Onur Dikmeci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Onur Dikmeci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2017 Çarşamba

İÇ SAVAŞLAR VE TÜRKİYE'DE YAŞANMASI MUHTEMEL İÇ SAVAŞ SENARYOLARI,



İÇ SAVAŞLAR VE TÜRKİYE'DE YAŞANMASI MUHTEMEL İÇ SAVAŞ SENARYOLARI,



Onur Dikmeci
İstihbarat ve Strateji Uzmanı


İç savaş, genel itibariyle sivillerin yer aldığı ve ideolojik, dini, etnik, iktisadi gibi meselelere dayanan şiddetli çarpışma türüdür. Hiçbir kural ve kanun olmayacağı için çatışmalar görülebilecek en vahşi ve insanlık onuruna aykırı tonları taşımaktadır. İç savaş olarak adlandırılsada her iç savaşın dış aktörleri olacak ve bu aktörler kendilerine yakın gördükleri grupları destekleyerek politik gayeler güdeceklerdir. İç savaşlarda ağır silahlar kullanılacağı gibi, her türlü silah, taş hatta sopalarda kullanılmakta şiddetin türü çeşitlilik göstermektedir. Hangi nedenle başlarsa başlasın her iç savaş mutlaka o ülkedeki insanlara zarar vermiş, ülkelerin istikrarını zedelemiş, lobi, banker, şirket ya da devletlerin yarar istifade etmelerini sağlamıştır.  Yani bir ülkede iç savaşın kazananı savaşan gruplar bakımından asla olmayacaktır. Dünya tarihinde pekçok iç savaş yaşanmış ve yaşanmıştır. Bunlardan yalnızca birkaç tanesi örnek gösterilerek yazı, konusuna uygun şekilde ilerleyecektir.




Abd kurulduktan 90 sene sonra iç savaş yaşayan ülkelerden biridir. Ekonomileri tarıma dayalı güney eyaletleri kölelik düzenini savunmuş Ve Abraham Lincoln'ün başkanlığı ile 11 tanesi aralarında konfederasyon oluşturarark Washington yönetiminden ayrılmışlardır. Savaş kuzey ve güney eyaletlerinin arasında baş göstermiş ve neticede kuzey eyaletlerinin galibiyeti köleliğin kaldırılmasını getirmiştir. Rusya'da Bolşevik devriminden sonra Kızıl Ordu adıyla örgütlenen devrim taraftarları ile devrime karşı olup Beyaz Ordu adıyla örgütlenen muhalifler çarpışmış, 3 milyondan fazla insan yaşamını yitirmiştir. Bu iç savaşa İngiltere, Fransa ve Abd doğrudan müdahil olmuşlardır. Yunanistan'da da sağcılar ve solcular arasında iç savaş yaşanmıştır. İspanya, cumhuriyetçiler ile milliyetçilerin iç savaşına sahne olmuştur. Cumhuriyetçiler sol, milliyetçiler ise sağ olarak adlandırılmıştır. Sağcıların iktidarında solcular baskılara maruz kalmış, solcuların iktidarında sağcılar baskılara maruz kalmışlardır. Neticede Franco galibiyeti İspanya'da bir faşist yönetim ilan edilmesine sebep olmuştur.

Sudan merkezi hükümetinin güney eyaletleri ile yaşadığı savaş ilk başta Sudan özerk hükümetinin kurulmasına yol açmış, sonrasında ise Güney Sudan bağımsızlığını ilan etmiş ve El Beşir hakkında Birleşmiş Milletlerden karar çıkartılmıştır. Tarihin en kanlı iç savaşlarından biri Ruanda'da yaşanmıştır.  Hutuların iktidarda yer aldıklarında Tutsilere, Tutsilerin ise yönetimde söz sahibi olduklarında Hutulara karşı başlıttıkları katliam, Fransa destekli Hutuların yoğun ve şiddetli saldırılarıyla son bulmuştur. Dünya ülkelerinin ise bu katliama seyirci kalmaları iç savaşların bir başka yönünü de göstermektedir. 


İç savaşlar üzerine daha pekçok örnek oldukça detaylı bir biçimde izah edilebilir.  Ancak önemli birkaç savaşın bile aktarılması hemen her iç savaşın ortak noktalarını açıkça göstermiştir;

.İç savaşlar, dini, politik, etniki ve mezhebi gibi gerekçelerle baş gösterirler ve hemen hepsinin keşfedilmeyi bekleyen iktisadi yönleride bulunmaktadır
.İç savaşların iç savaşların yaşandığı ülkeler nezdinde kazananları yoktur. Neticeleri, siyasi kaoslar, ekonomik çöküntüler ve sosyal belirsizlikler doğurur
.Her iç savaşın mutlaka dış aktörleri bulunmaktadır
.İç savaşlarda geneli itibariyle sivil kökenli insanlar yer alırlar
.İç savaş her coğrafyada, her kültür ve yönetim tarzındaki ülkelerde görülebilir
.İç savaşlarda iktidarı hangi gruplar ele geçirirlerse muhalif gruplara karşı sistemli baskı ve yıldırma tekniği uygular

Türk siyasi tarihi ise kapsamlı bir iç savaşın yaşanmadığı ülkelerdendir. Bunun sebepleri sosyolog ve siyaset bilimcilerin çalışmaları ile izah edilerek sağlıklı bir sosyolojik tarih perspektifi ortaya koyulabilir. Modern dönemde İttihat ve Terakki Hürriyet ve İtilaf Partisi ilişkileri, 1970'lerdeki sağ ve sol olayları iktidarı ele geçirenlerin muhaliflere karşı uyguladığı baskı, sindirme belkide öldürme politikalarını içersede sistemli bir seyir halinde geniş kitlelere sirayet etmediği için iç savaş olarak adlandırılamaz. Türkiye'de iç savaş yaşanır veya yaşanmaz ancak bütün senaryolara hazırlıklı olmak büyük devlet stratejisinin gereğidir.  Bu sebeple en olası savaş senaryolarının verilerek irdelenmeleri yerinde olacaktır.


Türk Kürt İç Savaşı: Kürt hareketinin toplumsal mahiyetlere ulaşması geçmişin Türk devlet yapısının bazı gerekliliklerinden doğmuştu.  Yavuz Sultan Selim'in İslamcılık ve doğu birliği görüşünün bir parçasını sünni kürtlerde oluşturmuş, 20. yüzyılda ise kürtlerden Hamidiye alayları kurdurulmuştu. Bu proje ermenilere karşı denge unsuru oluşturmasının yanında devletin merkezi yönetiminin şark vilayetlerinde tam tesisi ve kürtlerin ayrı bir siyasi yapılanmaya girmelerini engellemek maksatlarını içermekteydi. Kürtler, devlet sisteminin bütünlüğü içerisinde, devlet ile entegre ve devletin politikalarıyla uyumlu bir misyon için sorumluluk biçilme nüansına dahil edilselerde yabancı lobiler için kürtler, ayrılıkçı bir kürt siyasi hareketin tasarlanarak devlet mekanizmasının zedelenmesi için görevlendirilmek istendiler. Kürt tarihi, kültürü ve istikbali için çalışmaları gerçekleştiren dış odakların telkinleriyle bazı istenmeyen ayaklanmalarda yaşandı. Kimilerine göre ise pkk tarihde ki 29. kürtçü ayaklanmaydı. Türk ve kürt etnisiteleri üzerinden siyasi maksatlar tasarlayanlar şimdiye kadar bunda bütünüyle başarılı olamadılar. Yakın dönemde bir siyasi parti üzerinden gerilen hatlar sebebiyle bazı vilayetlerde kürtleri dışlayan ya da hedef alan protesto gösterileri coşkun yürüyüşler düzenlendi. Ancak bu hiçbir zaman Türkiye'nin bütününe yayılmadı. Çözüm Sürecindeki provoke, aksaklık ve samimiyetsizlikleri gören devlet organları bu sürece zamanında müdahale ederek sonlandırmayı bildi.  Çünkü artık bazı çevrelerdeki tepkiler bundan böyle Türk sorununu konuşalım noktasına gelmişti.  İki grup arasındaki akrabalık bağları, uzun yıllardan beri aynı coğrafyayı paylaşma ve etkileşim, şehirleşme ile farkındalık katsayısının yükseltilmesi, çözüm sürecinin esas mahiyetinden sapması üzerine devletin isabetli müdahalesi gibi etmenler toplumsal bir Türk Kürt çatışmasına set çekmektedir.  İç savaş söylemi en çok Türk Kürt çatışması üzerine kurgulanmaktadır. Olumlu özelliklere karşın bazı sakıncalı durumlarda bulunmaktadır. Kürt siyasi hareketinin ısrarla yeni bir devlet telkinleri, iki grubun aşırı milliyetçi tonlarının birlikte yaşama arzusunu hedef almaları, siyasi tarihte görülen kürt isyanları gibi etmenler aslında hiçbir sorunun yaşanmadığını ve yaşanmayacağınıda göstermez.

Alevi Sünni İç Savaşı: Yavuz Sultan Selim'in Halifelik makamını etkin kullanma siyasetine karşın rakip devlet Safevilerin de Şiilik zemininde siyaset alanını genişletme anlayışı Devleti Aliyye ve Safevilerin mezhepsel anlayışlarla savaştıkları anlayışını literatüre soktu. İran, Safevi dönemine kadar Şii anlayışında değildi bu durum tamamiyle Sünni Hilafet uygulamasına anti tez olarak geliştirildi. Irak, Suriye ve Yemen'den getirtilen şii ulema ila İran şiileştirildi ve kendisini şiilerin hamisi ilan etti. Bu süreçte Anadolu'da ki alevi gruplar üzerine nüfuz etme isteğini aktif siyasete çevirdi. Günümüze değin ulaşan Alevi meselesinin temelleri işte bu sürece dayanmaktadır. Bazı akademik çevreler laik anlayışa karşın Cumhuriyet'in tek tipleştirici misyonu gereği kendi kontrolünde bir sünnileştirme ve sünnicilik politikası izlediğini bununda alevi kitlelere olumsuz yansıdığını savunurlar. Sağ sol çatışmalarının yaşandığı dönemlerde istenmeyen hadiseler yaşanmış özellikle 1993 Madımak olayı alevi kitlede derin bir yara olarak kalmıştı. Bundan sonraki alevi sünni tertibi Gazi olayları olmuş ve bu sebeple tehdit altında olduğunu ve mesaj verildiğini algılayan Türk güvenlik bürokrasisi onayıda alınarak Kuzey Irak Çelik Askeri Harekatı sonlandırılmıştı. Günümüzde alevilerin kültür, inanç ve ibadethane konularında isteklerinin karşılanmadığının ifade edilmesi, bazı yörelerde alevi evlerinin işaretlenmeleri mezhepsel bir kargaşanın sebepleri olarak sunulmuştur. Özellikle Alman istihbarat teşkilatı BND'nin aleviler üzerindeki hassasiyeti ve yeni bir alevilik projesi göze çarpmaktadır. Aslında Ortadoğu gerçekten de mezhepsel çatışmaları barındıracak potansiyeldedir ve bu durum Türkiye'de de görülmüştür. Ancak Türkiye'de hiçbir zaman kitlesel manada alevi sünni çatışması yaşanmamıştır. Günümüz postmodern toplumsal düzeninde mezhebi grupların dışa kapalı evlilikleride özellikle büyükşehirlerde kenara bırakılmaya başlanmış, alevi sünni evliliklerinin sayısı artmıştır. Bu durum aslında toplumsallaşmanın en güçlü örneklerindendir.


Laik Muhafazakar İç Savaşı: Meşrutiyet döneminden beri bu hizipleşme görülmektedir. Alaylı mektepli subay çatışması olarak vuku bulan hadiseler Cumhuriyet ile birlikte artık topluma da yayılmıştır.  Özellikle Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara gelmesi muhafazakar kitlenin özleminin neticesi olarak yorumlanmıştır. Necmettin Erbakan ile karşıt kitle tarafından selametçileri tanımlamak için siyasi literatüre sokulan Takunyalılar ile laiklerin çekişmeleri 28 Şubat döneminde ayyuka çıkacaktır.  Günümüzde ise laiklik hassasiyeti olan kitle bunu ısrarla gündeme taşımaktadır. Aslında kitlesel olarak bunun ifade ediliş biçimi 2007 süreciyle başlayan Cumhuriyet Mitingleriydi.  Sosyal medyanın da yaygınlaşmasıyla kıyafet tercihinden ötürü saldırıya uğrayanlar ile taciz vakaları, ruhi rahatsızlık veya hukuki bakış açılarının dışına taşınmış laik kesimler kendilerini ezilen ve istenmeyen ancak böyle olsa bile Cumhuriyet'in koruyucaları olan bir nevi sivil askerler olduklarının söylencesini devam ettirmişlerdir. 15 Temmuz süreciyle bu çatışma toplumsal mutabakata dönüşmüş ancak bir müddet sonra yeniden başlamıştır. Laik muhafazakar çatışması hiçbir zaman silahlı ve toplumsal mahiyeti olan eyleme dönüşmemiştir.


Muhafazakar Muhafazakar İç Savaşı: Üzerinde durulmayan bu hususun benzerleri Türk siyasi tarihinde görülmüştür. Muhafazakar parti ve aktörler, genellikle kendi tabanları ile görüşlerinden beslenenlerce hedef alınmış ve tasfiye edilmiştir. Günümüzde irili ufaklı kimi cemaatlerin muhafazakar bir iktidar partisini eleştirmeleri, muhafazakar kimlikleriyle bilinen kişilerin, 28 Şubat dönemini bile hayırla yad etmeleri, muhafazakar cenahtan gelen gazetecilerin farklı ve sert eleştirileri ile iktidar partisinin içerisinden çıkan ve halen etkin olan muhafazakar grupların yeni bir siyasi amaç planlamaları ileriki günlerde muhafazakar muhafazakar çatışmasının ip uçlarını vermektedir.


Ordu Ordu İç Savaşı: Devleti Aliyye tarihinden günümüze intikal eden bir vaka olarak gözükmektedir. Yeniçeri sipahi, alaylı mektepli subay kavgaları her daim görülmüştür. Tarihe 23 Ocak 1913 Babı Ali baskını olarak geçen hadisede hayatını kaybeden 9 kişiden 8'i askerdir. Yine Kurmay Albay Talat Aydemir'in darbe girişimlerinde lokal olarak karacılar ve havacılar çatışmış, Kara Harp Okulu taranmış 8 subay hayatını kaybetmiştir. En yakın tarihli ordu ordu çatışması ise 15 Temmuz girişiminde yaşanmıştır.  Emir komuta zinciri tamamen iğdiş edilmiş, askerler birbirlerine silah doğrultmuş, ateşlemiş, kalkışma karşıtı olanlar uçaklara yakıt vermek istememiş, askeri araçları bozmaya çalışmış, kuvvet komutanları ve Genelkurmay Başkanı bile derdest edilmiştir. 15 Temmuz'un belkide planlayıcıları tarafından en çok arzu edilen tarafı bu çatışmanın oluşturulması olmuştur.  15 Temmuz'dan sonra sivilleşme yolunda birtakım tedbirler alınmaya çalışılmıştır. Ancak cuntalaşma sürecinin şu anda ne olduğu konusunda tam bir veri bulunmamaktadır.


Ordu Polis İç Savaşı: Ne kadar büyük olsalarda hiçbir polis teşkilatı Dünya'nın hiçbir yerinde orduya denk bir güç olamazlar. Hem bu gerçek, hem Türk toplumundaki asker ağırlığı hem de 1990'lara kadar asker kökenlilerin müdür olarak atandığı Türk Polis Teşkilatı'nın tarihindeki bu kodlar polisin orduya karşı saygılı ve mesafeli durmasına sebep olmuştur. Özellikle askeri davalardaki gerginlikler, askerlerin konutlarına polislerin sokulmaları, bu tertiplerin polis teşkilatındaki müdürlerce organize edildiği teorileri asker ve polis arasını açmıştır. 15 Temmuz'da da asker ve polis kitlesel manada birbirlerine silah doğrultmamış kurşun atan ilk taraf olmayı tercih etmemişlerdir.  Aslında Gazi olaylarında tertip edilen askeri polisle karşı karşıya getirme projesi 15 Temmuz ile yeniden tasarlanmış ancak istenmeyen sonuçlar doğmamıştır.


Ordu Halk İç Savaşı: Türk tarihinin hiçbir safhasında ordu halk çatışması görülmemiştir. 15 Temmuz kalkışması ordu halk çatışmasından ziyade canı yanan öfkeli insanların ani reaksiyonları olarak yorumlanmalıdır. Ancak bu durumun kullanılmak istenmesi görülebilir.


Ordu Polis Halk İç Savaşı:  Günün getirdiği gereklilik dahilinde 15 Temmuz günü savaşa varmayan çatışmalar görülmüştür. 15 Temmuz'un belki de gayelerinden bir tanesi bu senaryonun denenmek istenmesiydi. 


Ulusal Merciler Küreselciler İç Savaşı: Özellikle Donald Trump'ın başkan seçilmesiyle gündeme gelen ulusalcı küreselci savaşları, kanlı çok büyük hareketlerden ziyade, ekonomik ve siyasi manüplasyonları içeren suikastlerinde dahil olacağı bir süreci Türkiye'de gösterebilir. Bu husus üzerinde Türk güvenlik mercileri ve siyaset bilimcileri yeterince durmamaktadırlar.

Türkiye tarihinde iç savaş yaşamaması bakımından güzel bir talihe sahip olmasının yanında ileriki dönemlerde iç savaş tehlikelerinede maruz kalabilecek ülkelerdendir. Şimdilik bu tehlikenin olasılığı düşük olabilir. İfade edilen senaryolardan Alevi Sünni İç Savaşı dışında, hemen hepsi aynı anda veya bağımsız olarak görülebilir. Coğrayadaki gelişmeler, Türk siyasi hamleleri, sosyal hareketlenmeler, ekonomik faktörler bunun belirleyicisi olacaktır. 

http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2017/04/ic-savaslar-ve-turkiyede-yasanmasi.html


***

4 Haziran 2017 Pazar

KUŞATMA ALTINDAKİ TÜRKİYE

KUŞATMA ALTINDAKİ TÜRKİYE ,


TÜRKİYE'NİN KARŞILAŞTIĞI RİSKLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
10 NİSAN 2017 10:25 AM PDT

Onur Dikmeci
İstihbarat ve Strateji Uzmanı


Dünya üzerindeki her ülkenin belirli avantajlarıbulunmakla birlikte karşılaştığıya da karşılaşacağıriskler/tehditlerde bulunmaktadır. Türkiye ciddi bir ülke olmasına rağmen değişik riskleride taşımakta ve üstesinden gelinemeyen risklerin katsayılarıda artmaktadır. Çözüm önerileri geliştirebilmek için riskleri belirlemenin temel olacağıbir yaklaşımda Türkiye'nin maruz kalacağıriskler şu kategorilerde tasnif edilebilir
Jeopolitik Riskler: Türkiye bulunduğu konum itibariyle her ne kadar yüksek potansiyel ihtiva eden mevkiye sahip olsada Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar gibi dünyanın en sorunlu ve istikrarsız bölgelerine kültürel ve coğrafi olarakta yakındır. Bu bölgelerde meydana gelen ve halâ sürecek olan iç çatışmalar ve sınır değişikliği gibi etmenler Türkiye'ye de yansımaktadır. Çünkü artık ülkeler birbirleriyle son derece entegredir. Irak bir operasyona maruz kaldıktan itibaren Türkiye'nin Kuzey Irak hassasiyeti artmıştır. Bağımsız bir kürt devletinin dezavantajlarıtartışılmakta bunun irredentist bir mahiyete bürünme ihtimali ciddi bir kaygıolarak kabul edilmektedir. Aynısorunlar diğer ülkelerdeki istikrarsızlık için de geçerli olacaktır. Türkiye etrafında meydana gelen ve gelebilecek sınır değişikliliklerinden bu olaylardan uzak dursa dahi etkilenecektir. Yani Türkiye'nin jeopolitik konumu avantaj olmasının yanında ciddi riskleride taşımaktadır.

Askeri Riskler: Türkiye kökenlerinin uzandığıAsya'dan itibaren ordu öncelikli bir yapıda olmuşve son üç asırında da ordu bürokrasi ve ordu halk ilişkileri inişli çıkışlıbir süreç izlemiştir. Devleti Aliyye'nin yeniden restore edilmesinin birincil koşulu olarak ordu modernizasyonu şart görülmüşve askeri alanda pek çok ıslahat yapılmıştır. Sınıfsız toplum yapısına sahip Türk siyasi tarihinde askeri zümre devletin çekirdeği, pozitivist akımların etkisiyle aydınlanmanın öncüsü ve yeni rejimin ilanıyla rejim koruyucusu gibi misyonlar üstlenmenin yanında burjuva sınıfının oluşturulmasında da rol oynamıştır. Bu denli önemli görevleri üstlenmişbir zümrenin ayrıcalıklıbir sınıf olarak telakki edilmesi olasıolmasının yanında askeri müdahalelere doğal zemin yaratmasıbakımından da önemlidir. Askeri darbeler ve muhtıralar ordunun geneli itibariyle halk nezdinde itibarınısarsmışolabilir fakat emir komutanın oldukça laçka edildiği ve ordunun halk ile karşıkarşıya kaldığı15 Temmuz süreci gibi bir hadise Türk siyasi tarihinde görülmemiştir. Bu askeri kalkışma başarısız olarak nitelendirilsede bazıbakımlardan oldukça başarılıdır. Disiplini Prusya ekolüne dayanan orduya disiplin çiğnetilmiş, halk nezdinde oldukça puan kaybetmiş, asker sivil ilişkilerinin çokta doğru olmayan bazıyeni uygulamalarıyla kurumsal yapısıyla alakalıbelirsizlikler oluşmuştur. Bunun yanında ordu çağın gerekliliklerine tam manasıyla adapte olamamıştır. Siber güvenlik timini var edememenin yanında, uzay komutanlığınıhayata geçirememiştir. Ordu da halâ biyolojik, kimyasal saldırıolasılıklarına yönelik tedbirleri geliştirememiştir. Lojistik, ikmal, maliye gibi askerlikle alakasıbulunmayan birimlerle iştigal edilmesi ordu konsantırasyonuna zarar vermektedir.

Ekonomik Riskler: Asya steplerinden itibaren Türklerin ekonomik konularla arasıiyi olmamıştır. Bunun coğrafi faktörleri ağır basmakla birlikte Devleti Aliyye'nin buhranlıgünlerinde de ciddi bir ekonomik politika geliştirilememiştir. İlk dışborçlanma ve para basma yetkisinin yabancılara verilmesiyle bağımsız para politikasınıterk eden devlet Cumhuriyet döneminde ilk başlarda toparlanmakla beraber sonrasında yine borçlanan, yeterli istihdam yaratamayan bir ülke haline gelmiştir. İthal ikameci politikalar yakın dönemde bir kenara bırakılmışbu bir bolluk getirmekle birlikte kısa zamanda Türkiye'yi yabancımarka pazarına çevirmiştir. Türkiye'de ki bütün askeri ve sivil darbelerin mutlaka ekonomik boyutlarıbulunmaktadır. Son yıllarda ekonomik olarak bir toparlanma yaşanmakla birlikte kimi kesimlerden özelleştirmeler ve piyasadaki sıcak paraların kaynak ve akıbetleriyle ilgili eleştirilerde yöneltilmektedir. Türkiye ekonomik potansiyeli bulunmakla birlikte ciddi ekonomik risklerde yaşayan ve yaşayacak olan ülke sinyalini vermektedir.

Toplumsal Riskler: Genç, dinamik yapısıartan nüfusu ve milli manevi bağlarıyla Türkiye güçlü bir yapısergiliyor gibi görünsede ciddi riskleride taşımaktadır. Genç ve kalabalık nüfus büyük güç olmak için tek başına yeterli ve geçerli faktörlerse Afrika'nın veya Asya'nın bazıülkelerinin dünya klasmanında her bakımdan zirvede yer almalarıgerekir. Oysa yeteli istihdam olanaklarının sağlanamadığı, ciddi bir vizyoner planlamanın yapılmadığıyerde genç nüfus atıllıktan başka bir işe yaramayacaktır. Üstelik yakın gelecekte teknolojik ilerlemeler robotlar ve yapay zeka uygulamalarına daha fazla imkan vereceğinden işsizlik artacak ve insanlar farklıillegal yöntemlere yöneleceklerdir. Türkiye toplumu öz benliğinide büyük oranda zedelemiştir. Tam manasıyla batıveya doğu kültürünü benimseyen kitleler öz yaşayışınıkaybetmişdoğu batıarasında adeta bir yarım form olarak kalmıştır. Ailenin önemi geçerli olsada boşanmaların arttığı, sadakatsizliklerin çoğaldığı, madde bağımlılığının arttığıve insanların gittikçe eskiye özlem duyduğu bir populasyon teşekkül etmeye başlamıştır.

Bilgi Teknolojisi Riskleri: Gelecek bilgi ve teknoloji üzerinde şekillenecektir. Bu süreçte mevcut ve yeni mühendislik dallarının geliştirilmesi, patentlerin artmasıve ar genin geliştirilmesi öncelikli olacaktır. Türkiye'de kısa süre evveline kadar talep olmadığıgerekçesiyle fen bilim dallarının kapatılmasının gündeme taşınmasıbu hususta ne denli ciddiyetsiz olunduğunun göstergesidir. Türkiye'nin bir Ulusal Teknoloji Kitabı'nın olduğu meçhuldür. Yazılım, genetik, siber platformlar gibi hususlarda ciddi eksikler bulunmaktadır. Çok iyi yetişmişkişiler büyük oranda beyin göçü ile batıülkelerinde yaşantılarınısürdürmektedir. Köken ve kültür olarak Türk olmasına rağmen Nobel'i alan Sancar bile Abd'de yaşamakta, çalışmalarınıorada sürdürmektedir.

Strateji Kaynaklı Riskler: Dünya'da bütün ciddi ülkelerin belirlenmişulusal stratejileri bulunmaktadır. Ulusal stratejiler kısa dönemli değil, ülkelerin onlarca yıllık öteki hedeflerini muhteviyatlarında bulunduran planlamalar dır. Bir ülkede iktidar değişebilir hatta yüz ölçümü değişebilir fakat belirlenmiş ulusal stratejiler ana eksenlerinden aşırıbir sapma göstermezler. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması, Rusya'nın ulusal stratejisinin bir Avrasya İmparatorluğu kurmakla beraber, Kırım, panslavizim ve sıcak denizlerin Rusya nezdinde ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Aradan iki buçuk asır geçmiştir, Rusya rejimselde dahil olmakla birlikte pek çok değişiklik yaşamıştır ancak bugüne bakıldığında ulusal stratejisinin değişmediği görülür. Aynışekilde İran, İngiltere, Abd, Almanya, Yunanistan, Çin gibi önemli ülkelerinde ulusal stratejileri mevcuttur. Türkiye'de ise her iktidar dönemine müstakil dış politika, güvenlik konsepti, eğitim programları belirlenmektedir. Bunlarında ötesinde Türkiye'nin iler iki yıllarda kendini nerede görmek istediği hususunda belirsizlikler bulunmaktadır. Yani Türkiye'nin mevcut bir ulusal stratejisi bulunmamakta bu durum Türkiye gibi devlet geleneğine haiz bir ülke açısından büyük risk taşımaktadır.

Türkiye'ye yönelik riskleri belli başlıgruplar halinde kategorik olarak saptamak kadar önemli olanda risklere yönelik tedbirlerin belirlenmesidir. Bu tedbirler çok yönlü ve uzun vadeli olmak durumundadır.

Batı ile ilişkileri sekteye uğradığında plansız ve programsız Asya perspektifi ortaya koyan, Asya ile ilişkileri sorunlu olduğunda duygusal ve ani tepkilerle batıya yönelen Türkiye'nin bölgesel vizyonu yok demektir. Bu sebeple de jeopolitik gerçekleri okuyamayacaktır. Jeopolitik tanımını çok iyi yapmışTürkiye güvenlik konsept ini bu doğrultuda endekslemeye mecburdur. Askeri darbe ve kalkışmalara karşı haklı gerekçelerle kaygılı ve tepkisel yönetsel mekanizmanın tutumu anlaşılabilir ancak silahlı kuvvetlerin kurumsal yapısıyla alakalı oldu bittiye getirilen düzenlemeler bize göre 'Danışman Cuntasının' hezeyanları dır. Sivilleşme önemli olmakla birlikte bu durum tepeden uygulanabilecek bir yöntem değildir. Asker sivil ilişkilerinin demokratik düzlemde sağlıklı işlemesi için toplumun bireysel ve kurumsal olarak bütünüyle demokratik bir yelpazede bulunması gerekir. Şekil ihtiva eden uygulamalardan vaz geçilmeli, ordunun profesyonelleşmesi desteklenmelidir. Emekli Oramiral Nusret Güner'in ifadesiyle '' Hava özellikle Deniz kuvvetleri olmadan tek başına Kara Kuvvetleri ile yalnızca sınırlarınız içerisinde piknik yaparsınız.'' denizci bir devlet olamayan ve deniz bilinci kazandırılamayan Türkiye'de süratle bu eksiklik giderilmeli hava ekolüde desteklenmelidir. Ekonominin bir istihbarat bilimi haline geldiği unutulmamalıdır. Bu suretle Türkiye'nin resmi ve gayrı resmi maden stoğu belirlenmeli, finans ve banka sektöründeki yabancı sermaye oranları, sıcak para miktarı saptanmalı, istihdam kapasiteleri ve rekabet ölçekleri ortaya koyulmalıdır. Bu doğrultuda milli uzun vadeli bir ekonomi strateji programı belirlenmelidir. Ekonomi istihbarat koordinasyonu sağlanmalı, yurt dışı ekonomik operasyonlar başlatılmalıdır. Türkiye köklü bir toplum yapısı bulunmakla birlikte yeni buhranların aşılabilmesi için Aile Bakanlığı ve yerel yönetimler yeni stratejiler geliştirmelidir. Film ve sinema sektörü motive edici yapımlar üzerinde yoğunlaşmalıdır.

Sosyal bilimler önemini korumakla birlikte, gelecekte sosyal medya uzmanlığı, robot bilim, genetik, kodlama gibi branşlar dünyaya yön tayin etmede başarılı olacaklardır. Bu sebeple Fen ve Mühendislik Fakülteleri yeni baştan tedrise edilmelidir. Eğitime daha fazla pay ayırabilmek için seferberlik başlatılmalı, ihmal edilen ilköğretimler dahil olmak üzere yeni ve verimli model oluşturulmalıdır. Üretim alanlarında yazılım ve hiper teknolojik cihazlar hususunda oldukça gayret sarf etmek gerekecektir. Bir çamaşır makinasın daki malzeme, küçük bir tablet ya da cep telefonundaki malzemeden kıymet olarak çok daha fazladır. Ancak malzeme maliyeti oldukça düşük olan tablet ya da cep telefonu ekseriyetle o çamaşır makinesinden daha yüksek bir ücretle satılacaktır. Yani kâr marjı oldukça yüksek olacaktır. İşte bu tip teknolojik alanlarda markalaşmanın ve uluslar arası rekabete açılmanın zamanı gelmiştir. Türkiye'de ciddi akademisyenler, siyasetçiler, askerler Türkiye'nin mevcut gerekliliklerine göre bir ulusal strateji hazırlamalı, millet bu doğrultuda motive edilebilmek için görsel ve yazılı basın etkin kullanılmalıdır. Örneğin Türkiye'nin ulusal stratejisi, Misakı Milli'ye dayalı topraklarını genişletmek, Körfezde yatırım yapmak, milli gelirini belirlenmiş rakama çıkarmaktan ziyade söz gelimi 50 ülkede askeri üs var etmek, Türk Silikon Vadisini hayata geçirmek suretiyle dünya ticaretinde önemli yere sahip olmak ve bir Türk İmparatorluğunu kurmak olabilir. Dikkat edilirse burada bir rakam, yüz ölçümü ve ilhak gibi unsurlar sıralanmamıştır. Çünkü stratejide önerilenlerin hayata geçirilmesi zaten yüksek milli gelirli ve dünya siyasetini kontrol eden bir Türkiye yaratacaktır.

Bir başka strateji modeli ise Türkiye'nin belirli şehirlerini belirli dalların merkezleri haline getirebilmek üzerine kurulu olabilir.

Abd'yi ele aldığımızda Las Vegas eğlencenin, Los Angeles Hollywood üzerinden kültür yani insanlığıdönüştürücü fenomenin, Wall Street ekonominin, Washington ise siyasetin merkezleridir. Türkiye'de de benzer bir model hayata geçirilebilir. Örneğin yeni finans merkezi ve tarihi birikimiyle İstanbul ekonomi ve inançların, Ankara siyasetin, Antalya film sektörünün yani kültürün, turistik bir kent ise eğlencenin merkezi olabilir ve dünyayıhiç değilse bölgeyi bu doğrultuda şekillendiren cazibe merkezlerinden öte insanlığa yönelik temel fenomen kentler haline getirtilebilinir.

Görüldüğü gibi Türkiye ciddi riskler taşımakla beraber riskleri avantajlara dönüştürebilecek imkanlarada sahiptir. Yalnız bir gerçek varsa o da kainatta hiçbir şeyin durağan olmadığıdır. Yani dünyada bölgede hızla değişmektedir. Hulasa geç kalınmadan biran evvel gerekli hazırlıklar başlatılmalı, oyun kurucu ülkeler kategorisine yükselinmelidir.

http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2015/02/turk-yahudi-iliskileri-turkiyeyi.html