Kirim Hamlesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kirim Hamlesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2018 Pazar

Rusyanin Ukrayna Politikasi ve Kirim Hamlesi,

Rusyanin Ukrayna Politikasi ve Kirim Hamlesi,




Rusya’nın Ukrayna Politikası ve Kırım Hamlesi
Doç. Dr. Fatih ÖZBAY*



DOÇ. DR. FATİH ÖZBAY
*İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAK. İNSAN VE TOPLUM BİLİMLERİ BÖL. ÖĞRETİM ÜYESİ.,


Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasında Ukrayna’nın stratejik tercihini etkileme konusunda yaşanan rekabetin ortaya çıkardığı tablo bütün dünya tarafından dikkat ve endişeyle takip ediliyor. Kırım Tatarlarının ana vatanı olan, Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Bölgesi’nin fiilen Rus askerlerinin kontrolüne girmesiyle kimilerine göre dünya 3. Dünya Savaşı’nın eşiğine geldi. Yaşanan kriz soğuk savaşın bitmesinden sonra uluslararası sistemin yaşadığı en ciddî kriz diyebiliriz. Hatta yaşananlar 2. Soğuk Savaş dönemini başlatacak yorumlarına yol açtı. Ukrayna’da ve arkasından Kırım’da yaşananlar, 1992’den beri Batı ve Rusya arasındaki rekabetin artık açık bir şekilde ortaya çıktığını gösteriyor. Daha açık bir ifâdeyle belirtmek gerekirse, soğuk savaş sonrası dönemde dizginlenme ye çalışılan Avrupa/Atlantik bloku ile Avrasya bloku çekişmesi tamamen gün yüzüne çıktı diyebiliriz.


Kriz, Ukrayna’da Yanukoviç yönetiminin geçtiğimiz Kasım ayında AB ile Vilnius’ta imzalanması beklenen Ortaklık Antlaşması’ndan son anda vazgeçmesiyle başladı. Kiev’in vazgeçme kararı AB çevrelerinde büyük bir hayalkırıklığı oluşturdu. Batı’nın Kiev’in âcil borçlarının ödenmesi ve reformlar yapılması için ihtiyacı olan maddî desteği verme konusundaki isteksizliği Ukrayna’nın tercihini etkiledi. Uzmanların verdiği rakamlara göre, Ukrayna ekonomisinin istikrarı ve reformlar için yaklaşık 160 milyar Euro maddî desteğe ihtiyacı bulunmaktaydı.
Âcilen ihtiyacı olan miktarın ise 25 ila 35 milyar dolar arasında olduğu ifâde edilmekteydi. Ancak Ukrayna’nın umut bağladığı Avrupa Birliği ve Dünya
Bankası bu konuda net bir cevap veremediler. AB’nin ekonomik krizin etkilerini henüz atamamış olması bunda etkili oldu diyebiliriz. 

Diğer taraftan, yapılacak yardımın ülkede çok büyük boyutlara ulaşan yolsuzluk ve rüşvet sarmalında kaybolup gidebileceği endişesi de bu tavır da etkiliydi.

Ukrayna’nın tercihinin arkasında madalyonun diğer tarafındaki Rusya faktörünün büyük rolü vardı. Ukrayna’yı etki ve nüfuz alanı olarak gören, tarihsel, kültürel, siyasî ve ekonomik çok yönlü bağlarla bağlı Moskova açısından Ukrayna’nın tercihinin Batı yanlı olmaması gerekiyordu. Bunu engellemek için Rusya doğalgaz, ticarî ilişkiler, Ukraynalı göçmenler gibi kozlarını açık açık kullanmaktan çekinmedi.
Rusya’nın çok yönlü olarak uyguladığı ve Ukrayna üzerinde hissedilir derecede negatif etkileri olan ekonomik ve siyasî baskılar Moskova’nın
beklediği neticeyi verdi. Sonuçta Ukrayna tercihini Brüksel yerine Moskova’dan yana kullanmak zorunda kaldı.
Bu kararın arkasından Avrupa yanlılarınca Kiev sokaklarında başlatılan ve diğer bazı şehirlere de sıçrayan onlarca kişinin hayatını kaybettiği eylemler sonucunda Cumhurbaşkanı Yanukoviç’in ülkeyi terketmesi sonrasında tüm dünya şaşkınlıkla Ukrayna sınırında tatbikat yapan Rusya askerlerini ve Kırım’ın Rus askerleri tarafından kontrol altına alınmasını izledi.


Aslında Rusya’yı yakından izleyenler açısından bakıldığında, Kiev’deki Moskova yanlısı yönetimin sokak gösterileri ile iktidardan uzaklaştırılmasına Putin yönetiminin sessiz kalmayacağı beklenen bir durumdu. Ukrayna ile yaşanan bir sorunda Rusya’nın elindeki en ciddî kozlar bu ülkedeki Rusya yanlıları  ile Özerk Kırım bölgesiydi.

Rusya açısından meseleye bakıldığında sessiz kalmamanın arkasında Moskova’ nın bazı “kırmızı çizgilerinin” açıkça ihlâl edildiği ve çıkarlarının tehlikeye düştüğü algısının olduğunu belirtmek gerekmektedir. Rusya’nın göster- diği sert tepkinin arkasında Moskova’nın jeopolitik planlarının bozulduğu endişesinin olduğunu söyleyebiliriz.

Putin Sovyetler Birliği hakkında “Her kim ki Sovyetler Birliği’nin çöküşünden dolayı üzülmüyor, onun kalbi yoktur; her kim ki onu eski şekliyle canlandırmak istiyor, onun aklı yoktur” cümlesini sarfetmişti. Bu cümleden Rusya’nın Sovyetler Birliği’ni artık tarihe gömdüğü düşüncesine varmak mümkün ama hâlâ unutamadığını da anlamak zor değil. Rusya tarafından yapılan açıklamalarda Sovyetler Birliği’ni yeniden canlandırma konusunda resmî tavır her zaman “hayır” yönlü olsa da Moskova’nın izlediği politikalardan hareketle pekâla bu soruya “evet” demek mümkündür.

Rusya’nın şu anda öncelikli hedefi önce “Gümrük Birliği” ve arkasından “Avrasya Birliği” projelerini hayata geçirmek.
Bu şekilde Rusya eski Sovyet coğrafyasında eski nüfuz ve etkisini farklı bir formatta ama yeniden kurabilecek. Avrasya Birliği projesi ekonomik
temelli olduğu ileri sürülse de siyasî bir proje olduğu yönünde kanılar daha güçlü. En azından Rusya için siyasî ama diğerleri için ekonomik olduğunu
söylemek mümkün. Dugin’in Avrasyacılık düşüncesinden ilham aldığı açıkça belli olan Putin yönetimi bu projeler üzerinde çok ısrarla duruyor.
2015 yılını projelerin hayata geçirilmesi için hedef olarak gören Putin yönetimi için yakın çevresinde bir öncelik sırası var. Yâni bu projelerin gerçekleşmesi
için hayatî derecede önemli ve öncelikli olan ülkeler bulunmakta. Bu ülkeler arasında ilk sırada Belarus, Kazakistan ve Ukrayna geliyor, arkasından
da diğer eski Sovyet cumhuriyetleri.

Belarus’un Rusya ile yakın ilişkileri ve Avrupa’ya uzanan enerji hatları ve ticaret yollarının geçtiği bir ülke pozisyonunda olması önemini artırıyor. Kazakistan
ise Orta Asya’da gerek coğrafî ve ekonomik büyüklüğü, gerek zengin enerji kaynakları ve gerekse bünyesindeki milyonlarca etnik Rus nüfustan dolayı öne çıkmakta. Belarus ve Kazakistan zaten Rusya ile Gümrük Birliği üyesi ve Avrasya Birliği projesinde de hemfikirler. Burada pozisyonu ve tercihi öne çıkan ülke Ukrayna olarak duruyor.

Ukrayna’nın stratejik konumu, coğrafik büyüklüğü, tarihî ve kültürel bağları Moskova açısından ilk akla gelen faktörler. 
Rusya’nın jeopolitik planları açısından, Gümrük Birliği, Avrasya Birliği gibi projelerin kaderi bu üç ülke ile yapılacak kuvvetli bir birliktelikten geçiyor.

Ukrayna Rusya’nın jeopolitik planları açısından kilit önemde olan bir ülke. Moskova açısından bakıldığında tarihî bağları, nüfusu, etnik ve ekonomik
yapısı açısından Ukrayna mutlaka Avrasya Birliği’nde olmak zorunda. Ukrayna’nın tercihini kesin olarak Moskova tarafında kullanması Avrasya
Birliği’ne davet edilecek olan diğer eski Sovyet ülkeleri üzerinde de pozitif ve teşvik edici olacak. Ukrayna olmazsa Gümrük Birliği de Avrasya Birliği
de eksik kalacak, daha başlangıçta yara alacak. Bu yüzden Ukrayna’nın tercihi Moskova açısından çok önemliydi.
Yaşanan gelişmeler sonucunda Kiev’i kesin olarak Avrupa-Atlantik blokuna kaptırma endişesi ve kızgınlığını birlikte yaşayan Avrasya blokunun temsilcisi
kırmızı çizgilerinin ihlâl edildiği düşüncesiyle çok sert ve beklenmedik derecede tepkiler veriyor.

Ukrayna’da yaşanan yönetim değişikliği ile iktidara Batı yanlısı milliyetçi Ukraynalılardan oluşan bir ekibin gelmesi de Rusya açısından ihlâl edilen
kırmızı çizgilerden birisi oldu. Böyle bir ekip iktidarda olduğu sürece Ukrayna ile normal ilişkiler kurmasının zor olduğunu Moskova çok iyi analiz etti. Rusya’dan hoşlanmayan milliyetçi Ukraynalıların yönetiminde ülkedeki Rus asıllı olanlaın güvenliğinin tehlikeye düşeceğine dair kanı gittikçe artmaya başladı. Diğer taraftan, eski Sovyet coğrafyasında yaşanan renkli devrimlere antipati duyan Rusya için aynı şeyleri yeniden yaşarcasına kendisine yakın bir yönetimin sokak eylemleri ile zorla değiştirilmesi hazmedilebilecek bir gelişme değildi. Moskova bu yüzden Kiev’deki olayları “darbe”, yeni yönetimi ise “gayri meşru” ilân etmekten çekinmedi. Eski Sovyet coğrafyasında kendisine yakın yönetimlerle çalışmaya alışmış olan Rusya için Ukrayna’da bunun kırılmasına tahammül etmesi kolay olmayacaktı. Üstelik, eğer buna sert bir tepki göstermezse çevredeki diğer ülkelere ve hatta Moskova başta olmak üzere diğer Rus şehirlerinin sokaklarına emsal oluşturma endişesi Rusya’yı oldukça sert tepki vermeye yöneltti.


Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Batı ile yaşadığı ilişkilerde hep hayal kırıklığı ve anlaşılmama psikolojisi yaşayan Rusya açısından Ukrayna’da yaşananlar
bardağı taşıran son damla oldu. Kosova’da, Irak’ta, Libya’da, füze kalkanı tartışmasında oldukça üst perdede yaşanan bu psikolojiyle ilk fırsatta vereceği cevapları hazırlamaktaydı.

2008’de yaşanan Gürcistan ile savaş bunun ilk örneği oldu. Suriye konusunda Rusya’nın ustaca yürüttüğü diplomasi özgüvenini iyice artırdı. Önce Gürcistan, arkasından Suriye ve şimdi de Ukrayna/Kırım’daki yaşananlarla Rusya kendisine karşı jeopolitik çevreleme ve kuşatmaya girişen Avrupa/ Atlantik blokuna meydan okuyor. Soçi’deki 22. Kış Olimpiyatları boyunca ülke imajının zarar görmemesi için sabırla bekleyen Rusya, olimpiyatlar bittikten hemen sonra Ukrayna sınırında onbinlerce askerle tatbikata başlayarak ve Kırım’ı kontrol altına alarak tepkisini en üst seviyede gösterdi. Avrupa Birliği ve ABD başta olmak üzere uluslararası kamuoyundan yükselen tepkilere rağmen Putin yönetimi daha ileri adımlar da atmakta tereddüt etmedi.
Yüzleri maskeli, rütbeleri ve isimleri gizlenmiş Rus askerlerinin adım adım Kırım Yarım adası’nda kontrolü sağlaması, Parlamentodan alınan yurtdışına asker gönderme tezkeresi, Kırım’da Rusya yanlısı hükümetin iktidara getirilmesi, Kırım’da yaşayan Ruslara Rusya vatandaşlığı vermek için çalışma başlatılması, Kırım’ın kaderini belirlemek için önce 30 Mart tarihine daha sonra ise 16 Mart tarihine çekilen referandum, son olarak Kırım’ın bağımsızlık ilânı ve muhtemel Rusya topraklarına katılma bu adımlardan bazıları.

Rusya’nın hukuk ve egemenlik açısından tartışmalı bu adımları uluslararası kamuoyundan tepkiler çekmeye devam ediyor. Sovyetler Birliği’nin dağılması
sonrasında Ukrayna’nın elinde kalan binlerce nükleer silâhın Rusya’ya teslim edilmesi karşılığında Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü garanti eden 1994 tarihli Budapeşte Memorandumu’na rağmen Moskova bu adımları atmakta tereddüt etmiyor. Rusya kamuoyunun büyük bir kısmı Putin’in Ukrayna ve Kırım politikasını destekliyorlar.
Batı’dan yükselen uluslararası hukuk itirazlarına karşılık Rusya’dan da Kosova, Libya, Afganistan, Irak işgali gibi noktalardan hareketle itirazlar yükseliyor. Rusya anayasasına göre federasyona katılmak isteyen bir toprağın ya da bölgenin bağımsız olması ve kendi isteğiyle katılma kararı alması gerekiyor. Kendi isteğiyle katılma şartı zaten 16 Mart’taki referandumla sağlanacaktı ama bağımsızlık noktasında bir eksiklik bulunmaktaydı. Kırım’ın aldığı bağımsızlık kararı bu şartı da yerine getirmiş oldu.

Moskova bu adımlarla süreci hukuka uygun hâle getirme çabasında ve bunda oldukça kararlı diyebiliriz. Rus ordusu Kırım’a girerek Ukrayna’nın
egemenliğine ve uluslararası sisteme açık bir meydan okudu. 2008’de Gürcistan’a Rusya vatandaşlığı kartını kullanarak müdahale eden Rusya Ukrayna’da temnkinli davranıyor. Batı’dan yükselen meşruiyet eleştirileri, yaptırım ve tehditlere karşı Kırım’da referandum kartını öne sürmesi Batı açısından olayı daha karmaşık hâle getiriyor.

Yâni Gürcistan ile mukayese edildiğinde Rusya’nın hazırlığını çok daha iyi yaptığını ve elindeki kartların çok daha güçlü olduğunu görmekteyiz.
Rusya, Kırım’da bağımsızlık ve referandum kararları ile tartışmayı silâhlı alandan diplomatik/hukukî alana ustaca çekmeyi başardı. Bunun karşılığında şimdilik ABD ve Batı’dan yükselen tepki referandumu anayasa ve uluslararası hukuka aykırı kabul etmek ile Ukrayna’nın toprak bütünlüğü hususunda geri adım atmayacaklarını bildirmekle sınırlı kalacak gibi görünüyor.
Rusya’nın bu adımlarını ABD, Avrupa ve NATO cephesinden yapılan Moskova’ya ekonomik ve siyasî yaptırımlar getirileceği, sonuçlarının ciddî olacağı açıklamaları ve bazı karşı adımlar izledi. Düşünülen yaptırımlar arasında ön plana çıkanlar ekonomik yönelimli olanlar olacak gibi görünmekte.
İkili anlaşmaların gözden geçirilmesi, banka hesaplarının dondurulması, vize rejiminin zorlaştırılması da diğer yaptırım şıkları olarak öne çıkmakta. Ancak
bu yaptırımların Rusya üzerinde ne kadar etkili olacağı da bir o kadar tartışmalı.
BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi, uluslararası sistemde ağırlığı olan bir ülke olması ve muazzam askerî gücüyle Rusya kesinlikle kolay bir hedef değil. İran’ın bile Batı’nın yaptırımlarına yıllarca direndiği göz önüne alınırsa Rusya’nın yaptırımlara göstereceği direnç daha iyi anlaşılabilir. Üstelik Batı açısından bakıldığında Rusya ile bir çok sorunda birlikte çalışmak gibi bir zorunluluk da bulunmakta. Rusya’nın da elinde yaptırımlara cevap niteliğinde kullanabileceği başta enerji olmak üzere etkili kozları bulunmakta. Görünen manzara, Rusya’nın durumun bu kadar kritik bir aşamaya gelmesine ve sonuçlarına da katlanmaya hazır olduğuna dair kanıları güçlendiriyor.

2008’de Gürcistan ile yaşanan savaşta Batı’nın tepkisini ölçen, Suriye’de yapabileceklerinin sınırlarını gören Rusya Ukrayna konusunda oldukça
kararlı bir politika izliyor. 

Bu kararlılığın arkasında Batı’dan gelecek adımların olumsuz etkilerini hesap ettiği kadar etkisizliğini de hesaba kattığını söyleyebiliriz. Moskova Batı’dan
kendisine yöneltilen yaptırım tehditlerine de hazır. Üstelik bu yaptırımlardan en başta yaptırım uygulayan ülkelerin etkileneceğini açık bir dille söylüyor.
Rusya sarsılacağını hesaplıyor ama yıkılmayacağından emin. Ayrıca Ukrayna ve Kırım konusunda yaşananlar Putin yönetiminin iç kamuoyunda elini de güçlendirdi. Gelinen durum itibariyle Rusya istediği mesajı vermiş ve beklediği etkiyi oluşturmuş olmanın rahatlığıyla hareket ediyor. Şu ana kadar kendisine gösterilen tepki beklediğinden daha hafif olan Rusya artık 16 Mart tarihini bekliyor. Bu gergin bekleyiş bütün taraflar açısından sürüyor.
Stratejik hamleler, diplomatik adımlar, güç gösterileri, tehditler ve blöfler adeta havada uçuşuyor. Rusya şimdilik daha avantajlı durumda ve bütün dünyaya
ağırlığı ve etkisi olan bir ülke olduğunu, çıkarlarının dikkate alınması gerektiğini en iyi bildiği klasik yöntemlerle gösteriyor. 2008’de yaşananlardan hareketle Rusya Batı’nın ne yapamayacağını, Batı da Rusya’nın neler yapabileceğini çok iyi biliyor. Rusya 2008’den beri Batı’nın ezberlerini bozan adımlar atmakta. Batı’nın henüz Rusya’nın ezberlerini bozacak bir adım attığı görülmedi. Bu son krizde de ezber bozacak adımlar atmasına şüpheyle yaklaşabiliriz.

Tarafların savaş seçeneğini devreye sokması ihtimaller dahilinde ama en son seçenek olarak görünüyor. Çünkü böyle bir savaşın tüm Avrupa’ya sıçraması
ve gerçekten hiç arzu edilmeyen bir 3. Dünya Savaşı’na yol açması mümkün. Bu ise taraflar açısından tam bir felâket olacaktır. Böyle bir savaşı
ne Rusya ne Batı kaldırabilir. Üstelik Batı açısından bakıldığında yaşananlar bu kadar ciddî bir kriz hâline gelmeden sorumluluk üstlenip Ukrayna için yardım
musluklarını açarak daha az hasarla atlatılacak bir durum oluşturulabilecekken bu yapılmdı. Durum kontrolden çıktıktan sonra alınan tedbirler ve verilen vaatler krizi ne kadar düzeltebilir belli değil. Anlaşıldığı kadarıyla Kırım açısından artık geri dönüşü olmayan bir yola girildi. Eğer Rusya’ya etkili cevaplar verilmezse Ukrayna’nın egemenliği zarar görecek, ABD ve Avrupa büyük prestij kaybı yaşayacaklar.
Rusya artık Kırım üzerinde kuruduğu kontrolü kolay kolay bırakmak istemeyecektir. Bağımsızlık ve referandumun arkasından Kırım’ın Rusya topraklarına katılma ihtimali çok yüksek. Batı’nın verdiği tonu yüksek ama etkisi sınırlı tepkilere bakılırsa bir şekilde bu durum kabullenilecek gibi görünmekte.
ABD ve Avrupa cephesinde aslında tepkinin şiddeti ve türü konusunda tam olarak bir konsensus da sağlanmış değil. Yâni Rusya aynen 2008’de Gürcistan’da
olduğu gibi, Suriye krizinde olduğu gibi yine istediğini almış gibi görünüyor. Fakat, acaba ne pahasına?
Ukrayna ve Kırım konusunda dünyaya vermiş olduğu olumsuz imajla Moskova aslında Gümrük Birliği ve Avrasya Birliği projelerini kendi eliyle daha da tartışmalı hâle getirdi diyebiliriz.

Rusya eski nüfuz alanı olan ve “arka bahçe” olarak gördüğü ülkelerin kendi yörüngesinden uzaklaşmalarına tahammül edemeyeceğini Ukrayna’da
net bir şekilde gösterdi. Bundan sonra aynı tonda diğer ülkelerle ilişkilerini sürdüreceğine kesin bir gözle bakabiliriz.
Avrasya Birliği projesi bir şekilde hayata geçirilse bile bu artık kesinlikle Putin’in makalelerinde belirttiği gibi AB benzeri bir örgüt olmayacak; gönülsüz, mecburî ve korkuyla hayata geçirilmiş bir entegrasyon modeli olacak.

Rusya muhataplarına seçim hakkı bırakmayacağını ilân etmiş durumda.
Batı dünyasının Rusya ile ilişkilerini gözden geçirmesi artık bir zorunluluk hâline gelecek.


Son olarak Ukrayna ve Kırım’da yaşananların bizi ilgilendiren tarafına değinmekte fayda bulunmaktadır. Kırım ile Türkiye arasında geçmişi çok
eskilere dayanan bağlar bulunmaktadır.
Yüzlerce yıllık geçmişi bulunan tarihî ve kültürel bağlarımız açısından Kırım’ın gerçek sahibi kardeş Kırım Tatarlarının durumu Türkiye’yi yakından
ilgilendiriyor. 1774’te Osmanlı’dan koparılan, 1783’te Rusya topraklarına ilhak edilen, 1945’te sahipleri zorla topraklarından sürgün edilen, 1954’te Ukrayna’ya bağlanan, hâlen vatanlarına dönebilmek için mücadele sergileyen ve şu anda kendi öz vatanlarında azınlık durumunda olan Kırım Tatarları gelişmeleri endişe ile takip ediyorlar. Kırım’da %60 kadar Rus, %24 kadar Ukraynalı ve sâdece %12- 13 civarında Kırım Tatarı yaşamakta.
Rusya’ya mecburî olarak bağlanmak Kırım Tatarlarında gerek İmparatorluk döneminde gerekse Sovyet döneminde yaşadıkları acıları ve kötü hatıraları
yeniden canlandırıyor. Türkiye’de de sayıları yüzbinleri bulan Kırım göçmeni Tatar bulunmakta. Türkiye’nin gelişmeler karşısındaki tavrının gidişatı
değiştirmeye veya yönlendirmeye yetmediği ve ileride de yetmeyeceği açıkça görülmekte. 
Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve Kırım’ın Rusya’nın topraklarına katılmaması önemli olmakla birlikte Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı dış politikadaki sorunlar ve iç politikadaki karışıklıklar ilkinin sağlanması ve ikincinin engellenmesi elini oldukça zayıflattı. Kırım’daki gelişmeler konusunda Türkiye’nin yapabilecekleri oldukça sınırlı. 

Batı ve Rusya ile karşılıklı yakın ilişkileri bulunan Türkiye açısından Kırım’da yaşayan Tatarların sonuç ne olursa olsun haklarının takip
edilmesi tek gerçek seçenek ve bir gereklilik olarak durmakta.

Ukrayna ve Kırım konusunda yaşanan gelişmelerin bir de Türkiye-Rusya ilişkilerini yakından ilgilendiren tarafı bulunmakta. Kıbrıs adası Doğu Akdeniz’deki konumuyla ne kadar önemliyse Kırım da Karadeniz’de aynı şekilde öneme sahip. Ayrıca 1992’den itibaren Türkiye ile Rusya arasındaki tampon
ülkeler diyebileceğimiz Ukrayna başta olmak üzere komşularının toprak bütünlüğü hayatî öneme sahip. Ekonomik ilişkilerdeki gelişmelere, siyasî
diyaloğun artışına ve kimi zaman stratejik ortaklık seviyesinde tanımlamalara rağmen, Rusya ile ilişkilerinde 2008’de Gürcistan’da, 2011’den itibaren
Suriye’de ve şimdi Rusya’ya katılırsa 2014’te Kırım’da Moskova’ya karşı açıkça alan kaybeden Ankara açısından Rusya ile daha dikkatli ve temkinli
ilişkiler kurulması gerektiği hususu öne çıkmaktadır. Türkiye’nin son olarak Kırım’da yaşananları dikkate alarak politikalarını gözden geçirmesi gerekmektedir.

Rusya eski yöntemlerle yeni bir dünya kurmak için adımlar atmaktadır.
Türkiye’nin ise yeni yöntemlerle yeni bir dünya kurmak için adımlar atmasının zamanı gelmiştir.  

***