ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2016 Pazar

ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİ MİKROSKOP ALTINDA İNCELEYELİM





ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİ MİKROSKOP ALTINDA İNCELEYELİM


Mart 23, 2010,

Değerli TOGEÇ izleyicileri ( 'izleyicileri' tanımını özellikle kullanıyorum çünkü ne yazık ki genellikle İZLEYİCİ kalmayı tercih ediyorsunuz. Oysa ki katılımcı olmanızı ne çok isterdim. Fikrinizi bilmeyi inanın çok istiyorum)  AKP hükümetinin son oyunu gündemimize olanca sıcaklığıyla geldi yerleşti. Ne 7 milyona (3.400.000 resmi(!) işsizin yanında bir o kadar da kayıtsız işçi olduğu tahmin ediliyor) varan işsizlerin yürek burkan halleri, ne öz evladını satmaya kalkışacak kadar çaresizliğin pençesindeki yokluk çekenler ne de her bakımdan zirve yapan sapkınlıklar gündeme gelmeyecek uzun bir süre.  Birkaç ay boyunca AKP'nin son hamlesini konuşacak kocaman kocaman profesörler, bakanlar, vekiller ve sokaktaki vatandaşlar. Bu sis perdesi ardında trajediye dönüşen altüst olmuş yaşamlar o yaşamın göbeğindekilerin bile gündeminden düşecek ve varsa yoksa anayasa değişiklikleri ve referandum konuşulacak. Varsın konuşulsun! belki bu sayede vatandağımın bir türlü görmeyen gözleri iktidar eliyle çalınan hayatının nasıl kayıp gittiğini fark eder.

Bu girişten sonra maddeleri mikroskop altına alalım. 

Maddeleri resim olarak ekledim ve kendi görüşümü de yeşil yazılarla belirtiyorum.  

Görüşlerinize sunar, değerlendirmelerinizi alabilmeyi ümit ederim.

Saygılarımla,

Kemal Denizer






Bu madde ŞİRİNLİK maddesi olarak göze batıyor. Referanduma gidilmesi halinde saf vatandaşlarımızdan ve özellikle yaşlılar, engelliler ve kadınlardan EVET oyu alabilmeyi hedefliyor.



Özellikle AKP iktidarı döneminde servet edinenlerin bu servetlerini nereden edindiklerini öğrensek bile halkımızla paylaşmamamızı kanun hükmüyle engellemeye yöneliktir. Mesela birilerinin villalarını, gemiciklerini kazara öğrensek bile bunu kamuoyuna açıklamak ancak o kişinin rızası ile yapılabilecek aksi halde "kişisel bilginin korunması" kanunu ile sorgusuz sualsiz kalemimizi kıracaklar. Bu kişiler açıklamamıza rıza gösterecekler midir?



En basitinden şunu düşünün;  VERGİ SUÇU mu VERGİ CEZASI mı? Tabii ki vergi CEZASI. İşte bu yapılan değişiklikle, vergi kaçıran ve vergi cezasına çarptırılan mükelleflerin yurtdışına çıkışı engellenmeyecek. ABD nin en büyük mafya lideri AL CAPONE bile VERGİ KAÇIRDIĞI için hapiste çürütülmüşken, bizdeki vergi kaçakçısı yüzsüzler gönül rahatlığıyla seyahat edebilecekler. Ne diyeyim,  minareye kılıf dikiyor muhteremler. Maddenin diğer yönden irdelenmesini tabii ki yapacağız. Ancak şimdilik bu yönünü düşünedurun.



"ELMA ŞEKERİ" maddelerden birisi daha. Küçük kızaları kandırmaya yarar belki ama bu halk artık uyandı (inşallah), kanmayacaktır bu elma şekerlerine...



Toplu iş görüşmeleri anlaşmazlıkla sonuçlanırsa mevcut duruma göre taraflar uzlaşamadıkları maddeleri ve uzlaşamama sebebini de belirten bir tutanakla bakanlar kuruluna (hükümete) başvuruyorlardı. Şimdiki düzenlemede ise UZLAŞMA KURULU'na başvuracaklar ve bu kurulun kararları KESİNDİR, yargıya taşınamaz. Sİyasetçilerin sorumluluktan kaçma yöntemi yani. Bir kurul oluşturacaklar ve bu kurul sanki kendi yandaşlarından değilmiş gibi kendilerini kurul kararına verilecek tepkilerden uzak tutacaklar. Demek ki TEKEL DİRENİŞİ gözlerini korkutmuş bu uyanıkların. Üstelik de kamu emekçilerine yine GREV hakkı verilmiyor. Hele bir verseler işte o zaman toplumsal tepkiler bu hükümeti indirir.



En kritik maddelerden birisi.  Siyasi partilerin maddi denetimini Anayasa Mahkemesinin denetiminden çıkararak kısmen yandaşlarınca ele geçirilmiş sayıştay denetimine sokuyorlar. Öte yandan ihanete varan uygulamalarının farkında olarak kapatılma korkusu yaşadıklarından,  kapatılmaları için Cumhuriyet Savcılığı'nı da kendi verecekleri İZİN'e tabi kılıyorlar.  Suçlunun yargılanması yine suçlunun iznine tabi oluyor yani. Bu cüreti ilk gösterenler ancak askeri dikta yönetimindeki devletler olurken, şimdi de SÖZDE demokrasi ile yönetilen Türkiye'de görüyoruz. Pes doğrusu.

Üstelik,  mecliste grubu bulunan siyasi partilerin beşer temsilcisinin oldugu ve başkanlığını da TBMM başkanının yapacağı bir komisyonun iznine bağlı olacak ve izin de ancak 2/3 oy çoğunluğu ile verilebilecek. Hadi şunu bugünkü meclis aritmetiğine göre örnekleyelim. Mecliste grubu bulunan partiler  AKP, CHP, MHP ve DTP pardon BDP;  Bunların her birinden 5'er temsilci yani 20 kişilik bir kurul olacak ve başına da TBMM başkanı yani bir AKP'li olacak. Etti mi 21 kişi. 2/3 çoğunluk demek  14 oy demek. 5 oy CHP den ve 5 oy da MHP den. 10 oy dava açılsın diyecek,  AKP ve ORTAĞI(!) BDP oyları da doğal olarak HAYIR diyecekler. Bu durumda alınacak karar yargı denetimi dışında olacak, yani kararın doğruluğu yanlışlığı herhangi bir yargı makamında tartışılamayacak ve bir daha da ayni sebeplerle yeniden dava açma talebi meclise getirilemeyecek. PES diyorum BAŞKA DA BİR ŞEY DEMİYORUM!



Bir ELMA ŞEKERİ(!) daha.


Kaldırılan kısıma dikkat!!  Partisinin kapatılmasına sebep olan milletvekilinin vekilliği sonra ermiyecek. Hem partisinin kapatılmasını gerektirecek fiil ve eylemlerde bulunacak hem de vekilliği devam edecek. Varmı böyle bir şey. Demekki partisi ile ters düşen bir vekil partisini kapattırabilecek ama kendisi yine de milletvekili olarak kalacak.






YAŞ ( Yüksek Askeri Şûra ) kararları ile TSK'da yapılan AYIKLAMALAR yargı denetimine açılıyor. İrticaî faaliyetlerinden dolayı her yıl yapılan temizlik bundan sonra temizlenenlerin yargıya başvurusu ile "göreve iade" şekline dönüşebilir.


Bu maddenin Türkçesi de şu: 
KİT gibi kamu tüzel kuruluşlarının başına yerleştireceğim HAS adamlarım, daha önceki kamu görevinde ne kadar kazanıyorsa yine ayni kazanacak. Görev yeri değişti diye daha az maaş ve ödeneğe mahkum olmayacaklar. (Aman haaaa, sakın ola musluğun suyu azalmasınnnn!!!)


Uyarma ve kınama kararları da yargı denetimine tabi hale getiriliyor. Bu maddeyi, diğer yasaları da inceledikten sonra yorumlamayı yeğliyorum.


Zurna ZIRT'lamaya başladı işte. Adalet bakanlığının talebiyle, kendi atadığı adalet müfettişleri eliyle adalet görevlilerini ve SAVCILARI denetleyecek ve kusurlu olduğuna hükmettiklerini de suçlanandan daha KIDEMSİZ hakim ve savcılar eliyle yapabilecekler. Erzincan-Erzurum olayını çağrıştırdı mı biraz? Zamanları daraldığı için YANDAŞ hakimler ve savcıların KIDEMLİ hale gelmesini dahi beklemeye tahammülleri kalmadı.  Yeni atanmış bir YANDAŞ hakime kıdemli bir agır ceza hakimini yada savcısını yargılatabilecekler.




Bu maddeyi tam olarak anlatabilmek için küçük bir örnek vermek gerekiyor. Bir sivil kişi askeri bölgeye sızarak casusluk yapmaya kalkarsa ve nöbetçi tarafından yakalandığını varsayalım. Bu kişinin casusluk mu yaptığı yoksa kafayı çekmiş ve KAZARA askeri bölgeye geçmiş olduğunu sivil savcı inceleyecek ve incelemeyi de askeri bölgeye nüfuz ederek yapacak ve suçlu olduğuna kanaat getirirse bu kişi hakkında SİVİL MAHKEME karar verecek. Buyurun buradan yakın sevgili arkadaşlarım... 




Zurna iyice ZIRT demeye başladı sanırım. 
ANAYASA MAHKEMESİ'nin 11 olan üye sayısı 18'e çıkarılıyor. (Aceleleri var, mevcut üyelerin emekli olmasını bekleyecek zamanları kalmadı anlaşılan). Bu yeni üye sayısı kimlerin seçimine bırakılıyor bir de buna bakalım.

TBMM = 3 üye seçecek (Kendisini denetleyecek ve gerektiğinde yargılayacak yüce mahkemeye 3 üye seçiyorlar)
C.BAŞKANI = 16 üye seçecek.
TOPLAM     = 19 üye

Cumhurbaşkanı bu 16 üye içerisine, herhangi bir yeteneği olmayan hatta işi gücü dahi olmayan, hasbelkader üniversite bitirmiş ve 45 yaşını doldurmuş İKİ sade vatandaşı da seçebilecek. (Bu vasıflara(!) ben de haizim, Cumhurbaşkanı'na şimdiden adaylığımı bildirsem beni de seçer mi acaba...)

Önceki Cumhurbaşkanı'nın yetkileri çok fazlaydı diye sürekli zırlananlar,  kendileri ile ayni güce tapan cumhurbaşkanı bulunca neredeyse ağababaları ABD'deki başkanlık yetkilerini altın tepside sunuyorlar...


Mevcut Anayasa Mahkemesi üyeleri içerisinde 12 yılını doldurmak üzere olan veya doldurmuş olanları ekarte etmek için yapılmış bir değişiklik diyor bağıra bağıra. Hadi size bir ödev:  Mevcut üyeleri teker teker gözden geçirin de durum netleşmiş olsun.



Bireysel başvurularla iş yükü artacak Anayasa Mahkemesi, diğer mahkemeler gibi bloke edilecek. Bu yetmiyor gibi o yüce mahkemeyi neredeyse hükümet seçmiş olacak. Üstelik de daha önce KESİN hükmünde olan mahkeme kararları, "Genel Kurul" denetimine sunulabilecek. Genel Kurul, mahkeme başkanının başkanlığında en az 4 üyeyle toplanır. Mahkemenin aldığı kararları, yine mahkeme üyelerinden oluşan Genel Kurul'a yemyiz ettirmek nasıl bir mantıktır? Anlayabilen varsa bana da anlatır mı lütfen? Üstelik, siyasi partilere ilişkin kararlar, anayasa değişikliğine ilişkin meclis kararlarının iptali için üçte iki (18 üyenin 12 si gerekir. Şimdiki üye sayısından bir fazlası yani) oy çoğunluğu gerekiyor.





(HYSK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) ile ilgili madde ayrıca ve detaylı bir biçimde tarafımdan yorumlanacaktır. Şimdilik yorumsuz bırakıyorum.)



Kıpkırmızı bir ELMA ŞEKERİ daha. 20 yıllık zaman aşımı süresi dolmuş bir suçu yargılayamayacaklarını bildikleri halde sırf şirin görünmek ve 12 eylülde hayatı mahvedilmiş kişilerin oyunu referandumda almaya yönelik bir aldatmaca


YUSUFFF YUSUFFFF  sesleri sizlerin de kulağına geldi mi? Benim geldi. Zira  Anayasa Mahkemesinde açılmış bir sürü iptal davası sonuçlanmayı bekliyor ve açılmış davalara da bu değişiklikleri uygulama telaşına düşmüşler.









..