Ötesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ötesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2020 Perşembe

Demokratikleşmeme Paketi ve Ötesi,

Demokratikleşmeme Paketi ve Ötesi,

Prof. Dr. A. ÜLKÜ AZRAK

Aslında bu yasa Başbakan’ın söylediği üzere halkın ihtiyaçları doğrultusunda değil, AKP iktidarının yaşam felsefesi doğrultusunda ve kendisinin seçim şansını artıracağı inancıyla çıkarılmış bir yönetmeliktir. 

Başbakan’ın 30 Eylül’de açıkladığı sözde demokratikleşme paketi, Türkiye’de devlet yönetiminin, tüm savların aksine, bugüne kadar demokratik olmadığının itirafı niteliği taşıdığı gibi, demokratik rejim anlayışından hâlâ ne denli uzak olduğunun en açık kanıtıdır! Bu pakette yer alan düzenlemelerin halkın özlemlerini yansıttığı iddiası ise AKP iktidarının ve onun başının, çoğulculuğu benimsememiş olmasından öte, hiç anlamamış olduğunu, anlamak da istemediğini ortaya koymaktadır. Bu paketin en çarpıcı öğelerinden biri olan, devlet memurlarının kılık kıyafet düzenlemesi yakından incelenirse Türk devletinin laik ve demokratik kimliğinin nasıl ortadan kaldırıldığı açıkça görülür. 
Daha önce yüksek öğretim kurumlarında tartışma konusu haline getirilmiş olan başörtüsü sorunu, önce YÖK tarafından Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın kararlarına aykırı olarak, yani hukuk dinlemez bir davranışla yayımlanan genelgeye dayanılarak üniversitelerde, sonra da Danıştay’ın 8. Dairesi’nin açık görüşlülüğü (!) ve himmetiyle avukatların başörtülü olarak duruşmalara girebilmelerini sağlayan kararı sayesinde yargıda, sürekli inkâr edilse de, cumhuriyet devrimlerinin öncesini yansıtan belli bir siyasal anlayışa uygun bir biçimde çözümlenmiştir. Bu arada Batı ülkelerindeki uygulamalar yanıltıcı biçimde yapılan aktarmalarla örnek gösterilerek sözde özgürlük bahanesiyle bu yola gidilmiştir. Batı ülkelerinin hukuk düzenlerine yapılan bu atıfların (göndermeler) yanlış ve yanıltıcı olduğu bir yana, sanki ülkemizde bütün alanlarda anayasanın garantisi altındaki özgürlüklerin gerçekleştirilmesi gibi bir çaba varmışcasına, demagojik savların desteğinde bu noktaya varılmıştır. Batı ülkelerinin hukuk düzenlerinin örnek gösterilmesinin ne denli gerçeğe uymadığını da kısaca belirtmek için bu konuya ilişkin bazı açıklamalarda bulunmak isterim.

Almanya Örneği

Örneklerin başında Almanya geliyor. Orada durum şudur: Alman Federal Anayasa Mahkemesi, başörtülü bir öğretmenin, görevini yapmasına okul yönetimince izin verilmemesine karşı din ve inanç özgürlüğünün ve çalışma hakkının çiğnendiği iddiasıyla yaptığı bir kişisel şikâyet üzerine anayasa mahkemesinin, eyalet yönetimlerinin bu konuyu yasayla düzenleyebileceğine karar vermesinden sonra eyalet yönetimleri, öğretmenlerin başörtüsüyle görev yapmasını yasaklamışlardır. Fransa’da 10 Şubat 2003 tarihli bir yasayla, sadece öğretmenlerin ve üniversite öğretim üyelerinin değil, ortaöğrenim öğrencilerinin ve hatta üniversite öğrencilerinin derslere, başörtüsü de dahil, dinsel sembollerle girmesi yasaklanmıştır. Bu yasanın gerekçesi de çok ilginçtir: Gerekçede denmektedir ki, “Başörtüsü ve benzeri semboller, kültürel açıdan çevreden soyutlanmanın çarpıcı ve gösterişçi (ostentatoir) bir ifadesi olarak sadece dinsel değil, aynı zamanda siyasal sembollerdir ve bunlar eğitim kurumlarında eşitliği bozma tehlikesini yaratırlar.” Devlet memurlarına gelince; onların görev yaptıkları sırada bu gibi dinsel semboller taşımaları esasen kamu hizmetine ilişkin kurallar nedeniyle hiç söz konusu değildir. İsviçre’de, federal mahkeme söz konusu yasağın hukuka uygunluğunu onaylamıştır. Avusturya’da devlet memurları dinsel semboller taşıyamazlar. Kanada’da ve ABD’nin birçok eyaletinde devlet memurlarının görev başında dini semboller taşıması yasaktır. 
Demokrasi paketinde yer alan, memurların kıyafet serbestisi, sadece kadınların başörtüsünü kapsadığı ileri sürülmekteyse de hal böyle değildir. Gerçekten 16/7/1982 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’in” 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde “ Kadınlar; Elbise, Pantolon, etek temiz düzgün, ütülü ve sade, ayakkabılar ve/veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı, görev mahallinde baş daima açık, saçlar düzgün taranmış veya toplanmış, tırnaklar normal kesilmiş olur” şeklinde bir ibare yer almaktayken, demokratikleşme paketindeki 4/10/2013 tarihli yönetmeliğin 1. maddesi, eski yönetmeliğin yukarıda aktarılan 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendindeki “Kadınlar” ibaresinden sonra gelen birinci cümlesini yürürlükten kaldırmıştır. Böylece kadın memurlar sadece başörtüsü bakımından değil, tüm giyim kuşam bakımından da tamamen serbest bırakılmıştır. Bunun anlamı şudur: Kadın memurlar bundan sonra görev başında sadece başörtüsü takmakla yetinmeye bilecekler, İslami uygulamada “tesettür” adı verilen kara çarşaf, burka ve benzeri kılıklarla resmi dairelerde, kamu kurumlarında, üniversitelerde ve hatta hijyen kurallarının mutlak olarak geçerli olduğu devlet hastanelerinde görev yapabileceklerdir. Bundan böyle üniversite kürsülerinde başörtülü, kara çarşaflı öğretim görevlilerini görürsek hiç şaşmayalım.

İşin bir de şu yanı var: 3/12/1934 tarihli “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun”un 5. maddesi şöyledir: “Türkiye Devleti nezdinde (yanında) memur bulunanların kıyafetleri beynelmilel (uluslararası) mer’i (yürürlükteki) âdetlere tabidir.” Yukarıda belirtildiği gibi başörtülü, kara çarşaflı memur kılığının adı geçen yasanın hâlâ yürürlükte olan 5. maddesindeki tanıma hiç uygun olmayacağı ortadır. Aslında bu yasa Türk devletinin çağdaş bir kimliğe kavuşturulması amacıyla çıkarılmış bulunmaktadır. Ama Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaş seviyeye ulaştıran tüm yasal düzenlemelerin yok edilmesi hareketinin bir parçası olan bu demokratikleşme (!) yönetmeliği Başbakan’ın söylediği üzere halkın ihtiyaçları doğrultusunda değil, AKP iktidarının yaşam felsefesi doğrultusunda ve kendisinin seçim şansını artıracağı inancıyla çıkarılmış bir yönetmeliktir. Bu yönetmelik devletin tüm dinsel inançlar dışında ve üstünde bir konuma sahip olması, kamu hizmetlerinin de tarafsız ve eşit biçimde örgütlenmesi ve görülmesi demek olan anayasanın en temel ilkelerinden olan laiklik ilkesine aykırıdır. Laik olmayan bir devletin demokratik olması da beklenemez.


***