Dr.Tahir Tamer Kumkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dr.Tahir Tamer Kumkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2019 Pazartesi

ERMENİ SOYKIRIMININ KABUL EDİLMESİ TÜRKİYE’YE KARŞI BİR İNSANLIK AYIBIDIR.

ERMENİ SOYKIRIMININ KABUL EDİLMESİ TÜRKİYE’YE KARŞI BİR İNSANLIK AYIBIDIR.


Dr.Tahir Tamer Kumkale, 

14 ARALIK 2019

ABD SENATOSU’NUN OYBİRLİĞİ İLE ERMENİ SOYKIRIMINI KABUL ETMESİ TÜRKİYE’YE KARŞI BİR İNSANLIK AYIBIDIR. DERHAL KARŞI ATAĞA GEÇİLMELİ VE CEVABI MİSLİ İLE VERİLMELİDİR.


Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması ile en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu. (1 Mart 1922)
Türkiye–Amerika ilişkilerinde son günlerde giderek artan gerginlik sonucunda ABD Kongresi ve Senatosu tarafından oy birliği ile kabul edilen “Ermeni Soykırımının tanınması” konusunu ciddiye almak gerekir. Bu konu yöneticilerimiz tarafından yapılan birkaç cılız kınama ve yok saydık sözleri ile geçiştirilemez.
Çünkü günümüz dünyasında küresel güçlerin emperyalist çıkarları için yaptıkları ülke işgalleri böyle başlamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti tüm milli güç potansiyelini kullanarak ve tüm organları ile son yıllarda giderek artan bu tip saldırılara karşı topyekun karşı koyacak bir çalışma içine girmelidir.
1980 Askeri yönetimi döneminde Türkiye; Milli Güvenlik Konseyi koordinatörlüğünde ayni elden hazırlanan operasyon planlarını uygulayarak küresel güçlerin desteği ile tüm dünyada temsilciliklerimize saldırıya geçen ERMENİ ASALA terörünü tamamen sıfırlamayı başarmıştır. Bugünde benzeri bir çalışmanın gecikmeksizin yapılması zorunludur.

Bulunduğu hassas coğrafyada her alanda kuşatılmış olan ve psikolojik saldırılarla içeriden teslim alınmaya çalışılan kendi içinde böyle bir sorunu yoktur. Lozan Barış Antlaşmasına göre azınlık statüsünde bulunan Ermeni yurttaşlarımızın diğerlerinden farkı yoktur. Bin yıldır Türk toplumu ile kaynaşmış halde yaşayan Türkiye Ermenileri, tamamen dış kaynaklı olup küresel güçlerce canlı tutulan Ermeni sorunundan en fazla etkilenen ve tedirgin olan kesimdir.
Türkiye ilk şoku 27.1. 1973’de Los Angeles Başkonsolosumuz Mehmet BAYDAR ile Konsolos Bahadır DEMİR’in 78 yaşındaki Amerikan uyruklu Diaspora Ermenisi Gurgen Yanikiyan tarafından şehit edilmesi ile yaşadı.

    Bizim nesillerimize Ermeni Sorunu ile ilgili olarak okullarda bilgi verilmedi. Yani konu hakkında yöneticilerimiz dahil tamamen bilgisiz ve cahildik Çünkü o tarihlerde bu konuda bilgi elde edebileceğimiz tek kitap Esat Uras Bey’in “Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi” eseriydi. Ama o tarihlerde dünya kütüphanelerinde masum Ermenilerin Türkler tarafından nasıl vahşice soykırıma tabi tutulduğunu anlatan sözde bilim adamlarınca hazırlanmış on binlerce eser vardı. Bu eserlerle Osmanlının Ermeni tebaasına yaptığı mezalim ders olarak okullarda öğretiliyordu.

Bugün hala cisimleri küçük ama emelleri çok büyük olan Diaspora Ermenileri küresel güçler elinde olarak oyuncak olduklarının farkına varamamışlardır. Çünkü bugüne kadar küresel güçlerin elinde ciddi bir oyuncak olmaktan öteye geçememişlerdir. Onlara vadedilen Büyük Ermenistan Devletinin kurulması tam bir ütopyadır. “Hadi gelin alın bu toprakları size verdik. Kurun devletimizi desek” dahi bunu gerçekleştirecek güçleri yoktur.

Emellerini elde etmede kendi güçlerinin yetmeyeceğini iyi bilen Ermeniler sorunlarını dünya kamuoyuna taşıyarak yeteri kadar dış destek elde etmişlerdir. Osmanlı’dan başlamak üzere Türk tarafı da boş durmamıştır. Her türlü yola başvurarak haklılığını ispat etmeye çalışmış ve asıl soykırımın kendilerine karşı yapıldığını her platformda vurgulamaktan geri kalmamıştır.
Bugün gelinen noktada Türkiye tarafından bilimsel bütün veriler ortaya konulmasına ve batı kaynaklı belgeler de kullanılmasına rağmen Türk tezi kandırılmış ve yönlendirilmiş çevrelerde yeteri kadar kabul görmemiştir. Küresel güçler medya ve para kaynaklarını kullanarak “Soykırım yapıldığı” tezinin kabulünde başarı olmuşlardır. Bu güçler menfaatlerinin odaklandığı Kafkasya ve Ortadoğu politikaları için Ermenilerin yanında yer almaya devam etmişlerdir.
Ermeni soykırımı iddiaları bugüne kadar doğruluğu ispatlanmamış olan hatırat türü sübjektif yayına dayanmaktadır. Halbuki “Tarih belge ile yazılır” hükmü ortadadır. Arşivlere dayalı bilimsel çalışmalar ön yargıyla gelişen siyasi yaklaşımları ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle batı ülkelerinde siyasi bir yaklaşımla ele alınan Ermeni konusunun tarihin asıl kaynaklarına inilerek değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamak lazımdır..
Türkiye, Ermeni Soykırımı konusu ile çok geç karşılaşmasına rağmen bugüne kadar çok ciddi bilgi birikimi sağlayan planlı çalışmalar yürütmüştür. Devletin kontrol ve koordinasyonu altında yürütülen bu faaliyetlerden birkaçı şöyle gelişmiştir;

– DEVLET ARŞİVLERİ AÇILMIŞTIR: 

Osmanlı resmi devlet arşivlerinin Ermeni soykırımı iddialarının meydana geldiği farz olunan bölümleri zamanından önce tasnif edilmiş ve arşivlerin tamamı 1980 yılında bilim adamlarının kullanımına açılmıştır.

– ÜNİVERSİTELERDE ERMENİ SORUNU ARAŞTIRMA MERKEZLERİ 

KURULMUŞTUR: Bazı üniversitelerimizde Türk-Ermeni İlişkilerini bütün yönleri ile bilimsel ortamda ortaya çıkaracak Araştırma ve Uygulama Merkezleri kurulmuştur. Ayrıca konu doktora ve master tezleri seviyesinde incelenip pek çok bilimsel eser hazırlanmıştır. Bu eserler çeşitli dillerde bastırılarak dünyanın önemli merkezlerindeki üniversiteler ile kütüphanelere gönderilmiştir.

BİLİMSEL TOPLANTILAR YAPILMIŞTIR: 

Maliyetinin tamamı devletçe karşılanan uluslararası düzeyde birçok seminer, sempozyum ve paneller gibi bilimsel çalışmalar gerçekleştirilmiştir Bu toplantıların sonuçları kitap, doküman ve broşür halinde birçok dilde basılmış, özel olarak Diaspora Ermenilerinin yoğun faaliyet içinde olduğu ülkelerde dağıtılmıştır.

– ÖRGÜT DAVALARINDA TÜRKİYE MÜDAHİL OLMUŞTUR: 

Özellikle PARİS-ORLY Havaalanı baskını davası başta olmak üzere yurt dışında görülen tüm ASALA davalarına Türkiye müdahil olarak katılmıştır. Konunun uzmanı bilim adamlarımızın bu mahkemelerde ifade vermesi ile faillerin affedilme umutları tamamen kırılmış ve cezalandırılmışlardır.

– ERMENİ SORUNU KONUSUNDA DOKÜMAN NOKSANLIĞI KALMAMIŞTIR: 

Özellikle Türk halkının bilgi noksanını giderecek pek çok kitap, broşür ve kitapçık hazırlanmış, en ücra noktalara kadar dağıtılmış ve halkımızın bilgilendirilmesi ilk elden sağlanmıştır.

– PSİKOLOJİK HARBE, KARŞI PSİKOLOJİK HARP UYGULANMIŞTIR: 

Bu çalışmalarla yabancı kamuoyu olayın gerçekleri doğrultusunda bilgilendirilmeye çalışılmıştır. Avrupalı tüm yönetici ve parlamenterlerin ev adreslerine konuya ilişkin Türk tezini anlatan dergi, gazete ve posta kartları ve film kasetleri gönderilmiştir. Uygulama periyodik olarak ve bıktırıncaya kadar devam ettirilmiştir.

– KONUYA AİT FİLMLER HAZIRLANMIŞTIR: 

    Ermeni soykırımı iddialarının hayal mahsulü olduğu konusunda TRT başta olmak üzere özel sektöre pek çok film hazırlattırılmıştır. İkisini benim şahsen hazırladığım bu filmler çeşitli dillere çevrilerek video kasetleri halinde yurt dışına özellikle basın-yayın organlarına ve Diaspora Ermenilerinin çalışmalarının yoğun olduğu ülkelerdeki yabancı ülke temsilciliklerine gönderilmiştir.
Bu çalışmalar bir elden plânlanmış ve birbirleriyle koordineli olarak icra edilmiştir. Hedef kitle olarak Diaspora Ermenilerinin faaliyette bulunduğu ülkelerin üst düzey yönetim kademesi üzerinde yoğunlaşılmıştır. Doğrudan yöneticiler bilgilendirilip acilen tedbir almaları istikametinde yapılan çalışmaların başarılı olduğu alınan müspet sonuçlarla kendini göstermiştir.
    1983 yılından itibaren Türkiye’nin organize ettiği bu çalışmaların yoğunluğu azalmış, üniversite araştırma merkezlerinin rutin faaliyetleri dışında önemli bir aktivite gösterilememiştir. Oysa karşı taraf boş durmamıştır. Küresel güçler ellerindeki Ermeni oyuncağından asla vazgeçmek niyetinde olmadıklarını her zaman göstermişlerdir. 1991 yılında SSCB’nin dağılmasını takiben bağımsız Ermenistan Devletinin kurulması ile olaylar yeni bir yön ve ivme kazanmıştır.

Sonuç olarak tarih sayfaları şahittir ki; 

    Türk milleti bilerek, isteyerek ne Ermenilere ve ne de başka bir millete soykırım uygulamamıştır. Çünkü Türklerin milli karakter yapısında başka milletlere ve ırklara asla düşmanlık yoktur. Hiçbir zaman olmamıştır. Ayrıca dini değerlerimiz de bunu kesin olarak reddeder. Bununla beraber Birinci Dünya Harbi içerisinde dış destek ve kışkırtma ile Anadolu’da Hırvatistan tebaa Ermeniler ve Müslüman Türkler arasında pek çok hadise meydana gelmiştir. İki taraf birbiri ile adeta kıyasıya çatışmışlardır. Her iki taraftan pek çok masum insanın öldüğü bir gerçektir. Fakat bütün bunların savaş şartlarının doğal olayları olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim Ermeni soykırımı iddiaları ile suçlanarak İngilizlerin İşgal Yönetimi tarafından tutuklanıp Malta’ya sürülen Osmanlı yöneticilerinin düzmece mahkemede dahi beraat ettikleri görülmüştür.
Bugün tamamen sahte Ermeni Soykırımı iddiaları ile mücadele edecek aydınlarımız, üniversitelerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve her biri birer kültür elçisi olarak yurt dışında yaşayan milyonlarca Türk yurttaşımız bulunmaktadır. Ayrıca bugün konu hakkında eskiye nazaran çok yeterli bilgiye, belgeye ve tecrübeye, yani mücadele silahlarımız bakımından çok daha fazlasına sahibiz..
Geçmişte olduğu gibi plânlı ve programlı bir karşı fikir saldırısı yaptığımız takdirde, ülkemiz aleyhinde karar alan ülkeler onların küresel oyuncakları durumundaki Diaspora Ermenilerinin sesleri bıçak gibi kesilecektir.
Ben 12 Eylül döneminde yapılan Diaspora Ermenileriyle Mücadele programında fiilen görev almış bir aydın olarak konuya ilişkin tüm bilgi birikimimi ve tecrübelerimi iki kitap halinde gelecek nesillerimize bıraktım. Bu kitaplarda haklılığımızı bilimsel gerekçeleri ile ortaya koyarken devletçe neler yapılması gerektiğini de detaylı vurguladım.
Unutmayalım. 
Biz hem haklıyız ve hemde mağdur olan tarafız. Kazanmak zorundayız. Yeter ki devletimiz bu konuyu sahiplensin ve çare bulmayı amaç edinsin.



***

8 Aralık 2018 Cumartesi

Zamların Zamları ve kıyak Emeklilik

Zamların Zamları ve kıyak Emeklilik





Dr. Tahir Tamer Kumkale,
20 Şubat 2000 Pazar,


" AZA SAHİP OLAN  DEĞİL, ÇOĞU İSTEYEN YOKSULDUR."

Üretilen mal ve hizmetlerin belli bir maliyeti vardır. Bu maliyet üzerine devletin koyduğu vergileri ilave ettikten sonra esas maliyet ortaya çıkar. Üreticide bunun üzerine günün rayicine uygun olarak kendi karını koyar ve malını (veya hizmetini) pazara sunar. Pazarda konulan bu fiat üzerinden mal satılır. Bu ticaretin doğal işleyiş tarzıdır.

Hangi sebeple olursa olsun mal ve hizmetin alıcısı yoksa, konulan pazar fiatının hiç bir kıymeti olmaz. Çünkü mal satıcının elinde kalır.Burada herkez zarardadır. Üretici-Satıcı -Alıcı birbirini tamamlar ve biri olmadan bunlar hiçbir işe yaramaz. Buda ticaretin doğal işleyişidir.

Geçen son yirmi yılda ülkemizde ticaretin doğal işleyişine uymayan olaylar oluyor. İnsanımız hiç alışmadığı ve de layık olmadığı bir muamele ile karşı karşıya bulunuyor. Evet; milletimizin % 90 'nını çok yakından ilgilendiren ve adeta canından bezdiren "zam sağanağı"ndan bahsediyorum. ZAM'mın lügatlardaki manası; Ekleme, Katma ve Arttırma olarak geçer. Üretilen mal ve hizmetlere yapılan plansız , proğramsız, düzensiz ve zamansız zamlar; milletin gelecek ile olan bağlarını , beklentilerini, ümit ve arzularını tamamen ortadan kaldırdı. Sonunda yapılan zamlar mal ve hizmetlerin fiatını devamlı arttırırken, bu mallardan yararalananlanın sayısı ile birlikte bu insanların kültür değerlerinide azalttı ve nihayet insanlarımız geleceğini değil ; gününü ve hatta saatini kurtarabilmenin hesabını yapar hale geldiler.

Modern toplumlarda; artık devlet ticaret yapmamaktadır. Devlet sadece ekonominin hedeflerini belirleyerek, muhtelif gelişmelere göre dengeleri tesise çalışmaktadır. Doğrusu budur. Hele toplumsal bir patlamaya dönüşecek zam sağanağında devletin rolü ya hiç olmamalı, yada olacaksa tamamen bunu önlemeye yönelik olmalıdır. Oysa ülkemizde herşeyi etkileyen ulaştırma hizmetlerinin lokomotifi olan benzine her hafta yapılan ve % 300' leri bulan zammı anlamak mümkün değildir. Devletin borç almak için verdiği faizlere yaptığı zammı da anlamak mümkün değildir. Özel sektöre adeta yol gösteriyor. Sende böyle yap diyor. Bir bakıma yangına körükle gidiliyor.

Siz; zarar etmemek için malınıza ve hizmetinize zam yapıyorsunuz . Fakat bu zamlarla mal alacak kimse kalmadığından ve vatandaşın alım gücü bittiğinden malınızı kimseye satamıyorsunuz. Elinizde mal kaldığından yeni üretime gidemiyorsunuz. Yeni piyasa şartlarına göre kendinizi geliştiremediğinizden önce iç ve sonra bunun tabii sonucu olarak dış pazarıda kaybediyorsunuz. Bu kısır döngüyü bile bile yıllardır sürdürüyorsunuz.

25 sene önce 10 Lira olan Amerikan Doları bugün tam 565.000 TL olmuş. Paramızın satınalma gücü tam 5650 kat düşmüş. Yeni nesiller bizim kullandığımız "PARA" ve "KURUŞ" mevhumunu tanımıyor. En küçük para birimimiz olarak 5000 lirayı biliyor. Oysa benim neslim 30 yıl; 30 kuruşa ekmek yedi ve 15 kuruşa gazete okudu. Hadi bütün aydınlar görev başına .Böyle geçmiş bir ömrü bugün 25 yaşındaki bir gence izah edin ve anlamasını bekleyin. Üzülmeyin ama bunu ne onlar anlayabilir , nede siz anlatabilirsiniz.

Acaba o genç; kendi çocuğuna neyi, nasıl anlatacak bilinmiyor. Bunun kabahatini enflasyona bağlamak en kolay yol. Fakat olay ekonomik boyuttan çoktan çıkmış ve değerlerini yitiren bir milletin toplumsal hastalığına dönüşmüştür. Sosyal boyutlara ulaşmıştır. Toplumumuzun büyük kesimiyle psikolojik tedaviye ,yani rehabilitasyona ihtiyacı vardır.

Ekonomiye taze parayı sokarsınız, zamlar yarın biter. Herşey stabil hale gelir.İşler kısa zamanda rayına oturur ve dengeler yeniden tesis edilir. Fakat dengesi bozulmuş bir toplumu bugünden yarına düzeltmek okadar kolay değildir. Sosyal hadiselerin tedavisi zordur. Zamana ihtiyaç gösterir. Fakat bugün görülen odur ki, bu konu ilgili ve yetkililerimizce yeterince anlaşılamamıştır. Ufukta ve yakın geleceğimizde bu konuda alınması düşünülen hiç bir tedbir görülmemektedir. İnsanımızı dahada çıldırtan , çaresizleştiren ve bunalıma sürükleyen zam yağmuruna karşı; " "Ekonomi ilmi böyle istiyor, hep beraber fedakarlık yapmalıyız"dan başka bir çalışma şimdilik yok.

Her zammın mutlaka maliyet içinde açıklayıcı bir sebebi mevcuttur. Bu sebep ne kadar geçerli olursa olsun, zam olmadan önce alıcının alma gücü yoksa yapılan yeni zam üreticiye ve satıcıya bir şey kazandırmadığı gibi toplumsal husumetide arttırmaktadır.

Hele ülkemiz insanının büyük kesimini teşkil eden bordrolu personele sormadan devlet otomatik vergisini keserse ; ve maaşlara verilen zamlar ülkedeki enflasyon gereği artan fiatlardan daima aşağıda kalırsa; ve bu işlem aralıksız 25 yıl devam ederse; bu insanların davranış bozukluğu içine girmesi ve bir anlamda çıldırması için bütün şartlar oluşmuş demektir.

Okumuşunuz .Kafa yormuşsunuz. İyi bir iş sahibi olmuşsunuz ve görevinizi bihakkın en iyi şekilde yerine getiriyorsunuz . Yaşınız ve tecrübenizle beraber sorumluluğunuz ve mevkiiniz ilerliyor. Çocuklarınızın tahsili ve yaşınızın gereği sağlık masraflarınız artıyor. Üretime katkınızın daima artmasına rağmen elinize geçen para ile herzaman daha az şey alabiliyorsunuz. Yine bu durum tam yirmi beş yıldır hep geriye doğru devam ediyor. Yeni yetişen kuşaklar geleceğini sizde görerek karamsarlığa kapılıyorlar ve siz onlara bu durumu bütün iyiniyetinize, doğruluğunuza ve vatanseverliğinize rağmen izah edemiyorsunuz. Ve bu millet hala bu yükün altında yaşamaya devam ediyor. Bu ne güç .Bu ne büyük millet yarabbim. Bu ne üstün kültür değerleridir ki hala dimdik ayakta. Avrupalı ve Amerikalı bakıyor. Şaşıyor. Çünkü bu gördüklerinin onların aldığı kültürde yeri yok.

Çok basit bir istatistik değerlendirmesi ile anarşi ve terör faliyetlerinin , PKK, HİZBULLAH gibi terör örgütlerinin orjinlerine ve destek buldukları yerlere bakıldığında; hep milli gelirden en az pay alabilen Doğu ve Güneydoğu Anadoludan olması basit bir rastlantı değildir. İş yok. İşsiz çok. Üretim var, alıcı yok . Satıcı var. Alıcıda var; ama alıcıda alacak para yok . Peki ne olacak bunun sonu.? Doğal olarak bunun sonu toplumsal patlamadır. Peki neden patlamıyor bu insanlar ? Oda milli kültüründen ve devlete olan binlerce yıllık saygıdan kaynaklanıyor. Peki yönetim ne yapıyor. "Bunların nasıl olsa sesleri çıkmıyor o halde zamma devam edelim"diyor. Zam çare oluyormu ?.Bugüne kadar olmuşmu ? 20 senedir neyi zamla düzeltebilmişler ? .Hiçbirşeyi....

Deprem oldu; afetler birbirini kovaladı. Vatandaş olanını - bitenini verdi. Bütün gücüyle afetzedelerin yardımına koştu. Türk birlik ve beraberliğinin en güzel örneklerini sergiledi. Verdiği verginin aynısın, hiç kazanmadığı halde bir daha verdi. Ne oldu alınan paranın 5 katı bir kalemde , 5 bankanın içini boşattırarak birkaç kişiye verildi. Bunu saklamanız ve vatandaşa izah edebilmeniz mümkün değil. .500 TELEVİZYON ve 1500 RADYONUN GÜNDE 24 SAAT YAYIN YAPTIĞI DEMOKTATİK BİR ÜLKEDE ARTIK MAZERETLERİNİZİ ÇOK DİKKATLİ HAZIRLAMALISINIZ Bunu yapamazsanız. Yarın herşey meydana çıktığında üzülürsünüz. Mecliste muhalafetin bulunmaması sizi sevindirmesin en büyük muhalefet sokaktaki sessiz kitledir. Onun sesi iyi duyulmalı ve nabzı iyi ölçülmelidir.

Psikolojik açıdan insanımızın zamlara dayanma gücü son haddine ulaşmıştır. ZAM haberini duyan sokaktaki sade ve sessiz çoğunluk adeta parlamaktadır. İnsanlar; kendisinin , ailesinin ve cocuklarının sadece bugününü değil yarınınıda düşünmek ve bunun hesaplarını bugünden yapmak zorundadırlar. 30 sene önce emekli olan 30 yıllık bir işçi ve memur kendi başını sokabileceği sosyal mevkiine yakışır bir ev alabiliyordu. Ve kendinede biraz para kalıyordu. Bugün en yüksek dereceli emekli memur ev değil, oda bile alamıyor. İşte bu çok basit gibi görünen konu bu insanı hayata küstürüyor. Sağlığını bozuyor ve iş verimini düşürüyor. Namusuyla çalışınca böyle oluyor. O halde ne yapacak. Normal dışına taşacak.Bu sefer onlar kazanıyor.Yapamayanlar bir kat daha kahroluyor. Bu yara giderek büyüyor. Bu yaranın tedavi zamanı gelmiştir ve hatta geçmiştir.

Sonuç olarak; ülkemizde arkasında meclisin, yani bir bakıma halkın çoğunluğunun desteğini almış bir iktidar vardır. Milletimiz hala kendilerine büyük güven beslemektedir. Sayın büyüklerimiz; toplumumuzu iyi incelesinler. Hala bu toplumu rehabilite edebilme şansları vardır. Sosyal olayların uzun sürecek olan tedavileri yöneticilerimizin yönetim maharetlerini ortaya koymaları için önemli bir fırsattır.

Durdurun bu zam furyasını. Kazanın insanlarımızı . 

Bunu yapacak güçte ve sayıda sınız . Yeter ki inanın.



http://www.kumkale.net/yazi.asp?id=18

************


3 Kasım 2018 Cumartesi

TSK YA SAVAŞ AÇTILAR SİYONİZMDEN TÜRKİYE İÇİN BAŞKA SİNSİ PLAN

TSK YA SAVAŞ AÇTILAR SİYONİZMDEN TÜRKİYE İÇİN BAŞKA SİNSİ PLAN

AMAÇ TÜRK ORDUSUNA KARŞI PSİKOLOJİK SAVAŞ!!!

SİYONİZME HİZMET EDEN, VATAN HAİNİ MAŞALARINI KULLANARAK; TÜRK ORDUSUNU KARALAYAYIP, YIPRATMAK!!!

BU BÖLÜMÜ DAHA İYİ  ANLAMAK İÇİN OKUMANIZI ÖNERDİĞİMİZ SAYFA:
TÜRKİYE'NİN MASONİK-SİYONİST DÜZEN'DEKİ YERİ

"DERİN DEVLET" DEDİKLERİ 
M.Kemal SALLI
28 Haziran 2007


Dr. Kumkale, gazetemizde yazdigi makalelerde ve Beynimizi Kimler Nasil Yönetiyor adli kitabinda, güçlü ülkelerin ele geçirmeyi hedefledikleri ülkelere karsi uyguladiklari psikolojik savas yöntemlerini ve Türkiye'de bu saldirilari bosa çikarma amaciyla yapilan çalismalari ayrintilari ile anlatiyor.

 ...

 DR. KUMKALE, Psikolojik Harekât'in bir ülke için ne kadar önemli oldugunu taze bir örnekle, "Kurtlar Vadisi Irak" filmi örnegi ile anlatiyor. Hepimizi heyecanlandiran, biraz da yüregimizi soguttugunu sandigimiz bu film, aslinda, Türk Silahli Kuvvetlerini güçsüz, beceriksiz göstermeyi hedefleyen küresel psikolojik harekâtçilarin- kendi açilarindan- basarili bir uygulamasidir. Türk ordusunun 11 seçkin askerinin yapamadigini Polat Alemdar ve üç arkadasi kolayca becerebilmektedir! Süleymaniye'de 11 seçkin askerinin basina çuval geçirilmekle, ordu-millet karakterindeki insanlarin gururu kirilmaktadir. Milletin bilinçaltindaki o abidenin, a sahane imajin, senaryosu ustaca kurgulanmis bir filmle dinamitlenmesi gibi, Hrant Dink'in katilinin iki güvenlik mensubu arasinda çekilen bayrakli görüntülerinin TGTR ekranlarinda tekrar tekrar gösterilmesi, diger televizyon kanallarina bedelsiz verilmesi de ayni psikolojik savasin bir baska uygulamasidir. 

 "Iste PSIKOLOJIK HAREKÂT budur. Iyi planlanip, uzman kisilerce uygulandiginda basarisi katlanarak büyümektedir.

 "Derin devlet kavramiyla aslinda hedef alinan, derin devlet suçlamasiyla milletin gözünden düsürülmek istenen birim, Türk Silahli Kuvvetler bünyesinde görev yapan Özel Kuvvetler Komutanligi'dir." 

 Genelkurmay Baskanligi'na bagli olarak görev yapan Özel Kuvvetler, yapacaklari çok özel görevler nedeniyle, çok özel sekilde yetistirilen seçkin askerlerden olusur. 

 "Özel Kuvvetler; ülkemizin herhangi bir düsman bölgesi düsman isgali altina girdigi takdirde, bu topraklarda kalan Türkler tarafindan düsman kuvvetlerine karsi örgütlü ve planli olarak karsi konulmasi ve cephe gerisinde uygulayacagi gerilla eylemleri ile düsmana azami zarar verdirilmesi için baris zamaninda yapilacak hazirliklari yürüten askeri bir birliktir. 

 Çok seçkin subay-astsubay ve uzman personelden olusan birlik, yukarda belirttigim ana görevi disinda, yurtiçinde herhangi bir askeri birligin kabiliyetini asan özel görevleri de yerine getirir. Uçak kaçirmalar, sabotajlar, anarsi ve terör örgütlerine karsi düzenlenecek nokta operasyonlarinda basari ile görev alan Özel Kuvvetler, halk arasinda 'bordo bereliler' olarak isim yapmislardir. Bu birliklerde görev alma ayricaligina erismis rütbeli personelin, kamuoyu nezdinde, kendilerine ve ailelerine gurur verecek hakli, üstün bir yeri vardir." 

 Özel Kuvvetler, 12000 yillik tarihimizin her asamasinda, Cumhuriyet öncesinde de, Cumhuriyet sonrasinda da, degisik ad ve yapilanmalarla, Türk'ün yurt edindigi genis cografyalarin her parselinde etkin görevler üstlenmislerdir. Daha sonralari tümen seviyesinde örgütlenen Özel Kuvvetler, özel durumlarda savasma konusunda, dünyanin en iyi yetistirilmis askeri gücü oldugunu defalarca kanitlamistir. 

 Küresel gücün BOP kapsamindaki cografyada yapmayi düsündügü uygulamalar önündeki en büyük engel, Türk Silahli Kuvvetleri ve özellikle TSK bünyesinde görev yapan Özel Kuvvetler'dir. Kurulus amaci ve görevleri yasalarla belirlenen Özel Kuvvetler'in, her türlü yasa disi olaylari planlayan bir suç örgütü olarak gösterilmesi, küresel çapta planlanmis bir Psikolojik Harekât'tir.

 Dr. Kumkale, Beynimizi Kimler Nasil Yönetiyorlar adli kitabinda, "düsmanlarimizin bizi bizden iyi tanidiklarini, bu yüzden ünü dünyaya yayilmis güçlü Türk ordusu ile çatisma riskine girmeden", kaleyi içten fethetme usullerini kullandiklarini vurgulayarak, "Bunun da adi psikolojik savastir" diyor. 

 "Aslinda bu etkili ve endirekt olarak hedefe giderek basarili sonuçlar alinmasi kaçinilmaz olan bu savas sekli yeni ve bilinmeyen bir sey degildi. 

 Dünyanin en eski savas metotlarindan biri olan psikolojik savas (psikolojik harekât) insanlik tarihinin bilinen en eski devirlerinden beri kullaniliyordu ve hedefi dogrudan insan beyinleriydi." 

 (...) "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulus dönemlerinden baslamak üzere, Türk halki üzerinde acimasiz ve sinsi psikolojik savas taktikleri uygulanmaktadir. Toplumun bütün kesimleri bu acimasiz ve sinsi fakat çok tesirli savasin etkisi alanindadir."

 (...)"Insanlarimizin beyinleri, bilinçli sekilde sürdürülen planli ve programli yikici propagandanin bütün saldirilarina karsi korumasiz birakilmistir. Sonunda, dünyanin kendi kendine yetebilen birkaç ülkesinden biri olan, 600 yil dünyaya hükmetmis bir dünya devleti olusturan Türk milleti, kendi kendini yönetemez duruma gelmistir." 

 (...) "Dünyayi yeniden yapilandirmak için birçok proje üretip bunlari birbiri pesi sira yürürlüge sokan küresel güçler, bulundugumuz cografyada bizim gibi potansiyele sahip güçlü bir ülke istememektedir." 

 Bu hedefin önünde en büyük engel olarak Türk Silahli Kuvvetleri görülmektedir. O nedenle, toplumu sarsan her olumsuz gelisme, "derin devlet" suçlamasi ile ordu ile iliskilendirilmeye çalisilmaktadir. 

 Dr. Kumkale, ordumuzu yipratmaya yönelik Psikolojik Harekat'in argümanlarini söyle özetliyor: 

 "*Asker mafyalasmistir. Faili meçhul cinayetlerde parmagi vardir.

 *Ordu içinde çeteler vardir ve bunlar kendi baslarina buyruk illegal isler yapmaktadir. 

 *Bazi ordu mensuplari, kara para aklama, uyusturucu ve silah ticaretine bulasmistir. Bu isleri, ordu içindeki görev geregi olan gizli çalisan birimler, gizlilik ve dokunulmazlik örtüsü altinda yapmaktadir." 

 Jeo-politik konumu ve tarihsel mirasi nedeniyle yasadigimiz topraklar ve de bizler her zaman küresel güç olma iddiasinda olanlarin boy hedefi olmusuzdur. 

 5 bin devletçikten olusan yeni bir dünya haritasi olusturma pesinde olanlar, Türk Silahli Kuvvetlerini yipratmak için her firsati degerlendirmek isteyeceklerdir.

 SON ZAMANLARDA GIDEREK DERINLESEN "DERIN DEVLET" TARTISMALARININ ARKASINDAKI GERÇEKLERI GÖREBILMEK IÇIN, DR.TAHIR TAMER KUMKALE'NIN YAZILARINI, ÖZELLIKLE DE "BEYNIMIZI KIMLER VE NASIL YÖNETIYORLAR" ADLI KITABINI OKUMALIYIZ, OKUTMALIYIZ.  

 Medyamizin yabanci sermayenin eline geçmesinde bir sakinca görmeyenlere, rekabet ortaminin kalitenin yükselmesini saglayacagini savunanlara sormak isteriz: Hirant Dink'in öldürülmesinin ardindan, "derin devlet" tartismalarin, TGRT ekranlarinda defalarca yayinlanan ve diger kanallara ücretsiz servis edilen o malum görüntüler esliginde derinlesmesinin nedeni nedir? 

 Dikkat etmissinizdir, medyamizda derin devleti dillerine dolayip demokrasi özürlü oldugumuzu savunanlar, varliklarini yüzyillar boyu sürdürebilmis olan devletlerin yapilanmalarindan, bas taci ettikleri devlet geleneginden hiç söz etmiyorlar. Adi ne olursa olsun, Almanya'da, Fransa'da, Ingiltere'de, Amerika'da... bir derin devlet yapilanmasi yok mu? 

 Olmaz olur mu, elbette var. Var, ama Saros beslemesi bu 'embedet' kalemsörlerin gerçekleri anlatmak gibi bir kaygilari yok ki. Onlarin asli görevleri gerçekleri çarpitmak, beyin yikayicilara usaklik etmek. 

 Süper Güç'ün yörüngesine girmis medyanin yani sira, iktidar ve muhalefet arasinda da bilinçsizce sürdürülen "çetelesme" suçlamalarinin tozu dumani arasinda gerçekleri görebilmek, ne yazik ki mümkün olamiyor. 

 Peki neler oluyor, nedir bu derin devlet- kotr gerilla tartismalarinin gerçek yüzü? 

 "Derin devlet" suçlamalarinin asil hedefi ne, kimler, ne yapmak istiyorlar? Oyunun gerçek yüzünü göremeyenler, bilerek ya da bilmeyerek bu kurgulamanin bir figürani haline nasil geliyorlar? 

 Sorular, sorular, sorular... 

 Ülkesini seven herkesin gerçek yanitini bulmak için can attigi sorular... 

 Peki, karanlikta kalmaya mahkûm muyuz; derin devlet tartismalarini bos gözlerle mi seyredecegiz? "Derin devlet" saldirilari ile ne yapilmak isteniyor, bilemeyecek miyiz? 

 Hayir; çok sükür ki bir bilgemiz, ömrünü bu ülkede yasayan insanlarin mutluluguna adamis bir vatansever yazarimiz, emekli olduktan sonra bilgilerini, birikimlerini vatandaslariyla paylasabilmek için gece gündüz çalisan bir kurmay albayimiz var.  


Dr.Tahir Tamer Kumkale. 

 Taniyorsunuz onu: Dr.Tahir Tamer Kumkale. 

 Dr. Kumkale, gazetemizde yazdigi makalelerde ve Beynimizi Kimler Nasil Yönetiyor adli kitabinda, güçlü ülkelerin ele geçirmeyi hedefledikleri ülkelere karsi uyguladiklari psikolojik savas yöntemlerini ve Türkiye'de bu saldirilari bosa çikarma amaciyla yapilan çalismalari ayrintilari ile anlatiyor. 

 Dr. Kumkale, zamanin Genelkurmay Baskani Org. Nurettin Ersin'in yönlendirmesi ile, Türkiye'de psikolojik harekat çalismalarini yönetip yönlendirecek olan Toplumla Iliskiler Baskanligi'nin (TIB) kurulusunda, Binbasi Oguz Kalelioglu ile birlikte çalismistir. 11Kasim 1983'te, Anayasa'nin 118'inci maddesine göre 294 sayili yasa ile kurulan ve daha sonralari Toplumla Iliskiler Baskanligi adini alacak olan Psikolojik Harekât Teskilati'nin ilk baskani, Tuggeneral Dogan Bayazit'ti. 

 21 yil hizmet görmüs ve uyguladigi Psikolojik Harekât Planlari ile ülkemize yönelik saldirilari gögüslemis ola teskilat, AB uyum sürecinde 2003 yilinda kapatilmistir! 

 DR. KUMKALE, Psikolojik Harekât'in bir ülke için ne kadar önemli oldugunu taze bir örnekle, "Kurtlar Vadisi Irak" filmi örnegi ile anlatiyor. Hepimizi heyecanlandiran, biraz da yüregimizi soguttugunu sandigimiz bu film, aslinda, Türk Silahli Kuvvetlerini güçsüz, beceriksiz göstermeyi hedefleyen küresel psikolojik harekâtçilarin- kendi açilarindan- basarili bir uygulamasidir. Türk ordusunun 11 seçkin askerinin yapamadigini Polat Alemdar ve üç arkadasi kolayca becerebilmektedir! Süleymaniye'de 11 seçkin askerinin basina çuval geçirilmekle, ordu-millet karakterindeki insanlarin gururu kirilmaktadir. Milletin bilinçaltindaki o abidenin, a sahane imajin, senaryosu ustaca kurgulanmis bir filmle dinamitlenmesi gibi, Hrant Dink'in katilinin iki güvenlik mensubu arasinda çekilen bayrakli görüntülerinin TGTR ekranlarinda tekrar tekrar gösterilmesi, diger televizyon kanallarina bedelsiz verilmesi de ayni psikolojik savasin bir baska uygulamasidir.

 "Iste PSIKOLOJIK HAREKÂT budur. Iyi planlanip, uzman kisilerce uygulandiginda basarisi katlanarak büyümektedir. 

 "Derin devlet kavramiyla aslinda hedef alinan, derin devlet suçlamasiyla milletin gözünden düsürülmek istenen birim, Türk Silahli Kuvvetler bünyesinde görev yapan Özel Kuvvetler Komutanligi'dir." 

 Genelkurmay Baskanligi'na bagli olarak görev yapan Özel Kuvvetler, yapacaklari çok özel görevler nedeniyle, çok özel sekilde yetistirilen seçkin askerlerden olusur. 

 "Özel Kuvvetler; ülkemizin herhangi bir düsman bölgesi düsman isgali altina girdigi takdirde, bu topraklarda kalan Türkler tarafindan düsman kuvvetlerine karsi örgütlü ve planli olarak karsi konulmasi ve cephe gerisinde uygulayacagi gerilla eylemleri ile düsmana azami zarar verdirilmesi için baris zamaninda yapilacak hazirliklari yürüten askeri bir birliktir. 

 Çok seçkin subay-astsubay ve uzman personelden olusan birlik, yukarda belirttigim ana görevi disinda, yurtiçinde herhangi bir askeri birligin kabiliyetini asan özel görevleri de yerine getirir. Uçak kaçirmalar, sabotajlar, anarsi ve terör örgütlerine karsi düzenlenecek nokta operasyonlarinda basari ile görev alan Özel Kuvvetler, halk arasinda 'bordo bereliler' olarak isim yapmislardir. Bu birliklerde görev alma ayricaligina erismis rütbeli personelin, kamuoyu nezdinde, kendilerine ve ailelerine gurur verecek hakli, üstün bir yeri vardir." 

 Özel Kuvvetler, 12000 yillik tarihimizin her asamasinda, Cumhuriyet öncesinde de, Cumhuriyet sonrasinda da, degisik ad ve yapilanmalarla, Türk'ün yurt edindigi genis cografyalarin her parselinde etkin görevler üstlenmislerdir. Daha sonralari tümen seviyesinde örgütlenen Özel Kuvvetler, özel durumlarda savasma konusunda, dünyanin en iyi yetistirilmis askeri gücü oldugunu defalarca kanitlamistir. 

 Küresel gücün BOP kapsamindaki cografyada yapmayi düsündügü uygulamalar önündeki en büyük engel, Türk Silahli Kuvvetleri ve özellikle TSK bünyesinde görev yapan Özel Kuvvetler'dir. Kurulus amaci ve görevleri yasalarla belirlenen Özel Kuvvetler'in, her türlü yasa disi olaylari planlayan bir suç örgütü olarak gösterilmesi, küresel çapta planlanmis bir Psikolojik Harekât'tir. 

 Dr. Kumkale, Beynimizi Kimler Nasil Yönetiyorlar adli kitabinda, "düsmanlarimizin bizi bizden iyi tanidiklarini, bu yüzden ünü dünyaya yayilmis güçlü Türk ordusu ile çatisma riskine girmeden", kaleyi içten fethetme usullerini kullandiklarini vurgulayarak, "Bunun da adi psikolojik savastir" diyor. 

 "Aslinda bu etkili ve endirekt olarak hedefe giderek basarili sonuçlar alinmasi kaçinilmaz olan bu savas sekli yeni ve bilinmeyen bir sey degildi. Dünyanin en eski savas metotlarindan biri olan psikolojik savas (psikolojik harekât) insanlik tarihinin bilinen en eski devirlerinden beri kullaniliyordu ve hedefi dogrudan insan beyinleriydi." (...) "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulus dönemlerinden baslamak üzere, Türk halki üzerinde acimasiz ve sinsi psikolojik savas taktikleri uygulanmaktadir. Toplumun bütün kesimleri bu acimasiz ve sinsi fakat çok tesirli savasin etkisi alanindadir." 

 (...)"Insanlarimizin beyinleri, bilinçli sekilde sürdürülen planli ve programli yikici propagandanin bütün saldirilarina karsi korumasiz birakilmistir. Sonunda, dünyanin kendi kendine yetebilen birkaç ülkesinden biri olan, 600 yil dünyaya hükmetmis bir dünya devleti olusturan Türk milleti, kendi kendini yönetemez duruma gelmistir." 

 (...) "Dünyayi yeniden yapilandirmak için birçok proje üretip bunlari birbiri pesi sira yürürlüge sokan küresel güçler, bulundugumuz cografyada bizim gibi potansiyele sahip güçlü bir ülke istememektedir." 

 Bu hedefin önünde en büyük engel olarak Türk Silahli Kuvvetleri görülmektedir. O nedenle, toplumu sarsan her olumsuz gelisme, "derin devlet" suçlamasi ile ordu ile iliskilendirilmeye çalisilmaktadir. 

 Dr. Kumkale, Ordumuzu yipratmaya yönelik Psikolojik Harekat'in Argümanlarini söyle özetliyor:
 "*Asker Mafyalasmistir. Faili Meçhul cinayetlerde parmagi vardir. 

 *Ordu içinde çeteler vardir ve bunlar kendi baslarina buyruk illegal isler yapmaktadir. 

 *Bazi Ordu mensuplari, kara para aklama, uyusturucu ve silah ticaretine bulasmistir. Bu isleri, ordu içindeki görev geregi olan gizli çalisan birimler, gizlilik ve dokunulmazlik örtüsü altinda yapmaktadir." 

 Jeo-politik konumu ve tarihsel mirasi nedeniyle yasadigimiz topraklar ve de bizler her zaman küresel güç olma iddiasinda olanlarin boy hedefi olmusuzdur. 5bin devletçikten olusan yeni bir dünya haritasi olusturma pesinde olanlar, Türk Silahli Kuvvetlerini yipratmak için her firsati degerlendirmek isteyeceklerdir. 

 Neler yapilmak istendigini, bizim neler yapmamiz gerektigini bilebilmek için, Tahir Tamer Kumkale'nin Pegasus Yayinlari'nda çikan Beynimizi Kimler Nasil Yönetiyorlar kitabini mutlaka okuyalim.

 KÜPE 

 Hepimizi ciddi bir tehdit altinda birakan küresel psikolojik saldiri ortaminda "beynimize sahip olabilmek için; yeterli ve dogru bilgilerle donanmis, sadece maddeyi degil, beraberinde milli suuru da özümsemis nesiller yetistirmek mecburiyetindeyiz. Aksi halde, eski de olsa gelisen teknoloji ile sinirsiz güce ulasan psikolojik savas ve onun en güçlü silahi olarak bilinen propagandanin hedefi ve magduru olmaktan kurtulamayiz. 


 Dr. Veysel GANI 

http://www.oncevatan.com.tr/Detay.asp?Yazar=3&yz=9692&sayfa=5


https://akpyalani.tr.gg/TSK-YA-SAVAS-ACTILAR.htm



***