Ukrayna Krizi veya Çelişki Yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ukrayna Krizi veya Çelişki Yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2019 Çarşamba

Ukrayna Krizi veya Çelişki Yönetimi.,

Ukrayna Krizi veya Çelişki Yönetimi.,


Ukrayna Krizi veya Çelişki Yönetimi
Özdem SANBERK
06 Mayıs 2014  


Türkiye, Rusya ile ilişkilerine büyük değer veriyor. Özellikle SSCB’nin dağılmasından sonra gelişen ikili ilişkiler, tarihte ilk defa karşılıklı bağımlılık yaratacak düzeylere erişti. Fakat yakın komşumuz olan Ukrayna’nın, kim tarafından olursa olsun, bir parçasının ilhakına Türkiye’nin göz yummasına imkân olmayacağı da açık.


Rusya’nın Kırım’ı alelacele ilhakı, uluslararası hukuku ve küresel güçler dengesini ciddi şekilde yaralıyor. Bu durum, Karadeniz’e sahildar ülkelerin onyıllar boyunca büyük çabaları sonucu sağladıkları nispi istikrar ve güvenliği de tehdit ediyor.

Son yıllarda Türkiye ve Rusya arasında bir işbirliği havzası hâline gelen Karadeniz’deki bu yeni gelişmeden Türkiye, haklı olarak büyük kaygı duyuyor. Öte yandan Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Ukrayna ziyareti, Türkiye’nin sınırlı politik opsiyonlarına rağmen bu krizde sırf seyirci olarak kalmayacağını ima ediyor.

Kırım Tatarları

Türkiye’nin endişelerinin başında Kırım Tatarları geliyor. Kırım Tatarları, çok uzak olmayan geçmişte büyük trajediler yaşadı. Hem Çarlık döneminde, hem Sovyetler Birliği (SSCB) zamanında yurtlarından sürüldü, kitlesel kıyıma uğradı. Büyük bölümü 19. yüzyılda olmak üzere takibi dönemlerde Türkiye topraklarına göç etti. Memleketimizin vatansever yurttaşları olarak ekonomik, siyasi ve sosyal hayatımızda her zaman saygın bir yere sahip oldu. Ancak SSCB’nin dağılmasından sonra çok sayıda Tatar evine dönme imkânı buldu. Buna rağmen hâlen toplam nüfusun takriben yüzde onbeşini oluşturuyor. Kırım’ın Rusya’ya katılmasına kesinlikle karşılar ve Rusların tertiplediği son referandumda oy vermeye gitmedi. Hiçbir Türk Hükümeti, Kırım Tatarlarının başına gelenler karşısında ilgisiz kalamaz. Türkiye kendilerine muhakkak ki siyasi, ekonomik ve insani yardım yapacaktır. Ancak bu arada Kırım’ın bundan böyle Rusça, Ukraynaca ve Tatarca şeklinde üç resmî dili olacağı ve Kırım Tatarlarına ev yardımı yapılacağı yolunda Moskova’dan yapılan son olumlu açıklamaların dikkat çekici olduğunu da kaydetmek gerekir.

Türkiye ve Rusya

Türkiye aslında Rusya ile ilişkilerine büyük değer veriyor. Özellikle SSCB’nin dağılmasından sonra insani, ticari, ekonomik ve enerji alanlarında gelişen ikili ilişkiler belki tarihte ilk defa bu ölçüde karşılıklı bağımlılık yaratacak düzeylere erişti. Fakat Karadeniz’de yakın komşumuz olan Ukrayna gibi büyük bir ülkenin, kim tarafından olursa olsun, koskoca bir parçasının göz göre göre koparılıp kendi topraklarına katılmasına Türkiye’nin göz yummasına imkân olmayacağı da açık. Rusya’nın bu hareketi hiç şüphesiz kabul edilebilir olmayıp devletler hukukunun açık bir ihlali anlamına geliyor. Aynı zamanda Karadeniz’de Soğuk Savaş’tan arta kalan ve hepsi Rus asıllı veya Rusya taraftarı halklarla irtibatlı olan ve bir türlü çözülemeyen Moldova/Transdinyester, Gürcistan/Abhazya/G. Osetya, Azerbaycan, Ermenistan/Yukarı Karabağ gibi kronik sorunların yarattığı potansiyel istikrarsızlıklara bir yenisi eklenmiş oluyor. Rusya’nın bu ihtilafların çözümü bahsinde şimdi daha uzlaşmaz olacağı muhakkak. Ayrıca Belarus gibi ülkelerde esebilecek değişim rüzgârları da olumsuz etkilenecek.

Öte yandan adı geçen ihtilafların her biri oldukça az nüfuslu ve nispeten marjinal sayılabilecek bölgesel anlaşmazlıklar. Oysa Kırım ile birlikte nüfusu 50 milyona yaklaşan Ukrayna gibi Rusya’nın ve Avrupa’nın eteklerinde, enerji güzergâhlarında yer alan büyük bir Avrupa ve Karadeniz ülkesini ilgilendiren bir kriz süratle küresel bir nitelik kazanmakta.

Yaptırımlar

Uluslararası toplumun bu krizi nasıl yöneteceği henüz net değil. Bu biraz da Rusya’nın bundan sonraki tutumuna bağlı. Ancak kesin olan bir şey var ki, Batı dünyasında şimdilik kimse silahlı bir müdahale istemiyor. Rusya, Kırım’da her şeye rağmen bir referandum yaptırdı ve Kırım halkı ezici çoğunlukla Ukrayna’dan ayrılıp Rusya’ya katılma isteğini beyan etti. Rusya, referandum ertesindeki Kırım’ın işgaliyle yetinirse, Moskova ile Batı dünyası arasında gerginlik sürer, fakat sınırlı olur. Zira Ukrayna’nın tarihî olarak aslında Rusya’ya ait olduğu yolunda Batıya hâkim olan genel kanı Moskova’nın işini kolaylaştırmakta. Ama Rusya Kırım’ın ardından işgali sürdürülebilir kılmak için Doğu Ukrayna’dan genişçe bir koridor da ele geçirmek isteyebilir. Hatta Doğu’dan bir parça koparmak yerine tamamını ele geçirmeyi daha mantıklı bulabilir. Rusya eğer bu doğrultuda hareket eder ve Ukrayna’nın doğusuna tamamen hâkim olursa Batıyla arasında gerginlik artar, fakat filmi geri sardırmak yine de mümkün olmaz. Çünkü aynen Kırım gibi Ukrayna’nın da aslında Rusya’nın yörüngesine dâhil olduğu algısı Batı kamuoylarına hâkim durumda.

Kaldı ki Batı dünyasının sembolik bazı önlemlerin dışında Rusya’ya karşı kısa dönemde uygulayabileceği etkili yaptırımları yok. Avrupa, Rusya’ya karşı şu ana kadar ciddi sayılacak bir müeyyide uygulayabilmiş değil; kısa bir zaman içinde uygulaması kolay görünmüyor. Ukrayna krizi aslında Avrupa Birliği’nin dış politikada, kurumsal alanda değilse de yapısal alandaki zafiyetini bir kez daha ortaya koydu. AB üyelerinin her birinin Rusya ile ikili düzeyde ticari, ekonomik ve enerji alanındaki ilişkileri Birliğin Rusya’ya karşı bir bütün olarak acıtıcı bir yaptırım uygulanmasını imkânsız kılıyor. Ancak Avrupa, uzun vadeli enerji tedariki stratejisini Rusya’ya bağımlılığını azaltacak şekilde yeniden gözden geçirebilir.

Başkan Obama’nın ise şimdi Avrupa’da Rusya’ya karşı diplomatik bir atağa kalktığı görülüyor. Obama’nın hedefi Rusya’yı uluslararası alanda yalnız bırakmak. Fakat bu tecrit politikası BMGK’da ve Ortadoğu’da sonuç vermeyebilir, hatta ters tepebilir.

Doğu Ukrayna

Rusya’nın yakın bir gelecekte en azından siyasi nüfuzunu Ukrayna üzerine teşmil etmekten geri kalmayacağı beklenebilir. Rusya, bunu Doğu Ukrayna topraklarında yaşayan ve Rusça konuşan veya etnik Rus olan halk üzerindeki etkisini kullanarak, istikrarsızlıklar yaratmak suretiyle yapabilir.

Moskova bu tür girişimlere tevessül edecek olursa Batı dünyasının hareketsiz kalması zor. Her ne kadar ticari yaptırımlardan kısa zamanda etkili bir sonuç alamasa da Batı’nın Kırım’ın ilhakını tanımamakta ısrarlı davranması ve ABD ve Avrupa’nın yeni Kiev hükümetinin meşruiyetinin arkasında kararlılıkla durması, uzun vadede Rusya’yı sıkıştırabilir. ABD ve Avrupa ile sürekli gerginlik içinde bulunan bir Rusya’ya Batıdan ihtiyaç duyduğu yabancı sermaye, teknik bilgi ve banka kredileri kolaylıkla gelmez; enflasyon artışları ve sermaye çıkışları büyüme ve işsizlik sorunları yaratır.

Hem Rusya hem Batı bedel öder

Ancak halkı otoriter yönetimlere alışkın olan Rusya gibi bir ülkede bu tür ekonomik sorunların Putin’in şimdi daha çok artan popülaritesini etkilemeyeceği düşünülebilir. Ne var ki ekonomik durum daha da kötüleşirse Putin’in dördüncü kez başkan seçilmesi kolay olmayabilir. Rusya sonuçta Ukrayna’yı istikrarsızlaştırmak isterken kendisinin istikrarsızlaşmasına sebep olabilir. Böyle bir durum Rusya’nın işine gelmeyeceği gibi, Afganistan, İran’ın nükleer programı, Suriye kimyasal silahlarının imhası gibi konularda Rusya ile beraber çalışan Batı’nın da işine gelmez. Batı, şimdi kararlı bir tutum sergileyebilirse bilahare yapacağı diyalog çağrılarına Putin ilgisiz kalmayabilir.

Türkiye

Ortadoğu’daki güvensizliklerin tehdidi altında bulunan ve hâlen Batılı müttefikleriyle ilişkileri kritik bir görünüm sergileyen ve ayrıca içeride gergin bir siyasi atmosfer yaşayan ülkemiz şimdi bir de Karadeniz’de yeni bir istikrarsızlık odağı ile baş etmek durumuyla karşı karşıya. Türkiye, Rusya’nın Almanya’dan sonra ikinci büyük doğal gaz müşterisi. Toplam tüketimin yüzde 60’ını Rusya’dan karşılıyoruz. Rusya en büyük ikinci ticari partnerimiz. Kıbrıs, Ortadoğu ve Suriye gibi konulardaki farklı görüşlerimiz olsa da anlaşmazlıkların ikili siyasi ilişkilerimizi etkilemesine izin vermedik. Karadeniz’in güvenliği ve Montrö’nün uygulamasına her iki taraf da gerekli titizliği gösteriyor.

Öte yandan Rusya’nın çok fakir durumda olan Kırım’ı, Karadeniz’de bir vitrin hâline getirme çabasıyla bu yarımadanın yakın zamanda büyük imar faaliyetlerine sahne olacağı ve bu konuda Rusya’da başarılarıyla tanınan Türk şirketlerinin en şanslı girişimciler arasında yer alabileceği de unutulmamalı.

Türkiye, hiç şüphesiz ciddi bir haksızlık karşısında kalan dost Ukrayna halkı ve hükümetiyle dayanışma gösterecektir. Ne var ki bu dayanışmasının demokrasi ve ekonomi çerçevesinin dışına taşması pek gerçekçi görünmüyor. Başka bir deyişle, Ukrayna’nın bu aşamada NATO’ya katılması veya Batı’nın Rusya’ya yakın bölgelerde yeni üsler kurması, bölge güvenlik ve istikrarı açısından ters sonuçlar yaratabilir. Ayrıca Türkiye’nin Karadeniz’de statükonun korunmasını savunmaya devam edeceği ve Montrö Anlaşması’nı her zaman olduğu gibi titizlikle uygulayacağı hatırda tutulmalı.

Temennimiz, Ukrayna’da Mayıs’ta yapılacak seçimlerin bu ülkenin halkının demokrasi içinde yeniden bir araya gelmesini sağlaması. Bu gerçekleşirse Karadeniz’deki istikrar ve güvenliğe doğru yeniden önemli bir adım atılmış olur.

http://www.usak.org.tr/kose_yazilari_det.php?id=2298&cat=329#.U2ivn-uCJl1

***