MALUM YANDAŞLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MALUM YANDAŞLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2015 Salı

MALUM YANDAŞLAR..,




MALUM  YANDAŞLAR..,





Yekta Güngör Özden

Yekta Güngör Özden

05.11.2007/Sayı:160

Gereksiz, yanlışlara dayalı ve yanıltıcı bir halkoylaması tartışmalarıyla geçen hafta, bu halkoylamasını etkileyecek sonuçları olabilecek Anayasa Mahkemesi’ne iptal istemli başvuruyla kapandı. Halkoylamasına sunulan 5678 no.lu Yasa’nın değil, bu Yasa’nın 6. maddesi ve bu maddeyle getirilen geçici 18. ve 19. maddelerin çıkarılmasına ilişkin 5697 no.lu Yasa’nın iptali istendi. Ayrıntıya ilişkin bilgimiz olmadığından iptal isteminin anayasa değişikliğine ilişkin bir yasa mı, yoksa sıradan bir yasa için izlenecek yolla olup olmadığını bilmiyoruz. Anayasa değişikliğine ilişkin yasaların iptali ancak biçim yönünden, o da üç koşulda olur. 5697 no.lu yasa anayasa kuralını değiştirmiyor, anayasa kuralını değiştirmek isteyen yasayı değiştiriyor. TBMM bu yasayı anayasa değişikliği gibi işleme bağlı tutarak kanımızca yanlış yapmıştı.

Kesin olmayan halkoylaması sonuçlarına göre oy kullanacak yurttaşların %67.5’u sandığa gitti. Kabûl oyları seçmen sayısının %45.5’inde kaldı. 3376 no.lu Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulmasına İlişkin Yasa’nın 8. maddesinin son tümcesinde geçen “…Anayasa değişikliği Türk Milleti tarafından kabûl edilmiş olur” durumuna uyuyor mu? Halkoylamasına katılmayanlarla “Hayır” diyenlerin sayısı “Evet” diyenlerden fazla. Sonuç ulusal istenci yansıtmıyor. Halkoylamalarında katılanların yarıdan fazlasının kabûl etmediği metnin geçersiz kalması olaya daha uygun düşer.

Sınırötesi

Sınırın iki yanında da değişik rüzgârlar esiyor. Önceden hazırlıklarını tamamlamış durumda TBMM kararı uyarınca Hükûmetin vereceği buyruğu bekleyecek Silâhlı Kuvvetler baskınlar ve pusularla önemli kayıplar verdi. Şehitlerimizin yürek dağlayan acıları ulusumuzun savunmayı saldırıya dönüştürme istemlerini gündeme getirdi. Her yerde yurttaşlarımız bayraklarla sokaklara, alanlara döküldü, bildiriler yayımlandı. Üniversitelerimizin öncülük yaptığı yürüyüş ve toplantılar ulusal duyarlılığı doruğa taşıdı. Silâhlı Kuvvetlerimizin hazırlıklarından tedirgin olan Irak’taki kürtleri ve peşmergeleri telâş aldı. AB ülkeleri yine engel olmaya çalışırken ABD her zamanki tutarsızlığı ve ikilemleriyle oyalamaya, geçiştirmeye ve durdurmaya çalışıyor. Geçen zaman içinde yine Irak hükûmeti’nin ve ABD’nin yardımıyla, Irak’ın kuzeyinde yuvalanan PKK önlemlerini aldı, yığınağını yaptı, sığınağını donattı, kaçtı, saklandı, Türk Silâhlı Kuvvetlerini yıpratmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Bunu çocuklar bile kestiriyor. Silâhlı Kuvvetler adına bir konuşmada “Artık Oyalanmayacağız” denildi. Demekki oyalanıldığını askerlerimiz de kabûl ediyor. Oyalayanlar belli: İçerde AKP iktidarı. Dışarda ABD. İktidar ABD’nin olurunu bekliyor, muhtaç, çekingen ve beceriksiz. Peki ABD’ne ne oluyor? Irak’ta işi ne? Irak onun mu? Hani Türkiye ile ortaklıkları vardı? Kimden yana? Daha nice sorular yöneltilebilir. ABD dünyada itibarını yitirirken Türkiye’de her şeyini yitirmiş duruma düştü. Türkiye saldırmıyor, savunuyor. TBMM kararındaki sınırlar içinde bir sınırötesi zorunlu operasyon söz konusu, başka bir şey, savaş değil. Kendi çıkarları için ülkeleri işgalden kaçınmayan ABD, kullanacağı güçleri gücendirmemek için onlara yönelik haklı girişimleri durdurmaya çalışıyor. 

Komutanlarının, diplomatlarının sözleri bu yolda. PKK’ya ve teröre karşı içtenlikli olmayan savaş ve karşıtlıkları kimseyi kandırmıyor. Bekleyen AKP iktidarı da ABD oluruyla sınırlı operasyon için Silâhlı Kuvvetlere buyruk verirse karşı yanın hazırlıkları nedeniyle yeni şehitlerimiz olur. Başarılı sonuç alınamazsa askerlerimizi suçlayacaktır. Kendi aymazlığının sonuçlarını Silâhlı Kuvvetlerimize yükleyecektir. Yandaşları elde kalem beklemektedir.

Yandaşlar sahnede

Sınırötesi operasyondan önce sıkmabaş operasyonu hızla yolalmaktadır. Dinsel hiçbir zorunluluğu olmayan başbohçası “Din gereği, inanç nedeni” gösterilip savunularak her kata çıkmaktadır. ABD İstanbul’da sıkmabaşlıların dolduğu üniversite açarak (Alfred Üniversitesi) Cumhuriyet uygarlığını korumaya çalışan üniversitelerde kargaşa yaratıp sistemi oymaya, yıkmaya çalışmaktadır. Yukarda değindiğimiz ABD Dışişleri Bakanı’nın, ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak’ın kuzeyindeki ABD’li Komutanı Tümgeneral Benjamin Mixon’un, Barzani ve Talabani’nin sözleri, Irak’ın petrol tehdidi, Zana’nın hezeyanları birleştirilirse Türkiye’nin itildiği yalnızlık daha iyi anlaşılır.

Avrupa polisinin Türkleri sakıncalı davranışları da iyi değerlendirilmelidir.
Bu arada ABD’nde konuk edilip korunan, beslenen de denebilir, Fethullah Gülen’in adamlarının İngiltere Lordlar Kamarası’nın düzenlediği konferansa ilişkin yayılmacı çabaları sürmekte, kimi AKP milletvekilleri de katılarak ilgilerini güçlendirmektedir.
Toplum önderi sayılacak kişiler, kuruluşlar şehitlerimiz nedeniyle haklı tepkilerini içtenlikle açıklarken, kimi sözde aydın ve sözde ilericilerle kimi sözde solcu kuruluşlar bir tür karşı eylemlere girişerek, grev kırıcılığı gibi miting ve tepki kırıcılığı yapmaktadır. Savaşı, saldırıyı, yaralamayı, öldürmeyi, yakmayı, yıkmayı kimse düşünemez. Kırıcılar, anlamını bilmedikleri sözcükleri kullanarak, kendilerince kimi değerlendirme, niteleme ve tanımlamalarla bölücü ve yıkıcılara, şeriatçı, ırkçı ve özellikle kürtçülere destek oluyorlar. Bu beyler ve hanımefendiler PKK’ya, destekçilerine ve yandaşlarına dönüp “Tutumunuzda, amacınızda, terörde asla haklı değilsiniz. Bırakınız silâhları. İçimizdeki aileleriniz nasıl bizimle her konuda eşitse siz de öyleydiniz. Yabancıların kuklası olmaktan vazgeçiniz” demiyorlar. Kimi eski faşist sözde yeni liberal, kimi kendini solcu sanan yazar-çizer faşizmi, ırkçılığı, şeriatçılığı kınayacak yerde milliyetçiliğe saldırıyor.

PKK ile savaşım sanki yalnız silâhla oluyormuş gibi “PKK ile mücadele sadece silâhlı olmaz”, sanki diplomasi gerekleri hiç yerine getirilmiyormuş gibi “Silâhtan önce siyaset ve diplomasi” diyenler yanında “Bu sınır savunulmaz” diyenler var. Meclis’in yetki kararının “…savaş tamtamlarının sesini güçlendirdiği…” yolunda ilerici bilinen gazetelerde yazılar yayımlandı. Bizim içtenlikli, karşılıksız, yurtsever duygularımızı, tepkilerimizi anlamayan, anlamak istemeyen, ya da düşünce yetersizliğinden amaçlı değerlendirerek saldıranlar şahinliğe soyundu. Akılları başlarına geliyor olmalı. Ama sözde özgürlük, demokrasi ve eşitlik için düzenlenen mitinge ilişkin şu sözlere katılmak olanaksız: “Milliyetçi, otoriter yüzlere karşı sivil bireyler” (tam bir asker karşıtlığı), “…sokaklardan yükselen sese karşı…” (terörü kınayanlara yönelik haksız eleştiri), “…toplumsal duyarlılıkların istismar edildiği…” (elde bayraklarla bölücülüğü, yıkıcılığı kınayanlara karşı). Sanki kürtlere saldırılıyor, onlara karşı savaş hazırlığı yapılıyormuş gibi ayrımcı, yanıltıcı, tehlikeli sözler. Biraz daha değinilse “Düşünce özgürlüğü” diye saçmalıklarını savunacaklar. Bunlara göre üniversiteler, Barolar, Odalar, dernekler, vakıflar barış karşıtı, savaş yandaşı, gereksiz tepki odaklarıdır.

Yapılan kötülükleri, yapılması istenenleri, yazılanları, söylenenleri görmüyor, okumuyor, duymuyor, anlamıyor olamazlar. Silâhlı Kuvvetlerin silâhları bırakmasını, iç savaşa gidildiğini, Türk-kürt çatışması olacağını, medyanın başka kötülükleri yokmuş gibi histeriyi beslediğini, savaş hazırlıklarına son verilmesini istiyorlar. Bunları da “…aklın, emeğin, barışın sesi…” olarak sunuyorlar. Şimdiye kadar nerdeydiniz? Türkiye’nin yararından, Türkiye’yi Türkiye yapan Atatürk ilkelerinden, giderek tırmanan şeriatçılıktan söz edemiyorlar. PKK vuracak. Türkiye duracak… Bıçak kemiğe dayanmıştır. İstanbul köşklerinde gazel okumak kolaydır.

Yalancılar-Yobazlar

Kaç kez söyledik, yazdık. Anlamıyor, anlamak istemiyorlar. Ben ilkeler bağlamında hiçbir yanlışlığın, sapkınlığın içinde olmadım. 12 Eylûl’cüleri Anayasa Mahkemesi Kurulu, kurulun bir bölümü ya da üyeleri olarak, yurttaş olarak ziyaret etmedik. Bizim önümüzde demokrasiye geçme sözü vererek and içtiler. Kimi gerici, kiralık, sapkın kalem yalanı yazıyor, yalanı yayıyor. İktidar gazetelerine yamanan yanaşmalar, dalkavuklukla yer tutmaya çalışan sömürücü ve çıkarcılar, Türkiye ve Atatürk karşıtları saldırılarını sürdürüyor. Havlama alışkanlığı olanları susturmak güçtür. Başkalarının, yanıt vermeyi kendime yakıştıramadığım kötü sözlerini belirtmemi çarpıtarak bana maletmeye çalışanlar ya da “yarası olan gocunur” sözünü anımsatan alınganlıkla nitelemek zorunda kaldıkları arasına kendilerini koyarak karalamak isteyenler var. Herkes kendi düzeyini belli eder. Düzeysizler düzey savında bulunur. 12 Eylûl’de dut yemiş bülbül gibi susup, seçim için benim desteğimi ricâ edip sonra niçin, ne dediğimi gözardı edip sözcüklerle yıpratmaya çalışan kişiliksizlerin ürettiği yalanlara kimse inanmaz. Beni de başkalarını da bilenler bilir, tanıyanlar tanır. Atatürk’ün annesi için kötü söz söyleyenleri, Atatürk’ü soysuz biçimde nitelendirenleri amaçlayarak “Bunların ya sütü, ya kanı, ya da mayası bozuk!” sözlerimi böyleleri ve destekçileri için yineliyorum. Kendini insan, Türk ve yurttaş bilen bu terbiyesizliği yapmamalıydı. Beni baş-kalarıyla karşılaştırmak isteyenler iyi inceleme yapsınlar ve 1960’tan başlayarak Cumhuriyet gazetesini, 1980’den sonraki Barış ve Bugün gazeteleriyle Yankı dergisi sayfalarını karıştırmalı, Anayasa Mahkemesi arşivini incelemeli, yetkililerinden yaşamda kalanları dinlemelidir. Ötesinin önemi yok.

Cumhuriyeti yaşamak, buruklukla da olsa kutlamak yetiyor.




.