Ali Eralp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ali Eralp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2019 Pazar

AKP’nin Son Kullanma Tarihi Dolmak Üzeredir, Yakında Çöpe Atılacaktır Ama…

AKP’nin Son Kullanma Tarihi Dolmak Üzeredir, Yakında Çöpe Atılacaktır Ama…


Ali Eralp


Hükümetin en yetkili kişileri “Orduya kumpas kurulduğunu” itiraf ediyorlar.
Yani bizim yıllarca yazdığımız, çizdiğimiz, anlattığımız, “Darbe masalları” diye dile getirdiğimiz tezgâhların, tertiplerin doğru olduğunu sonunda tüm ulusa açıklamak zorunda kaldılar…
Peki, bütün bu işler olup biterken, bu kumpaslar kurulurken bu itirafçılar ne yapıyorlardı?
Sabahın köründe, komutanlar adi birer katil gibi enselerinden tutulup götürülürken, bu itirafçılar neyle uğraşıyordu?
Madem kumpastan haberleri vardı; haksızlıklara, hukuksuzluklara neden müdahale etmediler?
Elleri armut mu topluyordu, yoksa ganimet mi?

Aslında kumpas, sadece orduya değil, tüm Türkiye’ye kuruldu… 
Kumpasın kurucusu ise ABD…
Bu kumpas sonucunda 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşmalar yapıldı. BOP eş başkanlarına vatanı parçalama, bölme görevi verildi. Türk ulusunun başına AKP, PKK, Gülen cemaati bela edildi…
Cumhuriyete, Atatürk’e, orduya savaş açıldı…
Bu anlaşmalardan sonra ordunun, sınır ötesi harekâtlar yapması engellendi. PKK, içeride ve dışarıda dilediği gibi at koşturmaya başladı…
Bunun sonucunda şehit sayıları her yıl artarak üçe, dörde katlandı. Ocaklara ateş düştü. Analar, babalar, eşler, kardeşler, çocuklar, sevdalılar tabutlar başında feryat ettiler. Tüm ulus bu görüntüleri üzüntüyle, çaresizce izlemek zorunda kaldı. Herhangi bir çözüm üretmeden hükümet de izledi… 
Bu kumpastan sonra yalaka gazeteciler, yalaka televizyonlar, yalaka şarkıcılar, türkücüler yerden biter gibi, ayrık otu gibi, veba gibi çoğaldılar…
Sardılar dört bir yanımızı… 
Bu kumpastan sonra PKK’lı katiller, caniler, meclisteki PKK’lı parlamenterler adam yerine geçti. Muhatap kabul edildi. 
Onlarla kapı arkalarında görüşmeler yapıldı. Kırmızı bültenle arananlar, Diyarbakır meydanında yerli hainlerle birlikte Kürdistan türküleri söylediler…
Şanlı Türk bayrakları yasaklandı.
Gençliğe Hitabe, İstiklal Marşı yasaklandı. 
Devlet kurumlarından “TC” kaldırıldı. 

AMA YOLSUZLUKLAR, RÜŞVETLER, KARA PARA AKLAMALAR, HAYALİ İHRACATLAR SERBEST BIRAKILDI.

Ayakkabı kutularından trilyonlar çıktı… Menfaat grupları iktidarı paylaşmada ve ganimet bölüşümünde birbirlerine düştüler. Kirli çamaşırlar, kasetler, belgeler, fotoğraflar ortaya saçıldı. 
2013 Cemaat savaşları ile geçti… Birbirlerini yediler. Ama kazanan millet oldu…
Saltanat, sultanlık, padişahlık, talancılık bitiyor artık…
AKP’nin son kullanma tarihi dolmak üzeredir, yakında çöpe atılacaktır… 

AMA…

Hâlâ halktaki duyarsızlık devam ediyor. Hâlâ din sömürüsü geçerliliğini koruyor ve “Müslüman adam yalan söylemez, çalıp çırpmaz…” görüşü toplumda hüküm sürüyor… Bazılarının vurgundan, ayakkabı kutularından, şifreli kasalardan, para sayma makinelerinden haberi bile yok… 

Sevgili Bedri Baykam bir yazısında şöyle diyordu: “Bizim evde çalışan kıza annem sordu: ‘Gördün mü şu olup bitenleri?’ Yanıt: “Ne olmuş ki abla?”
Kıyamet kopuyor, yer yerinden oynuyor. Bizim kız “Ne olmuş ki abla?” diyor.
İşte Recep Tayyip’in güvendiği ortam bu… O, halkın bu ilgisizliğine, iletişim eksikliğine güveniyor… 

Elbette tek suçlu halkımız değil. Asıl suçlu, Ayakkabı kutularından trilyonlar çıkarken olayı halka yansıtmamak için “İzdivaç, yarışma programları, pembe dizilerle” halkın beynini yıkayan TV’lerdir…
Asıl suçlu, 21. yüzyılın mütareke basını ve yandaş yazarlarıdır…

Bu uyutma, uyuşturma, narkoz çemberini kırıp, sömürü çarkını, medyanın ve iktidarın “yalan rüzgârlarını” ulusumuza anlatmak için ne gerekiyorsa o yapılmalıdır…
Hedef halkı ilgisizlikten, duyarsızlıktan kurtarmaktır.

Köylere gidilmelidir, varoşlara çıkılmalıdır; kentlerin konforlu, rahat koltuklu salonlarında kendimiz söyleyip kendimiz dinleme yerine kahvelerde, gecekondularda halkın arasına karışmalı, dertlerine sorunlarına ortak olunmalıdır… 
Gerçekler anlatılarak AKP’nin çöküş süreci hızlandırılmalıdır…

Bunun için de aydınlarımıza büyük görevler düşmektedir. 

AKP yıkılırken, ikinci sorun, onun yerine geçecek olan yeni hükümet sorunudur.
Bazılar “AKP gitsin de kim gelirse gelsin, önce şunlardan bir kurtulalım hele…” diyor.
İşte Türkiye’yi bitiren, çıkmazlara sokan, yoksullaştıran, çağdaş uygarlığı yakalamasına engel olan anlayış, bu anlayıştır… 
1946’dan bu yana, bu ülke, ne çektiyse, bu düşünceden çekti. Yeni söylemlerle, yeni masallarla Ahmet gitti, Mehmet geldi, değişen bir şey olmadı, olan vatandaşa oldu…
Sevgili yurdumuz yıllarca mandacı, işbirlikçi, dinci hükümetler tarafından yönetildi ve sonunda gelip Gül – Gülen – Tayyip iktidarına mahkûm oldu. 
Ortalık lağım kokuyor şimdi. Her sabah güne bir soygun haberi ile başlıyoruz…
Hep söylüyoruz, yine söyleyelim; Hükümet seçiminde ölçü şudur:

ABD, NATO, CEMAAT -AŞİRET YANLISI KİŞİLERDEN, ÖRGÜTLERDEN, PARTİLERDEN HAYIR GELMEZ…

Şer gelir. Talan gelir. Sömürü gelir. Hem de “din sömürüsü” dâhil, sömürünün her çeşidi gelir…
Hasan gider, Hüseyin gelir, biraz da o, memleketin içine eder, pislik içerisinde kalan yine vatandaş olur…

Yıllar geçer…

Dönüp bakarız ki geçmişe… Bir Arpa boyu yol almışız…
Ömrümüz, “ Bizi iktidar yapsın” diye Bush’a puşta, ite kurda, Obama’ya yalvarmakla geçer…


***

6 Şubat 2018 Salı

CHP’de Değişim Zamanı Gelmiştir, Geçmektedir,


CHP’de Değişim Zamanı Gelmiştir, Geçmektedir…

Ali Eralp 
alieralp37@gmail.com

CHP, her gün, her ay, her yıl biraz daha kan kaybediyor…  Bu, iki kere iki dört eder kadar kesin ve yalın bir gerçektir…

Genel başkan, başkan yardımcıları, yöneticiler başarısızdır… Başarısız olanlar gitmeli, başarılı olanlar gelmelidir… Çünkü güçlü bir muhalefet yaratılabilmesi için bu gereklidir. Türkiye’nin geleceği için bu çok önemlidir.

Bu başarılı kişi Ümit kocasakal olabilir, Ömer Faruk Eminağaoğlu olabilir, Muharrem İnce olabilir… Ya da başka bir yurtsever olabilir. Ben bunun üzerinde durmuyorum. Benim için önemli olan adayın Cumhuriyete, Atatürk’e, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı olması, onlara ahip çıkmasıdır.

Şunu söylüyorum: 2010’dan bu yana CHP ve onun Genel Başkanı tam 8 kez seçime girdi ve belli bir yüzde oranının üzerine çıkamadı…

Halk onu sabırla, sükûnetle destekledi. Her zaman arkasında oldu. Ama o, bir türlü belli bir oy oranını aşamadı. Üstelik bunun yanında, AKP iktidarının Atatürk’ü ve Cumhuriyeti yok etmesine de engel olamadı, karşı çıkamadı. Göz yumdu…

Bir hareketin önderi çok dürüst, çok namuslu, çok ahlaklı da olsa; toplumu bir hedefe yönlendiremiyorsa, liderlik niteliklerine sahip değilse, sonuca ulaşamaz. Her gün biraz daha kan kaybeder. Partiyi güçsüz düşürür. Karşı devrimci güçlerin semirmesine, kuvvetlenmesine neden olur…

Biz diyoruz ki sevgili vatanımızın adım adım şeriat devletine doğru yol olmasına, Atatürk’ün ve Cumhuriyetimizin adım adım yok edilmesine artık seyirci kalamayız. Kimseye göbekten bağlı değiliz. Bizim liderimiz ve yol göstericimiz Atatürk ve onun devrimci ilkeleridir.

Böyle bir kötü gidişi ve karşı devrim hareketini durdurabilmek için artık değişim zamanı gelmiştir, hatta geçmektedir… 

CHP’de bir değişim olmalı, yönetim değişmelidir…


Genel başkan başarılı olamıyorsa, halkının kurtuluşunu, mutluluğunu sağlayamıyorsa yerini başkalarına bırakmalıdır… Dürüst, namuslu, ahlaklı bir politikacı olmak bunu gerektirir…

Her nedense,  bizim ülkemizde koltuğa oturanlar, makam ve koltuk keyfine alışanlar, uyuşturucu müptelaları gibi, alışkanlıklarını terk edemiyorlar. Yerlerini başkalarına bırakmak istemiyorlar…

Bir siyasal parti ne için vardır? Ne için çalışır, çabalar, mücadele eder? Ne için varlığını sürdürür? Yanıt çok kısadır:

İktidar olup, halkının sorunlarına çözüm bulmak, onu rahat ve huzurlu yaşamasını sağlamak için… Kendi geleceğini ve mutluluğunu sağlamak için değil…

Ama CHP, sekiz kez seçime girdi, sekiz kez kaybetti. Ne oyunu yükseltebildi ne hükümet olabildi…

Uzun yıllardan bu yana muhalefette kalıp, iktidarla kardeş kardeş geçinip gitti…

İktidarın yanlış tutumu ve uygulamaları karşısında, arada bir,  bağırdı, çağırdı, kükredi, esip yağdı…  Toplumun öfkesini dindirdi, gazını aldı, yüreğini ferahlattı. Sonra da koltuğuna geçip oturdu. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi, mecliste kahkahalar atarak rakipleri ile hatıra fotoğrafları çektirdi.

Toplum yaşantısında değişen bişey olmadı. Açlık, yoksulluk, sefalet, din ticareti giderek daha da arttı.

CHP Genel başkanı ve yöneticileri ve iktidar sahipleri bir elleri yağda, bir elleri balda, mutlu yaşamlarını sürdürmeye devam ettiler.
  
Yani: Alan memnun, satan memnundu.

Soyguncular, hırsızlar, vatan satıcıları yerli yerindeydi… Herkes kesesini doldurmakla meşguldü.  Ama garip – gureba, fakir fukara perişan, vatan mahzundu… Yattığı yerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kemikleri sızlıyordu.

CHP’nin tek güçlü ve başarılı olduğu alan kurultaylardı. Yönetimi ve başkanlığı almak onlar için çantada keklikti… Hükümet olmak, onlar için sorun değildi. Genel seçimlerde kaybediyorlar ama kurultaylarda kazanıyorlardı… Büyük bir direnç göstererek koltuklarını kimseye kaptırmıyorlardı…

Türkiye’de kurdukları “DELEGE DÜZENİ” sayesinde, aslanlar gibi mücadele veriyorlar ve hep kazanıyorlardı.

İşte şimdi tam yeri gelmişken biraz da bu delege sisteminden söz edelim.

Kemal Kılıçdaroğlu başkanlık seçimine 1081, Muharrem ince ise 165 delegenin imzasını alarak aday oldu. Ama Kemal Bey’e bu delegelerin sadece 790’ı oy verdi. İnce ise 447 oy aldı.

Bu sonuç karşısında üzerinde durulması gereken soru şu? CHP Genel Başkanı, neden 1081 oyla, seçime girdi ve 790 oy aldı, Muharrem Bey neden 165 delegenin oyunu 447’e yükseltti?

Bu sorunun yanıtını CHP’nin delege sisteminde ve dağılımda aramak gerekir… Bu konunun daha iyi anlaşılması için bir iki örnek vereyim:

CHP Edirne’de 150 bin oy alıyor, ama kurultaya 4 delege gönderiyor; Bingöl’de sadece bin oy alıyor 5 delege gönderiyor…

CHP Hatay’da 307 bin oy alıyor 20 delegesi var, CHP Şırnak’ta, Mardin’de, Erzurum’da, Batman’da TOPLAM 23 bin oy alıyor, 41 delegesi var.


YANİ: CHP nerede az oy almışsa, oradan kurultaya daha çok delege gidiyor ve bu delegeler başkanlık seçiminde sonucu belirliyor.


Üstelik Kılıçdaroğlu’nun oylarının 1081’den 790’a düşmesi, partide baskının, zor kullanmanın varlığını da ortaya koymaktadır…

Böyle bir yapılanma sistemi ile partide  haklı ve geçerli bir sonuç alınabilir mi?  Adaletli bir seçim olabilir mi? Bu mümkün müdür?

Sevgili vatanımızın ve Atatürk’ün partisi CHP’nin sağlıklı bir yapıya kavuşabilmesi için tez elden bu delege sisteminin yeniden düzenlenmesi, değişmesi gerekmektedir.

Hiç vakit kaybetmeden bu yapılmalı ve hemen yeni bir kurultay gerçekleştirilmelidir.

Türkiye’nin kaybolan yıllarını yeniden kazanmak için bu şarttır, gereklidir, eski deyişle elzemdir, vazgeçilmezdir.


https://www.turkishnews.com/tr/content/2018/02/06/chpde-degisim-zamani-gelmistir-gecmektedir/

***