ULUSAL DAVA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ULUSAL DAVA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2018 Cumartesi

KIBRIS ULUSAL DAVAMIZ, ULUSLAR ARASI ÇIKMAZ, BÖLÜM 8

KIBRIS ULUSAL DAVAMIZ, ULUSLAR ARASI ÇIKMAZ, BÖLÜM 8


2004 yılındaki son genişlemesinden sonra AB, yakın gelecekte Avrupa
coğrafyasında, ekonomik, siyasal ve askeri birlik bazında bütünleşecek dev bir
sanayi ve bilgi toplumuna doğru yol almaktaydı. AB’nin Barents Denizi,
Atlantik Okyanusu, Akdeniz ve Karadeniz’le çevrelenen merkezi bir coğrafyada
yerleşik, yarım milyar nüfusa, ABD’nin üstünde bir milli hasılaya ve ticaret
hacmine sahip olması bekleniyordu. Böylece Avrasya’da bugüne kadar
kurulmuş olan tüm dengeler değişecekti. Bu durumda AB dışında kalan
Türkiye, yüzünü doğuya dönmek zorunda kalacak ve üçüncü dünya ülkesi olma
yoluna girecekti.176

Ekonomik gelişmişlik ve büyüme hızında 1960’lı yıllarda aynı düzeyde
olduğu Portekiz ve İspanya’nın çok gerisinde kalan Türkiye ile bu ülkeler
arasındaki makas açılmaya devam edecekti. 2004 yılında dünya ticareti,
ekonomist Peter Drucker’in söylemiyle; AB, ABD liderliğindeki NAFTA ile
Doğu Asya olmak üzere üç kutuplu bir bloklaşmaya doğru gitmekteydi.177 Söz
konusu üç blok dünya ekonomisinin %84’üne hakim durumdaydı. Bu bakımdan
kalan %20’lik bölüme mahkûm olmamak için Türkiye'nin bu üç bloğun en
büyüğü olan AB ile entegrasyonunu tamamlaması sürdürülebilir ekonomik
büyüme için hayati önemdeydi.

Ayrıca, akamete uğramamış üyelik süreci, Türkiye’yi dış politikanın en
uzun erimli hedeflerinden biri olan batılılaşmak ve çağdaşlaşmak hedefine
ulaştıracaktı. Üyelik, modernleşme sürecinde, Cumhuriyetin kurucu felsefesini
ve kurucuların geleceğe bakışını doğrulayan kilit bir aşama, aynı zamanda çok
partili demokrasinin istikrarını sağlayan bir sigorta olacaktı. Bu yıllarda küresel
alanda, AB dışında Türkiye'nin dahil olabileceği başka bir ekonomik yapılanma
mevcut değildi. Dünyada üç tane ekonomik birliktelik vardı. Bunlar AB,
NAFTA ve Şangay Beşlisi idi ve Türkiye’nin üye olabileceği tek birlik AB idi.
Güçlü ekonomik grupların dışında kalmak üretimin pazarsız kalması
sonucunu doğuracaktı. Türkiye'nin yer aldığı coğrafyadaki ülkelerin en büyük
ticari ortağı AB idi. Pazar derinliği ve mali güçleri zayıf olan bu ülkeler,
Türkiye’yi AB’ye açılan pencere olarak algılıyorlardı. Ege denizindeki ihtilaf,
Kıbrıs sorunu mülklerle ilgili tazminat davaları AB üyeliği gerçekleştiğinde
kolaylıkla çözülebilecek sorunlardı.178 AB son genişlemesiyle Norveç ile İsveç
hariç tüm Avrupa’yı içine almış olacaktı. Türkiye'nin bu oluşum dışında
kalması, dış politika kurgusunun tüm bileşenlerini olumsuz etkileyecekti.

Üye olunamaması durumunda askeri harcamalar artacağı için zorda olan
ekonomik dengeler sarsılacaktır. Bu durum turizm gelirlerinde düşüşe sebep
olacaktı. Dış borçlanmada kredibilite düşeceğinden daha yüksek faizlerle borç
bulmak zorunda kalınacaktı. Döviz kurlarının dengede tutulması zorlaşacak ve
ekonomik dengeler zora girecekti. Aynı olumsuzluklar KKTC için de geçerli
olacaktı. AB üyesi olan Rumlar ilk fırsatta AB Bakanlar Konseyi’ne başvurarak
adanın Türkiye’den kurtarılmasını isteyebilecekti. AB’nin Türkiye’ye askeri
müdahalede bulunması ihtimal mümkün değildi fakat yaptırımların uygulanacak
olması kuvvetle muhtemeldi

Asaf Savaş Akat 2002 yılında TÜSİAD için hazırladığı raporda, AB
dışında kalınması halinde Türkiye’den çıkan sermayenin giren sermayeden çok
olacağı, bunun doğal sonucu olarak da 2003-2012 yılları arasındaki ortalama
büyümenin en iyi ihtimalle %2.6, GSMH’nin ise bugünkü seviyede, yaklaşık
3.250$ civarında kalacağını hesaplamıştı. Üyelik durumunda ise aynı
dönemdeki büyüme hızının %7.3’e, GSMH’nin ise 9.000$ çıkacağı
hesaplanmıştı.179 Üyelik ile oluşacak ortamı üniter devlet yapısı için riskli
görenler fakirliğin getireceği riskleri gözden kaçırıyorlardı. Bunlara ek olarak
AB ülkelerinde yaşayan yaklaşık 3.5 milyon Türk vatandaşının geleceği ve elde
edilen kazanımları tehlikeye girecekti. Türkiye'nin Birliğe katılması Yunanistan
ve GKRY’nin güvenliğini de garanti edecekti.
AET’nin temellerinin atıldığı ikinci dünya savaşından sonraki yıllarda
Fransa, savaşın mağlubu Almanya’yı Topluluğun içine alarak, baş edemediği
ezeli düşmanını etkisiz hale getirmeyi planlamış ve başarılı olmuştu. Aynı
durum 2004 yılında Yunanistan ve GKRY için de geçerliydi. Hem Yunanistan
hem de GKRY 2004 yılında ve gelecekte, tüm ekonomilerini silahlanmaya
yöneltseler de ezeli düşmanları ile baş etmeleri imkan dahilinde değildi.
Arkalarına almaya çalıştıkları uluslararası toplum, ABD ve AB’nin askeri bir
çatışmada, bizzat Yunanistan’ın yanında çatışmayacağı gerçeğini Yunanlılar da
bilmekteydi. Zaten bu nedenle silahlanmaya bu kadar büyük meblağlarda para
harcanıyordu ve bu durum gelecek yıllarda Yunan ekonomisini iflasa
sürükleyecektir.

xi. Kıbrıs Sorunu’nun Tarihsel Analizi

Kıbrıs sorunu 1990 yılına kadar Türkiye, KKTC, Yunanistan, GKRY
üçgeninde devam eden, süper güç rekabetine konu olan bölgesel bir sorundu.
1990 yılında Rum tarafı AB’ye üyelik için başvuruda bulundu. Böylece sorun,
dış aktörlerin ektin olarak katıldığı, uluslararası bir problem haline geldi.
Rumlar kendi iç kamuoylarında ve uluslararası ortamda, masumu oynamaktadır.
Rum tarafı ve Yunanistan’da Kıbrıs tarihi ile ilgili yazılan tüm kitap ve
metinlerde, tüm olaylardan Türkler ve yabancılar sorumlu gösterilmekte,
Yunan-Rum tarafı haksızlığa uğramış izlenimi verilmektedir. EOKA ve Grivas
hakkında tek kelime olumsuz metin yazılmamaktadır. Makarios’un uygulamaya
koyduğu tedhiş eylemleri, 1963 yılındaki “13 maddelik” metin konusunda
sergilediği tutum, 1963-1974 yılları arasında Türklere karşı uyguladığı
sistematik soykırım, Acheson Çözüm Planlarını çarpıtması, 1968-1978 yılları
arasında gerçekleşen toplumlararası görüşmelerde uzlaşmaz tutumundan
vazgeçmemesi ve çözüm için güç kullanımını yeğlemesi, EOKA-B’nin Grivas
başkanlığındaki katliamları yazılı kaynaklarda yine aynı şekilde yer
almaktadır.180 Tüm anlatılanlardan, Makarios ve Grivas’ın efsane haline
getirilmesinden sonra Rum toplumunun Türklerle anlaşmayı istemesi
zorlaşmaktadır.

Kıbrıs konusunda Türkiye'nin kendi tezlerini işlemesi, karşı tarafı
suçlaması meseleyi hafifsemektir. 1974’te gerçekleştirilen özellikle ikinci
müdahale uluslararası hukuk temelinde yapılmış bir Barış Harekâtıdır. Oysa
uluslararası toplum olayı, egemen ülkede yaşayan bir azınlığın dış müdahale ile
bütünden koparılması ve işgal edilen topraklarda bağımsız devlet haline
getirilmesi olarak kabul etmiştir. Uluslararası ortamda Türkiye ile iyi ilişkileri
olan ve KKTC’yi tanıyacak devletler vardı(r). Fakat tanıma, üçüncü devletlerde
yaşayan azınlıklara dışarıdan yapılacak müdahaleleri yasallaştıracağı için
gerçekleşmemiştir. Örneğin, Türkiye Azerbaycan için Ermenistan’a askeri
ambargo uygularken ve her alanda Azerbaycan’ı desteklerken, Azerbaycan bile
KKTC’yi tanımamaktadır. Çünkü bu tanıma Ermenistan’ın Karabağ işgalini de
tanımak anlamına gelecektir.181 Mesele çok bilinmeyenli bir denklem halini
almıştır. İlk yapılması gereken geçmişte yapılanların değerlendirilmesi ve
yanlışlardan gerekli derslerin çıkarılmasıdır. Bugün AB’nin ve ABD’nin
Kıbrıs’ta taraf olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Girit de aynı işbirliği
çerçevesinde Osmanlı Devleti’nden koparılmıştı. Batı medeniyetinin temellerini
oluşturan yapıda Yunan kültür mirasının temel taşlardan biri olduğu kabul
edilmektedir. Bu durum son iki asırda Yunanistan’a hak etmediği avantajlı bir
pozisyon sağlamış ve çifte standartların dile getirilmeyen gerekçesi olmuştur.
Kıbrıs sorunu çok bilinmeyenli çözümsüz bir denkleme benzetilebilir.
Söz konusu çok bilinmeyenli çözümsüz denklemi çözerken önce çözüme en
yakın bileşenlerden başlanması ve sabit değerli değişmeyenlerle uğraşılarak
vakit geçirilmemesi gerekir. Kıbrıs politikasında bu durum hayatiyet arz
etmekteydi ve halen bu durum değişmemiştir. Denklemin karşı tarafında 1)
GKRY uluslararası ortamda resmen tanınmaktadır ve uluslararası alanda tüm
adayı temsil etmekteydi, 2) Dünya siyasetini yönlendirenler Yunan
hayranıdırlar ve Rumlarla ilgili sorunlarda tarafgir davranmaktaydılar, 3)
Türkiye'nin AB üyeliğinin önündeki en büyük engel Kıbrıs’taki çözümsüzlüktü,
4) Çözümün, çok kısa bir zaman aralığına sıkışmıştı, kum saati Türklerin
aleyhine, Rumların lehine akmaktaydı, 5) GKRY, 2004 Mayısında AB’nin tam
üyesi olmuştu, 6) Kıbrıs ile entegrasyon tehditleri sonuç vermeyecekti, 6)
1974’den sonra oluşan fiili dengenin bir çözüme olduğu gibi dahil edilmesi
mümkün değildi, 7) Çözümsüzlük artık çözüm değildi ve statüko değişmek
zorundaydı.

Rumların değiştiremeyeceği sabit değerli değişmeyenler ise; 1) AB
üyeliği yoluyla Kıbrıs sorununu kendi tezleri doğrultusunda çözmeleri mümkün
olmayacaktı, 2) 1960’da kurulan düzen Rumların ihtirasları neticesinde
yıkılmıştı, 3)1960 öncesine dönmek mümkün değildir, 4) Kıbrıs’ın Kuzey’ine
dönebilme ihtimalleri ortadan kalkacaktır, 5) Türkiye'nin AB’den uzaklaşması
içinde bulundukları güvenli ortamı kırılgan hale getirecektir, 6) Silahlanmaya
daha fazla kaynak ayıracakları için ekonomileri zorlanacak ve fakirleşeceklerdi,
7) En önemlisi hiçbir AB ülkesi askeri Rumlar için Türkiye ile savaşmayacaktı.
Bu nedenle Rumların Türkiye ile askeri alanda baş edebilmeleri öngörülebilir
gelecekte mümkün değildi.

2004 yılında Annan Planı Rumlar tarafından reddedildikten sonra
ulaşılacak her çözüm önemli eksileri beraberinde getirecekti. Çözümün artıları
zamana yayılacağı için eksiler daha fazla hissedilecekti.182 Bu sabit değerler
Yunan dış politikasının artı çarpanı iken Türkiye'nin Kıbrıs politikası açısından
eki çarpanı temsil ediyordu. Tüm bunların yanında, Türkiye’ye bağlı olan ve
Yunanistan’ın artı hanesine yazılan altıncı sabit değer Kıbrıs politikasındaki
tutarsızlıktı. Oysa Rumlar kendi açılarından çok tutarlı bir politika
izlemekteydiler. Şöyle ki; Türkiye 1950’li yıllardan 1974 barış harekâtına kadar
Kıbrıs’ta siyasal temellere dayanan bir federasyon yapısını savunmuştu. Barış
harekâtından sonra bu tezinden vazgeçerek coğrafi temellere (taksime) dayanan
bir federasyon tezini savunmaya başlanmıştır. Rum Kesiminin AB tam üye
adaylığından sonra konfederasyon tezi savunulmaya başlanmış ve son olarak da
Rumların AB üyeliğiyle KKTC ile entegrasyon planları gündeme getirilmiştir.
Bu son tezin uygulanamayacağı 2004 yılında da açıkça belliydi.
Yaklaşık her on yılda bir yeni tez geliştirilerek dört farklı tez
savunulmuştu. Rum kesimi ise tek tez üzerinde, 1960 Antlaşması ile kurulan
düzenin geri gelmesini savunmaya devam etmiş ve tüm politikalarını buna göre
düzenlemiştir. Rumlar, politik bir akıllılık yaparak 1960’ta kurulan düzeni
korumuşlardı ve bu düzen ile AB üyesi olmuşlardır. Örneğin; Rum Kesiminde
resmi dil halen İngiliz’cedir. Rum tarafında tedavülde olan Kıbrıs Lirasının
üzeri üç dilde, İngilizce, Türkçe ve Rumca yazılmaktadır. Resmi televizyonda
ve radyo kuruluşlarında haberler üç dilde yayınlanmaktadır. Aleyhte gelişen
diğer bir konu da, dünyanın hemen her yerine vizesiz gidebilme imkânı veren
ve GKRY tarafından düzenlenen Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu almak için
başvuruda bulunan ve çalışmak için her gün Rum tarafına geçen KKTC’li
Türklerin sayısının gün geçtikçe artmasıydı. Güneyde iş imkanları Kuzey’den
daha genişti çünkü 1974 Harekatı’ndan sonra GKRY uluslararası toplum
tarafından tanınmamın vermiş olduğu avantajları kullanarak devlet olmanın tüm
imkan ve imtiyazlarından sonuna kadar faydalanmıştır.183
BM Güvenlik Konseyi’nin 1983 yılında aldığı ve KKTC’nin ilanını
“ayrılıkçı bir deklarasyon” ve hiçbir devleti KKTC’yi tanımamaya davet ettiği
541 sayılı kararı hala yürürlüktedir. Bu kararın yürürlükte olması, KKTC’nin
Türkiye hariç, yakın ilişkide olunan akraba topluluklar dahil hiçbir devlet
tarafından tanınmaması Türkiye'nin ve Denktaş’ın tezlerini zayıflatmakta, kabul
edilebilirliklerini azaltmaktadır. BM Güvenlik Konseyi, 12 Mart 1990 tarih, 649
sayılı kararıyla Türkiye'nin 1974’ten beri savunduğu “iki toplumlu, iki kesimli
federal çözüm” tezini kabul etmiştir.184 Bu karar değerlendirilebilseydi bugün
Kıbrıs konusunda farklı bir konumda olunabilirdi. 1961 yılında AET’ye yönelik
politika gibi, 1974 barış harekâtından sonra tutarlı ve gelecekteki gelişmeleri
öngörebilecek bir Kıbrıs politikası izlenememiştir.

Kıbrıs, Türkiye'nin güney kanadında son derece önemli stratejik bir
konuma sahiptir. Kıbrıs’a sahip olan, Doğu Akdeniz’deki nakliyatı, Suriye,
İsrail sahilleri ile Mersin ve İskenderun limanlarını kontrol edebilir. Ada
Ortadoğu, Hazar bölgelerinden ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı
(BTCPBH) vasıtasıyla gelecek olan petrolün sevkinde ve taşınmasında söz
sahibi olabilecekti. GKRY’nin 2004’te AB’ye tam üye olmasıyla AB içinde ve
AB ile NATO arasında ciddi zorluklar çıkacaktı. Yunanistan bu yıllarda,
Girit’te uzun menzilli A-7H uçaklarını konuşlandırdığı hava üssü, Rodos’ta da
askeri havaalanına sahipti. Ayrıca GKRY’de de deniz ve hava üslerine sahipti.
Rumların Kıbrıs’ın tamamına hakim olmaları durumunda, Yunanistan, “Girit-
Rodos-Kıbrıs” adalar zinciriyle Türkiye’yi Ege’den İskenderun Körfezine kadar
uzanan stratejik bir kontrol kuşağıyla kesintisiz biçimde çevreleyecek ve
Anadolu’nun tüm deniz ulaşım yollarını kapatmak imkanına sahip olacaktı.
Denizler ve ikmal hatları Türkiye için hayati öneme sahipti. Türkiye dış
ticaretinin yaklaşık %88’i deniz yoluyla gerçekleştirilmekte ve bu ticaretin en
önemli kalemini petrol oluşturmaktaydı. Sivil stoklar dahil olmak üzere kriz
zamanında maksimum bir aylık stok kullanma kapasitesi mevcuttu ve denizlerin
Yunanistan ve Türkiye düşmanlarınca kontrol edilmesi, istenildiğinde Türk
ekonomisini felce uğratabilecek bir silahtı. Türkiye AB üyesi olduğunda bu
kaygıları ortadan kalkacaktı.

1856 Paris Antlaşması ile Avrupa uluslar topluluğuna kabul edilen
Türklerden Girit koparılmaya çalışılmıştı.185 1908 kasımında Girit Meclisi
Yunanistan’la birleşmeye karar vermiş ve Yunanistan kurulduktan yaklaşık 78
yıl sonra Girit’te Enosis gerçekleştirilmişti. İkinci Enosis sırası Kıbrıs’tadır ve
bu alandaki çalışmalar vakit geçirilmeden uygulamaya konulmuştu. Türkiye
tam üye olmadan, Kıbrıs’ın AB’ye girişi fiili Enosis anlamına gelmekteydi.
Zaten askeri strateji bilimine göre Edremit Körfezinden, Kaş Burnu’na kadar
Türk sahilleri Yunanistan’ın stratejik işgali altındaydı186 
(stratejik işgal ile fiili işgal karıştırılmamalıdır).

Açık denizlerle irtibat Kaş Burnu ile İskenderun Körfezi arasındaki
çizgide yer almaktaydı. Bu irtibatın anahtarı da Kıbrıs Adası idi. Ada
üzerindeki söz hakkının yitimi, açık denizler ile stratejik irtibatın da kaybı
anlamına gelecekti. Tarihi gerçekler, diplomasi ile taçlandırılmayan askeri
zaferlerin ve kazanımların zaman içerisinde erimekte ve bazı durumlarda
kayıplara dönüşmekte olduğunu göstermektedir. Diplomasi askeri zaferlerin artı
çarpanıdır. Diplomasi alanındaki başarısızlık karşı tarafın hanesine artı olarak
yansımakta, bununla doğru orantılı olarak da kazanımlar kayıplara
dönüşebilmektedir. Kıbrıs tarihi bu doğrultuda bir seyir takip etmiştir.


SONUÇ

Kıbrıs sorunu taraflara eşit mesafede ve ilgili devletlerin işbirliği olmadan
çözülebilecek bir sorun değildir. 2004 yılı Nisan ayında gelinen son noktada
Kıbrıs sorunun çözülememiş olmasının sorumluluğu paylaşılmak
durumundadır. Denklemin çözümü, tarafların tek taraflı bir çözüm sağlamaya
muktedir olmadıklarını anlamaları ile mümkündür. Türk tarafı savunduğu temel
tezleri ve vazgeçilemez kırmızıçizgilerini kendi içinde mutabakat sağlayarak
yeniden belirlemelidir. Çözümsüzlük çözüm değildir ve tarihin kum saati
aleyhte akmaktadır.

Dış politikanın içinden geçtiği çalkantılı dönemlerde yapılan yanlışlar,
ihmal edilen sorunlar daha sonra yığılmış olarak tekrar su yüzüne çıkmaktadır.
Sorunları zamana yayarak çözme fırsatı maalesef kaçırılmıştır. Çözümsüzlüğün
tek sorumlusu olarak Yunanistan ve GKRY’i görmek sorunları çözmeyecektir.
AB ve BM, ABD ve Avrupa diğer tüm konularda farklı düşünseler de, Kıbrıs
konusunda toplu halde Rum tezlerini desteklemektedirler. Realist anlayış takip
eden bir durumla karşı karşıya kalınmıştır. AB Kıbrıs çözümünde tarafsız
kalabilseydi, yada eşit bir çözümden yana ağırlığını koyabilseydi, ya Güneye
baskı yaparak KKTC’yi GKRY ile birlikte AB üyeliğine alırlar ya da
Türkiye'nin tam üyeliğinin önünü açar ve Türk tarafının elini rahatlatırlardı. AB
yetkilileri Yunanistan’ın baskısı ile bunun tam tersini yapmayı tercih etmişlerdir.

Türkiye ve Yunanistan geleceklerini Kıbrıs sorunu ile meşgul etmek
istemiyorlarsa Adada çözüme ulaşılması için tüm güçlerini kullanmalıdırlar.
Türk tarafı ödün vermez konumunu yumuşatmalı, Rum tarafı da AB’nin ve
destekçilerinin arkasına sığınarak müzakere etmiş olmak için masaya
oturmaktan vazgeçmeli, adada artık 1974 öncesine dönülemeyeceğini kabul
etmelidir. Kıbrıs’ta çözüm, Türk-Yunan ilişkilerini, Doğu Akdeniz’in
istikrarını, Türk-Amerikan ilişkilerini ve hepsinden önemlisi Ankara-AB
ilişkilerini, Türkiye'nin AB’ye üyelik sürecini etkileyecek ve belirleyecektir.
Avrupalılaşma yolunda ilerleyen Türkiye'nin önüne Kıbrıs gibi hayatiyet arz
eden bir ikilemde seçimde bulunmak dayatılmış durumdadır.
Ankara, (Hükümet ve dış politikanın yapılmasında söz sahibi diğer
aktörler) kum saatinin Türkiye'nin aleyhine aktığını görerek bir çözüme ulaşma
uğraşı vermektedir. Kıbrıs çok bilinmeyenli denkleminde çözüm de kendi
içinde bilinmeyenleri ve sabit değerleri barındırmaktadır. Kıbrıs konusu
yaşayan ve yaşanan bir süreç olduğu için gelecek hakkında öngörüde bulunmak,
özellikle çok bilinmeyenli denklem ortamında imkansızdır. AB ile yürütülen
tam üyelik sürecinde Kıbrıs sorununun da dolaylı olarak yer alması Ankara’yı diğer bir ikileme düşürmektedir.



DİPNOTLAR;


1 Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa, 3. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1998. s. 10.
2 Mehmet Gönlübol, Cem Sar, Olaylarla Türk Dış Politikası 1919-1939, 9. Baskı, Siyasal Kitabevi,
Ankara, 1996. s. 59; Salahi Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, II. Baskı, Türk Tarih
Kurumu, Ankara, 2003. s. 326-327.
3 Gönlübol, a.g.e. s. 60.
4 Şükrü Elekdağ, “Kıbrıs’ı Peşkeş Çekmek mi?”, Sabah, 25 Kasım 2001. s. 16.
5 Tozun Bahçeli, “Searching for a Cypruss Settlement: Considering Options for Creating a Federation, a
Confederation, or Two Independent States”, Publius, S. 30, No: 1, The State of American Federalism,
1999-2000 (Kış, 2000). s. 207.
6 Osmanlı Ansiklopedisi, 2. Baskı, Ağaç Yayınları, C. III, İstanbul, 1994. s. 106-110.
7 Osmanlı Ansiklopedisi, 2. Baskı, Ağaç Yayınları, C.VI, İstanbul, 1994, , s. 249; Souter, a.g.m., s. 658.
8 R. Rauf Denktaş, Akritas Planı ve Gençliğe Sesleniş, Yorum Yayınları, Lefkoşa, 1994. s. 1; Sabahattin
İsmail, Kıbrıs Sorununun Kökleri, Akdeniz Haber Ajansı Yayınları, Lefkoşa, 2000. s. 5-16.
Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Dergisi Cilt:16 Sayı:1
9 James H. Wolfe, “Cyprus: Federation Under International Safeguards”, Publius, S. 18, No: 2,
Bicommunal Societies and Polities (Bahar, 1988). s. 76; Maria Hadjipavlou, “The Cyprus Conflict:
Causes and Implications for Peacebuilding”, Journal of Peace Research, S. 44, No: 3 (Mayıs 2007). s. 351.
10 Mehmet Gönlübol vd. Olaylarla Türk Dış Politikası 1919-1939, 9. Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara, 1996. s. 339.
11 Adams, a.g.m., s. 96; Van Coufoudakis, “UN Peace Keeping and Peace Making and the Cyprus
Question”, The Western Political Quarterly, S. 29, No: 3 (Eylül 1976). s. 458, 462; Souter, a.g.m., s. 659.
12 Congressional Record, Human Rights in Cyprus, Greece and Turkey, April 14, 1983. US.
Government Printing Office, Washington, 1983. s. 1-10; Adams, a.g.m., s. 97.
13 Adams, a.g.m., s. 97.
14 Adams, a.g.m., s. 96; Souter, a.g.m., s. 659, 672.
15 EOKA tedhiş örgütünün yaptığı eylemlerin Kıbrıs’taki tarihi için bkz. Sabahattin İsmail, Kıbrıs
Sorununun Kökleri, Akdeniz Haber Ajansı Yayınları, Lefkoşa, 2000; Ayrıca bkz. Loizos, a.g.m., s. 643; Souter, a.g.m., s. 659.
16 İsmail, a.g.e., s. 348-349; Adams, a.g.m., s. 96; Peter Loizos, “Intercommunal Killing in Cyprus”, Man,
New Series, S. 23, No: 4 (Aralık, 1988), s. 639, 643; Souter, a.g.m., s. 663, 667.
17 Gönlübol, a.g.e., s. 340; William Mallinson, “Cyprus, Britain, the USA, Turkey and Greece in 1977:
Critical Submission or Submissive Criticism?”, Journal of Contemporary History, S. 44, No: 4 (Ekim 2009). s. 738.
18 Tarık Zafer Tunaya, “Kıbrıs Bir Devlet midir?”, Milliyet, 22 Şubat 1964. s. 2; Souter, a.g.m., s. 660; Wolfe, a.g.m., s. 76.
19 Wolfe, a.g.m., s. 77.
20 Souter, a.g.m., s. 660.
21 T. W. Adams, “The American Concern in Cyprus”, Annals of the American Academy of Political and
Social Science, S. 401, America and the Middle East (Mayıs, 1972). s. 95-96; Coufoudakis, a.g.m., s. 462.
22 Adams, a.g.m., s. 95-96.
23 Adams, a.g.m., s. 97; David Souter, “An Island Apart: A Review of the Cyprus Problem”, Third World
Quarterly, S. 6, No: 3 (Temmuz 1984). s. 657.
24 Gönlübol, a.g.e., s. 4; Adams, a.g.m., s. 98; Wolfe, a.g.m., s. 77-78.
25 Adams, a.g.m., s. 95-96; Tozun Bahçeli, “Searching for a Cypruss Settlement: Considering Options for
Creating a Federation, a Confederation, or Two Independent States”, Publius, S. 30, No: 1, The State of
American Federalism, 1999-2000 (Kış, 2000), s. 205-206; Souter, a.g.m., s. 660-661.
26 Adams, a.g.m., s. 100; Coufoudakis, a.g.m., s. 458-459; James A. Stegenga, “UN Peace-Keeping: The
Cyprus Venture”, Journal of Peace Research, S. 7, No: 1 (1970). s. 2.
27 Adams, a.g.m., s. 101; Wolfe, a.g.m., s. 78.
28 Coufoudakis, a.g.m., s. 463; Mallinson, a.g.m., s. 740.
29 Cumhuriyet, “Johnson’un Mektubu Akisler Yaptı”, 14 Ocak 1966. s. 1.
30 Adams, a.g.m., s. 102.
31 Coufoudakis, a.g.m., s. 466, 468; Souter, a.g.m., s. 661-662; Wolfe, a.g.m., s. 78.
32 Cumhuriyet, “504 Mücahit Kıbrıs’tan Yurda Döndü”, 29 Ocak 1966. s. 1.
33 Kıbrıs Anlaşmazlığı Kronolojisi 1878-1978, Kıbrıs Tarihi Araştırma Cemiyeti yayını, b.t.y., s. 11.
34 Gönlübol, a.g.e., s. 12.
35 Bülent Ecevit, “Türkiye Yunanistan İlişkileri ve Kıbrıs” konulu konuşması, Ankara Üniversitesi Dil
Tarih ve Coğrafya Fakültesi Dergisi, S. 1-2, No: 367, C. 39, Ankara 1999. s. 2-24;Gönlübol, a.g.e., s. 577.
36 Abdi İpekçi, “Kıbrıs’ta Durum”, Milliyet, 14 Ekim 1974. s. 9.
37 Souter, a.g.m., s. 664.
38 İlhan Tekeli, Selim İlkin, Türkiye ve Avrupa Topluluğu-II, 1. Baskı, Ümit yayıncılık, Ankara, 1993. s. 239.
39 Ali Bozer, Yeni Türkiye Avrupa Birliği Özel Sayısı I, Sayı: 35, (Eylül-Ekim 2000). s. 264.
40 İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi, Mayıs-1981. s. 24.
41 Souter, a.g.m., s. 666.
42 İlhan Tekeli, Selim İlkin, Türkiye ve Avrupa Birliği III, 1. Baskı, Ümit yayıncılık, Ankara, 2000. s. 216; Bahçeli, a.g.m., s. 209.
43 Hasan Ünal, “Denktaş’tan Yeni Öneriler”, Zaman, 14 Temmuz 2003. s. 11.
44 Türkiye-AB Gümrük Birliği Antlaşması Madde 24-25.
45 Türkiye-AB Gümrük Birliği Antlaşması Madde 26.
46 Tekeli-İlkin, a.g.e., s. 530.
47 Milliyet, 13 Aralık 1997.
48 Yeni Şafak, 13 Aralık 1997.
49 T.C. Resmi Gazete, 10 Haziran 2003, Sayı-23721. Yasama Bölümü s. 17.
50 Turkish Daily News, 10 December 1999.
51 Süleyman Demirel, Turkish Daily News, 10 December 1999 tarihindeki röportajı.
52 Ertuğrul Kumcuoğlu, Yeni Türkiye Avrupa Birliği Özel Sayısı I, Sayı: 35, (Eylül-Ekim 2000). s. 70.
53 Akşam 10 Aralık 1999. s. 4.
54 İ. Reşat Özkan, “Ege’de Diyalogmuş! Hadi Canım Sen de” Finansal Forum, 07 Şubat 2002. s. 12.
55 İlnur Çevik, Turkish Daily News, 11 December 1999.
56 Turkish Daily News, 12 December 1999.
57 Türkiye'nin AB’ye Katılım Sürecine İlişkin 2002 Yılı İlerleme Raporu, AB Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Yayını, Ankara, 2002. s.1.
58 2000 Yılı Genişleme Stratejisi, Türkiye İçin Katılım Ortaklığı 2000, AB Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Yayını, Ankara, 2000, s. 15.
59 A.g.e. s. 40.
60 A.g.e. s. 40; Frank Hoffmeister, “Cyprus v. Turkey, App. No. 2578/94”, The American Journal of
International Law, S. 96, No: 2 (Nisan, 2002). s. 451-452.
61 İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi, Aday Ülkeler İlerleme Raporları, Eylül-Aralık 2000, Sayı: 147. s. 6.
62 Milliyet, 5 Aralık 2000.
63 Murat Birsel, “AB’den Vaz mı Gececeğiz? Nasıl Yani!..”, Sabah, 4 Kasım 2001. s. 12.
64 Enis Berberoğlu, “TÜSİAD’ın Kıbrıs Mektubu”, Radikal, 29 Kasım 2001. s, 8.
65 Tevfik Ünaydın, “Kıbrıs Sorununda Çözüme Doğru”, Cumhuriyet, 25 Ocak 2002. s. 2.
66 Murat Yetkin, “Kıbrıs, Rodos, AB ve MHP”, Radikal, 10 Şubat 2002. s. 6.
67 Koray Düzgören, “ Türkiye de, Kıbrıs da AB’ye girmesin diye…”, Yeni Şafak, 18 Şubat 2002. s. 12.
68 Hikmet Bila, “Verheugen Faktörü”, Cumhuriyet, 20 Şubat 2002. s. 3.
69 Metin Münir, “Kıbrıs’ta Birinci Raund Sonuçları”, Sabah, 26 Şubat 2002. s. 8.
70 M. Ali Birand, “Klerides, AB’ye Fazla Güvenmemeli” Posta, 27 Şubat 2002. s. 11.
71 Sabah 23 Mart 2002.
72 T.C. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Dış Basında Türkiye ve AB, 30 Nisan 2002.
73 Mümtaz Soysal, “Avrupa Dersleri”, Cumhuriyet, 6 Nisan 2002. s. 2.
74 Hürriyet, 3 Kasım 2002. s. 14.
75 Radikal, 14 Mayıs 2002.
76 Milliyet, 31 Mayıs 2002. s. 23.
77 Milliyet, 31 Mayıs 2002. s. 18.
78 KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Münir Ergun’un Boğaziçi Üniversitesinde Düzenlenen “Kıbrıs’ın
AB Üyeliği” konulu uluslararası konferanstaki konuşması. Milliyet, 7 Mayıs 2002. s. 13.
79 Yalçın Doğan, “Nafile Turlarla Yasaklar Ama, İlle Ev Ödevimiz”, Cumhuriyet, 8 Mayıs 2002. s. 11.
80 Hürriyet, 8 Haziran 2002. s. 26.
81 Rory Watson, “Takvim Reforma Bağlı”, The Times, 10 Temmuz 2002; Radikal, 13 Temmuz 2002. s.10.
82 Cumhuriyet, Leyla Tavşanoğlu-Tahsin Ertuğrul söyleşisi, 07 Ağustos 2002. s. 13.
83 Akşam, 10 Ağustos 2002. s. 15.
84 Sami Kohen, “Kıbrıs Kritik Dönemeçte”, Milliyet, 29 Ağustos 2002. s. 21.
85 Ta Nea, 10 Ekim 2002, Başyazı, Radikal, 11 Ekim 2002. s. 8.
86 Cumhuriyet, 07 Eylül 2002. s. 10.
87 Yorgo Kırbaki , “Kıbrıs’a Bağdat Faktörü Karıştı”, Radikal, 15 Eylül 2002. s. 13.
88 Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs’ta Zaman Daralıyor”, Radikal, 16 Eylül 2002. s. 8.
89 Cumhuriyet, 26 Eylül 2002. s. 8.
90 Cumhuriyet, 21 Eylül 2002. s. 10.
91 Katmerini, 13 Eylül 2002.
92 Murat Sökmenoğlu, “Orgeneral Aytaç Yalman ve Kıbrıs Gerçeği”, Ortadoğu, 23 Eylül 2002. s. 8.
93 Le Figaro, Paris, 10 Eylül 2002.
94 Dünya, 31 Ekim 2002. s. 5.
95 Milliyet, 01 Ekim 2002. s. 6.
96 Sami Kohen, “Kofi Annan Bu Kez Başarır mı?, Milliyet, 6 Eylül 2002. s. 20; Milliyet, “Hadi Artık Uzlaşın”, 07 Eylül 2002. s. 21.
97 Türkiye'nin AB’ye Katılım Sürecine İlişkin 2002 Yılı İlerleme Raporu, Avrupa Komisyonu Yayını, Ankara 2002.
98 The Economist, 11 Ekim 2002.
99 T.C. Resmi Gazete, 29 Kasım 2002, Sayı; 24951, Yasama Bölümü.
100 Erdal Güven, “Zirve’nin Anahtarı Kıbrıs”, Radikal, 12 Aralık 2002. s. 9.
101 Milliyet, “Kıbrıs Kararına Hayır”, 19 Aralık 2002. s. 18.
102 Milliyet, “Çözüm Olmazsa Sıkıntı Doğar”, 02 Ocak 2003. s. 16.
103 Murat Yetkin, “Ankara Kıbrıs’ta Çıkış Yolu Arıyor”, Radikal, 19 Aralık 2002. s. 8.
104 İsmet Berkan, “Denktaş’ın Gücü Nereden Geliyor ?”, Radikal, 19 Aralık 2002. s. 3.
105 Maria Hadjipavlou, “The Cyprus Conflict: Causes and Implications for Peacebuilding”, Journal of
Peace Research, S. 44, No: 3 (Mayıs 2007). s. 350.
106 Radikal, 20 Kasım 2002. s. 11.
107 Korkmaz Tağma, “Barış Projesi ve Kıbrıs”, Zaman, 17 Şubat 2003. s. 12.
108 Denktaş’ın Zaman Gazetesi’ne verdiği röportaj, Zaman, 17 Şubat 2003. s. 6.
109 Annan Planı, (Basıs For Agreement on a Comprehensıve Settlement of The Cyprus Problem), Article:2/1/a.
110 Annan Planı, Article: 2/1/c.
111 Yalım Eralp, “Gerçekler ve Kıbrıs”, Tercüman, 11 Aralık 2003. s. 12.
112 Annan Planı, Article: 1/6.
113 Annan Planı, Article: 10/1.
114 Annan Planı, Article: 10/5.
115 Sami Kohen, “Yunan Başkan”, Milliyet, 02 Mayıs 2003. s. 18.
116 İsmet Berkan, “Amerika Sırtını Döner mi ?”, Radikal, 18 Mart 2003. s. 3.
117 Murat Yetkin, “Erdoğan: Annan Sözünde Durmadı”, Radikal, 10 Mart 2003. s. 7.
118 Erdal Güven, “Lahey’de Tarihle Randevu”, Radikal, 11 Mart 2003. s. 11.
119 Katmerini, Başyazı, 12 Mart 2003.
120 Deniz Zeyrek, “Bundan Sonrası Tufan, Çözümsüzlük Zorlayacak”, Radikal, 12 Mart 2003. s. 11.
121 Özer Hatay, “Kıbrıs Sorununun Çözümsüzlüğüne Konan Teşhis”, Dünya, 12 Nisan 2003. s. 6.
122 T.C. Resmi Gazete, 24 Mart 2003, Sayı; 25058, Yasama Bölümü.
123 Dünya, 3 Nisan 2003. s. 4.
124 Hürriyet, 06 Nisan 2003. s. 22.
125 Radikal, 09 Nisan 2003. s. 7.
126 Zaman, 17 Nisan 2003. s. 11.
127 Radikal, 20 Nisan 2003. s. 8.
128 Radikal, 23 Nisan 2003. s. 10.
129 Radikal, 30 Nisan 2003. s. 1.
130 Radikal, 05 Mayıs 2003. s. 11.
131 Zaman, 07 Mayıs 2003. s. 11.
132 Hürriyet, 10 Mayıs 2003. s. 10.
133 Dünya, 15 Mayıs 2003. s. 5.
134 Cüneyt Ülsever, “Kıbrıs’ta Kırmızı Çizgiler Yok Oluyor”, Hürriyet, 22 Mayıs 2003. s. 18.
135 Dünya, 04 Haziran 20003. s. 5.
136 Milliyet, 6 Haziran 2003. s. 15.
137 Hürriyet, 15 Haziran 2003. s. 20.
138 İlter Türkmen, Hürriyet, 28 Haziran 2003. s. 7.
139 Sami Kohen, Milliyet, 12 Temmuz 2003. s. 18.
140 Zaman, 5 Eylül 2003. s. 11.
141 Milliyet, 22 Eylül 2003. s. 18.
142 Fikret Bila, “14 Aralık’ta Annan Planı Oylanacak”, Milliyet, 8 Aralık 2003. s. 16.
143 Radikal, 6 Kasım 2003. s. 10.
144 Milliyet, 14 Kasım 2003. s. 18.
145 Milliyet, 18 Kasım 2003. s. 18.
146 Sedat Ergin, “Referandum”, Hürriyet, 3 Aralık 2003. s. 6.
147 Radkial, 4 Aralık 2003. s. 11.
148 Radkial, 4 Aralık 2003. s. 11.
149 Soli Özel, “KKTC’de İkinci Seçim Olur”, Sabah, 5 Aralık 2003. s. 13.
150 Milliyet, “Rumlar Havadan Atılacak Silahlardan Korkuyormuş”, 9 Mart 2004. s. 17.
151 Taha Akyol, “Kıbrıs Nereye?”, Milliyet, 13 Aralık 2003.
152 Milliyet, “KKTC Bölündü”, 15 Aralık 2003. s. 1.
153 Erdal Güven, “Bu Seçimin Kazananı Yok”, Radikal, 16 Aralık 2003. s. 5.
154 M. Ali Birand, “Ankara Nihayet ‘Kararı Ben Veririm’ Dedi”, Posta, 18 Aralık 2003. s. 11.
155 Fikret Bila, “Zirveden Sonra MGK”, Milliyet, 8 Ocak 2004. s. 1.
156 Tercüman, 31 Aralık 2003. s. 10.
157 Milliyet, “Kıbrıs İçin Üç Şart”, 9 Ocak 2004. s. 1.
158 Milliyet, “KKTC Başkanı Talat”, 12 Ocak 2004. s. 1.
159 Savvas Daniel Georgiades, “Public Attitudes Towards Peace: The Greek-Cypriot Position”, Journal of
Peace Research, C. 44, No. 5 (Eylül 2007). s. 575; Milliyet, “İşte O Plan”, 10 Şubat 2004. s. 15.
160 Kıbrıs Gazetesi, 18 Mart 2004.
161 Kıbrıs Gazetesi, 17 Mart 2004.
162 Kıbrıs Gazetesi, 18 Mart 2004.
163 Georgiades, a.g.m., s. 575.
164 Milliyet, 30 Mart 2004.
165 Sami Kohen, “Seçim’in “dış” Etkisi”, Milliyet, 30 Mart 2004.
166 Hürriyet, 30 Mart 2004.
167 Denktaş: “Sözlü AB Garantisiyle Risk Almak Şehitlere Yakışmıyor”, Milliyet, 7 Nisan 2004.
168 Georgiades, a.g.m., s. 575.
169 Milliyet, Kıbrıs’ta Geri Sayım Başladı, Tavırlar Belli Oluyor, 7 Nisan 2004.
170 Milliyet, Kıbrıs’ta Geri Sayım Başladı, Tavırlar Belli Oluyor, 7 Nisan 2004; Susan Sachs, “Torn Cyprus
Votes on Saturday: Will It Enter Europe United?”, New York Times, April 24, 2004.
171 Fikret Bila, “MGK Bildirisi”, Milliyet, 07 Nisan 2004; Mehmet Ali Birand, “Asker Topu Hükümete
Attı”, Posta, 07 Nisan 2004.
172 Kıbrıs Gazetesi, 23 Nisan 2004.
173 Susan Sachs, “Greek Cypriots Reject a U.N. Peace Plan”, New York Times, April 25, 2004.
174 Yorgo Kırbaki, “Hem Hayır Dediler Hem Korkuyorlar”, Milliyet, 25 Nisan 2004.
175 Neşe Düzel, “Özbekistan Rum-Yunan Yanlısıdır”, Radikal, 3 Mayıs 2004; Yasemin Çongar,
“Genişleyen AB, ABD ve Biz (1)”, Milliyet, 3 Mayıs 2004; Milliyet, Kuzey’e Ambargo Bitsin Tasarısı,
3 Mayıs 2004; Sami Kohen, “Herkes Kendi Yolunda (mı?)”, Milliyet, 4 Mayıs 2004.
176 2013 yılında Türkiye’nin bir gelişmekte olan ülkeler örgütü olan Şangay Beşlisi Örgütü’ne yaklaşmak
için yaptığı girişimler bu öngörüyü haklı çıkartmıştır.
177 Şükrü Elekdağ, “AB’den Başka Seçenek Yok”, Sabah, 25 Şubat 2002. s. 14.
178 İlter Türkmen, “Neden AB?”, Hürriyet, 4 Ekim 2003. s. 7.
179 A. Savaş Akat, “AB ve Ekonomik Büyüme”, Sabah, 9 Haziran 2002. s. 11.
180 Aleksis Irakilidis, Ta Nea, Radikal, 7 Eylül 2002, s. 8; Adams, a.g.m., s. 101; Loizos, a.g.m., s. 641-
642. EOKA-VITA örgütünün Kaji isimli militanı, “Gazievran adlı Türk köyüne saldırdıklarını ve bir
evdeki yedi Türkü, küçük bir çocuk dahil makineli tüfekle öldürdüğünü, fakat bunun savaş olduğunu”
anlatmaktadır. Oysa söz konusu tarihte Kıbrıs’ta savaş yoktu ve EOKA militanları kanlı katliamlarını
meşrulaştırmak için bu söylemi kullanıyorlardı. Yine, 1974 harekâtı esnasında Türk Ordusunun önünden
kaçan Argaki Köyündeki Rumlar’dan EOKA VİTA üyesi olanlar, kaçmadan önce köyde bulunan
yaklaşık elli yaşlı Türkü öldürmek istemiş fakat Türk Ordusu’nun bunun intikamını alacağından
korkularak söz konusu katliamdan vazgeçilmiştir. Bkz. Loizos, a.g.m., s. 641-642 ve 645, 651.
181 Bahçeli, a.g.m., s. 209.
182 İlter Türkmen, “Kıbrıs Senaryoları”, Hürriyet, 14 Eylül 2002. s. 20.
183 Maria, a.g.m., s. 351.
184 Cengiz Çandar, “Sahte Soru: AB ya da KKTC”, Yeni Şafak, 7 Kasım 2001. s. 9.
185 Murat Bardakçı, Hürriyet 12 Kasım 2000. s. 24.
186 Necati Özfatura, Türkiye, 10 Aralık 2000.


KAYNAKÇA

A-RESMİ BELGELER

2000 Yılı Genişleme Stratejisi, Türkiye İçin Katılım Ortaklığı 2000, AB
Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Yayını, Ankara, 2000.
Annan Planı, (Basıs For Agreement on a Comprehensıve Settlement of The Cyprus Problem).
Congressional Record, Human Rights in Cyprus, Greece and Turkey,
April 14, 1983. US. Government Printing Office, Washington, 1983.
T.C. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Dış Basında Türkiye ve AB, 30 Nisan 2002.
T.C. Resmi Gazete, 10 Haziran 2003, Sayı-23721. Yasama Bölümü.
T.C. Resmi Gazete, 29 Kasım 2002, Sayı; 24951, Yasama Bölümü.
Türkiye-AB Gümrük Birliği Antlaşması.
Türkiye'nin AB’ye Katılım Sürecine İlişkin 2002 Yılı İlerleme Raporu,
AB Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Yayını, Ankara, 2002.
Türkiye'nin AB’ye Katılım Sürecine İlişkin 2002 Yılı İlerleme Raporu,
Avrupa Komisyonu Yayını, Ankara 2002.

B-KİTAPLAR:

Bozer, Ali, Yeni Türkiye Avrupa Birliği Özel Sayısı I, Sayı: 35, (Eylül- Ekim 2000).
Denktaş, R. Rauf, Akritas Planı ve Gençliğe Sesleniş, Yorum Yayınları, Lefkoşa 1994.
_______, Akritas Planı ve Gençliğe Sesleniş, Yorum Yayınları, Lefkoşa, 1994
Dış Basında Türkiye ve AB, T.C. Başbakanlık Basın Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü, 30 Nisan 2002.
Gönlübol, Mehmet ve Sar, Cem, Olaylarla Türk Dış Politikası 1919-1939, 9. Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara, 1996.
İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi, Mayıs-1981.
İsmail, Sabahattin, Kıbrıs Sorununun Kökleri, Akdeniz Haber Ajansı Yayınları, Lefkoşa, 2000.
Kıbrıs Anlaşmazlığı Kronolojisi 1878-1978, Kıbrıs Tarihi Araştırma Cemiyeti yayını, b.t.y.
Kumcuoğlu, Ertuğrul, Yeni Türkiye Avrupa Birliği Özel Sayısı I, Sayı: 35, (Eylül-Ekim 2000).
Meriç, Cemil, Umrandan Uygarlığa, 3. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1998.
Osmanlı Ansiklopedisi, 2. Baskı, Ağaç Yayınları, C. III, İstanbul, 1994.
Osmanlı Ansiklopedisi, 2. Baskı, Ağaç Yayınları, C.VI, İstanbul, 1994.
Sonyel, Salahi, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, II. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2003.
Tekeli, İlhan, İlkin, Selim, Türkiye ve Avrupa Birliği III, 1. Baskı, Ümit yayıncılık, Ankara, 2000.
_______, Türkiye ve Avrupa Topluluğu-II, 1. Baskı, Ümit yayıncılık, Ankara, 1993.


C-MAKALELER


Adams, T. W., “The American Concern in Cyprus”, Annals of the
American Academy of Political and Social Science, S. 401, America
and the Middle East (Mayıs, 1972).
Bahçeli, Tozun, “Searching for a Cypruss Settlement: Considering Options
for Creating a Federation, a Confederation, or Two Independent
States”, Publius, S. 30, No: 1, The State of American Federalism,
1999-2000 (Kış, 2000).
Coufoudakis, Van, “UN Peace Keeping and Peace Making and the Cyprus
Question”, The Western Political Quarterly, S. 29, No: 3 (Eylül 1976).
Ecevit, Bülent, “Türkiye Yunanistan İlişkileri ve Kıbrıs” konulu konuşması,
Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Dergisi, S. 1-
2, No: 367, C. 39, Ankara 1999.
Georgiades, Savvas Daniel, “Public Attitudes Towards Peace: The Greek-
Cypriot Position”,
Hadjipavlou, Maria, “The Cyprus Conflict: Causes and Implications for
Peacebuilding”, Journal of Peace Research, S. 44, No: 3 (Mayıs 2007).
Hoffmeister, Frank, “Cyprus v. Turkey, App. No. 2578/94”, The American
Journal of International Law, S. 96, No: 2 (Nisan, 2002).
İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi, Aday Ülkeler İlerleme Raporları, Eylül-
Aralık 2000, Sayı: 147.
Journal of Peace Research, C. 44, No. 5 (Eylül 2007).
Loizos, Peter, “Intercommunal Killing in Cyprus”, Man, New Series, S. 23, No: 4 (Aralık, 1988)
Mallinson, William, “Cyprus, Britain, the USA, Turkey and Greece in 1977: Critical Submission or Submissive Criticism?”, Journal of
Contemporary History, S. 44, No: 4 (Ekim 2009).
Souter, David, “An Island Apart: A Review of the Cyprus Problem”, Third
World Quarterly, S. 6, No: 3 (Temmuz 1984).
Stegenga, James A., “UN Peace-Keeping: The Cyprus Venture”, Journal
of Peace Research, S. 7, No: 1 (1970).
Wolfe, James H., “Cyprus: Federation Under International Safeguards”,
Publius, S. 18, No: 2, Bicommunal Societies and Polities (Bahar, 1988).

D-GAZETE MAKALELERİ

Akat, A. Savaş, “AB ve Ekonomik Büyüme”, Sabah, 9 Haziran 2002.
Akyol, Taha, “Kıbrıs Nereye?”, Milliyet, 13 Aralık 2003.
Bardakçı, Murat, Hürriyet 12 Kasım 2000.
Berberoğlu, Enis, “TÜSİAD’ın Kıbrıs Mektubu”, Radikal, 29 Kasım 2001.
Berkan, İsmet, “Amerika Sırtını Döner mi ?”, Radikal, 18 Mart 2003.
_______, “Denktaş’ın Gücü Nereden Geliyor ?”, Radikal, 19 Aralık 2002.
Bila, Fikret, “14 Aralık’ta Annan Planı Oylanacak”, Milliyet, 8 Aralık 2003.
_______, “MGK Bildirisi”, Milliyet, 07 Nisan 2004.
_______, “Zirveden Sonra MGK”, Milliyet, 8 Ocak 2004.
Bila, Hikmet, “Verheugen Faktörü”, Cumhuriyet, 20 Şubat 2002.
Birand, M. Ali, “Ankara Nihayet ‘Kararı Ben Veririm’ Dedi”, Posta, 18 Aralık 2003.
_______, “Klerides, AB’ye Fazla Güvenmemeli” Posta, 27 Şubat 2002.
_______, “Asker Topu Hükümete Attı”, Posta, 07 Nisan 2004.
Birsel, Murat, “AB’den Vaz mı Gececeğiz? Nasıl Yani!..”, Sabah, 4 Kasım 2001.
Çandar, Cengiz, “Sahte Soru: AB ya da KKTC”, Yeni Şafak, 7 Kasım 2001.
Çevik, İlnur Turkish Daily News, 11 December 1999.
Çongar, Yasemin, “Genişleyen AB, ABD ve Biz (1)”, Milliyet, 3 Mayıs 2004.
Demirel, Süleyman, Turkish Daily News, 10 December 1999 tarihindeki röportajı.
Denktaş, Rafu, “Sözlü AB Garantisiyle Risk Almak Şehitlere Yakışmıyor”,
Milliyet, 7 Nisan 2004.
Doğan, Yalçın, “Nafile Turlarla Yasaklar Ama, İlle Ev Ödevimiz”,
Cumhuriyet, 8 Mayıs 2002.
Düzel, Neşe, “Özbekistan Rum-Yunan Yanlısıdır”, Radikal, 3 Mayıs 2004.
Düzgören, Koray, “ Türkiye de, Kıbrıs da AB’ye girmesin diye…”, Yeni MŞafak, 18 Şubat 2002.
Elekdağ, Şükrü, “AB’den Başka Seçenek Yok”, Sabah, 25 Şubat 2002.
_______, “Kıbrıs’ı Peşkeş Çekmek mi?”, Sabah, 25 Kasım 2001.
Eralp, Yalım, “Gerçekler ve Kıbrıs”, Tercüman, 11 Aralık 2003.
Ergin, Sedat, “Referandum”, Hürriyet, 3 Aralık 2003.
Güven, Erdal, “Bu Seçimin Kazananı Yok”, Radikal, 16 Aralık 2003.
_______, “Lahey’de Tarihle Randevu”, Radikal, 11 Mart 2003.
_______, “Zirve’nin Anahtarı Kıbrıs”, Radikal, 12 Aralık 2002. s. 9.
Hatay, Özer, “Kıbrıs Sorununun Çözümsüzlüğüne Konan Teşhis”, Dünya, 12 Nisan 2003.
Irakilidis, Aleksis, Ta Nea, Radikal, 7 Eylül 2002.
İpekçi, Abdi, “Kıbrıs’ta Durum”, Milliyet, 14 Ekim 1974.
Kırbaki, Yorgo, “Hem Hayır Dediler Hem Korkuyorlar”, Milliyet, 25 Nisan 2004.
_______, “Kıbrıs’a Bağdat Faktörü Karıştı”, Radikal, 15 Eylül 2002.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Münir Ergun’un Boğaziçi
Üniversitesinde Düzenlenen “Kıbrıs’ın AB Üyeliği” konulu uluslararası
konferanstaki konuşması. Milliyet, 7 Mayıs 2002.
Kohen, Sami, “Herkes Kendi Yolunda (mı?)”, Milliyet, 4 Mayıs 2004.
_______, “Kıbrıs Kritik Dönemeçte”, Milliyet, 29 Ağustos 2002.
_______, “Kofi Annan Bu Kez Başarır mı?, Milliyet, 6 Eylül 2002. s. 20;
Milliyet, “Hadi Artık Uzlaşın”, 07 Eylül 2002.
_______, “Seçim’in “dış” Etkisi”, Milliyet, 30 Mart 2004.
_______, “Yunan Başkan”, Milliyet, 02 Mayıs 2003.
Münir, Metin, “Kıbrıs’ta Birinci Raund Sonuçları”, Sabah, 26 Şubat 2002.
Özel, Soli, “KKTC’de İkinci Seçim Olur”, Sabah, 5 Aralık 2003.
Özfatura, Necati, Türkiye, 10 Aralık 2000.
Özkan, İ. Reşat, “Ege’de Diyalogmuş! Hadi Canım Sen de” Finansal Forum, 07 Şubat 2002.
Rauf Denktaş’ın Zaman Gazetesi’ne verdiği röportaj, Zaman, 17 Şubat 2003.
Sachs, Susan, “Greek Cypriots Reject a U.N. Peace Plan”, New York Times, April 25, 2004.
_______, “Torn Cyprus Votes on Saturday: Will It Enter Europe United?”, New York Times, April 24, 2004.
Soysal, Mümtaz, “Avrupa Dersleri”, Cumhuriyet, 6 Nisan 2002.
Sökmenoğlu, Murat, “Orgeneral Aytaç Yalman ve Kıbrıs Gerçeği”, Ortadoğu, 23 Eylül 2002.
Tağma, Korkmaz, “Barış Projesi ve Kıbrıs”, Zaman, 17 Şubat 2003.
Talat, Mehmet Ali, “Kıbrıs’ta Zaman Daralıyor”, Radikal, 16 Eylül 2002.
Tunaya, Tarık Zafer, “Kıbrıs Bir Devlet midir?”, Milliyet, 22 Şubat 1964.
Türkmen, İtler, “Kıbrıs Senaryoları”, Hürriyet, 14 Eylül 2002.
_______, “Neden AB?”, Hürriyet, 4 Ekim 2003.
Ülsever, Cüneyt, “Kıbrıs’ta Kırmızı Çizgiler Yok Oluyor”, Hürriyet, 22 Mayıs 2003.
Ünal, Hasan, “Denktaş’tan Yeni Öneriler”, Zaman, 14 Temmuz 2003.
Ünaydın, Tevfik, “Kıbrıs Sorununda Çözüme Doğru”, Cumhuriyet, 25 Ocak 2002.
Watson, Rory, “Takvim Reforma Bağlı”, The Times, 10 Temmuz 2002; Radikal, 13 Temmuz 2002.
Yetkin, Murat, “Ankara Kıbrıs’ta Çıkış Yolu Arıyor”, Radikal, 19 Aralık 2002.
_______, “Erdoğan: Annan Sözünde Durmadı”, Radikal, 10 Mart 2003.
_______, “Kıbrıs, Rodos, AB ve MHP”, Radikal, 10 Şubat 2002.
Zeyrek, Deniz, “Bundan Sonrası Tufan, Çözümsüzlük Zorlayacak”, Radikal, 12 Mart 2003.


E-GAZETE HABERLERİ

Cumhuriyet, “504 Mücahit Kıbrıs’tan Yurda Döndü”, 29 Ocak 1966.
Cumhuriyet, “Johnson’un Mektubu Akisler Yaptı”, 14 Ocak 1966.
Cumhuriyet, Leyla Tavşanoğlu-Tahsin Ertuğrul söyleşisi, 07 Ağustos 2002.
Katmerini, Başyazı, 12 Mart 2003.
Milliyet, “Çözüm Olmazsa Sıkıntı Doğar”, 02 Ocak 2003.
Milliyet, “İşte O Plan”, 10 Şubat 2004.
Milliyet, “Kıbrıs İçin Üç Şart”, 9 Ocak 2004.
Milliyet, “Kıbrıs Kararına Hayır”, 19 Aralık 2002.
Milliyet, “KKTC Başkanı Talat”, 12 Ocak 2004.
Milliyet, “KKTC Bölündü”, 15 Aralık 2003.
Milliyet, “Rumlar Havadan Atılacak Silahlardan Korkuyormuş”, 9 Mart 2004.
Milliyet, Kıbrıs’ta Geri Sayım Başladı, Tavırlar Belli Oluyor, 7 Nisan 2004.
Milliyet, Kıbrıs’ta Geri Sayım Başladı, Tavırlar Belli Oluyor, 7 Nisan 2004.
Milliyet, Kuzey’e Ambargo Bitsin Tasarısı, 3 Mayıs 2004.
T.C. Resmi Gazete, 24 Mart 2003, Sayı; 25058, Yasama Bölümü.
Ta Nea, 10 Ekim 2002, Başyazı.

F-GAZETELER

Akşam
Cumhuriyet
Dünya
Dünya
Hürriyet
Katmerini
Kıbrıs Gazetesi
Le Figaro
Milliyet
New York Times
Radikal
The Economist
Turkish Daily News
Yeni Şafak
Zaman

***

30 Mart 2018 Cuma

KIBRIS ULUSAL DAVAMIZ, ULUSLAR ARASI ÇIKMAZ, BÖLÜM 7

KIBRIS ULUSAL DAVAMIZ, ULUSLAR ARASI ÇIKMAZ, BÖLÜM 7


Seçimlere on gün kala Denktaş,

AB’nin Kıbrıs’ın tümünü üye yapmak istediğini, Rumlarla anlaşma
masasına oturabilmesi için, Rumların Kuzeyi düşmandan temizleyecekleri
söyleminden vazgeçmelerini. İki egemen halk, iki devlet ile Türkiye'nin
garantörlüğünü kabul etmeleri gerektiğini. Annan Planının Türkiye’den
gelen yurttaşlardan kırk beş bininin kalmasına izin verdiğini.
Yabancıların, özellikle ABD, Avrupalı ve İngiliz diplomatların muhalefet
lehine açıkça propaganda yaptığını, AB’nin destek paketinin muhalefete
yakın STÖ’ler ile muhalefete ait üç belediyeye yönelik olduğunu, diğer
yirmi sekiz belediyenin yardımdan yararlanamadığını…147 söylüyordu.
AB’nin Kıbrıs ile ilgili algısı Denktaş ve Türkiye’nin sık sık vurgulama
gereği duyduğu yaklaşımın çok uzağındaydı. Bu görüşleri dile getiren,
Verheugen ise Belçika Senatosu’nun Dışişleri Komisyonu’nda yaptığı
konuşmada,

Türkiye'nin [ve Denktaş’ın] Kıbrıs’ta modası geçmiş görüşler
savunduğunu, generallerin kamuoyunu yanılttığını, Kuzey Kıbrıs
seçimlerinin muhalefetin kazanması durumunda AB’nin seçimleri kabul
edeceğini, aksi durumda seçimlerin yasal olmadığını, Denktaş’ın
çözümsüzlüğün baş aktörü olduğunu…148 söylüyordu.
Verheugen’nin sözleri aslında malumun ilanıydı fakat bu sözler
Türkiye’de ve KKTC’de şok etkisi yarattı ve kabul edilemez olarak
nitelendirildi. Seçimler yaklaşırken KKTC’de halk çözüm-çözümsüzlük
ekseninde ikiye ayrılmış, Türkiye’den gelen Türkler ile Kıbrıs’ta doğan Türkler
arasındaki ayrım bazı konularda derinleşmiş, bazı alanlarda ise etkisizleşmişti.
ABD elçisinin ve Verheugen’nin ziyaretleri ise muhalefeti zor durumda
bırakmıştı. Seçimler öncesinde partiler arasındaki çekişme de kızışmış, UBP
lideri Derviş Eroğlu, seçimler sonrasında CTP ile koalisyon kurmayacaklarını,
böyle bir ihtimal doğduğunda erken seçime gideceklerini söylemişti. Seçime
doğru gidilen bu dönemde favori olan CTP ve sol partiler seçim yaklaştıkça
puan kaybetmeye başlamışlardı. Muhalefetin halk nezdinde itibar
kaybetmesinde, AB, Rumlar ve ABD’nin bu partilere açık desteğinin yanında
Denktaş’ın açılımları da etkili olmuştu.149
Aralık ayı başında Türkiye taktik bir kararla, Loizudo davası benzer
davaların iki yıl ertelenmesi şartıyla mahkûm olunan bir milyon Euro
tutarındaki tazminatı ödeme kararını uygulamaya koydu. Tazminat ödendi ve
benzer davalar 2005’e ertelenerek sorun geçici bir süreyle de olsa çözümlenmiş
oldu. Bu manevra ile benzeri davaların KKTC’de kurulan mülkiyet
komisyonlarına gitmesinin de önü açılmış, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye
uygulayacağı yaptırımların önüne geçilmişti. Aynı zamanda, üyelik sürecinin bu
dava nedeniyle sekteye uğraması engellenmişti. Bu esnada Rum lider
Papadopoulos, KKTC seçimlerine bir hafta kala bir mektup göndererek,
güvenlik, Türkiye’den KKTC’ye gidip yerleşen Türkler, Güneyden Kuzeye
dönme imkânı doğan Kıbrıslı Rum göçmenler, Ada’da kalacak Türkiye ile
Yunanistan’ın asker sayısı ve 14 maddelik ekonomik konularla ilgili olmak
üzere, Planda 14 maddelik değişiklik isteğini Annan’a iletti.150 Bu gelişmeler
yaşanırken tarihinde ilk defa dünya kamuoyunu bu kadar meşgul eden KKTC
seçimlerinin yapılacağı 14 Aralık gününe de ulaşıldı.

vii) 14 Aralık Genel Seçimleri

Seçim öncesi yaşanan hızlı trafik ve sert mesajlar sonucu seçimlerden
siyasi kriz çıkması, başka bir deyişle koalisyon kurmayı zorlaştıracak bir
sonucun oluşması ihtimali doğmuştu. Daha önceki seçimlere bakıldığında
KKTC’de Sağın %70, Solun ise %30 oy potansiyeline sahip olduğu
görülmektedir. AB ve ABD’den gelen beyanlar, seçimleri iktidar partileri UBP
ve DP’nin kazanması durumunda uzlaşmazlığın süreceği, Türkiye’nin
uluslararası toplumda ve AB üyelik sürecinde karşılaşması muhtemel sorunları
da beraberinde getireceği şeklindeydi. Oysa muhalefetin, özellikle CTP’nin
kazanması durumunda ise, müzakerelerde ve pazarlık masasında Türkiye'nin ve
KKTC’nin eli zayıflayacaktı.151 Seçimler öncesinde CTP, birleşik güçler adı
altında işadamları ve STÖ’lerle işbirliğine gitmişti. Yine Denktaş’a karşı
söylemini sertleştiren CTP lideri Talat, seçim öncesinde Türkiye’ye ılımlı
mesajlar vermişti. Söz konusu gergin trafik içinde 14 Aralık seçimleri barış ve
hoşgörü ortamı içerisinde yapıldı. Seçimler, Kıbrıs tarihinde ilk defa bu kadar
çok gözlemci tarafından izlenmiş, sonuçları değişik devletler tarafından takip
edilmiş ve haberlere konu olmuştu. İlk gelen sonuçlardan anlaşıldığı kadarıyla
sağ ile sol arasındaki makas kapanmış, sağın %70 lik oy oranı %50’lere
gerilemişti. Solun en büyük partisi CTP 33 yıllık tarihinde ilk defa % 35.1’lik
oy oranı ile birinci parti olmuştu.152

1993’teki seçimlerde CTP’nin oy oranı %24, 1998’teki seçimlerde 13.4
idi. Bu oranlarla CTP, UBP ve DP’den sonra üçüncü parti olabilmişti. Sağ
kanatın en büyük partisi UBP tarihinde ilk defa birincilikten ikinciliğe düşmüş
ve oyların %32.9’unu almıştı. UBP 1998’deki seçimlerde %40.4’lük oy oranı
ile birinci partiydi. İktidarın küçük ortağı DP oyların %12.9’unu almıştı. DP,
1998’teki seçimlerde %22.6’lık oy oranına sahipti. Muhalefet kanadının ikinci
partisi, BDH %13.1 oranında oy almıştı. UBP ve DP tabanından oy almayı
planlayan ÇABP barajı aşamayarak Meclise girememişti. Seçimler sonucunda;
CTP: 19, UBP: 18, DP: 7, BDH: 6 sandalye kazanmıştı. Tek başına hiçbir parti
hükümet kurmak için yeterli çoğunluğu sağlayamamış, Denktaş’ın oğlu Serdar
Denktaş’ın Genel Başkanlığını yaptığı DP koalisyon hükümeti kurulması için
kilit konuma gelmişti.153 Ortaya çıkan aritmetiğe göre seçimlerde muhalefet
kanadı blok olarak oyların %50’ye yakınını almıştı. Milletvekili dağılımları ise
sağ kanat: 25, sol kanat: 25 olmak üzere eşit dağılmıştı. Ne sağ kanat, ne de sol
kanat diğer taraftan en az bir partinin katılımı olmaksızın koalisyon kurabilecek
çoğunluğa ulaşamamıştı.

AB ve ABD başta olmak üzere dış basın seçimlerden muhalefetin
oylarını artırarak %50’ye yaklaşmasını sevinçle karşılamıştı. Rum ve Yunan
medyası, milletvekili sayılarının eşit olmasının Denktaş’ın elini güçlendirdiğini
yazmıştı. Ortaya çıkan meclis aritmetiği aslında Seçimler sonucunda,
Denktaş’ın CTP lideri Talat’a hükümeti kurma görevini vermeyeceği iddiaları
üzerine seçimlerin yenilenmesi ihtimali ortaya çıktı. Ankara, kilitlenen sürece
müdahale ederek, seçimlerin yenilenmesini değil, bir an önce koalisyon
hükümeti kurulmasını istiyordu. Hükümet kurulduktan sonra Annan Planı temel
alınarak yeni bir yaklaşım hazırlanması ve müzakere masasına dönülmesini
planlanmaktaydı.154 Seçim sonuçlandıktan sonra mevcut tabloya bakan CTP,
Denktaş’ı müzakerecilikten alacağı söylemini değiştirmek zorunda kaldı ve
söylentilerin aksine hükümeti kurma görevini alan CTP’nin UBP ile koalisyon
görüşmelerinden sonuç alınamadı. CTP bunu üzerine koalisyon için DP’ye
yönelmek zorunda kaldı. Denktaş ise Annan Planı karşıtı söylemini seçimler
sonrasında da devam ettiriyordu.

Bu esnada Kıbrıs sorununun gittikçe aleyhte işleyen bir sürece
dönüştüğünü gören Ankara, çözüm yolunda yeni çıkışlar oluşturmak için
çalışmalarını yoğunlaştırdı. Bu amaçla Türkiye’nin AB üyesi ülkeler ile NATO
üyesi ülkelerde görev yapan büyükelçileri ve BM daimi temsilcisi istişare
toplantısı için 23 Aralıkta Ankara’ya çağrıldı. İstişare toplantısının gündemini,
Türkiye-AB ilişkileri, Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin müttefikleri ile ilişkileri
oluşturuyordu. Toplantıda Kıbrıs stratejisi konusunda da büyükelçilere bilgi
aktarıldı. Böylece dış politikada tek sesliliğin sağlanması amaçlanmıştı.

viii) Ankara’nın Annan Planı Temelinde Çözüm Arayışları ve 2004’ün İlk Ayları

2004 yılına hükümet krizi ile girildi çünkü KKTC’de seçimlerin
üzerinden 17 gün geçmiş olmasına rağmen halen hükümet kurulamamıştı.
CTP’nin hükümet kurma çalışmaları devam ediyordu. Koalisyon ortaklığı için
CTP ile DP arasında alt komisyon kurulmuştu. Müzakere masasında elini
güçlendirmek ve sorunu mutabakat zemininde çözmek isteyen Ankara, Kıbrıs’ta
Meclisteki dört partinin katılımı ile geniş tabanlı bir koalisyon kurulmasını
istiyordu fakat bu istek Kıbrıs aritmetiğinde fazla uygulama şansına sahip
değildi. Ankara’da ise, dış politika karar alıcıları arasındaki çözüm yöntemi
anlaşmazlığı giderilmeye ve Annan Planı temelinde çıkış bulunmaya
çalışılmaktaydı.155 Askeri kanat ile Hükümet arasındaki görüş ayrılığını
gidermek ve ortak bir politika oluşturabilmek için bilgi alış verişi çalışmaları
devam ediyordu.156
Dış politika karar alıcıları ve hükümet etme erkini elinde bulunduranlar
arasındaki anlaşmazlık devam ediyordu. Söz konusu anlaşmazlıklara çözüm
bulabilmek amacıyla 8 Ocakta Çankaya’da Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’in
başkanlığında, Başbakan Erdoğan, Genel Kurmay Başkanı Özkök, Dışişleri
Bakanı Gül’ün katılımı ile bir Kıbrıs Zirvesi gerçekleştirildi. Zirveden sonra
ilgili makamlar arasında yakın eşgüdüm içinde ileri bir aşamaya ulaşıldığı
açıklandı. Zirvede; (1) Annan Planı temelinde görüşmelerin devam etmesi, (2)
Müzakereci Denktaş ile kurulacak hükümetin kendi aralarında ve Ankara ile
koordineli çalışması, (3) Kıbrıs konusundaki çalışmaların Genel Kurmay
Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığının yakın eşgüdümü içinde gerçekleştirilmesi
kararlaştırılmıştı.157
Zirvenin yapıldığı gün, 14 Aralık seçimlerinden sonra Cumhuriyet
Meclisinde temsil edilmeye hak kazanan dört parti lideri (CTP, UBP, DP, BDH)
Ankara’ya çağrılmıştı. Ankara’ya gelen liderler ilk olarak Başbakan Erdoğan ile
görüştüler ve kendilerine vakit geçirmeden hükümet kurmaları telkininde
bulunuldu. Kıbrıs’taki koalisyon kurma çalışmaları uzun pazarlık ve
uğraşlardan sonra nihayet sonuç vermişti. Seçimler yapıldıktan yaklaşık bir ay
sonra, 11 Ocakta, CTP ile DP, CTP Lideri M. Ali Talat’ın başbakanlığında bir
koalisyon kurmak için anlaştılar.158 Koalisyon protokolünde Annan Planı’nın
müzakere edilebilir hale getirilmesine çalışılması ve müzakerelerin Plan
temelinde, Ankara ile koordineli olarak yürütülmesi kararlaştırılmıştı. Plan,
kabul edilmese de referanduma götürülmek şartı ortadan kaldırılarak müzakere
edilebilir hale gelecekti.

ix) Annan Planı’nın Yeniden Müzakere Zemini olması ve 24 Nisan Referandumu

Kıbrıs sorununa çözüm bulabilmek ve Ada’da on yıllardır devam eden
anlaşmazlığı ortadan kaldırmak amacıyla 2002 yılının sonunda gündeme gelen
Annan Planı görüşmelerinde, 2003 yılında ve 2004 yılının ilk günlerinde
çözüme yönelik herhangi bir ilerleme sağlanamamıştı. Son iki yılda çözüm
yolunda olumlu adım atılamamış olmasında Rumların AB üyeliğini garantiye
almalarının ve özellikle AB temsilcilerinin kendilerine sağlamış olduğu şartsız
desteğin büyük etkisi vardı. Fakat 2004 yılının ilk ayından itibaren Annan Planı
son bir çözüm umudu olarak yeniden gündeme getirildi. Bu amaçla, iki toplum
liderinin ve Türkiye ile Yunanistan Hükümet yetkililerinin görüşmelerinden
sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan her iki tarafa; üzerinde BM uzmanları
tarafından çalışılarak son şekli verilmiş olan Annan Planı’nı tekrar sundu.159
Annan Planı uzlaşma görüşmeleri bu sefer New York’ta değil İsviçre’de
yapılacaktı ve KKTC, Başbakan Mehmet A. Talat tarafından temsil ediliyordu.
Denktaş, Kıbrıs’ta sürdürülen müzakerelerde temelde bir değişiklik olmadığını
söyleyerek İsviçre’de yapılacak olan dörtlü zirveye katılmayacağını açıklamıştı.
Yunanistan’da da temsil düzeyini düşük tutarak Başbakan Kostas Karamanlis’in
İsviçre’ye gitmemesi yönünde bir eğilim belirlemişti.160 Dörtlü zirveye Türkiye
ve Yunanistan Dışişleri Bakanı, Kıbrıs Rum ve Türk tarafı ise Başbakan
düzeyinde katılacaktı.

Annan Planı ile ilgili en önemli sorunlardan bir tanesi “mülkiyet
sorunuydu”.161 Annan Planı Taslağı’nda ise bazı değişiklikler yapılmıştı.162
Dörtlü zirve 25 Mart’ta İsviçre’nin Bürgenstock Kenti’nde (Lozan yakınlarında)
başladı. Zirve’ye Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Yunanistan Dışişleri
Bakanı, KKTC Başbakanı Mehmet A. Talat ve GKRY Cumhurbaşkanı Tasos
Papadopoulos katılıyordu. Görünürde en yüksek temsil düzeyi GKRY tarafında
olmasına rağmen, çözüme en uzak taraf da yine GKRY idi.
Görüşmelerde ele alınan en sorunlu konu sınırların Rumlar lehine
değiştirilmesi ile Güney’deki Rumların tekrar Kuzey’e yerleşmesiydi. Bu
durumda hem nüfus dengesi bozulacak hem de Kuzey’deki geri yerleşmeler
esnasında problemler çıkacaktı. KKTC heyeti Mart sonunda son şekli ilan
edilecek olan Annan Planı’nın özellikle yerleşim sorunu ve sınır değişikliği
konusunda Türk Toplumu aleyhinde hüküm içermeyeceğini ve geri dönüşün
sınırlandırılacağını ümit ediyordu. Rumlar ise, garantör devlet tanımının devam
etmesi, idarenin nüfus temelli olmaması ve Ada’da az sayıda da olsa Türk
askerinin bulunmasına izin verilmesi gibi esaslı nedenlerden dolayı Planı kabul
edilebilir bulmuyorlardı.163
Yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü her iki taraf da Bürgenstock
şehrinde devam eden görüşmelerden daha çok Plan’daki hükümlerin kendi
lehlerine revize edilmesi için yoğun bir diplomasi faaliyeti başlattı.164 30 Mart
aynı zamanda Türkiye’de yerel seçimlerin yapıldığı tarihle üst üste gelmişti ve
Kıbrıs’ta çözüm için inisiyatif alan AK Parti Hükümeti seçimlerden güçlenerek
çıktı. Bu durum dünya kamuoyunda çözüm yolunda ümitleri artırıcı bir etki
yarattı.165

30 Mart 2004 tarihinde Annan Planı’nın son hali üç dilde (Türkçe,
İngilizce ve Yunanca) olarak bir bütün halinde yayınlandı. Son sunulan Plan
başladığı günden 2004 yılına kadar geçen sürede çözüm aranan 4. Taslaktı. Son
açıklanan Taslak Plan ile Kıbrıs’ta, iki eşit devletten oluşan bir konfederasyon
oluşturuluyordu. BM ve BM Güvenlik Konseyi Plan’ı destekliyordu fakat
GKRY Cumhurbaşkanı Tasos Papadopoulos halen Annan Planı’nın kabul
edilemez olduğu görüşündeydi. Rum gazeteleri de hemen hemen toplu halde
halinde Plan’ın bu şekliyle kabul edilmesinin imkansız olduğunu yazıyordu.166
Annan Planı ekleriyle birlikte dokuz bin sayfadan oluşuyordu ve bu kadar kısa
sürede tamamen incelenmesi imkansızdı.167
Rum Lider Papadopoulos, GKRY 1 Mayıs’ta AB üyesi olduktan sonra
Annan Planı’nın Rum istekleri doğrultusunda revize edilerek Kıbrıs’ta çözüme
ulaşılabileceğini düşünüyordu ve açıklandığı günden itibaren son şekli ile
Annan Planı temelli bir çözümü kabul edilebilir bulmuyordu. Bu nedenle dörtlü
zirvede yapılan görüşmelerde hiçbir konuda uzlaşma sağlanamadı.168
Bürgenstock’taki müzakerelerden çok fazla sonuç çıkmayacağı belliydi ve bazı
kısmı değişikliklerden sonra 4. Annan Planı’nın Güney’de ve Kuzey’de
referanduma sunulmasına karar verildi. Her iki taraf da evet ve hayır konusunda
bölünmüş ve istediği sonucu elde etmek için çalışmaya başlamıştı. Bu esnada
Aralık 2003 seçimlerinden sonra KKTC’de kurulmuş olan koalisyonun büyük
ortağı CTP, Nisan ayı başında referandumda evet diyeceğini ilan etti.169

Koalisyonun diğer ortağı DP’nin tutumu belirsizken, Ana Muhalefet
Partisi UBP’in hayır demesi bekleniyordu. BDH ve TKP ise evet diyecekken
meclis dışındaki MAP ile KAP hayır diyeceklerini açıklamışlardı. Rum
tarafında ise, Papadopoulos ve partisi DİKO hayır diyeceklerin başını
çekiyordu, AKEL evet diyeceğini açıklamıştı, Ana Muhalefet Partisi DİSİ
kararını henüz açıklamamıştı. Rum Lider Papadopoulos ile benzer olarak
Denktaş da hayırcılar arasındaydı.170 Ankara, Planı destekliyordu fakat askeri
kanat çekincelerini MGK’da açıklayarak Plan’a mesafeli yaklaşmayı tercih
etmişti. Askeri kanadın çekinceleri temel olarak üç başlık altında toplanmıştı:
(1) Çözümün Avrupa Birliği'nin birincil hukuku haline getirilmesinin garanti
altına alınmamış olması, (2) Uygulamada sorunlar çıkabileceği olasılığı, (3)
Türk varlığının, Türkiye'nin garantörlüğünün ve iki kesimlilik ilkesinin
zayıflatılmaması için uygulamada özen gösterilmesi gerektiği şeklindeydi.171
Türkiye’deki hem sağ hem de sol eğilimli siyasi partilerin büyük kısmı
ise Annan Planı temelli bir çözüme karşıydılar ve temsilcileri Ada’ya giderek
Plan’a hayır denilmesi için aktif olarak çalıştılar.172 Buna rağmen, 24 Nisan
2004 tarihinde yapılan referandumda, KKTC halkının %65 gibi büyük
çoğunluğu Plan’a evet oyu verirken, Rum tarafı %76 gibi ezici bir çoğunlukla
hayır oyu verdi. Ortaya çıkan sonuç zaten bekleniyordu fakat yine de dünyada
büyük bir infial yarattı ve şaşkınlıkla karşılandı.173 Oylamadan bir hafta sonra
da GKRY AB üyesi olarak Annan Planı temelli son çözüm umudu da ortadan
kalkmış oldu. GKRY Yönetimi, referandumda hayır oyu kullanması nedeniyle
AB ve BM’den kendilerine yönelik sert eleştirilerin gelmesinden korkuyordu
fakat böyle bir durum yaşanmadı.174 Rumlar bir defa daha AB’nin çifte
standardından ve BM’deki işbirlikçilerinin desteğinden sonuna kadar
yararlanmışlardı.

Plan, Rumların hayır oyları ile reddedildikten sonra, ilk günlerde
KKTC’ye yönelik ambargonun kaldırılması ve Kıbrıs Türk Halkına bazı
iyileştirmelerde bulunulması gündeme geldi. Fakat tüm bu girişimler daha sonra
Rumlar tarafından engellendi. Plan reddedildiğinde Aralık ayında Türkiye’ye
tam üyelik tarihinin verilip verilmeyeceği belirsizdi ve AB yine Rumların ve
Yunanistan’ın dümen suyunda hareket etme eğilimindeydi.175 Annan Planı
reddedildikten bir müddet sonra Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği yeninden
gündeme geldi. Kıbrıs’ta devam eden yoğun diplomasi trafiği nedeniyle AB ile
ilişkiler ikinci plana itilmişti. 2004 Aralık ayında yapılacak zirvede Türkiye’ye
tam üyelik statüsünün tanınması bekleniyordu ve bu durum KKTC’nin de
geleceği ile doğrudan ilintiliydi. 2004 yılının Mayıs ayında yapılabilecek bir
değerlendirmede Türkiye’ye tam üyelik statüsü tanınmazsa ortaya çıkabilecek
olası gelişmeleri şu şekilde sıralamak mümkündür.

x. 2004 Yılı Aralık Ayında Türkiye’ye Müzakere Tarihi Verilmeyip
GKRY’nin Üyeliği Durumunda Ortaya Çıkması Beklenen Gelişmeler
Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün devam edeceğinin anlaşılmasından sonra
Türkiye’nin 2004 Aralık ayında tam üyelik için müzakere tarihi alması çok
önemliydi. Aksi durumda ortaya çıkması öngörülebilen gelişmeler şu şekilde
sıralanabilir:

(1) GKRY 1 Mayıs tarihi itibarıyla tam üye olacağı için, Yunanistan ile
birlikte, Birliğin tüm karar alma organlarında temsil ve oy hakkına sahip olacaktı. 
(2) KKTC’nin Türkiye ile entegrasyona gitmesi dönemin şartları
içinde denklemin tüm bileşenleriyle mevcut durumu içinden çıkılmaz hale gelecekti. 
(3) Bunun anlamı bundan sonraki üyelik sürecinin olduğundan iki kat daha sancılı geçecek olmasıydı. 
(4) Bu yıllarda NATO’nun merkezi konumu aşınmaktaydı. AB üyeliği yolundan dönüldüğünde Avrupa Ordusu konusunda
sağlanan garantiler gelecekte Türkiye'nin çıkarlarını korumakta yetersiz kalacaktı. 
(5) AB, Balkanları, Rusya’yı ve Kafkasya’yı giderek etki alanına çekmekteydi. 
(6) AB üyesi olamamak dış politikada bu alanlardaki hareket kabiliyetini kısıtlayacaktı. 
(7) İçine kapanmaya başlayacak olan zayıf ekonomi zorlanacaktı. 
(8) GB Antlaşması aleyhte işleyecek, pazar ve dış sermaye kaybına uğranacaktı. 
(9) Tüm ekonomik makro ve mikro dengeler sarsılacaktı.
(10) Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya’daki siyasal ağırlık kaybedilecek, bu bölgelerde 
hassas dengeler üzerine kurulmuş olan ekonomik ilişkiler zayıflayacaktı. 
(11) Türk Cumhuriyetleri ve bağımsızlığını yeni kazanmış yakın
çevre ülkeleri üzerindeki etki kalkacak prestij kaybına uğranılacaktı.

8 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

KIBRIS ULUSAL DAVAMIZ, ULUSLAR ARASI ÇIKMAZ, BÖLÜM 6

KIBRIS ULUSAL DAVAMIZ, ULUSLAR ARASI ÇIKMAZ, BÖLÜM 6



iii) Denktaş’ın Açılımlarına Rumların Cevabı ve Başbakan Erdoğan’ın KKTC’ye Destek Ziyareti

KKTC’nin açılımlarına Rum tarafı teşvik paketi ile karşılık verdi.
Pakette; yeşil hattın Rum tarafındaki mayınların temizleneceği, Kıbrıslı
Türklerin, AB Parlamentosu dahil seçme ve seçilme hakkına sahip olması,
AB’nin çeşitli programlarına katılımın sağlanması, KKTC damgası olmadan
Kıbrıslı Türklerin ürettikleri malların Kıbrıs Cumhuriyeti damgası ile ihraç
edilebilmesi, Rum okullarında Türk öğrencilere burs verilmesi ve istihdamda
Türklerin öncelikli olması maddeleri yer almıştı. Mayıs ayı başında KKTC’ye
geçen Rumlara üç gün konaklama izni verilmesi Rum kesiminde akıl
karışıklığına neden oldu. Siyasi partiler ve kilise geçişleri engellemeyen
Papadopoulos’u ağır şekilde eleştiriyorlardı. Bu esnada Rum vatandaşların
KKTC’ye geçişleri artarak devam ediyordu.130 Serbest geçişler ve konaklama
izni ile inisiyatifi Denktaş’a kaptıran Papadopoulos, Annan’a mektup
göndererek, Plan temelinde özlü müzakerelere hazır olduklarını bildirdi. Rum
yönetimi ayrıca, Denktaş’ın açılımlarını Annan’a şikâyet etmiş fakat Annan
serbest geçişin ve konaklama izninin cesaret verici gelişmeler olduğunu
söylemişti.131 9 Mayıs’ta Başbakan Erdoğan Denktaş’ın yaptığı açılımlara
destek vermek amacıyla KKTC’yi ziyaret etti. Ziyareti sırasında Erdoğan,
Rumlara, KKTC’ye uyguladıkları ambargoyu kaldırdıkları takdirde, Türkiye'nin
de Rumlara uyguladığı ambargoyu kaldıracağını, jest sırasının artık Rumlarda
olduğunu söyledi. Rumlar Erdoğan’ın bu önerisini vakit geçirmeden reddettiler.
Erdoğan, Denktaş’ın çözüm tezlerini desteklediğini de söylemişti.132
Açılımlarını sürdüren Denktaş Mayıs ayının ortalarına gelindiğinde,
garantörlük antlaşmalarının devamı koşuluyla Kıbrıs’ın askerden
arındırılabileceğini söyledi. KKTC Cumhuriyet Senatosu’nun aldığı bir kararla
Rum öğrencilerin Türk üniversitelerinde okumaları ve bu öğrencilere burs
verilmesi sağlandı. Buna karşın Rumlar da Türkçe’nin Rum okullarında seçmeli
ders olarak okutulmasına karar vermişlerdi.133
Böylece masada tanınmayan KKTC fiiliyatta tanınma yolunda adımlar
atmıştır. BM gözetiminde yapılan görüşmelerde sürekli savunmada kalan
Denktaş, 23 Nisanda başlayan açılımlar ile taarruza geçmiş, halkını ve
pozisyonunu rahatlatmıştır. Açılımlar sayesinde KKTC’deki siyasi gerginlik
azalmış, Türklerin özgüveni yeniden sağlanmıştı.
Denktaş’ın açılımları ile Annan Planının olduğu gibi imzalanmasını
savunanların da argümanları zayıflamıştı. Bu esnada Denktaş’ın, Rumların
tazminat taleplerine getirdiği öneri Yunanistan ve Rum tarafında kabul
görmemişti. Son gelişmeler neticesinde Mayıs ayının sonuna doğru, ABD’nin
Kıbrıs Özel Koordinatörü Weston ve Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi De Soto
Annan Planı’nın masada olduğunu belirterek Plan temelinde tarafları müzakere
masasına dönmeye çağırdı. Planda değişiklik yapılabileceği de belirtilmişti.
Tüm bu hızlı trafik içinde ezber bozan yeni bir adım daha atıldı. Türkiye,
Güneyde yaşayan Rumların KKTC’den geçerek vizesiz olarak Türkiye’yi
ziyaret edebilmelerine izin verileceğini açıkladı. Rum yönetimi teşvik paketi
dâhilindeki “Türk İşleri Dairesi”ni kurmaya hazırlanırken yirmi bin Türk’ün
Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu için başvuruda bulunduğu açıklanmıştı. Denktaş,
Türklerin pasaport almasını; “1963’te kurucusu oldukları cumhuriyetin
pasaportunu almak Türklerin kazanılmış hakkıdır” şeklinde
değerlendiriyordu.134 Bu arada Aralık ayında yapılacak milletvekili genel
seçimleri tartışmaları başlamıştı. Denktaş, seçimleri muhalefetin kazanması
durumunda müzakereciliği bırakacağını açıkladı. Açılımlara AB’den gelen
olumlu tepkiler neticesinde Ankara’da ve KKTC’de, KKTC’ye uygulanan
ambargonun kalkması beklentisi oluşmuştur. Sınırları açma kararından sonra 

22 Mayısta, 40 yıl aradan sonra 266 Kıbrıslı Rum İpsala sınır kapısından Türkiye’ye giriş yaptı.

iv) AB’nin Ekonomik Destek Paketi ve Loizudo Davasında Tazminatın Ödenmesi

Bu esnada Annan Planı tartışmaları yeniden gündemin birinci maddesi
olmuştu. İTO Meclisinin düzenlediği toplantıda konuşan Denktaş, Annan
Planı’nı mevcut şekliyle Türkiye AB üyesi olmadan imzalamayacağını, Planın
felsefesinin yanlış olduğunu ilan etti. Annan Planı’nı AB Müktesebatına uygun
şekilde revize etmek isteyen Rumlar aynı zamanda Kıbrıs sorununu Türkiye'nin
AB üyeliği sürecinin koşulu haline getirmenin çalışmalarını yapmaktaydılar.
Türkiye’de ise Mayıs ayı sonunda yapılan MGK toplantısının ana gündemini
AB üyelik süreci ve Kıbrıs oluşturdu. Toplantı sonunda, AB ile ilgili adımların
atılacağı, Kıbrıs’ta ise Yunanistan ve AB’nin atılan adımlara karşılık
vermesinin bekleneceği vurgulandı. AB genişlemeden sorumlu Komiseri
Verheugen ise, Kıbrıs’ta çözüm için tek yolun Annan Planı olduğunu
söylüyordu. BM Genel Sekreteri Annan da, Ada’daki açılımların kalıcı
çözümün yerini tutmayacağını söylüyordu. AB Komisyonu Haziran başında üç
milyon Euro tutarındaki kısmı sivil toplum örgütlerine yönelik olmak üzere on
iki milyon Euro’luk bir ekonomik destek paketi hazırlamıştı.135
Paket, içerdiği desteğin on iki milyon Euro ile sınırlı tutulması ve KKTC
tarım ürünlerinin ihracatı konusunda sadece Rumlara yetki verildiği için hayal
kırıklığına sebep oldu. Paket, ihracatın önündeki engelleri kaldıracağı
gerekçesiyle Kuzey Kıbrıs Ticaret Odası (KKTO) başkanı Ali Erel tarafından
olumlu değerlendirilmişti. Bu esnada AB uyum yasaları belli bir sıra dâhilinde
TBMM’de kabul edilmekteydi. KKTC’ye yönelik destek paketinden bir gün
sonra, 5 Haziranda Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporunu kabul etti.
Raporda; Türkiye'nin Kopenhag Kriterlerini henüz tamamlamadığı ve ordunun
ülke yönetimindeki rolünün standartların üstünde olduğu belirtilmişti. Rapor,
Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün sebebi olarak Türkiye’yi göstermiş, Türk ordusunun
adadan çekilmesini istemişti. Rapor KKTC’de atılan son adımlara
değinmemişti.136 KKTC’nin öncülüğündeki son adımlar görmezden gelinmişti.
Haziran ayının ortasında Kıbrıs’a giden ABD ve AB temsilcileri
çözümsüzlükten Türk tarafını ve Denktaş’ı sorumlu tutma politikasını devam
ettirdiler. Türkiye ise, KKTC’nin en azından İslam ülkeleri tarafından
tanınmasını istiyordu. Başbakan Erdoğan Malezya gezisinde, Malezya

Başbakanına KKTC’nin İslam Konferansına tam üye olmasını önerdi.137 Bu
girişimlerden beklenen sonuç elde edilemedi.
16 Haziran’da Kıbrıs’a giden Verheugen, Kuzey’e geçerek Denktaş ile de
gerçekleşen görüşmesinde, Kıbrıs sorunun Mayıs 2004’ten önce çözülmesinin
şart olduğunu söyledi. Verheugen ayrıca, sivil toplum örgütleri ve siyasi parti
liderleri ile de bir araya gelmişti. Türkiye AİHM kararıyla mahkûm olduğu ve
tazminat ödemeyi reddettiği Louzido davasında politika değişikliğine giderek,
faiziyle birlikte bir milyon dolar olan tazminatı KKTC vasıtasıyla Ekim ayında
ödeyeceğini Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine bildirdi. Böylece, taraf
olunan AİHM kararlarını uygulamama durumu ortadan kalkmış, AİHM önünde
biriken Loizudo benzeri davaların KKTC’de kurulacak olan bir yerel kurula
havale edilmesi ve burada görülmesinin sağlanması amaçlanmıştı.138
Temmuz ayında Denktaş, Annan’a bir mektup göndererek Lefkoşa
havaalanının iki toplumun ortak kullanımına açılması durumunda kapalı Maraş
bölgesinin bir kısmının da BM kontrolünde iki toplumun kullanımına
açılmasına hazır olduğunu bildirdi. Mektupta ayrıca, Gali Fikirler Dizisi olarak
da bilinen 1993-1994 yıllarında ortaya konulan ve iki tarafın üzerinde prensip
anlaşmasına vardığı, ancak anlaşamadığı güven artırıcı önlemlerin (confidence
building majors) yeniden gündeme getirilmesinin istediğini yazılmıştı. Ayrıca,
sınır kapılarının açılmasından sonra oluşan olumlu havadan yararlanılması
gerektiğinin altını çizilmişti. Rumların bu önerileri kabul etmeleri durumunda
Türk Hükümeti’nin Rumlara hava ve deniz limanlarını açabileceği, karşılıklı
ticaretin başlayabileceği de söylenmişti. Yeni öneri mektubunu Annan’a
gönderen Denktaş, bir anlamda Annan Planı’nı müzakere zemini olarak kabul
etmediğini ortaya koymak istemişti.139

v) 14 Aralık Genel Seçimlerine Doğru

2003 yılı KKTC’de genel seçimlerin yapılacağı yıldı ve bu sefer
seçimlerin her zamankinden daha rekabetçi bir ortamda gerçekleşeceği belliydi.
2003 yılının başında yaşanan gelişmelere tedbir olarak Ağustos ayı başında
Türkiye-KKTC arasında Gümrük Birliği Çerçeve Anlaşması imzalandı.
Anlaşmanın imzalanmasından sonra Denktaş Rum tarafına aynı anlaşmayı
onlarla da imzalama çağrısında bulundu. Oysa Anlaşma AB’de ve Rum
tarafında tepkiyle karşılanmıştı. Daha sonraki gelişmeler neticesinde uygulama
alanı bulamayacaktır. Kıbrıs müzakereleri ağış aksak devam ederken Annan’ın
Kıbrıs özel temsilcisi Alvare De Soto bu görevinden alınarak Batı Sahra’ya
atandı. Bu esnada Louzido davasına yönelik yapılan hamlenin başarılı olma
yolunda ilerlediği görülüyordu çünkü baskılara rağmen Kıbrıslı Rumlar,
KKTC’de kurulan mülk tazmin komisyonlarına başvurmaya başlamışlardı.140
Yaklaşan 14 Aralıktaki seçimlerde, CTP’nin öncülüğündeki muhalefet
partileri, seçimi kazanmaları halinde Denktaş’ı müzakerecilikten alacaklarını
ilan etmişlerdi. Seçimler yaklaşırken KKTO Başkanı Ali Erel başkanlığında
“Çözüm ve AB Partisi (ÇABP)” kuruldu. Eylül ayına girildiğinde seçim
çalışmaları hızlanmış, Denktaş karşıtı, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH),
Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) ve ÇABP seçimlerde ve
seçimlerden sonra işbirliği protokolü imzalamıştı. Muhalefet partileri de
çözümsüzlükten Dentaş’ı sorumlu tutuyorlardı ve kendi aralarında imzaladıkları
Protokole göre; seçimlerden sonra ilk iş olarak Denktaş müzakerecilik
görevinden alınacaktı. Protokolde, üç partinin temel hedefi; Kıbrıs Türk halkı
ile Türkiye'nin ortak çıkarları doğrultusunda, Kıbrıs sorununa Annan Planı
temelinde, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum kurucu devletlerinin siyasal eşitliğine
dayalı bir çözüm çerçevesinde “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” kurulması ve
bu devletin Mayıs 2004’ten itibaren AB üyeliğini gerçekleştirmesinin temel
hedef olarak görüldüğü belirtilmişti.141 Muhalefet partileri kısmi tavizlerle
Güney Kıbrıs’ın desteğinin kazanılabileceğine inanıyorlardı. Oysa Güney’deki
beklenti çok farklıydı.

Eylül ayının sonuna doğru Rum kesimi eski lideri Klafkos Klerides, dört
İslam ülkesinin KKTC’yi tanımasını engellediklerini, Annan Planı sunulmadan
önce Plan hakkında bilgi sahibi olduklarını, 14 Aralıktaki seçimlerin dönüm
noktası olabileceğini açıklayan bir beyanda bulundu. Klerides’in bu itirafları
Kıbrıs müzakerelerinde nasıl bir tarafgir ve iç içe geçmiş realist diplomasi
yürütüldüğünü açıkça ortaya koymuştu. Bu esnada KKTC’de seçim çalışmaları
tüm hızıyla devam ediyordu ve seçimler yaklaşırken, Denktaş karşıtı cephe, AB,
ABD ve Rumlar açıkça muhalefet partilerini desteklemeye başlamışlardı. ABD
temsilcisi Thomas Weston Ada’yı ziyaretinde Muhalefet partileri ile görüşmüş,
çözümsüzlükten Denktaş’ın sorumlu olduğunu söylemişti. Maalesef bu söylem
artık Kuzey’de kolayca muhatap bulabiliyordu. Denktaş ise ABD’nin Kıbrıs’ı
Yunan Adası yapmaya çalıştığını söyleyerek muhaliflerini Yunan oyununa
gelmekle suçluyordu. Seçim öncesinde yapılan anketler iktidar partisi UBP’nin
oy kaybettiğini, muhalefetin önde gelen partisi CTP’nin ise oylarını artırdığını
göstermekteydi.142

KKTC’de seçim ve Annan Planı’nın yeniden müzakere zemini olarak
kabul edilmesi tartışmaları devam ederken, 5 Kasımda yayınlanan Türkiye
İlerleme Raporu’na eklenen Strateji Belgesi’nde “Kıbrıs sorununa çözüm
bulunamaması Türkiye'nin AB beklentisi için engel teşkil eder” cümlesi yer
almıştı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan, Kıbrıs’ın metinde
yer almaması için yoğun bir diplomasi faaliyeti yürütmüş fakat netice
alamamışlardı. Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter
Verheugen, “metne konulan Kıbrıs üyelik için ön koşul değil, fakat gerçekçi bir
tespittir” diyerek gelinen durumu özetlemişti.143 İlerleme Raporu ekindeki
Strateji Belgesi’nde bulunan bu beyanla Türkiye'nin yıllardır sürdürdüğü, Kıbrıs
ile AB üyelik sürecini ayrı tutma politikasının, sonuç vermediği, üyeliğin Kıbrıs
ile dolaylı olarak da olsa bağlantılı hale geldiği gerçeği açıkça ortaya çıkmıştı.
vi) Ankara’nın Seçimlere Yaklaşımı ve Çözüm Arayışları
Türk dış politikasının karar alıcıları 2003 yılı boyunca Mayıs 2004’e
kadar Kıbrıs’ta çözüme ulaşılması ve bu çözümün Denktaş olmadan olmayacağı
tezini benimsemişlerdi. Kıbrıs’ta ise taraflar 14 Aralıktaki seçimleri bekliyordu.
Daha öncede söylendiği gibi seçimler bir anlamda Annan Planı’nın da
oylamasına dönüşmüştü. Ankara, seçimlerin demokratik bir ortamda
gerçekleşeceğini, muhalefet de kazansa Türkiye’ye rağmen bir şey
yapılamayacağını düşünüyordu. Denktaş ise seçim çalışmalarında açıkça
iktidardaki UBP ve DP’ye destek vermişti. Seçimlere az bir süre kala
Denktaş’ın danışmanı Mümtaz Soysal, Annan Planı’na alternatif bir plan
hazırladıklarını ve Belçika modelini istediklerini ilan etmişti.144 Başbakan
Erdoğan 15 Kasımda KKTC’nin kuruluş törenlerine katılmak üzere geldiği
Lefkoşa’da, “Türkiye'nin Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüm istediğini, ne
pahasına olursa olsun türü çözümlerin söz konusu olamayacağını, seçimlerin
şeffaf ve demokratik bir ortamda yapılması gerektiğini” söyleyerek, Türkiye’nin
KKTC’ye olan desteğini bir kez daha dile getirdi. Seçimlerden muhalefet
bloğunun galip çıkacağını düşünen ABD ve AB ise, seçimler sonrasındaki
müzakereler için çalışmalara başlamıştı. Bu bağlamda, seçimlere bir aydan az
süre kala ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston Türkiye’ye gelmiş,
çözümün Annan Planından geçtiğini söylemişti.145

Seçimlerin favorisi olarak görülen CTP-BG’nin genel başkanı Talat,
seçimler sonrasında Denktaş’ı mutlaka müzakerecilikten alacaklarını, hükümete
geldiklerinde Türkiye'nin kendilerini dikkate almak zorunda olduğunu,
Türkiye'nin kendilerine zorla karar aldıramayacağını bir kez daha tekrarlayarak
kararlığını seçmenine göstermek istemişti. Muhalefet partileri seçim
kampanyalarını Annan Planı üzerine kurarken, iktidar partileri Annan Planı
karşıtlığı üzerine kurmuşlardı. Böylece seçimler Mart ayında Denktaş’ın
reddettiği Annan Planı’nın fiili referandumu olma gibi kritik bir pozisyona
ulaşmıştı.146 Seçimleri izlemek üzere pek çok ülkeden gözlemci de KKTC’ye
gelmişti.



7 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***

KIBRIS ULUSAL DAVAMIZ, ULUSLAR ARASI ÇIKMAZ, BÖLÜM 5

KIBRIS ULUSAL DAVAMIZ, ULUSLAR ARASI ÇIKMAZ, BÖLÜM 5



v) Annan Planı

Tam adı; “Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözümü İçin Anlaşma Temeli”dir
(Basis for Agreement on a Comprehensive Settlement of The Cyprus Problem).
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın öncülüğünde hazırlandığı için “Annan
Planı” olarak bilinmektedir. Annan, 2002 yılı 11 Kasım’ında taraflara daha
sonra “Annan Planı” olarak bilinecek bir Anlaşma Modeli sunmuştu. Anlaşmayı
(Planı) takvime bağlayan Annan, bir haftalık süre içerisinde cevap istemişti.
Denktaş’ın sağlık sorunları ve Türkiye’deki hükümet kurma çalışmaları
nedeniyle Plan’a cevap verilememiş, takvimde esneklik isteyen bir mektup
Annan’a gönderilmişti. Rum tarafı da Plan’ın takvimine itiraz etmiş, fakat
müzakereye hazır olduğunu bildirmişti. Annan, Planı’nın müzakerelere temel
teşkil etmesini umuyordu.106

Plan, BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ve İngiltere’nin
Kıbrıs Temsilcisi Sir David Hanney’in ön çalışmaları sonrasında ABD ve
İngiltere’nin katkılarıyla hazırlanmıştı. Taraflara, dolaysız görüşmeler devam
ederken 11 Kasım 2002’de sunulmuştu. Plan üzerinde, tarafların istek ve
çekinceleri doğrultusunda 10 Mart’ta Lahey’de görüşülecek olan referandum
kararına kadar geçen dört aylık sürede iki kere değişiklik yapıldı. Plan, Türk
tarafında Rum tezlerini temel alarak hazırlandığı gerekçesiyle eleştirilmekteydi.
AB mevzuatında yer alan serbest dolaşım ve yerleşim hakkını kısıtlayarak,
Kuzeyde Türklerin çoğunluğu elde bulundurmasını öngörüyordu. Plan’ın
önerdiği devlet sistemi Türk tezlerini tam karşılamamakla birlikte, bu tezlere
daha yakındı. Plan, hazır anlaşma formatında hazırlanmış, Denktaş ile
Klerides’in imza yerleri ve Garantör ülke (Türkiye, İngiltere, Yunanistan)
temsilcilerinin imza yerleri ayrıca açılmıştı.

Plan’a göre; Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm için önerilen zemin, zorunlu
olarak, uzun, karmaşık ve kapsamlı beş detaylı ekten oluşmaktaydı. Bu zemin,
yürürlüğe giriş anından itibaren tüm Kıbrıs için geçerli olacağı düşünülen açık
ve tartışmasız bir yasal temele duyulan ihtiyaç ve AB Kopenhag Zirvesi
öncesinde tüm tartışmalı konulara kesin ve etkili çözüm bulunması gerekliliği
göz önünde bulundurularak hazırlanmış olup, taslak olarak hazırlanması ve
kaleme alınması işlemi daha sonraya bırakılmıştı. Çözümün ilk aşaması, "Kıbrıs
Sorununun Kapsamlı Çözümü" anlaşmasının, iki lider tarafından 2002 yılı
aralık ayının ilk günlerinde ve Kopenhag'da yer alacak olan Avrupa Birliği
Konseyi (Zirvesi) öncesinde imzalanmasıyla tamamlanmış olacaktı. Liderler,
imzalarıyla birlikte, Temel Anlaşma'nın ana maddelerini (Ek A); ona eklenmiş
olan ve özelliği olduğu belirtilen maddelerin ruhunu (anayasanın ana maddeleri
de dâhil olmak üzere); ve Parça Devletlerin sınırlarını belirleyen haritayı kabul
etmiş olacaklardı. Liderler ayrıca, Ek A'ya ilişikte sunulmakta olan Taslak
Ek’leri de bir bütün olarak kabul edecek, bunları, anayasa ile birlikte,
anlaşmanın 28 Şubat 2003 tarihinden geç olmamak üzere tamamlanması için
gerekli bir zemin olarak onaylayacaklardı.

Planın yürürlüğe girmesinden sonra başlayacak geçiş dönemi sırasında
"ortak cumhurbaşkanları" olacak olan Denktaş ve Klerides’in (GKRY’deki
seçimlerden sonra Klerides’in yerine Papadopulos gelmişti) Kıbrıs'taki yeni
durumla ilgili olarak (Ek C) Yunanistan, Türkiye ve İngiltere ile bir anlaşma
imzalamasını da gerektirecekti. Anlaşma ile birlikte, Temel Anlaşma,
Kıbrıs'taki iki tarafça kabul edildiği şekliyle, garantörler tarafından da kabul
edilmiş olacak, bir İzleme Komitesi kurulacak, mevcut Garanti ve İttifak
Antlaşmaları'na ek protokoller yürürlüğe girecek ve geçiş dönemi süresince
geçerli olacak olan özel güvenlik önlemleri kabul edilecekti. AB'den, Kıbrıs'ın
üyeliğe geçişine ilişkin koşullarla ilgili yasaya ek bir protokol eklenmesi. AB
Kopenhag Zirvesi Sonuç Bildirisi'ne ek bir paragraf eklenmesini. (Ek E)
istemek üzere anlaşarak iki taraf, Temel Anlaşma'nın karşılıklı referandumlarla
kabulü ile birlikte Avrupa Birliği'ne giriş koşullarını da kabul etmiş olacak ve
iki "Ortak Cumhurbaşkanı" "Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne Katılım Anlaşması"nı
imzalayıp onaylayacaklardı.

Planın bazı maddeleri Türkiye AB üyesi olduktan sonra yürürlüğe
girecekti. Plan Türkiye'nin AB üyeliği süreci ile doğrudan bağlantı kurmuştu.
Egemenlik konusu, Rum tarafının toprak talebi ve göçmenlik sorunlarında
asgari müştereklerde anlaşma sağlandığında Plan Türk tarafı için kabul
edilebilir olacaktı.107 Plan’da Garantörlük Antlaşması ile 600 olan Türk askeri
sayısı altı bine çıkarılmıştı. Plan, pek çok konuda öneri ve değişikliğe açıktı.
Denktaş, eksiklerine rağmen Planın şimdiye kadar getirilen en iyi çözüm önerisi
olduğunu, AB’nin tam üyelik garantisi ile Rumların çözümsüzlüğü çözüm
stratejisi olarak belirlediklerini söylüyordu.108 Plana göre; Güney Parça Devlet’e
(component state) bırakılacak topraklar dışında, kuzeyde Rumlara ait olan arsa
ve evlerin %10’dan fazlası iade edilmeyecekti. Sınırlama ile demografik
yapının korunması amaçlanmıştı. En fazla 15 bin Türk evinden taşınmak
zorunda kalacaktı.

Plan ile mülk sorunu büyük oranda çözümlenmekteydi. Aksi takdirde
AİHM’de sonuçlanacak Loizudo benzeri mülk davalarından doğacak
tazminatların tümünü Türkiye karşılamak zorunda kalacaktı. Plan’ın, Türk tarafı
için en önemli kabul edilemezi “egemenlik” konusunda netlik içermemesiydi.
Buna rağmen Türk tarafı açısından çözüme en yakın açılım olarak
yorumlanmasındaki temel neden, iki parçalı eşit ortak devlet statüsündeki devlet
kavramıydı. İki parçalı devlet kavramı Plan’ın 10 Aralık 2002’deki son şeklinde;
Kıbrıs, biri, “ortak devlet’ hükümeti olarak, biri Kıbrıslı Rum, diğeri
ise Kıbrıslı Türk olan iki eşit ‘parça devlet’ten oluşan, fesih edilemez bir
ortaklık yapısı olan, bağımsız bir devlettir. Kıbrıs’ın tek bir uluslararası
kimliği ve egemenliği vardır ve BM üyesidir. Kıbrıs, Anayasa’sı uyarınca
hukukun üstünlüğü, demokrasi, temsili cumhuriyet hükümeti, siyasi eşitlik,
iki bölgelilik ve ‘parça devletlerin eşit statüsü temel ilkeleri çerçevesinde
yapılandırılır…109 şeklinde yer almıştı.

Aynı bölümün ikinci bendinde ise;

Ortak devlet’ hükümeti, Kıbrıs’ın uluslararası alanda ve AB’de tek
sesle konuşmasını ve hareket etmesini, bir AB üye ülkesi olarak
yükümlülüklerini yerine getirmesini ve bütünlüğünü, sınırlarını ve tarihi
mirasını korumasını sağlayan Anayasa’da belirtilen yetkilerini egemence
kullanır…110 şeklinde yer alıyordu.
Plan, Rumların kuzeyde iskân edilmesi ve egemenlik sorunu çözülerek
kabul edilebilir hale gelebilecekti. Planın, Türkiye açısından en önemli
yaklaşımlarından bir tanesi daha önce de söylendiği gibi Türkiye'nin AB üyeliği
ile doğrudan irtibat kurması ve Plan’ın işleyişini Türkiye'nin AB üyeliğinin
gerçekleşmesine bağlamış olmasıydı.111
Plan’daki Anlaşma ile, parça devletlerin egemenliği garanti altına alınmıştı;
İşbu Anlaşma ile kurulan düzene yapılacak tek taraflı herhangi bir
değişiklik, Kıbrıs’ın özellikle bir bütün veya kısmi olarak başka diğer bir
ülke ile birleşmesi veya herhangi bir şekilde taksimi veya ayrılması,
yasaklanır. İşbu Anlaşma’daki hiçbir husus, bu yasakla çelişir biçimde
yorumlanamaz.112

Ayrıca Anlaşmada, mülkler konusunda Türkler ile Rumlar arasında orta yol bulunmaya çalışılmıştı.

İşbu Anlaşma’nın yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşen olaylar
neticesinde mallarının tasarrufunu kaybeden mal sahiplerinin talepleri,
kapsamlı bir biçimde, uluslararası hukuka uygun olarak ve mallarının
tasarrufunu kaybeden mal sahipleri ile şimdiki kullanıcıların kişisel
haklarına ve iki bölgelilik ilkesine saygı gösterilerek çözümlenir.113
Anlaşmanın Rum yerleşimi konusundaki maddeleri revize edildiğinde
Türk tarafı için Plan, kabul edilebilir olacaktı.
Anlaşmaya yöneltilen itirazlardan birisi de, bazı Türk bölgelerinde
Rumların yoğun olarak iskan edilmesi ve buraların Rum kantonu haline
getirilmesiydi;

Karpaz bölgesinde bulunan Dipkarpaz, Yeni Erenköy, Sipahi,
Adaçay Köylerinde yaşayan Kıbrıslı Rumlar ve Gürpınar, Özhan,
Karpaşa, Koruçam Köylerinde yaşayan Maronitler ve Tillyria köyleri olan
Günebakan, Yeşilırmak, Süleymaniye, Kurutepe, ve Madenliköy’de
yaşayan Kıbrıslı Türkler ve ayrıca, Mesarya köyleri olan Pile ve [toprak
düzenlemeleri alanına giren ve 1960’ta %20’den fazla Türk nüfusu
bulunan köyleri ekleyiniz] bulundukları “parça devlet”te kendi kültürel ve
eğitim alanlarında idare ve “parça devlet” yasama organında temsil
edilme hakkına sahiptirler.114

Anlaşmada, Türk tarafının çekincelerinin olduğu maddelerin çoğunda
moratoryum (özel koruma) hakkı mevcuttu. Moratoryum süreyle sınırlandığı ve
belli bir süre sonra uygulanamayacak olması nedeniyle, Türk çekincelerine
yeterli teminat olamamaktaydı. Moratoryum, Türkiye'nin AB üyesi olması
halinde sorun olmaktan çıkacaktı. Aksi durumda ise, Türk parça devleti belli bir
süre sonra Rumlara karşı savunmasız kalacaktı. Anlaşmanın, serbest dolaşım,
mal edinme gibi maddeleri AB mevzuatı ile çelişmekteydi. Rum vatandaşları
Lüksemburg Adalet Divanına başvurarak bu haklarını geri isteyebilirlerdi.
Mahkeme genellikle AB Müktesebatı doğrultusunda karar veriyordu.
Tüm çekincelerine rağmen Annan Plan’ı 1795 Harekâtı’ndan buyana
Kıbrıs sorununa yönelik düzenlenmiş en kapsamlı ve çözüme en yakın plandı.
Plan’da Türk Toplumu’nun hakları büyük oranda korunuyordu ve KKTC de
GKRY ile birlikte AB üyesi olabilecek, AB idari organlarında temsil
edilebilecekti. Ayrıca, Plan’ın Türkiye’nin AB üyelik sürecine doğrudan vurgu
yapması da önemli bir kazanımdı. Aksi durumda Türkiye tanımadığı bir
devletin temsil edildiği bir kuruluşla müzakere ediyor durumuna düşecek, bu
devletin dönem başkanlığında müzakereleri dondurmak zorunda kalacaktı.
Plan, halkoyuna sunulduktan sonra imzalanacaktı ve bu durumun
önündeki en büyük engel reddedilse de GKRY’nin üyelik sürecinin bu retten
etkilenmeyecek olmasıydı. GKRY liderleri Klerides ve sonra seçilen
Papadopulos zaten AB ve BM nezdinde uzlaşmaz duruma düşmemek için
Plan’a evet demişlerdi ve aslında kendi çıkarlarından uzak bir zeminde uzlaşma
niyeti taşımıyorlardı. Rum Yönetimini ve vatandaşlarını Plan’ı kabul ve
gerçekten müzakere etmeye mecbur bırakacak tek diplomasi aracı AB
üyeliğinin askıya alınmasıydı fakat AB liderlerinin de böyle bir niyeti yoktu.

b) 2003 Yılındaki Gelişmeler

2002 yılı Aralık ayı sonunda Danimarka’nın dönem başkanlığı sona erdi.
2003 yılının başlaması ile Yunanistan altı ay süreyle AB dönem başkanlığı
görevini devraldı.115 Yunanistan Başbakanı Simitis, Dönem başkanı olduktan
hemen sonra, “Lefkoşa’yı ayıran Yeşil Hattın Ankara ile Brüksel’i de
ayırdığını” ilan etti. 2003 yılı Ocak ayı ile Nisan ayı arasındaki üç aylık sürede,
GKRY, 16 Nisanda AB ile katılım antlaşması imzalamadan, çözüm sağlanması
çabaları ile geçmiştir. Annan 28 Şubatta Denktaş ve GKRY’nin yeni lideri
Tasos Papadopulos ile Lefkoşa’da görüşmüş, iki liderden 10 Marta kadar Planı
kabul etmelerini ya da, 30 Martta Planı referanduma götürmelerini istemişti.
Aynı yıl 1 Martta TBMM Irak’a karşı yapacağı taarruzda ABD muharip
unsurlarının Türk topraklarını kullanarak Kuzey’den Irak’a saldırmasına imkân
sağlayan tezkereyi reddetti. Tezkerenin reddi Türk-Amerikan ilişkilerinin
donma aşamasına gelmesine neden oldu. Tezkerenin reddi ve sonrasındaki
gelişmeler Kıbrıs politikasında yalnız kalan Türkiye'nin ABD’nin desteğini
alamama veya ABD’nin sessiz göz yumucu olmayacağı bir durumla karşı
karşıya kaldı.116

İktidar Partisi (AKP) lideri R. Tayyib Erdoğan, üçüncü defa revize edilen
planda, Annan’ın kendilerine, Türk tarafının egemenliği, harita ve göçmenler
konularında düzeltmeler yapılacağını söylediğini fakat bu konularda iyileştirme
yapılmadığını belirterek, mevcut planla, Karpaz bölgesinin Türk tarafına
bırakılmasına rağmen on iki bin Rum göçmenle fiili Rum bölgesine
dönüştürüldüğünü, Lefke sahil şeridi, Güzelyurt’ta ve Güneyin bazı
bölgelerinde fiilen uygulanamayacak kantonlar oluşturulduğunu, planın bu
haliyle Lahey’de kabul edilemeyeceğini söyledi.117
i) Lahey Zirvesi ve Türk Tarafının Uzlaşmazlıkla Suçlanması
10 Martta Denktaş, Papadopulos ve sorunun ilgili devlet temsilcileri,
Annan’ın davetiyle Lahey’de bir araya geldi. Görüşmelerde bir taraf diğerinin
cevabını bilmeden görüşme odasına alındı. Tarafların evet demeleri halinde
Annan’ın iki sayfalık ültimatom belgesini imzalamaları kararlaştırılmıştı. İki
liderin imzasından sonra Belge, garantör ülke temsilcileri tarafından da
imzalanacaktı. Görüşmelerden olumlu sonuç çıkmaması halinde ise Annan
görüşmelere uzun bir ara verecekti. Liderlerle ayrı ayrı görüşen Annan, Denktaş
ve Papadopulos’dan Planı 30 Martta eş zamanlı olarak referanduma
götürmelerini istedi.118 Denktaş Annan’ın referandum önerisini, Planın bu
haliyle KKTC vatandaşlarını göçmen durumuna düşüreceğini söyleyerek kabule
yanaşmadı.

Rumlar ise, uzlaşmaz duruma düşüp AB üyeliği sürecinin olumsuz
etkilenmemesi için Annan’ın referandum önerisini istemeyerek de olsa kabul
eder görünmüştü. Denktaş’ın Planı ve referandum önerisini reddetmesi Rum
tarafını rahatlatmıştı. Lahey Zirvesinden sonuç çıkmamış olması KKTC ve
Türkiye’yi BM ve AB karşısında zora düşürmüştür. Çözüm ümitleri ortadan
kalkmış, Annan çözüm yolunda çalışmayı uzun bir süre ertelediğini ilan etmişti.
AB yetkilileri ise Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün Ankara’ya faturasının, Kopenhag
kriterlerine tam olarak uyulsa da, AB üyeliğinin zora girmesi ve Türkiye'nin AB
topraklarında işgalci duruma düşmesi olacağını ilan etmişlerdi. Çözüme
ulaşılması durumunda üç yılda KKTC’ye verilmesi planlanan 270 milyon Euro
yardım da askıya alınmıştı.

KKTC’deki iktidar Partileri, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat
Parti’nin (DP) engellemeleri nedeniyle, Cumhuriyet Meclisi’nden referandum
kararı çıkartamayan muhalefet partileri Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) önderliğindeki bazı sivil toplum
örgütlerinin de katılımıyla kendi referandumlarını 30 Martta kendileri yapmaya
karar verdiler. Buna karşılık Başbakan Derviş Eroğlu Referandum’un
müstemlekelere mahsus bir uygulama olduğunu, KKTC’nin müstemleke değil
bağımsız bir devlet olduğunu söylüyordu. Rum tarafında yayınlanan Katmerini
gazetesi Lahey’de yapılan önerilerin ve Annan Planı’nın Denktaş ve Ankara
tarafından reddedilmesinin Rumların işini kolaylaştırdığını, böylece
uzlaşmazlığın Ankara ve Denktaş’a kaldığını yazmıştı.119
Lahey’den sonuç çıkmaması ve Annan’ın çekilmesi sonrasında, Rumlar
16 Nisan’da katılım antlaşması imzalamadan önce, çözüm çabalarının devamını
isteyen Türkiye, Denktaş’ın dolaysız görüşmelere devam etmesini arzuluyordu.
Çünkü uzlaşmaz taraf durumuna Türk tarafı düştüğü için, BM’den Türkiye
aleyhine karar çıkması, Türkiye'nin uluslararası ortamda yalnızlaşması ve
Türkiye’ye ambargo uygulanması ihtimalleri ortaya çıkarmıştı.120 Bu
dönemdeki diğer bir sorun da, 1 Mart Tezkeresinden sonra ABD ile ilişkilerin
dar bir boğazdan geçmekte olmasıdır. Bu esnada KKTC’deki muhalefet partileri
BDH ve CTP’nin 26 Martta organize ettiği Annan Planı için sembolik
referandum girişimi güvenlik güçleri tarafından engellenmişti.
Beklendiği gibi Lahey Zirvesi’nden sonra KKTC yalnızlığa itilmişti.
Zirve’den sonra Annan 40 sayfalık bir rapor hazırlamış, Denktaş’ı ve ona destek
veren Türkiye’yi suçlamıştı. Annan’a göre, 1999’da dolaylı başlayan ve daha
sonra 2003 Martına kadar geçen sürede dolaysız devam eden görüşmelerde,
Denktaş uzlaşmaz bir tutum takınmış, çözüme yanaşmamıştı.121 Mart ayının
sonunda Türkiye’de 58. Hükümetin devamı niteliğindeki 59. Hükümet
kurulmuştu. 58. Hükümetin Başbakanı Abdullah Gül Başbakanlığı Recep
Tayyip Erdoğan’a devretmişti. 24 Martta TBMM’de güvenoyu alan 59.
Hükümet Programında Kıbrıs sorunu 58. Hükümet Programındaki ana hatlarıyla
yer almıştı. Programda ayrıca, Lahey’de gelinen noktanın tıkanmaya
dönüşmememsi ve Annan Planı çerçevesinde görüşmelerin sürdürülmesi
gerektiği belirtilmişti.122

ii) Denktaş’ın Açılımları

Lahey sonrasında karşılaşılan açmaz, yalnızlığa itilme durumu ve
Ankara’dan gelen baskılar neticesinde Nisan ayı başında, çözüm sürecinde
diyalog yallarını tekrar açmak isteyen Denktaş altı maddelik bir güven artırıcı
önlemler paketi açıkladı ve iki tarafça da kabul edilebilir bir antlaşmanın
gerçekleşmesi için paketin katalizör görevi üstleneceğini ilan etti. Pakete göre;

(1) Kapalı Maraş Bölgesi BM ara bölgesine kadar olan bölümü de kapsayacak şekilde Rum tarafına verilecek,
(2), Kıbrıs’ın her iki tarafına yönelik dış ticaret, ulaşım, seyahat ve kültürel ile sportif aktivitelere uygulanan uluslararası tüm kısıtlamalar
kaldırılacak,
(3) Askeri prosedüre bağlı olarak iki taraf arasında geçişler kolaylaştırılacak,
(4) Ticari ilişkilerin normalizasyonu için tedrici adımlar atılacak, karşılıklı işbirliği projeleri teşvik edilecek,
(5) Türk tarafı, BM barış gücünün dolaşımıyla ilgili olarak uyguladığı tedbirleri kaldıracak
6) İki taraf arasında bir uzlaşma komitesi tesis edilecektir.123 

Bu söylem Kıbrıs politikasındaki yapılagelişlerde radikal bir değişiklik anlamına geliyordu.
Denktaş ayrıca Papadopoulos’a çözüme ilişkin temel meseleleri ve AB
üyeliğine ilişkin konuları görüşmeye hazır olduğunu bildirdi. Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ise 5 Nisanda, Rumlar 16 Nisanda üyelik sözleşmesi
imzalamadan KKTC’ye gerçekleştirdiği ziyaretinde, Annan Planının masada
olduğunu, Plana Rumların da karşı çıktığını, sadece Denktaş’ı suçlamanın
haksızlık olacağını, Türkiye'nin çözümsüzlüğü çözüm görmediğini söyledi.124
Türk tarafının hamleleri Yunanistan ve GKRY’de de yakından takip ediliyordu.
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Denktaş’ın açıkladığı güven artırıcı
önlemler paketini değerlendirirken, “bunun Annan Planı’nı başarısızlığa uğratan
Türk tarafının sorumluluğunu örtbas etme çabası olduğunu” söylemişti.125 10
Nisanda Avrupa Parlamentosu, Kopenhag Zirvesi’nde üyeliğe davet ettiği
GKRY ve 9 ülkenin üyeliğini tek tek oylayarak onayladı. 12 Nisanda ABD
Temsilciler Meclisi, Kıbrıs sorununa barışçı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunması
için Kıbrıslı Türk ve Rum liderleri görüşmelere yeniden başlamaya, Türkiye ve
Yunanistan’ı da çözüm için elinden gelen her şeyi yapmaya davet eden bir
tasarıyı oybirliği ile kabul etti. Tasarıda, Annan Planı’nın başarısız olmasından
Planı referanduma götürmeyi reddeten Denktaş sorumlu tutulmuştu.
Buna ek olarak BM Güvenlik Konseyi de, 15 Nisanda, doğrudan
görüşmelerin çökmesinden Denktaş’ı sorumlu tutan bir karar aldı. Aynı kararla,
Annan Planı’nın görüşmelerde tek temel olduğu belirtilmişti. 16 Nisanda Rum
tarafı 14 yıllık bekleyişten sonra, Atina’da üyelik anlaşmasını imzalayarak
resmen AB üyesi oldu. Üyelik 2004 Mayıs ayında başlayacaktı. Protokol ile
tüm Kıbrıs AB üyesi olmuş, siyasi çözüm sağlanmadan KKTC’de AB
müktesebatının uygulanmaması kararlaştırılmıştı. Tarihindeki en kapsamlı
genişleme ile AB’nin nüfus 455 milyona ulaşmıştı. Yine protokol gereği, siyasi
çözüm sağlandığı takdirde, müktesebatın KKTC’de uygulanması için AB
üyelerinin oybirliği ile karar alması gerekecekti. Rumların AB üyeliğine kabulü
Türk tarafında infialle karşılandı. Daha önceki dönemde, sıkça bahsedilen
Türkiye-KKTC entegrasyonu mevcut durumu daha da zorlaştıracağından
uygulamaya konulmadı. Katılım anlaşmasının imzalanması Rum tarafında top
atışlarıyla kutlandı. GKRY’nin tam üyelik antlaşmasını imzalamasından sonra,
TBMM aldığı kararla, KKTC vatandaşlarına Türk pasaportu alabilme hakkını
tanıdı. AB dönem başkanı ve Yunanistan Başbakanı Simitis Kıbrıs’a
gerçekleştirdiği ziyaretinde, KKTC siyasi parti liderleri ile de görüşmek istedi
fakat Simitis’le görüşmeyi sadece CTP ve TKP liderleri kabul etmişti. İki parti
liderinin Simitis’le görüşmesine Denktaş tepki gösterdi. Simitis, Kıbrıs’ı
ziyaretinde AB üyeliği ile Enosis’i başardıklarını söylemiş, bu söylem
Türkiye’de ve KKTC’de tepkiyle karşılanmıştı fakat daha sonra bu söylemin dil
sürçmesi olduğu iddia edilmiştir.


Simitis’ten sonra ABD’nin Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston
Kıbrıs’a giderek KKTC Cumhuriyet Meclisinde temsil edilen siyasi parti
liderleri ve işadamları ile görüştü. Türkiye, çözümsüzlükten sadece Denktaş’ı
sorumlu tutan BM kararına tepki göstermişti. AB Komisyonu başkanı Romano
Prodi Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB üyeliğini engelleyeceğini açık olarak
söylemek mümkün olmasa da, sorunun Türkiye'nin AB perspektifine yardımcı
olmayacağını söylemişti.126 GKRY Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu kendisi ile
yapılan röportajda, Kıbrıs’ta 2004 Aralığına kadar çözüm için vakit olduğunu,
fakat artık Lahey ve Kopenhag mantığı gereği zaman sınırlaması olmadan
müzakereyi kabul etmeyeceklerini, Annan Planı’nı müzakere zemini olarak
kabul ettiklerini belirtti.127 GKRY’nin AB üyesi olması ile yalnızlaşan ve
hakkındaki olumsuz propagandaya son vermek isteyen Denktaş sürpriz bir
kararla 23 Nisanda güven artırıcı önlemler kapsamında ikinci adımı attı. KKTC
ile Rum Kesimi arasındaki geçişler günübirlik ziyaretler için serbest
bırakılmıştır. Denktaş’ın bu kararı Rum tarafında şaşkınlıkla karşılanmıştır. Bir
süre kararsız kaldıktan sonra, AB’nin olumsuz tepkisinden çekinen Rumlar
KKTC’nin siyasi otoritesini tanımak anlamına gelmesine rağmen geçişlere
engel olmamaya karar verdiler. Bu beklenmedik durum karşısında politika
belirleyebilmek için olağanüstü toplanan Rum Milli Konseyi toplantı
sonrasında, siyasi otoritesi tanınmak zorunda kalınan KKTC’yi işgal rejimi
olarak niteleyerek, “tüm Kıbrıs vatandaşlarının serbest dolaşım hakkına sahip
olduğunu” açıklama gereği duydu.128 Rumlar son gelişmelerden hoşnut
olmamıştı fakat geçişler şimdilik engellenmeyecekti.
KKTC vatandaşlarının Rum Kesimine geçebilmeleri için Kıbrıs doğumlu
olduklarını belgelemeleri gerekiyordu. Geçişlerin serbest bırakılması ile
beklenildiği gibi KKTC vatandaşları Rum tarafına geçiş için aşırı talepte
bulunmadı, fakat yıllar sonra verilen bu haktan yararlanmak için Rumların Türk
tarafına geçiş için sınıra yığıldığı görüldü. Geçişler başladıktan altı gün sonra
yaklaşık seksen bin Rum kuzeye geçerken, otuz bin Türk de güneye geçmişti.
Karşılıklı geçişler KKTC ekonomisinin canlanmasını sağlamış, Rum
ziyaretçiler resmi rakamlara göre iki gün içinde KKTC’de iki buçuk milyon
dolar harcamışlardı.129

Bu esnada Türkiye’ye karşı kuzeydeki mülkleri için AİHM’e tazminat
başvurusunda bulunan Rumların sayısı ise iki bin altı yüzü bulmuş, Louzido
davasında Türkiye bir milyon dolar tazminat ödemeye mahkûm edilmişti. Bu
konuya çözüm bulunması için AİHM’e Rum tazminat taleplerinin
karşılanabileceği bildirildi ve mülkiyet sorunlarını değerlendirip karara
bağlayacak bir kurul oluşturma çalışmaları başlatıldı.


6 CI BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,

***