P.Ütğm. Fatih AYDUĞAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
P.Ütğm. Fatih AYDUĞAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2018 Cuma

MUHTEMEL ÇIKIŞ SENARYOLARININ IRAK’IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ ,

MUHTEMEL ÇIKIŞ SENARYOLARININ IRAK’IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ VE BU KONUDA TÜRKİYE’NİN ALMASI GEREKEN TEDBİRLER 

Yazan: P.Ütğm. Fatih AYDUĞAN 


“Güvenlik, oksijen gibidir. Onu kaybetmeye başlayıncaya kadar fark edemezsiniz. Fakat, bir kez gerçekleştiği takdirde başka düşünecek 
hiçbir şeyiniz olmaz.” 

Joseph Nye 


Irak, 21’inci yüzyılın başında, 11 Eylül saldırıları sonrası oluşan 
konjonktürde ABD’nin güvenlik parametresinin ve terör odaklı emperyal 
politikalarının merkezinde yer almıştır. Saddam Hüseyin’in kitle imha 
silahı üretmesi ve teröre verdiği destek iddiaları sebebiyle ABD’nin Irak 
müdahalesi gerçekleşmiştir. ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri, 
başarılı olarak kabul edilen askerî operasyon sonrası, Irak’ta yönetimi 
Iraklılara bırakarak Irak’ın yeniden inşası için çalışmalara başlamıştır. 
Irak’ın Anayasasını yazmak üzere 30 Ocak 2005 tarihinde yapılan 
seçimlerden sonra ABD’nin askerî varlığı dünya kamuoyu tarafından 
sorgulanarak ABD’nin Irak’tan çıkış senaryoları gündeme gelmiştir. 

Irak’ın yeni Anayasasının oluşturulması ve ABD askerî varlığının 
meşruluğunun sorgulandığı, muhtemel çıkış senaryolarının gündeme 
getirildiği bu süreçte Irak Savaşı’nın başarılı olarak kabul edilebilmesi ve 
başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin güvenliğinin sağlanabilmesi 
için Irak'ın toprak bütünlüğü ve ulusal, siyasal birliği çok önemlidir. 
Bilindiği üzere Irak’ta etnik köken ve dine dayanan üç ana ağırlık 
merkezi mevcuttur. Birincisi; kuzeyde ABD’nin Körfez Savaşı sonrası 
verdiği destekle güçlenen KDP ve KYB liderliğindeki Kürt bölgesi. 
İkincisi; ortada bugüne kadar üniter Irak’ı savunmuş, nüfusça üstün 
olmamasına rağmen bu ülkeyi yönetmiş olan Sünni üçgeni. Ve üçüncüsü 
güneyde büyük Şii nüfusu barındıran ve milliyetini mezhebiyle 
tanımlayan Şii bölgesidir. Irak’ın %60’ı Şii, %20’si Sünni, %15’i Kürt ve 
%5’i ise Türkmen, Asuriler ve diğerleridir. 

ABD’nin müdahalesi sonrası egemen olan Sünni iktidarın gücünü 
kaybetmesiyle Irak’ta iktidar mücadelesi yaşanmaktadır. El Kaide terör 
örgütünün El Zerkavi liderliğinde Irak’a yerleşmesi, Baas Partisinin 
tasfiyesi sonrası Sünnilerin işgal güçlerine karşı direniş göstermesi 
sonucunda Irak’taki en önemli problem olarak güvenlik ortaya çıkmıştır. 
Irak’ta giderek etnik özellik kazanma ihtimali olan şiddet ve terör 
olaylarının önüne geçilebilmesi için Sünnilerin yönetime katılmaları ve 
siyasal sürece dâhil olmaları gerekmektedir. Sünniler, Irak’ın toplam 
nüfusu bakımından (en azından) %20’sini oluşturmalarına karşın coğrafi 
açıdan Irak’ın yaklaşık yarısını kapsamaktadırlar. ABD’nin müdahalesine 
kadar, siyasi iktidarda azınlık olan ya da iktidardan uzak tutulan kesimler 
(Şiiler ve Kürtler) yeni iktidarın çoğunluğunu oluştururken, uzun süre 
iktidarı elinde bulunduran Sünniler bu seçimler sonucu iktidar olma 
gücünü kaybetmişlerdir. Türkmenler de, geçmişte olduğu gibi bugün de 
uluslararası dengelerin kurbanı olup, siyasal iktidardan yine 
dışlanmışlardır. Bir Arap ülkesi ilk defa M.S. 740’da Abbasi Halifeliği’nin 
kurulmasından beri Şiiler tarafından yönetilecektir. İslam Dünyasının 
mezhep azınlığını oluşturan Şiiler (sadece İran, Bahreyn ve Irak’ta 
çoğunluk) bu süreçte ön safta yer alacaktır. 

Muhtemel çıkış senaryoları Irak’ın toprak bütünlüğü açısından 
değerlendirildiğinde; birinci senaryoda, ABD’nin Irak’ın toprak 
bütünlüğünü göz önüne alacağı düşüncesiyle hareket edildiği, ikincisinde 
ise toprak bütünlüğünü konfederal yapı içerisinde gelişen durumlara 
göre dikkate almayabileceği düşünülmüştür. 


Harita-2 
Irak’taki etnik ve dinî dağılımı gösteren Harita 


1. Birinci Senaryo: ABD’nin 2005 Yılı Sonuna Kadar Irak’tan Çıkmaması 

Bu senaryo, ABD’nin muhtemel çıkış senaryoları içerisinde Irak’ın 
toprak bütünlüğü ve siyasal yapısı açısından en olumlu senaryo olarak 
değerlendirilmektedir. Fakat bu senaryonun başarılı olabilmesi için kısa 
bir süre içerisinde Irak’ın güvenlik problemini çözmesi, Anayasanın kabul 
edilmesi, siyasal sürece Irak’ın etnik ve dinî grupların hepsinin katılması, 
güçlü bir altyapının oluşturulması ve kaynakların adil bir şekilde 
dağıtılması gerekmektedir. ABD’nin dünya petrolünün %10’una ve 
yeryüzüne en yakın petrolüne sahip bir ülkenin bölünmesi ve böylece 
denetiminin iyice zorlaşmasına razı olmayacağı düşünüldüğünde kendi 
hedefleri doğrultusunda Irak Savaşı’nın başarılı olarak kabul edilebilmesi 
için Irak’tan çekildikten sonra istikrarın ve güvenliğin Iraklılar tarafından 
sağlanması bu senaryo kapsamında hedeflenmektedir. Bu senaryonun 
gerçekleşebilmesi için Irak’ın toprak bütünlüğü açısından yapılması 
gerekenler şunlar olmalıdır: 

ABD’nin bu senaryo kapsamında 2005 sonrası çekileceği öngörüldüğünde öncelikli olarak Irak’ın her gün kan gölüne çevrilmesine etken olan terör ve direniş hareketlerinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Direniş ve terör saldırılarının önüne geçilebilmesi için öncelikli olarak sınır güvenliği sağlanmalı ve terörist faaliyetlerin önlenmesi için hangi etnik kökenden veya mezhepten olursa olsun bütün Iraklılar tarafından iş birliği yapılmalıdır. Direnişe son vermek için Sünnilerin siyasal sürece nüfusları oranında katılması sağlanmalıdır. Baas Partisi hâlâ Sünniler arasında itibara sahiptir. Amerikalıların algılamasına göre El Kaide Baas’la iş birliği içindedir. El Kaide örgütünün mali desteğinin ve Irak’ta 
yuvalanmasının engellenebilmesi için Baas Partisi siyasi sürece dâhil 
edilmelidir. Sünnilerin siyasi sürece dâhil edilmeleriyle Irak'taki direniş 
hareketi bölünecektir. 

Bugün Irak’ta bazı partilerin silahlı kanadı mevcuttur. Başta Kürt Bölgesinde yer alan “Peşmerge Kuvvetleri”, Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (SCIRI)’nin askerî kanadı “Bedir Tugayı” ve Mukteda El Sadr grubu “Mehdi Ordusu”nun Irak’ın güvenlik güçlerine katılması sağlanmalıdır. 

Irak polis ve askerî gücünün oluşturulabilmesi için NATO aktif olarak devreye sokulmalıdır. Teşkilatlanmaları ve eğitimleri NATO tarafından yapılmalıdır. Irak’ta asayişin ve güvenliğin sağlanabilmesi için Irak güvenlik teşkilatları aktif olarak yer almalıdır. 

Irak'ın anayasal ve yönetimsel yapısını oluşturma sürecinde başlıca etnik ve dinî gruplar; Şii Araplar, Sünni Araplar, Kürtler ve Türkmenlerin aktif olarak katılması sağlanmalıdır. 15 Ekim 2005 tarihinde yapılacak referandum ile halkın oyuna sunulacak olan Anayasanın yürürlüğe girmesi için, yalnızca toplam evet oylarının toplam hayır oylarından fazla olması yetmeyecek; Irak'ı oluşturan 18 bölgeden 
hemen her birinde evet oylarının fazla çıkması gerekecek. 

Irak’ın dağılmasını engelleyebilecek ve toprak bütünlüğünü sağlayacak en önemli aktörlerin başında Şiiler yer almaktadır. Şiilerin 2003 Nisan’ından beri 500’den fazla din adamı öldürülmüş ve 24 Şii cami ile türbesi bombalanmıştır. 2004 yılında Şiilerin kutsal aşure gününde 181 kişi intihar saldırılarıyla öldürülmüş ve geçen iki ay içinde 60 ceset Dicle Nehri’nden çıkarılmıştır. Bugüne kadar Irak Şiilerinin bu saldırıları kan davasına dönüştürmemeleri, Sünnilerden öç almaya karşı çıkmaları Irak’ın toprak bütünlüğü açısından son derece önemli 
gelişmelerdir. Şiilerin, Irak Devleti’nin tarihinde ilk defa siyasi yaşamda 
ağırlıkları ile orantılı şekilde ele geçirdikleri temsil şansını geri çevirmeyecekleri değerlendirilmektedir. 

30 Ocak 2005 genel seçimleriyle birlikte yeni bir yapılanmanın eşiğine gelmiş olan Irak'ta Kürtler anahtar rolüne soyundular. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna Talabani’nin oturması ve İslam siyaset ilişkilerinde laikliği savunan bir çizgi izliyor olmaları Kürtlerin Irak’ın toprak bütünlüğü savunması açısından son derece önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. 

Türkmenlere, Irak’ın yeniden yapılanması sürecinde, hazırlanan Geçici Anayasada, nüfuslarıyla orantılı bir temsil hakkı verilmemiştir. Türkmenlerin nüfuslarıyla orantılı temsil edilebilmeleri için ortak hareket etmeleri ve siyasal sürece katılmaları gerekmektedir. Irak’ın toprak bütünlüğü ve siyasal yapısı açısından 1932 Anayasasında olduğu gibi Türkmenler Irak’ın kurucu unsurlarından biri olarak kabul edilmelidir. 

Federal bir devlet yapısı içinde etnik gruplar arasındaki en önemli 
anlaşmazlık konusunun doğal kaynakların ve gelirlerinin paylaşımı 
olacağı değerlendirilmektedir. Irak’ın toprak bütünlüğü açısından Kerkük, 
Irak’ın etnik ve mezhepsel çatışmasının bir sahnesi konumundadır. 
Kerkük kesinlikle bir grubun kontrolüne verilmeden bütün Iraklıların şehri 
olduğu, yeni Anayasada özel statüsü korunarak vurgulanmalıdır. 
Kerkük’ün petrol gelirleri Irak’ın barış ve istikrarı için kullanılmalıdır. 

Bütün bunların yanında Irak’ın altyapısı ve temel ihtiyaçları ABD tarafından süratle karşılanmalıdır. Irak petrol gelirlerinin şeffaf bir şekilde Iraklıların geleceği için harcanması sağlanmalıdır. Irak’ın petrol altyapısına ilave yatırımlar yapılarak dünya pazarlarına ulaşması Irak’ın istikrarı için önemlidir. Ülkenin yeniden imarı bütün Iraklılar için iş imkânı sağlayacaktır. Ekonomisi gelişmiş, güven ve istikrarın hâkim olduğu bir Irak Orta Doğu bölgesinde istikrara katkıda bulunacaktır. 

Türkiye’nin Alması Gereken Tedbirler 

Bu senaryo kapsamında Türkiye Irak’taki bütün gruplara eşit 
mesafede yaklaşmalıdır. Irak Başbakanı İbrahim Caferi'nin ilk yurt dışı 
gezisini Türkiye'ye yapması Türkiye açısından önemlidir. Türkiye’nin 
inisiyatifi ile gerçekleşen Irak’a Komşu Ülkeler Konferansı süreci canlı 
tutulmalı ve bölge ülkeleriyle beraber her platformda Irak’ın toprak 
bütünlüğünün bütün gruplar ve ülkeler için önemi belirtilmelidir. 

Türkiye, Kerkük konusunun yeni Anayasa düzenlemesi sırasında 
çözülmesini ve Kerkük'ün özel statü olarak Anayasa güvencesine 
alınmasını sağlamalıdır. Irak hükümetine bu konunun yeni Anayasada 
açıklığa kavuşturulmaması ve olumsuz gelişmelere açık bırakılması 
hâlinde, ileride iki ülke arasında problem olarak kalabileceği 
belirtilmelidir. 

ABD bölgeden çekilmeden, Türkiye ABD ile Kuzey Irak’ta PKK’ya yönelik operasyon ve iş birliği yapılmasını tekrar belirtmelidir. ABD çekildikten sonra PKK’ya karşı mücadelede Irak hükümetinin desteği sağlanmalıdır. Irak’ın yeniden yapılanması kapsamında Türkiye bütün kurumlarıyla aktif olarak yer almalıdır. Irak Ordusunun oluşturulmasına NATO’da yer alarak katkıda bulunmalı, Irak güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmelidir. 

Türkiye-Irak ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik ikili görüşmeler bir an önce tamamlanmalıdır. Terörün kol gezdiği bu ortamda bile Türkiye Irak'a 1.8 milyar dolar ihracat yapıyor, ithalatımız sadece 400 milyon dolar. İkinci bir hudut kapısı açılarak Türkiye’nin ticaretinin artırılması sağlanmalıdır. Irak’ın altyapı çalışmalarına Türk firmalarının girmesi teşvik edilmeli ve Türkiye, Irak’ın kalkınmasında Eximbank vasıtasıyla kredi sağlamalıdır. 

 Türkiye, Sünnilerin ve özellikle Türkmenlerin kurucu unsur olarak Anayasada yer almalarını ABD ve Irak hükümetine belirtmelidir. Ankara, Irak'ın kuruluşunda Bağdat'ın Milletler Cemiyeti'ne verdiği ve Irak'ı Araplar, Kürtler ve Türkmenlerden oluşan bir devlet olarak tanımladığı zeminden hareket edilmesini talep etmelidir. Türkmenlerin 

Irak’ta etkili olarak temsil edilmesini teşvik etmelidir. Türkmenlerin 
Bağdat ve bütün dünyada çok etkili bir diplomasi ve politika yapmaları 
sağlanmalıdır. Yapılacak Anayasa referandumu öncesinde Türk sivil 
toplum örgütlerinin Türkmenlere seçim ve referandum uygulamaları 
konusunda yoğun bilgi vermesi sağlanmalıdır. 

2. İkinci Senaryo: ABD’nin 2006 Yılından İtibaren Kademeli Olarak Irak’tan Çıkabileceği Durumu 

İkinci senaryo kapsamında ABD’nin ekonomik, politik ve siyasal zorluklar sebebiyle 2006’dan itibaren kademeli olarak çekileceği öngörülmektedir. Bu senaryoda; ABD’nin çekilirken Irak’ın geleceğini, güçlü bir siyasal yapıya sahip Irak’tan ziyade etnik gruplar arasındaki anlaşmalara, bölge ülkeleri ve AB ülkeleriyle yapılması muhtemel anlaşmalara dayandıracağı düşünülmektedir. Bunun yanında güvenliği ve altyapı hazırlıklarını NATO ve BM gibi kuruluşlara devredeceği düşünülmektedir. Irak’taki yetkisini Irak hükümeti yerine uluslararası kuruluşlara devretmeye hazırlanan ABD’nin Irak’ın etnik ve dinî bazda parçalanmaya doğru gideceği ihtimalini varsaydığı kabul edilmelidir. Şu 
an için federatif bir yapının oluşumu için çalışıyor gibi gözükse de, ABD 
gücünün kademeli olarak çekilmesi sonrası etnik ve dinsel temelde yapılanmış konfederatif bir Irak’ın altyapısını bu zaman zarfında hazırlayabileceği değerlendirilmektedir. 

ABD’nin Irak’tan kademeli olarak çekilmesi sürecinde, artan şiddet 
olaylarının etnik ve mezhep tabanına yayılabileceği beklenmektedir. 
Terör saldırılarının ABD ile iş birliği yapan Irak güvenlik güçlerini ve 
iktidarda bulunan Şiileri hedef aldığı görülmektedir. Irak güvenlik 
güçlerine katılımın azalması ve hatta güvenlik görevlilerinin ayrılması 
sonucu kademeli olarak çekilen ABD geride tam bir kaos ortamı 
bırakacaktır. 

Irak’ın toprak bütünlüğü açısından Şiilerin kutsal mekanlarına ve 
din adamlarına yapılan saldırılara şu ana kadar Şiiler karşılık 
vermemişlerdir. Şiilerin bu saldırılara cevap vermesiyle Sünni tabanlı 
yapılan saldırıların Irak’ı Şii-Sünni iç savaşına sürükleyebileceği 
değerlendirilmektedir. 

ABD tarafından planlanan Irak’taki Başkanlık görevinin etnik kategoriye göre dağıtılması ve Irak’ın kuzeyinde gerçekleşen parlamento seçimleri sırasında yine ABD’nin kontrolü altında olacak bir Kürt federe oluşumu için referandumun yapılması, Irak’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğinin tehlikeli boyuta ulaştığını gösteriyor. ABD’nin Kürtleri himaye eden yaklaşımının anayasal iradeye de benzer şekilde yansıması durumunda istikrarsızlık ortamının artabileceği ve bu 
durumun orta ve uzun vadede Irak’ı parçalanmaya kadar götürebileceği 
kıymetlendirilmektedir. 

Kuzey Irak’ta Kürtlere bir devlet kurdurulması ve Irak’ta Türkmen kenti Kerkük’ün bu sözde devlete bağlanmaya çalışılması, ayrıca Amerikan eliyle Telafer şehrinin de bu bölgeye dâhil edilmesiyle Kürtler Suriye’deki Kürt nüfusun ağırlıklı olarak yaşadığı bölgeyle temas kurabileceklerdir. Bunun sonucu olarak gelişmelerin, ABD’nin Orta Doğu Projesi kapsamında İran ve Suriye’nin sınırlarını değiştirme projesine dönüşecek olması muhtemeldir. Bu gelişmeler odağında Kuzey Irak’ta iç savaş çıkması, Kürtler ile İran-Türkiye-Araplar arasında etnik 
çatışmaların başlaması, ortaya çıkacak kaos ortamı nedeniyle El-Kaide ve PKK başta olmak üzere terör örgütlerinin bu bölgeyi mesken tutması  beklenmektedir. 

Konfederatif yapıya dönüşmesi muhtemel bir Irak’ta etnik gruplar 
arasında zararlı çıkması muhtemel olan Türkmenlerdir. Coğrafi olarak 
dağınık olmaları, başarıya olan inancın zayıflığı, geçmişten beri 
Türkmenlere yapılan haksızlıklara ABD’nin katkısı, Türkmenler arasında 
ortak hareket sorunu Türkmenlerin de parçalanmasına yol açacaktır. 

Konfederal bir Irak ABD’nin kademeli çekilmesi sürecinde bölge ülkelerinin müdahalesine maruz kalabilir. Kürt Devleti’nin İsrail’le yakın diyaloğu, Sünni Arap bölgesinin Ürdün’le federasyon kurması, Şii devletin İran’ın nüfuz alanına girmesi ve Türkmenlerin Türkiye tarafından korunması beklenebilecek gelişmelerdir. Fakat herhâlde ABD’nin, Irak topraklarında yıllar boyu Amerikan üsleri ve petrol bölgelerini koruyacak askeri bulunacaktır. 

ABD’nin yetkilerini uluslararası kuruluşlara devretmesi, kendisinin başaramadığı veya bölünmesini amaçladığı bir sürece yol açacaktır. Güvenlik ve altyapı çalışmalarının Irak’a sonradan konuşlandırılan NATO ve BM gibi örgütlerin eliyle yürütülmesinin başarı şansı oldukça zayıftır. 


Harita-3 
Türkiye’nin Alması Gereken Tedbirler 

Türkiye, Irak’ta konfederatif yapının hâkim olacağı değerlendirilen bu senaryo kapsamında bütün gruplara eşit mesafede yaklaşmalıdır. Çıkabilecek bir iç savaşa müdahale etmekten kaçınmalıdır. Gerek PKK konusunda gerek Irak’la ilgili hayati çıkarları tehlikeye girdiğinde Türkiye, güç kullanabileceğini ima ve yerine göre ifa etmelidir. Böyle bir durumda, yapılacak müdahalenin sınırlı olacağı, yalnızca Türkiye’nin güvenliğini sağlamak amacıyla yapıldığı hem Irak halkına hem de bölge ülkelerine 
anlatılmalıdır. 

Irak’taki muhtemel bir parçalanmadan olumsuz etkilenecek olan İran ve Suriye ile ortak bir Irak politikası oluşturulmasının ve Irak’ın toprak bütünlüğüne yönelik birlikte hareket edilmesinin, muhtemel bir Kürt devletinin kurulması ihtimali göz önünde bulundurularak, Kürt devletinin yaşamasını engelleyecek stratejilerin bu ülkelerle birlikte şimdiden hazırlanmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir. 

3. Üçüncü Senaryo: 2025 Yılı Ve Sonrası (ABD Irak’tan Çekilebilir Ancak Bölgeden Çekilemez) Durumu 

Bu senaryo kapsamında ABD’nin 2025 yılından sonra Irak’tan 
çekileceği öngörülmektedir. ABD’nin petrol odaklı 2025 stratejisine göre 
11 Eylül’den sonra ortaya çıkan ve uzun yıllar süreceği öngörülen askerî 
güvenlik boyutu ile petrolün Batı pazarlarına güvenli ve kesintisiz bir 
biçimde taşınması temel politikaları olacaktır. ABD varlığının, Irak’ın 
toprak bütünlüğü açısından tehdit unsuru olarak değil de uzun yıllar 
Irak’ta güven ve istikrarın tesis edilmesi yönünde çalışacağı 
değerlendirilmektedir. ABD’nin Saddam döneminin izlerini silmek için 
Irak’ın ekonomik kalkınmasına ve toplumun sosyal önceliklerine önem 
vererek refah içerisinde yaşayan demokratik bir Irak Devleti ortaya 
çıkaracağı düşünülmektedir. 

ABD’nin Irak’ta uzun yıllar kalabilmesi için kendi iç siyaseti açısından ağır kayıplar vermeden Irak’ta güvenliği sağlaması gerekmektedir. Bu maksatla Irak güvenlik güçlerinin ve millî bir ordunun kurulması maksadıyla; etnik ve mezhep farklılıkları gözetilmeksizin bütün tarafların bu sürece dâhil edilmeleri temel konulardır. Irak’ın toprak bütünlüğü ve toplumsal mutabakatın sağlanabilmesi için Sünniler ve Türkmenlerin de Anayasa ve siyasi sürece dâhil edilmeleri 
gerekmektedir. Kürtlerin ve Şiilerin silahlı güçlerinin Irak ordusuna katılması sağlanmalıdır. İç istikrarın oluşturulması için öncelikle direnişçilerin bastırılması ve Irak El Kaide Cihat Örgütü’nün Irak’tan çıkartılması için kısa sürede geniş kapsamlı operasyonlar düzenlenmelidir. Irak’ın sınır güvenliğinin sağlanabilmesi için komşu ülkelerle anlaşmalar imzalanmalı ve sınırlarda güvenlik önlemleri 
artırılmalıdır. 

ABD’nin Irak işgalinde temel hedefleri olan; Irak petrollerinin dünya pazarlarına kesintisiz ve güvenli bir şekilde akıtılmasının, Orta Doğu’nun demokratikleşmesi nin ve İsrail’in güvenliğinin sağlanabilmesinin yolu Irak’ın istikrarı, toprak bütünlüğü ve bağımsızlından geçmektedir. Bu maksatla Irak’ta özellikle Kürtlere 
ayrıcalık tanınmasına son verilmelidir. Kerkük’ün yeni dönemde özel statüsü Anayasada garanti altına alınarak hiçbir grubun egemenliğine veya kontrolüne verilmemelidir. Bu noktada Irak’ın toprak bütünlüğü açısından kaynakların adil olarak dağıtılması önemlidir. Irak’ta başlayacak bir istikrarsızlık veya devamında bir iç savaş sadece Irak ve Orta Doğu ile sınırlı kalmayacak, jeopolitik kırılma noktaları olan Kafkaslar ve Orta Asya’ya da kayabilecektir ve bu istikrarsızlık da 
ABD’nin küresel politikalarının sonunu getirecektir. Bu maksatla ABD başarılı olabilmek için Irak’ın toprak bütünlüğünü bozacak politik açılımlardan kaçınmalı ve Irak genelinde Irak vatandaşı bilincini ön plana çıkarmalıdır. 

Türkiye’nin Alması Gereken Tedbirler 

Türkiye, ABD’nin 2025 sonrası Irak’tan çıkacağı öngörülen bu 
senaryo kapsamında öncelikle Irak’ın siyasal sürecine destek vermeli ve 
Irak’taki bütün kesimlere eşit mesafede yaklaşarak Irak’ın politik ve 
toprak bütünlüğünü her platformda savunmaya devam etmelidir. Türkiye 
hayati öneme sahip iki konuda; Kuzey Irak’taki PKK varlığı ve Kerkük’ün 
herhangi bir grubun kontrolüne verilmeden özel statüsünün korunması 
konularında ABD ve Irak hükümeti ile iş birliğine giderek gerekli 
önlemlerin alınmasını sağlamalıdır. Türkiye, Irak’la sınır güvenliğinin 
sağlanması ve terörist faaliyetlerin önlenmesi için iş birliği yapmalıdır. 

Ankara uzun vadede Türkmenlerin millî bilinçlerini ortaya 
çıkaracak, birlik ve bütünlüklerini koruyacak yeni bir yapılanmaya 
gitmelerini maddi ve manevi olarak desteklemelidir. Türkmenleri kültürel 
ve siyasi olarak tek başlarına ortak politikalar peşinde hareket edecek 
şekilde yönlendirmelidir. 

Türkiye bu dönem boyunca ABD ile tezkere sonrası oluşan 
havanın izlerini silmek için ABD’nin yanında yer almalıdır. Türkiye, Irak’ın 
yeniden inşasında gerekli altyapı desteğini sağlamalıdır. Diplomasi, 
ekonomik, sosyal ve kültürel vasıtalar aracılığıyla, Irak’ın yeniden 
yapılandırılmasında etkin bir rol oynamalıdır. Irak’ın en büyük ekonomik 
ortağı olabilmeli ve Batı’ya açılan koridor olarak Irak’la yakın iş birliğine 
gitmelidir. Türkiye, petrolün batı pazarlarına ulaştırılmasında ve ABD’nin 
enerji güvenliğinde en büyük ortağı olacak şekilde başta Kerkük-
Yumurtalık Boru Hattı olmak üzere bütün imkânların kullanılması için 
çalışmalıdır. Irak’tan petrol ticaretinde petrolü Bağdat merkezli olarak 
tedarik etmeye dikkat etmelidir. 

Sonuç 

ABD’nin muhtemel çıkış senaryolarının Irak’ın toprak bütünlüğü 
açısından değerlendirilmesinin yapıldığı ve bu konuda Türkiye’nin alması 
gereken tedbirlerin belirtildiği bu bölümde; ABD’nin Irak müdahalesi, 
Orta Doğu stratejisi, küresel enerji politikaları ve küresel teröre karşı 
verdiği savaş kapsamında uyguladığı politikalarının başarılı olması 
Irak’ın toprak bütünlüğüne ve siyasi yapısının istikrarı sağlayacak şekilde 
muhafaza edilmesine ve şekillenmesine bağlıdır. 

Irak’ta oluşacak yeni Anayasa ve sonrasında yapılacak seçim sürecinde güvenliğin sağlanması ve etnik mezhep ayrımı gözetmeksizin bütün grupların sürece dâhil edilmesi gerekmektedir. Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğünü bütün gruplara eşit mesafede durarak savunmalı, kendi güvenliği açısından Kuzey Irak’ta PKK varlığına son verilmesi ve Kerkük’ün statüsü üzerindeki kaygılarını belirtmelidir. Türkiye Irak’ta yaşanabilecek olumlu veya olumsuz gelişmelere yönelik askerî, siyasi ve ekonomik stratejilerini hazırlamalıdır. Türkiye, Irak’ta konfederal bir Kürt devletinin mahzurlarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaya devam etmeli, bu yolla ABD yetkililerini bölgenin istikrarı için yönlendirmelidir. 

11 Eylül sonrası şekillenen dünyada, ABD gücünün sınırlarının oluşmasında ABD’nin “Küresel Hâkimiyet mi”, “Küresel Liderlik mi” peşinde koştuğu ve bundan sonrası için neler planladığı Irak politikalarında yaşam bulacaktır. 


HARP AKADEMİLERİ DERGİSİ 2006

***