15 Aralık 2017 Cuma

DÜNYADA VE TÜRKİYEDE SINIRI AŞAN SULARIN HUKUKİ DURUMUNUN İNCELENMESİ BÖLÜM 2

DÜNYADA VE TÜRKİYEDE SINIRI AŞAN SULARIN HUKUKİ DURUMUNUN  İNCELENMESİ BÖLÜM 2

2. BÖLÜM II ABD SU HUKUKU 

ABD su hukuku, aşağıda, tarihi gelişimi ve genel yapısı, temel mevzuatı, kurumsal yapısı ve sınıraşan sular hususları bakımından ele alınacaktır. 

2.1 ABD SU HUKUKUNUN TARİHİ GELİŞİMİ VE GENEL YAPISI 

ABD Su Hukukunun tarihi Amerika kıtasına yapılan ilk göçlerle başlamıştır. İngiltere’den gelerek kıtanın doğusuna yerleşen göçmenler su kaynaklarının bolluğu ile coğrafi ve iklimsel koşulların İngiltere ile benzeşmesi dolayısıyla İngiliz hukukunu rahatça adapte etmişlerdir. Bu nedenle İngiliz hukuk sistemi kaynaklı42 ‘kıyıdaşlık ilkesi’ riparian right principle)43 ABD su hukukunun ilk temel ilkesi olarak benimsenmiştir. 

Kıyıdaşlık ilkesine göre, su kullanım hakkına sahip olabilmek için su kaynağına kıyısı bulunan arazinin maliki olmak gerekmektedir. Dolayısıyla su kaynağına kıyısı olmayan arazi sahiplerinin bu su kaynağından yararlanma hakkı bulunmamaktadır. 

Bu ilke mevcut su miktarının talebi karşılamaya yeterli olduğu dönemler boyunca uygulanmıştır. Ancak zamanla sınırların su kaynaklarının daha kıt olduğu batı bölgelerine doğru genişlemesi, nüfusun artması ve madencilik gibi çeşitli üretim alanlarında yaşanan gelişmeler neticesinde kıyıdaşlık ilkesinin ülkenin bütün bölgelerine uygun olmadığı anlaşılmıştır. 


Bunun üzerine kıyıdaşlık ilkesinden farklı olarak ‘kadim hak ilkesi’ prior 
appropriation principle)44 ortaya çıkmıştır. Bu ilkenin gelişmesinde özellikle 
ülkenin batısında kalan topraklarda faaliyet gösteren madencilerin rolü büyük 
olmuştur. Amerika’nın batısında kalan ve mevcut eyaletler oluşmadan önce 
federal hükümetin mülkiyetinde bulunan topraklardaki altınları çıkarmak üzere 
bölgeye yerleşen madenciler özellikle Kaliforniya Eyaleti’ndeki madenlerde 
altın aramak üzere yüksek miktarlarda suya ihtiyaç duymuşlardır. Halbuki 
yüzüncü meridyenin batısında bulunan bu kurak topraklarda su kıt bir kaynaktı. 
Bu madenciler arazi sahibi olmadıkları için su kullanımlarını kıyıdaşlık 
prensiplerine dayandıramamışlardır. Bu sebeple sorunu zaman bakımından 
önceliğe sahip olan, hak bakımından da önceliğe sahip olur first in time first in 
right) kuralı ile çözerek kadim hak ilkesinin ortaya çıkmasını sağlamışlardır. 
Dolayısıyla, belli bir maden bölgesinde suyu kullanan ilk madenci onu 
öncelikli kullanım hakkına sahip kabul edilmiştir. Böylece batıdaki erken 
dönem yargı kararları bu su haklarını madencilerin gelenekleri temelinde 
oluşturmuştur. Sistemin çiftçiler açısından da tatminkar bir şekilde işlemesi 
üzerine kadim hak ilkesi neredeyse tüm batı eyaletlerinde benimsenmiştir. 
Diğer taraftan bazı eyaletler ise su potansiyelleri, mevsimsel ve coğrafi 
koşulları ve yağışlardaki niceliksel farklılıkları doğrultusunda şekillendirdikleri 
ve yukarıda izah edilen ilkelerin her ikisinden de unsurlar ihtiva eden ve 
‘karma’ hybrid) olarak adlandırılan bir sistem geliştirmişlerdir. Karma sistemi 
benimsemiş olan her eyalet, kıyıdaşlık ve kadim hak ilkelerini kendi 
ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde birleştirerek kendi sistemini meydana 
getirmiştir. 
Günümüzde ABD’de su kaynaklarının kullanımı ve tahsisi konuları, temel olarak eyaletlerin yetki alanına girmektedir. Bu kapsamda ABD su hukuku, kaynağın bulunduğu eyaletin yüzüncü meridyenin doğusunda yahut batısında oluşuna göre iki kategoriye ayrılmaktadır. Doğuda yer alan eyaletlerin büyük kısmı su hakkını suya kıyısı olan arazinin sahibi olma koşuluna bağlamış olan kıyıdaşlık ilkesine dayandırmaktayken, diğerleri ‘geliştirilmiş kıyıdaşlık’ regulated riparianism) olarak adlandırılan ve arazi sahipliği yerine izin sistemi üzerine kurulu olan bir ilkeyi uygulamaktadır. Batıdaki eyaletlerin çoğunun su hukuku sistemi ise suyun kullanılmaya başlanma tarihine göre verilen izin sistemini ifade eden kadim hak ilkesine dayanmaktadır. Bunların dışında her iki sistemi karma şekilde benimseyen eyaletler de bulunmaktadır. Dolayısıyla ABD su hukuku mevcut haliyle eyaletler bazında kıyıdaşlık, kadim hak ve karma şeklinde üç başlık altında tasnif edilmektedir. Bu tasnifi gösterir haritaya aşağıda yer verilmiştir. 



ŞEKİL 1 Eyaletler düzeyinde su hukuku ilkeleri45 
StatebyStateBreakdownState by State Breakdown

Yukarıda söz konusu edilen ilkeler temelde mahkeme kararları doğrultusunda dönemin gerekliliklerine göre şekillenmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla mahkemeler önlerine gelen uyuşmazlıkları çözerken, ilgili ilkenin uyuşmazlığa konu olay bakımından değerlendirmesini yapmaktadır. Bu nedenle ilkelerin bütünsel anlamda teorik olarak ortaya konması, ilgili mahkeme kararlarından hareketle gerçekleştirilmektedir. Diğer taraftan federal düzeyde ve eyaletler düzeyinde oluşturulan yasal düzenlemeler de bulunmaktadır. Bu nedenle bu çalışma kapsamında ABD Su Hukuku’nun teorik boyutu ile temel yasal düzenlemeleri ayrı başlıklar altında incelenerek genel yapı ortaya konmaya çalışılmıştır. 

ABD Su Hukuku’nun teorik boyutu incelenirken tarihsel gelişiminde konunun mahkemelerce değerlendirilmesine paralel olarak öncelikle yüzey suları, yeraltı suları, dağınık yüzey suları ele alınmış ardından diğer önemli kavramlar olan kamu hakları ve mahfuz federal su hakları incelemeye dahil edilmiştir. 

2.1.1 YÜZEY SULARI 

ABD su hukukunda yüzey sularının kullanımı eyaletler düzeyinde ele alınmakta olup her eyaletin kendi toprakları içerisinde kalan yüzey sularının kullanımı konusunda dilediği sistemi benimseme yetkisi bulunmaktadır. Yüzey sularına ilişkin federal boyuttaki düzenleme ise kirliliğin önlenmesini amacıyla 
hazırlanan Temiz Su Kanunu’dur. Aşağıda su kullanım hakkının elde edilmesi 
ve bu haktan yararlanmaya ilişkin ilkeler üzerinde durulacak olup federal 
düzenlemeye ilişkin bilgi ABD Su Hukukunun Temel Mevzuatı bölümünde 
verilecektir. 

2.1.1.1 Kıyıdaşlık Hakları İlkesi 

Kıyıdaşlık hakları (Riparian Right Principle) sisteminin geçmişi Ortaçağ Avrupa’sına kadar uzanmaktadır. 1 .yy boyunca gelişme gösteren kıyıdaş hakları sistemi kısmen Roma hukuku kısmen Ortaçağ örf ve adetlerinden etkilenmiştir.46 

İhtiyaçları karşılayacak miktarda suya sahip olunan Ortaçağ Avrupası’nda, ulaşıma elverişli olmayan suların aktıkları arazinin malikinin mülkiyetinde oldukları kabul edilmiştir. Ulaşıma elverişli sular ise güçlü bazı kişilerce kullanılmış ve bu kişiler arasında paylaşılmıştır. Akarsu havzasının doğal bütünlüğünün korunması esas alınmış ve suların akışının olabildiğince az 
değiştirilmesi sağlanmaya çalışılmıştır. 47 
Kıyıdaşlık hakları sistemi bu günkü halini 1 .yy’da Fransa ve İngiltere’de almış ve diğer kıtalar yayılmasında İngiltere önemli rol oynamıştır. 48 
Kıyıdaşlık sisteminin ABD’de ortaya çıktığı ilk dava ise 1827 tarihli 
Tyler-Wilkinson, Circuit Court, District of Rhode Island davasıdır.49 
Kıyıdaşlık sistemi su kaynakları bakımından zengin olan coğrafyalara 
uygun bir sistemdir. Nitekim günümüzde de daha çok Amerika’nın kuraklık 
sorunu yaşamayan doğu eyaletlerinde uygulanmaktadır. 50 

Bu sisteme göre suyu kullanım hakkına sahip olmak, suya kıyısı olan arazinin mülkiyetine sahip olmayı gerektirir. Su kaynağına sınırı olan arazinin sahibi suyu, diğer kıyıdaş arazi sahiplerinin haklarına halel getirmemek koşuluyla kendi arazisinde makul ölçülerde kullanabilir. Yalnızca kendi yatağında doğal akış halinde olan sular üzerinde kurulabilen bu hak, sahibine suyun yatağını değiştirme yahut suyu biriktirme hakkı vermez. Suyun eşit paylaşımı esas olup kullanım bakımından hak sahiplerinden hiçbirinin önceliği bulunmamaktadır. Eğer suyun miktarı tüm kıyıdaşların makul kullanımlarına yetmeyecek kadar az ise her biri kullandıkları suyun miktarını, hakları veya bazen de sahip oldukları arazinin yüzölçümü oranında azaltmakla yükümlüdür. 51 

 Akarsuyun akımının yetersiz olduğu dönemlerde kullanıcılara içme, kullanma, sulama, endüstri ve rekreasyon şeklindeki öncelik sıralaması göz önünde bulundurularak normal dönemde kullandıkları oranlar üzerinden su tahsis edilmektedir.52 

Makul kullanıma konu olan hak, arazi sahipliği temeline dayandığından 
kullanılmamakla kaybedilmez ancak arazinin el değiştirmesi halinde hak da el 
değiştireceği gibi arazinin parçalara bölünmesi halinde de suya kıyısı kalmayan 
bölüm kıyıdaşlık haklarını kaybetmiş olur. Bu prensip uyarınca su kaynağına 
kıyısı bulunmayan toprak sahiplerinin suyu kullanma hakları yoktur. Bu kurala 
aykırı davranılması halinde kıyıdaş arazinin sahibinin uğradığı zararın 
giderilmesi yükümlülüğü getirilmiştir.53 Kamu yararına ayrılmış araziler 
üzerinde kıyıdaşlık prensibinden bahsolunamaz. Bu araziler Birleşik Devletler 
Arazi Yönetimi Kurumu The U.S. Bureau of Land Management) tarafından 
idare edilmektedir. Kıyıdaşın suyu kullanabilmesi, arazinin bulunduğu 
eyaletteki ilgili kurumdan izin alması şartına bağlıdır.54 

Makul kullanım reasonable use) kıstası kıyıdaşlık sisteminin önemli 
bir parçasını oluşturmakta olup suyun kullanım alanları arasında bir belirleme 
yapmayı gerektirmektedir. Evsel kullanımların bu kapsama girdiği konusunda 
bir fikir birliği bulunmakla beraber davaya konu olan uygulamanın makul olup 
olmadığının tespitinde mahkemeler somut olayın özelliğini göz önünde 
bulundurarak karar vermektedirler.55 

Kıyıdaşlık sistemi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yirmi dokuz eyalette uygulanmaktadır. 
Bu eyaletler: 
Alabama, Arkansas, Connecticut, 
Delaware, Florida, Georgia, Illinois, Indiana, Iowa, Kentucky, Maine, 
Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Missouri, New Hampshire, New Jersey, New York, North Carolina, Ohio, Pennsylvania, Rhode Island, South Carolina, Tennessee, Vermont, Virginia, West Virginia, Wisconsin’dir.56 

Amerikan yargısı tarafından geliştirilen doğal akış kuralı ile su kütlesine kıyısı bulunan her arazi sahibine, miktar ve kalite açısından herhangi bir eksilmeye maruz kalmamış suya sahip olma imkanı getirilmiştir.57 Fakat bu hak sahibine suyu biriktirme imkânı vermez. Hak sahiplerinin suyun niteliğini yahut niceliğini değiştirmeye hakkı yoktur yalnızca akarsuyun doğal akışından faydalanabilir, bu suyu makul amaçlar için kullanabilir fakat biriktiremezler. 
Bu kural zamanla yumuşayarak suyun başkalarına zarar verilmeden 
kullanılabileceği şeklini almıştır. 58 

2.1.1.2 Kadim Hak İlkesi 

Kadim hak ilkesi (Prior Appropriation Principle) uyarınca arazinin su 
kütlesi ile kıyıdaş olup olmadığına bakılmaksızın suyu faydalı bir amaç 
(beneficial use) için kullanan herkes, diğer kullanıcılardan önce kullanmaya 
başlamış olmak kaydıyla üstün hak sahibidir. Kıyıdaşlık prensibinin aksine 
arazi sahipliğine değil kullanım önceliği esasına dayanır. Hak sahibi olabilmek 
suyun faydalı bir amaçla kullanılmasına bağlanmış olup kullanılmaması 
halinde hak kaybedilir. Bunun yanı sıra bu sistem suyun biriktirilmesine de 
imkan tanımaktadır. Suyun hak sahipleri arasında eşit olarak değil sicildeki 
kayıt sırası uyarınca kullanılması esastır. Bu sebeple su kıtlığı olan 
dönemlerde, sonraki sıralardaki bazı hak sahiplerine su kalmayabilir.59 
Kadim hak ilkesi uyarınca elde edilen su kullanım hakkı, kazanılmış 
hak sahiplerine zarar vermemek koşuluyla transfer edilebilmektedir. Bu ilke 
uyarınca su kullanım hakkı elde edebilmek için bağlı bulunulan eyaletteki ilgili 
kurumdan izin alınması gerekmektedir.60 
Kadim hak ilkesine göre yasal gereklilikler yerine getirildikten ve su 
faydalı bir amaç için kullanılmaya başlandıktan sonra hak, kullanım devam 
ettiği sürece geçerli olmaya devam eder. Bu ilke uyarınca, su yalnızca yararlı 
amaçlar için kullanılabilecek olup aksi halde hakkın geri alınması için haklı 
sebep oluşmuş olur. Hakkın devri arazi mülkiyetinin devrine bağlı değildir. 
Hak sahibi suyu biriktirebilir ve diğer kullanıcılara zarar vermemek koşuluyla 
çevirme noktasını değiştirebilir.61 
Kadim hak ilkesi, Amerika Birleşik Devletlerinin dokuz eyaletinde uygulanmakta dır. Bunlar:
 Alaska, Arizona, Kolorado, Idaho, Montana, Nevada, 
New Mexıco, Utah ve Wyoming eyaletleridir.62 
Kıyıdaşlık sistemi ile kadim hak sistemi karşılaştırıldığında kıyıdaşlık 
prensibinin kurak bölgelerdeki yöresel ihtiyaçlara cevap vermediği 
görülmüştür. Zira su kaynaklarının son derece sınırlı ve birbirinden çok uzak 
olduğu coğrafyalarda suya ihtiyaç duyan madencilerin ve çiftçilerin 
topraklarının her zaman su kıyısında olması mümkün bulunmamaktadır. 
Dahası altın arayıcılarının suya kıyısı olan toprakların sahibi olarak, kıt su 
kaynaklarını tekelci bir anlayışla ellerinde tutmaları ve diledikleri müddetçe 
kullanım dışı bırakmaları da ileriye dönük olarak son derece olumsuz sonuçlar 
doğuracaktır ve kaynakların gelişimini engelleyecektir. 63 

2.1.1.3 Karma Sistem 

Yukarıda bahsedildiği üzere bazı eyaletler kendi su potansiyelleri, 
mevsimsel ve coğrafi koşulları ve yağışlardaki niceliksel farklılıklarını göz 
önüne alarak kıyıdaşlık ve kadim hak ilkelerini saf halleriyle uygulamak yerine 
değişik özelliklerini harmanlayarak karma sistemler (Hybrid Doctrine) 
benimsemişlerdir. Hatta kimi durumlarda koloni döneminden kalma kuralların 
da bu sistemlerde yer bulduğu görülmektedir. Kaliforniya Eyaleti’nin sistemi 
bu duruma güzel bir örnek teşkil etmektedir. Kaliforniya’da uygulanmakta olan 
su hukuku esas olarak kıyıdaşlık ve kadim hak sistemlerine dayanmakta ise de 
federal hükümet tarafından kamu yarına tahsis edilmiş alanları düzenleyen 
mahfuz hakların yanı sıra yerel yönetimlere tanınan İspanyol ve Meksika 
hukukuna dayalı pueblo haklarını da ihtiva etmektedir. 

Karma sistemin uygulandığı eyaletler: Kaliforniya, Kansas, Mississippi, 
Nebraska, North Dakota, Oklahoma, Oregon, South Dakota, Texas ve 
Washington’dur. Hawaii’de eskiden kalan hukuk kuralları uygulanırken, 
Louisiana su hukuku Fransız Medeni Kanunundan adapte edilmiştir.64 

2.1.2 YERALTI SULARI 

ABD su hukukunda yeraltı sularına ilişkin gelişmeler yer üstü suları ile 
paralellik göstermemiştir. Zira yer altı sularının oluşumu uzun süre gizemini 
korumuştur. Aydınlanma öncesi 1 . yy’da bilim adamları yağış miktarının 
yetersiz toprağın da çok az geçirimli olduğu kabulünden hareketle yeraltı 
suyunun yağmur sularından kaynaklanıyor olabileceğine ihtimal 
vermemişlerdir. Hidrolojik çevrimi net bir şekilde ortaya koyan ilk kişi Fransız 


bir hukukçu olan Pierre Perrault olmuştur. 16 4 yılında yayınlanan Sen Nehri 
havzasına ilişkin çalışması, yüzey suları ve yeraltı sularının tek kaynağının 
yağmur suları olduğunu ortaya koymuştur. Ancak bu gelişmeye rağmen yeraltı 
suyu kaynaklarının doğası yeterince anlaşılamamıştır. Bu durum da konuya 
ilişkin politikalar üretilmesini engellemiş, mahkemelerin ve yasa koyucuların 
etkili ve adil paylaşımı sağlayacak kurallar koymasını zorlaştırmıştır.65 

Yeraltı suyunun endüstri, sulama ve kentsel ihtiyaçları karşılamadaki 
rolü, kullanımına ilişkin hukuki düzenlemelerin önemini arttırmaktadır. Bunun 
yanı sıra kaynağın doğası gereği ulaşılmasının zor oluşu ise korumaya yönelik 
rejimlerin uygulanışını zorlaştırmaktadır. 

 ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu The United States Geological 
Survey)66 2000 yılında % ’u tatlı su olmak üzere günlük 4.500 milyon 
galon yeraltı suyu çekildiğini tahmin etmektedir. Günlük yerüstü suyu çekimi 
ise 2 .000 milyon galon olarak hesaplanmaktadır. Arizona ve Hawai gibi 
yerüstü su kaynaklarının kısıtlı olduğu bölgelerde yeraltı suyu son derece 
önemli bir kaynaktır. ABD’nin diğer birçok bölgesinde ise yerüstü suyundaki 
baskılar ve kirlenme, yeraltı suyunu kritik bir kaynak haline getirmektedir.67 

ABD yeraltı sularının kullanım haklarının belirlenmesinde faydalanılan 
başlıca dört yöntem bulunmaktadır: 

Bunlardan ilki İngiliz kuralı olarak bilinen ‘Mutlak sahiplik’ Absolute 
ownership) yöntemidir. 1 .yy’da birçok eyalette uygulanmıştır. Yeraltı suyu 
hareketlerinin anlaşılamayacağı, bu sebeple arazi sahibinin de yeraltı suyu 
çekiminden kaynaklanan sonuçları öngöremeyeceği fikrinden kaynaklan maktadır. Bu sistem arazi sahibinin arazinin altındaki suyun da maliki olduğunu kabul etmektedir. Bu sebeple arazi sahibine bu suyu dilediği zaman ve dilediği amaçla kullanma yetkisi tanıdığı gibi üzerinde satış yahut kiralama gibi tasarruflarda bulunma imkanı da vermektedir. 

İkinci yöntem Amerikan kuralı olarak da adlandırılan ‘Makul kullanım 
kuralı’ Reasonable use rule)dır. Bu yöntemde de arazi sahibinin arazinin 
altındaki suyun da maliki olduğu kabul edilmekle beraber ona suyu dilediği 
gibi kullanma hakkı tanınmamış, yeraltı suyunun diğer hak sahipleri ile 
kıyaslandığında makul olan amaçlar için kullanılmasına öncelik tanımıştır. 
Bir diğer yöntem olan ‘Bağlantılı haklar kuralı’ orrelative Rights 
Rule) uyarınca bölgedeki bütün arazi sahiplerinin yeraltı suyundan yararlanma 
hakkı bulunmaktadır. Her birinin kullanabileceği su miktarı arazilerinin 
yüzölçümü ile sınırlıdır. Bütün arazi sahipleri ihtiyaçlarını karşılamadığı sürece 
hiçbir hak sahibi payına düşenden daha fazla su çekemez. 

Son yöntem ise kadim hak yöntemi arazi sahipliği kıstasına bağlanmamıştır. Buna göre bir kimsenin yeraltı suyunu kullanma hakkı suyu sulama, madencilik, üretim, enerji üretimi, balık yetiştiriciliği, hayvan sulama, evsel kullanımlar ve rekreasyonal gibi faydalı kullanımlara konu etmesi ile doğmaktadır. Suyun çıktığı arazide kullanılma zorunluluğu bulunmayıp taşınması mümkündür. Bu yöntemde hak satışa ya da devre konu edilebilir. Suyun kıt olduğu zamanlarda en eski kullanıcıya öncelik hakkı tanınmış olup suyu daha önceden kullandığı miktarda kullanmasına imkan sağlanmıştır. Bu durum da daha sonraki kullanıcıların suya yeterli miktarda ya da hiç ulaşamamaları sonucunu doğurabilmektedir.68 

Yukarıda açıklanan yöntemler arasında esasen tarihsel bakımdan da bir 
ilişki mevcuttur. Mutlak sahiplik kuralı hem doğudaki hem de batıdaki bazı 


eyaletler tarafından benimsenmiştir. Ancak zamanla çoğu eyalette yerini makul 
kullanım kuralına ya da bağlantılı haklar kuralını bırakmıştır.69 Mutlak sahiplik 
doktrinini uygulamaya devam eden eyaletler ise diğer kuyu sahiplerinin 
haklarını ve kamu menfaatini korunmasını sağlamışlardır. Kadim hak yöntemi 
ise yalnızca birkaç eyalette uygulanmaktadır.70 

2.1.3 KAMU HAKLARI 

ABD su hukukunda etkin rol oynayan bir diğer kavram da kamu hakları 
kavramıdır. Bu kavramın önemi, suyun insan hayatındaki vazgeçilmez 
rolünden kaynaklanmaktadır. Bu önem nedeniyle temelde eyaletler düzeyinde 
şekillenen ABD su hukuku sistemi, kamunun ortak menfaatine ve ihtiyaçlarına 
ilişkin konuların, eyaletlerin yetki alanından çıkarılması ve federal korumaya 
tabi tutulması esasını benimsemiştir. Böylece kamusal menfaatlerin tüm 
eyaletlerde korunması garanti altına alınmıştır. Bu menfaatler Amerikan 
literatüründe kamu hakları public rights) ya da kamu güveni doktrini public 
trust doctrine) gibi başlıklar altında incelenmektedir. Bu çalışmada, Türk 
Hukuk Sistemi’ne daha uygun olduğu düşünülen kamu hakları teriminin 
kullanılması tercih edilmiştir. 

ABD Su Hukukunda kamu hakları seyrüsefer hakkı ve mahfuz federal 
su hakları başlıkları altında incelenmektedir. 

2.1.3.1 Seyrüsefer Hakkı 

ABD su hukuku tarihindeki en eski kamu menfaati, seyrüseferdir. 
Seyrüsefer hakkı tarih boyunca kayıkçılık, yıkanma, yüzme, balıkçılık, 
avlanma gibi amaçlarla kullanılmış olup yakın zamanda rekreasyonal ve estetik 
fayda sağlamak amacıyla da kullanılmaya başlanmıştır.71 Ancak tüm bu 


açılardan taşıdığı önemin yanı sıra ticari bakımdan da özel bir önem 
taşımaktadır. Zira su yollarının kullanımı Amerika’nın keşfi, yerleşimin 
şekillenmesi ve ekonomik gelişmesinde son derece önemli bir rol oynamıştır. 
Su yolları, demiryollarının ve modern motorlu taşımacılığın gelişiminden önce 
taşımacılığın en uygun yolu olmuştur. Büyük şehirlerin gelişiminde önemli bir 
rol oynayan bankalar da su yoluyla yapılan ticaretten büyük faydalar 
sağlamışlardır. Bu sebeplerle ticaretin seyrüsefere elverişli su yollarında 
serbestçe akmasında federal düzeyde büyük bir menfaat bulunmaktadır.72 

Yukarıda sayılan sebeplerle seyrüsefere elverişli suların kamusal 
nitelikte olduğu kabul edilmiştir. Bunun yasal dayanağı ise ABD Anayasası’nın 
en önemli hükümlerinden birisi olan ticaret hükmüdür commerce clause)73. 
Bu hüküm egemenlik hakkının eyaletler ve federal devlet arasındaki 
paylaşımına ilişkin olup; eyaletler arasındaki ticareti etkileyecek her türlü 
düzenlemenin federal devletçe yapılacağını öngörmektedir.74 Diğer taraftan, 
federal devletin düzenleme organı olan Kongre, Federal Yetki Kanunu’ndaki 
Federal Power Act) ilgili hüküm uyarınca seyrüsefere elverişli sular tanımını 
genişletmiştir. Böylece tanım, makul düzeydeki ıslahlarla seyrüsefere elverişli 
hale gelecek suları da kapsar hale gelmiştir. Eyaletler de belli nehirleri 
kamunun kullanımına açmak amacıyla kendi tanımlarını geliştirebilirler.75 

Federal düzeyde bir düzenleme yapılmamış olması halinde dahi seyrü seferin özel mülkiyet sahibi herhangi bir kimse tarafından engellenmesi yasaklanmış tır.76 Örneğin, 1824 tarihli Gibbons – Ogden davasında ABD Yüksek Mahkemesi, New York Eyaleti tarafından Robert Fulton’a eyalet suyollarında buharlı gemi işletmesi konusunda ayrıcalık tanınmasının Birleşik Devletler Anayasası’nın ticaret hükmüne aykırılık teşkil ettiği yönünde karar vermiştir.77 
Bugün seyrüsefere elverişli olma kıstası, nehir yataklarının mülk 
edinilmesi konusunda son derece etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Bunun 
yanı sıra nehir kıyısındaki bir arazinin Birleşik Devletlerce alınması halinde 
tazminat gerekip gerekmediğinin tespiti açısından da önem arz etmektedir. 

Kamu haklarının teorik dayanağı olan kamu güveni doktrini uyarınca; 
her ne kadar her eyalet kendi sınırları içindeki seyrüsefere elverişli suların 
yataklarına ilişkin olarak yetki sahibi ise de eyaletlerin mülkiyeti altındaki bu 
yerler kamu güveni altındadır ve kamusal bir amaç gerektirmedikçe 
devrolunamaz.78 

Nitekim, ABD hukukunun büyük oranda etkilendiği Anglo-Sakson 
hukuk sistemi ise herkese, seyrüsefer hakkı ve su yollarının balıkçılık ve 
avlanma gibi çeşitli şekillerde kullanımı hakkını tanımıştır. Bu tip kullanımlara 
uygun su altındaki alanlar ise kamu hakkının konusunu oluşturmakta olup 
Kraliyet’in tasarrufu altındadır.79 

2.1.3.2 Mahfuz Federal Su Hakları 

Amerika Birleşik Devletleri kamu alanlarını yerlilere, askeri kuvvetlere, 
ulusal parklara, ormanlara veya anıtlara tahsis ettiğinde, tahsis amacını 
gerçekleştirmeye yetecek suyu da zımnen tahsis etmiş olur. Bu tahsisler 
başkanın idari düzenlemeleri vasıtasıyla veya da Kongre kararı ile yapılır. 


Mahfuz federal su hakkının sağladığı üstünlük tahsisin yapıldığı tarihten 
itibaren başlar. 

Mahfuz federal su hakları doktrini, 1 0 yılında ABD üst derece 
mahkemesi tarafından görülen Winters-Birleşik Devletler davası ile 
oluşturulmuştur. Bu davada mahkeme, Fort Belknap’de yerleşik Amerikan 
yerlilerine tahsis tarihinden itibaren başlayan ve tahsisin yapıldığı amaca 
ulaşmayı sağlamaya yetecek miktarda suyun da tahsis edilmiş sayılacağını 
karara bağlamıştır. Mahkeme, davaya konu olayın geçtiği bölgede yaşayanlar 
eyalet kuralları gereği haklar elde edip suyu yerlilerden önce kullanmaya 
başlamış olsalar da yerlilerin öncelikli su kullanım hakkına sahip olduğuna 
karar vermiştir.80 
Winters davası, federal hükümetin su hukukunun tamamıyla eyaletlerin 
yetki alanında olduğuna dair o güne kadarki anlayışından vazgeçişinin 
başlangıcını teşkil etmektedir. Bununla birlikte 1 52de Kongre tarafından 
kabul edilen Mc arren Değişikliği ile eyaletlere su yönetimine ilişkin önemli 
yetkiler verilmiştir. Bu değişiklik uyarınca federal hükümetin su haklarına 
ilişkin genel karar mekanizmasındaki dokunulmaz ve üstün egemen rolü 
elinden alınmaktadır. Bu değişikliğin öncesindeki düzenlemeler uyarınca; 
federal hükümetin eyalet düzeyinde alınan genel nitelikteki kararlara konu 
olması mümkün değil idi. Bu durumun eyaletlerin su tahsis sistemlerini 
olumsuz yönde etkileyeceği göz önünde bulundurularak Mc arren değişikliği 
yapılmıştır, böylece mahfuz federal su hakkı iddiasında bulunan bir federal 
ajans, eyaletin idari karar verme mekanizmasına tabi olacaktır. 

Mahfuz federal su hakları doktrini, aslen Amerikan yerlileri için yapılan 
tahsislerde uygulanmış olmakla birlikte ilerleyen zamanlarda diğer federal 
tahsislerde de uygulanmıştır. Çeşitli yargı kararları mahfuz haklar doktrinini 
ulusal ormanları, ulusal parkları, anıtları ve askeri alanları kapsayacak şekilde 
genişletmiştir. Nitekim 1 6 yılında karara bağlanan Arizona – Kaliforniya 
davasında ABD üst derece mahkemesi, doktrinin Amerikan yerlileri 
haricindeki federal kurumlara su tahsisinde de aynı şekilde uygulanabileceği 
sonucuna varmıştır. 

Doktrin günümüzde, federal hükümet tarafından yönetilen bir çok alanda uygulanmaktadır. Mahfuz haklar çoğu alanda eyaletlerin su hukukundan 
muaf olup faydalı kullanım, suyun yönünü değiştirerek çevirme yasaklarına 
tabi olmadığı gibi kullanılmadığı takdirde yitirilmesi durumu da söz konusu 
değildir. Federal hükümet mahfuz su hakkına ilişkin bütün taleplerini eyalet 
karar mekanizmasına sunmak mecburiyetinde bulunup temel amaç ve en az 
ihtiyaç gerekliliklerini yerine getirmekle mükelleftir. Bunun yanı sıra bu 
mahfuz su haklarının transferi mümkün değildir. Yasal düzenleme uyarınca bu 
haklar yalnızca federal hükümete ait araziler için söz konusu olabilmekte ve bir 
arazi transferinin söz konusu olması halinde mahfuz su hakkı da hükümsüz 
kalmaktadır.81 

Temel amaç ve en az ihtiyaç gerekliliklerini yerine getirme mecburiyeti 
mahfuz hakların niceliğini belirleme zorunluluğunu doğurmaktadır. Genel 
olarak mahfuz su hakkının ölçümü, talep edilen suyun miktarını, su 
kaynaklarını, tahsisin temel amacını, tahsisin yapıldığı tarihin belirlenmesini 
gerektirir. Çoğu zaman en tartışmalı husus talep edilen su miktarına ilişkin 
olmaktadır. Bu aşamada ise ekolojik modellerin ve yeryüzü ve yeraltı sularının 
akış modellerinin karmaşıklığı devreye girmektedir. Sonuç olarak mevcut 
ihtilaf mahfuz hak talebinden ziyade bu talebin miktarının, limitinin 
belirlenmesine ilişkindir.82 


Mahfuz tutulan haklar doktrini, devlet tarafından Amerikan yerlilerine 
ve kamuya belli bir amaç için tahsis edilen toprakların yeterli suya erişimini 
güvence altına almayı gerekli kılmaktadır. Doktrin, toprakların tahsis 
edildikleri amacı gerçekleştirmeye yetecek miktardaki suya erişimini sağlayan 
haklar tanımaktadır. Her ne kadar Birleşik Devletlerin batısında su hakkına 
sahip olmak, suyu faydalı bir ihtiyacı karşılamak üzere ilk kez kullanmış olmak 
esasına dayanıyor olsa da federal alanlar ve yerlilere ait alanlarda bu esas 
uygulanmaz bunun yerine tahsisin yapıldığı tarihe veya daha öncesine dayanılır. 
Tahsislere bağlı olarak tanınan bu haklar eyaletlerin hukuk sistemine konu 
olmasa da Kongre, bu hakların ölçülmesini sağlamak üzere eyalet mahkemeleri 
nezdinde görülecek davalarda Birleşik Devletlerin taraf olarak bulunmasına 
onay vermiştir.83 

BU BÖLÜM DİPNOTLARI;


42 Amerika’da uygulanan kıyıdaşlık sisteminin temelleri hakkında doktrinde bir görüş birliğine varılamamıştır. Bu sistemin Fransız Hukuku’ndan kaynaklandığını savunan görüşler bulunsa da İngiliz ortak hukukundan kaynaklandığını savunan görüşler ağır basmaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz. (Tarlock, J. N. D.: Water Resource Management, Thomson Reuters Foundation Press, New York 2009, s.63 vd.) 
43 Bu ilkeye ilişkin ayrıntılı açıklama ileride Yüzey Sularına ilişkin kısımda yer almaktadır. 
44 Bu ilkeye ilişkin ayrıntılı açıklama ileride Yüzey Sularına ilişkin kısımda yer almaktadır. 
45 http://academic.evergreen.edu/g/grossmaz/BINNEBBD/ (03.07.2013) 
46 Aktaş, M.: 2004, a.g.e., s. 1 2 – 138. 
47 Getches, D.: Water Law in a Nutshell, West Publishing, St. Paul 1997, s. 4. 
48 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 4. 
49 Lauer, T. E.: The Common Law Background of The Riparian Doctrine, Missouri Law Review, 1963, 28 (1), 60 – 107, s. 60 vd. 
50 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 4. 
51 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 4. 
52 Aktaş, M.: 2004, a.g.e., s. 1 4. 
53 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 4. 
54 Board, S.W, California Environmental Protection Agency, http://www.calepa.ca.gov/ (15.11.2013) 
55 Trelease, F. J.: The Concept of Reasonable Beneficial Use in the Source of Surface Streams, Wyoming Law Journal, 1957, 12 (1), 1 – 21, s. 7. 
56 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 5. 
57 Tarlock, J. N. D.: Water Resource Management, Thomson Reuters Foundation Press, New York 2009. 
58 Baykan, N.: Su Hukuku Öğretileri, Pamukkale Üniversitesi, VI. Ulusal Hidroloji Kongresi, Bildiriler Kitabı, s. 943 – 957, Denizli 2010. 
59 Baykan, N.: 2010, a.g.e. 
60 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 6. 
61 Baykan, N.: 2010, a.g.e. 
62 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 7. 
63 Baykan, N.: 2010, a.g.e. 
64 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 8. 
65 Tarlock, J. N. D.: 2009, a.g.e., s. 545, 546. 
66 Bkz. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu, Resmi İnternet Sayfası, http://www.usgs.gov/ (13.06.2013) 
67 Tarlock, J. N. D.: 2009, a.g.e., s. 545, 546. 
68 Hutchins, W.A; Steelet, H.A.: Basic Water Rights and Doctrines and Their Implications for River Basin Development, Law and Contemporary Problems, 1957, 22, 276 – 300, s. 279, 280. 
69 Hutchins, W.A; Steelet, H.A.: 1957, a.g.m, s. 280. 
70 Tarlock, J. N. D.: 2009, a.g.e., s. 570. 
71 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 11. 
72 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 347, 348. 
73 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 217.; Bkz. 
http://photos.state.gov/libraries/turkey/231771/PDFs/abd-anayasasi.pdf s. 56. Amerikan Anayasası’nın . Maddesi. 
74 Abernathy, C. F.: 2006, a.ge, s. 29. 
75 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 350. 
76 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 223. 
77 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 347, 348. 
78 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 224. 
79 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 218. 
80 Kapan, İ: 2006, a.g.e., s. 51. 
81 Kaliforniya Su Planı, KSP): alifornia Water Plan, Federal Reserved Water Rights Reference Guide, 2009, s. 2. 
http://www.waterplan.water.ca.gov/docs/cwpu2009/0310final/v4c21a03_cwp2009.pdf / (08.12.2013) 
82 KSP, 200 , a.g.ç, s. 2. 
83 Getches, D.: 1997, a.g.e., s. 308. 

 3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR

 ***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder