi tahtının halefi olarak Mısır gazetelerinin yöneticileriyle önemli bir toplantı yaptı. Bu özel toplantıda Şer üçgeni tanımlamasının yanında Katar uyuşmazlığının 60 yıl önce Küba’ya uygulanan ABD ambargosuyla süreceğini söylemesi, gelecekte nelerin yaşanacağının habercisi.

Suudi Arabistan’ın, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn ile birlikte geçtiğimiz Haziran ayında Katar ile diplomatik ve ticari ilişkileri kesmesi, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatçısı olan ve dünyanın en büyük ABD askeri üssüne ev sahipliği yapan Katar’a hava ve deniz yollarını kapatması, Suudi Arabistan ile Katar’ın yakında kanlı bıçaklı olacağının habercisi.
Suudi Arabistan’ın dış politikasındaki bir başka değişiklik de İsrail ile olan ilişkilerinde.

Suudi Arabistan yönetiminin, daha doğrusu Prens Salman’ın verdiği tarihi olan ve Arap dünyasında köşe taşı olacak bir kararla 1948 yılından beri diplomatik ilişkileri sürdürmediği İsrail’e bazı koşullarda hava sahasını açması. Bundan sonra İsrail’den kalkan ve İsrail’e gidecek uçaklar Suudi Arabistan hava sahasını kullanabilecek. Şimdilik bu uygulama gizli tutuluyor ve İsrail yetkilileri ile Suudi yetkililer güya “haberimiz yok” diyorlar ama uygulama başladı bile.

Suudi Arabistan’ın İsrail’in bile ancak fark ettiği bu kararı, Riyad ve Tel Aviv’in İran’ın daha geniş bölgedeki nüfuzu konusunda endişe duyduğunu ve Ortadoğu’daki iki ana müttefik, Suudi Arabistan ve İsrail arasındaki ikili ilişkilerde bir iyileşme olduğunu işaret ediyor.

Belli ki Trump yönetimi, İkinci Dünya savaşından sonrasında kurduğu dengelerin değişmesi sonrasında elinden kaçırmak üzere olduğu Orta Doğu’ya son bir gayretle müdahale ediyor. Sonrası ise belli ki tufan olacak….


***

22 Mart 2018 Perşembe

Suudi Arabistan kulvar değişiyor,

Suudi Arabistan kulvar değişiyor


Suudi Arabistan Prensi Muhammed bin Salman, Türkiye’yi neredeyse bir yüzyıl önce Osmanlı İmparatorluğu'nun çöktüğü zaman ortadan kalkmış olan İslami Hilafet'i geri getirmek için çaba sarf etmekle suçlamaya başladı. Belli ki Türkiye, Suudi Arabistan’ın Arap dünyasındaki liderliğini sallamaya başlamış.

Suudi Arabistan yönetiminde güçlü bir yeri olan Prens Muhammed bin Salman, Mısır Al-Sorok gazetesine verdiği demeçte,  İran’a verip veriştirdi, arkasından da, Türkiye’yi İran’ın yanında İslami örgütlerin de içinde bulunduğu “şer üçgeni”nde yer almakla ve bu şer üçgenine destek vermekle suçladı. Salman’a göre şer üçgeninin bir köşesinde İran, bir köşesinde İslami Örgütler, diğer köşesinde de Türkiye bulunmakta.

Bu yorumlar, Suudi Arabistan'ın diğer bazı Körfez ülkeleri ile olan çatışmasında Türkiye’nin kendi yanında değil, Katar’ın yanında yer alması nedeni Suudi Arabistan’ın Türkiye’den duyduğu endişeyi ve derin şüpheyi yansıtıyor.

Türkiye’nin, geçtiğimiz bir kaç ay içinde Suudi Arabistan'ın Ortadoğu'daki büyük rakibi olan İran'la birlikte, Kuzey Suriye'deki savaşları azaltmak için çalışması, İranlı ve Türk askeri yetkililerin geçtiğimiz yıl resmi olarak görüşmeleri ve birbirlerine yaptıkları ziyaretler, Suudi Arabistan’ın ve ağabeyi ABD’yi pek hoşnut etmemiş anlaşılan.

ABD’nin bölgedeki en büyük düş kırıklığı, 1952 yılından sonra Orta Doğu’yu İngilizlerden devr aldıktan sonra Orta Doğu’da kurduğu ve 21ci yüzyılın başına kadar sürdürdüğü “Yat Arap, Kalk Arap” sistemine Türkiye’nin çomak sokmuş olması. Türkiye’yi son 60 yıldır, kendinin köle bir eyaleti olarak yönetmesinin son bulması, ABD’nin bölgedeki stratejilerini değiştirmiş durumda.

Strateji değişikliğinin başında Suudi Arabistan’ın başına ABD hayranı ve kölesi bir kişiyi getirmek ve Orta Doğu’yu Suudi Arabistan liderliğinde ve önderliğinde yönetmek var. Bu nedenle de Suudi Arabistan’da büyük bir tasfiye operasyonu gerçekleştirildi son bir yıl içinde.

Prens, geçen yıldan bu yana yurtdışına yaptığı ilk seferinde Kahire’yi ziyaret etti ve Suudi tahtının halefi olarak Mısır gazetelerinin yöneticileriyle önemli bir toplantı yaptı. Bu özel toplantıda Şer üçgeni tanımlamasının yanında Katar uyuşmazlığının 60 yıl önce Küba'ya uygulanan ABD ambargosuyla süreceğini söylemesi, gelecekte nelerin yaşanacağının habercisi.

Suudi Arabistan’ın, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn ile birlikte geçtiğimiz Haziran ayında Katar ile diplomatik ve ticari ilişkileri kesmesi, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatçısı olan ve dünyanın en büyük ABD askeri üssüne ev sahipliği yapan Katar’a hava ve deniz yollarını kapatması,   Suudi Arabistan ile Katar’ın yakında kanlı bıçaklı olacağının habercisi.

Suudi Arabistan’ın dış politikasındaki bir başka değişiklikte İsrail ile olan ilişkilerinde.

Suudi Arabistan yönetiminin, daha doğrusu Prens Salman’ın verdiği tarihi olan ve Arap dünyasında köşe taşı olacak bir kararla 1948 yılından beri diplomatik ilişkileri sürdürmediği İsrail’e bazı koşullarda hava sahasını açması. Bundan sonra İsrail’den kalkan ve İsrail’e gidecek uçaklar Suudi Arabistan hava sahasını kullanabilecek. Şimdilik bu uygulama gizli tutuluyor ve İsrail yetkilileri ile Suudi yetkililer güya “haberimiz yok” diyorlar ama uygulama başladı bile.

Suudi Arabistan'ın İsrail'in bile ancak fark ettiği bu kararı, Riyad ve Tel Aviv'in İran'ın daha geniş bölgedeki nüfuzu konusunda endişe duyduğunu ve Ortadoğu'daki iki ana müttefik, Suudi Arabistan ve İsrail arasındaki ikili ilişkilerde bir iyileşme olduğunu işaret ediyor.

Belli ki Trump yönetimi, İkinci Dünya savaşından sonrasında kurduğu dengelerin değişmesi sonrasında elinden kaçırmak üzere olduğu Orta Doğu’ya son bir gayretle müdahale ediyor. Sonrası ise belli ki tufan olacak….

Prof. Dr. Ata ATUN
KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com
http://www.ataatun.org  
Facebook: AtaAtun1

***


31 Mart 2016 Perşembe

SEÇİM NE VAKİT. !!!


SEÇİM  NE  VAKİT. !!!



  
 22 Aralık 2003 Saat : 7:47


 

Ben inşaat Mühendisiyim ve bu nedenle de beynim matema­tiksel çalışmaya daha yatkın. Gerçekte de bu yetim, politikanın labirentlerinde dolaşırken berrak bir şekilde bir takım oluşumları çok kısa bir zamanda ve net olarak görmeme yol açmaktadır. Diğer bir yetim de 1976-1981 dönemimde, daha 27 yaşında iken seçimle Meclise Milletvekili olarak girmiş olmam ve politika ile tam 27 yıl önce tanışmam. Yakın Doğu Üniversitesinde 1992 yılından beri sürdürmekle olduğum Akademik hayatım ve bu Akademisyenliği bana kazandırdığı yeti, bunları harmanlamama ve bir takım doğru öngörüleri ortada fol yokken, yumur­ta yokken görmeme neden olmaktadır. Akademik ve Politik çalışmalarımdan fırsat bulduğum sürece haftada bir kez bu köşede yazmayı ve sorunları sizlerle paylaşmayı planlamaktayım. Yukarıda açıkça e-mail adresimi ve cep telefon numaramı da yazıyorum. Sizleri etik kuralları içinde duymak ve diyalogda bulunmak beni son derece mutlu edecektir.
Herkesin merak ettiği ve haftanın gündemi, 14 Aralık seçimleri sonucunda ne olacağı, hükümetin kurulup kurulmayacağı ve KKTC’yi nelerin beklediğidir.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, 14 Aralık seçimlerinde seçilen Milletvekilleri, KKTC’nin parlamento hayatı bakımından en şanssız ve en kısa ömürlü Milletvekilleridir. Hükümet oluşumu çalışmaları nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, 5 yıllık parlamento döneminden çok evvel bir zaman içinde Milletvekillerimiz yeni bir seçime girmek zorunluluğunda kalacaklardır.
Önümüzde üç tane olasılık veya senaryo bulunmaktadır.
1- Tüm çabalara rağmen koalisyonun oluşamaması:
Bunun sonucunda anayasal tüm haklar ve Cumhurbaşkanının yeni bir hükümet kurulması için tüm iyi niyet ve destek çabalarına rağmen olabilecek en uzun süre, cumartesi ve pazarlar iş gününden dahi sayılmasa 150 gündür. Yani 14 Mayıs 2004’ten sonraki ilk Pazar günü olan 16 Mayıs günü, erken seçim yapılmak zorundadır.
2- Hükümet Programında Çözüm olan bir koalisyonun oluşması :
Seçim programında çözüm için çalışma yapacaklarını belirten DP, CTP, BDH, TKP, KBP gibi partilerden birkaç tanesinin her hangi bir kombinasyonla ve aritmetik çoğunlukla oluşturacağı koalisyon hükümetinin hedefi Annan planını, belli bir düzeyde tartıştıktan sonra imzalamak, referandum yapmak ve uyum yasalarını hazırlamak olacaktır.
• Referandum sonucu her iki devlette EVET çıkar ise, bunun arkasından hemen ve derhal Yeni Kurucu Devletlerin oluşması, Federal ve Merkezi Parlamentoların seçimlerinin yapıl­ması gerecektir. Bu süreç, uyum yasaları dahil, en uzun hali ile en fazla 24 ay olacaktır.
• Referandum sonucu Rum tarafında HAYIR, KKTC’de EVET çıkarsa, değişen bir şey olmayacak ve tek taraflı olarak AB uyum çalışmaları başlayacak ve AB üyesi olan Rum tarafı ile AB’de müştereken temsiliyeti sağlamak için, Ortak Parlamento oluşumu değişikliği gündeme gelecek ve yapı için yeni seçimler yapılacaktır. Bu süreç, uyum yasaları dahil, en uzun hali ile en fazla 24 ay olacaktır.
• Her iki tarafta   HAYIR   veya   Rum   tarafında   EVET, KKTC’de HAYIR akarsa, süreç aşağıdaki 3.cü madde ile aynı kalacaktır.
3-Hükümet Programında Çözümün öncelikler açısından diğer konulardan sonra geldiği bir koalisyonun oluşması:
Bu durumda, 28 Ocak 2004 Türkiye Başbakanının Amerika ziyareti, Mayıs 2004 Rum tarafının AB’ye girişi ve Aralık 2004 Türkiye’ye  AB’ye giriş müza­kerelerinin başlama tarihinin verilmesi faktörleri ortaya çıkacak ve koalisyonun üzerinde korkunç bir baskı oluşturacaktır. Bu baskı politik, siyasi, mali, medyatik ve bir kısım STÖ boyutları ile dayanılmaz bir hale gelecektir. Bu süreç ne kader uzun olursa olsun sonunda Annan Planı tartışmaları veya [Yeni] bir çözüm planı tartışmaları başlayacak, sonunda da Referandum gelecektir. AB mevzuatına uyum hazırlıkları, Çözüm tartışmaları sonucunda başlasa bile bu süreç 30 ayı geçemeyecektir.
Seçim sonuçlarının Matematik destekli Politik analizi böyle. Hükümet kurulsa da kurulmasa da SEÇİM VAR ama birkaç ay sonra ama iki yıl sonra.

Arkani gunese cevirme, golgen one duser.

Anonim

http://www.ataatun.org/secim-ne-vakit.html

..