Ünal Atabay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ünal Atabay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2019 Perşembe

Fırat’ın Doğusunda PYD/PKK Silahlı Kapasitesinin İmhası Hedeflenmelidir,

Fırat’ın Doğusunda PYD/PKK Silahlı Kapasitesinin İmhası Hedeflenmelidir,


Yazan   04 Kasım 2018


Kuzey Suriye’de yaşananlar, Irak’ın kuzeyinde ki gelişmelere benzer bir şekilde adım adım bir Kürt devletçiğine doğru gidildiğini göstermektedir.
. Kuzey Suriye’de PYD/PKK Terör Örgütü üzerinden askeri ve siyasi hamleler aşama aşama takip edildiğinde, ulaşılmak istenilen hedefe oyalama taktikleriyle bir plan dahilinde gidildiği şüphesiz görülmektedir.
PYD/PKK Terör Örgütü, Suriye kuzeyindeki siyasal yapılanma çerçevesinde; ilk önce 2013’ün Kasım ayında oluşturduğu sözde kantonlarda ‘Kurucu Meclis’lerin kurulduğunu duyurmuş[[i]], Ocak 2014’de ise bu kantonlarda ‘Özerk Yönetim’ilan etmiş[[ii]], Aralık 2015’de de ‘Demokratik Suriye Konseyi’ adı altında sözde yerel bir meclis kurmuş[[iii]], bilahare Mart 2016’da konseylerin birleştirilmesiyle ‘Kuzey Suriye Federasyonu’[[iv]]oluşturmuş, son olarak da petrol sahalarının tamamını içine alan bölgeleride içerecek şekilde Eylül 2018’de ‘Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’[[v]] ilan etmiştir.
Bölgede izlenen yol haritasına ve bugüne kadar terör örgütüne gönderilen silah ve teçhizat ile verilen eğitime ve küresel desteğe, siyasal hamlelere baktığımızda; güneyimizde ciddi anlamda Türkiye’nin bekasını tehdit edecek bir oluşumla karşı karşıya kaldığımızı ve ses duvarının aşıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Söz konusu bölgede kalıcı olarak bir Kürt devletçiğinin oluşturulması halinde; daha önce Kuzey Irak’ta, “Irak Kürt Bölgesel Yönetimi” (IKBY) adı altında oluşturulan Peşmerge Kürt devletçiğinden daha farklı ve daha tehdit edici bir durumda olacağı şüphesizdir.
Çünkü, başta ABD ve bölgeye odaklı küresel güçler; Kuzey Irak’ta peşmerge gücü üzerinden oluşturdukları federal yapıdaki IKBY’nin, diğer ülkelerdeki Kürt bölgelerine yönelik rol model ve heyecan yaratmadığını düşünerek Kuzey Irak modelinden ders çıkarttıklarını, bu noktadan hareketle Suriye kuzeyinde; daha kapsamlı ve daha köklü siyasi, askeri ve ekonomik bir alt yapı düzenlemesine gitmek istediklerini söyleyebiliriz.
ABD, söz konusu tecrübelerden de istifadeyle, Kuzey Suriye’de geliştirmek istediği sistem için Türkiye’nin müdahalesini sınırlamak amacıyla; Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) Terör Örgütü tehdidi bahanesiyle zaman kazanmak ve bu bahane üzerinden PYD/PKK’nın düzenli ordu seviyesinde teşkilatlandırılmasını ve askeri kapasitesini artırmak, buna paralel uluslararası desteği almayı sürdürerek faaliyetlerini siyasi ve askeri anlamda iyice kökleştirmek üzerine bir konsept benimsemiştir.
Bu siyasi ve askeri konseptin omurgası zamanında kırılmadığı takdirde, tehdit sadece Türkiye’yi değil tüm bölgede kırılma noktası yaratacağı kıymetlendirilmektedir. O halde Türkiye; daha önce uyguladığı terör koridorunu parça parça kontrol altına almak anlayışı yerine, bu defa yüksek kapasiteli, kuvvetleri parçalamadan ve tek bir hamleyi içeren kesin sonuçlu bir hareket tarzı uygulamak zorundadır.

Fırat’ın Doğusunda ki Hedef; Coğrafi Bölge Değil, Hasmın Silahlı Gücü Olmalı

Kuzey Suriye’ye müdahalede elbette bir çok hareket tarzının uygulanması düşünülebilir. Bu hareket tarzlarından en uygun olanı; sürati, ekonomikliği, asgari zayiatı, hasım üzerinde kalıcı etkiyi, bölgesel dinamiklerin ülkemiz lehine evrilmesini sağlamayı, terör koridorunu tekrar canlandıramayacak hale getirmeyi sağlayacak bir hareket tarzı olması gerektiği şüphesizdir.
Askeri literatürde, ‘Harbin Ağırlık Merkezi’ olarak tarif edilen ve planlamalarda dikkate alınması gereken bir kavram bulunmaktadır. Bir harekât alanında ağırlık merkezinin olmazsa olmaz tek olduğu, hiçbir zaman iki veya üç olamayacağı kabul edilir.
Harbin ağırlık merkezi genellikle; lider, stratejik sanayi kapasitesinin ortadan kaldırılması, toplumca benimsenmiş ve topluma mal olmuş psikolojik bir tesis-yapının vurulması, bir arazi kesiminin ele geçirilmesi, hasmın silahlı gücünün imhası, siyasi yapının çökertilmesi, bir hattın/kuşağın veya bir şehrin kontrolü, ana ikmal hattının kesilmesi gibi bir dizi kriterlerden sadece birisi olabilir.
O halde harbin ağırlık merkezi noktasından hareketle, Kuzey Suriye’ye yönelik yapılacak bir harekâtın hedefi neresi? veya ne olmalıdır? sorusuna verilecek bir cevapla, bu harekâtın icrası için uygulanabilecek hareket tarzını da bulmak mümkün olacaktır.
Eğer Fırat’ın doğusuna 2017 yılında veya 2018 yılı başlarında bir harekât icra edilmiş olsaydı, o günün koşulları gereği harbin ağırlık merkezi, belki coğrafi bir alanın kontrolü şeklinde olabilirdi[[vi]].
Ancak bugün gelinen noktada, terör örgütünün ABD destekli kazandığı silah kapasitesi ve küresel güçlerin oluşturduğu alt yapısı itibariyle tehdidin ulaştığı boyut beraber düşünüldüğünde, ağırlık merkezinin; coğrafi bir alanın kontrolü stratejisi yerine, silahlı gücün imhasını hedefleyen bir konsept olması gerektiğine inanılmaktadır.
Fırat’ın doğusunda terör örgütünün tertiplenmesi, silah ve teçhizatı, bölgede oluşturulan siyasi-idari yapılanma üzerinde ki gücü, küresel güçlerle olan iş birliği yine birlikte değerlendirildiğinde, hasmın imhası hedeflenmeden bölgede kalıcı bir istikrarın tesisi mümkün görünmemektedir.
Türkiye’nin amacı, baştan beri terör koridorunun Akdeniz’e ulaşmasının önüne geçmektir. Bu maksatla; Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı ve İdlib’de güvenlik bölgesi tesis edilmek suretiyle terör koridorunun Akdeniz’e açılımının önüne şimdilik bir set oluşturulmuştur. Her ne kadar bu harekâtlar esnasında örgüte büyük bir zayiat verdirilmiş ise de, henüz bu şamada örgütün imhası gerçekleşmemiş ve bu harekâtlar ile sadece coğrafi bir alanın kontrolü sağlanabilmiştir.
Gelinen noktada, her ne kadar terör koridorunun önünde coğrafi bir  set oluşturulmuş ise de, bu bölgenin daha güneyinden yine bir terör koridoru tesis edilmesi ihtimali yüksek görünmektedir. Diğer taraftan söz konusu koridorun, Irak kuzeyinden gelen coğrafi bütünlük ile birlikte bir anlam kazandığıda unutulmamalıdır.
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı ile örgütün imhası sağlanmadığı için, örgütün her geçen gün artan bir seyirle tehdit olma vasfını koruduğu, bölgede kazandığı hareket serbestisi sayesinde askeri gücünün yanı sıra siyasi otorite tesis etme gücünü de muhafaza ettiği şüphesizdir.

Tartışılan Güvenlik Bölgeleri, Ana Hedef Değil Ara Hedef Olabilir

Kuzey Suriye’de, yani Fırat’ın doğusunda, Fırat’ın batısında olduğu gibi arazi kesimlerini ele geçirmek şeklinde bir konsept uygulanması halinde; Suriye sınırında sadece, hudut hattı boyunca 20-30 Km. derinliklere kadar kritik bölgelerin ele geçirilmesini ve sınır güvenliğimize yönelik tedbirlerin alınmasını sağlayacak geçici bir önlem olabilecektir.
Kısacası, bazı çevrelerce gündeme getirilen ve savunulan ‘Güvenlik Bölgeleri’ tesis etmek şeklindeki görüşlerin uygulanması halinde, kalıcı bir faydanın elde edilemeyeceği düşünülmektedir. Böyle bir uygulamayla, uzun vadeli oyalayıcı bir tuzağa düşülürken, PYD/PKK’nın bölgede gerek siyasi gerekse askeri yapılanmasının daha da kökleşmesine fırsat yaratılacağı mütalaa edilmektedir.
Yine kamuoyunda, üzerinde tartışılan; Fırat’ın doğusunda ve sınır hattı boyunca derinlikteki kritik arazi kesimlerinde tertiplenmek, askeri anlamda belki bir ara hedef olarak kabul edilebilir.
Buradaki ara hedefler; terör örgütünün askeri kapasitesini ortadan kaldıracak bir avantajı sağlayamayacağı gibi, siyasi hedefi tahakkuk ettirecek seviyede bir askeri hedef olma özelliğini de taşımadığı değerlendirilmektedir.
Esas tehdit, yukarıda da vurgulandığı gibi, PYD/PKK Terör Örgütü silahlı gücünün varlığıdır. Bunun ortadan kaldırılması sağlanmadıkça, terör koridorunun oluşması ve Akdeniz’e inmesi yönündeki tehdit bir şekilde devam edecektir.
Kuzey Suriye arazisi, böyle bir silahlı gücün ortadan kaldırılması için kesinlikle müsait bir yapıya sahiptir. Kaldı ki Afrin, kısmen dağlık ve engebeli bir arazi kesimi içermesine rağmen Afrin’de bulunan silahlı gücün büyük bir kısmı imha edilmiştir. Fırat’ın doğusundaki arazi yapısının bu tür imha harekâtı için daha da uygun nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç olarak;
Önümüzdeki dönemde, siyasi ve askeri koşulların olgunlaştırılmasını müteakip; PYD/PKK’nın silahlı gücünün imhasını hedef alan kesin sonuçlu bir harekâta girişilmesi Türkiye’nin bekası için tartışmasız bir zorunluluk olacağı, bu nedenle siyasi ve askeri kapasitenin topyekûn bu doğrultuda yönlendirilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.           
        KAYNAKÇA;                                                                                     
[[i] ] Suriyeli Kürtler Özerklik İlan Etti, www.aljazeera.com.tr., 07 Ocak 2014.
[[ii]] İbrahim Kerman, Ertan Efegil, “Terör Örgütü PYD’nin suriye’de İzlediği İç Savaş”, dergipark.gov.tr/391811, 21 Ekim 2017.
[[iii]] PYD Suriye’de Federasyon İlan Etti, www.milliyet.com.tr., 17 Mart 2016.
[[iv]] PYD Suriye’de Federasyon İlan Etti, www.ensonhaber.com., 17 Mart 2016.
[[v]] PKK İkinci Kez Özerklik İlan Etti, www.aydinlik.com.tr., 08 Eylül 2018.
[[vi]]Ünal ATABAY, “Münbiç Yerine, Fırat’ın En Doğusuna ve Sincar’a Gitmek”,  www.21yyte.org., 16 Şubat 2018.

1 Aralık 2017 Cuma

Yeni bir PKK mı?

Yeni bir PKK mı? 


21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü    
Terörizm ve Terörizmle Mücadele
21 Kasım 2017 Salı
Yeni bir PKK mı?
Ünal Atabay tarafından yazıldı.


ABD’nin; Barzani ve Öcalan’ı, Mensupları Nezdinde İtibarsızlaştırması 

ABD ve küresel güç odakları, Ortadoğu bölgesinde (Türkiye-Irak-İran-Suriye) kurulmasını düşündükleri / uğraştıkları sözde Kürt devleti için; bu görevi 
kimlerle, ne zaman ve nasıl paylaşacakları, rolü kime / kimlere biçecekleri konusunda son dönemde kafalarının karışık olduğu mütalaa edilmektedir.

Söz konusu ortamda; bir taraftan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile yakın ilişkileri devam ederken, çıkarları gereği yüz üstü bırakabilmekte, bir taraftan 
terör örgütü PKK’yı açıkça desteklerken zaman zaman karşı tavır koymaktalar, buna mukabil PKK’nın Suriye kolu olan Demokratik Birlik Partisi (PYD)–Halk 
Koruma Birlikleri (YPG)[[i]] ile içli dışlı ilişkilerde bulunabilmekteler.  

ABD’nin bu ilişkilerinin esas gayesi; kendi çıkarları doğrultusunda bölgede kontrol edilebilir sözde bir Kürdistan kurmaktır. Egemen derin akıllar, bu kadar 
büyük bir coğrafyadaki enerji havzasının idaresinin akıllı bir yönetim yerine, feodal düzene dayalı aşiret kültürlü bir devlet üzerinden yürütülmesinin 
peşindedirler. Kısacası, sömürücü güçlere biat edenlerle birlikte yola devam etmek istemektedirler.

Söz konusu duruma en uygun yönetimin IKBY’nin olabileceği söylenebilirse de, Barzani Kürtleri’nin; bölgesel Kürt hareketinin motor rolünü oynayabilecek, 
diğer üç bölgedeki (Türkiye, İran, Suriye) Kürtler üzerinde birliktelik tesis edebilecek bir güce sahip olmadıkları, feodal siyasetin dışında yeni dünya 
düzeni ile uyumlu bölgesel denklemleri aidiyetine taşıyamadıkları gibi bir çok nedenlerle, son referandum sonrasında küresel güçlerin kartlarından şimdilik 
düşürüldükleri değerlendirilmektedir.[[ii]]      

Nitekim, Barzani’nin referandum sonrasında; ABD başta olmak üzere küresel odaklar tarafından yüz üstü bırakılması, bölge ülkelerinin baskısı sonucu 
emrivaki davranışlardan geri adım atması ve Irak Ordusu’nun harekâtı sonucunda kendi bölgesi dışında yasa dışı olarak kontrol altında tuttuğu topraklardan çekilmek zorunda kalması gibi ortaya çıkan sonuçlar, Barzani yönetimini hiç şüphesiz itibarsızlaştırmıştır. Artık bundan sonra IKBY’nin; bölgesindeki Kürt varlığının temsilciliğini, meşru olarak elinde bulundurma şansının kalmadığı noktasına getirmiştir.  

Barzani’ye mukabil, PKK Terör Örgütü; 2005 yılına kadar savunduğu etnik temele dayalı ulus-devlet eksenli fikirleri terk ederek; “demokratik cumhuriyet, 
demokratik ülke ve demokratik ulus” gibisöylemlerle hem reel sosyalizm savunucusu tabanlarını ikna etmişler, hem de yeni dünyanın küresel sistemine 
entegre olacak ve ABD’yi mutlu edecek özerk / federatif yönetim modelini benimseyerek “Büyük Ortadoğu Projesi” ne kökten hizmet eden bir anlayışta 
birleşmişlerdir.[[iii]]     

Tüm bu gelişmeler yaşanmışken, diğer taraftan Türkiye’nin ABD Büyükelçiliği’nce; "... PKK, yabancı terör örgütleri listesinde yer alan bir örgüttür ve Öcalan, PKK ile bağlantılı terörizm faaliyetleri yüzünden Türkiye'de hapiste bulunmaktadır. Saygı görmeye değer bir şahsiyet değildir."[[iv]]şeklinde yapılan açıklamasıyla örgüt mensuplarına ve yandaşlarına; “Terörist başı Öcalan ve Kandil yönetiminde ki kemikleşmiş kadro ile birlikteliklerini sürdürmek 
istemedikleri ve liderinizi örgütün başından sildik” mesajını vermişlerdir.

Gelinen noktada özetle, ABD tarafından; Barzani ve Öcalan’ın, örgüt mensupları ve yandaşları nezdinde küçük düşürülmesinin ve itibarsızlaştırılmasının hamlesi 
yapılırken, ABD’nin, bir taraftan da; PKK’nınSuriye’deki  kolu olan PYD-YPG ile iş birliği halinde yoluna devam ettiği müşahede edilmektedir.           

Netice itibariyle; Barzani peşmergeleri ile PKK’nın konjonktürel olarak yıprandığı, bu nedenle ABD’nin bu yapıları, yeni bir yüz ve yeni bir organizasyonla yeniden düzenleyerek bir imaj değişikliğine götüreceği gözlemlenmektedir.

 Bu gelişmeler çerçevesinde, ABD’nin sözde Kürdistan devletini hangi güçlerle ve hangi iş birliği sayesinde kuracağı sorusunu akla getirmektedir.

İşte bu olabilecek değişikliğin cevabının, ABD’nin ve küresel odakların PKK/PYD-YPGörgütü üzerindeki ilişkilerinde aramak gerektiği düşünülmektedir.

ABD’nin, PYD-YPG ile Stratejik Ortaklığı

Suriye iç savaşının yarattığı ortam, PYD-YPG gücünün 2011 yılından itibaren bölgede en önemli aktör olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Suriye’deki 
kaostan istifade ederek, başlangıçta Esat rejimiyle olan ilişkileri sonucu, bölgede yürüttükleri siyasi-askeri angajmanları sayesinde Kuzey Suriye’de 
otorite tesisi imkanı bulmuştur.

Bilahare, ABD ile yakın iş birliği içerisinde bulunması ve bu kapsamda DAİŞ ile mücadele maskesi altında ABD  tarafından silahlandırılması,[[v]] eğitilmesi, 
yeniden reorganize edilmesi ve bu fırsatlardan istifade ile küresel güç odakları ile yakın temas imkanlarına kavuşması, silahlı hareketinin yanı sıra siyasi 
olarak da bölgede etkin konuma itilmesi, örgütü şüphesiz bölgedeki stratejik planın bir parçası ve ortağı konumuna getirmiştir.

ABD ve AB ülkelerinde; PYD-YPG’nin teörör örgütü PKK’nın Suriye kolu olarak tanımlanmasına, PKK’nın da terör örgütleri listelerinde bulunmasına ve terör 
örgütü olarak kabul ettikleri beyan edilmesine rağmen, söz konusu ülkeler PYD ile siyasi ve askeri angajmana girebilmek adına bu gerçeği görmezden gelmeyi 
tercih etmişlerdir.[[vi]]            

PYD-YPG’nin; gerek Kuzey Suriye’de gösterdiği etkinliği, gerekse PKK’nın silahlı gücü olan HPG ile birlikte Suriye-Irak hattında oluşturdukları organik güç 
birliği, Barzani’nin koşullarına ve kazanımlarına mukabil ABD’nin iştahını kabartmıştır.

ABD başta olmak üzere bölgedeki Kürtlerin hamiliğine soyunan küresel güçler, PYD-YPG’ye bölgede alan açarak iş birlikçi bir Kürt özerk bölgesi yaratma 
arzusunda oldukları artık gün yüzüne çıkmıştır.

Nitekim tüm bu koşulların oluştuğu bir dönemde, Barzani’nin referandum ve bağımsızlık söylemlerine karşı, başta ABD olmak üzere batılı güçlerin duyarsız 
kalmasının arka planında; PKK/PYD-YPG’nin ulaştığı gücün ve bu örgütün söz konusu ülkelerle olan siyasi-askeri angajmanlarının yattığını söylemek yerinde 
olacaktır.

PKK’nın, Suriye Kolu PYD-YPG Üzerinden Devşirilmesi

PKK Terör Örgütü’nün Türkiye’deki silahlı kanadı olan HPG’nin % 22-25’nin Suriyeli ve yine PYD-YPG’nin de Suriyeli teröristlerden oluştuğunu birlikte 
mütalaa edersek, müstakbel bir Kürt devletinin başlangıç noktasının Kuzey Suriye’den başlatılmasının ABD’nin hesaplarına uygun düştüğü 
değerlendirilmektedir.

ABD ile YPG-PYD’nin iş birliği, bölgenin şekillendirilmesinde askeri anlamda önemli bir ittifak olmakla birlikte, örgütün ideolojisinin-felsefesinin 
Ortadoğu’da küresel güçlerin yapmak istedikleri ile uyumlu hale getirilmesi de bir zorunluluk olarak önlerinde bulunmaktadır. ABD’nin örgütle son dönemdeki 
sıkı ilişkilerine bakıldığında bu durumun aşılması yönünde önemli temaslara gidildiği kıymetlendirilmektedir.

ABD’nin bölgede arzu ettiği idari ve siyasi yapılanma, kanton tipi şehir devletçikleridir. ABD, yeni dünya düzeninde küreselleşmenin şehir devletçikleri 
ile gerçekleşebileceğini düşünmektedirler.[[vii]]  Nitekim, terör örgütünün Kuzey Suriye’de 30 Ocak 2014’de ilan ettiği kanton yapılanması[[viii]] ABD’nin 
beklentisi ile örtüşmektedir.

Böyle bir düzene geçiş; etnik, mezhepsel, dinsel, ekonomik gruplar, sermaye grupları gibi diğer küçük modelli yerel idarelerle olabilecektir. Bu tarz 
modeller, büyük sermaye gruplarının doğrudan kontrolü altına girebilecek yönetim modelleri olduğundan yeni dünya düzeni için arzu edilen bir sistem olmaktadır.

Küçük parçalara siyasi-ekonomik olarak ayrılan toplumlar, birlik ve beraberlik gibi cephe oluşturup topyekûn bir güç mücadelesi oluşturamayacaklarından ve 
başkaldırı tarzı tepkisel hareketleri gösteremez hale geleceklerinden, bu durumda sömürgeci güçlerin önünde bir engel kalmayacak ve dolayısıyla arzu 
edilen sömürü düzeni tam kontrollü kurulmuş olacaktır. Diğer bir husus; terör örgütü üst yöneticilerinin kemikleşmiş sosyalist dünya görüşleri, liderlerinin 
değişmez mücadele alışkanlıkları, esnek olmayan örgütün hiyerarşik düzeni gibi sebeplerle, ABD’nin örgüt üzerindeki hakimiyetini bu güne kadar arzu ettikleri 
seviyede derinleştiremediği değerlendirilmektedir. 

İşte bu noktada, PKK terör örgütüne; Suriye kolu üzerinden yapılacak müdahale ile gelişen koşullara uyarlanması ve ABD ile daha yakın bir evlilik oluşturması 
kapsamında düğmeye basıldığı, bu çerçevede ABD’nin örgüte binlerce silah yardımı yaptığı (bugüne kadar 3500 TIR dolusu silah ve mühimmat)[[ix]] ve birlikte çalıştıkları gözlenmektedir. Kısacası, PKK’nın Suriye kolu üzerinden yeni bir isim altında ve yeni bir düzenlemeyle ABD’nin tam kontrolüne girmesi yönünde çalıştıkları mütalaa edilmektedir.

Yukarıda ortaya konulan değerlendirmeler ışığında; mevcut PKK’nın Suriye kolu üzerinden revize edilerek ve devşirilerek oluşturulacak yeni bir PKK’nın kapıda 
olduğunu söylemek mümkündür.

Nitekim bu endişeyi, PKK’nın terörist başlarından Rıza Altun’da; “...uluslararası koalisyonun ilişkileri aracılığıyla PYD’yi sosyalist kimliğinden uzaklaştırarak emperyalist bir kimlik kazandırmak istediğini,...ABD’nin; PYD’nin özgürlük çizgisinden rahatsız olduğunu, devlet yerine öz güçlerine dayanan özerk bir yönetimi kabul etmeyeceği,...ve ABD’nin nihai hedefinin PYD’yi dönüştürmek olduğu...”[[x]] şeklinde bir beyanla dile getirmiştir.

Sonuç Olarak;

ABD’nin muhtemelen Kandil’de ki örgüt üst düzey yöneticilerini, Türkiye’den bağımsız olarak etkisiz hale getirmek isteyeceği veya başka bir yöntemle tasfiye 
edeceği, bunların yerine kendileri ile daha yakın iş birliği yapabilecek yeni bir yönetimle / liderlerle yola devam etmek isteyecekleri,

Son zamanlarda örgütün Türkiye’de yediği ağır darbeyi de dikkate alarak; gerek teröristlerin imhadan kurtarılması, gerekse yeniden teşkilatlandırılması ve 
eğitilmesi çerçevesinde, Türkiye’de bulunan terör örgütü unsurlarının geçiçi olarak ve uzun bir süre Kuzey Irak’a çekileceği ve bilahare Suriye Kuzeyi’ni 
buradan takviye edecekleri,

Yine Kuzey Irak’a çekilen bu unsurların bir kısmı ile de, İran bölgesinde PKK’nın kolu olan ve uykuda bekletilen PJAK unsurları ile birlikte İran’a karşı 
kullanmaya başlayacakları,

Son aşamada ise, PKK terör örgütünü IKBY güçleri üzerine sürmek suretiyle Türkiye’nin güneyinde hilal şeklinde bir Kürt kuşağı oluşturmayı düşündükleri 
kıymetlendirilmektedir. Elbette, bu noktada bilahare sıranın Türkiye’ye gelebileceği gerçeğini söylemeden geçmek mümkün değildir.

O halde; ABD başta olmak üzere küresel güç odaklarınca örgütün dönüştürülmesine ve uzun soluklu yeni bir tehdit yaratılmasına fırsat vermeden, PKK ele başlarına yönelik olarak İran-Irak’la da iş birliği yaparak, artık Türkiye’ nin kesin sonuçlu bir harekât yapmasının zamanı geldiği değerlendirilmektedir.  


[[i]]PYD-YPG Terör Örgütü; 2003 yılında kurulmakla birlikte, tarihçesi PKK’nın Suriye’de faaliyetlerine başladığı 1980’lerin ilk yıllarına kadar uzanmaktadır.
[[ii]]Ünal Atabay, “Şeytan Üçgeninde Kürtler Üzerinden Oyunlar”, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, www.21yyt.org/, 05.11.2017.
[[iii]]Ünal Atabay, “Ayrılıkçı Kürtlerin Musalla Taşı PKK”, Alibi Yay., Ankara, Nisan 2017, s.192,193.
[[iv]]“Türkiye’deki Diplomatik Misyonu Tarafından Yapılan Açıklama”, ABD Büyükelçiliği resmi yazısı, www.odatv.com/, 21.10.2017.
[[v]]YPG’nin 2014 yılında DAİŞ’in yoğun saldırılarıyla yüz yüze kalması üzerine, ABD ve DAİŞ ile mücadele eden uluslararası koalisyon güçlerinden silah yardımı 
talebinde bulunmasıyla birlikte, YPG’nin ABD ile temasında önemli bir dönüm noktası olmuştur. ABD bu yardım çağrısına cevap vererek derhal silah yardımına başlamış ve Suriye’de ABD’nin adeta kara gücünü oluşturmuştur.
[[vi]] Can Acun, Bünyamin Keskin, “PKK’nın Kuzey Suriye Örgütlenmesi, PYD-YPG”, SETA Yay., İstanbul, 2016, s.8, (d.n:2).
[[vii]]Ünal Atabay, a.g.e., s.119.
[[viii]] Can Acun, Bünyamin Keskin, a.g.e., s.16.
[[ix]] “3500 TIR Dolusu Silah Gönderdiler”, www.sozcu.com.tr, 19.10.2017.
[[x]]Terörist başlarından Rıza Altun, “ABD’nin Hedefi PYD’yi Dönüştürmek”, www.krdnews.net., 12.11.2017.


Uzman Hakkında
Ünal Atabay
Terörizm ve Terörizmle Mücadele

Uzmanın Diğer Yazıları

  Yeni bir PKK mı? 
  Şeytan Üçgeninde Kürtler Üzerinden Oyunlar 
  Idlib Harekâtı ve Olası Seyri 
  Barzani’nin İhaneti ve Bölge Barışı İçin Harekât 
  Yeniden Yapılanma; TSK 
  PKK’nın Korkusu; SİHA ve İHA’lar 
  Altı Buçuk Cephede Savaşa / Çatışmaya Hazır Olmak (Türkiye) 


***

21 Kasım 2017 Salı

Yeniden Yapılanma; TSK

Yeniden Yapılanma; TSK 


21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü    
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi
28 Eylül 2017 Perşembe
Yeniden Yapılanma; TSK
Ünal Atabay tarafından yazıldı.


Tehdit Odaklı Yerine, Ulusal Menfaatleri Gözeten Yapılanma

Yaşadığımız ülkenin toprakları; konumu, bölgesel durumu ve küresel güçlerin dayattığı güvenlik ortamı, ana vatanımızda ve çevre coğrafyada yapılacak 
hataları affetmez bir özelliğe sahiptir. Nitekim, bu topraklarda nice hakimiyet kuran bir çok imparatorluk ve milletler zayıf düştükleri anda tarihe 
gömülmüşlerdir.

TSK; tarihin derinliklerinden beri var olan savaşçılık yeteneği, üstün disiplin anlayışı ve sürekli kendini yenileyen kurumsal hafızası ile her türlü coğrafyada 
varlığını kesintisiz sürdürmüştür. Farklı sosyo-kültürel yapıları bir arada barındıran ve sıkı sıkıya bağlı bir ruh yapısını içeren TSK, milletiyle birlikte 
aynı hedefe bakma becerisini gösterebilen, disiplinler manzumesiyle asırlardır yaşayan bir organizmadır.

Silah sistemleri ne kadar modern olursa olsun, ordunun savaşma kabiliyeti ile cesareti, onun tarihsel birikimi ve milletinin onlara olan inançlarıyla 
vardırlar. Ordu, içinden çıktığı milletin yansımasından başka bir şey değildir[i].       
Türk Ordusu’nun son 15 yıldır atlattığı badireden çıkarılan derslerden de istifadeyle, yeni bir ruh ve heyecan ile önümüzdeki yüzyılları karşılayacak 
şekilde ordumuzun yeniden teşkili ve yapılanması önem arz etmektedir.

TSK’nın; yeni dünya düzeninin ve bölgesel koşulların yaratacağı etkilere göre belirecek bir tehdit algılamasından ziyade, milletin beklentilerini karşılayacak 
şekilde ulusal menfaatleri gözeten bir yapılanmaya tabi tutulması esas olmalıdır[ii].

TSK’nın yeniden yapılandırılması, genel bir Türkiye yapılanması dışında elbetteki müstakilen ele alınmamalıdır. TSK’nın yapılandırılmasını ülkenin genel 
sistem yapılandırılması ile birlikte mütalaa etmek uygun olacaktır. Bu durumda ülkemizin genel sistemi ile bütünlük arz edecek şekilde sistem-parça ilişkisini 
daha sağlıklı kurgulayabiliriz.[iii] Ancak, burada sadece TSK’nın geldiği noktadaki ülke şartlarının dayattığı gerçekler ışığında özet bir model ortaya 
konulacaktır.

Modelin ortaya konulabilmesi için, öncelikle Türkiye’nin önümüzdeki süreçte ulusal menfaatlerinin neleri gerektirdiği ve muhtemel tehdit net olarak ortaya 
konulmalıdır.[iv] Şüphesiz ülkemizin yüce ulusal çıkarları ne ise, ordumuzun teşkilat yapısı da o olacaktır. Ulusal çıkarlar kapsamında belirlenecek ulusal 
hedefler ise askeri gücümüzü belirleyecektir.

Teşkilatlanma Yöntemi

İlk adımda; ana yurt ve yurt ötesinde ulusal çıkarlar doğrultusunda var olmanın hangi coğrafyada nasıl bir güce ihtiyaç olabileceği tespit edilmelidir. İkinci 
aşamada; TSK’nın sevk-idaresini sağlayacak komuta-kontrol yapısı ortaya konulmalıdır.Son olarak; ulusal çıkarlar çerçevesinde, ana yurt sathında 
kuvvetlerin tertiplenme ve teşkilatlanma mimarisine gidilmelidir.

Yeniden yapılanmada öncelikli olarak, zamanın ruhunun da ilerisinde ordunun insan kaynağının yetiştirilmesi ve geliştirilmesi üzerinde durulması hayatidir.

Güçlü Ordu İçin,  Güçlü İnsan

Bölgemiz coğrafyasında var olmanın ön şartı güçlü bir orduya sahip olmaktır. Güçlü ordu, güçlü Türkiye demektir. Geçtiğimiz yıllarda bazı odaklarca bu söz, 
maksatlı olarak çarpıtılmak istenmiştir. Unutulmaması gereken şudur ki; güçlü ülke hiçbir zaman güçlü orduyu yaratmaz, ekonomik gücünüzle teknolojik olarak ordunuzu donatabilirsiniz ve teknolojik olarak güçlü kılabilirsiniz, ama, sadece bu tedbirlerle onun güçlü olmasını sağlayamazsınız. Bu yetenek tek başına yetmez, esas olan insandır, insanın güçlü kılınmasıdır. Öncelikle, bu silah sistemlerini kullanacak olan insana yatırım yapmak zorundasınız.

Söz konusu yatırım; onların silah kullanma becerisine değil, onların ruhlarına ve düşüncelerine olan yatırım olmalıdır. İyi yetiştirilmiş insanlar, her türlü 
silah sistemleri ile mücadele edebilecek yetenekte olurlar ve kuvvet çarpanı daima insandır. Dillerden düşürülmeyen teknolojik kuvvet çarpanı ise, onu 
kullanacak olan insana verilen ruh oranında kuvvet çarpanı etkisi yaratacaktır.

Bir ordunun savaşma kabiliyetini; yukarıda da vurgulandığı gibi teknolojik yetenekler ve silah kullanma becerileri ile sağlayamazsınız. Ordular, sadakat ve 
itiat ile yoğrulmuş, ruhen iyi yetiştirilmiş personel ile ayakta dururlar ve savaşırlar. Bu ruh, milletin tarihten gelen birikimi, kültürel bağları ve 
gelenekleridir.

FETÖ/PDY darbe girişiminin yarattığı sonuçlar itibariyle TSK’nın personel yapısı; ruhi manada ve sayısal anlamda sarsıntıya uğramış ise de, gerektiğinde 
az personel ile de görev yapabilme yeteneğini tarihsel birikimi ve kurumsal kültürü ile aşabilen TSK, Fırat Kalkanı Harekâtı ve  terörle mücadeleyi 
aralıksız sürdürme yeteneğini göstermiştir. Bununla birlikte, FETÖ’nün TSK’ya verdiği zararı ortadan kaldıracak şekilde, TSK’nın savaşma azim ve iradesinin 
yeniden daha sağlam ayaklar üzerine oturtulmasına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.

Şu unutulmamalıdır ki, TSK’nın kurumsal ve geleneksel yapısı itibariyle mevcut subay-astsubay sayısının önemli bir bölümünü kaybetse dahi, yönetimde zafiyet 
meydana gelmeyecektir. TSK, görevine kaldığı yerden devam edecek, bilakis her rütbedeki personelin bir-iki ve hatta üç üst kademeye ait görevleri yerine 
getirebilecek nitelik ve yeterlilikte olduğu unutulmamalıdır. O halde, FETÖ mensuplarını ordu bünyesinden tasfiyeye devam etmekte cesur olunmalıdır.    

Esas olan bundan sonrasıdır. Personel kaybı meydana geldiği endişesiyle, alel acele alınacak kararlar ve uygulamalarla TSK’ya daha büyük bir darbe indirme 
riski bulunmaktadır.

Harp okullarına ara sınıflara öğrenci alınması hataların en büyüğüdür.Oysa ki, sadece birinci sınıftan itibaren sabırla eğitilecek öğrencilerle yola çıkılması 
daha uygun olurdu. Ayrıca, sözleşmeli personel alımı, başka okullardan ordu nam ve hesabına öğrenci yetiştirmek veya açıktan subay-astsubay alımı da aynı vahim hatalardandır.

Esas ve öncelikli mesele istihdam değil, personeli yetiştirmektir.Yani, öğrencilere; bir birilerini yakından tanıma fırsatı, karşılıklı sonsuz güven, 
samimi itaat,sevgi-saygı,silah arkadaşlığı, aidiyet-sadakat duygusu, memleket ve millet sevdası ile savaşçı ruhu gibi değerlerin kazandırılmasıdır. 

Söz konusu değerler, kumpas öncesi dönemdeki askeri okullarda; uzun süreli, adım adım, bir sistem içerisinde ve tarihin derinliklerinden beri gelen, ancak yazılı olarak tarif edilemeyen ama geleneksel alışkanlıkları, uygulamaları ile ruhi kurumsal hafızasıyla kazandırılmaktaydı.

Tüm bu değerleri, açıktan temin edilen personele, ara sınıflara alınan öğrencilere veya sözleşmeli personele beklenilen manada bu ruhu kazandırmak son 
derece zordur. Çünkü bu durum, insanın tabiatına, fıtratına ve bilimselliğe aykırıdır.

Halkın Ordusu

TSK, tarihin, Çin Ordusu ile birlikte bilinen ve varlığını kesintisiz sürdüren iki ordusundan biridir.[v] TSK; herhangi bir ideolojinin, cemaatin, tarikatın, 
siyasetin veya bir sınıfın ordusu değildir. TSK, bir halk ordusudur. TSK’nın profesyonel mensupları, ülkesinin tüm sosyal sınıf mensuplarından hiç bir ayırım 
yapılmadan yeteneklerine göre seçilip ve yükümlü askerlerle birlikte kaynaşan ordu-millet anlayışı ile kucaklaşan, bu özelliğiyle yaşayan bir halk ordusudur.

Halkın ordusu demek, milletin ordusu ile birlikte hareket etmesi demektir. Türkler, uzun asırlar boyunca konar-göçer hayat yaşadıklarından, hayatlarındaki 
daimi tehlike onların ordu-millet bütünleşmesini sağlamıştır. Ordu-millet bütünleşmesinin temeli burada yatmaktadır. Ordusunun havasını teneffüs etmeyen milletler ordusuyla birlikte hareket edemezler.

Nitekim, Türk Ordusu’na kurulan kumpaslar ve dinsiz ordu gibi söylemlerle, sinsice yürütülen psikolojik harekâtın arkasındaki saldırılar; Türk Ordusu’nun 
asırlardan beri var olan geleneksel disiplin anlayışını ve milletin ona verdiği savaşçı ruhunu, ordu-millet bütünleşmesini yıkmak istemelerinden kaynaklanmış ve kumpas davalarıyla, dinsiz ordu karalama kampanyalarıyla öncelikle ordu-millet bağı hedef alınmıştır.

Söz konusu dönemde propaganda ile aldatılan ve kumpas kuranlara karşı ordusuna zamanında sahip çıkmayan/çıkamayan milletimiz, nihayetinde hain FETÖ/PDY’nin saldırısı ile bedel ödemek zorunda kalmıştır.

Ordu-Millet, Profesyonel Bir Tarzdır

Şer odaklarının ordu-millet bağınının koparılmasında uğraştıkları diğer bir yol haritası ise, teknik yetenekli insanlardan oluşturulacak tam profesyonel kadrolu 
bir ordunun yaratılması gayretleridir. Bu tip orduyu kamuoyuna her fırsatta bulunmaz bir nimet olarak sunmaya çalışmaktadırlar.

Kamuoyundaki propagandanın aksine; Hava Kuvvetleri öteden beri tam profesyoneldir, Deniz Kuvvetlerinin ana harp silah ve araçlarını kullananlar 
profesyoneldir, Kara Kuvvetlerinde ana muharebe sistemlerini kullanan kadroların önemli bir kısmı ile birlikte; iletişim, ikmal-bakım, istihkâm ve ulaştırma alanlarındaki kadrolar öteden beri profesyoneldir. Özel Kuvvetler Komutanlığı kurulduğu günden beri profesyoneldir. O halde, geriye ne kaldı diyebiliriz? 

Ordu-millet bütünleşmesini sağlayan yükümlü askerlerin kadroları.

Ordunun gücü milletin ta kendisidir. Ordu-millet bir ruhtur, bu ruh zaten profesyonel bir tarzdır. Tam profesyonel askerlik; milletin tarihsel birikimine, 
kültürüne, geleneklerine, milletin var olma ruhuna-iradesine, istiklaline ve ülkemizin güvenliğine aykırıdır.Tam profesyonel bir TSK, Türk halkına 
yabancılaşacaktır[vi]. Türkiye’nin savunma sisteminin asıl sorunu ordunun değil, ordu ile ilişkilerde sivil yöneticilerin profesyonelleşememesi ve bu alandaki 
eleman açığıdır[vii].      

Bununla birlikte; çağın getirdiği yenilikleri, karmaşık silah sistemlerinin kullanılabilirliğindeki sürekliliği sağlamak maksadıyla, yükümlü askerlik 
sisteminden asla vazgeçilmeden yarı profesyonel bir sistem içerisinde ordumuzu şekillendirmek daha akıllı bir yöntem olacaktır.

Yeniden Teşkilatlanma - Anayurt Komutanlığı     

TSK’nın mevcut emir-komuta yapısı, bilimsel ve askeri ihtiyaçları karşılamaktan uzak bir yapıdadır. Kuvvet komutanlıklarının Genelkurmay Başkanlığından 
koparılarak doğrudan MSB’lığına bağlanması, dünyaca kabul görmüş harp prensiplerinden olan emir-komuta birliği ve sadelik prensibi bu uygulamayla 
sakatlanmıştır. Baş ve kollar ayrılmıştır.

Anılan olumsuz durumla birlikte, yeni ihtiyaçlara göre; Genelkurmay Başkanlığını, son dönem yıpranan durumundan uzaklaştırmak ve yeni bir vizyon 
çerçevesinde,Türklerin tarihsel olarak geniş coğrafyalara yayılan soydaşlarının da üzerinde manevi bir değer oluşturacak şekilde, “Anayurt Komutanlığı” adı ile 
Cumhurbaşkanlığına bağlanması (Anayasa değişikliğini müteakip), kuvvet komutanlıklarının karargâh yapıları kaldırılarak “Anayurt Komutanlığı” 
karargâhında “Baş Karargâh” adı altında (Bugünkü Gnkur. 2’nci Bşk), halen olduğu gibi müşterek (kara-deniz-hava iç içe ve birlikte) karargâh işleviyle 
birleştirilmelidir.

Ülkemizin konumu itibariyle bekasını yakından ilgilendiren ilgi ve etki sahalarındaki küresel güvenlik ortamları bağlamında; Kuzeybatı Sahası 
(Marmara-Balkanlar),Güneybatı Sahası (Ege-Akdeniz Havzası-Kıbrıs),Güneydoğu Sahası (Ortadoğu),Kuzeydoğu Sahası (Doğu Karadeniz-Kafkasya-İran) veMerkezi Saha (Batı Karadeniz-Orta Anadolu) olacak şekilde ve yurt ötesi alanlarla birlikte mütalaa edilerek, barıştan itibaren TSK’nın organizasyonu; 5 ana bölgede oluşturulacak müşterek karargâhlar ile teknolojik yeteneklere dayalı müşterek birliklerden, atak ve mobilize yapılardan oluşan “Müşterek Saha Komutanlıkları” şeklinde düzenlenmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 

Merkezi Saha Kuvvet Komutanlığı bünyesinde ise; gerektiğinde müşterek komutanlıkları derhal takviye edecek, elastiki ve modüler-müşterek bir yapıda 
ana yurt merkezinde olacak şekilde kuvvetler bulundurulmalıdır.   

Burada bahse konu saha komutanlıkları; klasik savunma anlayışına göre değil, bölgedeki menfaatlerimize uygun bir müşterek karargâh çatısı altında teşkil 
edilmelidir. Bu teşkiller, başlangıç tertiplenmesini oluştururlarken, bir taraftan da zamanın ruhuna uygun olarak elastiki yapılarla anayurt bölgesinin her noktasında derhal bulunmak, yurt ötesinde ise; gerektiğinde varlık göstermek ve menfaatlerimize uygun hatlar ile üsler tesis etmek hedefleri doğrultusunda  düzenlenmelidir.       

Söz konusu kuvvetlerle birlikte müşterek harekâtın ruhuna uygun olarak, bünyesinde; uzay[viii], askeri istihbarat, dijital-siber güç, stratejik ulaştırma, merkezi lojistik, merkezi sağlık, stratejik iletişim ve sivil-asker-insani yardım unsurlarını bulunduracak şekilde, “Müşterek Özel Saha Komutanlığı” teşkiline de ihtiyaç vardır. Burada sözü edilen askeri istihbarat, MİT’e devredilen Gnkur. Elektronik Sistemlerini de devralarak muharebe sahası istihbaratı için yeni ihtiyaçlara göre teşkil edilmelidir.

TSK bünyesinde; eski askerlerden ve sivil akademisyenlerden istifade edecek şekilde, daimi danışmanlık kurumu tesis edilmeli, özellikle terörle mücadele 
bölgesi için bazı kademelerde danışmanlık hizmeti düşünülmelidir.

Askeri Sağlık Sisteminin Yeniden İhyası   

Muharebe sahasından hasta ve yaralıların tahliyesi ile tedavisi için mutlak ihtiyaç duyulan askeri tabiplik müessesesinin yeniden ihyası önemini muhafaza 
etmektedir. Bu kapsamda; askeri doktorlar rütbesiz olarak (askeri memur veya başka bir tarz statü) ve yeni bir statüde yapılacak bir düzenlemeyle yeniden 
bünyeye kazandırılmalıdır. Söz konusu yapılanmada; daha çok mobil, hava ulaştırma ağırlıklı ve sahraya dayalı yeni bir askeri sağlık sisteminin ihdası 
üzerinde çalışılmalıdır. Söz konusu askeri tabiplik müessesesinin insan kaynağı için; doğrudan MSB’ye bağlı olacak şekilde “Milli Savunma Sağlık Bilimleri 
Üniversitesi” adı altında yeni bir teşkil de düşünülmelidir.

Geleceğin Türk Ordusu

Katılımcı çoğulcu demokrasi ile özdeşleşen, milletin değerlerini özümsemiş, her türlü tarikat, cemaat ve gruplaşmalardan uzak, toplumun kültürel dokusunun bir parçası olarak milletin mukaddesatını kavramış ve ordu-millet arasında sarsılmaz bir bağ oluşturulmasını sağlayacak liyakat sahibi bireylerden oluşmalıdır.

[i] Ümit Özdağ, “Kendi Ülkesinde Kuşatılan Ordu-TSK”,  4. Baskı, Kripto Yay., Ankara, 2014, s.205.

[ii]Sait Yılmaz, “Türkiye’de Savunma Reformu Çalışmaları: Ak MİT’den Sonra Ak Ordu’ya Geçiş”, makale, www.ulusal.com.tr, 12 Mayıs 2014.

[iii]Cengiz Kapmaz, “Peki, Halkı Kim Kurtaracak”, www.serbestiyet.com/yazarlar/cengiz-kapmaz/708480, 03 Ağustos 2016.

[iv]26 Temmuz 2017 tarihinde aynı sitede yayımlanan “Altı Buçuk Cephede Savaşa/Çatışmaya Hazır Olmak (Türkiye)” başlıklı yazıda ortaya konulmuştur.

[v] Ümit Özdağ, a.g.e., s.204.

[vi] a.g.e., s.207.

[vii] Sait Yılmaz, a.g.m.

[viii]  a.g.m.

Uzman Hakkında
Ünal Atabay
Terörizm ve Terörizmle Mücadele
Uzmanın Diğer Yazıları

  Yeni bir PKK mı? 
  Şeytan Üçgeninde Kürtler Üzerinden Oyunlar 
  Idlib Harekâtı ve Olası Seyri 
  Barzani’nin İhaneti ve Bölge Barışı İçin Harekât 
  Yeniden Yapılanma; TSK 
  PKK’nın Korkusu; SİHA ve İHA’lar 
  Altı Buçuk Cephede Savaşa / Çatışmaya Hazır Olmak (Türkiye) 

 ***