De Cuellar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
De Cuellar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2017 Cumartesi

KKTC’nin Kuruluşundan 6 Mart 1995’e Kadar Geçen Sürede Türkiye’nin Kıbrıs Politikaları



KKTC’nin Kuruluşundan 6 Mart 1995’e Kadar Geçen Sürede Türkiye’nin Kıbrıs Politikaları ;



KKTC’nin ilanı, gerçek anlamda bir oldubitti olarak nitelendirilebilir39. Tıpkı Kıbrıs Türk Geçici Yönetimi ve daha sonra Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilanından ardından olduğu gibi, Ankara KKTC’nin ilanını da temkinli karşılamıştır40. Hatta 13 Aralık 1983’te hükümeti kuran Turgut Özal’ın bu oldubittiden pek hoşlanmadığı ama askerin gizli desteğiyle kurulmuş olan bu devleti tanımaktan başka çaresinin olmadığı bilinmektedir. 

Türkiye’nin KKTC kurulduğundan bu yana bu devletin uluslararası toplum tarafından tanınması için hiçbir ciddi girişimde bulunmamış olması da üzerinde düşünülmesi gereken bir başka gerçektir (Dodd, 1999: 136). 

Türkiye’nin KKTC’yi tanıtma yönünde bir çabası olmamasına rağmen, bu devleti tanımış olması 1974 Barış Harekatı sonrasında başlattığı uluslararası hukuka aykırı davranma tutumunu bir adım daha ileri taşımıştır. Yukarıda da açıklandığı gibi, Türkiye, 1974 Barış Harekatı’nın gerekçesi olan “Ada’da bozulan düzeni yeniden tesis etmek” bir yana, bütünlüğüne kefil olduğu bir ülkede başka bir devletin kurulmasına göz yumarak ve bu devleti tanıyarak hem 1974 harekatını dayandırdığı hukuki zemini tamamen kaydırmış hem de 1960 antlaşmalarını açık bir şekilde ihlal etmiştir. 

38 Denktaş ise kendi anılarında Türkiye’de sivil yönetim iktidara gelmeden hemen önceki dönemde oluşan iktidar boşluğunun KKTC’nin ilanı için seçilen son şans olduğunu, hiçbir şeyi tehlikeye atmamak için Türkiye ile telefon hatlarını dahi kestirdiğini açıklamaktadır (1988: 123). 39 KKTC’nin ilanının resmi olarak getirilmeyen amaçlara hizmet ettiği öne sürenler de vardır. Örneğin, Türkiye’deki askeri cuntanın, KKTC’nin ilanı ile Batı’ya bir ders vermek istemiş olduğu dile getirilmektedir (Hasgüler, 2002: 241). İkincisi ise KTFD’nin lideri olan Denktaş’ın görev süresinin doluyor olması ve artık seçilemeyecek olmasıdır. Hasgüler, “KKTC’nin ilanı ile Denktaş ömür boyu cumhurbaşkanlığı imkanına 
kavuşuyordu” demektedir (2004a: 345). 
40 KTFD ve KKTC’nin ilan edildiği dönemdeki koşulların benzerliği ve Türkiye’nin tavrı konusunda ayrıntılı bilgi için, Hüseyin Mümtaz,. “”Türkiye-Kıbrıs İlişkilerinin Politik Mantığı ve Sonuçları”, Second International Congress for Cyprus Studies : 24-27 November 1998, Gazimağusa, Turkish Republic of Northern Cyprus. 2. Cilt. der. İsmail Bozkurt, Hüseyin Ateşin, M. Kansu (Gazimağusa: Eastern 
Mediterrenean University Centre for Cyprus Studies, 1999), s.151-173. 

Anavatan Partisi’nin demokrasiye verilen üç yıllık aradan sonra 1983’te yapılan seçimlerde iktidara gelmesi Kıbrıs’ta çözüm arayışları açısından önemlidir. Annan Planı’na gelinceye kadar olan dönemde çözüme en çok yaklaşılan müzakereler bu dönemde yürütülmüştür. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri De Cuellar tarafından 12 Nisan 1985 ve 29 Mart 1986’da sunulan çözüm belgeleri bunun en iyi örneğidir. De Cuellar belgeleri Türkiye’nin desteklediği belgelerdir ve iki toplumlu, iki bölgeli federasyon anlayışına göre düzenlenmiştir. Ancak üç özgürlüğün nasıl düzenleneceği konusu, çalışma guruplarının sonuçlarına bırakılmıştır. Diğer bir deyişle, TBMM’nin 6 

Mart 2003 tarihli kararında altını önemle çizdiği iki kesimliliğin nasıl sağlanacağı konusunda kesin çizgiler çizmemiştir. Dikkati çeken çok önemli nokta, hem Ankara’nın hem de KKTC’nin kabul ettiği bu belgelerin Türkiye’nin 1960 antlaşmalarından kaynaklanan garantörlük hakları ve Türk-Yunan dengesi konusunda herhangi bir hüküm içermemesidir. 1985-86 belgeleri, 1959’dan beri atıfta bulunulan, 1974 müdahalesine hukuki dayanak oluşturan, 1990’lardan itibaren Ada’da çözümün adeta önşartı haline gelen ve 6 Mart 2003 tarihli kararda da vurgulanan bu unsurlarla ilgili herhangi bir düzenleme getirmemekte dir. Belgelerin buna rağmen kabul edilmiş olması, Türkiye’nin o dönemdeki önceliklerini göstermesi bakımından önemlidir41. De Cuellar belgeleri Rum kesiminin genel itirazları üzerine rafa kaldırılır42. 

41 De Cuellar’ın sunduğu çözüm belgeleri, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasında yürütülen müzakerelerin sonucunda ortaya çıkan metinlerdir. Yalnız bu müzakereler sırasında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 1 Aralık 1984’te ABD Devlet Başkanı Ronald Reagan’dan bir mektup alır (Uslu, 2001: 150). Bu mektup üzerine, Türkiye’nin Denktaş’tan tavrını yumuşatmasını istediği ve 1985-1986 yılındaki De Cuellar belgelerinin bu uyarıların gölgesinde Denktaş tarafından kabul edildiği bilinmektedir (Camp, 1998: 143) O dönemde Denktaş’ın çözüm çabalarına yaklaşmasında, Özal’dan eski hükümetler 
kadar destek görmemiş olmasının etkisini göz ardı etmek mümkün değildir. Gerek ABD gerekse AET (AB) ile ilişkilerini geliştirmek isteyen Özal bu dönemde Yunanistan’la diyalog çabalarını hızlandırmış, Kıbrıs sorununa bu bağlamda çözülmesi gereken bir sorun gözüyle bakmıştır. Erol Manisalı, Özal için “Özal Kıbrıs’ta kaygısız ve gevşek bir politika izliyordu. AB’nin Ankara’nın boynuna Kıbrıs halkasını iliklemesinin altyapısını hazırlıyordu” demektedir, (2005: 97). 
Nitekim ilk De Cuellar Belgesi’nin tarafların sunulmasından kısa bir süre sonra, bir süredir gergin olan ilişkiler bir yumuşama dönemine girmiştir. 
İkinci belgenin yayınlanmasından önce 30 Ocak 1986’da Papanderou ve Özal Dünya Ekonomik Forumu için Davos’ta bir araya gelmiş ancak başlatılmak istenen diyalog süreci başarısızlığa uğramıştır. Ne var ki iki ülke arasında ilişkiler bir yıl sonra yaşanan Ege Bunalımı ile yeniden gerilecek ve bu gerginlik 30-31 Ocak 1988’de Davos’ta başlayan yumuşama dönemine kadar büyük ölçüde etkisini sürdürecektir. 
Melek Fırat, “1980-1990: Batı Bloku Ekseninde Türkiye-2 (Yunanistan’la İlişkiler), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, 2. Cilt, der. Baskın Oran (İstanbul: İletişim Yayınları, 2001), s. 109-117. 
42 De Cuellar Belgelerinin ayrıntılı bir analizi için, Farid Mirbagheri, “International Peacemaking in Cyprus, 1980-86”, Cyprus and International Peacemaking (London: Hurst&Company, 1998), s. 127-151. 


1990 yılıyla birlikte müzakereler açısından yeni bir hareketlilik başlar43. 
Bunun çeşitli nedenleri vardır. Turgut Özal’ın 1989 yılında Cumhurbaşkanı seçildikten sonra dış politikayla yakından ilgilenmeye başlaması bunlardan biridir. 30 Mayıs 1990’da Özal Kıbrıs sorununun çözümü için dörtlü konferans toplanması önerisi getirir. Ancak bu öneri, ne kendi hükümetinden ne de Denktaş’tan destek görür. Haziran-Kasım 1992 arasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Butros Ghali’nin gözetiminde yapılan New York görüşmeleri sırasında Ekim 1991’de kurulan DYP-SHP koalisyon hükümeti iktidardadır. Ghali’nin müzakereler devam ederken hazırladığı ve 21 Ağustos 1992’de taraflara sunduğu Fikirler Dizisi, tarafları uzlaşmaya çok yaklaştıran belgelerden biridir. Fikirler Dizisi, Türkiye’nin de katkılarıyla hazırlanmış olan bir belgedir (Manizade, 1998: 13)44 ve Türk tarafının tezi olan iki toplumlu, iki kesimli federasyonu öngörmektedir. Aynı zamanda tarafların siyasi eşitliği garanti edilmiştir. 

43 1990’lardan itibaren Kıbrıs ile ilgili gelişmeleri 3 Temmuz 1990’da Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusunda bulunmasıyla başlayan süreç içinde değerlendirmek gerekir. Kıbrıs’ın AB üyeliği süreci ve buna karşılık olarak Türkiye’nin yürüttüğü politikalar ikinci ve üçüncü bölümlerde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. 
44 Özellikle 1990 yılının sonlarından itibaren Kıbrıs konusundaki çözüm sürecinin hız kazanmasını ve Türkiye’nin Denktaş’ı çözüm konusunda yönlendirmesini sadece içteki gelişmelerle açıklamak mümkün değildir. Öncelikle Soğuk Savaşın bittiği, dünya dengelerinin yeniden şekillendiği bir döneme girilmiştir. 
Bu dönemde Türkiye’nin ABD için önemi Soğuk Savaş yıllarına göre daha da artmıştır (Lesser, 1993: 112). 

ABD Başkanı George Bush’un Kıbrıs’ta çözüm konusunda Türkiye’den beklentileri olduğu ve ABD ile yakın ilişkiler içinde olduğu bilinen Turgut Özal’ın Doğu Bloku’nun dağıldığı tek kutuplu dünyada Türkiye’nin yeni oluşacak dengelerde yerini almasını istediği bilinmektedir (Gözen, 2004: 288-289). 

2 Ağustos 1990’da Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i bombalaması sonucu Orta Doğu’da baş gösteren gerilimin 17 Ocak 1991’de Körfez Savaşı’na dönüşmesi Kıbrıs sorununun çözümünü tetikleyen sebeplerden biri olarak görülebilir. Zira ABD, Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından NATO’nun Doğu Akdeniz’deki kanadını zayıflatma ihtimali olan bütün gerginlikleri ortadan kaldırmayı hedeflemiş, Kıbrıs meselesine de bu bağlamda çözüme ulaştırılması gereken bir sorun olarak yaklaşmıştır (Uzgel, 2001: 250). 
Ghali Fikirler Dizisi böyle bir ortamda müzakere edilmiş ve Türkiye tarafından kabul edilmiştir. 1990’ların ilk yarısında Türk-Amerikan ilişkileri ve ABD’nin Kıbrıs sorununun çözümüne müdahaleleri konusunda ayrıntılı analizler için, örneğin, Nasuh Uslu, “ Kıbrıs Sorunu ve ABD ”, Avrupa Birliği Kıskacında Kıbrıs Meselesi (Bugünü ve Yarını), der. İrfan Kaya Ülger ve Ertan Efegil (Ankara: HD Yayıncılık Matbaacılık Tanıtım, 2001), s. 147- 185.; Morton Abromowitz, “American Policy Making on Turkey”, Turkey’s Transformation and American Policy, der. Morton Abromowitz (New York: Century Foundation Press, 2000), s. 153-185.; Sabri Sayarı, “Turkish American Relations in the Post-Cold War Era: Issues of Convergence and Divergence”, Turkish American Relations: Past, Present and Future, der. Mustafa Aydın, Çağrı Erhan (Londra, New York: Routledge, 2004), s. 91-107. Örnekse, 10 Temmuz 1992’de Helsinki’de yapılan AGİK zirvesinde Başbakan Süleyman Demirel’in “ABD Dışişleri Bakanı James Baker, Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’e 15 Temmuz’da New York’ta yapılacak ikinci tur Kıbrıs görüşmeleri hakkında bir mektup göndermiştir. Mektuplar Türkiye’de her zaman hassasiyet yaratır. Mektubun bir kopyasını da Sayın Denktaş’a verdim” açıklamasını yapması, ABD’nin çözüm konusundaki baskısını göstermesi bakımından önemlidir. Nitekim Denktaş aynı gün Lefkoşa’da yaptığı basın toplantısında “Bundan ağır baskı olamaz” diyerek tavrını belli etmiştir.,

http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/AyinTarihi/1992/temmuz1992.htm. 

Yine dönemin önemli olaylarından biri Yunanistan’ın AET’nin Türkiye’ye yönelik 4. mali yardım paketini veto etmiş olmasıdır. 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ghali’nin Fikirler Dizisi’ni taraflara sunmasından kısa bir süre önce Yunanistan Başbakanı Mitsotakis’in “Kıbrıs sorunu çözülmeden Yunanistan’ın ne 4. mali pakete vetosu kalkacaktır ne de Türk-Yunan dostluğu pekişecektir” demesi Türkiye’nin içinde bulunduğu güç durumu açıklar niteliktedir (ibid.). 

Fikirler Dizisi’ne göre kurulacak olan devlet, tek egemenliği olan, tek vatandaşlık temeline dayalı bir devlettir. De Cuellar çözüm planından farklı olarak Fikirler Dizisi’nde 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmalarının devam ettiği vurgulanmaktadır ancak Kıbrıslı olmayan askerlerinin tümünün belli bir takvime göre adadan çekilmesi karara bağlanmıştır. 

Ghali Fikirler Dizisi, Türkiye’nin 1975’ten beri resmi olarak savunduğu iki toplumlu, iki bölgeli federasyon tezini gerçeğe dönüştüren bir çözüm olarak görülebilir. Her ne kadar üç özgürlük konusu tam olarak netleştirilmemiş olsa da Ankara’nın bu konunun Kıbrıs Rum ve Türk tarafları arasında halledileceğine inandığı anlaşılmaktadır. Aynı zamanda 6 Mart 2003 tarihli kararda atıfta bulunulan “siyasi eşitlik” ve “1960 Garanti Antlaşmaları’nın sürdürülmesi” ilkeleri benimsenmektedir. 

Ne var ki Ghali Planı üzerinde görüşmeler, Rum tarafının genel itirazları, Denktaş’ın da dokuz maddeye yönettiği itirazlar üzerine çıkmaza girer. Bunun üzerine Mayıs 1993’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, tarafların uzlaşmasını kolaylaştırmak için Güven Artırıcı Önlemler’i sunar. Amaç, kısa süre sonra tarafları yeniden müzakere masasında buluşturabilmektir. Türkiye’nin çözümden yana tavır almaya başladığını sezen Rauf Denktaş apar topar Türkiye’ye gelir ve Meclis’e hitaben bir konuşma yapar45. Bu konuşmanın hemen ardından aynı oturumda 10 Haziran 1993 tarihli TBMM Kıbrıs Deklarasyonu kabul edilir46. 

Kıbrıs Deklarasyonu’nda özellikle iki noktanın üzerinde durulduğu söylenebilir. Bunlardan ilki, Kıbrıs’ta yaşayan “iki toplumun” eşitliğinden söz edilmesi, ikinci ise Türkiye’nin “tarihi ve garantörlük haklarından doğan vecibelerinin” hatırlatılmasıdır. KKTC’nin on yıl önce ilan edilmiş olmasına ve Türkiye’nin bu devleti tanımasına rağmen TBMM’nin 10 Haziran 1993 tarihli kararında, Kıbrıs’ta “iki devlet” olduğuna değil “iki toplum” olduğuna vurgu yapması, Kıbrıs’ta federasyon fikrini desteklemeye devam ettiğinin bir göstergesi olarak okunabilir47. Yalnız federasyonun coğrafi veçhesinin nasıl olacağı, yani 6 Mart 2003 TBMM kararında da önemle vurgulanan ve Annan Belgesi’ne yönelik üzerinde en çok itirazın toplandığı iki kesimliliğe dair herhangi bir ibare yer almamıştır48. 

45 Rauf Denktaş’ın TBMM’de yaptığı 10 Haziran 1993 tarihli konuşmanın tam metni için, 
http://www.belgenet.com/kibris/denktas_100693.html. 
46 Bkz. Ekler B.1.1. 
47 Hasgüler, Türkiye’nin KKTC’yi uluslararası toplum karşısında “savun(a)mamasının” önemli sebeplerinden bir tanesinin Kıbrıs Cumhuriyetini kuran antlaşmalardan doğan yasal haklarını kaybetmek 
istememesi olarak açıklamaktadır (2007: 44). Bu nedenden ötürü TBMM’nin 10 Haziran 1993 tarihli kararda “iki devlet” değil, “iki toplum” gerçeğine işaret etmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Zira bir yandan 1960 
antlaşmalarına zaten aykırı olan KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınmasını istemek diğer yandan 

Bunun yerine garantörlük haklarının özellikle ön plana çıkartılması dikkat çekicidir, zira bu ifade Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgili politikalarında “stratejik önem” 
boyutunun giderek ağırlık kazanması nedeniyle gelecekte daha da güçlü bir tonda vurgulanmaya başlanacaktır49. Haziran 1993’te TBMM’nin aldığı bu karar Kıbrıs’la ilgili politikaların seyri açısından önemli bir kavşak olarak nitelendirilebilir. 

Avrupa Birliği ile ilişkiler bağlamında Kıbrıs meselesi’nin seyri açısından 1994 yılı önemli bir yıldır. AB 24 Haziran 1994’te Korfu Zirvesi’nde Kıbrıs’ın bir sonraki 
genişleme dalgasında yer alacağını karara bağlar. Bundan kısa bir süre sonra Avrupa Adalet Divanı, Rum kesiminin yaptığı başvuru üzerine, 5 Temmuz 1994’te, Kuzey Kıbrıs Türk kesiminden ihraç edilecek malların üzerinde Güney’den alınmış bir onay belgesi olması gerektiğine ilişkin bir karar alır50. Adalet Divanı’nın 1994’te aldığı bu karar, günümüzde hala devam eden ambargolara hukuki gerekçe teşkil etmenin yanı sıra Rum hükümetini “Kıbrıs Cumhuriyeti”, KKTC’yi “Türk toplumu” olarak tanımlamış olması 
itibarıyla da önemlidir. Böylece AB’nin, Korfu Zirvesi’nde bir sonraki genişleme dalgasında üye olması kararlaştırılan “Kıbrıs” ile Ada’nın tek temsilcisi olarak Güney kesimini tanıdığı bir kez daha teyid edilmektedir. Bunun üzerine KKTC Meclisi 28 Ağustos 1994’te “Kıbrıs’ta federasyonu tek çözüm şekli olarak gören önceki kararlarını yürürlükten kaldırdığını” duyuran ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Ada’nın bütünü üzerinde garantörlük hakkının sürdüğünü iddia etmek hiç şüphesiz yaman bir çelişki olacaktır. Ne var ki 1998’lerden itibaren Türkiye’nin bu yaman çelişkiye düşmeye başladığı görülecektir. 


48 Annan Planı’na iki kesimlilik konusunda getirilen eleştiriler için örneğin, Onur Öymen’in 19 Şubat 2004’te Star TV’deki Objektif Programı’nda yaptığı açıklamalar, 
http://www.onuroymen.com/docs/gorselbasin13.doc; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 3 Nisan 2004’te yaptığı konuşma, 
http://www.mhp.org.tr/genelbsk/gbskkonusma/2004/03042004.php; Şükrü Sina Gürel, “ Bir Kasa Portakal.. Bir Çuval İncir ”, Cumhuriyet, 21 Nisan 2004. 
49 De Cuellar belgelerinde yer almayan garantörlük haklarının TBMM Deklarasyonu’nda bu kadar belirgin bir şekilde ortaya konmasını birkaç nedenle açıklamak mümkündür. Türkiye’nin, “gerektiğinde müdahale 
etmekten çekinmeyeceğini” çağrıştıran muhtıravari vurgu ile 1993 yılında Yunanistan ve Kıbrıs arasında savunma alanında giderek artan işbirliği çabalarına ve Ada’nın silahlanmasına yanıt vermek istemiş olması 
sebeplerden bir tanesidir. Kasım 1993’te Yunanistan ile Kıbrıs arasında imzalanan DOGMA Ortak Savunma Doktrini bu sürecin çok önemli bir halkasıdır. 1988’de Özal ve Papanderou’nun girişimi ile başlayan ve 
Davos ruhu olarak bilinen dostluk dönemi, 1993 yılında Yunanistan ve Kıbrıs arasında askeri alandaki yakınlaşmaların sonucu iyice sekteye uğramıştı. Bu dönemin ayrıntılı incelemesi için, M. James Wilkinson, 
“The US, Turkey and Greece- Three is a Crowd”, Turkey’s Tansformation and American Policy, der. Morton Abramowitz (New York: Century Foundation Press, 2000), s. 185-219. Daha sonra bu denkleme Avrupa 
Birliği ve Kıbrıs yakınlaşması da eklenecektir. Nitekim Deklarasyonun yayınlanmasından çok kısa bir süre sonra, 30 Haziran 1993’te Avrupa Birliği Komisyonu Kıbrıs’ın üyelik başvurusuna ilişkin görüşünü 
yayınlamış, 20 Temmuz 1993’te Kopenhag Zirvesi devam ederken başvuruyu resmen kabul ettiğini açıklamıştır. Bkz. İkinci bölüm, s. 51-52. 
50 European Court Reports 1994 Page I-03087, 61992J0432. 

Cumhuriyeti arasında tüm kısıtlayıcı önlemlerin kaldırılması ve ekonomik entegrasyonun tamamlanması için Hükümetin gereken girişimleri süratle başlatması gereğini ortaya koyan” bir karar alır 51. 

İlginçtir ki Türkiye, KKTC’ye uygulanan ambargo kararını geri döndürme konusunda hiçbir ciddi girişimde bulunmamıştır52. Hatta bu konuda atılmış tek somut adımın, KKTC’nin aldığı kararın ardından Dışişleri’nden yapılan ve KKTC Meclisini desteklediklerini ifade eden açıklama olduğu söylenebilir 53. KKTC Meclisinin aldığı bu karar, yıllardır uluslararası toplum nezdinde savundukları federasyon tezinin açıkça ifade edilmemekle birlikte yavaş yavaş ortadan kaldırılması ve bunun yerine KKTC ile Türkiye’nin entegrasyonunu öngörmesi bakımından da kritik bir karardır (Çiler ve İkman, 1997: 39-40) Ancak Türkiye’nin bu iki önemli konuda da KKTC’ye henüz yeşil ışık yakmadığı Dışişlerinin açıklamasından anlaşılmaktadır. Nitekim Denktaş’ın entegrasyonun Türkiye’deki resmi ağızlardan dile getirildiğini duyması için Mart 1995’ e, Türkiye’nin federasyon tezinin resmen geçerliliğini yitirdiğini ilan etmesi için de Ağustos 1998’e kadar beklemesi gerekecektir. Böyle bir havada Denktaş ile Klerides arasında Ekim 1994’te yeniden başlayan müzakereler başarısızlıkla sonuçlanır ve ancak üç yıl sonra, Temmuz 1997’de iki lideri yeniden buluşturmak mümkün olacaktır. 

51 KKTC Meclisi’nin aldığı 28 Ağustos 1004 tarihli kararının tam metni için, 
http://www.cm.gov.nc.tr/index/meclisfaaliyet/mecliskarar/28agustos1994.htm. 
52 Derviş Manizade, “Rum ve Yunan propagandası nedeniyle, KKTC’ye ekonomik ambargolar tatbik edilmektedir. Türkiye’nin bu ambargoları kırma potansiyeli olduğu halde siyasi iktidarlar bu güne kadar bu konuda ciddi olarak kafa yormamışlardır. Tam tersine KKTC’ye Türkiye de bir çeşit örtülü ambargo uygulamaktadır...

Anavatan Türkiye resmi makamları işine geldiği zaman KKTC’yi kendinden işine gelmediğinde yabancı devlet statüsünde kabul etmektedir”, demektedir (1998: 101). 

“Ambargoyu sorgulamaya dahi hakkımız yok. Bu tamamen Türkiye’nin hatasıdır”, (Soysal, 2002: 350). 
53 30 Ağustos 1994 tarihli Dışişleri açıklamasında, “KKTC Meclisi'nin 28 Ağustos'ta aldığı "Kıbrıs'ta tek çözümün federasyon olmadığı" şeklindeki kararına destek vererek "KKTC'nin bütün iyi niyetli yaklaşımlarına rağmen, karşı tarafın eşitlik anlayışıyla bağdaşmayan tek yanlı girişimleri yüzünden çözümsüzlüğe mahkum edilirse Kıbrıs Türk halkını bu durumun sakıncalı etkilerine maruz bırakmayacak önlemleri kararlılıkla almak Türkiye Cumhuriyeti için kaçınılmaz ve şerefli bir görev olacaktır", denmektedir, 

http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/AyinTarihi/1994/agustos1994.htm. 



***