31 Ocak 2020 Cuma

21. YÜZYIL DÜNYA ENERJİ DENGESİNDE PETROL VE DOĞAL GAZIN YERİ VE ÖNEMİ BÖLÜM 2

21. YÜZYIL DÜNYA ENERJİ DENGESİNDE PETROL VE DOĞAL GAZIN YERİ VE ÖNEMİ BÖLÜM 2




II. HAZAR BÖLGESİNİ DÜNYA VE AVRUPA BİRLİĞİ (AB) ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİNİN ODAĞINA GETİREN TEMEL PARAMETRELER 

Burada, bir saptama yaparak işe başlamak gerekiyor. Enerji rezervlerini rakamlarla ifade etmek, mevcut durumun sadece o yıl için tespiti açısından bir anlam taşımakla birlikte, gerçek potansiyelin fiyata, üretim maliyetine, pazarın durumuna, jeopolitiğe, siyasete vb. bağlı olarak hızlanan ‘teknolojik gelişmeler’ ile sürekli yenilenebileceğini akıldan çıkarmamak gerekir. Yukarıda saydığımız ana koşulların elvermesi halinde, petrol şirketlerince zaten bilinmekle birlikte, dünyanın geri kalanı için ‘yeni’ sayılabilecek petrol ve doğal gaz rezerv alanlarının (örneğin Kaşağan) bulunabileceği, ayrıca zamanlama meselesi olmakla beraber, petrollü şist örneğinde olduğu gibi petrol benzeri yakıtların da 
enerji sistemlerine dahil olabileceği unutulmamalıdır. 

<  Yenilenemeyen enerji kaynakları stoğunun belli tüketim hızları karşısında hızla tüketilmesi sorunuysa, hem çevrecileri hem de  iktisatçıları çok yakından ilgilendiren diğer bir konu olmuştur.  >

Yenilenemeyen enerji kaynakları stoğunun belli tüketim hızları karşısında hızla tüketilmesi sorunuysa, hem çevrecileri hem de iktisatçıları çok yakından ilgilendiren diğer bir konu olmuştur. Bugünkü üretim düzeyleri veri kabul edilirse, bölgeler ve ülkeler bazında değişmekle birlikte 2001 yılı sonu itibarıyla dünyamızın 41 yıllık petrolü, 216 yıllık kömürü ve 62 yıllık doğal gaz stoku kalmış bulunmaktadır.13 

Yukarıda değinildiği gibi, bu tip veriler bulunan yeni yataklarla ve değişen tüketim oranlarıyla her gün yenilenmekte, teknolojik ilerleme ise hiç bilinmeyen enerji tipleri ortaya çıkarabilmektedir. Buna rağmen, çeşitli amaçlarla 19. yüzyılın ortalarından bu yana, mevcut enerji kaynaklarının hızla tüketildiğini savunan, fakat hiç biri gerçekleşmeyen pek çok senaryo üretilmiştir.14 

Çoğu kez devletler tarafından da desteklenen bu tip kötümser senaryolar ile bir yandan yeni rezervler ve alternatif enerji kaynaklarına yapılacak devasa yatırımların alt yapısı hazırlanmakta öte yandan enerji sakıngan ve/veya yeşil teknolojilere yeni müşteriler bulunmaktadır. 

Esasen, zamanla enerji kaynaklarının birim üretim maliyeti ve fiyatına bağlı olarak iktisattaki Ricardian rant teorisine benzer bir sürecin devreye girmesini beklemek mümkündür. Özetle, bu mekanizma bir yandan geçmişte Kuzey Denizi ve Alaska sahalarının üretime alınmasında yaşandığı gibi marjinal maliyeti yüksek sahalara, öte yandan petrollü şist, petrollü kum ve kömür, biyokütle ya da biyogazdan dönüştürülen kaynaklar gibi çeşitli petrol benzerlerine ve hidrojen, güneş, rüzgar, jeotermal, gelgit, hatta çağlayan enerjileri gibi 
yeni/yenilenebilir enerji türlerine geçişin alt yapısını hazırlamaktadır. Çevreciler arasında giderek artan popülaritesi nedeniyle, gelecekte de bu tip felaket senaryolarla karşılaşılacağını ileri sürmek mümkündür. Ancak, bu, petrol ve doğal gaz ile daha uzun süre beraber yaşayacağımız gerçeğini değiştirmez. 

Rezerv meselesi ile ilgili bu genel saptamanın kuşkusuz önemli bir amacı daha vardır: Bu bölümde, yukarıdaki gerekçelerle, özellikle ülkeler ve sahalar bazında ayrıntılı rezerv rakamları vermekten bilerek kaçınılmış, sadece meselenin özü için gerekli olan toplam Hazar Bölgesi rakamlarıyla yetinilmiştir. Aynı durum, üretim ve ihracat rakamları için de geçerlidir. Bu işle uğraşan hemen her kesimin (şirketler, ülkeler, organizasyonlar vs.) kafasında uçuşan binlerce rakamla okuyucuyu boğmak istemedik. Daha fazla ayrıntı bekleyenlere, kaynakçamızda da yer alan, bu konuda referans sayabileceğimiz üç ciddi kuruluşun, IEA, BP ve ABD Enerji Bakanlığı’na bağlı EIA’nın çalışmalarına itibar etmelerini salık veririz. 

Asıl soruyu soralım: Hazar petrolü ve doğal gazını Dünya ve AB enerji dengeleri açısından önemli hale getiren ana parametreler nelerdir? 

Bu sorunun cevaplanması, buradaki analizin sağlıklı bir temele oturtulması açısından çok önemlidir. Cevabımız temelde iki parçaya bölünmüş olup, yine bu cevabın bir parçası olmakla birlikte birbirini tamamlayan üretim, ihracat ve boru hattı seçeneklerini ayrı bir bölümde ele almayı tercih ettik. 

II.1. Cevabın İlk Parçasını ‘Rezerv’ Durumu Oluşturmaktadır 

Hazar Denizi’ne kıyısı olan Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Rusya ve İran ile bölge hinterlandında yer alan Özbekistan; Hazar bölgesindeki temel enerji üreticileridir. Ancak, dünyanın önde gelen ham petrol ve doğal gaz üreticilerin den Rusya Federasyonu ve İran’ın, Hazar kıyısında önemli sayılabilecek bir petrol rezervi bulunmamaktadır. 

Hemen ekleyelim ki, bugün bölgede yaşanan pek çok sorun, Batı Sibirya petrol üretimi giderek pahalılaşan Rusya ile dünya iktisadi sisteminden kopmuş durumda olan İran’ın, Hazar’ı ‘kurtarıcı’ olarak görmelerinden kaynaklanmakta dır.15 

<  Hazar Denizi’ne kıyısı olan Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Rusya ve İran ile bölge hinterlandında yer alan Özbekistan; Hazar bölgesindeki temel enerji üreticileridir. >

Bu nedenle, rezerv, üretim ve ihracat gibi kalemleri ele alırken kullandığımız Hazar Bölgesi tanımının, sadece Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’dan, ya da diğer adıyla ‘Hazar Dörtlüsü’nden oluştuğunu belirtmekte yarar görüyoruz. Kazakistan tarafından Rusya’ya ‘sus payı’ olarak verilen Kuzeybatı Hazar’daki iki sahayı da Kazakistan bünyesinde değerlendiriyoruz. Yakın bir gelecekte, petrol potansiyeli açısından Azerbaycan ve Kazakistan’ın, doğal gaz deposu olarak ise daha çok Türkmenistan ve Özbekistan’ın öne çıkacağını söylemek mümkündür. Gerçi, yaklaşık 1 trilyon m3’lük rezerv tespit edilen Şah Deniz keşfi ile birlikte, sadece petrol değil bir doğal gaz ülkesi olacağının da sinyallerini veren Azerbaycan’ı, bu son gruba da dahil etmek yanlış olmayacaktır. 

Petrol ile başlarsak, yeni yüzyılın gözdesi Hazar Bölgesi’ndeki petrol rezervlerinin miktarı konusunda çok çeşitli tahminler yapılmaktadır. 

Bundan 4 yıl önce Uluslararası Enerji Ajansı tarafından yayınlanan bölge ile ilgili en kapsamlı rapora göre,16 Hazar Bölgesi toplam (ispatlanmış+muhtemel) petrol rezervleri 200 milyar varil düzeyindedir. Ajans, sadece bölge ispatlanmış ham petrol rezervlerinin dahi, dünya toplam ispatlanmış petrol rezervinin % 4’üne denk geldiğini öne sürmektedir. 2002 yılı Temmuz’unda revize edilen ABD Enerji Bakanlığı verileri ise, Kaşağan keşfini de dikkate alarak, Hazar Bölgesi toplam (ispatlanmış+muhtemel) petrol rezervinin 250 milyar varil civarında 
olduğunu göstermektedir.17 Sadece 4 yıl içinde değişen bu rakam, rezervler ile ilgili saptamamız açısından çok somut bir örnektir. Yine de, bölge ham petrol rezervlerinin ekonomik değerinin günümüz ham petrol fiyatlarıyla (26$/varil) 5-6 trilyon Dolar civarında olduğu hesaplanabilir. 

2001 yılı sonu itibarıyla, dünya toplam ispatlanmış ham petrol rezervlerinin, 1 trilyon varilden fazla ya da 143 milyar ton düzeyinde olduğu hesaplanmakta dır.18 Bu son rakam, Hazar petrol potansiyelinin nerede durduğu hakkında bir fikir vermektedir; her ne kadar ‘muhtemel’ ağırlıklı bir rezerv rakamı olsa da, dünyamız İran ve Irak rezervlerine eşit bir petrol rezervi ile karşı karşıyadır ve bu, İran ile Irak’ın ABD tarafından ‘by-pass’ veya piyasalardan ‘aforoz’ edilmiş günümüzdeki durumuna da açıklık getirmektedir. 

Doğal gaz rezerv durumunu da kısaca gözden geçirebiliriz. BP raporundan, 2001 yılı sonu itibarıyla dünya ispatlanmış doğal gaz rezervinin 155 trilyon m3 olduğunu öğreniyoruz.19 Yakın bir gelecekte bu resmin önemli bir parçası olacak Hazar Bölgesi doğal gaz rezervleri de petrolünkine benzer bir şekilde sürekli değişmekle birlikte, bölge toplam (ispatlanmış+muhtemel) 18 trilyon m3 civarında doğal gaz rezerv potansiyeline sahip olduğu öne sürülmektedir.20 Ajans, bölge ispatlanmış doğal gaz rezervlerinin dünya toplamından % 5 civarında pay aldığını ifade etmektedir. 

Hazar Bölgesi’nin yeni bir Orta Doğu olmadığı, ancak, yakın gelecekte rezervlerini tüketmesi beklenen ve stratejik açıdan Batının elindeki en önemli petrol sahası konumundaki Kuzey Denizi’nin yerini almaya aday olduğu bilinmektedir. Mevcut durumda, Hazar Bölgesi’nin belirlenen petrol ve doğal gaz rezervleri, Kuzey Denizi petrol rezervleri ve Kuzey Amerika gaz rezervleri ile mukayese edilebilecek durumdadır. Üstelik, bölgenin tahmini petrol rezervlerinin Suudi Arabistan rezervlerine, tahmini doğal gaz rezervlerinin ise İran rezervlerine eşit olduğuna inananlar da bulunmaktadır. Bugün, bölge ham petrol ve doğal gaz rezervlerinin büyük bir kısmının henüz geliştirilme aşamasında olduğu ve bölgenin pek çok yerinde rezerv tespit işlemlerinin tamamlanamadığı hatırlanırsa; dünya toplamından ‘şimdilik’ alınan payların, çok yakın gelecekte hızla artacağını söylemek mümkündür. 

II.2. Cevabın ikinci bölümünde ise temel tüketici bölgelerin petrol ve doğal gaz talep projeksiyonları yer almaktadır: Tablo 3’den, 2001’de 75 milyon varili aşan dünya toplam günlük petrol tüketiminin, % 1.9’luk bir yıllık ortalama artış hızıyla 2020’de 115 milyon varil/gün’e çıkacağı anlaşılmaktadır. 2001 yılında 2.4 trilyon m3 olan dünya toplam doğal gaz tüketiminin ise, % 2.7 oranındaki petrolden çok daha yüksek bir yıllık ortalama artış hızıyla, 2020’de 4.2 trilyon m3 düzeyine ulaşacağı ortaya çıkıyor. 



Tablo 3. Dünya Ham Petrol ve Doğal Gaz Talep Projeksiyonu21 

<  Hazar petrollerinin önemini arttıran asıl gösterge, başlıca talep merkezlerinin önümüzdeki yirmi yılda ithal petrole bağımlı lık oranlarında belirgin bir artış beklenmesidir. >

Hazar petrollerinin önemini arttıran asıl gösterge, başlıca talep merkezlerinin önümüzdeki yirmi yılda ithal petrole bağımlılık oranlarında belirgin bir artış beklenmesidir: Günümüzde toplam petrol tüketiminin %55’ini ithal petrolle karşılayan gelişmiş OECD bölgesinde, söz konusu oran 

2010’da %64’e ve 2020’de ise %70’e çıkacaktır. Aynı oranlar, Avrupa için sırasıyla %68 (2010) ve %79 (2020) iken; Pasifik bölgesinde %93’ler (2020) gibi çok yüksek seviyelere ulaşacaktır.22 

Arz cephesinden bakıldığında da Hazar Petrolleri’nin önemi pekişmektedir. 2020 yılında OPEC üyesi Orta Doğu ülkelerinin dünya petrol üretimindeki paylarının %58 civarında gerçekleşeceği ve geriye kalan %42’lik pastadan Hazar Petrolleri’nin de küçümsenmeyecek bir pay alacağı tahmin edilmektedir. Kaldı ki, son dönemde ABD’nin özellikle Suudi Arabistan’ı Rusya ile ikame etmesi örneğindeki gibi, genel olarak OPEC dışı kaynakların devreye alınması; OPEC payının tahmin edilenden küçük gerçekleşmesine de yol açabilecektir. 

Doğal gazda ithalata bağımlılık oluşacak fiyatlara göre değişecek olmakla birlikte, günümüzde % 15’ler civarında seyreden OECD toplam doğal gaz tüketiminde ithalatın payı, 2010’da en az % 26’ya ve 2020’de ise en az % 32’ye sıçrayacaktır.23 

Konuyu daha fazla dağıtmadan, Hazar petrol ve gazının hedef piyasası konumundaki AB enerji dengelerinin geleceği açısından biraz daha açmak gerekiyor. Buradaki değerlendirmede kullanacağımız temel referans kaynağımız, AB’nin önümüzdeki 30 yıllık resmi enerji serüvenini belgeleyen, AB enerji arz güvenliğinin ‘Kutsal Kitabı’ sayabileceğimiz ‘Green Paper’dır.24 

Günümüzde, dünyanın ikinci en büyük enerji tüketicisi konumundaki AB, dünya enerji ithalatında da ilk sırayı almaktadır. Avrupa Birliği üyesi olmaya aday ülkelerin de katılımıyla, bugün toplam enerji tüketiminin % 50’sini ithalatla karşılayan AB’nin, önümüzdeki 20-30 yıl içinde enerji tüketiminin % 70’i için ithalata bağımlı hale geleceği anlaşılmaktadır. Tüketimde dışa bağımlılık, petrolde % 90’a, doğal gazda % 70’e ve kömürde ise % 100 seviyelerine yaklaşacaktır. 

Enerji ithalatındaki dışa bağımlılık bugün AB’nin toplam ithalatının % 6’sına ve AB toplam GSYİH’sinin de % 1.2’sine denk gelmektedir. 

Petrol ithalatının % 45’i Orta Doğu’dan ve doğal gaz ithalatının ise % 42’si tek başına Rusya Federasyonu’ndan (RF) gerçekleştirilmektedir. 

Mevcut üretim ve tüketim trendlerinin devam etmesi halinde, önümüzdeki 30 yıl içinde AB enerji bilançosunda yakıt payları Tablo 4’deki gibi olacaktır. Petrolün payı mutlak ve nispi olarak hemen hemen aynı kalırken, petrolün ve özellikle nükleerin boşalttığı alan doğal gaz tarafından doldurulacaktır. 



Tablo 4. AB Enerji Bilançosunda Yakıt Payları25 


< Kuşkusuz, AB’nin en fazla dışa bağımlılık yaşadığı kaynak, toplam tüketimin % 76’sının ithalatla karşılandığı petroldür. >

Kuşkusuz, AB’nin en fazla dışa bağımlılık yaşadığı kaynak, toplam tüketimin %76’sının ithalatla karşılandığı petroldür. Özellikle Kuzey Denizi’ndeki rezervlerin 25 yıl içinde tükenecek olması ve yeni bir kaynak tespit edilememesi nedeniyle, bu oranın kabaca korunacağı hatta biraz daha artacağı öngörülmektedir. 

AB doğal gaz tüketiminde ithalata bağımlılık oranı ise % 40 düzeyindedir. Doğal gaz tüketiminin ithalatla karşılanma oranının 20-30 yıl içinde yaklaşık % 70’ler düzeyine çıkması beklenmektedir. Kuzey Denizi rezervlerinin (özellikle Hollanda ve Norveç) 25 yıl içinde tükenmesinin beklenmesi bu resmi tamamlamaktadır. Kyoto Protokolü’nde taahhüt edilen emisyon oranlarına inilebilmesi açısından ve nükleer enerjide yaşanan durgunluk dönemi nedeniyle AB’nin, önümüzdeki 30 yıl içinde, enerji kaynakları arasında daha çok doğal gaza ağırlık vereceği anlaşılmaktadır. 

İşte, tüm bu önemli göstergeler, Türkiye’nin geliştirdiği petrol ve doğal gaz boru hattı projelerini hem ülkemiz ve Türk Cumhuriyetleri hem de AB açısından oldukça önemli hale getirmektedir. Söz konusu rapor, bu gerçeğin farkına varmış bir yaklaşım içindedir. Gerçekten, özellikle doğal gaz konusunda RF, Norveç, Cezayir, Libya gibi bilinen arz kaynakları ile birlikte, İran dahil Hazar Bölgesi rezervlerinden ve Nijerya’dan da potansiyel kaynaklar olarak söz edilmektedir. 

< ‘Green Paper’dan, genel hatlarıyla AB’nin enerji arz geleceğinde gerek Hazar hidrokarbon kaynaklarının gerekse en önemli geçiş ülkesi   konumundaki Türkiye’nin çok kritik bir rol üstleneceği anlaşılmaktadır.  >

Özellikle petrol ve gaz için muhtemel transit güzergâhlar arasında Doğu ve Kuzey Avrupa ile Akdeniz’in öneminden bahsedilmektedir. 

Rapor, bu konuda her biri aday ülkeler de olan Türkiye, Bulgaristan ve Romanya’ya nasıl yardım edilebileceğinin araştırılmasını tavsiye etmektedir. 
Ayrıca, raporda, bugün hızla ilerleyen bir AB Projesi’ne dönüşmüş olan, Yunanistan ile Türkiye arasında doğal gaz boru hattı bağlantısı kurulmasının öneminden de söz edilmektedir. Türkiye’nin Avrupa’ya gaz açılım stratejisi ile bu konuda yapılanlar ve yapılacaklar daha ayrıntılı ele alınması gereken başka bir çalışmanın konusu olmakla birlikte, ülke olarak sağlıklı bir yapıya kavuşmasına özen gösterdiğimiz Balkanlar’ın da bu sürecin bir parçası haline getirilmesine büyük önem verdiğimizi önden saptamak gerekir. 

Bu nedenle, INOGATE, TACIS, TEN vb. çeşitli inisiyatifler ve programlar aracılığıyla, AB’yi, hem Türkiye hem de Balkan ülkeleri enerji alt yapısının geliştirilmesinde finansman desteği sağlamaya yöneltmek için gayret göstermek ve varolan gayretleri hızlandırmak gerekmektedir. Esasen, AB’nin, RF’ye olan doğal gaz bağımlılığını azaltmanın bir yolu, Türkiye’nin, 2001 Aralık ayından bu yana aldığı İran gazının ardından Azerbaycan, Türkmenistan ve hatta Irak’tan almayı planladığı doğal gazı, özellikle Balkan ülkeleri üzerinden Avrupa’ya taşımaya yönelik girişimlerine hız vermesinden geçmektedir. 

‘Green Paper’dan, genel hatlarıyla AB’nin enerji arz geleceğinde gerek Hazar hidrokarbon kaynaklarının gerekse en önemli geçiş ülkesi konumundaki Türkiye’nin çok kritik bir rol üstleneceği anlaşılmaktadır. Ancak, bu tek başına yeterli değildir. Ülkemizin geliştirdiği projelerin AB enerji açığının (başta petrol ve doğal gaz) kapatılması açısından önemini, daha somut veriler ve ayrıntılı analizlerle değerlendiren pek çok çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu önemli konu, hem Hazar’daki Türk Cumhuriyetleri’nin geleceği ve Türkiye’nin yeni yüzyılın enerji köprüsü görevinin üstlenmesi açısından hem de ülkemizin AB üyeliğine aday diğer ülkelerin bir adım önüne geçmesi ve üyeliğe daha hızlı bir 
kabul sürecinin sağlanması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu başlığı burada noktalayıp, Hazar’ın üretim, ihracat potansiyeli ve boru hattı seçenekleri açısından incelendiği aşağıdaki bölüme geçmek, bu sayede cevabını aradığımız sorunun diğer kısımlarını da tamamlamak istiyoruz. 

III. Hazar’ın Üretim Ve İhracat Potansiyeli: Hazar Boru Hatları Kime Ne Yarar Sağlayacak? 

21. yüzyılın en stratejik enerji üretim merkezlerinden biri olmaya aday Hazar Bölgesi’nde, ham petrol üretim ve ihracat potansiyeli açısından en çok dikkat çeken iki ülke, Azerbaycan ve Kazakistan’dır. Bakü'nün Doğu ve Güney doğusunda yer alan Azerbaycan’a ait Hazar sahalarında, 30 milyar varilden fazla ham petrol rezervi olduğu tahmin edilmektedir. Kazakistan’a ait Kuzeydoğu Hazar Sahili ve Orta Kazakistan’daki toplam 22 büyük sahada ise 95 milyar varillik dev bir ham petrol rezervi bulunduğu hesaplanmaktadır. 50 milyar varillik ‘dev’ Kaşağan keşfi ise, önümüzdeki 10 yıl içinde Kazakistan’ı en büyük petrol üreticileri ve ihracatçıları arasına katacaktır. 

Bu iki ülkenin asıl önemi, bölgede çok çeşitli arama, geliştirme ve üretim projeleri yürüten 80’e yakın uluslararası petrol şirketinin yoğun ilgisinden de anlaşılmaktadır. Hazar'ın bu iki stratejik ülkesi ile Batılı petrol şirketleri arasında 50 milyar Dolar tutarında üretim-paylaşım anlaşmaları imzalanmıştır. Bu, Batılı petrol şirketlerinin, 2005 yılına kadar Hazar Bölgesi’ndeki arama ve üretim faaliyetleri için yılda en az 5 milyar Dolar tutarında bir yatırım yapacakları anlamına gelmektedir. 

Açıktır ki, bölge ülkelerinin mevcut enerji üretim kapasitelerinin artması, bir yandan teknolojik gelişmeler ve yeni yatırımlar yapılmasına öte yandan yeni ve güvenilir ihraç yollarının ortaya çıkmasına bağlıdır. Günümüzde sadece Hazar Denizi, 6 farklı ‘offshore’ hidrokarbon havzasına sahiptir. Buna, Hazar’a kıyısı bulunan ülkelerin ‘onshore’ sahaları da eklenince, hiç de küçümsenmeyecek bir enerji potansiyeli karşımıza çıkmaktadır. 19. yüzyıl sonunda dünya petrolünün yarısını üreten Bakü dünyanın petrol başkenti olarak anılıyordu. 1900’lerin 
başında da Azerbaycan dünyanın en önde gelen petrol üretim bölgelerinden biriydi. SSCB döneminde ise, Azeri ‘onshore’ petrol sahaları geliştirildikten sonra, yeterli teknolojiye sahip olmayan SSCB, Hazar Denizi petrolü yerine daha çok Volga-Ural Bölgesi ve Batı Sibirya’daki ‘onshore’ sahaların geliştirilmesine yöneldi. Oysa, Azeri rezervlerinin büyük bölümü ile Kazak ve Türkmen petrollerinin neredeyse % 40’ı Hazar’ın soğuk suları altında yatmaktaydı.27 

Hazar’ın doğal gaz rezervlerine gelince, daha önce değindiğimiz gibi 8 trilyon m3 ‘ispatlanmış’ ve 18 trilyon m3 tahmini toplam rezerv miktarıyla dikkat çeken bölgede, başta Türkmenistan ve Özbekistan olmak üzere, Kazakistan ve Azerbaycan’ın dünyanın önde gelen 20 doğal gaz ülkesi arasında yer alması dikkat çekicidir. Ancak, ispatlanmamış yani ‘muhtemel’ hidrokarbon rezervi olarak, piyasası o gün için belirsiz doğal gaz yerine petrolün geliştirilmesine öncelik verilmiştir. Bunda, özellikle rezervlerin potansiyel pazarlara uzaklıkları büyük rol oynamaktadır. Yine de Hazar’ın doğal gaz potansiyeli, özellikle 2010’dan sonra giderek artacağı anlaşılan AB arz açığının kapatılması sürecinde, 
hiç de yadsınamayacak bir alternatif sunmaktadır. Tüm bu önemli göstergeler, üretilebilir petrol ve doğal gaz rezervlerinin, çok yakın bir gelecekte, mevcut yatırımdan çok daha fazla bir tutarın bölgeye akacağına işaret etmektedir. 



Tablo 5. Hazar Petrolleri Üretim ve İhracat Projeksiyonu28 


Uluslararası Enerji Ajansı’nın ‘iyimser senaryosuna’ göre, Hazar Bölgesi toplam ham petrol üretiminin, 2010’da 194 milyon ton (MT) ve 2020’de ise 308 MT düzeyine çıkacağı tahmin edilmektedir (Tablo 5). Üretim artışına paralel olarak, bölge ham petrol ihracatının da hızla artması, 2010 yılında 117 MT ve 2020’de 180 MT civarına ulaşması beklenmektedir. Önümüzdeki 20 yıl içinde Hazar Bölgesi ham petrol ihracat potansiyelinin hızla artacağı anlaşılmaktadır. Bugün toplam ham petrol üretiminin % 42’sini ihracata ayıran Hazar Bölgesi için bu oran, 2010’da % 60 ve 2020’de % 58 seviyelerine ulaşacaktır. 

Bölge’deki en önemli iki üretici ülke, Azerbaycan ve Kazakistan’dır. 2001’de 15 MT civarında seyreden Azerbaycan ham petrol üretiminin, 2010’da 70 MT, 2020’de ise 120 MT düzeyine çıkacağını; buna bağlı olarak da 2001’deki 9 MT’luk yıllık ihracatın 2010’da 55 MT ve 2020’de 94 MT seviyesine sıçrayacağını öğreniyoruz.29 

Böyle olunca, bugün % 66 olan Azerbaycan ham petrol üretiminden ihracata ayrılan pay da, 2010’dan sonra ve hatta 2020’lere kadar % 80’ler civarında seyredecektir. 

Önümüzdeki beş yıl içinde, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) en az % 30’unun, tek başına petrol sektöründen kaynaklanacağı, hatta 2010 yılında, Azerbaycan Hükümetince petrolden sağlanacak gelirin 56 milyar Dolara ulaşacağı; bir başka ifadeyle petrol gelirinin ülke cari GSYİH'sinin neredeyse iki katına çıkacağı hesaplanmaktadır. 

Bölge’deki önemli bir diğer ülke ise eski Sovyet Cumhuriyetleri içinde, enerji üretiminde üçüncü, enerji tüketiminde dördüncü sırayı alan Kazakistan’dır. 2001’de yaklaşık 40 MT olan Kazakistan ham petrol üretiminin, 2010’da 100 MT ve 2020’de 160 MT düzeyine çıkacağı tahmin edilmektedir. Bu üretim artışının, temel olarak, Kuzey Hazar’daki sahalara, özellikle dünyanın keşfedilen en büyük petrol sahalarından biri olan Tengiz petrol sahasına (ispatlanmış rezerv 9-13 milyar varil) dayanacağı anlaşılmaktadır. 

Bugün, Kazak ham petrol üretiminin yaklaşık yarısı üç büyük sahadan; Tengiz, Uzen ve Karacaganak’tan karşılanmakta dır.30 Çok yakın bir gelecekte, 50-60 milyar varil düzeyinde rezerv potansiyeline sahip olduğu tahmin edilen Doğu Kaşağan ve ümit vaadeden diğer sahaların da bunlara katılımıyla, Kazakistan, dünyadaki en önemli üreticileri arasına girecektir. 

Üretim artışı ile birlikte 2001’de 31 MT olan Kazakistan ham petrol ihracatının da hızla artması, 2010’da 55 MT ve 2020’de 78 MT düzeyine ulaşması beklenmekte dir. Kazakistan’ın 2010’da % 55 civarında olacağı tahmin edilen ham petrol üretiminden ihracata ayıracağı pay, 2020’de % 50’ler dolayında istikrara kavuşacaktır.31 

21. yüzyılın ilk çeyreğinde Kafkasya'nın potansiyel ham petrol üreticileri arasında önemli bir yer alması beklenen bir diğer Hazar ülkesi, Türkmenistan’ın durumuna da kısaca değinmek gerekmektedir. Hazar Denizi’nin doğusunda bulunan Türkmenistan, 80 milyar varillik ‘muhtemel’ ham petrol rezerviyle dikkat çekmektedir.32 Ancak, günümüzde, gerek Hazar kıyı şeridi boyunca uzanan gerekse ülke içlerinde yer alan sahalarda daha çok doğal gaz üretilmektedir. 2001 yılı sonu itibarıyla 3 trilyon m3 civarında olan sadece ispatlanmış doğal gaz rezerviyle Türkmenistan, tam anlamıyla bir ‘doğal gaz devletidir’.33 

Bugün doğal gaz üretimine ağırlık veren ülkenin, muhtemel rezerv potansiyeli sayesinde, 21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarında, ham petrol üretimi ve ihracatıyla da adından söz ettirmesi beklenmektedir. 

Özellikle Hazar’ın doğal gaz ihracat potansiyeline son bölümde ayrıntılı olarak değinileceği için burada EIA ve BP rakamlarını özetlemekle yetineceğiz: 2001’de toplam 118 milyar m3 civarında olan Hazar Bölgesi doğal gaz üretiminin, 2010’da 200 milyar m3’e yükseleceği tahmin edilmektedir. Aynı şekilde Bölge doğal gaz ihracatının da hızla artması ve 2010’da 85 milyar m3 dolayında Hazar gazının çeşitli piyasalara sevkedilmesi beklenmektedir. 

Yukarıda ele alınan petrol ve doğal gaz değerlerine bakıldığında; Hazar Bölgesi ham petrol ve doğal gaz ihracat potansiyelinin önümüzdeki 20 yıl içinde hızla artacağı anlaşılmaktadır. Günümüzde ham petrol üretiminin % 42’sini; doğal gaz üretimininse sadece % 9’unu ihracata ayıran Hazar Bölgesi için, söz konusu oranlar, 2010’da sırasıyla % 60 ve % 40’lara ulaşacaktır. 

İhracata yönlendirilecek miktarların hem oransal hem de mutlak büyüklüğü, Hazar’ın 21. yüzyıl dünya enerji dengelerinde çok stratejik bir eleman olacağını kanıtlamaktadır. Peki, Hazar’ı dünya piyasalarına bağlayacak boru hatlarında mevcut durum nedir? 

Bölgenin boru hattı sistemi Sovyetler Birliği zamanında inşa edilmiş olup, çoğunlukla Rusya Federasyonu’na hizmet vermektedir. Bu sistem günümüz petrol üretimini günümüz ihracat merkezlerine taşıyacak şekilde tasarlanmamış, temelde iç piyasa ve komünist Doğu Avrupa’nın beslenmesi hedeflenmiştir. Ayrıca, mevcut haliyle Hazar Bölgesi’nde veya yakınında bulunan boru hatlarının özellikle bakımsızlık nedeniyle tümüyle eskidiğini ve Hazar Dörtlüsü’nün ihraç gereksinimini karşılamaktan uzak olduğunu da eklemek gerekir. 

Bunun dışında, Rusya Federasyonu’nun 65 bin km uzunluğundaki petrol boru hattı sistemini kontrol eden ‘Transneft’ şirketi, eski Sovyetler Birliği devletlerine kendi taşıma ağından daha fazla ihraç kotası ayırma konusunda hiç de istekli değildir. Benzer şekilde, 145 bin km’lik dev doğal gaz boru hattı ağının da Rus ‘Gazprom’ şirketinin kontrolü altında olması nedeniyle, özellikle Türkmenistan kendi gazını Rusya üzerinden ihraç etme konusunda çok zorlanmaktadır. Üstelik, Gazprom, kendi gazını Batı Avrupa’daki önemli piyasalara ihraç ederken, Türkmen gazını Ukrayna ve Gürcistan’a yönlendirmekte; bu ise Türkmenistan’ın zaten ödenmemiş gaz faturaları nedeniyle borç batağına batmış ülkelere yapılan bu tip satışlar nedeniyle kazançlı çıkmasını engellemektedir.34 

3 Cü BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR..,,


***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder