Genelkurmayı Üçe ayırmışlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genelkurmayı Üçe ayırmışlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2018 Perşembe

Genelkurmay'ı Üçe ayırmışlar!

Genelkurmay'ı Üçe ayırmışlar!


ABD Dışişleri yetkilileri TSK'yı analiz ediyor. 
Wikileaks belgelerinden...
28 Mart 2011 Pazartesi, 15:18:26 
Güncelleme: 15:18:26


Yeni ortaya çıkan Wikileaks belgelerinde, ABD Dışişleri'nin ve ABD'nin Ankara Büyükelçiliği yetkililerinin Türk ordusuna ilişkin ilginç değerlendirmeleri yer alıyor.

Bugün Taraf Gazetesi'nin yayınladığı 'Wikileaks Türkiye Belgeleri'nde, ABD'nin 2003 yılına ait kriptosunda Türk Genelkurmayı'nın kendi içinde üçe bölündüğü iddia ediliyor.

"TÜRK GENELKURMAYI: DİK KAFALI VE KASVETLİ BİR SİYASİ KOALİSYON"

18 Nisan 2OO3'te, ABD'nin Ankara Büyükelçisi W. Robert Pearson'ın Washington'a gönderdiği "GİZLİ" ibareli telgraf bu başlığı taşıyor. Zamanlamasına ve içeriğine bakınca, Pearson'ın bu telgrafı, 1 Mart 2OO3'te TBMM'nin lrak tezkeresini reddetmesi ışığında, Türk Genelkurmayı'nın bu süreçte nasıl bir rol oynadığının ve daha genel olarak, Genelkurmay'ın ve ordunun bünyesindeki çeşitli kesimlerin ABD'ye nasıl baktığının anlaşılmasına yardımcı olmak üzere yazdığı düşünülebilir.

İşte o telgrafın tam metni:

Hiç bu kadar bölünmemişti

(1) ÖZET: Referans A-E belgelerlnde kaydedildiği üzere (Bu belgeler telgraf metninde yer almıyor), iç ve dış politika konularında birçok üst rütbeli askerî lider arasında gerilimler mevcutken, Türk Genelkurmayı, siyasi hayata ve siyaset üretimine günbegün derinlemesine karışmayı sürdürüyor. (Generaller arasındaki) bu bölünmeler, bugün, geçmişte herhangi bir dönemde olduğundan daha görünür bir halde ve irtibatta olduğumuz kişilere göre, ABD için önem taşıyan operasyonel siyasi ve diplomatik konulardaki işbirliğinde ilave sürtüşme ve gecikmeler yaratacak.

ÖZETİN SONU.

"İrtibatta olduklarımız XXX..."

Geniş bir siyasi yelpazeden, uzun süredir irtibatta olduğumuz çok sayıda kişi, Türk Genelkurmayı'ndaki karar alma sürecini etkileyen çekişmeler ve istikrarsızlık ile bu bölünmelerin, Türkiye'nin ABD'yle işbirliği yapma iradesine yaptığı zararlı etkiye ilişkin endişelerini yakın bir geçmişte bizimle paylaştılar. İrtibatta olduklarımız (kimliklerini kesinlikle koruyun), şu kişileri kapsamaktadır ama bunlardan ibaret değildir: (1) Eski MGK personeli ve daha önce askeri istihbarattaki kariyeri esnasında, Türk Genelkurmayı'nın şimdiki üst rütbeli generalleriyle önemli ölçüde zaman geçiren XXX; (2) XXX'in Başkan Yardımcısı XXX; (3) XXX'in (İslamî yönelimli ama müesses nizamla bağlantılı) XXX grubunun yöneticileri; (4-7) XXX muhabiri XXX, XXX yazarı XXX, XXX yazarı XXX ve Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Gül dahil üst düzey Türk hükümeti yetkilerine mükemmel erişimi olan XXX; (8) büyük bir medya grubunun sahibi ve CEO'su; (9) Önde gelen bir 'müesses nizam'cı STK olan XXX'in yöneticisi XXX ve (10) Parlamenter Kürt ve İslamcı çevrelere mükemmel erişimi olan eski bir parlamento üyesi. Bu şahıslar, istikrarlı şekilde, hizipçikle parçalanmış ve ABD'ye karşı  daha önce görülmedik derecelerde abartılı bir şüphe hissi besleyen bir Türk Genelkurmayı tarif ediyorlar. 

KORPORATİST KÜLTÜR

(2) İrtibatta olduğumuz şahıslar bize, kişisel çekişmelere karşın, Türk Genelkurmayı'nı birbirine bağlayan belli kurumsal içgüdülerin de kuşkusuz mevcut olduğunu hatırlatıyorlar. Bu içgüdüler şunları kapsıyor:
(1) Kemalizme olan sarsılmaz bir bağlılık (Atatürk'e tapınma ve ordunun, Devlet'in sivil denetimden muaf, yüce ve korkutucu muhafızı olma görevine duyulan inanç); (2) Alt rütbelerde bireysel inisiyatifi hoş görmeyen katı bir şirket (corporate) kültürü; (3) "Laikliğe" katı bir bağlılık ve Türkiye'nin İslam'la kültürel olarak özdeşleştirilmesinin ötesine geçen her şeyden duyulan korku; (4) Sahip olduğu bol teşvikler, bütçe dışı fonlar, yüklü emeklilik fonları, maaşlı rahat işler (burada "arpalık" diye de tercümesi mümkün olan "sinecure" kelimesi kullanılıyor) ve diğer imtiyazlar konusunda kuvvetle korumacı olan içe dönük bir kültür (XXX bize somut örnekler verdi); (5) Kürtlerden duyulan derin şüphe; (6) Kıbrıs'ta her türlü pratik çözüme karşı direniş; (7) Askeriyedeki yolsuzluk kanseri ve Türk Genelkurmayı'nın kendini temizlemek konusundaki ortak gönülsüzlüğü:

—(Askerî) alım skandalları (irtibatta olduğumuz birçok kişi İsrail'e verilen M-60 tankları ve F-4 savaş uçağı modernizasyon ihalelerinde rüşvet döndüğüne ilişkin ısrarlı haberleri gündeme getiriyor; savunma alanında önde gelen bir Batılı müteahhitlik şirketinin Türkiye'de yaşayan yabancı uyruklu üst düzey temsilcisi de bize, Bell helikopterlerinin rakibi olan Kamov'un ve diğer Rus şirketlerinin Türkiye temsilcisi olan Rusya yanlısı meşhur işadamı Ali Şen tarafından, 2002 Ağustosu'nda, deniz kıyısındaki tatil beldesi Bodrum'da Türk subayları için verilen ve çok sayıda Rus tele-kızın katıldığı partinin ayrıntılarını anlattı)

—Kuzey Kıbns'taki Türk askerî mülkleriyle ilgili çıkar çatışmaları ve Türkiye'nin güneydoğusundaki uyuşturucu kaçakçılığı ile bağlantılar; XXX ayrıca, askerî istihbaratta çalıştığı dönemde, PKK'ya ilaç satmak üzere Türk ordusunun bünyesinde kotarılan bir anlaşmanın istemeyerek parçası olduğunu bize anlattı. 

(3) Türk Genelkurmayı, aynı zamanda fikren bir bütün olmadığının ima edilmesine şiddetle öfkeleniyor: Türk Genelkurmayı'nın yönetimindeki çekişmeleri konu alan bir Washington Post haberine tepki olarak, Genelkurmay Başkanı Özkök, 10 Nisan'da resmi bir kuruluş olan TRT'den yayınladığı açıklamayla, özellikle de "Irak'taki gelişmeler nedeniyle ülkenin çok ciddi bir dönemden geçtiği şu sırada" bu haberin yersiz olduğu eleştirisinde bulundu. İrtibatta olduğumuz şahıslar istisnasız bir şekilde, Özkök'ün bu açıklamasını, benzer değerlendirmelere karşı Türklere yapılmış genel bir uyarı olarak değerlendirdiler.

Ancak daha sonra, önde gelen üç gazeteci (Akif Beki, dış politika yazarı Murat Yetkin ve CNN-Türk dış politika muhabiri Barçın Yinanç), Büyükelçilik basın ataşesine ayrı ayrı, Post'un haberine hayran olduklarını belirttiler; her birinin fîkrince, hiçbir Türk gazetecisinin bu haberi yazmaya cesaret edemeyecek olması bu hayranlığı arttırıyordu. Askeriyenin gazetecilere gözdağı vermesi konusuna gelince, hem Jane's Defence Weekly'den Lale Sarıibrahimoğlu hem de Hürriyet'ten Cüneyt Ülsever kısa süre önce bize, askeriyeyi açıkça eleştirmelerinin bir sonucu olarak hayatlarından endişe duyduklarını söyledi.

KİM BU İRTİBATTA OLUNANLAR?

Yabancı ülkelerin büyükelçileri ile bu tarz görüşmeler normal mi, fikir alışverişi olarak mı değerlendirilmeli? - GAZETE HABERTÜRK / POLEMİK İÇİN TIKLAYIN

GENELKURMAY'DA ÜÇ ANA GRUP VAR

...Ve fakat kişisel çekişmeler.,

(4) Türk Genelkurmayı'nın kendi içinde görüş birliğine sahip olduğu yönündeki bu iddiasına karşın, bizim irtibatta olduğumuz kişilere göre, şu anda birbirine rakip üç ana grup var.

Birincisi, Türkiye'nin stratejik çıkarımı, ABD ve NATO ile sıkı bağlar sürdürmekte olduğunu, coşkulu biçimde olsa da olmasa da, kabul eden "Atlantikçiler." İkincisi ABD ile bağları sürdürme ihtiyacına öfkelenen, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan, hiç kimseye güvenmemeyi (lrak topraklarında kurulacak bağımsız bir Kürt Devteti'ni destekleme niyetinden emin oldukları ABD de buna dahil) yeğleyen ve Kemalist devletin tavizsiz biçimde korunmasında ısrar eden katı "Milliyetçiler." Üçüncüsü de, "Avrasya" konseptinin, Rusya'nın hâkimiyetindeki tabiatını kavramaksızın, uzun zamandır ABD'ye bir alternatif arayan ve Rusya'yla ya da Rusya ile İran'ı veya Rusya ile Çin'i içine alan iyi tanımlanmamış bir gruplaşma île daha yakın ilişkiler kurmayı düşünen "Avrasyacılar."

Demokrasi diye tutturmazlar da

Buradaki motivasyon gücü, kısmen "Rapallo Sendromu," yani Türkiye ve Rusya'nın yalnız olduğu, saldırgan bir Batı'nın kötü muamelesinin ve saygı yoksunluğunun eşit mağdurları olduğu duygusudur. Buna ilaveten, XXX'in bize söylediği gibi, Rusya'ya daha canlı bir ilgi gösterilmesinin ardındaki diğer bir motivasyon da "Avrasya" tezinin savunuculanın, Türk Genelkurmayı ile Rusya'nın aynı "istikrar" tercihini paylaşmaları ve Türk Devletini demokratikleşmeyi sürdürmeye zorlamayacak olmalarıdır. Türk Genelkurmayı'nın kendi içindeki siyasi yarışta, "Avrasyacılar" ile "Milliyetçiler" geçici müttefiklerdir.

ATLANTİKÇİ HİLMİ ÖZKÖK HEPSİNDEN DAHA DEMOKRAT

(5) İrtibatta olduğumuz kaynaklar, esas aktörleri şöyle görüyorlar: Genelkurmay Başkanı General Hilmi Özkök, yakın geçmişteki seleflerinin hepsinden daha demokrat eğilimli ve daha Atlantikçi. Prensiplerine bağlı kalarak insanları rahatsız eden ilkeli bir adam olan Özkök, siyasi kararların sorumluluğunun demokratik yoldan seçilmiş bir hükümete ait olduğuna inanıyor. Ancak o, büyük ölçüde izole edilmiş durumda, kurmay kademelerde gerçek müttefikleri varsa bile, sayıları pek az. Özkök, daha inatçı ve katı tutumlu meslektaşlarıyla çatışmaktan uzak durmak adına, kendi görüşlerini söylemiyor; irtibatta olduğumuz kişilerden biri, Özkök'ün "Hamletvari" bir kararsızlıkla davrandığını söyledi. Özkök'ün başarısızlıkları, bunu örnekliyordu:

 (1) Türk Genelkurmayı'nın ABD'nin operasyon planları konusundaki geciktirme taktiklerinin üstesinden gelememişti; 
(2) Parlamentonun, 1 Mart'taki ABD ve Türk askerlerinin konuşlandırılmasına ilişkin tezkereyi (başarısızlığa uğrayan) oylaması öncesindeki kritik dönemde, Türk Genelkurmayı'ndaki meslektaşlarını, askeriyenin kendi planlaması ya da ABD'nin stratejisive planları konusunda hükümeti bilgilendirmeye zorlayamamıştı. Özkök, oylamadan önce, halka, Türkiye'nin ABD'yi desteklemesinden yana bir açıklama yapmak konusunda izin istedi ama Cumhurbaşkanı Sezer, ona bunu yapmamasını söyledi. Sadece basın, sonradan, hiç de tipik olmayan bir şekilde, onu eleştirmeye başladığında, Özkök, Türk Genelkurmayı'nın ABD'nin talebini desteklediğini açıkladı. Ancak nihai olarak, Özkök'ün ABD'nin Kuzey Opsiyonu'na verdiği bu destek beş gün geç ve altı milyar dolar eksik kalmıştı.

"KATI MİLLİYETÇİ MUHALEFETLE KARŞI KARŞIYA"

Özkök, katı-milliyetçi ve Avrasyacı cephelerden bir grup üst rütbeli karacı generalin muhalefetiyle karşı karşıya; bunlardan en dikkat çekenler:

(1) Genelkurmay ikinci Başkanı General Yaşar Büyükanıt, 
(2) Kara Kuvvetleri Komutanı General Aytaç Yalman, ki genellikle bu görevdekiler daha sonra Genelkurmay Başkanı oluyor ama Yalman'ın emekli edilmesi bekleniyor; 
(3) Birinci Ordu Komutanı General Çetin Doğan; 
(4) İkinci Ordu Komutanı General Fevzi Türkeri, ki XXX'e göre, uzun zamandır Amerikan-karşıtı, hakaretamiz haberler (mesela, ABD'nin PKK/KADEK'e malzeme desteği sağladığı yönündeki ithamlar) sızdırmak için milliyetçi sosyalist haftalık dergi Aydınlık'ı kullanıyor; 
(5) Kudretli MGK'nın Genel Sekreteri ve Türkiye'nin Rusya ve İran'la daha güçlü bağlar kurmasının avukatlığını açıkça yapan General Tuncer Kılınç; 
(6) Jandarma Genel Komutanı General Şener Eruygur -kaynaklarımız, Jandarma'nın Türk Genelkurmayı tarafından rutin biçimde araştırmacı ve "polislik" amaçlar için kullanıldığını söylüyorlar. Aynı zamanda, muhtemel Genelkurmay Başkanı olabileceği yönünde tüyo verilen J-3 (Genelkurmay Harekât Başkanı) Korgeneral Köksal Karabay'ın da bu grupla ilişkili olduğunu öğrendik. Özkök'ün en ateşli ve liberal destekçileri (J-5 -Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanı Korgeneral Reşat Turgut bunların tipik bir örneği) ise, milliyetçilere ve Avrasyacılara kıyasla daha az mücadeleci olma eğilimindeler.

AKTULGA, KOMAN VE KIVRIKOĞLU

Katı muhafazakâr generaller, General Doğu Aktulga (dönemin İslamcılar liderliğindeki hükümetine karşı yapılan 1997 post-modern darbesine katılmıştı); General Teoman Koman (bir zamanlar Milli İstihbarat Teşkilatı'nın başındaydı) ve Özkök'ün selefi Hüseyin Kıvrıkoğlu dahil, nüfuz sahibi üst rütbeden emekli subaylarca da dışarıdan destekleniyorlar.

Bu katı muhafazakâr çizgi, aynı zamanda İstanbul'daki Harp Akademileri (Mart 2002'deki yıllık ulusal güvenlik konferansında, Kılınç'ın Rusya/İran yanlısı değerlendirmeler yaptığı ve Mart 2003'teki konferansta NDU - merkez kampusu Washington'daki bir askerî üste bulunan, ABD Genelkurmayı'na bağlı Ulusal Savunma Üniversitesi-Harp Okulu'nun Dekanı'nın sunumuna tepki gösteren Kıvrıkoğlu, Doğan ve diğer bir düzine üst rütbeli Türk subayının sıradışı sertlikte bir dizi ABD-karşıtı yorumda bulundukları yer), tarafından da titizlikle korunuyor.

TÜRK GENELKURMAYI VE ABD'NİN ÇIKARLARI

(6) Türk Genelkurmayı'nın, ABD'nin lrak stratejisine karşı uzatmalı muhalefeti, operasyonel konularda ayak sürümesi ve ABD'nin Irak'ta Türk karşıtı bir gündemi olduğuna dair devam eden suçlamaları, daha çok sayıda Türk'ün, Genelkurmay'ın ABD ile ilişkilere ne kadar bağlı olduğu konusunda daha çok soru sormasına yol açtı.

AKP ve Kürtler'in altını oymak için Dahası, kamuoyu, generalleri daha fazla mercek altına aldıkça, diğer kaynaklarımızın yaptığı çıkarsamayı, Türk Genelkurmayı'nda irtibatta olduğumuz kişiler de bize itiraf etmeye başladılar: Bu da, (askeriyenin) üst yönetimındeki "bazı" kişilerin, ABD ile stratejik ortaklığı devam ettirmekten çok, AK Parti'nin ve Kürtler'in altını oymakla ilgilendiğidir.

Mevcut siyasi ortam düşünüldüğünde, Türk Genelkurmayı içindeki sürtüşme, Türk Devleti'nin ABD'ye olan kızgınlığını ve önümüzdeki istikrarsız dönemde bizim için merkezi önem taşıyan meselelerde yardımı dokunacak kararlar alma konusundaki isteksizliğini pekiştirmeyi sürdürecektir. Dahası, askeriyenin en üst kademeleri ile emir-komuta zincirinin daha alt kademelerindeki ateşli unsurlar arasındaki gerginlikler, geçmişte defalarca olduğu gibi (en son 1997'de) liderlik açısından siyasi bir sorun oluşturabilir.

İleri görüşlü subaylar lazım,

HİLMİ Özkök'ün ABD ile yeniden sağlam bir işbirliği inşa etmek için, Türk Genelkurmayı'ndaki muhaliflerinin emekli olmasını bekleyerek fırsat kolladığı 
yönünde bazı ipuçlarına sahibiz. Ancak, Türkiye'de sıkça olan şey, dışarıdaki olaylar kendi hızlı tempolarında sürüp giderken, doğru zaman bekleyerek fırsat kollamanın kendi içinde bir amaca dönüşmesidir. Bu nedenle, irtibatta olduğumuz kişiler, Türk Devlet sistemi üzerindekı mevcut askerî hâkimiyette köklü değişiklikler olması kadar, ABD-Türk ilişkisinin yeniden dinamizm kazanmasının da, hem katı muhafazakârların istifasını hem de özellikle modern, ileri görüşlü yeni bir subay kadrosunun yetişmesini gerektireceğini tahmin ediyorlar.


***

Ulusalcıların Hedefi Orgeneral Hilmi Özkök’tü

Danıştay’a yönelik saldırının ardından ortaya çıkan bağlantılar dört-beş senedir gerek eylemleri gerekse söylemleri ile dikkat çeken grupları yeniden gündeme getirdi.

Ulusalcılık, Kızılelmacılar ve Kuva-yı Milliye gibi isimler altında buluşan oluşumların hedefi AK Parti, Genelkurmay Başkanı ve Avrupa Birliği’ydi. Yeterli halk desteğini bulamayan bu örgütler hükümet ile orduyu karşı karşıya getirmeyi amaçlıyordu. Emekli askerleri kullanarak strateji geliştirmeye çalışan bu gruplar Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’e yönelik sert eleştiriler yöneltiyor du. Özkök Paşa’yı aşırı demokrat bulan gruplar gün geldi ‘ordu göreve’ pankartı açtı, gün geldi ‘genç subaylar rahatsız’ manşetleri attı. Hatta bu gruplar içinde yer alan marjinaller daha da ileri gitti. Özkök Paşa’yı 27 Mayıs darbesi ile Yassıada’ya gönderilen Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun ile korkutmaya çalıştı.

Danıştay saldırısının faili ile arka planında yer alan isimlerin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda ulusalcı çizgide yayın yapan dergi ve kitaplar dikkatlerden kaçmadı. Bu yayın organları, ordu ile hükümetin arasını açmak için Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e ağır eleştiriler yöneltiyor. Alparslan Arslan ve Muzaffer Tekin’in evinde ciltler halinde bulunan Türk Solu dergisi kampanyaların önderlerindendi. Dergi 21 Kasım 2005 tarihli 95. sayısının kapağında Özkök Paşa’ya benzer bir figür kullanarak ‘Bröveyi değil Genelkurmay Başkanı’nı değiştirin’ başlığını atmıştı. Derginin söz konusu sayısında karikatürlerle alay ediliyor, Özkök’ün görev süresi dolmadan istifası isteniyor: “Genelkurmay Başkanı’nın görev süresinin başından bu yana Türk milleti içinde, özellikle Atatürkçüler içinde derin bir hayal kırıklığı yarattığı ortada.” İşçi Partisi’nden ayrılarak oluşturulan Türk Solu, ulusalcılar içinde darbe tahrikçiliği ile adını duyurdu. Bu grup üniversite rektörlerinin 26 Ekim 2003’te Ankara Tandoğan’da düzenlenen ‘Cumhuriyet’e Saygı’ yürüyüşüne ‘Ordu göreve’ yazılı dev pankartla çıktı. “Orduya karşı saygısızlık oluyor.” şeklinde anons yapıldı; ancak pankart, miting sonuna kadar yerinde kaldı. Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin şeref defterine yapıştırdığı yazıda başbakan, bakanlar ve AK Partili vekiller aleyhinde ağır ifadeler kullanan Mehmet Fethi Dördüncü’de Türk Solu’na maddi destek verdiği açıklamıştı. Türk Solu ekibinin kendisine örnek aldığı en önemli isim 12 Mart cuntasının fikir babası Doğan Avcıoğlu.

Ülkemizde Kızılelma Koalisyonu’nu gündeme taşıyan İşçi Partililerin yayın organı Teori Dergisi, Haziran 2005 tarihli sayısında Özkök Paşa’yı yakın plana almıştı. İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, ‘Org. Özkök’ün yanlış stratejisi’ başlıklı yazısında Genelkurmay Başkanı’nın 20 Nisan 2005 günü İstanbul Harp Akademileri Komutanlığı’ndaki uzun konuşmasını eleştiriyordu. Ulusalcıların sol ayağına Cumhuriyet Gazetesi de destek verdi. Gazete 3 yıl önce ‘Genç subaylar rahatsız’ manşetiyle Silahlı Kuvvetler ile AK Parti hükümetini karşı karşıya getirmeye çalıştı. Özkök Paşa ise 27 Mayıs 2003 tarihinde 14 gazetenin temsilcisi ile yaptığı toplantıda “Bu tür haberleri yapanların vatan ve millet sevgisinden şüphe ediyorum. Dedikodu yaparak TSK’nın birlik ve beraberliğini bölmek isteyenler başarılı olamayacaktır.” ifadelerini kullandı.

Ulusalcıların önemli isimlerinden biri de Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Dergisi Genel Yayın Yönetmeni eski savcı Prof. Dr. Çetin Yetkin. Katıldığı bir sempozyumda belinde silahı ile gazetelere yansıyan Yetkin de Özkök Paşa’dan rahatsızlığını bir mektup yazarak dile getirdi. Aynı mektubu dergisinde de yayınladı. Bir Silahlı Kuvvetler subayının AK Parti iktidarı ile uyum içinde olmasını anlayamadığını söyleyen Yetkin, Özkök’ün sık sık siyasal iradeye bağlılığını dile getirmesinden de rahatsızlık duyduğunu yazdı. Ülkenin hızla uçuruma doğru sürüklendiğini dile getirerek, Özkök’ün tam bağımsızlıkçı, milliyetçi ve antiemperyalist görüşleri dile getirmesini istemişti. Bir profesörün böyle çıkış yapması gazeteci Ertuğrul Özkök’ü bile çileden çıkarmıştı: “İşte size Türk tartışma aleminden iki örnek. Daha doğrusu iki zihniyet. Ne hazin değil mi? Biri sivil ve üstelik adının başında profesör unvanı taşıyor. Öteki asker, adının başında ‘Orgeneral’ unvanı var. Biri üniversitede sivil insanlara eğitim veriyor. Öteki genç subay adaylarına tavsiyeler. Biri bir derginin köşesinden adresi pek belli olmayan, ama sivil olmadığı belli olan insanlara açık mektup yazıyor. Sivilin mektubu ne kadar karanlıksa, askerin konuşması o kadar aydınlık. Kim ne derse desin Türk Silahlı Kuvvetleri artık Avrupa Birliği’ne hazırdır. Ama bazı siviller için aynı şeyi ne yazık ki söyleyemeyeceğim.” 

http://www.zaman.com.tr/?bl=haberler&alt=&trh=20060524&hn=287790


***