OYAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OYAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2018 Cumartesi

Ergenekon Davalarını Engelleme Girişimleri., BÖLÜM 11

Ergenekon Davalarını Engelleme Girişimleri., BÖLÜM 11




 08.12.2011: Aselsan belleği jandarmada kayboldu:

Aselsan’da milli tank, F-16 ile suikast silahı Kanas projesi üzerinde çalışırken intihar ettiği öne sürülen Hüseyin Başbilen’e ait flash bellek jandarmada kayboldu. Çok önemli bir delil olan bellekte, Başbilen'in intihar ettiğine delil olarak gösterilen mektubun yer aldığı iddia ediliyordu. Bu mektubun varlığına dair iddia, olay yerinde ilk soruşturmayı yapan jandarma tarafından ileri sürülmüştü. Önce bilgisayarda var denildi ama. Savcılık Başbilen soruşturmasında iki şok delil karartmayı tespit etti. Buna göre, Jandarma, intihar mektubunun Başbilen’in Aselsan’daki bilgisayarında bulunduğunun belirlendiğini söyledi. Savcılık, Jandarma’nın cevabını yeterli görmeyerek bilgisayarı incelettirdi, ancak söz konusu mektubun izine rastlamadı. Sonra bellekte var denildi ama o da kayıp. Bunun üzerine Jandarma’ya mektubun bilgisayarda bulunamadığı bildirildi ve konuyla ilgili cevap istendi. Jandarma ise mektubun Başbilen’in öldüğü esnada aracındaki harici bir bellekte kayıtlı olduğunu bildirdi. Harici belleğin kendilerine teslim edilmesini talep eden savcılığa jandarmadan gelen yanıtta belleğin kayıp olduğu yönünde ifadeler yer aldı.

09.12.2011: Sicilleri hatalı bildirdi, savcılık polisleri koruyor dedi:

 Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından avukat Serdar Öztürk'ün 'gerçeğe aykırı tutanak hazırlamakla' suçladığı polislerin savcılık tarafından korunduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. Edinilen bilgilere göre Serdar Öztürk, suçladığı polislerin sicil numaralarını savcılığa yanlış bildirmiş. Dolayısıyla Öztürk'ün verdiği sicil numaralarını araştıran savcılık, söz konusu polislere ulaşamıyor.

 12.12.2011: Dava klasörlerini incelemeye vakti yok, tazminat davası açmaya var:

 Birinci "Ergenekon" davasının tutuklu sanıklarından Sevgi Erenerol'un avukatı Vural Ergül tarafından hazırlanarak mahkemeye sunulan çalışmaya göre, 25'i tutuklu 108 sanığın yargılandığı davada 4 bin 300'ü aşkın klasör yer alıyor. Avukat Ergül, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verdiği dilekçede kendi yaptığı çalışmanın sonuçlarına yer verirken, fiili olarak yargılama yapılamaz bir hale gelen dosya içeriğiyle ne sanık vekili olarak müdafilik görevini yerine getirebilmesine imkan bırakıldığını, ne de müvekkilinin kendisini savunabilme imkanı olduğunu öne sürdü. Ergül, bu nedenle heyete karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde adil yargılama hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle tazminat davası açacağını kaydetti. Ancak bu garip durum klasörleri incelemek için vakit bulmayan avukatın tazminat davasına hazırlanma ve davayı açmak için nasıl vakit bulacağı sorusuna yol açtı. Avukat Ergül, hukuk çevrelerinde 1 bardak suda fırtına çıkarmaya alışkın kışkırtıcı bir avukat olarak nitelendiriliyor. Bir avukatın davada yalan söyleyebileceğini iddia eden Avukat Ergül Ergenekon davasının hakimleri tarafından şaşkınlıkla izlenmişti. Avukat Vural Ergül, Ergenekon duruşmalarında medyatik girişimleriyle tanınıyor. Ergül, birinci Ergenekon iddianamesi ek klasörlerinin savcılar tarafından gazetecilere servis edildiğini öne sürmüş, ancak daha sonra belgelerin, canlı yayına çıkarak savcıları suçlayan Ergül tarafından gazetecilere verildiği ortaya çıkmıştı. Vural Ergül Ergenekon duruşmalarında ilginç bir olayla daha medyada yeralmıştı. Sanık avukatları, sanık Sevgi Erenerol'un avukatı Vural Ergül hakkında bir televizyon kanalında yayınlanan "Ergenekon avukatına soruşturma, savcılara hakaret etmişti" başlıklı haberin görüntüsünün, fotoğraf halinde Ergül'ün bilgisayar ekranına masaüstü görüntüsü olarak kaydedilmesini 'kendilerine yönelik baskı' şeklinde değerlendirmiş; "Savcılık makamında aba altından sopa mı göstermek isteniyor?" şeklinde yorumlar yapılmış, CHP milletvekilleri de olaya ilişkin tutanak tutarak konuyu HSYK'ya şikayet etmişlerdi. Oysa resmi ekrana koyan kişinin bizzat Ergül olduğu ertesi gün ortaya çıktı. Ergül ıslak imzalı Albay Çiçek'e ait belgenin ilk olarak fotokopisi ortaya çıktığında bunun sahte olduğunu iddia etmiş ve bu iddiasını doğrulamak için de bir belgenin altına Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün imzasını dijital ortamda taşıyarak daha sonra fotokopisini çekmiş ve bu belgenin sahteliği gibi Çiçek'in imzasını taşıyan belgenin de sahte olduğunu iddia etmişti. Ergül, yaptığı son şovda Danıştay kamera skandalını sulandırmaya çalışmış ve TÜBİTAK'ın incelediği harddiskin ve bu diskten kurtardığı kamera kayıtlarının Danıştay binasına değil 'İstanbul Modern' müzesine ait olduğunu iddia etmişti. Ergül, bu aşamada akla 'Danıştay binasına ait orijinal hard disk nerede' sorusunun geldiğini belirterek "Güvenlik firmasının kadar soruşturmayı yürüten Ankara terörle mücadele şubesinin de sorumluluğu vardır bu göz ardı edilmemelidir" diyerek kafa karışıklığı oluşturmaya çalışmıştı. Beşiktaş Adliyesi'ne gelen Vural Ergül, Danıştay kayıtlarının sahte olduğu iddiasını ortaya atmasının ardından konuyla ilgili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne beyanda bulunacağını söylemiş, fakat mahkeme, Avukat Ergül'ün başvuruda bulunduğunu doğrulamamıştı. Polisin saldırıda ihmali olduğunu iddia eden ve bu yönde adliye muhabirlerine de mail atan Ergül yaydığı maille ilgili konuşmaktan kaçınmıştı. Konuya ilişkin görüşü sorulan Ergül, Ergenekon sanığı avukatı olarak neden böyle bir maili yaymaya çalıştığına yönelik sorulara yanıt vermemişti. Vural Ergül ayrıca duruşmalarda dinlenen gizli tanıkların kimliğini ısrarla açıklamaya çalışması ve mahkeme heyetine hakaretleri, tutum ve davranışları nedeniyle uzun süre duruşmalardan men edilmişti. Yine Ergül, Ergenekon savcılarına yönelik hakaretleri nedeniyle yargılandığı davada 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.

15.12.2011: Odatv'nin ODTÜ raporu da çürük:

Odatv davası sanıklarının bilgisayarlarında bulunan örgütsel dökümanlar için ortaya attıkları 'virüs getirdi' iddiasından sonra 'imaj alma sırasında polis tarafından yüklendi' savunması da çöktü. ODTÜ'lü bir profesör ve araştırma görevlisine hazırlatılan raporun bilimsel dayanak ve gerçeklere aykırı olduğu tespit edildi. CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk'ün konuyla ilgili soru önergesine İçişleri Bakanlığı'nın verdiği cevap, bütün işlemlerin avukatlar huzurunda gerçekleştirildiğini, imaj alma programına dışarıdan ekleme yapılmasının imkânsız olduğunu ortaya koydu. Bakanlık raporunda, İçişleri Bakanlığı'nın raporunda, iddianamenin en önemli delilleri arasında yer alan 'Ulusal Medya 2010', 'Yalçın Hoca' ve 'Hanefi.doc' belgelerinin Müyesser Yıldız Uğur'un bilgisayarında imaj alma işleminden önce birçok kez açılıp okunduğu belirtildi. Raporda ayrıca imaj alma işlemlerinin avukatlar huzurunda yapıldığı ve imaj alma programına dışarıdan yükleme yapılmasının imkânsız olduğu ifade edildi. Raporda ayrıca ODTÜ tarafından hazırlanan raporun hiçbir somut delile dayanmadığı da belirtilerek herhangi bir geçerliliğinin olmayacağı vurgulandı. Ayrıca imaj alma işlemlerinin tüm dünya ülke polislerince kullanılan bir programla yapıldığı ve bu programa müdahale etme imkânının olmadığı belirtilerek, imaj alma esnasında hard diske ayrı bir dosya eklenmesi yönündeki iddianın herhangi bir dayanaktan yoksun olduğu anlatıldı.

15.12.2011: Almanya Dalan'ı iade etmiyor:

Adalet Bakanlığı bir açıklama yaparak, Almanya'nın Ergenekon davasının firari sanığı Bedrettin Dalan'ı iade etmeyeceğini bildirdi. Almanya, karara gerekçe olarak Dalan hakkındaki ceza talebinin 'müebbet hapis' olmasını gösterdi. Oysa Almanya, daha önce müebbet hapis istemiyle yargılanan Metin Kaplan'ı Türkiye'ye iade etmişti. Almanya ve diğer batılı devletlerin Türkiye'deki demokrasinin yerleşmesinden hoşnut olmadığı, bu devletlerin Ergenekon örgütünü kolladığı, Ergenekon'un uluslararası bağlantıları olduğu iddiası çeşitli delillerle kanıtlandı. Firari sanık Dalan'a Alman istihbarat teşkilatınca sahte pasaport verildiği ortaya çıktı. Almanya'dan Ergenekon sanıklarına yapılan para yardımları kanıtlandı. Ardından Alman vakıflarının Türkiye'deki derin faaliyetleri bizzat Başbakan Erdoğan tarafından gündeme getirildi. Ergenekon sanığı MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ortaya çıkan mektubunda Deniz Feneri davasının Türkiye'yi zor durumda bırakmak için Alman istihbaratınca tezgahlandığı ileri sürülmekteydi.

 28.12.2011: Paşaların Balyoz davasına baskı ziyaretine soruşturma:

Balyoz davasında tutuklu yargılanan ve Hasdal Cezaevi'nde yatan muvazzaf askerleri ziyaret eden 4 komutan hakkında soruşturma açıldı. Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in de aralarında bulunduğu komutanların ziyaretini özel yetkili savcılık, 'terör örgütüne yardım yataklık ve görevini kötüye kullanma' suçu kapsamında soruşturuyor.

 02.01.2012: Haberal için şok taziye planı:

Ergenekon tutuklusu ve CHP milletvekili Haberal'la ilgili şok bir iddia ileri sürüldü:

CHP, 'Haberal yasası' ile annesinin cenaze töreni ve taziye için cezaevinden çıkacak Haberal'ı taziye sonrası Meclis'e getirip yemin ettirecek, ardından Silivri'ye geri dönmesi engellenecek. Sonrasında ise Türkiye’nin muhalefeti kapsayan büyük bir siyasi krize sokulması gündeme gelecek. Güvenlik güçleri, geçmişte DEP milletvekilleri olayında olduğu gibi Meclis’ten vekil almaya zorlanacak. Haberal'ı cezaevinden kurtarmak için daha önce yaşanmış olaylar bu iddianın gerçekliğini arttırıyor.

 03.01.2012: Oyak'a delil karartma operasyonu: 9 gözaltı:

OYAK Güvenlik'in, Ergenekon davası kapsamına alınan Danıştay saldırısının aydınlatılmasını sağlayacak delilleri kararttığı iddiasıyla operasyon başlatıldı. İki OYAK çalışanının 'Veri diskleriyle oynayalım, uçuralım, eskilere sabit kalmayalım, yeni loglar yarattıralım' şeklindeki telefon görüşmesinin dinlemeye takıldığı ortaya çıktı. TÜBİTAK raporunda bilirkişi, Alparslan Arslan'ın saldırı öncesindeki 13 görüntüsünün silindiğini tespit etmişti. OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri A.Ş çalışanları arasındaki telefon görüşmesi, kayıtların nasıl değiştirildiğini ve yeni log kayıtlarının (bilgisayardaki işlem kayıtlarının tutulduğu alan) meydana getirildiğini gösteriyor. Tutuklanan zanlı Akyıldız'ın çevresindekilere 'Ben yanarsam onları da yakarım' dediği belirlendi. OYAK yöneticilerinin de çalışanlara kimseyle konuşmayın talimatı verdikleri ortaya çıktı. Oyak'ta ele geçen bir bilgi notunda da, bilirkişi raporlarının ardından gözaltına alınması beklenen kişilere yönelik olarak sorguda söylenmesi gerekenler ve bu raporları çürütme taktikleri yer alıyordu. Danıştay suikastıyla ilgili şifreli kasada saklanan 4 bin görüntünün tek tek silindiği tespit edildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne 1.05.2010’da gönderilen bir ihbar mektubunda, OYAK Grubunun Genel Merkezi, OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri ve OYAK Renault otomobil fabrikasında, grubun Ergenekon ile bağlantılarını gösteren belge ve CD’lerin üç gün süren bir imha operasyonundan geçtiği iddia edildi. İhbarda ayrıca “OYAK grubunun suçları ve delilleri karatılıncaya kadar bütün yöneticilerin kesinlikle suskun kalması tüm Ergenekon bağlantılı yöneticilere gizlice emredildi” iddiası dikkat çekti

 09.01.2012: Başbuğ'a şok suçlama:

Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Genelkurmay eski Başkanı Başbuğ hakkında savcılığın mütalaa hazırladığı ortaya çıktı. Başbuğ’a ‘Ergenekon’un amaçları doğrultusunda faaliyet yürütme’ suçlaması yöneltildi. Savcılık mütalaasında Başbuğ’a Ergenekon soruşturmasını engelleyecek, zaafa uğratacak, delillerin yok edilmesine neden olacak faaliyetlerde bulunduğu suçlaması yöneltildi. Başbuğ’un İrticayla Mücadele Eylem Planı için ‘kağıt parçası’, Poyrazköy’de ele geçirilen LAW silahları için de ‘boru’ nitelemesi yapması bu kapsamda değerlendirildi. Ayrıca Başbuğ’un sık sık kamuoyu önüne çıkarak tehdit dolu mesajlar vermesinin ve İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın Taraf gazetesinde yayımlanmasının ardından Genelkurmay Karargâhı’nda delillerin yok edilmesine zemin hazırlamasının örgütsel faaliyet olduğu vurgulandı.

11.01.2012: Aydınlık'tan Kozinoğlu'na sansür:

Odatv sanığı MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'nu kahraman ilan eden Aydınlık, mektuplarına ise sansür uygulamış. Aydınlık'ın yayınlamadığı satırlarda Kozinoğlu, Deniz Feneri davasının, Alman İstihbaratı’nın AK Parti’yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğunu belirtiyor. Mektupta ayrıca Kozinoğlu, o dönem CHP milletvekili olan ‘Kemal Kılıçdaroğlu’nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) görüştüğü ve BND’nin Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığını desteklediği’ şeklindeki ifadelere de yer veriyor.

 11.01.2012: CHP'nin 12 Eylül soruşturmasını engelleme çabaları işe yaramadı: Hani 12 Eylül yargılanamazdı?:

12 Eylül askeri darbesine ilişkin davanın resmen açılması, 12 Eylül'ün 30. yıl yıldönümü olan 12.09.2010'da buna izin veren yasal değişikliklerin referandumda halkın onayına sunulmasına karşı çıkanların maskelerini düşürdü. CHP'li yetkililer açıkça 12 Eylül'cülerin yargılanamayacağını, hükümetin göz boyamaya çalıştığını iddia etmişlerdi. Ancak halk onlara itibar etmeyerek referandumda darbecilerin yargılanmasına karar verdi. Bu süreçte yaşanan gelişmeler ve darbecilerin resmen yargılanmaya başlaması, CHP'lilerin halktan ne kadar kopuk olduğunu ibret verici şekilde bir kez daha ortaya koydu.

 12.01.2012: Şener, Dink'i aydınlatmadı kararttı:

Ergenekon örgütü üyesi suçlamasıyla Odatv davasında tutuklu olarak yargılanan Nedim Şener'in Dink cinayeti aydınlatılsın diye yoğun gayret sarf ettiği, genel geçer bir doğru olarak kabul görüyor. Oysa kitaplarını okuduğunuzda, Hanefi Avcı ile birlikte, Emniyet'teki iç çekişmenin bir tarafı olarak pozisyon aldığını fark ediyorsunuz. Nedim Şener ile Hanefi Avcı, Odatv davasının sanıkları. Her taşın altında Fethullah cemaatini arayan bu ikili, Ergenekon soruşturmasını baltalamak ve o örgüte giden izleri karartmaya çalışmakla suçlanıyorlar. Nazlı Ilıcak, yazılarında Dink cinayetinden somut örnekler vererek Şener'in aslında Dink olayında karartma yaptığını iddia ediyor.

 13.01.2012 - İlker Başbuğ'un oğlu şok etti, basın görmezden geldi:

İlker Başbuğ'un oğlunun bir PKK'lı ile çekilmiş fotoğrafı geçen sene gündem olmuş, Başbuğ, fotoğrafın bir arkadaş ortamında tesadüfen çekildiğini savunmuştu. Geçtiğimiz günlerde Başbuğ'un tutuklanması üzerine oğlu, babasını 'teröristlere karşı aslandı' diye savunmuş, bir gazete ise Ergenekon üyeliğinden tutuklanan Başbuğ'un aslında Ergenekon tarafından İzmir'de bombalı bir saldırıda öldürülmek istendiğini iddia etmişti. Ancak bu haberin tüm ayrıntılarının asılsız olduğu ortaya çıktı. Ardından Başbuğ'un oğlunun da o PKK'lı arkadaşıyla farklı zamanlarda çekilmiş 7 fotoğrafının daha olduğu, dolayısıyla bir arkadaş ortamında tesadüfen yaşanan birliktelik iddiasının doğru olmadığı ortaya çıktı. Olayla ilgili dikkati çeken bir diğer ayrıntı ise Hürriyet ve Akşam gazetelerinin, fotoğrafı keserek sadece Murat Başbuğ'un portresini kullanması oldu. Oysa fotoğrafta, halen terör örgütü PKK üyesi olmakla yargılanan ve KCK'nın eski İstanbul sorumlusu olduğu iddia edilen Hasan Lala da vardı. 

27.01.2012: Baykal'ın kasedi Kılıçaroğlu'nu gerdi:

CHP'yi yeniden dizayn etmek için piyasaya sürülen skandal kasedin örgütlü suç kapsamında incelemeye alınması, CHP lideri Kılıçdaroğlu'nu rahatsız etti. Eski lider Baykal'a ait kaset soruşturmasını değerlendiren Kılıçdaroğlu, 'Önümüzdeki günlerde göreceksiniz, özel yetkili savcı, CHP ile ilgili bir dosya çıkaracaktır. İsimsiz ihbar mektuplarını koyacaktır herhalde' dedi. Diğer taraftan olayın arkasındaki örgütün ortaya çıkarılmaması için CHP'deki Brütüs'ler ne gerekiyorsa yapmış. Baykal'ın o dönemdeki avukatı Şahin Mengü'nün, soruşturmanın kadük kalmasına yol açacak şekilde başvuru yaptığı anlaşıldı. Soruşturmayı savsaklayan savcı ise Ülker Tarhan döneminde YARSAV'a girdi ve daha sonra başkan yardımcılığına getirildi.

 03.02.2012: Balyoz sanıktan sanığa baskı:

Balyoz davasının 71. duruşmasında söz alan tutuklu sanık eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, savunmasını yapan tutuksuz sanıklardan emekli Tümgeneral Abdülkadir Eryılmaz’a dolaylı suçlamada bulundu ve onun gizli tanık ya da muhbir olduğunu ima etti. Herkesin tutuklanmasına karşın Eryılmaz'ın tutuklanmadığını, üstelik de Balyoz seminerinde sunum yapmış olması ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı halde tutuklanmadığını belirterek 'açıkça siz kayrılmışsınız' dedi.

 04.02.2012: Balbay gazeteci değil darbeci:

Ergenekon davalarında tutuklu yargılanan gazeteciler bazı çevrelerce basın kahramanı olarak yansıtılıyor, sadece gazetecilik faaliyetinden dolayı hapiste tutuldukları iddia ediliyor. Bugün gazetesi yazarı Gülay Göktürk ise köşe yazısında, bunun böyle olmadığını, örneğin Ergenekon tutuklusu gazeteci Mustafa Balbay'ın darbecilere nasıl akıl verdiğini ve yol gösterdiğini somut örneklerle açıkladı. Odatv davasından da örnekler veren Göktürk, darbecilerin Ergenekon soruşturmasını etkisiz kılmak için şimdiye kadar çeşitli yöntemler denediklerini, son olarak da basının susturulmak istendiği yalanını dillendirdiklerini belirtti.

 08.02.2012: Özal ailesinden soruşturmaya engel:

Turgut Özal'ın ölümüyle ilgili soruşturma Özal ailesinin tutumu nedeniyle tıkanma noktasına geldi. Özal'ın saç tellerinin incelenmesini isteyen aile, Başsavcılığın, "Teslim edin, inceleteceğiz" uyarısı yapan Başsavcılık, Özallar'dan gelen cevapla şoke oldu. Daha önce Başsavcılık'ın delilleri teslim edin uyarısına cevap vermeyen Özallar bu kez de Başsavcılık'a, "Bakıyoruz" yanıtını verdi. Saç telleri' için Semra Özal daha önce, "Masraflı iş, biliyorsunuz büyük külfetleri var. Soruşturma dahilinde devlet incelesin" demişti. Bir diğer olumsuz gelişme de ses kayıtlarıyla ilgili oldu. "Babama ait çok özel ses kayıtlarını açıklayacağım. Hazırlık aşamasında, deşifre edip hazırlanıyor" diyen Ahmet Özal'ın "Ses kayıtlarını bulamıyorum" dediği bildiriliyor. 

 08.02.2012: Haberal doktor ve hastanelere dava açtı, tehdit etti:

 Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mehmet Haberal, istediği bir hastaneye sevk olabilmek için her yolu deniyor. Hakimlerden sonra Adli Tıp doktorlarına da dava açan Haberal'ın, sevki muhtemel hastaneleri de unutmadığı ortaya çıktı. Avukatları, üç hastaneye dava açarak, yetkilileri tehdit etmiş: 'Sizinle davalıyız. Müvekkilimiz hastanenizde tedavi olmayı kesinlikle kabul etmiyor.'

 08.02.2012: Ergenekon sanığının 'ABD'ye Ergenekon brifingi' iddiasını Emniyet yalanladı:

Wikileaks belgelerine göre bazı emniyet görevlileri tarafından ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde Ergenekon soruşturmasına dair brifing verildiği iddiası üzerine yapılan suç duyurusu işleme konulmadı. Emniyet Genel Müdürlüğü ‘İddialar gerçeğe aykırıdır’ diye açıklama yaptı. İddianın kaynağı tutuklu Ergenekon sanığı avukat Serdar Öztürk. Dursun Çiçek'e ait ıslak imzalı andıç belgesi ilk olarak onun ofisinde fotokopi şeklinde ortaya çıkmıştı. Ergenekon davasını sarsan bu ve diğer çok sayıda belgenin ofisinde ortaya çıkması üzerine o andan itibaren Ergenekon soruşturma ve davası sürecinde çok sayıda iddiada bulunan Öztürk'ün iddialarının tümü asılsız çıktı. Bazıları çok ilginç olan iddiaları peşpeşe ileri sürmesi nedeniyle şov yapmakla suçlanıyor.

 05.03.2012: Almanya Bakıcı'yı da vermiyor:

İnternet andıcı davasında yakalama kararı çıkartılmasına karşın bazı askeri yetkililerin göz yummasıyla yurtdışına kaçan Tümgeneral Mustafa Bakıcı’nın firarını Bedrettin Dalan’ın organize ettiği iddia edildi. Önce Belarus’a giden Bakıcı’nın buradan Almanya’ya geçerek Dalan’ın himayesine girdiği ihbar edildi. Almanya, Dalan’dan sonra Bakıcı’yı da Türkiye’ye vermiyor. Türkiye’nin Interpol Dairesi, firari olarak aranan Mustafa Bakıcı’nın Almanya’da kaldığı adresi Alman İnterpolü’ne bildirerek iade amacıyla yakalanmasını istedi. Alman İnterpolü ise Bakıcı hakkında “kırmızı bülten”le uluslararası düzeyde arama kararı bulunmadığı için hiçbir girişimde bulunmayarak yanıt vermedi. 

 05.03.2012: Genelkurmay andıcı soruşturmamış:

Mahkemenin sorusuna cevap veren Genelkurmay, andıç davasının açılmasına temel olan 'hayhay' adlı belgeyle ilgili hiçbir soruşturma açılmadığını bildirdi. Bu yanıtın ardından, dönemin Genelkurmay yöneticileri hakkında, konuya ilişkin soruşturma açılmayarak Andıç davasının ortaya çıkmasının engellenmesi, suçun gizlenmesi iddiasıyla da işlem yapılabileceği bildirildi.

 06.03.2012: Savcı: Kara Kuvvetleri delil gizliyor:

Balyoz davasının 82. duruşmasında tanıkların her soruyu 'Hatırlamıyorum' şeklinde cevaplamasına sinirlenen Savcı, 'Kara Kuvvetleri'nde rapor bulunamıyor. Bir kısım şeyler gizleniyor. Gözlemciler hiçbir şey hatırlamıyor' şeklinde konuştu. Savcının ithamını haklı çıkaracak çok sayıda bulgu sayılabilir. Ama en çarpıcı iki tanesi herhalde eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ile bir grup askeri hukukçunun konuşmalarının yer aldığı ses kayıtları olmalı. Ses kayıtlarında Koşaner, mahkemenin eline geçen Balyoz belgelerine dair, 'Herşeyimizi çaldırmışız, maalesef namerdin eline malzeme verdik' derken, askeri hukukçular ise '1. Ordu ve kolordular arası yazışmalar ve emirler, darbe planlandığının delili. Sivil savcılar literatürü bilmediği için daha anlayamadılar' diyordu.

 08.03.2012: Jandarmadan sahte Çillioğlu belgesi:

Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürüttüğü sırada 1994 yılında lojmanında intihar ettiği iddia edilen Albay Kazım Çillioğlu'na ait silahların ölümünden 3 yıl sonra ailesinden teslim alınmasına ilişkin Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı adına düzenlenen belgenin sahte olduğu belirlendi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Savcı, silahları teslim alan iki askerin şüpheli sıfatıyla ifadesine başvurdu. Söz konusu askerlerin, ifadelerinde kendilerine verilen emirleri yerine getirdiklerini söyledikleri öğrenildi. 

 16.03.2012: Ergenekon medyasında intikam çığlıkları: Dava düştü mü, dağılalım mı?:

OdaTv davası sanığı gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener tahliye edildikten sonra intikam alacaklarına, sürecin tersine döneceğine, Silivri'ye Ergenekoncular yerine kendilerini içeri tıkanların doldurulacağına ant içtiler. Ergenekon medyasında da inanılmaz bir intikam havası var. Hedef gazetecilerin isimleri açıkça belirtilmekten çekinilmiyor. Tahliye değil beraat kararı verilmiş gibi davranılıyor. Şener Eruygur ve Hurşit Tolon gibi tahliye edilen pek çok Ergenekon sanığının yapmadığını bu gazeteciler yapıyor. Savcı ve hakimlere 'komplocu' diyerek hakaret ve tehdit yöneltiyorlar. Eruygur ve Tolon tahliye edilince düşmeyen Ergenekon davası şimdi düşmüş sayılıyor. Taraf'tan Melih Altınok, Bugün'den Gültekin Avcı, Radikal'den Orhan Kemal Cengiz ve Sabah'tan Nazlı Ilıcak yazılarında, dava düştü mü dağılalım mı diye soruyorlar, intikam çığlıklarını eleştiriyorlar.

 18.03.2012: Yargıtay: Aramada delil şekilden önemli:

Ergenekon ve benzer soruşturmalarda sanıkların polis aramalarına ve bulunan delillere sık sık itiraz etmelerine neden olan bir konuda Yargıtay önemli bir karar verdi. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, polisin yaptığı aramada şekil şartları yerine getirilmemiş olsa da, elde edilen delillerin mahkûmiyette kullanılabileceğine karar verdi. Yasadışı delil toplanması tartışmalarında dönüm noktası olan bu karar Şanlıurfa'nın Birecik ilçesindeki dava sonucu alındı. Birecik Emniyet Müdürlüğü, Kaleşnikof silah bulundurduğu ihbarı gelen M.D.'nin evinin aranması için Birecik Sulh Ceza Mahkemesi'nden karar çıkarttı. Savcı ya da başka tanığın katılmadığı aramada polis, evde silah bulunca M.D. hakkında Birecik Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Sanığın, "Arama yasaya aykırı yapıldı. Savcı yoksa iki komşu, olay köyde ise köy ihtiyar heyetinden birinin aramada bulunması gerekir" şeklindeki itirazlarını reddeden Mahkeme, "evinde vahim nitelikte ruhsatsız silah bulundurmak" suçundan M.D.'ye 5 yıl hapis v 450 TL para cezası verdi. Sanığın temyiz başvurusunu görüşen Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi "Tanık bulunmadan yapılan arama yasadışı delil toplamak anlamına gelir" diyerek kararı bozdu. Ancak Yargıtay Başsavcılığının 8'inci Ceza Daire kararına itirazını görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu "Sırf arama sırasında şekle ilişkin bir koşul ihlal edildi diye arama mutlaka hukuka aykırı sayılamaz" diyerek yerel mahkeme kararını onayladı.

20.03.2012: Ergenekon medyası davaya baştan beri karşıydı:

Taraf'tan Alper Görmüş, medyanın Ergenekon Davası'na bakışını değerlendirdiği yazısında ulusalcı-laik kesimin yanısıra 'Merkez medya' ve kimi sol-sosyalist çevrelerin tutumlarını değerlendirdi ve çarpıcı tespitlerde bulundu. Bu kesimin Ergenekon davalarına baştan beri karşı olduğunu iddia eden Görmüş, çok sayıda delille de bu iddiasını destekliyor. 'Bakmayın siz Hürriyet ve benzeri yayınların başlangıçta Ergenekon sürecini destekledikleri, fakat Türkan Saylan’ın evinde arama yapılmasından itibaren bu desteği 'sürdüremedikleri' yolundaki iddialarına. Bunlar tümüyle gerçek dışı. Merkez medya gazeteleri daha iddianame bile ortaya çıkmamışken, ilk gözaltıların üzerinden sadece iki ay geçmişken Ergenekon sürecini itibarsızlaştırmak için dalgalarını geçmeye başlamışlardı.'

21.03.2012: Oktay'ın görevsizlik talebine ret:

Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ın da aralarında bulunduğu 11 sanığın 'Ergenekon davası ve soruşturmasını etkilemeye teşebbüs ettikleri' iddiasıyla yargılanmasına itirazlarla başlandı. Avukatların görevsizlik ve bazı sanıklar yönünden yargılamanın durdurulması talepleri reddedildi.

 24.03.2012: Ergenekon'a zorla bağışa inceleme:

Erzurum'daki özel yetkili savcılık, Ergenekon ve Balyoz sanıkları için zorla yardım toplandığı iddialarını takibe aldı. Ardahan Jandarma Komutanlığı'nda görevli personelin şikayeti üzerine soruşturma başlatan savcılık, ildeki askerlerin ifadelerini almaya başladı. Sürecin davaya dönüşüp dönüşmeyeceği önümüzdeki günlerde netleşecek.

 26.03.2012: Tanıkları tehdide 9 gözaltı:

Ergenekon davasının gizli tanığı Poyraz ile Cumhuriyet Gazetesi'ne molotof kokteyli atmak suçlamasıyla Ergenekon davasında tutuklu sanık olarak yargılanan Bedirhan Şinal'i ifadelerini değiştirmeleri için tehdit ettiği gerekçesiyle geçtiğimiz Cuma günü 9 kişi gözaltına alındı.

26.03.2012: Balyoz davasında mahkeme heyetine baskı ve hakaret:

Balyoz davasında sanık avukatı Hüseyin Ülgen söz alarak konuşma yapmak istedi. Mahkeme Başkanı ise usülde olmadığı gerekçesiyle söz vermedi. Ancak Ülgen talebinde ısrar etmeye devam edince salondan çıkartıldı. Verilen arada bazı sanıkların, 'Mahkeme mahkeme değil, yazıklar olsun' diye bağırması üzerine Başkan Diken, 'Bunu söyleyen sanıklar, kameralardan tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulacaktır' şeklinde konuştu. Sanık Çetin Doğan, 'Bunca sahte delillere rağmen mahkeme davayı sürdürme gücünü nereden alıyor' diye sordu. Mahkeme Başkanı, 'Türk milletinden ve yasalardan' diye cevap verdi.

 26.03.2012: HSYK'dan Çillioğlu savcısına inceleme:

HSYK, Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürütürken 1994'te lojmanında ölü bulunduktan sonra dış otopsisi yapılarak 'intihar ettiği' kanısına varılan Albay Kazım Çillioğlu davasında üstünkörü bir inceleme yaparak delilleri toplamadığı ve 1 gün içinde görevsizlik kararı verdiği şikayeti üzerine dönemin savcısı Mehmet Taşhan hakkında inceleme başlattı.


12 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,

***