Mehmet Aydın Erceiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Aydın Erceiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2016 Cumartesi

Gelişmekte Olan Memleketin Sorunları


Gelişmekte Olan Memleketin Sorunları 



Mehmet Aydın Erceiş
Tarih:24/06/2014
 Türü:İç Politika 


NATO memleketlerinin ortak kullandığı bir silah sistemi için NATO memleketlerinin temsilcileri periyodik olarak toplanır ve idame sorunlarını tartışırlar. Memleketimiz adına da bir temsilci katılmaktadır. Sistemin dalga kılavuzunun kurutucu sisteminde sorun vardır ve arızalar arası ortalama zaman beklenenden düşüktür. Her memleketin temsilcisi yaşadıklarını ve sorunlarını böyle bir ortamda paylaşmaktadır ve toplanan malumat üretici şirketle paylaşılarak iyileştirme çalışmalarına yardımcı olunmaktadır.

Ama bizden hiç ses çıkmaz. Bu durum diğer NATO memleketlerinden gelen temsilcilerin dikkatini çeker ve zaman zaman sorarlar:

“ Sizde hiç Arıza olmuyor mu?”


 
www.acikistihbarat.com
24.06.2014


Bir önceki yazımı (http://aydinerceis.wordpress.com/2014/01/30/her-isin-bir-puf-noktasi-vardir/) “ Savunma Sanayiinde Çatlak Fincanlar ” başlıklı bir yazıyla devam edeceğimi belirterek bitirmiştim. 

Ancak bu yazının taslağına başladığımda, bunun pek akılcı bir yaklaşım olmadığını ve meramımın yanlış anlaşılacağını fark ettim. 

Araya “ çatlak fincanların ” neden ve nasıl ortaya çıktığına dair bazı açıklayıcı malumat koymam gerekiyordu. Gelişmekte olan memleketlerde “çatlak fincanlar”ın varlığı tabiidir. Çatlak fincanlara ilaveten, çatlak fincanların çatlağını saklama becerisi ve çatlak fincanların varlığını keşfedememe beceriksizliği de gelişmekte olan memleketlerde sıradan bir durumdur. Zaten böyle olmasa gelişmekte olan değil, gelişmiş bir memleket olunurdu. Öyleyse üzerinde düşünmemiz gereken husus, “Çatlak fincanların ortaya çıkma sebebi nedir, nasıl ortaya çıkmaktadır?” sorusuna cevap aramaktır.

Çeşitli araştırmalarda “şark kurnazlığı”nın toplumumuzun kanayan bir yarası olduğunda hemfikir olunmaktadır, ama tanımında hemfikir yoktur. 

Ben burada kısa vadedeki çıkarları için, uzun vadedeki zararlarını gözardı eden zihniyet olarak tanımlıyacağım. (Şark kurnazlığı, çatlak fincanları ortaya çıkaran sebeplerden birisidir, ama sebepler bunun ötesindedir). 

Şark kurnazlığını açıklamak için MSI Dergisinin Şubat 2014 saysında FNSS Genel Müdürü Nail Kurt ile yapılmış söyleşiden bir alıntı yapacağım:

“(…)

BAE (Birleşik Arap Emirlikleri), araçlarına iyi bakan ve çok iyi seviyede tutan ülkelerden birisidir.

(…)

BAE, her sene çok ciddi miktarda yedek parça ve hizmet alımı yapıyor; bizim Kara Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde yer alan 1690 adet ZMA için 20 yıldır sattığımız toplam yedek parçanın çok fazlasını, her yıl 133 adet ZMA’ları için alıyorlar.”

İşte araçları aldıktan sonra yedek parça almıyarak araçları idame edeceğini sanan zihniyet (kısa vadede yedek parça almıyarak tasarruf edip uzun vadede araçların normalinden daha kısa sürede elden çıkmalarına neden olan zihniyet) şark kurnazlığıdır. Burada karşımıza hemen bir soru çıkar: BAE şarklı değil mi?

Bir başka örnek daha da vahimdir. 

İsim vermeden devam edeceğim. 

NATO memleketlerinin ortak kullandığı bir silah sistemi için NATO memleketlerinin temsilcileri periyodik olarak toplanır ve idame sorunlarını tartışırlar. Memleketimiz adına da bir temsilci katılmaktadır. Sistemin dalga kılavuzunun kurutucu sisteminde sorun vardır ve arızalar arası ortalama zaman beklenenden düşüktür. Her memleketin temsilcisi yaşadıklarını ve sorunlarını böyle bir ortamda paylaşmaktadır ve toplanan malumat üretici şirketle paylaşılarak iyileştirme çalışmalarına yardımcı olunmaktadır. 

Ama bizden hiç ses çıkmaz. Bu durum diğer NATO memleketlerinden gelen temsilcilerin dikkatini çeker ve zaman zaman sorarlar:

“Sizde hiç arıza olmuyor mu?”

Temsilcimiz ne yapsın, bir cevap vermek mecburiyetindedir:

“Bizimkiler sisteme çok iyi bakıyorlar.”

Ama bir taraftan kendisi de olayın ardındaki hakikati merak etmektedir. Daha sonra yurt dışı görevi bitince sistemin kullanıldığı yere gider ve sorar: “

Siz bu kurutucu sistemi nasıl idame ediyorsunuz?”

Cevap çok çarpıcıdır:

“ Arıza yapmasın diye çalıştırmıyoruz .”

Dalga kılavuzunun kurutucusunun çalıştırılmaması durumunda neler olabileceğini okuyucuya bırakıyorum. Burası Türkiye, Patagonya değil.

Daha genel bir tanımlamayı şöyle yapmak isterim. 

Bir memleket çok kollu bir birleşik kap gibidir. Normal durumda bütün kollardaki sıvı aynı seviyede olmalıdır. Bu durum enerji kaybının (kaynak israfı) en az olduğu durumu ifade eder. Bir koldaki sıvıyı diğer kolların seviyesinin üzerine çıkarmak için bir mekanizma kurup enerji/kaynak harcamanız gerekir. İdeal olan aynı enerjiyi/kaynağı sistemdeki sıvı seviyesini artırmak için kullanmanız gerekirken, diğer kolların sıvı seviyesini azaltmak pahasına kendi kolundaki seviyesi artırıp bundan gurur duyabilmek şark kurnazlığıdır.

Şark kurnazlığı konusunu geriden bırakıp yaşadığım bir olayla, sebep analizine devam edeceğim.

Sene 2001. 

O senenin Mayıs’ında Havelsan’dan ayrılmış ve Haziran’ında Thales International’da İş Geliştirme Müdürü olarak işe başlamıştım. Şirketin daha ziyade sivil ağırlıklı bir bölümü için İstanbul’da iki günlük bir sempozyum düzenlendi. Çeşitli memleketlerin satış temsilcileri takdim yaparak her memlekette nele yaptıklarını, nasıl çalıştıklarını, memleketlerde çalışma yöntemlerini anlattılar. İkinci günün sonunda kafamda bir resim oluşmuştu. Aradan geçen yıllar bu resmi yok etmek bir yana, daha da keskinleşti.

Memleketleri gelişmiş düzeyleri bakımından klasik olarak üçe ayıracağım:

Gelişmiş Memleketler (GM)
Gelişmekte Olan Memleketler (GOM)
Az Gelişmiş Memleketler (AGM)
Sempozyum devam ettikçe, anlatılanlardan GM ile AGM arasında bazı açılardan benzerlikler olduğunu, GOM’in ise tamamen kendine özgü davranış biçimleri olduğunun farkına  vardım. Fark, bilgi/malumat/uzmanlık konularına yaklaşımdan ortaya çıkıyordu. 

GM ve AGM’de bilgi/malumat/uzmanlığa yaklaşım daha saygılı olmasına karşın, GOM’de bilgi/malumat/uzmanlığa yaklaşım daha saygısızca olmakta, çünki herkes herşeyi bildiğini iddia etmektedir.

—————  BİLGİ / MALUMAT ALANI YELPAZESİ ——————

— BİLİNMİYEN BİLİNMİYENLER — BİLİNEN BİLİNMİYENLER — BİLİNENLER —-

Biraz ayrıntıya girelim:

Gelişmiş Memleketler (GM)
Yelpazedeki “Bilinmiyen Bilinmiyenler” alanının farkındadır. Bu alana dair araştırma yaptırır, en önemlisi bu konuda risk analizi yaptırır.
İhtiyacını karşılamak için “Bilgi”yi arar, bulur, gerekirse ARGE yaptırır, bedelini öder ve protip tasarımlar yaptırır, en uygununu seçer ve ihtiyacını karşılar.
Projeleri anahtar teslimi şeklindedir. Ana yüklenici bütün ana ve alt sistemlerden sorumludur.
İhale süreci optimumdur.
Sadece uzman şirketler arasında rekabete izin vardır.
Liyakat makamdan önemlidir.
Proje safhalarının en önemlisi “Alınan dersler” kısmıdır ve mutlaka yapılır.
Her iş bir kerede yapılır. İsraf en alt düzeydedir.
Araştırma ve geliştirme en üst seviyededir.
Tedarik maliyetinde, ömür boyu maliyet dikkate alınır.
BİLGİ’ye teslim olunur.
Gelişmekte Olan Memleketler (GOM)
Yelpazedeki “Bilinmiyen Bilinmiyenler” alanının farkında değilmiş gibi davranır. Bu alana dair araştırma yapma, en önemlisi bu konuda risk analizi yaptırma eğilimi yoktur.
Projeleri yarı-anahtar teslimi şeklindedir. Ana yükleniciden bazı alt-sistemler teslim edilir ve hepsinden sorumlu olması istenir.
Karar makamında oturanlar her zaman herşeyi bilirler.
Herkesin her şeyi bildiği zihniyeti hakim olduğundan her şirketin de her şeyi yapabileceği düşüncesi hakimdir. İhaleler, uzman olsun veya olmasın her şirkete açıktır.
Makam, liyakatten önemlidir.
Projeler, ihale süreci dahil, teknolojik seviyesi dikkate alındığında en kısa sürede tamamlanır.
İhale süreçleri çok uzundur.
Proje safhalarının en önemlisi “Alınan dersler” kısmı atlanır veya “mış” gibi yapılır.
Hiç bir iş bir seferde tamamlanamaz. İsraf azami düzeydedir.
Araştırmaya yeni başlanmıştır. Geliştirmeyi araştırma sanan çoktur.
Tedarik maliyetinde, henüz ömür boyu maliyeti dikkate alma seviyesine gelinmemiştir.
KİBİR’e teslim olunur.
Az Gelişmiş Memleketler (AGM)
Çok geniş bir “Bilinen Bilinmiyenler” alanının farkındadır, çözemiyeceğini bilir.
İhtiyacını karşılamak için “Bilen”i arar, bulur, bütçesi dahilinde pazarlık eder ve ihtiyacını karşılar.
Projeleri anahtar teslimi şeklindedir. Ana yüklenici bütün alt sistemlerden sorumludur.
Uzman şirket zaten seçilir. Sonra da devam edilir.
Liyakat, istemiyerek de olsa, makamın önüne geçebilir.
Projeler, ihale süreci dahil, teknolojik seviyesi dikkate alındığında en kısa sürede tamamlanır.
Proje yönetimi en asgari düzeydedir. Genellikle ana yüklenicinin proje yönetimini destekler mahiyettedir.
İşler bir seferde yapılır. İsraf seviyesi kabul edilebilir seviyededir.
Araştırma ve geliştirme en alt seviyededir.
Tedarik maliyetini, sözleşme bedeli olarak görür.
BİLEN’e teslim olunur.

Memleketimizin durumu nedir? 

Türkiye’nin, 1990’ların sonundan itibaren yavaş yavaş GOM sınıfına adım attığını düşünüyorum. Bu geçişi açıkça tanımlayamasam bile tecrübelerimden böyle bir sonuç çıkardım. GOM davranış biçimlerine göre değerlendirdiğimde de Türkiye’nin bir GOM olduğu kanısımdayım. Bu geçişin çok iyi gözlemlediğim bir etkisine şöyle bir örnek vermek isterim:

1980’lerde Gölcük Tersanesi Komutanlığında görev yaptım. Dz.K.K.lığının çeşitli tedarik projelerinin kabul testlerine, her overhol sonunda gemilerin silah-elektronik aksamın kabul testlerine katıldım. O dönemde memleketin henüz AGM seviyesinde idi. 

Var olan kültürümüz, sözleşme imzalanana kadar ana yüklenici adayıyla zorlu bir müzakere (aslında pazarlık demek daha doğru olur), sözleşme imzalanıp yürürlüğe girdikten sonra Ana yüklenici ile yanyana çalışıp projenin tamamlanması için çalışmaktı. Hiç bir zaman bir gemiyi sıfır hata ile teslim almadık. Her zaman bir protokol imzalandı. Gayet iyi farkındaydık ki, Ana yüklenici parasını almadan bazı hatalarını tamamlamakta zorlanacaktı. Bir kazan-kazan stratejisiydi. Protokollerdeki maddelerin belki çok az kısmı hariç Ana yükleniciler tarafından tamamlandı. Ama en önemlisi sistemler envantere zamanında girdi ve kullanıcıya teslim eddildi.

Sonra, seneler geçti ve memleket GOM seviyesine çıktı. 

İdarenin çalışma biçimi de seneler içinde değişmeye başlamıştı. Var olan kültür yerini GOM seviyesine uyan bir kültüre yerini bırakmıştı. Artık Ana yüklenici ile birlikte çalışma kültürü,yerini Ana yüklenicinin ayağına taş koyma kültürüne bırakmıştı. Herkesin her şeyi bildiğini sandığı bir kültürün doğal sonucudur aslında. Görev yaptığım zamanlarda bir proje gecikmeye başladığı zaman, kendimizi de sorumlu hissederdik. GOM kültüründe ise bütün sorumluluk ve hata daima Ana yükleniciden kaynaklanır. Ana yüklenicinin elini kolunu bağlayıp projenin gecikmesine neden olduğu için övünen idari personel GOM kültürünün bir parçasıdır ve projenin gecikmesinden asla kendini sorumlu tutmaz.

Yazının sonuna gelmişken bir hususu belirtmekte yarar görüyorum. Yukarıdaki olumsuzlukları olmaması gereken hususlar olarak kaleme almadım. Tam aksine AOM seviyesinden GM seviyesine çıkmak için yaşanması gereken hakikatler olarak görüyorum. Yazma nedenim, bir bilinç düzeyi oluşturulabilirse, bu geçişin daha hızlı ve daha az zararlı olarak yapılabileceğine dair inancımdır.

Yazıma ilave edilecek çok şey olabilir. Benzer tecrübeleri yaşamışlar olabilir. Bunları paylaşırlarsa, bu yazı da gelişmeye devam edebilir. Yani bu yazıyı yayınlıyor olmama rağmen onu taslak olarak kabul ediyorum.

Bu yazı tamam olmasa bile meramımı anlatacak kadar da işin özünü vermektedir. Bu nedenle bundan sonraki yazımı “SAVUNMA SANAYİİNDE ÇATLAK FİNCANLAR”  ismiyle yayınlayacağım ve daha somut örneklere yer vereceğim. Tahminim yazımın bir ay kadar bir süre alacağıdır ve Nisan 2014 ayı içinde yayınlamayı hedeflemekteyim.

Sağlıcakla Kalın!


Açık İstihbarat @ 2014

   
http://acikistihbarat.com/Sayfalar/haberdetay.aspx?id=10493

..