Sivas kongresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sivas kongresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2018 Pazar

FAİK AHMED BEY VE MÜDAFAA-İ HUKUK'TAN HALK FIRKASI'NA GEÇİŞ, BÖLÜM 2

FAİK AHMED BEY VE MÜDAFAA-İ HUKUK'TAN HALK FIRKASI'NA GEÇİŞ, BÖLÜM 2


Yine Önemli bir noktadır ki Türk Milli Mücadelesi Erzurum Kongresi ile önderini ortaya çıkarmıştır. Nitekim Şevket Süreyya Aydemir bu durumu şöyle açıklar: 
"Erzurum Kongresi Müdafaa-i Hukuk" davalarını bir karara baglamak ve bir temsil heyeti vücuda getirmekle vazifesini yapmıştır. Bu milli hareketin ortak bir 
başı, bir merkezi olacaktı. "Müdafaa-i Hukuk" bir şefi belirlemişti: Mustafa Kemal,,26. Vatanın Bölünmez Bütünlügü ilan Edildi. Dogu Anadolu'daki milli 
kuruluşlar biraraya getirildi. Vilayat-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti"nin adı "Şarki Anadolu MUdafaa-i Hukuk Cemiyeti" olarak degiştirildi ve bu isim Sivas Kongresi'ne kadar kullanıldı. 

Manda ve Himayenin ilk kez reddedilmesi tam bagımsızlık fikrini güçlü bir şekilde ortaya koydu. Kongre beyannamesi, yabancı temsilcileI'e, kumandanlara, 
vilayetlere gönderilerek yayıldı 27 

Bu arada 26-30 Temmuz 1919'da Balıkesir 16·25 Agustos 1919'da Alaşehir Kongreleri, Kuva-yı Milliyeciler tarafından dagınık olarak gerçekleştirmeye 
çalıştıkları önemli teşkilatlanma faaliyetleri oldu. Bu iki kongre Batı Anadolu'da teşkilatlanmayı güçlendirmiştir. 28. 

Erzurum Kongresi çalışmalarını başarıyla tamamlayan Mustafa Kemal Paşa, 2 Eylül1919'da Sivas'a hareket etmek üzere Erzurum'dan ayrıldı. 
Askerlikten istifa etmesine ve nişanlan alınmasına ragmen Mustafa Kemal Paşa'nın çalışmalarının artması, her geçen gUn halka daha fazla etki etmesi üzerine İstanbul'daki Damat Ferit Paşa HükUmeti çok olumsuz çalışmalar yapmaya başladı. 

Aldıgı olumsuz kararları uygulamaya çalışan İstanbul Hükumeti'nin aleyhte faaliyetleri etkisini göstermiş, Müdafaa-i Hukuk temsilcilerinin Sivas'a gitmesinde problemler Çıkmıştı. 
Bütün engellemelere rağmen Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919'da toplandı. Mustafa Kemal Paşa, Kongre başkanlıgına seçildi. 16 kişilik Heyet-i Temsiliye oluşturul du. 

Sivas Kongresı'nde en fazla tartışılan konuların başında manda meselesi gelmiştir. Manda idaresini savunanlar, çok fazla borç bulundugunu, bagımsız 
yaşamaya Mali durumun engel oldugunu, Büyük devletlerin Türkiye'yi parçalama planlarına Ülke gücünün yetemeyecegini öne sürmüşler ve ABD ile irtibata geçilmesini istemişlerdir. Bu olumsuz durumlardan ancak Amerikan mandası tercih edilirse kurtulmak Umidi vardı 29. Fakat uzun süren tartışmalardan sonra manda fikri kesin olarak reddedildi, tam bağımsızlık vurgulandı. 

Heyet-i Temsiliye kuruldugu günden Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin kurulmasına kadar görevini başarıyla sürdürmüştür. 

Bu başarıda Heyet-i Temsiliye adına işleri yürüten Mustafa Kemal Paşa gibi dahi bir önderin payı büyüktür. Onun fikir ve eylemlerine destek veren yakın 
arkadaşları ve en önemlisi de "MUdafaa-i Hukuk Ruhu" ile Kuva-yı Milliyesi'ni oluşturan Türk Milleti'nin iman ve coşkusu kesin zafere ulaşılmasında en 
önemli etkenlerdir30. 

Kongrenin en önemli faaliyetlerinden biri de ülkedeki bütün Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri birleştirilerek "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti (A-RM HC)" adını aldı. 

Burada ele aldığımız konu nedeniyle üzerinde önemle durduğumuz bir nokta vardır ki. O da " Müdafa-i Hukuk" Cemiyetleri'nin Sivas'ta birleştirilmiş 
olmasına rağmen' bu cemiyetlerin bazıları bu' merkezi yönetim düşüncesine karşı çıkmışlar ve halta bunu reddetmişlerdir 31. 
Bu birlik ancak meclisin açılması ve Mustafa Kemal Paşa'nın bu hareketi mcşru bir zemine oturmasıyla gerçekleşecektir. Açılan meclisin bütün üyeleri A-RMHC'nin temsilcisi sayılmış ve bu durumda Heyet-i Temsiliye'nin yerine Büyük Millet Meclisi Başkanlığı geçmiştir 32 . 

Yine Sivas Kongresi'nde askeri teşkilatlarıma için bazı direktifleri ihtiva eden betge kabul edildi. Bu belgede düşmanla temasta bulunulan yerlerde silahlı 
kuvvetlerin nasıl kurulacagı, nasıl idare edilecegi açıklanmıştı. 

Bunlardan başka Sivas Kongresi'ndc oluşturulan Heyet-i Temsiliye geçici bir hükümet rolünü oynamıştı. 
Ulusal örgütleriıı amaç ve ilkelerini eldeki araçlarla yurdun her tarafına yaymış, halka açıklamış, örgüte güç kazandırmaya çalışmıştı. 
Mevcut ulusal örgütlerin varlığını ve devamlılığını sağlamak içiıı çaba göstermiş, bu örgütleri bir noktada birleştirmeye, bunlar arasında uyumlu bir bağ kurmaya özen göstermişti. 

Böylece " Müdafaa-j Hukuk " hareketini yönlendirmekle yükümlü olmuştu 33. 

Anadolıı ile ilgili kararları yanında, yürütme gücünü gösteren ilk icraatını da ortaya koymuştu. 

Bu da Ali Fuat (Cebesoy) Bey'in batı Cephesi Kuva-yı Milliye kumandanlığın atanmasıyla gerçekleşmiştir. 34 . 

Sivas Kongresi'ne yönelik olumsuz faaliyetler dolayısıyla kongrenin bitimiyle beraber, Damat Ferit Paşa Hükümeti, Heyet-i Temsiliye'nin hedefi haline 
geldi. Damat Ferit Paşa'nın Milli harekete birçok açıdan verdiği zararlar açıklandı. 

Buna göre Damat Ferit Paşa; Aydın Faciasını önleyememek, Paris Barış Konferansı'ndan milli haysiyeti incitecek şekilde kovulmak, milli hareketi İttilıatçı 
olarak gösterip, Anadolu'ya İtilaf Devletleri'nin müdahalesini davet etmek, seçim yaptırmamak, milli teşkilatı dağıtmaya çalışmak, devletin gücünü yabancılara 
oyuncak yapmak suçlarının odağı gösterildi. Bütün bunlardan dolayı İstanbul ile irtibat kesilecek,. Damat Ferit Paşa hükümeti düşürülecekti. 

Faik Ahmet Bey, Anadolu ile İstanbul Hükümeti'nin baglarının kesilmesini degerlendirirken, bunun İstanbul Hükümeti'ne karşı bir isyan olmadıgını, 
Anadolu'nun İngiliz tahakkumüne, Yunanİstan'ın haksız, işgaline, mütarekenin adilolmayan esaslarına karşı bir isyan oldugunu, sonuçta İstanbul Hükümeti ile bagları kesmek zorunda kaldigını belirtir 36. 
İstanbul ile hertürlü haberleşme kesilince Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa etti. İstanbul Hükümeti'ne karşı kazanılan bu ilk siyasi zafer önemli bir aşama 
kaydetti 36. 

Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin yerine· Ali Rıza Paşa Hükümeti kurulmuştur. Daha önceki hükümetten farklı olarak milli harekete ılımlı bakan bu hükümetle, Amasya'da görüşme yapılmış ve neticede iki taraf arasında birtakım ortak kararlar alınmıştır. 37. 

İstanbul Hükümeti Temsilcisi Salih Paşa'mn milli hareket temsilcileriyle görüşmek üzere Amasya'ya gitmesi de yine başlı başına ayrı bir olaydı. 
Sonuçta İstanbul Hükümeti A-RMHC'ni tanıdı. Bu olay, Milli harekete Türk Milleti'nin temsilcisi olma yolunda önemli bir aşama kazandırırken, İtilaf Devletleri'nin de artık ciddiye almaları gereken bir güç oldugunu ortaya Çıktı. Bu genel başarı yanında, kongrelerde alınan kararların İstanbul Hükümeti'ne kabul ettirilmesi, Milli iradenin ortaya çıkmasına sebep olacak seçimlerin yapılması, parlamentonun toplanması ve tereddüt içinde olanların milli mücadeleye kazandırılması kaydadeger birer kazanç oldu. Görüşmelerin diger bazı maddelerinin İstanbul Hükümeti'nce kabul edilmemesine ragmen en önemli mesele İstanbul'da Osmanlı Devleti hakkında verilecek bütün kararları millet adına kabul veya reddetme yetkisi taşıyan ayn zamanda "Müdafaa-i Hukuk"un amaçlarını benimsemiş bir parlamento açılmasıdır. 

17 Kasım 1919'da seçimler yapıldı ve Mustafa Kemal Paşa'da Erzurum'dan mebus seçildi. Seçimi çogunlukla ARMHC listelerinden seçilmiş Mebuslar kazandı. 38. Seçimlerin yapılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa mebuslara çagrıda bulunarak, İstanbul'a gitmeden önce Ankara'ya uğrayarak Hey'et-i Temsiliye ile görüşmelerini istedi. Mustafa Kemal Paşa, bu mebuslardan kendisinin meclise başkan seçilmesi, kendilerinin seçilmesini saglayan, hatta kendilerinin de çogunun üyesi oldukları A-RMHC'nin adıyla bir grup kurmalarını istedi ve Misak-ı Milli Programı'nı verdi. Ancak bu mebusların düşünceleri İstanbul'a gittikten sonra değişti ve Mustafa Kemal Paşa Meclis başkanı seçilemedi. 

Dahası " Müdafaa-i Hukuk Grubu " yerine " Felahı Vatan " grubu oluşturuldu. Buna ragmen Son Osmanlı Meclisi Türk Milli Mücadelesi açısından önemli bir karara imza attı. 

Meclis 28 Ocak 1920'de Misak-ı Milli'yi kabul etti39. Bu büyük bir olaydı. Zira, Anadolu hareketinin hedeflerinden birisi Türkiye'nin milli sınırlar içinde bölUnmez bütUnlügünü saglamaktı. 

Bununla Milli hedefler İtilaf Devletleri'nin gözU önünde ve parlamento gibi milletin en üst temsil organı kanalıyla resmen kabul edilmiş oluyordu. Misak-ı Milli Erzurum ve Sivas Kongrelerinin kararlarına dayanmaktaydı. 
Bunun yanında Misak-ı Milli'nin ilanı milli hareket mensuplarına büyük bir prestij sagladı. Siyasi bagımsızlık yanında ekonomik bağımsızlık hedefleri de ortaya konulmuş oldu. 

Mebusan Meclisi'nin yapısını anlayan, milli iradenin "Misak-ı Milli" şeklinde tespit edilmekte oldugunu gören hilaf Devletleri, daha 1920 Ocak ayı içinde baskı yollarına başvurmuşlardı. Kuva-yı Milliye'yi gizlice destekleyen Harbiye Nazırı Cemal Paşa ile Genelkunnay Başkanı Cevat Paşa'nın tutumunu protesto eden bir notayı 20 Ocak'ta hükümete verdiler.40. Mustafa Kemal Paşa, istifa etmemeleri ni istemesine ragmen, Cemal ve Cevat Paşalar, bu baskı karşısında istifa ettiler. Bu arada hükümet, Kuva-yı Milliye ile de işbirligi yapma yolunu açık tutarak, seferberlik hazırlığına girişti. 

Mlletvekilleri tutuklanırsa misilleme olarak Anadolu'daki itilaf subaylarının tutuklanmaları düşünüldü. 41.. 

Bu arada Kuva-yı Milliye tarafından Gelibolu'daki Akbaş Cephaneli~i'ne yapılan baskın sonucu depodaki silah ve cephaneler ile esir edilen Fransız askerleri Anadolu'ya kaçırılmışlardır. Bu olay İngiliz ve Fransızları son derece kızdınnış ve sert tedbirlere girişmelerine yol açmıştı. Baskıların sonucunda 3 Mart 1920'de Ali Rıza Paşa istifa etti ve yeni Hükümeti Salih Paşa kurdu.42. 

Bu gelişmeler karşısında İtilaf Devletleri hem şaşkınlık hem de kızgınlık içinde İstanbul'u işgale karar verdiler önce Türk Ocagı'nı bastılar, ardından 
16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal ettiler. İstanbul'un işgali, Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'da kuvvetlenmesinin bir sonucu oldugu gibi,Milli Mücadele 
ve mukavemetin halk tarafından benimsenmesini kolaylaştıran İzmir'in işgalinden sonraki ikinci olay olmuştur43. 

Ülke idaresinin Ankara'ya geçmesi açısından önemlidir. 

Bu işgalle Osmanlı Devleti fiilen bitti.44. Türk milletini temsil hakkı, aldıgı etkili kararlarla Ankara'nın görevi oldu. Faik Ahınet Bey İstanbul'un işgalini; İngilizlerin Türklerle yapılacak antlaşmanın kabul ve uygulamasında muhalefet ve mukavemet edecek kuvvetleri ortadan kaldırmak ve ortamı müsait bir hale getirmek için fiili bir tedbir almak amacıyla gerçekleştirdikleri şeklinde yorumlar. Olay karşısında tepkisini ; " Bu haksızlıklar ve tecavüzler yapılmamalıydı. 
Ne yazık ki yapılmıştı ve halkın sessiz kalmaması da dogaldı" şeklinde ortaya koyarken, Hilafet Makamı 'nın, Saltanatın işgali, Parlamentonun hakaret ve tecavüze ugraması, halife kuvvetinin hükumsüzlüğe düşürülmesi sonucu milletin sabrının taşıdığını, bu isyankarlıgın hayat hakkı olan bir milletin en tabi hareketi 
oldugunu savunur. 
İstanbul Hükümeti'nin bu konuda çok dikkatli olmasını, Anadolu hareketinin asilikle suçlanıp yanlış anlaşılmamasını bu cereyanın hakiki manasını kavrayıp 
Avrupa'ya anlatmaya aracı olmasını ileri sürer. Hükümetten milli hareketin başarısına destek olmasını ister, Milli birligin geregini belirtir.45 . 

Mustafa Kemal Paşa, işgalden üç gün sonra 19 Mart 1920'de bir genelge yayınlayarak genel durumu özetledikten sonra başkentin korunmasını saglayacak tedbirleri düşünmek, uygulamak üzere, olağan üstü yetkiler taşıyan (Selahiyet-i Fevkaladeyi haiz) bir meclisin Ankara'da toplanması ve seçim usulü belirtiliyordu.46. 
Vilayetlere, müstakil livalara ve kolordu kumandanlarına gönderdiği bu genelgede, seçimlerin ·15 gün içinde yapılacagı ve buralarda her mahallin en büyük mülkiye memurunun başkanlık edecegini, dagılan Mebusan Meclisi'nden de Ankara'ya gelerek;·· Meclise katılabileceklerini bildirdi.47. Nisan 1920 tarihli telgrafta ise Meclisin 23 Nisan 1920 Cuma günü Ankara'da açılacagını ve tören programı bildirilerek " Milletin tek Merciinin Büyük Millet Meclisi olacağı" belirtildi.48. 

Faik Ahmed Bey, İstanbul'un işgal edilmesi, Mebusan Meclisi'nin çalışamaz duruma gelmesinden dolayı devlet ve millet işlerinin yürütülmesi için 
yeni bir meclisin (Meclis-i Fevkalade'nin) açılmasına ihtiyaç duyuldugu düşüncesiyle meclisin açılış sebepleri, nasıl toplanacagı ve çalışacagı hususunu 
da düşüncelerini açıklarken, ülkenin içinde bulundugu olumsuz seçim şartlarına rağmen bir Müdafaa-i Hukukçu olarak halkı politize etmeye çalışır, 

Yayınladıgı makalelerinde seçmen ve seçilecek kişilerin ne gibi özeııikler taşımaları geregi üzerinde durur. Meselenin zannedildiginden daha önemli oldugunu, seçilecek kişilerin vasıflı, meziyetli, namus ve vicdanlarına itimad edilen şahıslar olmaları gerektigini bu işin sadece bir oy verme işlemi olmadıgını, çok büyük bir tarihi vazife oldugunu, kişisel çıkarlar düşünülmeden itina ile seçilmesi geregi üzerinde durur. Bir başka makalesinde yine seçilecek mebusların nitelikleri üzerinde durarak, seçmenlerin dikkatlerini, memleketin kaderi hakkında kararlar alacak nitelikte mebusların seçilmesinde dikkatli olmaları milliyetperver kişileri seçmeleri noktasında toplamaya çalışlı.49 .

Bu genelgelerde BMM'nin temelleri atılmıştır. Böylece Müdafaa-i Hukuk hareketinin birinci safhası sona ermiştir. Seçimleri "MUdafaa hukuk Cemiyetleri"nin düşüncesini benimsemiş mebuslar kazanmıştır. BMM'nin 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılmasıyla başlayacak olan "Mildafaa-i Hukuk" hareketinin ikinci safhası Cumhuriyetin ilanı ile son bulacaktır. 

23 Nisan 1920'de Sinop Mebusu Şerif Bey'in konuşmasıyla açıldı. Seçilen milletvekilleri yaşayışları, davranışları ile o günkü Tilrkiye'yi aynen yansıtıyorlardı. Milletvekilleri Osınanlı Devleti'nin son zamanlarında yaşamış, bu dönemin fikir akımları ve siyasi mücadeleleri içinde yogrulmuş kişilerdi. 

İttihat ve Terakki Partisi'nden, Hürriyet ve İtilaf Partisi'ne kadar uzanan zıt kutupların insanları, meclis içindeydiler. Milletvekilleri arasında meslek grubu olarak da çeşitlilik vardı. Egitim düzeyi o gün ülke koşuııarının üzerindeydi. Meclisin İnkıldpçı yapıda olmasında bu egitim seviyesinin yüksek olmasının etkisi büyüktü. Yabancı dil bilenlerin sayısı da çoktu. Yaş ortalaması 43 'tü. 

24 Nisan 1920'de Mustafa Kemal Paşa'nın meclise verdigi önergede; "Mecliste beliren milli iradenin, vatanın kaderine dogrudan dogruya el koymasını 
kabul etmek temel ilkedir. BMM'nin üstilnde bir güç yoktur. Bu Meclis yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır: Meclisten seçilecek bir heyet hilkUmet işlerini yürütür. Meclis başkanı, aynı zamanda bu heyetin de başkanıdır" 
denilerek hükümetin ne şekilde kurulacagı belirtilmektedir. 

Mustafa Kemal Paşa, Nutuk'ta bu önergeye deginerek, bunun aslında cumhuriyetin habercisi oldugunu söyler "Bu esaslara dayanan bir hükümetin 
mahiyeti kolaylıkla anlaşılabilir. Böyle bir hükümet, milli hakimjyet esasına dayanan halk hükümetidir. Cumhuriyettir. Böyle bir hükümetin teşekkülünde esas, kuvvetler birliği prensibidir.50. 

Böylece yasama, yürütme ve yargı yetkileri meclisin bünyesinde toplanmıştı. Bu, kuvvetler birliği şeklinde ifade ediliyordu. ülkenin içinde bulundugu şartlar geregi meseleler ancak bu yöntemle çözülebilecekti. 

25-29 Nisan 1920 tarihleri arasında yapılan görüşmelerden sonra Meclis "Hıyanet-i Vataniye Kanunu"nu kabul etti. Bu kanuna göre; BMM'nin yasallıgına 
isyan eden, sözlü veya fiili vey~ yazılı olarak karşı çıkanlar ve bozgunculuk yapanlar vatan haini sayılırlar; açıkça vatan hainliginde bulunanlar idam olur; insanları gizli ve sözlü olarak vatan hainligine tahrik ve teşvik edenlerle, teşviklerini yazılı ve resmi yolla yapanlar kürek cezasına çarptırılırlar. Faaliyetlerinden bozgunculuk durumu ortaya çıkanlar idam olunurlarsı. Bu kanunun sekizinci maddesinde yargı kararının meclise bırakılması ile yargının da yasama ve yürütme yetkilerinin yanında meclisin elinde olduğunu açıkça göstermektedir. Nitekim daha sonra İstikh\l Mahkemelerinin kuruluşu ve bu mahkeme üyelerinin doğrudan meclisten seçilmesi de bunu kanıtlamaktadır.52. 

2 Mayıs 1920'de İcra Vekilleri Heyeti adını taşıyan hükümet meydana getirildi. Üyeler meclis içinden seçilmişti. Meclis Başkanı hükümetinde başkanıydı.53 . 
Fakat hükumetin kurulması ile ilgili bu durumun degiştirilmesiyle ilgili 4 Kasım i920'de bir önerge verildi. Bu önergede "İcra Vekilleri Büyük Millet Meclisi Reisi'nin meclis üyelerinden gösterecegi adaylar arasından salt çogunlukla seçilir" şeklinde bir degişikliği öngörüyordu. Bu degişikligin kabul edilmesi, Heyet-i Vekile'nin de tabi başkanı olan Mustafa Kemal Paşa'ya istedigi vekili seçtirme imkanını sağlıyordu. Meclisin yetkilerinin kısıtlanması anlamına gelen bu durum ileride kurulacak ikinci grupla, Birinci grup arasında sık sık tartışmalara yol açmış ve temel çatışma konularından birini oluşturmuştur. Sonunda İkinci grubun oylarıyla 8 Temmuz 1922'de tekrar ilk şekline yani vekillerin doğrudan meclis tarafından seçilmesi yöntemine geçilmiştir.54 .

20 Ocak 1921 günü " Halkçılık Programı "ndan  kaynagını alan.55. "Teşkilat-ı Esasiye Kanunu" kabul edilmiştir.56. 

"Halkçılık" konusunda görüşlerini bir gazeteci ve aynı zamanda bir hukukçu olarak degerlendiren Faik Ahmed Bey'e göre önceki idare sistemi, milletin düşünce ve isteklerine uygun olması, ihtiyaçlarına cevap vermesi şöyle dursun, millete tamamen yabancı olan düzeni bozan köhne bir sistemdi. 
Halkın bir türlü ısınamadıgı, milletin menfaatlerine dayanmayan, yalnız idare edenler hesabına çalışan bir müesseseydi. Bu yüzden halk, hükumet ve idare teşkilatı hakkında olumsuz kanaatlere sahipti. Yürürlükteki bu kanunlar degişmedikçe, toplumun milli ve sosyal bünyesinde yarattığı tahripler ve eski şekil ve şartlar devam ettikçe ilerleme olmayacağı gibi, yapılan her türlü yeniliklerin yüzeysel degişikliklerden başka bir şeyolmayacaktı. 
"Memlekette herşeyden evvel degişmesi lazım gelen ve terakki (ilerleme) yollannın dügüm noktasını teşkil eden bir şey vardı. 

O da idare şekli, idare usulü idi" diyecek Osmanlı kanunlarının yetersizliğini anlatan yazısının devamında "Halkı idareye teşvik etmek, idare teşkilatını halkın 
amaı ve ihtiyacatına göre yenilernek idare edenler ile edilenler arasındaki genişligi ortadan kaldırmak velhasıl işe idari ıslahattan başlayarak, milleti 
doğudan dogruya kendi idaresi yanına getirmek ve sonra da memleketin imarının her türlü terakkiyatını millet işi olmak üzere millete bırakmak lazımdı. 
Bunun önüne geçilmesi artık ne caiz ne de mümkündür" şeklinde vurgulamaktadır. Bu kanun tasarısının görüşülmesi esnasında iki madde üzerinde yani seçimde mesleki temsil esasını getiren 4. madde ile özellikle Meclis yetkilerini gösteren 8. Madde konusunda yapılan tartışmalar ilk defa anlamlı ve sert olmuştur. Nitekim bu tartışma meclisin faaliyetinin sona ermesine kadar gündemde kalmıştır.57 . 

9. Maddede ise Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile kurulan yasamanın uygulanmasıyla ortaya çıkan Meclis Hükümet sisteminde güç mecliste degiı, Meclis'in ve Heyet-i 
Vekile'nin Başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal Paşa'nın şahsında toplanmaktadır. 

Mustafa Kemal Paşa'nın şahsında odaklaşan bu yetki toplulaşmasının bir müddet sonra çıkarılacak Başkumandanlık Kanunu ile daha da genişletildigi görülecektir.  Diğer Maddeleri tartışma olmadan kabul edilmiştir. 

3 CÜ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,


***

27 Şubat 2017 Pazartesi

KIBRIS’TA TÜRKLÜK BİLİNCİNİN SİYASAL SÜRECE ETKİSİ BÖLÜM 2



 KIBRIS’TA TÜRKLÜK BİLİNCİNİN SİYASAL SÜRECE ETKİSİ BÖLÜM 2


II. Dünya Savası Sonrası İngiltere’nin Değişken Kıbrıs Politikası 

İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere savaştan, dünya lideri olarak değil gerileyen emperyalist bir güç olarak çıkmıştı. İngiltere İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Orta Doğuda büyük kayıplar yaşamıştı. Ancak İngiltere’nin Kıbrıs’ı da yitirmeye hiç tahammülü yoktur (Kızılyürek,2011b:45). Bunun aksine İkinci Dünya Savaşı’ndan yeni bir süper güç olarak çıkan 

ABD, İngiltere’den farklı olarak yeni bir strateji izleyecekti. Bu bağlamda ABD’nin, sömürge-yarı sömürge bölgelerinde parçalara ayrılmış küçük küçük ve bağımsız devletler kurmalarını teşvik ettiği görülmektedir (Kızılyürek,2011b:45). Bu anlamda ABD’nin Enosis ile politikaları noktasında ortak hedeflerde bulaşabilecekleri anlaşılmaktadır (Kızılyürek,2011b:45). ABD için adada büyük bir potansiyel vardır. 

Buna mukabil, İngiltere ise adadaki Türkleri kalkan niyetine kullanmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Zira bu dönemde Kıbrıs Türk halkının, kendisinin temsilcisi olarak kabul ettiği Sir Mehmet Münir’e, Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu ( KATAK-1943 ) 7.  İngilizlerin teşviki ile kurdurulmuştur (Gazioğlu;1996:335–Kızıl yürek;2011b:45). İngilizlerin de teşvikiyle, en azından müsaadesiyle, Enosis’e karşı çıkacak güçlü bir ses olarak ortaya çıkan KATAK’a, Dr. Fazıl Küçük de destek verir. Lakin Dr. Fazıl Küçük, 12 Ocak 1944 tarihinde, buradan ayrılarak “Kıbrıs Türk Milli Halk Partisini” kuracaktır (Küçük,2010:288). Kıbrıs Türk Milli Halk Partisi kısa sürede ada genelinde yayılmış; Türkler arasında büyük rağbet de görmüştür (Keser,2007:33). Diğer taraftan Rumların Enosis düşüncesi de çığ gibi büyümektedir. İngilizler, Rumların bu gidişatını engellemek için bir müdahaleyi göze almak yerine onları durduracak nitelikte gördükleri Türk toplumunu, Türk milliyetçiliğini körüklemekteydi. 

Kıbrıs’ta Yeraltı Örgütleri 

Ayrılıkçı Rumlar 1950 yılında plebisit yaparak adanın Yunanistan’a bağlanmasını istedi. Kıbrıs asıllı eski bir Yunan subayı Georges Grivas öncülüğünde Atina’da EOKA8 adlı yeraltı örgütü kuruldu (Copeaux,E-Copeaux,C.M,2009:41). Rumlar, milli davaları olan Enosis’i, silahlı bir hareketle, kısacası darbeyle sonuç landırmayı hedeflemekteydi. Başlangıçta İngilizlerden hiç bir destek görmedikleri için, hedefleri yönünden en büyük engel olarak gördükleri noktaya yöneldiler; böylece EOKA’nın ilk silahlı eylemleri İngilizlere karşı başlamıştı. Daha sonra İngiliz yönetiminin Türklerden polis gücünü takviye etmesini bahane ederek silahlı eylemlerini Türklere9 de yönlendirmişlerdir (Özdemir,2012:348-349). Bu gelişmeler, haliyle adada yaşayan mevcut iki toplumu karşı karşıya getirecektir. 

Bu esnada, Ankara’nın da ön ayak olmasıyla, adada, Türkler tarafından Türk Mukavemet Teşkilatı10 (TMT) adıyla bir örgüt kurulur (Alasya,1992:44). Bu örgütün başlangıçtaki amacı Kıbrıs’taki Türklerin kendilerini korumasıdır (Bölükbaşı,2001:69). Ancak TMT, giderek EOKA’nın yöntemlerini aynen kullanmaya başladı (Bryant, 2007:212-Copeaux,E-Copeaux,C.M,2009:45). 

Böylece her iki örgüt de kendi toplumlarına düşüncelerini anlatarak bunun içselleşmesini sağladılar. 

Kıbrıs Cumhuriyeti ve Sonrası Gelişmeler 

Bu gelişmeler üzerine İngiltere, adanın elinden gideceğini anlayınca kendi kazanımlarını garanti altına alıp işin içine Türkiye ve Yunanistan’ı katarak bir antlaşma yapılmasına destek verdi (Tam çelik,2013:734). Bunun devamında 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Bu antlaşmada Türklere ve Rumlara çeşitli haklar verildi. Antlaşma Kıbrıs’ta yaşayan ne Rumları ne de Türkleri tatmin etmişti11; Zira Rumlar (Ek4), Enosis düşüncesinden asla vazgeçmemişlerdi. Türklerin memnuniyetsizliği ise adanın iki toplum arasında Taksimi12 tezinin tahakkuk etmemiş olmasına dayanıyordu. 1963 yılında Cumhurbaşkanı III. Makarios’un Anayasa Mahkemesi Başkanına baskı yaparak yasaların değiştirme çabasına girmesi ve Türk yöneticilerin de buna karşı çıkması adada toplumsal olayların patlak vermesine sebep oldu. Sonrasında adadaki Türkler, Kıbrıs Türk Geçici Yönetimi’ni kurduklarını ilan edeceklerdi. Artık Rumlar açıktan açığa Türklere karşı silahlı eylemlere başlamışlardı. Olaylar 21 Aralık 1963 akşamı Lefkoşa’nın Türk mahallesinde devriye gezen Kıbrıslı Rum polislerin bir Kıbrıslı Türk aracını durdurmasıyla başladı. 31 Aralık’a kadar olaylar, adadaki iki toplumun karışık olduğu bölgelerde giderek yayıldı (Fırat,1997:125). Bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs hükümetine bir nota verdi; ayrıca Türk Hava Kuvvetleri Kıbrıs üzerinde uyarı uçuşları yaptı (Fırat,2008:729). Bu arada Anadolu’da büyük kampanyalar başlatıldı; Kıbrıslı Türk yöneticilere ve Kıbrıs’taki Türklere verilmek üzere maddi-manevi yardımlar toplandı. 

Halk içinde büyük heyecanlar oluştu; İstanbul’da ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde büyük çaplı protesto gösterileri düzenlendi. Bundan da sadece Kıbrıs’taki Türklerin Türkiye’dekilerle maddi ve manevi bağı değil Türkiye’dekilerin de Kıbrıs’taki Türklerle maddi-manevi bağlarının olduğu görülmektedir (Keser,2007:625). 

Adadaki Rumların kendi aralarındaki iktidar çekişmesi ve Yunanistan’daki faşist Albaylar Cuntası tarafından Nikos Sampson’a yaptırılan darbe sonucunda Cumhurbaşkanı III. Makarios devrilir; Adada, bu sefer, Türkleri de bir kenara bırakarak, bağımsız bir Kıbrıs’ı Rum devletinin kurulmasını savunan Makariosçu Rumlarla adanın Yunanistan bağlanmasını isteyen Yunanistan taraftarları arasında silahlı çatışmalar başlar. Bu çatışmalar, her ne kadar kendi aralarında denilse de, bunlardan en çok zarar gören Türk toplumuydu. Türkiye, adadaki anayasal düzenin bozulmasını sebep göstererek ve garantör devlet sıfatıyla 1974 Temmuzunda Kıbrıs’a müdahale etti. Adanın önemli bir bölümünün güvenlik kontrolünü sağlar; ateşkes sağlanır çatışmalar sona erdikten sonra Türk askerlerinin kontrolünde kalan yerlerdeki Rumlar diğer tarafa, Rum bölgesindeki Türkler de Türk askerlerinin kontrolündeki bölgeye geçerler. Sonuç olarak Kıbrıs’taki Rumlar adanın güney tarafına, Türkler ise adanın kuzey tarafına yerleşti. Böylece iki kesimli, iki toplumlu bir yapı ortaya çıkar. O günden bu güne sınırdaki bazı küçük olayları hariç tutarsak çatışma olmadan 40 seneden 
fazla bir zaman geçti. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra adadaki iki toplum arasından birbirlerine karşı giderek artan bir düşmanlık ortaya çıktığı söylenebilir. Bu dönemde adada, her iki toplum arasında, milliyetçiliğin üst boyuta çıktığı ifade edilebilir. En nihayetinde Kıbrıs’taki Türkler, Kuzey’de kendi yönetimlerini13 kurdular. Sonrasında, 1983 yılında, bağımsız bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti ilan edildi. 

Sonuç 

Anadolu’daki Milli Mücadelenin Kıbrıs Türkler için bir ümit olduğu anlaşılıyor. Anadolu’da yapılan devrimlerin Kıbrıs’a yansıdığı dönemde iyiden iyiye devrimleri Kıbrıslı Türklerin de benimsediğini görebiliyoruz. 1931 isyanından sonra İngilizler ağır yaptırımlar sonucu adadaki ulusal simgeleri uzunca bir zaman yasaklamıştı. 1930’lu yıllara gelindiğinde “Türklük bilincinin” Kıbrıslı Türklerde tamamıyla yerleştiğini ifade edebiliriz. 

İngiltere’nin, II. Dünya Savaşı sonrası adadaki çıkarlarını korumak için Türk milliyetçiliğini desteklediği görülmektedir. 1950’li yıllara gelindiğinde Kıbrıslı Rumlar, İngiltere’ye yönelik haklarını savunma şeklini değiştirerek silahlanmaya gitmişlerdir. Günün sonunda bu silahlı eylemler İngilizlerin yönlendirmesiyle Kıbrıslı Türklere yönelmiştir. Bunun sonucu olarak iki toplumun arasına nifak sokulmuş ve birbirlerine kin beslemeye başlamışlardır. İngiltere adadan çıkarlarını koruyarak çıkmanın hesabı içerisindeydi. İngiltere uluslararası kamuoyunu da arkasına alarak Kıbrıs Cumhuriyeti adlı bir devlet kurdurmuştur. Kurulan bu devleti iki toplum da benimsememiş, kendi milli davalarına ulaşmak için geçici bir durum olarak görmüştü. Nitekim kurulan devletten üç yıl sonra sorunlar yaşanmaya başlamış, Kıbrıslı Rumlar, Türklerin haklarına müdahale etmeye çalışınca Kıbrıslı Türkler de mevcut devletten ayrılmak zorunda bırakılmıştır. 1974’ten sonra Kıbrıs adası 
Güney ve Kuzey olarak ikiye bölünmüştür. Kıbrıslı Türkler, 1983’de kendi ulusal devletini ilan etmiştir. 

DİPNOTLAR; 

1 Diğer yandan Asaf Bey Türkiye’ye göçü destekliyordu. Öyle ki o yıllarda ilkokul öğretmenleri dahi Türkiye’ye göç ediyorlardı (Irkad,1997;53). Bunun temel sebebi Anadolu’daki Milli Mücadele sırasında insan kaybı çok fazla olmuştu. 
Asaf Bey, Anadolu’daki bu insan açığının kapatılması için göç politikası desteklemiş olabileceği düşünülebilir. 

2 Enosis kelimesi, Kıbrıslı Rumların Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek istemesini ifade etmektedir. 

3 1931 isyanından sonra sansürleme süreci devam eder ve 1935’te Maarif kanunuyla birlikte eğitim süreci büsbütün İngiliz hükümetin denetimine geçecektir. Çünkü bu kanunla beraber hiç şüphesiz en önemli maddesi okul kitapları hükümet 
tarafından tespit edilecek olmasıdır (Irkad,1997;50 –Evre,2004; 98). Kitaplar önceden Yunanistan ve Türkiye’den gelebiliyordu. 

4 Canon Newham diye bilinen bu kişi döneminde, Kıbrıs eğitiminde etkin rol almış birisidir. Newham, 32 yaşında Cambridge İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Akşamları düzenli olarak İngiliz Kulübüne gider ve içki içerdi. Sarkık 
bıyıklı, tıknaz, müteşebbis bir adam olarak hatırlanıyor. Orada çocuklarla neşelenir. “Onlara, haydi çocuklar ben sizinle içki içtim, siz de gelecek pazar kiliseye geleceksiniz” derdi. Hoş ve çekici biriydi ve genellikle istediğini elde ederdi (Morgan,2013;65). Newham, Kudüs St. George şeref madalyasına sahipti(Erdoğdu,2015;484). Diğer yandan Kıbrıs’taki Othello Mason kurucuları arasında yer almaktaydı (Ateşin,1999;22). 

5 Türk İşleri Komisyonun 1949 ara raporunda bu konuya şu şekilde yer verilmektedir: “1936-1937’de “Türk Lisesi’nin” ismi “ İslam Lisesi’ne” çevrildi ve lise öğrencileri de bir emir gereğince nişanları üzerindeki “K.T.L” Harflerini “ K.İ.L” yaptılar. Ortadaki harf İngilizcede “Moslem” ile aynı manada olan “İslam” kelimesini ifade ediyor. Lise avlusundaki çiçekliklerde bile “ K.T.L” Harflerinin şekli, İngiliz Başöğretmeninin emri ile değiştirildi. O zamandan beri Lefkoşa’daki 
Türk Tali Okulu, İslam Lisesi diye tanındı. Bu okulun adının değişmesi hakkında izahat kısaca bundan ibarettir” denilmektedir. (Türk İşleri Komisyonu’nun1949 Ara Raporu,1950:39). Dr. Küçük ise: “Liselerimizin Türk müdürler 
tarafından idaresini isteriz” adlı 1 Temmuz 1942’de yayımlanan Halkın Sesi gazetesindeki köşe yazısında, bu isim değiştirme sırasında Türk Lisesi’nin bahçesinde tuğlalarla yazılı olan Türk Lisesi isminin kazma küreklerle yıkılarak İslam Lisesi çizildiğini yazmaktadır.(Küçük,1942:1). 

6 Kıbrıs İslam Lisesi hakkında daha fazla bilgi için; II. Dünya savaşı sırasında Kıbrıs İslam Lisesi’nin Lapta’daki durumu adlı makaleye bakınız(Özsezer,2015). 

7 KATAK’ın Kıbrıs Türk toplumu nazarında kısa sürede değer bulduğu söylenebilir. Zira KATAK adına şiirler yazılmıştır; …Ey Kıbrıslı Türk uyan! Haydi akın! İleri! Koparmak günü geldi bilekten zincirleri. KATAK getirecektir bize mutlu günleri KATAK’la yükselecek cemaatin gençleri… (Yaşın,1997: 95). Dedeçay’a göre “politikacık taslama arzusu ile tutuşan bilgiç veya kendi kendilerine aydın süsünü veren bir takım kişiler KATAK’ı kurdular” diyerek KATAK’ın yöneticilerinin yetersiz olduğu vurgusunu yapmaktadır (Dedeçay,1985:1). Mapolar ise KATAK’ın hatalı bir isim taşımasına karşın İngilizci ve statükocu olmadığını tam aksine Atatürkçü olduğunu belirtmektedir (Mapolar,2016:451). 

8 EOKA(Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü), Kıbrıslı Rumların ulusal hedefi olan Enosis’i gerçekleştirmek amacını güden silahlı yeraltı örgütüdür. 

9 Ben Mehmet Tekan, 1955’te Lefkoşa uzun yolun ortasında, bir Rum kunduracının yanında çalışmaktaydım. Biri Ermeni, diğerleri Rum olan dört kişi bir masa başında oturuyordu. 1955’te EOKA sağda solda bomba patlatmaya başlamıştı. 
Aralardan biri, diğerine: “Bundan sonra yazdır, dağlara çıkacaklar, çalının altında dahi kalabilecekler, muvaffak olacağız ve bu İngiliz’i bunun içinden atalım.” dedi. Bunu söyledikten sonra diğeri kafasıyla beni işaret etti. O da: “yani tesadüfen 
gördüm bende beni işaret ettiklerini, öteki kendisine önce büyük abdestini yapan da ondan sonra idrarını mı döken, yoksa önce idrarımı döken de sonra büyük abdestini mi yapan?” diye sordu. Ne demek istediler, ben bir şey anlamadım ama kafama yazılmıştı. Gece olunca bu durumu babama aktardım. (Aynı yerde çalıştığımız Rumlar böyle böyle söyledi, diye) Babam: “vay bu Rumlara vay! Kıbrıs’tan, önce İngiliz’i atacaklar, sonra da bizi” dedi. Çok zaman geçmedi, benim işime son vermişlerdi ( Tekan,2016 ). 

10 TMT Kıbrıs’taki Türkleri Rumların saldırılarından korumak için kurulan silahlı yeraltı örgütüdür. 

11 Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi’nin isteği üzerine Kutlu Adalı’nın yazdığı köy raporu ,Dağyolu’daki Türk halkının Rumlarla alışveriş yapmadıklarını aksine sık sık kavga ettiklerini belirtmektedir (Adalı,1962:17). 

12 Taksim Tezi, Kıbrıs’taki Türkler tarafından Enosis tezine karşı bir tez olarak ortaya çıkar ve Kıbrıs’ın Türkiyeye bağlanmasının bağlanmasını öngörmektedir. 

13 Bu süreçte önce Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi ve sonrasında Kıbrıs Türk Federe Devleti ismiyle yönetime devam edilir. 

KAYNAKÇA 

Adalı, Kutlu (1962). Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Köy Raporları. Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Basın İrtibat Bürosu Yayınları:2. 

Akar, Reşat(1981). Atatürk'çü Kıbrıs Türkleri. İstanbul: Veb Ofset İleri Maatbacılık A.Ş. 

Alasya, Halil Fikret (1992). Kıbrıs Rum-Yunan Emelleri. Lefkoşa: K.K.T.C. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yayınları. 

Alasya, Halil Fikret (2002).Kıbrıs Maddesi, İngiliz İşgali ve İdaresi.Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,Cilt 25, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı. 

An, Ahmet (1997).Kıbrıs Türk Liderliğinin Oluşması(1900-1942). Lefkoşa: Galeri Kültür Yayınevi. 

Ateşin, Hüseyin Mehmet (1999). Kıbrıslı “Müslüman”ların “Türk”leşme ve “Laik”leşme Serüveni(1925-1975).İstanbul: Marifet Yayınları. 

Bedevi, Vergi (1966). Kıbrıs Tarihi. Lefkoşa: Kıbrıs Türk Tarih Kurumu Yayınları. 

Behçet, Hasan (1969). Kıbrıs Türk Maarif Tarihi. Lefkoşa. 

Beratlı, Nazım (1999). Kıbrıs Türk Kimliğinin Oluşması, Lefkoşa: Işık Kitabevi Yayınları. 

Bölükbaşı, Süha (2001). Barışçı Çözümsüzlük. Ankara: İmge Kitabevi. 

Bryant, Rebecca (2007). Tebaadan Vatandaşa Kıbrıs’ta Modernite ve Milliyetçilik, İstanbul: İletişim Yayınları. 

Copeaux, Etienne-Claire Mauss Copeaux (2009). Taksim! Bölünmüş Kıbrıs, 1964-2005. Çeviren Ali Berktay. İstanbul: İletişim Yayınları. 

Çevikel, Nuri (2008). İngiliz Sömürge Döneminde Türkiye.nin Kıbrıs Politikaları (1878-1960). 

Editör Mustafa Bıyıklı. Türk Dış Politikası – Cumhuriyet Dönemi. I. Cilt. İstanbul: 
Gökkubbe Yayınları. 

Dedeçay, Servet(1985). Shakespeare School veya Sekispir Okulu(1927-1952). Lefkoşa: Lefkoşa Özel Türk Üniversite Haberleri Gazetesi. Sayı 11. s 1-4. 

Demiryürek, Mehmet (2005). İngiliz Devrinde Kıbrıs’ta Eşkıyalar ve Devlet 1878-1896. İstanbul: Deniz Plaza Yayınevi. 

Demiryürek, Meral (2007). Kıbrıs Türk Basın Tarihinde İrşad Dergisi. İstanbul: Deniz Plaza Yayınevi. 

Erdogdu, Mehmet Akif (2015). “Lozan Anlaşması Kıbrıs Türklerini Eğitim Alanında Nasıl Etkiledi ?”,Cumhuriyet Dönemi Araştırmları-1 90. 
Yılında Lozan ve Türkiye Cumhuriyeti Uluslararası Sempozyumu(13-15 Kasım 2013), Ed. Duygu Türker-Murat Saygın, Ankara: 
Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları , s 481-492. 

Evre, Bülent (2004). Kıbrıs Türk milliyetçiliği: Oluşumu ve Gelişimi. Lefkoşa: Işık Kitabevi Yayınları. 

Fedai, Harid (2002). Kıbrıs Türk Kültürü Bildiriler I. Ankara: Özyurt Matbaası. 

Fırat, Melek (1997). 1960-1971 Arası Türk Dış Politikası ve Kıbrıs Sorunu. Ankara: Siyasal Kitabevi. 

Fırat, Melek (2008). Yunanistan’la İlişkiler. Editör Baskın Oran. Türk Dış Politikası Cilt I. İstanbul: İletişim Yayınları. 

Gazioğlu, Ahmet.C (1996). İngiliz yönetimde Kıbrıs II(1878-1952).İstanbul: Kıbrıs Araştırma ve Yayın Merkezi. 

Gürel, Sükrü.S (1984). Kıbrıs Tarihi (1878-1960) Kolanyalizm, Uluşçuluk ve Uluslararası Politika. 

İstanbul: Kaynak Yayınları. 

Irkad, Ulus(1997). Kıbrıs Türk Eğitiminde Tarihsel Gelişmeler. Lefkoşa: Ada-M Basın Yayın LTD. 

İsmail, Sabahattin-Ergin Birinci(1987). Kıbrıs Türkünün Varoluş Savaşımında İki Ulusal Kongre 

Meclis-i Milli(1918) Milli Kongre(1931). Lefkoşa: Gelişim Ofset. Keser, Ulvi(2007). Kıbrıs’ta Yeraltı Faaliyetleri ve Türk Mukavemet Teşkilatı. İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık. 

Kızılyürek, Niyazi(2011a). Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs. İstanbul: İletişim Yayınları 

Kızılyürek, Niyazi(2011b). Paşalar Papazlar Kıbrıs Hegomonya. İstanbul: Khora Yayınları. 

Küçük, Fazıl (1942). Liselerimizin Türk Müdürler Tarafından idaresini isteriz. Lefkoşa: Halkın Sesi gazetesi. Sayı 91. 

Küçük, Fazıl (2010). Dr. Fazıl Küçük’ün Anıları ve Siyasal Örgüt Çalışmaları. Yayına Hazırlayan Altay Sayıl. Lefkoşa: Yay Ajans Ltd. 

Mapolar, Hikmet Afif (2016). Aslar Bir Devre Adını Yazanlar-1987. Yayına Hazırlayan Ahmet 

Necati Özkan. Lefkoşa: Necati Özkan Vakfı Yayınları. 

Morgan, Tabitha (2013). İngilizlerin Kıbrıs’taki Tarihi. İstanbul: Khora yayınları. 

Naşit, Hakkı Uluğ (1975). Gazi’nin Emri. Derviş Manizade. Kıbrıs Dün Bugün Yarın. İstanbul: 

Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Bölgesi Yayınları. 

Nesim, Ali (1989) Kıbrıs Türklerinde Atatürk ve İlke ve İnkılâpları. Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 14, Cilt V, Mart. s 309-431. 

Özdemir, Muharrem (2012).Kıbrıs’ın Tarihi İçerisinde Türk Milli Mücadelesinin Özlemleri, Acılar ve Anılar. Editör Ulvi Keser. 
More Nostrum Adalar Denizi’nde Kıbrıs’a Akdeniz ve Sorunlar. Ankara: Motif Matbaacılık Ltd. Şti. 

Özsezer, Mete (2015).İngiliz idaresinde (1878-1919) Kıbrıs Müslümanlarının Durumuna Bir Bakış, Editör: Keser, Ü & Ak, G., İntelijans Strateji ve Güvenlik Cadı Kazanı Kıbrıs. Ankara: Motif maatbacılık ltd. Şti. 

Özsezer, Mete (2015).II. Dünya Savaşı Sırasında Kıbrıs İslam Lisesi’nin Lapta’daki Durumu. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 8 Sayı: 39. 

Sadrazam, Ejdan (1995). Kıbrıs Toplumsal Kuruluşun Tarihsel Gelişimi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 

Tamçelik, Soyalp(2013). Kıbrıs’ta BM Tarafından Gerçekleştirilen Toplumlararası Görüşmelerin Safhaları ve Analitik Özellikleri. Ankara: International Periodical For The Languages, 
Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/5, p. 733-77. 

Tekan, Mehmet Salih (2016). 2Nisan 1938 doğumlu Mehmet Salih Tekan ile 7 Şubat 2016 tarihinde yapılan röportaj. 

Türk İşleri Komisyonu’nun 1949 Ara Raporu (1950). Lefkoşa: Kıbrıs Hükümet Basımevinde basılmıştır. 

Ünlü, Cemalettin (1981). Kıbrıs’ta Basın Olayı(1878-1981). Ankara: Basın Yayın Genel Kurulu. 

Yaşın, Özker (1997). Nevzat ve Ben Cilt I. İstanbul: Yeşilada Yayınları. 

EKLER;



(EK 3) 

1910 yılına ait olan bu fotoğraf, İttihad Terakki cemiyetinin Baf kasabasında örgütlenmesini sağlayan bazı kişiler yer almaktadır. Bu fotoğrafta Dr. Eyyüp Bey en sağda koltuğun altında çırpı tutarak ayakta duran kişidir. Burada önceleri İttihad Terakki yanlısı olan Dr. Eyyüp Bey sonrasında İttihad Terakki oluşumunun devamı olan Halkçıların yanında olduğu biliniyor ama ilginç bir şekilde sonradan Dr. Eyyüp Bey kendisinin İngiliz yanlısı Evkafçıların tarafına geçtiğini görüyor. ( Bu fotoğraf için Ulus Irkad’a teşekkür ederim.) 



(EK 4) 

1958 yılında, İngilizlere karşı silahlı eylemde bulunan EOKA üyesi Dikmenli(Dhikomo) Kyriakos Matsis İngilizler tarafından öldürülmesinin ardından 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti sonrası Kyriakos Matsis’in büstü yapılmıştı. Ocak 1961’de tamamlanan büst Cumhurbaşkanı Başpiskopos 

III. Makairos ve görüleceği üzere coşkulu bir Rum kalabalığın katılımıyla görkemli bir törenle açılmıştır. Bu olay somut şekilde adadaki Rumların Kıbrıs Cumhuriyetinin benimsenmediğini, sadece Enosis için bir basamak olduğunu, Kıbrıslı Rumların, Cumhuriyeti bu şekilde algıladıklarını göstermesi bakımından önemlidir. Zira fotoğrafta görüleceği üzere Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması nın hemen sonrasında EOKA üyesi Kyriakos Matsis’in bir milli bir kahraman edasıyla törenle büstünün açılması yanı sıra halkın Yunanistan bayraklarıyla törende bulunmaları bunun önemli belgesi olarak değerlendirilebilir. 

Citation Information/Kaynakça Bilgisi 

Özsezer, M. (2016). “ Kıbrıs’ta Türklük Bilincinin Siyasal Sürece Etkisi / The Effect of Turkish Consciousness in Cyprus on the Political Process”, 
TURKISH STUDIES -International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic-, ISSN: 13082140, 
Volume 11/16 Fall 2016, ANKARA/TURKEY, www.turkishstudies.net, DOI Number: http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.9774, p. 71-88. 


Turkish Studies 
International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 11/16 Fall 2016 
Mete ÖZSEZER 

***

KIBRIS’TA TÜRKLÜK BİLİNCİNİN SİYASAL SÜRECE ETKİSİ BÖLÜM 1


KIBRIS’TA TÜRKLÜK BİLİNCİNİN SİYASAL SÜRECE ETKİSİ , BÖLÜM 1





16 /11/2016, p. 71-88 
http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.9774 
ISSN: 1308-2140, ANKARA-TURKEY 
Article Info/ Makale Bilgisi 
•  Received/Geliş: 02.07.2016 .Accepted/Kabul: 23.10.2016 
•  Referees/Hakemler: 
Prof. Dr. Mehmet DEMİRYÜREK – 
Prof. Dr. Ulvi KESER – 
Doç. Dr. Soyalp TAMÇELİK 



Mete ÖZSEZER

ÖZET 

Kıbrıs, jeopolitik konumundan dolayı değişik dönemlerde farklı nedenlerle bir çok medeniyetin hakim olmak istediği yer olmuştur. İngiltere’de en büyük sömürgesi olan Hindistan’a giden yolların güvenliğini sağlamak istemekteydi. Bunun en başında ise Mısır’daki Süveyş kanalı gelmekteydi. İngiltere’nin bu yolun kontrolünü sağlaması için doğu Akdeniz’de anahtarı konumundaki Kıbrıs’ı elde tutması gerekmekteydi. Bu sebepten Kıbrıs’a hakim olmak isteyen İngiltere, Osmanlı’nın içerisinde bulunduğu çıkmazdan faydalanarak adayı kiralamayı başardı. İngilizler Kıbrıs’a geldikleri günden itibaren adayı geçici olarak işgal etmediklerini idari, mali ve hukuki alanlarda uyguladıkları kanunlarla göstermişlerdi. İlk olarak Kıbrıs için bir Anayasa ilan ederek işe başlandı. Kıbrıs’taki idarenin başına ise Yüksek Komiser unvanıyla bir İngiliz atandı. İdare işlerde Yüksek Komisere yardımcı olunması için Kavanin ve İcra adlı iki meclis kurarak ada’da uyguladıkları yeni yönetimi pekiştirmeye çalışıldı. 

Kıbrıs adası Osmanlılar tarafından İngiltere’ye kiralandığında Kıbrıs Türk halkı bu durumun geçici olduğunu düşünmüştü. Fakat daha sonra ortaya çıkan gelişmeler Kıbrıs Türk halkının düşündüğü gibi olmadı ve İngiltere, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin ittifak güçlerinin yanında yer almasını sebep göstererek adayı tek taraflı ilhak etti. Bu gelişmeden sonra Kıbrıs’taki Türk halkı ümitsizliğe kapılsa da, Anadolu’daki Milli Mücadele’nin Kıbrıs Türklerine büyük bir umut ışığı oldu. Yapılan çalışmada, 1919 yılında Anadolu’da başlayan Milli Mücadele’nin Kıbrıs’a duygusal etkisi, Kıbrıs’ta Türklük bilincinin oluşumundaki rolü irdelenecektir. Bu noktada Kıbrıs Türk siyasetinin 
geçirdiği evrelerin de irdelenmesi amaçlanmaktadır. 

Anahtar Kelimeler; Kıbrıs, Türklük bilinci, Siyaset 

Giriş 

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla, Batılı devletlerin “Hasta Adam”ı, büyük toprak kayıplarına maruz kaldı. Osmanlı Devleti, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında ortaya çıkan Rus tehlikesine karşı kendi güvenliğini sağlayabilmek için İngiltere ile gizli bir antlaşma imzalamak durumunda kaldı. Bu durumu fırsata çeviren İngiltere, Osmanlı karşısında, Hindistan yolunun 
güvenliği, Mısır’ın teminatı için "Ruslara karşı yardım" vaadi ile Kıbrıs'ı kiralamayı başarmıştı (Gürel,1984:17-Özsezer,2015:152). Kıbrıs, İngiltere’ye kiralandıktan sonra Osmanlı Devleti’nin, adada yaşayan Türklerle bağlantısını kesmediği anlaşılmaktadır. Aynı şekilde Kıbrıs’takilerin de Osmanlı Devleti ile bağlarını koparmadığı görülmektedir. Çünkü İstanbul’da cereyan eden sosyal, siyasal gelişmelerin izlerinin adada devam ettiğini görebiliyoruz (Özsezer,2015:152). Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında girmesiyle İngiltere kiralamış olduğu adayı, stratejik öneminden dolayı, tek taraflı olarak ilhak ettiğini açıkladı (Alasya,2002:380). Bu durum adadaki Türkler açısından büyük bir endişe yarattı. (Kızılyürek,2011:47). Kıbrıs Türkleri, İngilizlerin adadaki varlığının geçici bir durum olduğuna inanıyordu. Bu düşüncelerini de, adanın resmi olarak Osmanlı Devleti’ne ait olmasına dayandırıyorlardı. Fakat Kıbrıs’ın geleceği ile ilgili İngiltere’nin zihnindeki düşünce Türklerinki ile aynı değildi; bunu da, savaş boyunca, adada yaşayan Türklere yansıtmış olması beklenir. İngilizlerin yaklaşımından rahatsız olan Türkler, yavaş yavaş gelecek kaygısı yaşamaya başladılar (Kızılyürek,2011:217). İngilizler Kıbrıs’a geldikleri günden itibaren adayı geçici olarak işgal etmediklerini idari, mali ve hukuki alanlarda uyguladıkları kanunlarla göstermişlerdi (Demiryürek,2005:13). İlk olarak Kıbrıs için bir Anayasa ilan ederek işe başladılar. Kıbrıs’taki idarenin başına ise Yüksek Komiser unvanıyla bir İngiliz atadılar. İdare işlerde Yüksek Komisere yardımcı olunması için Kavanin ve İcra adlı iki meclis kurarak (Bedevi,1966:167-168) ada’da uyguladıkları yeni yönetimi pekiştirmeye çalıştılar. 

Milli Mücadele ve Kıbrıslı Türkler 

Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin yenik düşmesi ve İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali Kıbrıs Türkleri üzmüştü (Nesim,1989:316). 19 Mayıs 1919 tarihinin, sadece Anadolu’daki Türkler için değil Kıbrıs’takiler için de bir ümit vaad ettiği açıktır. Her ne kadar denizin diğer yakasında kalmış iseler de Kıbrıslı Türkler Anadolu'daki var olma mücadelesiyle oldukça yakından ilgilenmişlerdir; yeri gelmiş basın yoluyla destek vermiş, yeri gelmiş maddi, manevi yardımda bulunmuşlardır (Çevikel,2008:242). Bu dönemde Kıbrıs Türkleri, hem çeşitli 
tiyatro gösterileri düzenleyerek, anlatılan hikayelerle yapılan mücadeleyi tanıtıp, desteklemiş hem de bu gösterilerden elde edilen paraları göndererek Anadolu’daki Milli Mücadeleye maddi katkıda bulunmuşlardır (Irkad,1997:39). Buradan anlaşılıyor ki, meydana gelen olaylar, her ne kadar farklı bir devletin hegemonyasında egemenliğinde bulunsalar da, bu yönde her hangi bir sıkıntı 
yaşamasalar da, Anadolu’dakilerle duygusal bir bağ kurmuşlar, onların sıkıntılarını, bir yerde maddi ve manevi olarak üzerlerinde hissederek aynı şekilde onlara bu yönde ellerinden gelen katkıyı yapmaktan geri durmamışlardır. Bu da, adadaki Türkler arasında milli duyguların daha da yükselmesine yol açmıştır. Bunun izlerini dönemin Kıbrıs gazeteleri olan Söz, Doğru Yol, Vatan’a 
yansıyan Anadolu'daki Milli Mücadele hakkındaki haberlerde takip etmek mümkündür( Evre,2004:53 ). O yıllarda aylık olarak yayınlanan İrşad dergisinde de Milli Mücadeleyi destekleyen yazılar çıktığı görülmektedir ( Demiryürek, 2007:39 ) . 

Anadolu’daki mücadelenin Türklerin zaferiyle sonuçlanması Kıbrıs’taki Türklerde büyük bir sevinç yarattı. Öyle ki bu durum Dr. Fazıl Küçük’ün anılarında şöyle anlatılmaktadır; 

İzmir’in düşmandan kurtulduğu günlerde lisede okuyordum. Genç yaşlı hepimiz sokaklara dökülmüş… Davullar, zurnalar çalıyor biz sevinçten oynuyorduk. 
İngiliz sömürge idaresinin baskısından bıkıp usanan ve fakirlikten kan ağlayan Türk halkının tek umudu Atatürk’tü ve biz Atatürk’e seslenerek onu Kıbrıs’a davet ediyorduk. 

İzmir’in kurtuluşundan sonra adaya gizlice Türk bayrağı ve Atatürk’ün resimlerini getirmeye başlamıştık… Ancak gizlice yürütülen bu faaliyetleri sömürge 
yönetimi öğrenmişti. İngiliz valisi bugün hayatta olmayan arkadaşlarımızı çağırmış ve şu itirafta bulunmuştu: “Atatürk savaş kazanıyor, Türkiye’de halk zafer sevinciyle coşuyor ve şenlikler düzenleniyor. Buna bir diyeceğimiz yok. Fakat sizlere ne oluyor? Mustafa Kemal’in ne yüzünü gördünüz, ne de sesini duydunuz. Buna rağmen sokaklara dökülüp, Onun zaferlerini kutluyorsunuz. Hayret doğrusu! 

İngiliz valisi böyle konuşunca arkadaşlarımızdan beklenmedik ve çok kesin bir cevap aldı. Kıbrıs Türklerinin, Türkiye’nin kopmaz bir parçası olduğunu ve İngiliz 
yönetimin, Kıbrıs Türk halkının karakterini, Türklük duygularını ve Anavatan’a bağlılığını değiştirmesinin mümkün olmadığını belirten arkadaşlarımız, valinin 
moralini oldukça bozmuşlardır ( Akar,1981:13 ). 

Bu bilgiye dayanarak, Kıbrıs Türkleri ile Anadolu’daki Türkler arasında güçlü bir bağ olduğu rahatça söylenebilir. Buradan iki şey söylenebilir: Adadaki Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkmasında, büyük oranda, Türkiye’deki gelişmelerin etkisi bariz şekilde görülmektedir. İkinci olarak ise, aynı ortak paydaya sahip olan, denizin iki yakasındaki insanlar, birinin acısını diğeri de bire bir olmasa da hissediyor olmasından Anadolu’daki duygular, heyecanlar, siyasal düşünceler farklı bir siyasal sistem içinde yaşayan Kıbrıs’taki Türkler arasında da görülmüştür. Bu durum, İngiliz yönetimi için beklenmedik bir gelişmedir; çünkü İngiliz yönetimi o dönemde Kıbrıs’taki Türk toplumunun Anadolu’daki hareketlerden etkilenip ayaklanmasından çok korkuyordu (Irkad,1997:38). 

Adadaki İngiliz yönetiminin endişesi Lozan Antlaşması’ndan sonra da devam etti. İngilizler tedbir olarak, Anadolu’daki mücadele sonrası imzalanan Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkleri seçim yapmaya zorladılar: ya adada kalıp “İngiliz vatandaşı” olacaklar ya da Türklüğü tercih edenler Anadolu’ya gidecekler. Adadaki Türkler arasında duygusal yönden üst seviyede yaşanan bu 
gelişmeler, Türkler arasında milliyetçiliğin azalmasını değil aksine daha da kuvvetlenmesine yol açtı. Bunu, o dönemde İngiliz vatandaşlığını, İngiliz tebaasını kabul etmeyip Anadolu’ya göç eden Türklerin sayısının çokluğundan da anlamak mümkündür. 

Bu dönemde Anadolu’ya göç hareketinin başlayabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti adaya ilk kez Lozan Antlaşması sonrası konsolosluk açmıştı (Evre,2004:62). Böylece Kıbrıs’tan Anadolu’ya gerçekleşecek göçün( Ek1) daha sağlıklı bir şekilde yapılması amaçlanmıştır. Bu şekilde birçok Kıbrıslı Türk Anadolu’ya göçmüş ya da Türkiye tarafından göç için teşvik ettirilmişti. Ahmet An, yaptığı bir çalışmada, 1924-1927 döneminde beş bin kadar kişinin göç ettiğini fakat 1928 yılına ait bir raporda ise bunların bir çoğunun geri döndüğünü ifade etmiştir (An,1997:76). 

Bülent Evre’ye göre 1934’de Türkiye Kıbrıs’ın taşıdığı önemi kavrayarak adadan Anadolu’ya yapılan göçlerinin durdurulması için çaba sarf etmiştir. TBMM İzmir milletvekili Hüseyin Sırrı Bey, Kıbrıs’a gelerek burada bu yönde bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmada, Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs’ta kalmaları gerektiğini ve böylece Türkiye’ye daha faydalı olabileceklerini ifade etmiştir (Evre,2004:63). 

1930 Seçimleri, Devrimler ve 1931 İsyanı 

Bu etkilenme öncelikli olarak adada ana kütle üzerinde görülmekteydi. Ayrıca Osmanlı döneminde İstanbul, Cumhuriyet döneminde de Ankara merkezli siyasal gruplanmalar da adada kendisine yer buluyordu. Buna rağmen Kıbrıs’ın kendi içinde farklı bir siyasal yapılanmasından da söz edilebilir. Kıbrıs Türkleri içerisinde Münir Bey’e ve çevresindeki gelenekçi Müslüman seçkinlere karşı yenilikçi Kıbrıs Türk aydınları muhalefete başlamıştı. Yenilikçilerin esin kaynağı Milli Mücadele süreci, TBMM ve Mustafa Kemal’in Türkiye’de yaptığı reformlardır 
(Kızılyürek,218:2011a). Anadolu’daki siyasal tanımlamalara göre Kıbrıs’taki gruplar farklı kavramlarla tanımlanıyordu: Gelenekçi olanlara “Evkafçı” denilirken, yenilikçiler de “Halkçı” olarak isimlendiriliyordu. 

Lozan Antlaşması sonrası Kıbrıs’ta kalan Türkler, Rumlara karşı İngilizlerin yanında yer almaya başladı (Beratlı,1999:118). Bunun önemli bir göstergesi o dönemde Kıbrıslı Türklerin lideri durumundaki Münir Bey’in, 1926 yılında vali tarafından icra meclisine atanarak tam on bir resmi görev ve makamın sahibi haline getirilmesidir (Beratlı,1999:118). Münir Bey’e hem Türkler hem de 
İngilizler itibar ediyordu. Bu noktada belki de İngilizler Münir bey üzerinden Türkleri kontrol altına almaya çalışmışlardır. Münir bey ile İngilizlerin arasındaki bu ilişki, daha sonra ona İngilizler tarafından “Sir” unvanı verilene kadara sürdü. Sömürge yönetiminin arşivinde yer alan bir raporda, Münir Bey için şu ifadeler kullanılır: “Münir, bu sömürgede yaşayan Türk nüfusunun lideridir ve 
yüzde yüz İngiliz taraftarıdır”(Kızılyürek,218;2011a-Gazioğlu,200:231). Bu değerlendirmede Sir Münir’in kendi kişisel menfaati için Kıbrıs Türk toplumunun haklarını savunmayı göz ardı etmiş 
olabileceği görülmektedir. 

Halkçıları, Türkiye konsolosu olan Asaf Bey1 , Adadaki Halkçıları destekliyordu. Asaf Bey’in, Türkiye’nin Kıbrıs’taki çıkarlarının doğal olarak adadaki Türklerden geçtiğini bildiği için Kıbrıs Türklerine belki gereğinden fazla önem verdiği söylenebilir. 

Asaf Bey, yenilikçi Kıbrıs Türk aydınlarıyla beraber, Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı reformların adadaki Kıbrıs Türklerce de kabul görmesini, benimsenmesini teşvik ediyordu. Türk Konsolosluğu, Kıbrıs’taki Türkler için Türklüğün simgesi haline gelmişti (Evre,2004:68). 

Bu dönemde Kıbrıs’taki en önemli gelişme, Türkiye Cumhuriyeti’nde 1928 yılında yapılan Harf İnkılabının yansımaları olduğu söylenebilir. Kıbrıs’ın o dönemki İngiliz valisi Sir Ronald Storrs’un, bu inkılap gerçekleştikten sonra Türkiye’ye yaptığı ziyarette zamanın Başbakanı İsmet İnönü ile Harf İnkılabı hususunu konuştuklarını biliyoruz. Kıbrıs’taki Türk okullarında Türkiye’de kabul edilen Latin harfleriyle( Ek2 ) eğitim verileceğini İnönü’ye belirtmiştir. Nitekim 1929-1930 eğitim yılının Kıbrıs Türk okullarında Latin harfleriyle eğitime başladığı görülecektir 

(Behçet,1969:314). Harid Fedai’ye göre, Kıbrıs’ta Latin alfabesiyle eğitime başlanması, İngiliz idaresinin de işine gelmekteydi; çünkü Latin harflerinin kullanılması, İngilizler açısından, en azından bu yazıların okunmasını da olsa kolaylaştıracaktı(Fedai,2002:106). Ejdan Sadrazam’a göre ise, İngilizlerin harf inkılâbının desteklemesinin başka bir sebebi de kendi bürokrasine uygun, kolay 
uyum sağlayabilecek bireylerin yetişmesini teşvik etmektir. Böylece kendisine bağlı yerli aydın yetiştirerek hegemonyasının ömrünü uzatmaya çalışmaktı (Sadrazam,1995:87). Kıbrıs’taki yenilikçi aydınlar ile Türkiye’deki gelişmelerden uzak kalmak, kopmak istemeyenler istemeseler de İngilizlerin de hoşuna gidecek Latin harflerinin kullanılmasına gönülden destek vermişlerdir. 

Aynı dönemde Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri Kıbrıs’taki basınla da ilgilenmişlerdir. Türkiye’ye giden Söz gazetesi sahibi Mehmet Remzi Okan’a, Türkiye’deki görüşmeleri sonucunda, Kıbrıs’a dönerken Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle yeni bir baskı makinesi verilmişti. Böylelikle Söz gazetesi, Latin harfleriyle ilk defa çıkmaya başladı. Ulug’un verdiği bilgiye göre, Atatürk’ün Mehmet Remzi Okan’a desteği sadece Latin harfleriyle baskı yapacak bir matbaayla sınırla kalmamış, miktarı belli olmayan maddi destekte de bulunmuştur. Mehmet Remzi Okan, Ankara’da gördüğü bu destekler karşısında duygularını “Kıbrıs’ta Türk dili sönmemelidir” diyerek dile getirmiştir (Uluğ,1975:15). Başka bir ifadeyle, yeni Türkiye Cumhuriyeti, adadakileri fikri yönden destekledikleri gibi, kıt imkanları içinde maddi yardımlarla da desteklemeye gayret ettiği görülmektedir. 

Türkiye, Kıbrıs’ta, hem çeşitli vasıtalarla hem de konsolosu aracılığı ile Türkiye’deki reformların Kıbrıs’ta karşılık bulmasına gayret etmiştir. Bunun temel amacı, daha önce de söylemeye çalışıldığı üzere, Türkiye ile Kıbrıs’taki Türkler arasında bir kopukluk olmasının önüne geçmekti. Aynı zamanda Kıbrıs’taki Türklük bilincinin tam olarak gelişmesine katkıda bulunmasa da kaybolmasını önlemeye de gayret etmekti. 1930’lu yıllarda, Kıbrıs’taki Kavanin meclisi, için yapılacak olan seçimlerde Türkiye konsolosu Asaf Bey burada var olan siyasi rakiplerden Halkçılarla Evkafçılar arasından Halkçıları açıkça destekleyerek, bunun ne kadar içinde olduğunu göstermiştir 

(Evre,2004:72). Dolayısıyla Halkçıların adada kazanacağı her bir zaferi siyasal anlamda, Türkiye’nin adadaki gücünü de arttırmış olacaktı. 

1930 seçimlerinde rekabet, sırtını İngilizlere dayayan Evkafçılarla, desteğini Türkiye konsolosundan alan Halkçılar arasında geçmişti. Kıbrıs’taki İngiliz idaresindeki mecliste Türklere üç üye tahsis edilmişti. Seçim de bu üç üyelik için yapılmaktaydı. Kıran kırana geçen seçimlerin sonucunda üç üyeden ikisini Halkçıların adayı olan Necati Özkan ve Mehmet Zekâ kazandı. 

Üçüncüsü nü de Evkafçıların adayı Dr. Eyyüp kazandı. Halkçıların üç temsilcilikten ikisini kazanmış olmasında Türkiye konsolosu Asaf Bey’in büyük rolü olduğu açıktır. Bunu, hem Evkafçıların adayı Dr. Eyyüp beyin şikayetinde hem de İngiliz valisinin açıklamalarından rahatlıkla anlayabiliriz. (Evre,2004:72). Dönemin İngiliz valisi Ronald Storrs’a göre anti-İngiliz propagandasının sorumlusunun Türkiye konsolosu Asaf Beydi. (Kızılyürek,2011b:42). Dr.Eyyüp (Ek3) seçimlerde, iç siyasete müdahil olduğu için Asaf Bey’i İngiliz yetkililerine şikâyet etmişti. 

Dr. Eyyüp Bey İngiliz valisine Türkiye konsolosunu şu şekilde şikayet ediyor; 

Larnaka’da oturan Türkiye konsolosu Asaf Bey, son zamanlarda iki kez Baf’ı ziyaret ederek, seçimlerde bana karşı çıkan tüm muhaliflerimle temaslar yapmış, ayrıca bazı köylere de gitmiştir. 

Seçimlerin arifesinde, Türk konsolosunun seçim bölgemizi ziyareti ve sadece bana karşı olanlarla görüşmesi derin kuşkular yaratan bir durumdur (Gazioğlu, 
1996:212). 

Bunun üzerine İngiltere Dışişleri Bakanlığı bir sözlü nota ile, konsolos Asaf Bey’in adada kalmasına izin verilmeyeceğinin bilgisini, Türkiye’deki muhataplarına iletti. Türkiye de Asaf Bey’i merkeze çekerek yerine Celal Arat’ı gönderdi (Evre,2004:74) ama bu arada, adadaki Halkçıların, Asaf Bey’in adada kalması için bir kampanya başlattığı görülmektedir (Gazioğlu,1996:213). Asaf 
Bey’in, adada Türk milliyetçiliğinin olgunlaşmasında oldukça büyük katkı koyan birisi olduğu söylenebilir. Bunu, Asaf Bey’in adadan ayrıldıktan sonra “Adadaki Türk bilincinin” olgunlaşmasının yavaşlamasın dan da çıkarılabilir. 

1 Mayıs 1931 tarihinde Halkçılar tarafından Kıbrıs Türk Milli Kongresi düzenlendi (İsmailBirinci,1987: 108). Ahmet An bunun Kıbrıslı Türklerin Mustafa Kemal Atatürk’ün Erzurum ve Sivas kongrelerinden ilham alınarak yapıldığını düşünür (An,1997:157). Nazım Beratlı da ilave olarak bu kongreye bütün Türk köylerinden temsilcilerin katıldığını aktarır (Beratlı,1999:130). Burada alınan 
kararlar eğitim, müftülük, şer’i mahkemeler ve evkaf gibi kurumsal alanlarla ilgiliydi. Genel anlamda bu kongrenin temel amacı adadaki Türklük bilincini korumak ve onu geliştirmek için adım atmaktı. 

Bu arada Evkafçılar, hem bu kongreye hem de kongrede alınan kararlara karşı çıktılar. Evkafçıları destekleyen Hakikat gazetesi de, bu gibi girişimleri yersiz bulup Halkçıları itibarsızlaştıracak yayınlar yapmaya başladı(An,1997:158). Kıbrıs’taki Türklere milli duyguları yüceltmenin gereği yok şeklinde Evkafçılar tezviratta bulunurken Kıbrıs’taki Rumlar arasında milliyetçilik zirve yapmış görünmektedir. Zaten kısa bir süre sonra Enosis2 düşüncesinin 21 Ekim 1931 tarihinde yarattığı bir Rum isyanı da söz konusudur. Önce Lefkoşa’da başlayan başkaldırı kısa zamanda bütün adaya yayıldı (Gazioğlu,1996:260). Sonuç olarak İngiltere isyanı bastırdı, olayların çıkmasında suçlu gördüğü kişileri adadan sürdü ve II. Dünya Savaşı’na kadar sürecek bir sıkıyönetim ilan etti,  
( Gazioğlu,1996:260 ) .  
Bu gelişmelere ilave olarak İngilizler, okullarda Yunan ve Türk tarihlerinin okutulmasını yasakladı; her türlü milliyetçilik emarelerini sergileyecek faaliyetlere de izin verilmedi (Beratlı,1999:131).Bu süreçte hiç şüphe yok ki olgunlaşmakta olan Türklük bilinci sekteye uğrayacaktır. Bu bağlamda ilk dikkati çeken husus, halkı aydınlatmakla yükümlü, Türklük bilincinin canlı numuneleri olan gazeteler sansürlendi. Bundan sonra gazete çıkarmak isteyenlere ağır yükümlükler getirildi (Ünlü,1981:79). Ulusal simgeler olan Yunan bayrağının ve Türk bayrağının kullanımı yasaklandı. Daha önemlisi, eğitim kurumları tamamen İngilizlerin kontrolüne geçti. Hasan Behçet bu durumu şöyle naklediyor: 1878’den beri Maarif Encümenin elinde bulunan müfredatı, 19313 Rum İsyanından (Behçet,1969:172) sonra Maarif Dairesinin eline geçti. O dönemde Maarif Müdürü Papaz Nevham’dır4 (Behçet,1969:133). Bu durum, adadaki “Türklük bilincinin” kuvvetlenmesine haliyle engel oldu. Zira okullar, adadaki Türk toplumuna Türklük bilincinin kazandırıldığı en önemli yerlerdi. Morgan’a göre, ayaklanmalarda her hangi bir rolü olmayan ama yine de kısıtlamalara maruz kalan Kıbrıslı Türkler bu durumda, haksız yere cezalandırılıyorlardı. Buna rağmen adada Kemalizm’e desteğin, giderek arttığını ifade etmektedir (Morgan,2013:189). 


Ekler: 

(EK 1) 

Kıbrıs’tan Türkiye’ye göç eden Kıbrıs Türklerine verilen geçiş belgesi (mürur tezkiresi): Kıbrıslı Türk Hakkı bin Rüstem, Lozan Anlaşması gereğince Türk vatandaşlığını kabul etmiştir. Bu nedenle, 28 Temmuz 1926 tarihli, Kıbrıs Türk konsolosu Asaf Bey tarafından imzalanmış olan bu geçiş belgesi kendisine verilmiştir. (Bu belge için Prof. Dr Ali Efdal Özkul hocam’a teşekkür ederim.) 



(EK 2) 

Kıbrıs’ta İngiliz maarif dairesi Türk okullarında Yeni harfler ile eğitime 1929-1930 eğitim öğretim senesinde geçmesine rağmen 25 Kasım 1944 basım tarihli İngiliz sömürge yönetimin Kıbrıs’ta kullandığı resmi kâğıt para üzerinde İngilizce, Yunanca ve ilginç bir biçimde Osmanlı Türkçesi ile paranın değeri yazılmıştır. Bu da bizlere gösteriyor ki İngiliz sömürge yönetimi döneminde uzun seneler Kıbrıs’ta Osmanlı Türkçesi kullanıldı. Orta yaşın üzerindeki Kıbrıslı Türklerin yeni harflere vakıf olmamasından dolayı Osmanlı Türkçesinin kullanıldığı düşünülebilir. (Bu belge için Ahmet Karlıtaş’a teşekkür ederim.) 




Diğer yandan, İngilizler, adadaki Türk toplumunun hem Türklük bilincini unutturmak hem de Türkiye ile manevi bağları kesmek için olsa gerek, 19365 yılında İngiliz Müdür Harold Wood tarafından, Türk Lisesi’nin ismini İslam Lisesi6 olarak değiştirildi (Evre,2004:98 Öksüzoğlu,2008:9-Özsezer,2015:321). 

Her türlü basın ve yayın alanında ağır bir sansür uygulanmaya başlandı. Sansürün boyutlarının anlaşılması bakımından şu örnek verilebilir: Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra, 1938 yılı Aralık ayı içinde, Atatürk’ün kısa hayat hikâyesine ve cenaze törenine ait görüntüler bile İngilizler tarafından sansüre tabi tutulmuştur (Gazioğlu,1996:312-313-An,1997:246). Atatürk’le 
ilgili sansür haberleri, Ankara’ya da yansımış bunun üzerine, Türk hükümeti İngiltere’den gerekli izahat istenmiştir. İngilizler de cevap olarak, ‘bu tür filmlerin Kıbrıs’ın özel durum nedeniyle kargaşa yaratabilir kaygısı taşıdıkları’ yönünde bir açıklama yapmıştı (Gazioğlu,1996:312-313An,1997:246). 


2 Cİ BÖLÜM İLE DEVAM EDECEKTİR,



***