Dimitris Hriftosyas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dimitris Hriftosyas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2019 Salı

TÜRKİYE’NİN KIBRIS POLİTİKASI 2009 BÖLÜM 4

TÜRKİYE’NİN KIBRIS POLİTİKASI 2009  BÖLÜM 4





Kuzey ekonomisinin, izolasyonların bir tarafa bırakılarak Türkiye’ye muhtaç olmayacak şekilde kendi ayaklarının üzerinde durmasının sağlanması gerekmektedir. Ciddi bir üretim ekonomisi oluşturulmazsa izolasyonların kalkmasının hiçbir anlamı olmayacak, dışarıya dönük beklenen mal satışı gerçekleşmeyecektir. KKTC’de 2008 sonu itibariyle kişi başına gelirin 12 bin doların üzerine çıkması, milli gelirin son 5 yılda dört kat artarak 3,5 milyar dolara ulaşması ve 1000 kişiye 700 araç düşmesi yanıltıcı olmamalıdır. 
Gelir Türkler arsında eşit dağılmış değil, yüksek gelir düzeyi kriz nedeniyle hızla erimekte, yabancıya konut satışları durmuş durumda, yeni turizm girişi yok, altı özel üniversite yeni öğrenci kayıtlarından memnun değildir. Türkiye KKTC’ye yönelik olarak balık sayısını artırırken balık tutma konusunda hiçbir şey yapmamıştır, yaptığı dış yardımı 2009’da neredeyse üç kat artırarak 600 milyon dolara çıkarmış ama bu da yeterli olmamıştır.115 Başbakan Eroğlu, iktidara geldiklerinde bütçeyi sorunlu bulduklarını ve ödemek durumunda oldukları 
borçlar için gidecek başka yerleri olmadığından mecburen kredi taleplerini Türkiye’ye yönelttiklerini açıklamıştır.116

Sonuç

Komşularıyla sorunları çözme ve bölgesinde istikrarı hakim kılma konusunda kararlı davranan AK Parti hükümeti, Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki görüşmelere de destek vermiş ve hatta anlaşmanın bir an önce hazırlanıp 2009 yılında referandumlara götürülmesi gerektiğini belirtmiştir. Türk liderler, Kıbrıs Türk tarafının görüşme masasında ayak diretmeyen taraf olarak kalmasını ve çözümsüzlüğün faturasının Türk tarafına kesilmemesini hayati derecede önemli görmüşlerdir. Rum tarafının, görüşmeleri mümkün olduğunca uzatma ve anlaşma taslağının çıkartılarak referandumlara gidilmesini engelleme eğilimi ortadadır. Rum liderler, Türk tarafı bütün isteklerini kabul etse bile ortaya çıkan çözümün referandumda kendi halkları tarafından kabul edilmeyeceğini bilmektedirler. Bu yüzden hukuki çerçevede mahkemeler aracılığıyla Türk tarafını sıkıştırma ve Türkiye’nin AB üyeliğini zora sokma yoluyla Türk tarafını 
masadan kaçırmanın ve çözümsüzlüğü ona yıkmanın hesabını yapmaktadırlar. Böyle bir ortamda Türk yetkililer, temel kırmızı çizgilerini muhafaza ederek bazı fedakarlıklarla Rumların kabul etmeyeceğini bildikleri bir çözüme destek verme eğilimi içinde olmuşlardır. Aslında AK Parti’li liderlerin bu çerçevedeki hesabı, kendilerinin sorumlu olmadığı bir çözümsüzlük sonrasında KKTC’nin uluslararası 
alanda tanınmasının ve dışlanmışlığının kırılmasının yollarını aramak ve en kötü ihtimalle Tayvan modelini uygulamaya koymaktır.


Gerçekten toplum liderleri arasındaki görüşmelerde zaman faktörü aleyhte işlemesine rağmen kötü hatıraları geçmişe gömecek bir ilerleme, bir kısır döngüyü kırma durumu ortaya çıkmamıştır. Güven artırıcı önlemlerde ümit vaat edici adımlar atılmış ve AB, ekonomi ve yönetim ve güç paylaşımı gibi temel konularda belli ilerlemeler sağlanmış gözükmektedir. Toprak konusunda da belli bir pazarlığın kotarılacağı hesap edilebilir. Ancak ortaya çıkarılacak federal hükümetin yetkilerinden önce Türk temsilcilerin kendi halkları tarafından 
seçilmesi durumu üzerinde anlaşmaya varılamamış ve böylece federal hükümet in Rumların eline geçmesi olasılığı ortadan kaldırılamamıştır. 

Mülkiyet konusu kördüğüm halinden kurtarılamamıştır. Rumların eski topraklarına dönmeleri konusundaki ısrarları, iki kesimliliği engelleyici ve ileride Türk devletini fiilen ortadan kaldırıcı niteliktedir. Güvenlik ve garantiler konusunda ise Türk tarafının 1960 anlaşmalarının devamını ve Türkiye’nin garantörlüğünü vazgeçilmez görmesine Rum tarafı karşı çıkmaktadır. Çözümsüzlüğün kaçınılmaz kader göründüğü bir ortamda Türk tarafının fatura kesilen taraf durumuna düşmemesine özen göstermesi büyük önem taşımaktadır.

Kıbrıs sorunu Türkiye’yi belki en fazla AB’yle ilişkileri bağlamında etkilemektedir. Türk yetkililer, Türkiye’nin AB üyeliğiyle Kıbrıs sorunu arasında bir bağ olmadığını iddia etseler de kısa vadede limanların ve havaalanlarının Rum kesimine açılması ve uzun vadede Rum yönetimini tanıma bakımından sorun Türkiye’nin AB üyeliği konusunda bir şarta dönüştürülmüştür. Sorundan ayrı olarak Türkiye ile AB arasında ilişkilerin iyi gitmediği ortadadır. Örneğin Fransız Devlet Başkanı Sarkozy, Türkiye’nin tam üyeliğine karşı olduğunu açıkça söyleyip tam üyelikle ilişkisi olduğunu düşündüğü görüşme fasıllarının açılmasına izin vermemektedir. Böyle bir ortamda Türk hükümeti, Kıbrıs Türklerine yönelik izolasyonların kaldırılmadığı için Ek Protokolü uygulamaya koymayı reddetmiştir. En üst düzeyde Türkiye’nin AB ile Kıbrıs arasında seçime zorlanması halinde Kıbrıs’ın tercih edileceği ve görüşmelerin bir sonuca ulaşması sonsuza kadar beklenmeyeceği açıklanmıştır. Türkiye’yi bu rahatlığa iten de AB’nin minimum düzeye inmiş ilişkileri daha da kötüye götürmeyi göze alamayacağı düşüncesidir. Nitekim AB, Aralık ayında daha önceden öngördüğü şekilde Ek Protokolü uygulamayan Türkiye’ye ek yaptırımlar uygulama kararı vermeyerek Rum kesimini hayal kırıklığına uğratmıştır. AB’nin en önemli iki ülkesinin açıkça 
Türkiye’nin AB üyeliğine karşı oldukları bir dönemde Türk hükümetinin, Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların kaldırılmaması karşısında Ek Protokolü uygulamaması, böylece 8 faslın açılmamasını göze alması pek olağan dışı bir tutum olarak gözükmemiştir. Ancak Rumlar ve AB karşısında pozisyon üstünlüğünü ele geçirme adına söz konusu adımın atılması da Türkiye için pek maliyetli olmayacaktır. Önemli olan, adımın uygun bir konjonktürde atılıp ondan maksimum faydanın sağlanmasıdır.

Türkiye’nin Kıbrıs Politikası 2009 Kronoloji,

16 Ocak Kıbrıs Türk tarafı ile Rum kesimi arasındaki yönetim ve güç paylaşımı konusunun görüşülmesi tamamlanmıştır.

16-18 Ocak KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kurucularından olduğu Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetiminin (TÜRKSOY) 15. Yıl kutlama etkinliklerine katılmak üzere Ankara’yı ziyareti kapsamında T.C. Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı ve Dışişleri Bakanı ile görüşmüştür.

28 Ocak Her iki kesimin liderleri birbirlerine mülkiyet konusunda pozisyonlarını içeren resmi belgeleri sunmuşlardır.

4-5 Şubat Dışişleri Bakanı Ali Babacan KKTC’ye resmi bir ziyarette bulunmuş ve Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Soyer ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’yla görüşmüştür.

6 Şubat KKTC Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başkanlık Divanı heyetiyle birlikte Ankara’ya yaptığı resmi ziyaret çerçevesinde Başbakan Erdoğan, TBMM Başkanı Toptan ve TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Mehmet Sağlam’la görüşmüştür.

12-13 Şubat KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Ankara’yı ziyaret ederek Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’le görüşmüştür.

11 Mart Türk ve Rum tarafı, AB konusunu ele alınmaya başlamışlar ve konunun teknik boyutları da teknik uzmanlara devredilmiştir.

13 Mart KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli sivil toplum örgütleriyle görüşmeler yapmak üzere Türkiye’ye yaptığı ziyaret kapsamında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la da biraraya gelmiştir.

6 Mayıs KKTC’ne günübirlik resmi bir ziyaret gerçekleştiren Dışişleri Bakanı Davutoğlu, temasları çerçevesinde, Cumhurbaşkanı 
Talat tarafından kabul edilmiş, Başbakan Derviş Eroğlu, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ü ziyaret etmiştir.

23-25 Mayıs Şam’da gerçekleştirilen İslam Dışişleri Bakanları Konferansında Türkiye’nin etkisiyle Kıbrıs sorunuyla ilgili karar alınmıştır. 
Kararda Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı kısıtlamaların uluslararası toplum tarafından ortadan kaldırılmasının önemine dikkat çekilmiştir.

11 Haziran TBMM Başkanı Köksal Toptan, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer’in davetlisi olarak KKTC’yi ziyaret etmiş ve Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Derviş Eroğlu ve Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer’le görüşmüştür.

11-13 Haziran KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Maliye ve Ekonomi Bakanları ile birlikte Başbakan Erdoğan’ın konuğu olarak Ankara’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. 

2 Temmuz Kıbrıs’lı iki lider toprak başlığının ilk okumasını tamamlamışlar ve gelecek 3-4 aylık görüşme programı üzerinde anlaşmışlardır.

13-14 Temmuz KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gerçekleştirdiği Ankara ziyareti kapsamında Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs’tan sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek ile Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’la görüşmeler gerçekleştirmiştir.

20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatı’nın 35. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen kutlamalara Türkiye’den Cumhurbaşkanlığını temsilen Genel Sekreter Mustafa İsen, TBMM’yi temsilen İdare Amiri ve Konya Milletvekili Orhan Erdem başkanlığındaki TBMM heyeti, Hükümeti temsilen Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek ile Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türk Silahlı Kuvvetlerini temsilen 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun katılmıştır.

6 Ağustos Kıbrıslı liderler görüşmelerin birinci turunu tamamladıklarında altı temel başlıktan üçünde (yönetim ve güç paylaşımı, AB ile ilişkiler, ekonomi) anlaşma sağlamışlar ve 30 ortak metin hazırlamışlardır.

31 Ağustos-1 Eylül Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın davetine icabetle KKTC’ne bir çalışma ziyareti gerçekleştirmiştir. Davutoğlu bu ziyaret çerçevesinde, Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Derviş Eroğlu ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’le bir araya gelmiştir. 

3 Ekim KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, AK Parti Kurultayı’na katılmak üzere Ankara’yı ziyaret etmiş ve Devlet Bakanı Sayın Cemil Çiçek ile görüşmüştür. 

7 Ekim Haftada ikiye çıkartılarak daha yoğun hale getirilen ikinci tur görüşmeleri başlamıştır. İlk görüşmede yönetim ve güç paylaşımı ile başkanlık, 21 Ekim’de dış ilişkiler, 22 Ekim’de mülkiyet, 27 Ekim’de federal hükümetin yetkileri ve 2 Kasım’da mülkiyette uygulanacak kriterler konuları ele alınmıştır.

22-24 Ekim Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, KKTC’ne bir çalışma ziyareti gerçekleştirmiş ve Cumhurbaşkanı Talat ile Başbakan Eroğlu tarafından kabul edilmiştir. Aynı tarihte KKTC Cumhurbaşkanı Talat, beraberinde Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ile birlikte Türkiye’ye bir çalışma ziyareti gerçekleştirerek Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile görüşmeler yapmıştır.

9 Kasım KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul’da düzenlenen 25. İSEDAK Toplantısı ve İSEDAK Ekonomi Zirvesi’ne katılmıştır.

15 Kasım KKTC’nin 26. Kuruluş Yıldönümü etkinliklerine T.C. Cumhurbaşkanlığını temsilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Sayın Mustafa İsen, TBMM’ni temsilen Başkan Vekili Sayın Sadık Yakut ve Hükümeti temsilen Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek katılmıştır.

19 Kasım Mülkiyet konusunda yakınlaşma metni tamamlanmış ve uzmanların incelemesi ve görüşmesi için hazır hale getirilmiştir.

19-21 Kasım KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Anadolu Genç İşadamları Derneği ve Erciyes Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği “Kıbrıs Müzakereleri ve Kıbrıs’ın Geleceği” konulu konferansa katılmak üzere Kayseri’yi ziyaret etmiştir.

30 Kasım-1 Aralık Ankara’ya bir çalışma ziyareti gerçekleştiren KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile ayrı ayrı görüşerek Kıbrıs’ta devam eden kapsamlı müzakerelere ilişkin istişarelerde bulunmuştur. 

2-4 Aralık KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, TBMM Başkanı Sayın Mehmet Ali Şahin’in davetine icabetle Türkiye’ye ilk resmi ziyaretini gerçekleştirmiştir. 

24-25 Aralık KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Başbakan Erdoğan’ın davetine icabetle Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ve Başbakanlık Müsteşarı Mustafa Tokay ile birlikte Türkiye’ye ziyaret gerçekleştirmişlerdir.

DİPNOTLAR;

1 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
   http://www.trncinfo.com, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2010.
2 ..................Talat’ın 23 Ocak 2009’da Kıbrıs Türk Mimar Mühendisler Odaları Birliğinde yaptığı konuşma, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
      http://www.trncinfo.com, 26 Ocak 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
3    http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
4 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 7 Ağustos 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010. Görüşmelerle ilgili bilgiler, 
   KKTC Dışişleri Bakanlığının web sayfasından derlenmiştir.
5 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 3 Eylül 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
6 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 3 Aralık 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
7 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 4 Aralık 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
8 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 21 Aralık 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
9 Tarık Oğuzlu, Turkey and the Cyprus Dispute: Pitfalls and Opportunities, SETA Policy Brief, Kasım 2009, No. 36, s. 5.
10 Mehmet Hasgüler, “Kıbrıs’ta Federasyon ve Dikilitaş,” http://www.usak.org.tr, 25 Eylül 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
11 Erdal Güven, “2. Tur Başlarken”, Radikal, http://www.radikal.com.tr, 6 Eylül 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
12 Erdal Güven, “KKTC’de seçime doğru (3)”, Radikal, 8 Nisan 2009.
13 Talat’ın Türk Ajansı-Kıbrıs muhabirine verdiği mülakat, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 14 Eylül 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
14 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 15 Ekim 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
15 ...................Avcı’nın Yeditepe Üniversitesi’nin uluslararası ilişkiler bölümü öğrencilerine verdiği konferans, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
http://www.trncinfo.com, 12 Mart 2009,   Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
16 Murat Köylü, “Kıbrıs’ta Çapraz Oy Polemiği”, http://www.21yyte.org, 14 Aralık 2009, 
Erişim Tarihi: 16 Ocak 2010; Gözde Kılıç Yaşın, “Kıbrıs’ta Hızlandırılan Müzakereler”, 
http://www.turksam.org, 12 Ocak 2010, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
17 “Hristofyas: Federasyon Kıbrıs’ta Zor”, 22 Aralık 2009, http://www.ntvmsnbc.com, 25 Aralık 2009.
18 “Hristofyas Talat’ı Kızdırdı: Arsızlık”, 30 Eylül 2009, 
      http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
19 .......................“Hristofyas: Türk Tezleri Değişmeli”, 10 Temmuz 2009, 
     http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
20 Cumhurbaşkanı Talat’ın KKTC televizyonlarında halka yaptığı sesleniş, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
     http://www.trncinfo.com, 29 Nisan 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
21 Çelebis’in Rum Politis gazetesine verdiği demeç, “Rum Yönetimi Karpaz’a Göz Dikti”, 16 Kasım 2009, 
    http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 25 Aralık 2009.
22 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
    http://www.trncinfo.com, 26 Ekim 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
23 .....................Türk Dışişleri Bakanlığının web sayfasında Kıbrıs’taki mülkiyet sorunu ve uluslararası mahkemeler önündeki davalarla ilgili değerlendirme, 
      Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
      http://www.mfa.gov.tr, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
24 “Rumlardan Trilyonluk Tazminat Davası”, 17 Aralık 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 25 Aralık 2009.
25 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 19 Ocak 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
26 ............................Talat’ın, Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın düzenlediği “Kıbrıs’ta Çözüm Süreci ve Son Gelişmeler” 
konulu konferansta yaptığı konuşma, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
http://www.trncinfo.com, 19 Şubat 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
27 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 26 Şubat 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
28 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 6 Mart 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
29 Talat’ın AB ve BM ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami’nin BRT1’de yayınlanan 
“Güne Günaydın” adlı programda yaptığı konuşma, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
http://www.trncinfo.com, 9 Kasım 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
30 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 20 Kasım 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
31 Harry Anastasiou, “Cyprus as the EU Anomaly”, Global Society, c. 23, n. 2, Nisan 2009.
32 ...............AİHM’nin KKTC’ye izinsiz geçiş yapan Rum vatandaşının KKTC mahkemesinde aldığı 
hapis ve para cezasıyla ilgili itirazını reddetmesi ve KKTC’de İnsan Hakları Sözleşmesine 
uygun görülebilecek bir hukuki çerçeve bulunduğuna hükmetmesi, bu konuda başka 
önemli bir örnek olarak verilebilir. KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.
trncinfo.com, 26 Şubat 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
33 Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.mfa.gov.tr, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
34 Gözde Kılıç Yaşın, “Müzakere Sürecinde KKTC’de Mülkiyet Davaları”, 
http://www.turksam.org, 1 Ağustos 2009, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2010.
35 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 6 Mayıs 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
36 “İki Rum’a 54 Milyon Lira”, 9 Kasım 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
37 ............İngiliz İstinaf Mahkemesi söz konusu davayı 2010 yılı içinde ATAD’ın görüşü doğrultusunda sonuçlandırmıştır.
38 “Orams Yargıcına Üstün Hizmet Madalyası!” 25 Haziran 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
39 Türk Dışişleri Bakanlığının görüşleri, Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.mfa.gov.tr, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
40 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 29 Nisan 2009, Erişim 
Tarihi: 17 Ocak 2010; KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 30 
Nisan 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
41 Talat’ın Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Kathimerini gazetesine verdiği demeç, KKTC Dışişleri 
Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 11 Mayıs 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
42 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 21 Ağustos 2009, Erişim 
Tarihi: 17 Ocak 2010.
43 Hristofyas’ın, Rum devlet kanalı RİK1’de yayımlanan açıklaması, “Hristofyas: Türk Tezleri 
Değişmeli”, 10 Temmuz 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
44 İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’ın, Atina’da yayımlanan To Vima gazetesine 
verdiği demeç; “Kıbrıs’ta Garantörlük Anlaşmadan Sonra”, 31 Mayıs 2009, http://www.
ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
45 Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün’ün ziyareti sırasında 
yaptığı açıklama, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 22 Mayıs 
2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
46 .................Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu’nun açıklaması, “Talat: İngiltere’nin Önerisini Görüşeceğim”, 
12 Kasım 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
47 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 5 Şubat 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
48 Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın açıklaması, ibid.
49 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 12 Mayıs 2009, Erişim 
Tarihi: 17 Ocak 2010.
50 Dışişleri Bakanı Özgürgün’ün ABD büyükelçisini kınayan açıklaması, KKTC Dışişleri 
Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 28 Mayıs 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
51 Anastasiou, “Cyprus as the EU Anomaly”.
52 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 9 Nisan 2009, Erişim Tarihi: 
17 Ocak 2010; KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 13 
Nisan 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
53 Dışişleri Bakanı Özgürgün’ün yazılı açıklaması, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
http://www.trncinfo.com, 26 Ağustos 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
54 .....................Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Yeditepe Üniversitesi’nde verdiği konferans, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
     http://www.trncinfo.com, 12 Mart 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
55 Yaşın, “Kıbrıs’ta Hızlandırılan Müzakereler”
56 Anastasiou, “Cyprus as the EU Anomaly”.
57 Mehmet Hasgüler ve Murat Özkaleli, “Rum Kesiminin Müzakere Stratejisi: Sıcak Patates,” 
http://www.usak.org.tr, 23 Haziran 2009, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2010.
58 .................Dışişleri Bakanı Kipriyanu’nun Korfu’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklama, 
    29 Haziran 2009, 
    http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
59 Cumhurbaşkanı Talat’ın 23 Ocak 2009’da Kıbrıs Türk Mimar Mühendis Odaları Birliği’nde yaptığı değerlendirme, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
     http://www.trncinfo.com, 26 Ocak 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
60 Ibid.
61 Mehmet Hasgüler, “Hristofyas ve Müzakere Heyetinin Anatomisi”, http://www.usak.org.tr, 16 Eylül 2009, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2010.
62 “Hristofyas’tan Türkiye-Hitler Benzetmesi”, 29 Ekim 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
63 “Rum Kesiminin Türkiye Vetosu Başarılı Olamadı”, 1 Aralık 2009, 
      http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 25 Aralık 2009.
64 “Hristofyas’tan KKTC Bayrağına: Hilkat Garibesi”, 23 Aralık 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 25 Aralık 2009.
65 Erdal Güven, “KKTC’de seçime doğru (2)”, Radikal, 17 Nisan 2009.
66 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 6 Ekim 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
67 Murat Köylü, “Kıbrıs 2015”, http://www.21yyte.org, 28 Aralık 2009, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2010.
68 “KKTC’den Erdoğan’a Mektup”, 2 Ekim 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
69 “Sivil Toplumdan Destek”, 15 Ekim 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
70 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 29 Ocak 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
71 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 31 Mart 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
72 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 13 Nisan 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
73 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 13 Mayıs 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
74 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 29 Haziran 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
75 “Kıbrıs’ta Liderlerden Zeytin Fidanı”, 15 Ekim 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
76 BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un raporu, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
http://www.trncinfo.com, 7 Aralık 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
77 Talat’ın Reuters’a demeci, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 9 Aralık 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
78 “Hristofyas: Türk Tezleri Değişmeli”, 10 Temmuz 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
79 Hugh Pope, “Kıbrıs’ta Çözüm İçin Kilit Ay Nisan,” The Wall Street Journal, 20 Ekim 2009, Radikal, 21 Ekim 2009.
80 Niyazi Kızılyürek, “Davutoğlu’nun “Doğu Akdeniz Vizyonu” Nasıl Okunmalı?”, http://
www.yeniduzen.com, 3 Haziran 2009, Erişim Tarihi: 18 Ocak 2010.
81 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 11 Kasım 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
82 Niyazi Kızılyürek, “Davutoğlu’nun ‘Doğu Akdeniz Vizyonu’ Nasıl Okunmalı?”, 
http://www.yeniduzen.com, 3 Haziran 2009, Erişim Tarihi: 18 Ocak 2010.
83 Oğuzlu, Turkey and the Cyprus Dispute: Pitfalls and Opportunities, ss. 3, 9, 10.
84 Oğuzlu, Turkey and the Cyprus Dispute: Pitfalls and Opportunities, s. 6.
85 Hasgüler, “Hristofyas ve Müzakere Heyetinin Anatomisi”.
86 Hasgüler ve Özkaleli, “Rum Kesiminin Müzakere Stratejisi: Sıcak Patates”.
87 Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın KKTC Cumhurbaşkanı Talat’la görüşmesinde yaptığı açıklama, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
http://www.trncinfo.com, 6 Şubat 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
88 ................Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün ile ortak basın toplantısında açıklaması, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
     http://www.trncinfo.com, 22 Mayıs 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010; Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun KKTC Cumhurbaşkanı 
     Talat’la ortak basın toplantısında açıklaması, 
     http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
89 ...................“KKTC Kuruluşunun 26. Yılını Kutluyor,” 15 Kasım 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 25 Aralık 2009.
90 “Kıbrıs Sorununda Son Tarih Nisan,” 5 Kasım 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 25 Aralık 2009.
91 Sami Kohen, “Yeni Kıbrıs Yaklaşımı”, Milliyet, 26 Haziran 2009.
92 .............Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün’ün ziyareti sırasında ortak basın toplantısında yaptığı açıklama, 
Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.mfa.gov.tr, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
93 ..........Türk Dışişleri Bakanlığının web sayfasında Kıbrıs’taki mülkiyet sorunu ve uluslararası mahkemeler önündeki davalarla ilgili değerlendirme, 
     Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
     http://www.mfa.gov.tr, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
94 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 16 Şubat 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
95 Anastasiou, “Cyprus as the EU Anomaly”
96 Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun Rum yönetimi lideri Hristofyas ile 
görüşmesinden sonra yaptığı açıklama, 25 Haziran 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
97 ............Verheugen’in KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklama, 
“Verheugen: AB’nin Avantajları KKTC’nin Hakkı,” 16 Haziran 2009, 
   http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
98 TEPAV, AB’nin Aralık 2009 Kararları Türkiye-AB Müzakere Sürecini Nasıl Etkiledi? 
TEPAV Değerlendirme Notu, Aralık 2009, s. 2.
99 20 Ekim 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16.11. 2009. Rum Dışişleri Bakanı 
Kipriyanu da AB üyeliği için Türkiye’nin Kıbrıs sorununu çözmek zorunda olduğunu 
söylemiştir; 29 Ekim 2009, http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
100 “Taahhütler Yerine Gelmezse Sorun Çıkarırız,” 25 Kasım 2009, 
http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 25 Aralık 2009.
101 Türkiye’nin 24 Ocak 2006 tarihli eylem planı için bkz. Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
http://www.mfa.gov.tr.
102 .................Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün’le ortak basın toplantısı, 
KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 22 Mayıs 2009, Erişim 
Tarihi: 17 Ocak 2010; Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun İngiltere Dışişleri Bakanı David 
Miliband’la ortak basın toplantısı, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
http://www.trncinfo.com, 9 Kasım 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
103 ................KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün’ün, AB Komisyon Başkanı Barroso’nun Türkiye’ye limanlarını Rum tarafına açması yönünde çağrıda bulunmasıyla ilgili açıklaması, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 29 Haziran 2009, Erişim Tarihi: 
17 Ocak 2010; KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın Reuters’a demeci, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://www.trncinfo.com, 9 Aralık 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
104 “Eroğlu hurriyet.com.tr’ye konuştu”, http://arama.hurriyet.com.tr, 13 Haziran 2009, Erişim Tarihi: 18 Ocak 2010.
105 .................Fatma Yılmaz Elmas, “İlerleme Raporunda Kıbrıs: Keskin İfadeler Yanıltmasın AB Kararsız!” 
http://www.usak.org.tr, 16 Ekim 2009, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2010.
106 TEPAV, AB’nin Aralık 2009 Kararları Türkiye-AB Müzakere Sürecini Nasıl Etkiledi? s. 3-4.
107 2007 yılında Fransa Devlet Başkanı Sarkozy, tam üyelikle ilgili oldukları gerekçesiyle beş faslı bloke edeceğini açıklamış ve diğer ülkeler müzakere çerçevesine aykırı olsa da bu Fransız tutumuna karşı çıkmamışlardı. Rum yönetiminin enerji başlığının açılmasını engellemesi gibi başka bir iki ülke de üç dört faslı siyasi gerekçelerle tıkamıştı. Kriz döneminin etkisiyle üç faslın açılması da mümkün olmayınca açılabilecek fasıl sayısı bire inmişti. Rum kesimi İsveç ve İngiltere’nin gayretleri sonucunda çevre faslının açılmasını engelleyemediğinde bile hayal kırıklığına uğramıştı. TEPAV, AB’nin Aralık 2009 Kararları Türkiye-AB Müzakere Sürecini Nasıl Etkiledi? s. 3.
108 “Rumlar AB Raporuna Tepkili”, 14 Ekim 2009, 
http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 16 Kasım 2009.
109 .........Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın yazılı açıklaması, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
http://www.trncinfo.com, 13 Mart 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
110 KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, 
http://www.trncinfo.com, 19 Mart 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
111 Dışişleri Bakanı Özgürgün’ün açıklaması, KKTC Dışişleri Bakanlığı Web Sayfası, http://
www.trncinfo.com, 8 Haziran 2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
112 “Avrupa’daki İlk Türk Üniversitesi”, 20 Aralık 2009, 
http://www.ntvmsnbc.com, Erişim Tarihi: 25 Aralık 2009.
113 Anastasiou, “Cyprus as the EU Anomaly”.
114 Umut Oran, “Açılımların gölgesinde Kıbrıs siyasetinin güncel fotoğrafı,” Radikal, 2 Ekim 
2009, Erişim Tarihi: 17 Ocak 2010.
115 Murat Köylü, “Kıbrıs Ekonomisi ve Serbest Ticaret”, 
http://www.21yyte.org, 10 Eylül 2009, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2010.
116 “Eroğlu hurriyet.com.tr’ye konuştu”, 
http://arama.hurriyet.com.tr, 13 Haziran 2009, Erişim Tarihi: 16 Ocak 2010.


***

TÜRKİYE’NİN KIBRIS POLİTİKASI 2009 BÖLÜM 3

TÜRKİYE’NİN KIBRIS POLİTİKASI 2009  BÖLÜM 3




Türkiye’nin Genel Tutumu

Türk yetkililer, 2009 yılında değişik vesilelerle yaptıkları açıklamalarda görüşme sürecine destek verdiklerini açık bir şekilde ifade etmişlerdir. 2004 yılındaki referandumlardan beri Türkiye’nin çözüm sürecine verdiği destek, uluslararası toplum tarafından net şekilde görülmüştür. Dolayısıyla Türkiye, Kıbrıs sorununda ayak sürüyen ve çözümden kaçan taraf olarak görülmekten kurtulmuştur. 

AB üyelik süreci çerçevesinde kendisinden istenilen limanlarını ve havaalanlarını Rum kesimine açmamasından dolayı eleştirilere uğrasa da Türkiye, çözüm konusundaki ısrarıyla daha fazla üzerine gelinmesini engellemiştir. Başbakan Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’ya bir mektup yazarak Kıbrıs konusunda birlikte çalışmayı önermiştir.81 Türk tarafının bu samimiyeti karşısında karşı tarafın isteksizliği ve başka konuları gündeme getirerek Türk tarafını masadan kaçmaya teşvik etmesi, AB ve BM başta olmak üzere uluslararası çevreler tarafından yeterince ciddiye alınmamıştır. 

Kıbrıs sorununun çözümü, AK Parti hükümetiyle birlikte bölgesel ve küresel bir aktör olma hedefini uygulamaya çalışan Türkiye için birçok açıdan önem taşımaktadır. AK Parti liderlerinin Kıbrıs sorunuyla yakından ilgilenmişler. Bütün komşularla sorunları çözme, etrafında bir güvenlik çemberi oluşturma ve etrafındaki çevrenin özellikleri ve değerlerini engelleyici olmaktan çıkarıp artı değer haline dönüştürme yaklaşımı Kıbrıs sorununun da çözümünü, en azından olumsuz etkisinin ortadan kaldırılmasını, gerektirmektedir. 

Türkiye, yumuşak gücüyle komşuları açısından cazip güç haline gelirken, AB’yle ilişkilerinden ayrı olarak Doğu Akdeniz’i bir istikrar havzası haline dönüştürdüğün de ve AB ile ilişkilerinde ilerleme sağlayıp tam üyelik yolunu iyice açtığında bölgesel, hatta küresel güç olmanın yolunu açacaktır.82 Kıbrıs sorununun çözümünün ve Türk-Yunan sorunlarının halledilmesinin hem Doğu Akdeniz’in 
istikrara kavuşturulmasıyla hem de Türkiye-AB ilişkileriyle bağlantısının olduğu açıktır. Türkiye, Kıbrıs sorununu çözdüğünde ya da çözüm için samimi çaba gösterdiğini ispatladığında genel dış politikasında ayağına dolanan bir engelden kurtulacak, AB üyelik sürecinin en önemli engelini ortadan kaldıracak ve uluslararası toplumda yumuşak gücüyle hareket eden bir güç olarak moral konumunu ve prestijini güçlendirecektir.83

Kıbrıs sorununun çözümü, Türkiye’nin AB ile NATO arasındaki işbirliğini engelleyen devlet olmaktan çıkması açısından da önemlidir. AB ile NATO arasındaki işbirliğini düzenleyen Berlin Plus anlaşmalarına göre Kıbrıs’ın iki taraf arasındaki toplantılara katılmasına izin verilmemektedir. Türkiye de Berlin Plus kapsamına girmeyen olaylarda AB’nin NATO’nun askeri imkânlarından faydalanmasına izin vermemektedir. Türkiye, AB ile NATO arasındaki kurumsal işbirliğinin Berlin Plus düzenlemelerine dayandırılmasını savunurken, 
AB bütün işbirliği çabalarının bu düzenlemeler çerçevesinde yapılmasına gerek olmadığını ileri sürmektedir. AB, Türkiye’nin, NATO’nun Barış için Ortaklık projesine dâhil olmayan Kıbrıs’ın AB ile NATO arasındaki kurumsal işbirliğinin parçası olmasına itiraz etmemesini istemektedir. Türkiye’nin Kıbrıs’ın AB-NATO toplantılarına katılmasını veto etmesine karşın Rum Yönetimi de Türkiye’nin 
Avrupa Savunma Ajansına katılmasını ve AB ile herhangi bir güvenlik anlaşmasını imzalamasını engellemektedir.84 Bu şekilde Rumları NATO dışında tutsa da kendisi AB’yle ilişkilerinde bir fiyat ödemek durumunda kaldığı için sorunun çözümü Türkiye bakımından önem taşımaktadır.

Türkiye’nin bölgesel ve küresel güç olma yolunda Kıbrıs’ta ciddi fedakârlıklarda bulunacağını söylemek pek mümkün değildir. Dış ve iç politikasının birçok yönünü ilgilendiren hayati bir konuda basit hesaplarla kolay tavizler veren bir ülkenin hem kendisini büyük güç olarak görmekte güçlük çekeceği hem de başka güçlerin gözünde büyük güç muamelesi görmeyeceği açıktır. AK Parti iktidarının dış politika uygulayıcıları, sorunu tek başına bir engel ya da vazgeçilmez bir ulusal dava olarak görmek yerine Türkiye’nin Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Orta Doğu, Avrupa ve Amerika bağlantılarını ve ilişkilerini birlikte değerlendir mekte, bu bağlantıları birbirleriyle ilişkilendirmekte ve hamlelerini genel dış politikaları çerçevesinde belirlemektedirler. Bu bağlamda Türkiye’nin Kıbrıs sorunundaki aktifliği, genel dış politikasındaki aktifliğin bir parçasıdır. Değişik alanlardaki adımlarıyla Türkiye’nin düşmanlarını azaltan ve Türkiye’nin uluslararası alandaki etkisini ve gücünü artıran AK Parti iktidarı, Kıbrıs sorununda da Türkiye’nin gücünü artırmanın yollarını aramaktadır. 

Bunun için AK Parti’li karar vericiler, Kıbrıs sorununda federal bir çözüm istediklerinin göstergesi olarak görüşme sürecine ikincil hedefi olarak destek verirken birincil hedef olarak iki devletli çözüm planını zorunlu hale getirmenin hesabını yapmakta, en kötü olasılıkla da bir Tayvan modelini üçüncü seçenek olarak yedekte tutmaktadırlar.85 

Bu genel çerçeve içerisinde 2009 yılında Türk tarafını görüşmelerde dikkatli bir şekilde masada tutarken sorunla ve bölgesel politikayla ilgili kırmızı çizgileri korumaya çalışmak ve sürdürülebilir bir anlaşmaya destek vermek Türkiye’nin çıkarları bakımından mantıklı gözükmüştür. Bu düşünceye ek olarak Türk yetkililer, Türk tarafının ve Türkiye’nin temel çıkarlarına aykırı bir metin ortaya çıkarılamayacağını, ortaya çıkacak Türk tarafının çıkarlarını belli derecede gözetecek çözümün Türkiye’nin AB yolunu açacağını ve oldukça yüksek bir ihtimal olan Rumların böyle bir çözümü reddetmelerinin uluslararası toplumu Türk tarafına çevireceğini hesap etmişlerdir.86 

Bu düşüncelere dayanan Türk tutumunun, Rumları uzlaşmaz taraf düşürünceye kadar devam etmesi beklenmektedir.

Görüşmeler boyunca Türk yetkililerin üzerinde durduğu temel hususlar, BM tarafından da kabul edilmiş olan siyasi eşitlik, gerçek anlamda iki kesimlilik ve eşit statüde iki kurucu devletten oluşacak yeni ortaklıktır. Bunun anlamı, kuzeyde mutlak Türk egemenliğinin korunması, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının büyük bir bölümünün adada kalması ve devletin her kademesinde Türklerin Rumlarla eşit siyasi statüde dönüşümlü olarak yer almasıdır. Türk yetkililer, ulaşılacak çözüm çerçevesinde garantör ülke olarak sorumluluklarını yerine getirmeye devam edeceklerini söyleyerek bunun engelliyici değil, tarafların işini kolaylaştırıcı, onlara katkı sağlayıcı bir unsur olduğuna işaret etmişlerdir.87 Türk yetkililerin gözünde karşı taraf taktik oyalamalar içine girmekte, zaman kazanmaya çalışmakta, Türk halkını izolasyon ve ambargoyla köşeye sıkıştırma hevesine düşmekte, Türk halkını asimile etme hayali kurmakta ve sorun çerçevesinde Türkiye üzerinde AB baskısı oluşturmaya çabalamaktadır. Türkiye’nin böyle bir tuzağa düşmesi, karşı tarafın kendi projesini empoze etmesine izin vermesi ve sorun yüzünden AB’yi ya da AB üyeliği için Kıbrıs’taki haklarını gözden çıkarması mümkün değildir. 

Bu bağlamda Türkiye üzerinde oynanan oyunlar, baskılar ve oyalama taktikleri işe yaramayacaktır. Eğer karşı taraf da stratejik bir tercih olarak gerçek ve kapsamlı barış istiyorsa bunun geciktirilmeden en kısa sürede gerçekleştirilmesi (örneğin referandumların 2009 yılı içinde yapılması) ve sürecin ucunun açık bırakılmaması gerekir. Kıbrıs sorunu Yunanistan’ı da kapsayacak şekilde Doğu Akdeniz’de bir barış, refah ve özgürlük alanının oluşması çerçevesinde değerlendirildiğinde çözümünün bütün bölge devletlerine ciddi kayıplar getireceği karşı tarafça da görülmelidir. Statükonun sürmesi, başta Kıbrıs Türkünün ambargo ve izolasyona tabi tutulmasına ve Rum tarafının sahip olduğu haklardan faydalanamamasına neden olması yüzünden kabul edilmesi mümkün değildir.88

Türk yetkililer, Rum tarafının görüşmeleri ağırdan alması ve Türk tarafına yönelik kötü niyetli girişimlerde bulunması karşısında zaman zaman sert çıkışlar yapmışlar ve Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin çıkarlarının zedelenmesine izin vermeyeceklerini ilan etmişlerdir. Bu konudaki en sert çıkış, Kasım ayı içerisinde KKTC’nin bağımsızlık törenlerinde konuşan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’ten 
gelmiştir. Çiçek, Kıbrıs sorununu Türkiye’nin AB politikasının önüne koyarak “ya Kıbrıs ya AB” diyenlere Türkiye’nin sonsuza kadar 

Kıbrıs Türkünü tercih ederek cevap vereceğini söylemiştir.89 

Mevcut  görüşmelerin son fırsat olduğuna yönelik mesaj verme çerçevesinde 
de AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış, 2010 Nisanına kadar Kıbrıs sorununda olumlu gelişme olmaması halinde daha sonra kapsamlı bir çözüm beklemenin saflık olacağını belirtirken,90 Başbakan Erdoğan BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada Türkiye’nin sonuçsuz görüşmelere daha fazla tolerans gösteremeyeceğini söylemiş ve bir anlamda 2010 ilkbaharına kadar anlaşma ortaya çıkmazsa bir daha görüşme olmayacağını ve önceliği KKTC’nin tanınmasına vereceklerini ima etmiştir.91 Zaten KKTC’nin uluslararası alanda çok daha etkin bir şekilde tanıtımı, ofislerinin açılması ve bütün uluslararası forumlarda temsil edilmesi Türk yetkililerin gündeminde bir öncelik olarak bulunmaktadır.92 23-25 Mayıs 2009 tarihleri arasında Şam’da gerçekleştirilen İslam Dışişleri Bakanları Konferansında Türkiye’nin etkisiyle Kıbrıs sorunuyla ilgili alınan karar bu konuda örnek olarak verilebilir. Kararda Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı kısıtlamaların uluslararası toplum tarafından ortadan kaldırılmasının önemine dikkat çekilmiş ve söz konusu kısıtlamaların kaldırılması hususunda 
İKÖ üyesi devletlerin Kıbrıs Türkleri ile işbirliği içinde olması ve İKÖ üyesi ülkelerle KKTC arasında üst düzey ziyaretlerin, kültürel ve sportif faaliyetlerin gerçekleştirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.93

Kıbrıs Sorununda AB Bağlantısı ve Türkiye

AB, 2009 görüşme sürecinde yetkililerinin ağzından yaptığı açıklamalarda BM’nin çözümle ilgili genel parametrelerini kabul ettiğini ortaya koymuştur. Örneğin Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, 13 Şubat’ta yaptığı basın toplantısında Kıbrıs’ta siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyonu desteklediklerini ve görüşmelere tam destek verdiklerini açıklamıştır.94 
Bu şekilde BM’nin öngördüğü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin günümüzdeki üniter devlet yapısını ortadan kaldıran model, 2009’da da AB’nin politikası olmaya devam etmiştir. Ancak AB’nin Kıbrıs problemindeki siyasi perspektifini yansıtan bu politika, AB’nin Kıbrıs’la ilgili hukukun üstünlüğü ve konuların hukuki çerçevede sonuca bağlanması yaklaşımına ters düşmektedir.95 Bu yüzden 2009’da da AB 
kurumları genelde Türk tarafını görüşmeden soğutucu ve görüşme sürecine zarar verici kararlar almaya ve tutumlar takınmaya devam etmişler ve Türk tarafına yönelik izolasyonları kaldırmaya bir türlü yanaşmamışlar dır.

AB yetkilileri, BM parametreleri çerçevesinde çözüm bulunması çabalarına destek verirlerken kendilerinin sorunla ilgili bir çözüm önerisi olmadığını ve sorunu çözme işinin tamamen Kıbrıslılara kalmış bir şey olduğunu özellikle vurgulamışlar,96 çözümle dolaylı alakalı konularda açıklama yapmışlardır. AB Komisyon Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, AB üyeliğinin avantajlarından yararlanmanın Kıbrıslı Türklerin hakkı olduğunu söyledikten sonra AB’nin sorunda arabulucu veya hakem olarak hareket edemeyeceğini, ihtiyaç 
duyulması ve istenmesi halinde sadece yardım, destek ve tavsiye verebileceğini vurgulamıştır.97 Rehn ise yukarıda değinilen basın toplantısında Birleşmiş Kıbrıs’ın AB’de tek bir ses olarak konuşmasının esas olduğuna dikkat çektikten sonra AB Komisyonunun görüşmelerde ele alınan AB ile ilgili konularda yasal ve teknik destek sunmaya hazır olduğunu belirtmiştir. Rehn’in, çözümün AB müktesebatıyla birebir uyuşması gerektiği ve AB’nin ulaşılan kapsamlı çözüme uyum sağlayacağı yönündeki sözleri ise görüşmelerde taraflar arasında sorun yaratan önemli bir konuyla alakalıydı. Çözümün AB müktesebatıyla uyuşmasının sağlanması halinde Kıbrıslı Türklerin yeni sistemdeki konumu tehlikeye girecektir. AB’nin ulaşılan çözümü birincil hukuku haline getirerek ona kendisini uydurması ise Rumların kabul etmediği bir şeydir. 

Kıbrıs’ı üye yaparak Kıbrıs sorununu daha karmaşık hale getiren ve Türkiye’nin adaylık sürecine yeni unsurlar dâhil eden AB, bu genel tutumuna paralel davranışları 2009’da da sergilemeye devam etmiştir. AB’nin 2004 Aralık ayında Türkiye ile tam üyelik görüşmelerinin Ekim 2005’te başlamasını kararlaştırmasından sonra Türkiye, Ankara Anlaşmasına yeni üye devletlerin de dâhil olmasını sağlayacak ve dolayısıyla onlarla diğer üyelerle sahip olunan gümrük birliği dâhil ilişkileri kuracak Ek Protokolü, 29 Temmuz 2005’te onayının 
Rum yönetimini tanıma anlamına gelmeyeceği çekincesiyle imzalamıştı. Ancak sonraki dönemde Türk tarafına 2004 referandumlarında gösterdikleri uzlaşmacı tutumdan dolayı verilen, ambargoların ve izolasyonların kaldırılması sözü AB tarafından uygulanmayınca Türkiye de onayladığı protokolü uygulamaya koymadı. Bir başka deyişle Türkiye, 1987 yılından beri gerçekleştirdiği uygulamayı devam ettirerek limanlarını ve havaalanlarını Rum yönetimine açmadı ve mallarının kendi ülkesinde doğrudan satılmasına izin vermedi. Diğer taraftan Güney Kıbrıs’ın gümrük birliği kapsamındaki malları, Türkiye’ye herhangi bir gümrük vergisi veya miktar kısıtlamasına tabi olmadan dolaylı yoldan zaten girebilmekteydi. 

11 Aralık 2006’da AB Konseyi, Türkiye’ye karşı gümrük birliği ile ilişkili 8 müzakere faslını askıya aldı, Ek Protokol uygulanmadan bu fasıllarının hiçbirinin müzakereye açılmamasını ve hiçbir faslın geçici olarak dahi kapatılmamasını kararlaştırdı ve Avrupa Komisyonuna, Türkiye’nin ek protokol ve limanlar konusundaki uygulamalarını 3 yıl boyunca izleyerek 2009 Aralık ayında Konseye bir rapor sunması talimatını verdi.98

2009 yılında AB, her vesileyle Türkiye’ye Ek Protokolle ilgili yükümlülüklerini hatırlatmaya devam etmiştir. Rum kesimi de hukukun kendi yanlarında olduğunu düşünerek hem Türk tarafına sert mesajlar göndermiş hem de AB’den hukuka uyarak Türkiye üzerinde baskı uygulamasını beklemiştir. Rum yetkililer, sürekli olarak yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Türkiye’yle görüşmelerde fasılların açılmayacağı, Türkiye’nin üyelik sürecinin normal şekilde ilerlemeyeceği ve son tahlilde Türkiye’nin AB üyesi olamayacağı yönündeki uyarılarını değişik şekillerde uluslararası toplumun gündemine taşımışlardır. Rum lider Hristofyas, Ekim ayındaki bir açıklamasında Türkiye’nin riyakâr tavrını sürdürüp yükümlülüklerini yerine getirmemeye devam etmesi halinde üyelik sürecinin engelsiz olamayacağını herkesin idrak etmesi gerektiğini belirtmiştir.99 Hristofyas, Kasım ayı sonuna doğru da AB üyesi 26 ülkenin hükümet ve devlet başkanlarına mektup göndererek AB yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda Türkiye’nin üyelik sürecine karşı olduklarını ifade etmiştir.100

2006 yılında karşı bir hamle olarak Kıbrıs eylem planını açıklayan ve bir takvim çerçevesinde malların, kişilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımına getirilen tüm kısıtlamaların karşılıklı olarak kaldırılmasını öneren Türkiye,101 bununla Ek Protokolü uygulayabilmesi için AB Bakanlar Konseyinin 26 Nisan 2004’te aldığı Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyonların kaldırılması kararını uygulamaya koyması gerektiğini vurgulamış oluyordu. Türk yetkililer 2009 yılında yaptıkları açıklamalarda Türk limanlarının Rum kesimine açılması konusunun Kıbrıs sorununun bütünü içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişler ve KKTC’ye uluslararası toplumun, BM’nin ve AB’nin yaptığı taahhütlerle ilgili hiçbir adım atılmazken Türkiye’ye zorla adım attırmaya çalışmanın adil olmadığını vurgulamışlardır. 
Türkiye’ye göre, parça teklifler ve parça çözümler ne Kıbrıs sorununun nihai olarak halledilmesini sağlayacak ne de Türkiye’nin AB üyeliğini gözeterek Kıbrıs’ta geri adım atmasının yolunu açacaktır. 

Zaten Türkiye’nin AB sürecinin, kendi doğası içinde ve Türkiye’ye verilen taahhütler, yerleşmiş gelenekler ve teamüller içinde yürümesi gereken bir süreç iken Kıbrıs sorunuyla alakalandırılması başlı başına bir hatadır.102 

Kıbrıslı Türk yetkililer de Ek Protokolün sadece Türkiye’nin AB yükümlülükleri konusunda ele alınabilecek bir konu olmadığına, aynı zamanda Kıbrıs sorunuyla doğrudan ilişkili olduğuna işaret ederek AB’nin Kıbrıs’a yönelik Doğrudan Ticaret Tüzüğünü rafa kaldırdığı ve Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonları devam ettirdiği bir dönemde Türkiye’nin limanlarını tek taraflı tavizle Rum kesimine açmasının mümkün olmadığını belirtmişlerdir.103 Nisan ayında başbakan olan UBP lideri Derviş Eroğlu ise daha ileri giderek ambargo ve izolasyonlar kaldırılsa da Kıbrıs’ta bir anlaşma olmadan limanların açılmaması gerektiğini, çünkü bu talebin karşılanması halinde arkasından Rumların ticaret ataşeliği, konsolosluk ve büyükelçilik açma, hatta tanınma taleplerinin geleceğini, tanıma olduktan sonra da görüşmelerin hiçbir anlamının kalmayacağını vurgulamıştır.104

2009 Aralık ayında AB Bakanlar Konseyi toplandığında 3 sene önceden öngörüldüğü şekilde Komisyon tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin Ek Protokol yükümlülükleri konusunu da ele alan İlerleme Raporu gündeme alınmıştır. Raporda Türkiye’nin Ek Protokolden kaynaklanan sorumluluklarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunmaya devam edileceği ve Türkiye’nin Güney Kıbrıs üzerindeki engellemeleri kaldırmadıkça 2006 sonunda dondurulan başlıklarda müktesebatı yerine getirmiş sayılmayacağı vurgulanmaktaydı. 

Türkiye’nin Ek Protokolü uygulamaması halinde bir yaptırımla karşılaşabileceği yönünde uyarı içermeyen rapor, daha önce düşünüldüğünün aksine 2009’u bir son tarih olarak görmemiş oluyordu.105 Raporda ayrıca Türkiye’nin Kıbrıs görüşmelerine süren desteğiyle ilgili olumlu görüşler yer alıyordu. AB Dışişleri Bakanları da raporun genel eğilimine uyarak Ek Protokolün uygulanmamasının olumsuzluğuna atıfta bulunmuşlar, Türkiye’nin çözüm görüşmelerine vereceği katkının önemine değinmişler, fakat herhangi bir yaptırım kararı almamışlar dır.106 

AB, böyle bir tutum takınırken muhtemelen Ek Protokol konusunun görüşmeleri olumsuz yönde etkilemesini istememiş ve zaten iyice durma noktasına gelmiş olan Türkiye-AB ilişkilerinde çok daha derin bir kriz yaratmanın mantıklı olmadığını düşünmüştür.107 Ancak Rum yönetimi Türkiye’ye yaptırım kararı alınmamasından rahatsız olmuştur.108

Ek Protokol dışında Mart ayında Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Hollandalı Hıristiyan Demokrat Ria Omen-Rujten’in hazırladığı ve AP Genel Kurulunda 528 lehte ve 52 aleyhte oyla kabul edilen rapor, Türk tarafında rahatsızlık yaratmıştır. Türk tarafına göre, raporda çözümden önce Türkiye’nin adadan asker çekmesinin ve Rum kesimiyle ticari ilişkilerini düzenlemesinin istenmesi, görüşmelerden verim alınamamasının nedeni olarak Türk tarafının gösterilmesi ve kayıp şahıslar konusunda Türkiye’nin sorumlu tutulması 
kabul edilemez niteliktedir. Çünkü adada barış ve istikrar sağlayan ve Kıbrıs Türklerinin yaşamını koruyan Türk askeridir. Asıl Rumlar BM çözüm parametreleri dışında öneriler sunarak sürece zora sokmaktadır.109 

Kayıplar şahıslar konusunda ise Rumların 1974 Temmuzunda başlattığı krizin devamında her iki tarafta istenmeyen kayıplar ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan raporda Kıbrıs barış görüşmeleri sürecine destek verilmesi, ortaya çıkacak anlaşmada bazı derogasyonlar olabileceğinin ifade edilmesi ve Olli Rehn’in Türkiye’nin görüşme sürecini aktif bir şekilde desteklemeye devam ettiğini açıklaması110 Türk tarafında memnuniyet uyandırmıştır.Burada Kıbrıs Türklerinin dışlanmışlık hissine kapılmalarına neden olan AB tavrının bazı somut örneklerine kısaca değinmek gerekmektedir. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Kıbrıslı Türkler için ayrılmış iki sandalye çözüm sürecinin devam ettiği dönemde boş bırakılması gerekirken Rumlar tarafından doldurulmuş, böylece Kıbrıslı  Türklerin hakları AB’nin izniyle Rumlar tarafından gasp edilmiştir.111 

Kıbrıs Türk Hava Yollarının İngiltere ile Kuzey Kıbrıs arasında doğrudan uçuşların başlaması için Londra’daki Yüksek Mahkemeye yaptığı başvuru reddedilmiştir. Diğer taraftan Girne Amerikan Üniversitesi’nin İngiltere’nin Kent bölgesinde Canterbury kampüsünü açması, kampüsün İngiliz Yüksek Öğretim Akreditasyon Kurumuna üye olması ve böylece üniversitenin vereceği diplomaların tüm AB ülkelerinde tanınacağı gerçeği çerçevesinde KKTC diplomalarına uygulanan kısıtlamaların aşılmış olması112 izolasyonlardan bıkan Kıbrıs Türkleri açısında olumlu bir gelişme olarak ortaya çıkmıştır.

Kıbrıslı Türkleri asıl ilgilendiren izolasyonların kaldırılması konusunda ise AB olumlu bir adım atmamıştır. İzolasyonların kaldırılmasına yönelik Yeşil Hat Düzenlemesi AB Konseyi tarafından Nisan 2004’te oluşturulmuş ve Şubat 2005’te revize edilmişti. Bunun amacı, Kıbrıs Türklerinin ekonomik izolasyonunu gevşetmek, adanın ekonomik açıdan bütünleşmesine katkıda bulunmak ve taraflar arasında köprüler oluşturarak ve adada olumlu bir siyasi atmosferin ortaya çıkmasını sağlayarak sorunun kapsamlı bir çözüme kavuşturulmasının 
yolunu açmaktı. Avrupa Komisyonun düzenleme önermesindeki temel amaç hem Yeşil Hat boyunca toplumlar arasında serbest ticaretin gerçekleştirilmesini hem de Kıbrıs Türklerinin AB piyasalarına doğrudan mal satışının serbestleştirilmesini sağlamaktı. Rumlar Türk toplumunu ekonomik açıdan kendilerine bağlama ve uzun vadede asimile etme hedefleri çerçevesinde birinci hususa destek verirlerken ikincisine kesin bir şekilde karşı çıktılar. Bu şekilde Kıbrıslı Türkler, Rumların Kıbrıs sorununun siyasi boyutlarını göz ardı ederek kapsamlı çözüm görüşmelerini işlevsiz hale getirme niyetlerinin farkına vardıkları için güneyle ticaret yapma konusunda istekli olmadılar.113 

  Diğer taraftan AB de kendi hukuki düzenlemeleri ve Rum muhalefeti sebebiyle bir türlü doğrudan ticaret düzenlemesini uygulamaya koyamadı ve Türklerde derin hayal kırıklığı yarattı. Türkiye de AB’yle gümrük birliği yüzünden Kıbrıs Türk tarafı menşeli mallara üçüncü ülke malı muamelesi uygulamak durumunda kaldı.114 2009 sonu itibariyle Türklerin ekonomik ve her alandaki izolasyonu 
geçmişte olduğu gibi varlığını korumaktaydı. 


4. CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,,

***

TÜRKİYE’NİN KIBRIS POLİTİKASI 2009 BÖLÜM 2

TÜRKİYE’NİN KIBRIS POLİTİKASI 2009  BÖLÜM 2





Diğer Konular

Türk tarafı, çözümün olmazsa olmaz şartlarından biri olarak Kıbrıs Cumhuriyeti ’ni kuran Garanti ve İttifak Anlaşmalarının ve dolayısıyla Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün devam etmesini görmektedir. Türk tarafına göre, Türkiye’nin garantisi olmasaydı 

Türkler adada eşit bir toplum olarak var olamazlardı, bırakın kendi kendilerini yönetmeyi, azınlık hakları bile olmazdı. Geçmişte BM ve İngiliz garantörlüğü Türk halkını Rumların ambargolarına, baskılarına ve öldürmelerine karşı koruyamamıştır. Bu yüzden Garanti Antlaşması, Türkiye’den çok Kıbrıslı Türkler için, onların gelecekten ve çözümün uygulanmasından emin olmaları için gereklidir.41 
Zaten uluslararası nitelikte olan Garanti ve İttifak Anlaşmaları ancak bütün tarafların kabul etmesiyle değiştirilebilirler. Ne Türkiye ne de Kıbrıslı 
Türkler bunların sona ermesine rıza gösterir.42 Talat’a göre, güvenlik ve garantiler konusunun nihai olarak şekillendirilmesi için iki taraf arasında gerçekleştirilecek görüşmelere üç garantör devletin temsilcileri de katılmalıdır. Rum tarafı ise görüşmeler boyunca AB üyesi bir ülkenin güvenliğinin bir başka ülke tarafından garanti edilmesinin ve böylece onun tek taraflı müdahalesine maruz bırakılmasının ilkellik olduğunu ileri sürerek kesin olarak Türkiye’nin garantisine karşı çıkacaklarını belirtmiş43 ve üç garantör ülkenin katılımıyla beşli toplantı önerisine itiraz etmiştir. İngiltere ise Kıbrıslılar için oluşturulacak çözümün kendilerinden gelmesi gerektiğini ve garantörlük konusunun gündeme getirilmeden önce tarafların bir anlaşmaya varması şartını ileri sürmüş,44 böylece garantörlük konusunda Türk tarafının hoşuna gitmeyecek bir tutum sergilemiştir.

2009 yılında Türk dışişleri yetkilileri, garantiler konusunda Türkiye ve Yunanistan’ın Kıbrıs sorununa etkin bir şekilde devreye girmelerinin 
olumlu sonuçlar doğuracağına işaret etmişler ve barış sürecinin sürdürülebilir kılınması için anavatanların ve garantör statüsündeki ülkelerin olumlu ve iyi niyetli katkılarının çok önemli olduğunu vurgulamışlardır.45 Türkiye’ye göre, garantilerin yok sayılması, Kıbrıs devletini kuran antlaşmaların da yok sayılması anlamına gelecektir ki, bu durumda her şeye sıfırdan başlamak gerekecek ve antlaşmaların devre dışı tutulduğu bir görüşme sürecini devam ettirmenin hiçbir faydası olmayacaktır.

Toprak konusunda taraflar öncelikle temel ilkeler üzerinde görüşmeyi tercih etmişlerdir. İlkeler üzerindeki farklılıklar, masaya kurucu devletlerin sınırları konduğunda kendini gösterecektir. Toprak konusuyla bağlantılı olarak İngiltere’nin görüşmelerde çözüme ulaşılması durumunda adada bulunan ve ada toprağının yaklaşık %3’ünü oluşturan üslerin yarısını yeni kurulacak devlete bırakacağını açıklaması tartışmaları hareketlendirmiştir. Rum tarafı mülkler ve toprak konusunda Türk tarafından mümkün olduğunca fazlasını koparmak 
istediği için İngiliz üslerinin Rum kesimine bırakılması olasılığının onları daha uzlaşmacı olma yolunda teşvik edeceği düşünülmüştür. 

Ancak görüşmelerin hızlanmasının ve kendilerine daha fazla toprak geçmesinin Türklerin ellerinden her şeyi almalarında olumsuz bir faktör olacağını düşünmüş olmalılar ki, Rum yetkililer konuyla ilgili haberlere “teşvike ihtiyacımız yok. İngiltere sürece katkıda bulunmak istiyorsa Türkiye’ye baskı yapsın” şeklinde tepki vermişlerdir.46

2009 yılında görüşmeler sürerken toprak, egemenlik ve ekonomi konularıyla bağlantılı olarak ortaya çıkan bir gelişme, Rum kesiminin tek taraflı olarak ilan ettiği münhasır ekonomik alanlarda doğalgaz ruhsatı verdiği İsrailli Delek şirketi ile ortaklaşa çalışmalar yapan ABD’li Nobel Energy firmasının Doğu Akdeniz’deki Tamar bölgesinde zengin gaz rezervleri bulduğu yönünde basında haberlerin yer almasıdır.47 

Türk tarafının gözünde Rum kesimi, bir taraftan sözde iki kesimli federasyon BM parametresi çerçevesinde Kıbrıslı Türklerle görüşme yürütürken, diğer taraftan Türk kesimine eşit statü vermeyeceğinin bir göstergesi olarak Kıbrıs’ın etrafındaki bütün ekonomik münhasır bölgenin kendine ait olduğunu ve burada istediği şirkete istediği yetkiyi vereceğini bütün dünyaya göstermeye çalışmaktadır. 
Rumların bu davranışı, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran anlaşmalar çerçevesinde eşit statüye sahip olan ve BM parametrelerine göre bundan sonra da eşit statüde olması düşünülen Türk tarafının, Kıbrıs’ın ortağı olarak sahip olması gereken münhasır ekonomik alanla ilgili yasal haklarını çiğnemektedir.48 Rumlar, başka devletlerin şirketlerine yetkiler tanırken kendilerine danışmadan Türk halkı adına da hareket etmiş olmaktadırlar. Bu da onların çözüm konusunda ne derece samimiyetten uzak olduklarını gösterir. Cumhurbaşkanı Talat’ın bu gerekçeler çerçevesinde BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’a gönderdiği, Rum yönetiminin Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarına yönelik girişimlerinin Türklerin haklarını ihlal ettiğini belirten mektup BM belgesi olarak yayınlanmıştır.49 Türk yönetimi, Orams davası kadar Kıbrıs görüşmelerini temelinden dinamitleme potansiyeline sahip bu konuda bir Amerikan şirketinin Kıbrıs’ın güneybatı kıyılarında doğalgaz ve petrol arama çalışması yapacağını açıklayan ABD’nin Lefkoşe büyükelçisini kınamış ve ABD yönetimini Amerikan şirketlerini teşvik ederek Rum yönetiminin sorumsuz politikalarına destek olmakla suçlamıştır.50 

Aslında AB de Rum yönetimini Kıbrıs’ın tek temsilcisi olarak kabul ettiği için uluslararası hukuk ve AB hukuku çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kendi açıklarında enerji arama hakkını tanımaktadır. Türkiye’nin, Rumların böyle bir hakkı olmadığını belirterek protestosunu göstermek için bölgeye savaş göndermesi bir tehlikeli tırmanma olasılığını gündeme getirmektedir.51

Görüşmelerde AB konusunda pek sorun çıkmadığı anlaşılmaktadır. Talat ve BM temsilcisinin açıklamalarına bakılacak olursa AB konusunda taraflar arasında uzlaşılmayan noktalar bulunsa da birçok noktada yakınlaşma ve uzlaşma sağlanmış ve geriye az sayıda farklılık ve anlaşmazlık kalmıştır.52 Öte yandan Türk tarafı, görüşmeler sonucunda ortaya çıkarılacak çözümün AB’nin birincil hukukunun parçası olması konusunda ısrarcı olmuş,53 çünkü çözümde AB normlarına uymayan unsurlar olabilecek ve Rumlar daha sonra bu unsurları AB kurumlarına ve mahkemelerine yaptıkları başvurularla ortadan kaldırmak isteyebilir. ATAD ve AİHM’nin mevcut tavırları dikkate alındığında çözümün derogasyonları (sapmaları) koruma altına alacak şekilde AB’nin birincil hukukunun parçası yapılmaması durumunda Türk tarafı 1964’te başına gelenlerin tekrar ortaya çıkacağını düşünerek çözüme yanaşmayacaktır. Rumlar da doğal olarak geleceğe dönük olarak ellerini açık tutmak için kapsamlı anlaşmanın AB’nin birincil hukuku olamayacağını iddia etmektedirler.

Vatandaşlık konusunda Rum kesimi 1974’ten sonra yerleşmiş Türkiye vatandaşlarının tamamının ya da çok önemli bir kısmının geriye dönmesini savunmuştur. Türk tarafı ise Rum Yönetimi dâhil her ülkenin zaman içerisinde dışarıdan gelen kişileri belli prosedürler çerçevesinde vatandaşlığa kabul ettiğine işaret ederek KKTC’nin yasal yollarla ülkeye girmiş ve yasal prosedürü gerçekleştirerek vatandaşlığa hak kazanmış kişilerin haklarını korumakla yükümlü olduğunu belirtmiş54 ve KKTC vatandaşlarının pazarlık konusu yapılamayacağını vurgulamıştır. İddia edildiğine göre Başbakan Derviş Eroğlu’nun ciddi muhalefetine rağmen Türk yetkililer, Türkiye’nin 

AB üyesi olmasına dek geçecek sürede adadaki Türk-Yunan dengesinin korumasına yönelik bir öneriden dolayı paketin tümüne destek vermiş, fakat beklendiği gibi Rumlar paketi reddetmişlerdir.55

Tarafların Tutumları ve Görüşmelerde Sağlanan İlerleme

Rum kesimi, 1964 yılından beri Türkiye hariç bütün dünya ülkeleri tarafından Kıbrıs’ın tamamının resmi temsilcisi olarak kabul edilmektedir. Bütün dünya forumlarında Kıbrıs adası adına temsil edildiği ve bütün uluslararası örgütlerde Kıbrıs adına üyeliğe sahip olduğu gibi AB’ye üye olduğundan beri bütün AB organlarında Kıbrıs için ayrılan bütün sandalye ve görevleri işgal etmekte ve bütün oyları kullanmaktadır. Bu durumda olan bir Rum kesiminin elinde bulunan yetkileri Türklerle paylaşması, onlarla ortak bir devlet kurması ve Türklerin de Kıbrıs için ayrılmış bütün yetkileri kullanmalarına razı olması pek mantıklı gözükmemektedir. Rum tarafını ilgilendiren tek husus, yönetimini fiili olarak da adanın tamamına yaymak ve işgalci olarak gördüğü Türkiye’den eski topraklarını geri almaktır. Bu bakımdan Rumlar, görüşmeler yoluyla iki tarafın da kabul ettiği bir ortak çözüm oluşturulması sürecine aşırı derecede soğukturlar ve soruna tek taraflı ve hukuki nitelikli bir yaklaşımla yaklaşmayı tercih etmektedirler.56 Siyasi açıdan aktif davranarak sorunun çözülmesinin yolunu açmak yerine Türkler üzerinde hukuki açıdan baskı oluşturmak ve hukuk yoluyla onları köşeye sıkıştırmak onların daha fazla işine gelmektedir.

Rumların 2009 görüşmeleri sırasındaki kurucu devletlerin güçlü federal hükümete tabi kılınmasını savundular. Türkiye’nin garantörlüğü ile İttifak ve Garanti Anlaşmalarının devamına karşı çıktılar. Çözüm içerisinde temel özgürlükleri kısıtlayan, AB’nin birincil hukukuna dâhil edilerek kalıcı hale getirilmiş derogasyonların yer almasına itiraz ettiler. Türk askerlerinin ve yerleşikler olarak adlandırdıkları Türkiye kökenli tüm KKTC vatandaşlarının adadan çıkarılmasını istediler. Sayıları 200 bini aşan Rum göçmenlerin tamamının kuzeydeki mülklerini geri almaları ve kuzeye yerleşme hakkına sahip olmaları konusunda ısrarcı oldular. Karpaz, Güzelyurt ve Maraş dâhil olmak üzere KKTC topraklarının yaklaşık %8’ini talep ettiler. 

Sonuca daha çabuk ulaşılması ve sorunun sürüncemede bırakılmaması için görüşmelerin takvime bağlanmasına karşı çıktı, BM ya da başka bir aktörün taraflar arasında hakemlik yapmasına itiraz etti ve Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantör olarak sürece müdahil olmalarını kabul etmediler. 

Bu şartlar altında Rum yetkililerin görüşmelerde izledikleri strateji, masada kalarak görüşmeleri mümkün olduğunca uzatmak, referanduma gidilmesini engellemek, belli eylemlerle Türk tarafını milliyetçi söylemlere itmek, onların masadan kalkmasını sağlamak ve böylece tüm AB üyelerini kendi yanına çekerek Türkiye’nin AB üyeliğini engelleyerek ya da üyelik karşılığında ciddi tavizler kopararak kendi çözümünü dayatmaktır.57 Diğer taraftan Rumlar, Türk yetkililerini iki toplumlu, iki kesimli federasyonla uyumlu öneriler yerine 
özde konfederasyon niteliğinde, yani iki bağımsız devletin birlikte var olmasına yönelik öneriler sunmakla, böylece çözüm sürecini tıkamakla, suçlamışlardır.58

Türk tarafı ise 2009 görüşmelerinde Türk toplumunun Rum hegemonyasına girmesini engelleyecek şekilde siyasi eşitlik (Senatoda eşitlik, bazı kurumlarda da belli oranda temsil, Türk liderin veto hakkı) gerçek anlamda sağlanmalıdır. Toprak ve mülkiyet düzenlemeleri, iki kesimliliği fiilen ortadan kaldırmamalıdır. Türk kurucu devletinde nüfus ve mülkiyet çoğunluğunun Türk toplumunda kalması garanti edilmeli ve Senatoda görev yapacak Türk temsilcilerin Türk toplumunca seçilmesi sağlanmalıdır. Garanti ve İttifak anlaşmaları ile Türkiye’nin garantörlüğü devam etmelidir. Varılacak anlaşma, sonradan Rum tarafının girişimleriyle delinmemesi için AB’nin birincil hukuku haline getirilmelidir.

Rum tarafının, görüşmelerin yürütülmesi ve anlaşmaya varılmasında bir acelesi yokken, hatta tersine süreci uzatmak işlerine gelirken, Türk tarafı, Rumların tutumunun bilincinde olarak Nisan 2010 cumhurbaşkanlığı seçimlerine de kalınmaması için görüşme sürecinde sürekli bir takvim belirlemek istemiş ve referandumlara 2009 yılı içinde gidilmesinde ısrarcı olmuştur. Diğer taraftan süreci hızlandırmak ve AB kurumlarının Türk tarafı aleyhindeki tutumunu dengelemek için Türk yetkilileri, sürekli olarak BM’nin sürece dâhil olması ve son aşamada hakemlik yapması gerektiğini özellikle vurgulamışlardır. Talat’a göre, iki taraf ne kadar yakınlaşırlarsa yakınlaşsınlar mutlaka aralarında anlaşamadıkları noktalar kalacaktır. Tarafların bu noktalarda uzlaştırılması ve kapsamlı, kalıcı bir anlaşmanın ortaya çıkartılabilmesi için uluslararası toplum mutlaka araya girmeli, taraflara yol gösterici öneriler ortaya koymalı ve doğru 
olana yönlendirme çerçevesinde taraflar arasında hakemlik yapmalıdır.59 

Uluslararası toplum adına bunları yapabilecek en önemli aktör de BM’dir. AB, kendi üyesi olan Rum kesimini kayırıp 1974 öncesi durumları unutarak sözde hukuk tabanlı bir yaklaşım geliştirirken, BM iki toplumun ayrı varlığını dikkate alan parametreler çerçevesinde bir çözüm öngörmektedir. Ancak BM de kendi parametrelerinin Rum tarafınca devre dışı tutulmaya çalışılmasına sessiz kalabilmektedir. Türk tarafı rahatsızlıklarını dile getirmek ve BM çevrelerini daha aktif hale getirmek için onları ziyaret etmekte ve onların da KKTC’yi ziyaret etmesini sağlamaya çalışmaktadır.

Türk tarafı açısından bakıldığında 2009 yılındaki görüşme sürecinde Rumların iki tarafın da çıkarlarını dikkate alan ortak bir çözüm üretme konusunda samimi olmadıklarını ve Kıbrıs Türk tarafını eşit ortak olarak görmediklerini gösteren birçok somut gelişme ortaya çıkmıştır. Bir kere, AKEL’in lideri Hristofyas’ın kendisi gibi sol kesimi temsil eden Talat’la daha kolay anlaşması ve mağdur durumdaki Türklerin durumlarını daha iyi anlaması beklenirdi. Hristofyas, daha seçim döneminde ve sonrasında hükümeti oluştururken kurduğu siyasi ortaklıklarla elini kolunu bağlamış ve görüşmelerin Annan Planı çerçevesinde başlatılmasını engellemiştir.60 Hasgüler’e göre, Hristofyas, normalde Türkleri azınlık gören Rum resmi ideolojisinin karşısına çıkması gerekirken geçmişte sosyalist ülkelerden AKEL eliyle kuzeydeki sol kesime verilen burslardan dolayı Talat ve CTP’ye kendilerinin kuzeydeki kolu ve şubesi muamelesi yapmış, 
onları eşit ortak olarak görmemiştir. AKEL, Türkleri de içeren Kıbrıs işçi sınıfı söylemini yitirmiş, Türkiye ile Kıbrıs Türkleri arasında kimlik ayrışmasını körükleme taktikleri çerçevesinde Elen milliyetçiliğine kayan bir söylem benimsemiştir. Sorunu sınıf ve sömürü bağlamında değil, etnik kimlik bağlamında ele alan bir tutum takınmıştır. Bu da Rum ve Türk kimliklerinin tamamen ayrışmasına ve görüşmelerin etnik kimlik temelinde gerçekleştirilmesine katkıda bulunmuştur.61

Türk tarafına göre, Rum yönetimi, Eylül ayı başında Rum ibadetçilerin sınırdan geçişi sırasında yaşanan aksaklıkları gerekçe göstererek ikinci tur görüşmelerin başlamasını geciktirdi ve uzlaşma niyetinde olmadığını ortaya koydu. Ekim ayında Hristofyas, AB’nin Türkiye karşısında fazla tavizkar olduğunu iddia ederek “durum bana daha saldırgan olmasını engellemek için Hitler’e verilen tavizleri 
hatırlatıyor; sonuçta faşizm faşizmdir, Hitler de Hitler’dir” demiştir.62 
Aralık ayında Rum yönetimi, AB’nin polis teşkilatı Europol’ün üçüncü ülkelerle işbirliğinde bulunmasını öngören taslak kararından Türkiye’nin çıkartılması için çaba göstermiş, fakat çağrısına Yunanistan’dan başka katılan olmamıştır.63 Yine Aralık ayında Hristofyas’ın “Beşparmaklardaki KKTC bayrağı işgali ve halkın bölünmüşlüğünü simgeliyor, tam karşımızda bu hilkat garibesi bayraklar 
duruyor” demesi 64 Türk toplumunun milliyetçi damarlarına dokunmuştur.

Görüşme sürecinde Türk tarafı sürece zarar verici davranışlardan kaçınırken Rum tarafının sürekli yan çizmesi, Kıbrıs Türk tarafını ve Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya yönelik davranışlar sergilemesi ve AB’nin de Rum tarafına paralel tutumlar ortaya koyması, Türk tarafında bir hayal kırıklığı ve karamsarlık yaratmıştır. KKTC’de Nisan ayında gerçekleştirilen genel seçimde Kıbrıs sorunundan çok iç icraatların tartışıldığı ve Kıbrıs sorunundaki gelişmelerden çok ekonomik, sosyal nitelikli iç sorunların belirleyici olduğu söylenebilir. Ancak 
çözüm, AB üyeliği ve ambargoların kaldırılması konusunda beklentilerin gerçekleşmemesinin CTP’nin seçimlerde ciddi bir mağlubiyet yaşamasında ve UBP’nin tek başına iktidara gelmesinde belli derecede etkili olmuştur. Belki de CTP, “halkta oluşan hayal kırıklığını, güvensizliği ve öfkeyi doğrudan Rumlara, AB’ye ve dünyaya yönlendirmektense, umutları koruma ve sürdürme uğruna kendi göğüslemeyi”65 seçerek seçim başarısızlığının yolunu açmıştır. Görüşmeleri cumhurbaşkanı Talat yürüttüğü için seçim belki görüşme süreci üzerinde doğrudan olumsuz etki doğurmamıştır, ama 2010 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde UBP liderlerinin yönetime tam olarak hâkim olma olasılığını gündeme getirerek sürecin zorlaşacağının işaretlerini vermiştir.

Türk halkı, AB’nin verdiği sözleri tutmamasından, genel olarak Türk halkı aleyhine yorumlanabilecek davranışlar sergilemesinden ve görüşme sürecinin iyi gitmemesinden o kadar etkilenmiştir ki, anketlerde AB’ye yönelik Türk halkının tutumuyla ilgili olarak çok olumsuz sonuçlar ortaya çıkmıştır. AB’nin 27 üye ve 3 aday devlet ile Türk halkını kapsayan 71. Eurobarometer (EB-71) güven ölçümlerinde Kıbrıslı Türkler EB-70’e göre %12 düşüşle AB’ye en az güven duyan üçüncü halk olmuştur. AB üyeliğinin iyi bir şey olduğuna inanmakta daha önceleri AB ortalamasının üstünde tutum sergileyen Kıbrıslı Türkler bu defa %45 oranıyla AB ortalamasının (%53) altında kalmışlardır. Kıbrıs Türk halkının görüşlerinin AB’de dikkate alındığını düşünen Kıbrıslı Türklerin oranı (%17) ise çok daha düşüktür.66 

Anketler, Kıbrıs sorunu çözüm süreci çerçevesinde de Kıbrıslı Türklerin, aslında çözüm sürecinde daha az samimi olan Kıbrıslı Rumlara göre daha olumsuz kanaatlere sahip olduklarını göstermektedir. “Kıbrıs 2015” projesi çerçevesinde gerçekleştirilen kamuoyu araştırmasına göre Rumların %69’u, Kıbrıslı Türklerin ise %42’si sürecin bir anlaşma ile sonuçlanmasını istemektedir. Rumların 
%17’si, Türklerin %34’ü barış sürecinden bir sonuç çıkmamasını tercih etmektedir. Olası bir referandumda kesin hayır oranı Rumlarda %22, Türklerde %31, kesin evet oranı Rumlarda %39, Türklerde %27’dir. Diğer taraftan Rumların %28’i, Türklerin %16’sı ilke olarak iki toplumlu federasyona karşıyken Rumlar %70 oranında dönüşümlü başkanlık ve başkan yardımcılığı konularını kesinlikle kabul edilemez görmektedir.67

Türk tarafında oluşan karamsarlığı ortaya koyan başka bir gelişme, 47 Türk sivil toplum kuruluşunun Türkiye Başbakanı Erdoğan’a bir mektup göndermeleri olmuştur. Mektupta Rum Ulusal Konseyinin, oybirliğiyle, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamını isteyen, Türk askerinin adadan çekilmesini talep eden, Türkiye’nin garantisini ortadan kaldıran ve bir kısım KKTC vatandaşının ülkesinden atılmasını öngören kararlar aldığına işaret edilerek Erdoğan’dan KKTC’nin tanıması çabalarının ertelenmemesi talebinde bulunulmuştur. 

Ayrıca Talat’ın kurulacak federal devletin başkan ve başkan yardımcısının tek listeden seçilmesi önerisinin hata olduğu belirtilmiş, 

Güzelyurt’un Rum kesimine bırakılmasının Türk tarafı açısından kırmızı çizgi olması gerektiği vurgulanmış ve Karpaz bölgesinin de Türk tarafında kalması talebi edilmiştir.68 Ancak bu mektubun Kıbrıs Türk halkının büyük çoğunluğunun görüşlerini yansıttığı da düşünülmemelidir. Mektubun verildiği aynı ay içinde 50 Kıbrıs Türk ve Rum sivil toplum örgütü, görüşme sürecini devam ettiren iki toplumun liderine, birleşik Kıbrıs için ortaya koydukları çaba, cesaret ve girişimlerini desteklediklerini ilan eden bir ortak bildiri vermişlerdir.69

Özellikle Türk tarafını rahatsız eden hususların varlığı yanında 2009 yılı içinde Türk ve Rum tarafları arasında bazı olumlu gelişmelerin ortaya çıktığı da söylenebilir. Genel olarak güven artırıcı önlemler konusunda atılan adımlar, başta BM çevrelerinde olmak üzere uluslararası toplumda barış sürecinin hızlanabileceği yolunda ümitler ortaya çıkarmıştır. Ocak ayı içinde iki toplumun lideri, kültürel mirasla ilgili teknik komitede ulaşılan anlaşmanın uygulanması için taşınmaz mirasla ilgili çalışma yapacak bir danışma masası kurulmasını 
kararlaştırmışlardır.70 Bu arada mayın temizleme ve kayıp kişilerin akıbetlerinin belirlenmesi komiteleri çalışmalarını başarılı bir şekilde sürdürmüşlerdir. Mart ayında Avrupa Konseyi Delegeler Konseyinin insan hakları toplantısında Kıbrıs’taki kayıp şahıslarla ilgili alınan kararda toplumlar arasında oluşturulmuş olan Kayıp Şahıslar Komitesinin çalışmasına öncelik verilmesi kabul edilmiştir. 
Buna göre, AİHM kararındaki etkin soruşturma yükümlülüğü, Kayıp Şahıslar Komitesinin çalışmalarının sona ermesinden sonra ele alınacaktır.71 Nisan ayında iki kesim arasında ambulansların geçişiyle ilgili pürüzler ortadan kaldırılmış, su tasarrufu ile ilgili BM Kalkınma Programı (UNDP)’nın desteklediği projenin yürütülmesi konusunda nihai sonuca ulaşılmış ve kültürel miras danışma konseyinin kurulması ve faaliyetleri ile suç ve suça ilişkin konularda bilgi değişimi konuları sonuçlandırılmıştır.72 Mayıs ayında BM gözetimindeki 
bölgede bulunan ortak irtibat ofisinde faaliyet gösterecek olan ve suç oluşturan faaliyetlerin daha etkin şekilde ele alınması amacı çerçevesinde suç ve suça ilişkin konularda karşılıklı bilgi ve istihbarat alış-verişinde bulunma görevini üslenecek olan teknik komite kurulmuştur.73 Haziran ayında iki toplumun lideri, iki kesim arasında geçişi sağlayacak yedinci kapı olan Yeşilırmak kapısının açılmasına karar vermişlerdir. Karara göre, kapıdan geçişte diğer geçiş kapılarındaki kurallar uygulanacak, Erenköy’e gitmek isteyenler için haftada 
üç gün minibüs kaldırılacak, Erenköy’e BM Barış Gücü eşliğinde yiyecek, su ve askeri olmayan erzak gönderilebilecek ve acil durumlarda ambulanslar Erenköy’e giriş-çıkış yapabilecektir.74 Ayrıca karşılıklı güven ve anlayışın göstergesi olarak taraflar mutat askeri tatbikatlar “Toros” ve “Nikoforos”u iptal etmişlerdir. Sembolik bir iyi niyet gösterisi olarak iki toplumun liderleri Ekim ayında Kıbrıs’taki BM binasının bahçesine zeytin fidanı dikmişler, Talat’ın diktiği fidana Hristofyas, Hristofyas’ın diktiği fidana Talat toprak atmış, BM temsilcisi de fidanlara su vermiştir.75 Özetlemek gerekirse bazı alanlarda fazla ilerleme sağlanamasa da 2009 yılında genel olarak güven artırıcı önlemlerdeki ilerlemeler uluslararası alanda memnuniyetle karşılanmıştır.

Esas görüşmelerde ise zaman zaman ilerleme ve yakınlaşma olduğu yönünde daha çok Türk tarafından ve BM çevrelerinden bazı açıklamalar yapılsa da genel olarak beklenen ilerleme sağlanamamış ve geçmişin kalıplarının kırılıp ciddi bir açılım gerçekleştirilmesi durumu ortaya çıkmamıştır. Ümit vaat edici yarım ağızla yapılan açıklamalar yanında üzerinde en fazla vurgulanan şey, bu defa fırsatın 
kaçırılması durumunda adanın bölünmüşlüğünün kalıcı hale geleceğidir. Türk tarafının ve BM çevrelerinin açıklamalarına göre 2009 yılı içindeki görüşmelerde yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi ve AB konularında önemli ilerlemeler sağlanmış, ancak toprak, mülkiyet ve güvenlik konularında taraflar birbirine zıt konumlarını korumuşlardır.76 

Aralık ayında açıklama yapan Talat’a göre barış için iyi bir fırsat yakalanmış, iyi gelişmelerin eşiğine gelinmiş, taraflar arasında ana sorunlarda yakınlaşma sağlanmış, mevcut fırsat değerlendirilmediği takdirde adanın kalıcı olarak bölünmüş kalacaktır.77 
Hristofyas da Temmuz ayında Rum devlet kanalı RİK1’de yaptığı açıklamada zamanın uzamasının, bölünmeyi ve bir tanesi Tayvan haline gelecek iki ayrı devleti gündeme getireceğini belirtmiştir.78 Pope’a göre de görüşmelerin KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılacağı Nisan 2010’a kadar bir çözüm anlaşmasıyla sonuçlanmaması halinde sorunun yeni safhası, düşmanca bölünmeye doğru keskin bir sapma olacaktır; BM bile beşinci bir müzakere raunduna zaman, insan ve para yatırımı yapmaya istekli olmayacaktır.79

Tüm beklentilere rağmen görüşmelerde ciddi bir sıçrama gerçekleştirilmemiş olması ve Türk tarafındaki seçimlere doğru hızla yaklaşılması, 2008’den beri devam eden görüşmelerin önceki dönemin sonuçsuz çabalarından pek farklı olmadığı izlenimi doğurmaktadır. Tarafların esas konular üzerinde doğrudan görüşmeler yapmaları, bazılarında belli yakınlaşmalar sağlamaları, ortak metinler ortaya çıkartmaları ümit vaat edici gözükse de yönetim ve güç paylaşımında bir türlü son noktayı koyamamaları ve mülkiyet, toprak 
ve güvenlik konusunda tamamen uzlaşmaz bir noktada bulunmaları görünen gelecekte çözümün olamayacağını göstermektedir. BM gibi arabulucuların etkili bir şekilde araya girmemeleri ve iki toplumun anavatanlarının makul bir çözüm konusunda aralarında anlaşıp Kıbrıs’taki toplumlarını bir şekilde kesin bir yönlendirmeye kalkmamaları halinde adadaki tarafların kendi başlarına soruna çözüm bulmaları mümkün gözükmemektedir.80

3. CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR.,,

***